SAĞLIK
Kadınlar bilinçlenerek güçlendi 29 Nisan 2026 Çarşamba - 16:07:51 Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından kadınların yaşam kalitesini artırmak ve koruyucu sağlık bilincini yaygınlaştırmak amacıyla hayata geçirilen "Kadın Sağlığı Eğitimi" programı tamamlandı. 10 hafta süren eğitimlerin ardından katılımcılar sertifikalarını aldı. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen programa katılan 19 katılımcı, eğitimi başarıyla tamamlayarak sertifika almaya hak kazandı. Altınova TEK Atölye’de düzenlenen sertifika programında katılımcılara sertifikaları, Sosyal Yardımlar Şube Müdürü Zeliha Tümer ile Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli Sosyal Hizmet Uzmanı Simge Nur Öksüz tarafından takdim edildi. Kadınlara kapsamlı eğitimler verildi Program kapsamında katılımcılara; beden farkındalığı, ruhsal ve fiziksel sağlık, ruhsal iyilik hali, üreme sağlığı, iletişim becerileri ve kadın hakları gibi birçok başlıkta eğitimler verildi. Eğitim sürecinde, kadınların deneyimlerini rahatlıkla paylaşabilecekleri güvenli bir ortam oluşturularak bilgiye çekinmeden erişmeleri sağlandı. Bu sayede katılımcıların sağlık bilinci artırılırken onlara sosyalleşme fırsatı da sunuldu. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın "Sağlıklı kadın, güçlü aile; güçlü aile, güçlü toplum" vizyonuyla hayata geçirilen eğitim programları önümüzdeki dönemde de devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:47 Denizli’de parkinson hastaları için yeni dönem Denizli Büyükşehir Belediyesi, parkinson hastalarının yaşam standartlarını yükseltmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bir iş birliğine imza attı. Denizli Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Spor ve Yaşam Merkezi’nde düzenlenen lansmanla tanıtılan "Parkinson Egzersiz Destek Programı", bilimsel metotlarla hazırlanan özel bir rehabilitasyon sürecini kapsıyor. "ParkinSon değil başlangıç" temasıyla hayata geçirilen proje, DBB Gençlik ve Spor Hizmetleri ile Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlıkları koordinasyonunda, uzman nörologlar, fizyoterapistler ve spor eğitmenleri eşliğinde yürütülecek. "Sporun iyileştirici gücünü hastalarımızla buluşturuyoruz" Programın açılışında konuşan Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Ayşe Sarıkaya, projenin fiziksel kazanımlarına dikkat çekerek, "Sporun iyileştirici gücünü parkinson hastalarımızla buluşturuyoruz. Amacımız, hastalarımızın fiziksel hareketliliğini artırırken denge ve koordinasyon becerilerini en üst seviyeye çıkarmaktır" dedi. "Sosyal bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şenay Polatır ise projenin sosyal belediyecilik boyutuna vurgu yaparak, "Dezavantajlı grupların hayatını kolaylaştırmak bizim önceliğimizdir. Bu programla sadece bir egzersiz protokolü değil, aynı zamanda hastalarımızın sosyal hayata tutunabilecekleri bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" ifadelerine yer verdi. "Klinik denetim ve bilimsel yaklaşım şart" Tıbbi perspektiften programın önemini anlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Göksemin Demir, multidisipliner yaklaşımın altını çizdi. Prof. Dr. Demir, "Parkinson ile mücadelede ilaç tedavisi kadar uzman denetimindeki egzersizler de hayatidir. Nörolojik mekanizmayı destekleyen bu özel hareketler, hastalığın etkilerini minimize ederek yaşam standardını bilimsel olarak yükseltecektir" dedi. Kamu-özel sektör iş birliğine dikkat çeken Prof. Dr. Demir, Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu’na bu önemli iş birliği için teşekkürlerini iletti. Lansmanda egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi Konuşmaların ardından program kapsamında uygulanacak olan yoga ve pilates branşlarından kesitlerin sunulduğu bir egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi. Uzman eğitmenler eşliğinde yapılan egzersizler, katılımcılara hareket kabiliyetlerini yeniden kazanma, denge kontrolünü sağlama ve kas güçlerini artırma noktasında somut bir motivasyon sağladı. Lansman ile start verilen program, parkinson hastalarının düzenli olarak katılacağı eğitim seansları ve takip süreçleriyle Denizli’de toplum sağlığına katkı sunmaya devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:13 Şırnak’ta sağlık alanındaki öncelikler Sağlık Bakanı Memişoğlu’na aktarıldı AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile gerçekleştirdiği görüşmede kentteki sağlık yatırımları ve öncelikli ihtiyaçları değerlendirdiklerini açıkladı. Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nu ziyaret ederek kentin sağlık alanındaki ihtiyaçları ile devam eden yatırımları görüştü. Tatar, görüşmede 500 yataklı Şırnak Devlet Hastanesinin Eğitim ve Araştırma Hastanesine dönüştürülmesine yönelik çalışmaların ele alındığını belirtti. Tatar ayrıca Silopi Kadın Doğum Hastanesinin mayıs ayı sonunda hasta kabulüne başlayacağını ifade etti. Tatar ayrıca yoğun bakım kapasitesinin artırılması, tıbbi cihaz eksiklerinin giderilmesi ve İdil Devlet Hastanesinin statüsünün yükseltilmesine ilişkin taleplerini de Sağlık Bakanı Memişoğlu’na ilettiklerini söyledi. Milletvekili Tatar, amaçlarının vatandaşların sağlık hizmetlerine il dışına gitmeden hızlı ve etkin şekilde ulaşabilmesi olduğunu ifade etti. Tatar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na desteklerinden dolayı teşekkür etti. Beytüşşebap Devlet Hastanesinin bu yıl hizmete açılacağı, Cizre’de Kadın Doğum Hastanesi ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinin yıl içerisinde hizmet vereceği kaydedildi. İdil Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin de yıl içinde vatandaşların hizmetine sunulacağı belirtildi.
Bitki çayından kuru yemişe: Süt üretimine destek beslenme
12 Ağustos 2025 Salı - 11:31 Bitki çayından kuru yemişe: Süt üretimine destek beslenme "Emzirme sürecinde yaşanan stres, yetersiz beslenme ve sıvı kaybı, süt üretimini olumsuz yönde etkileyebiliyor" diyen Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, süt artıran ve anneye faydalı beslenme hakkında bilgi verdi. "Anne sütünün miktarını ve kalitesini etkileyen en önemli faktörlerden biri annenin beslenme düzenidir" diyen Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Bu süreçte doğal, mevsiminde ve besleyici içeriklere sahip gıdaların tercih edilmesi gerekir. Ayrıca sıvı tüketimi, yeterli uyku ve stres yönetimi de son derece değerlidir. Annelerin emzirme döneminde doğru bilgilendirilmesi de önemlidir. Dengeli beslenme alışkanlıkları, doğal içeriklerle desteklenmiş öğünler ve yeterli sıvı tüketimi hem annenin hem de bebeğin sağlığını olumlu yönde etkiler. Bu nedenle gerekirse beslenme ve diyet uzmanlarından destek alınabilir" ifadelerini kullandı. Yaz aylarına dikkat Yaz aylarında artan sıcaklıkların sıvı kaybını artırabileceğini vurgulayan Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Anneler sıvı alımını artırmalı, aynı zamanda bağışıklıklarını desteklemelidir. Bu noktada probiyotik değerli bir seçenektir" dedi. Süt üretimini destekleyen besinler Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, emziren annelerin günlük beslenme planlarına ekleyebilecekleri doğal ve süt artırıcı besinleri şu şekilde sıraladı: "Yulaf: Posa ve demir açısından zengindir. Enerji verir ve stresi azaltarak süt üretimini destekler. Rezene: Bitki çayı olarak tüketildiğinde süt miktarını artırabilir, sindirimi kolaylaştırır. Arpa: Beta-glukan içeriği ile süt üretimini teşvik eder. Susam ve Tahin: Kalsiyum açısından zengin bu besinler, süt üretimini destekleyici rol oynar. Kimyon: Çay ya da yemeklerde kullanıldığında sindirimi destekler, dolaylı olarak süt üretimine katkı sağlar. Yeşil Yapraklı Sebzeler (ıspanak, pazı, dereotu): Folik asit, kalsiyum, demir ve magnezyum içerikleriyle annenin günlük vitamin ihtiyacını karşılar. Kuru yemişler (badem, ceviz, fındık): Sağlıklı yağlar ve protein bakımından zengindir. Ara öğünlerde enerji verir. Sarımsak: Bazı araştırmalara göre bebeklerde emme süresini uzatarak süt üretimini olumlu etkileyebilir. Su ve Sıvı Tüketimi: Günde ortalama 2,5-3 litre sıvı alımı önerilir. Bitki çayları, şekersiz kompostolar ve hoşaflar destekleyici sıvı kaynaklarıdır." Emziren annelere özel çay Emziren anneler için evde kolayca hazırlanabilecek bir bitki çayı tarifi de paylaşan Uzm. Dyt. Yılmaz, şu karışımı önerdi: "Malzemeler: 1 su bardağı sıcak su 1 tatlı kaşığı rezene 1 dilim taze zencefil 1 çay kaşığı kimyon Karışım 5-10 dakika demlendikten sonra süzülerek günde 1-2 fincan tüketilebilir."
Diş tedavisinde yapay zeka çağı
12 Ağustos 2025 Salı - 11:26 Diş tedavisinde yapay zeka çağı Yapay zeka sayesinde hastalıkların teşhisi ve tedavisinde devrim niteliğinde gelişmeler yaşanıyor. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Melisa Öçbe, "Gözle göremediğimiz, ayırt edemediğimiz lezyonları, kistleri, hatta kanser hastalıklarının ön tanısını bize sunuyor. Türkiye klinik ve eğitimde yapay zekayı kullanan öncü ülkelerden biri" dedi. Dr. Melisa Öçbe, yapay zeka destekli tanı sistemlerinin Türkiye’de birçok klinikte aktif olarak kullanılmaya başlandığını söyledi. Öçbe, "Türkiye’deki diş hekimi meslektaşlarımın yaptıkları bilimsel çalışmalara baktığımda gelişmiş ülkelere çok yakın olduğunu ve hatta bazen çok daha iyi olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük bir gururdur. Ülkemiz bu alanda klinik rutinine de, eğitime de yapay zeka uygulamalarını dahil eden öncü ülkelerden biri oldu" dedi. "Gözle görülmeyen kistleri, lezyonları gösteriyor" Yapay zekanın görüntü analizindeki başarısının oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Öçbe, şöyle devam etti: "Diş hekimliğinde radyoloji alanında yapay zekayı sıklıkla kullanıyoruz, başarısı oldukça yüksek. Yapay zeka uygulamalarına panoramik röntgenleri ve radyolojik görüntüleri sunduğumuzda hastada mevcut olan diş çürüklerini, kanal tedavilerini, daha öncesinde yapılmış olan dolguları, gömülü dişleri, eksik dişleri, fazla dişleri ve diş eti çekilmesine bağlı gerçekleşen kemik kaybını bize gösteriyor. Yapay zeka aynı zamanda henüz olmamış problemleri bize başlangıç aşamasında, ’Bakın bu gerçekleşebilir’ gibi uyarılarla sunabiliyor. Henüz çürümeye başlamamış ya da gözle görülmeyen bir diş yapısındaki kaybı ’Burada mineral kaybı var, demineralizasyon var’ diye gösterebiliyor. Kemik içerisinde normalde iki boyutlu olan göremeyeceğimiz, kemik yıkımlarını, patolojik yapıları, kistleri, lezyonları yapay zeka analizlerde bize sunabiliyor" "Kanser ön tanısı bile koyuyor" Kemik içinde gizlenen lezyonlar ve kistlerin yanı sıra yapay zekanın bazı kanser türlerine yönelik ön tanı potansiyeline de dikkat çeken Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Melisa Öçbe, "Önce bizim gözle görebildiğimiz çürük gibi mevcut dolgular, kanal tedavileri gibi yapıları yapay zeka algoritmasına öğrettik. Algoritmanın şu anda geldiği nokta artık bizim de gözle göremediğimiz, seçemediğimiz, ayırt edemediğimiz gri tonlarını ayırıp bize mevcut lezyonların, mevcut kistlerin, tümörlerin hatta kanser hastalıklarının bir ön tanısını sunması. Yapay zeka üç boyutlu bir görüntü datasından, tomografi gibi manyetik rezonans görüntüleme gibi, lezyonları analiz ederek bir ön tanı sunabiliyor ve bu lezyonların hangi tedaviyle küçülebileceğini bize gösteriyor. Diyor ki: ‘Buna radyoterapi vermene gerek yok. Bu radyoterapiyle iyileşmeyecek bir kanser çeşidi’. Bu da hem devleti ekstra sağlık yükünden kurtarıyor hem hastayı ekstra komplikasyon ve yan etki riskinden kurtarıyor hem de hekimin iş gücünü azaltıyor. Bu hala geliştirilme aşamasında olsa da son 5 yıllık yapay zeka gelişiminde baktığımızda artık kliniklerde rutin olarak kullanabileceğimiz bir algoritma olması çok yakın gelecekte gibi gözüküyor" "Kişiye özel tedavi planlıyor" Yapay zekanın kişiye özel tedavi planlamasında oldukça yardımcı olduğuna dikkat çeken Melisa Öçbe, "Örneğin ortodontik tedavi veya implant planlamalarında hastanın mevcut kemik yapısına ve çenelerin birbirleriyle ilişkisine dayanarak hastaya özel bir tedavi planı çıkartmada çok yardımcı oluyor" dedi. Tedavi planı çıkarmanın da oldukça kolay olduğunu ifade eden Öçbe, "Tedavi planlaması butonuna tıklıyoruz ve bize dolgu yapılması gereken dişleri, çekilmesi gereken dişleri, hatta eksik dişlerin yerlerini, implant yapılması gereken yerleri dahi gösteriyor" diye konuştu. "Hastalarımız şaşırıyor" Dr. Melisa Öçbe, yapay zeka ile tedavi sürecine hastanın da dahil edildiğini anlattı. Öçbe, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hastalarımıza ’Şimdi sizi yapay zeka ile muayene edeceğiz’ diye bir giriş yapıyorum ve hastalar buna çok şaşırıyorlar. ’Yapay zeka sizin dişinizdeki çürüğü gördü. Bir kemik kaybınız var, yapay zeka gösterdi’ gibi bilgilendirmelerle onları sürece dahil ediyorum. Yapay zeka patolojik yapıların rengini, şeklini, vurgusunu değiştirdiği için hasta bu görsellerden durumunu daha iyi anlıyor. Hastalarımızın tepkileri olumlu oluyor" "İnanılmaz faydalı bir eğitim modeli" 2024 yılından itibaren Diş Hekimliği Fakültesi’nde yapay zeka uygulamasına başladıklarını vurgulayan Dr. Öçbe, "Bunun öğrencilerimiz için inanılmaz faydalı bir eğitim modeli olduğunu düşünüyoruz. Eskiden sınıfta sözlü bir şekilde ders anlatıyor, öğrencileri bilimsel olarak doyuramadığımı hissediyordum. Yapay zekayı derslerime katıyor olmam onların daha fazla ilgisi çekiyor. Yeni nesille daha iyi bağ kurabiliyorum. Teknolojik gelişmelerle mesleğin daha başındayken tanışmış olmaları ufuklarını genişletiyor" ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’daki patlama sonrası İstanbul’a nakledilen hastaların son durumunu doktoru açıkladı: "2’sinin durumu ciddiyetini koruyor"
12 Ağustos 2025 Salı - 11:09 Diyarbakır’daki patlama sonrası İstanbul’a nakledilen hastaların son durumunu doktoru açıkladı: "2’sinin durumu ciddiyetini koruyor" Diyarbakır-Batman kara yolundaki petrol sondaj kuyusunda meydana gelen patlamada yaralanan ve İstanbul’a nakledilen 4 hastanın son durumu hakkında bilgi veren Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Yanık Tedavi Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Mustafa Turan, "Hastalarımızı yaklaşık 10 civarında bölüm takip ediyor. Bir arkadaşımızın yüzde 90’a yakın yanığı söz konusu, birinin yüzde 85, onunki daha derin. Şu an yoğun bakımda olan 3 hastamızın 2 tanesinin durumu ciddiyetini koruyor, 1 hastamızı yakında servis tarafına almayı planlıyoruz, bir hastamız taburcu. Tüm bölümler seferberlik içerisinde tıbbın en son imkanları kullanılarak tedavilerini sürdürüyoruz" dedi. Diyarbakır-Batman kara yolunda 25 Temmuz günü petrol sondaj kuyusunda meydana gelen patlamada yaralananlardan 4’ü ambulans uçakla Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne nakledilmişti. 4 kişinin tedavisine ilişkin Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Yanık Tedavi Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Turan bilgi verdi. 1 kişinin tedavilerinin ardından kontrolleri sürmek üzere taburcu edildiğini aktaran Prof. Dr. Turan, tedavisi hastanede süren kişilerin son durumuna yönelik konuştu. "Tüm bölümler seferberlik içerisinde tedavilerini devam ettiriyoruz" Hastaların son durumunu açıklayan Prof. Dr. Mustafa Turan, "Diyarbakır bölgesinde bir patlama söz konusu oluyor sonra yaralı olan 4 arkadaşımız buraya nakledildiler. Şu anda tedavileri devam ediyor. Devletimiz uçak ambulansla hastaları buraya aldı, geldiklerinde 4’ünün de durumu ciddiydi, 3’ünün yoğun bakımda tedavileri devam ediyor. Yaklaşık 10 civarı bölüm aktif takip ediyor. Bunların içinde enfeksiyon hastalıkları, ortopedi, plastik cerrahisi, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, anestezi, yoğun bakım ve diğer beslenme bölümleri kombine, tüm bölümler seferberlik içerisinde bu hastalarımızın bakım ve tedavilerini yoğun bir şekilde devam ettiriyoruz. Bir arkadaşımızın yüzde 90’a yakın bir yanık alanı söz konusu. Bir hastamız yüzde 85 ama onun derinlikleri çok fazla, Diyarbakır’da da ilk acil ameliyatları yapılmış sonra biz de diğer süreçleri devam ettirdik. Yoğun bakımda olan servis tarafına alacağımız bir hastamız var, her 2 kollarındaki ve başındaki yara alanları iyileşme zemininde" dedi. "Süreçleri çok iyi yönetmemiz gerekiyor" "Tedavi süreçlerinde şu an ölü, yanmış dokuları yavaş yavaş almaya başlıyoruz" diyerek sözlerini sürdüren Prof. Dr. Turan, " Bıraktığınız zaman bakteriler için zemin hazırlıyor, hastayı zehirliyor ancak temizlerken de bir yandan vücudunun koruma bariyerini almış oluyoruz. Zaten yanık hastalarının en büyük kayıp nedenleri de o bakterilerin kana geçtikten sonra yol açtığı sepsis dediğimiz bir süreç oluyor. O yüzden bu bakımları, işlemleri çok dikkatli yapmamız lazım ki bu hastalar kötü bakterilere teslim olmasın. Ağır bir sepsise girip de hastaları kaybetmemek için o süreçleri çok iyi yönetmemiz gerekiyor. Özellikle ilk 2,5-3 hafta çok kritik oluyor. 3’üncü haftadan sonra istediğimiz genelde vücudunun yeni bir cilt süreci tamamlanmış oluyor. O ilk 3 haftayı atlattıktan sonra zaten biraz daha kozmetik, daha rahat çalışan sürecimiz başlıyor ve kurtarma ümidimiz daha fazlalaşıyor. Tüm hastalarımızı kurtaracağımızı düşünüyoruz, burada bizi tek zorlayacak, problem olabilecek süreç; dirençli bakteriler veya elimizdeki antibiyotiklere dirençli suşların devreye girip baskın bir duruma geçerek hasta için kötü bir senaryo üretmesi olabiliyor. O duruma gitmemeleri açısından sürekli, her gün yaralarını kontrol ediyoruz, yapabileceğimiz maksimum ne varsa yoğun bir şekilde yapıyoruz. Şu an yoğun bakımda olan 3 hastamızın 2 tanesinin durumu ciddiyetini koruyor, 1 hastamız da orta onu yakında servis tarafına almayı planlıyoruz. Bir hastamız baya toparladı, taburcu" şeklinde konuştu. "2 kişinin durumu ciddiyetini koruyor, 1’i taburcu, diğerini ise servise almayı planlıyoruz" Hastaların multidisipliner bir yaklaşımla, çok titiz bir şekilde takip edildiğini aktaran ve vatandaşlara uyarılarda bulunan Prof. Dr. Turan, sözlerine şöyle devam etti: "O sıcak havayı soludukları için akciğer hasarlarıyla da geliyorlar, kardiyak sorunlar olabiliyor, o yönden kardiyoloji bölümü destek sağlıyor. Hastanemizin ilgili bütün bölümlerine özellikle teşekkür ediyoruz. Herhangi bir eksiğimiz olmadan, tıbbın en son imkanları kullanılarak tedavileri sürdürüyoruz. Burası alt yapı olarak en büyük merkez, malzeme kullanımı olarak da en iyi merkezlerden bir tanesi olarak kabul edebiliriz. Çoğu yerde bu malzemelere ulaşılamıyor. Yaz dönemi maalesef yangın dönemi her an kazalar olabiliyor özellikle lavabo açıcılar bu ara çok gelmeye başladı. Çocukların çok fazla sıcak çayın yanında bulunmaması lazım, 4 aylık çocuk kenarda duruyor, çay devriliyor. Yüzde 60-70 yanık, mangala jel atılıyor, bomba gibi patlıyor, çok dikkatli olmak lazım" "İlk anda mutlaka hava almayan bir örtüyle yanan bölgenin kapatılması gerekiyor" İlk yardım süreçlerine yönelik konuşan Prof. Dr. Turan, "İlk anda mutlaka hava almayan bir örtüyle yanan bölgenin kapatılması gerekiyor çünkü özellikle petrol türevleri cilde yapışıyor. Onları söndürmek çok zor oluyor, suyla da sönmeyebiliyor. Solunum yolu da burada çok önemli, eğer hastanın solunum yolu etkilenmişse fazla gecikmeden erken dönemde entübasyon dediğimiz işlem ağır yanıklar için söz konusu, gerekebiliyor. Yanan bir şey olduğu zaman mutlaka hava ile bağlantısını kesmek lazım. Elektrik yanıklarında sulu ortamdan çıkarmak, şarteli mümkünse indirebilmek gerekli" ifadelerini kullandı.
Boynunuzda şişlik varsa dikkat
12 Ağustos 2025 Salı - 10:58 Boynunuzda şişlik varsa dikkat Toplumda yaygın olarak görülen endokrin hastalıklardan biri olan guatr, tiroid bezinin büyümesiyle ortaya çıkıyor. Özel Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Murat Uzuner, guatr hastalığına dair belirtilerden tanıya, tedavi seçeneklerinden cerrahi gerekliliğe kadar önemli bilgiler paylaştı. Guatrın boynun ön kısmında bulunan tiroid bezinin büyümesiyle geliştiğini belirten Uzm. Dr. Murat Uzuner, "Genellikle ağrısız bir şişlik ile kendini gösteren guatr, büyüklüğüne bağlı olarak yutma güçlüğü, nefes alma zorluğu ve boğazda baskı hissi gibi mekanik şikayetlere neden olabilir" dedi. Hastalığın sadece fiziksel şikayetlerle sınırlı kalmadığını vurgulayan Op. Dr. Murat Uzuner, hormon üretimindeki dengesizliklerin de guatrın belirtilerini çeşitlendirdiğini söyledi. Bu belirtilerin arasında ses kısıklığı, kalp ritminde düzensizlik, kilo değişiklikleri ve aşırı yorgunluğun da yer aldığını dile getiren Uzm. Dr. Murat Uzuner, "Hipertiroidi durumunda metabolizma hızlanırken, hipotiroidide yavaşlar. Her iki durum da guatrın farklı yüzlerini oluşturur ve tedavi planlamasını doğrudan etkiler" şeklinde konuştu. Tanı sürecinde biyopsi gerekebilir Guatr tanısının fizik muayene ile başladığını belirten Op. Dr. Murat Uzuner, "Tanı sürecinde tiroid fonksiyon testleri (TSH, T3, T4) ve ultrason görüntülemesi oldukça yol göstericidir. Eğer nodül şüphesi varsa, ince iğne aspirasyon biyopsisi ile değerlendirme yapılabilir" dedi. Guatrın diffüz ve nodüler olmak üzere iki ana türde görülebildiğini belirten Uzm. Dr. Murat Uzuner, diffüz guatrın tüm tiroid bezinin homojen olarak büyümesi, nodüler guatrın ise bir veya birden fazla nodül içermesiyle karakterize olduğunu kaydetti. Guatr tedavisinde tek bir yaklaşım olmadığını vurgulayan Op. Dr. Murat Uzuner, "Basit guatrlarda iyot veya tiroid hormonu takviyesi yeterli olabilir. Ancak nodüler guatrlarda nodüllerin yapısı, büyüklüğü ve kanser riski mutlaka değerlendirilmelidir" diye konuştu. Cerrahi hangi durumlarda gerekir? Cerrahi türlerinin hastalığın yaygınlığına göre belirlendiğini söyleyen Özel Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Murat Uzuner, "Guatrın cerrahi tedavisi (tiroidektomi), özellikle büyük guatrın nefes alma ve yutma güçlüğü oluşturduğu, tiroid kanseri şüphesinin bulunduğu veya hormonların kontrol altına alınamadığı toksik guatr vakalarında devreye giriyor.Total tiroidektomi ile bezin tamamı çıkarılırken, bazı hastalarda sadece bir lobun alınması (lobektomi) yeterli olabilir. Ayrıca ameliyat sırasında ses tellerine giden sinirlerin korunması için gelişmiş teknikler kullanılır. Tiroid sinir monitorizasyonu sayesinde ses kısıklığı riski en aza indirilebiliyor" şeklinde konuştu. Ameliyat sonrası yaşam: Takip şart Cerrahi sonrası dönemde nadiren komplikasyonlar gelişebileceğini belirten Op. Dr. Murat Uzuner, bunların başında ses kısıklığı, kalsiyum düşüklüğü (hipokalsemi), enfeksiyon ve hormon yetersizliği gibi durumların geldiğini ifade etti ve "Tiroid ameliyatı sonrası hastalarımız ömür boyu tiroid hormonu kullanmak zorunda kalabilir. Ancak bu hormonlar düzenli takip ve doz ayarı ile yaşam kalitesini yüksek tutmak mümkündür" dedi.
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi"
12 Ağustos 2025 Salı - 09:38 Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi" Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "2000’li yılların başında anne ölümlerinde 100 binde 64 civarı bir rakamımız vardı. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sağlığın gelişmesi ve vatandaşlarımızın sağlığının korunması kapsamında çok önemli yol katedildi ve bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi" dedi. Yüksek Riskli Gebelik Bilim Kurulu tarafından 50 riskli tanı başlığı belirlendi. Belirlenen tanılardan birine sahip gebeler sistem tarafından otomatik olarak ‘yüksek riskli gebe’ olarak işaretleniyor. Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, yapılan düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, yüksek riskli gebeleri yakından izleyecekleri bu programla çok daha etkin sonuçlar almayı hedeflediklerini belirtti. Anne ölümleriyle ilgili olarak, ilgili genel müdürlüklerle iş birliği içerisinde önemli bir projeyi hayata geçirdiklerini belirten Demirkol, yüksek riskli gebeleri yakından izleyecekleri programla çok daha etkili sonuçlar almayı hedeflediklerini vurguladı. "Bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi" Demirkol, "2000’li yılların başında anne ölümlerinde 100 binde 64 civarı bir rakamımız vardı. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sağlığın gelişmesi ve vatandaşlarımızın sağlığının korunması kapsamında çok önemli yol katedildi ve bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi. Burada en önemli hedefimiz bu rakamı hızlıca 10’un altına indirebilmek" şeklinde konuştu. Anne ölümlerini en aza indirmek için yoğun bir şekilde çalıştıklarına dikkati çeken Demirkol, bu kapsamda hayata geçirdikleri projeyle yüksek riskli gebeleri daha yakından takip edeceklerini anlattı. Demirkol, il ve ilçelerdeki koordinatörleriyle yüksek riskli anneleri yakından takip edeceklerini bildirerek, "Bu kapsamda sağlık bilgi sistemlerimiz ve kamu hastaneleri genel müdürlüğümüzle birlikte Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü olarak çalıştay yaptık ve bu çalıştay kapsamında bilimsel veriler ışığında, yine bilim insanlarımızın da destek verdiği bu komisyonlarda yeni 49 tanımızı belirlemiş olduk. Bu 49 tanımız bizim yüksek riskte gebe olarak bir annenin, anne adayının takip edilmesini sağlayacak tanılar" ifadelerini kullandı. İl ve ilçelerde kurmuş oldukları sistemler çerçevesinde gebelik sürecinde ve onun ardındaki lohusalık döneminde annelerin yakından takip edileceğini bildiren Demirkol, "Gebelik süresince 4 kez ve yine anne ölümlerinin en yoğun olduğu lohusalık dönemi yani doğumdan sonraki ilk 6 haftada da yakından aranarak süreçler takip edilecek, gerekirse evlerinde ziyaret edilecek. Bu kapsamda belirlenmiş sayılarda gebelik sırasında en az 4 kez, gebelik sonrasında en az 2 kez bu yüksek riskli etiketlenmiş anne adaylarımız takip edilmiş olacak, aranacaklar, gerekirse evlerine gidilecek ve en ufak bir sağlık ihtiyaçlarında da ekiplerimiz yanlarında olacak" açıklamasında bulundu. Sağlık ile ilgili tüm desteklerin nasıl yapılacağı konusundaki algoritmaları belirlediklerini söyleyen Demirkol, "Başta 8 branş olmak üzere bu yüksek riskli gebelerimiz hem gebelik süreçlerinde hem de lohusalık süreçlerinde randevusuz bir şekilde bu belli 8 branşa gidebilecekler. MHRS’de öncelikli tanınmış oldu tüm branşlar için ve yüksek riskli gebelerimizin hem il ve ilçelerimizde belirlenmiş koordinasyon ekiplerimizle aranmaları, hem hastaneye geldiklerinde ve aile hekimliklerine gittiklerinde çok daha yakından takip edilebilecekleri sistemleri geliştirmiş durumdayız" diye konuştu. "Annelerimizin bebeklerini kucaklarına alıp onları büyütmeleri için elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz" Demirkol, geliştirilen yazılımların çok daha iyi yerlere geleceğini vurgulayarak, "Özellikle bilimsel veriler ışığındaki yeni tanılarla birlikte de artık yüksek riskli gebelerimizin yakından takip edildiği, aile hekiminden hastaneye, hastaneden aile hekimine dijital entegrasyonla tüm klinik bilgilerinin notlarının gönderildiği, ihtiyacı olan tüm branşlarda randevusuz bir şekilde hastaneye geldiğinde hemen muayene olmaları, en doğru yere en doğru ve hızlı şekilde gitmelerini sağlayacak bu sistemimizin hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Düşük rakamın çok daha aşağılara gelmesi ve bizim tarafımızdan sadece bir vakanın bile kabul edilemediği bir sistem içerisinde annelerimizin sağlık içerisinde doğumlarını yapmaları, bebeklerini kucaklarına alıp en güzel şekilde onları büyütmeleri noktasında yine Halk Sağlığı olarak da elimizden gelen tüm gayreti göstermeye devam edeceğiz" dedi.
Kişiye özel tarama yöntemleri ve hasta takibi kanserde hayat kurtarıyor
12 Ağustos 2025 Salı - 09:19 Kişiye özel tarama yöntemleri ve hasta takibi kanserde hayat kurtarıyor Kanser vakalarında hastaya özel tarama ve risk profili oluşturulmasının tedaviyi başarıya ulaştırdığını belirten Denizli Özel Egekent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Bilge, "Hasta takibi, yalnızca tedavinin başarısını değil, hastanın yaşam kalitesini de doğrudan etkiler" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Bilge, kanserle mücadelede erken teşhisin ve düzenli hasta takibinin önemine dikkat çekti. Günümüzde iç hastalıkları yani dahiliye biriminin kanser taramalarında daha kişiselleştirilmiş yöntemlerle hastalara yol gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Ahmet Bilge, "Tarama yöntemleri artık kişiye özel planlanıyor. Tarama kararları artık her hastanın yaşı, yaşam tarzı ve risk faktörleri göz önünde bulundurularak veriliyor. Bbağırsak kanseri için 50 yaş üstü bireylerde kolonoskopi ana yöntem olarak tercih edilirken, ailesinde kanser öyküsü olan veya başka risk faktörleri taşıyan kişilerde yıllık gaitada gizli kan testi (FIT) gibi alternatifler de uygulanabiliyor. Akciğer kanseri taramaları, 50-80 yaş arası ve uzun süreli sigara içmiş bireylerde düşük dozlu bilgisayarlı tomografi yöntemiyle yılda 1 yapılabiliyor. Meme kanseri taramaları ise 40 yaş üzerindeki kadınlarda genellikle iki yılda bir mamografi ile gerçekleştiriliyor. Bu taramalar, iç hastalıkları birimi tarafından radyoloji ve onkoloji uzmanlarıyla iş birliği içinde yürütülüyor ve toplum sağlığı hedefleriyle uyumlu hale getiriliyor" diye konuştu. "Her hastaya aynı yaklaşım uygulanamaz" Dr. Ahmet Bilge, erken teşhisin başarıya ulaşabilmesi için her hastaya özel risk profili oluşturulması gerektiğini vurgulayarak; "Gelişmiş görüntüleme teknikleri ve biyobelirteçler, doğru zamanda doğru kararı almayı kolaylaştırıyor. Ancak bu testler, hastanın genel sağlık durumu ve yaşam kalitesiyle uyumlu bir şekilde entegre edilmeli" ifadelerini kullandı. Tarama sonrası net bir yol haritası şart "Tarama sonuçlarına göre izlenecek yol da en az teşhis kadar önemli" diyen Uzm. Dr. Ahmet Bilge Bilge, yüksek risk taşıyan bireylerde taramaların daha sık yapıldığını, düşük riskli kişilerde ise gereksiz testlerden kaçınılarak hem hasta konforunun hem de sağlık kaynaklarının korunduğunu belirtti. Hasta takibinin tedavinin sessiz kahramanı olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Ahmet Bilge, bu süreci üç başlık altında özetledi: "Kanser sürecinde tedavi kadar önemli olan bir diğer konu da düzenli hasta takibi. Tedaviye verilen yanıtın izlenmesi, yaşanabilecek yan etkilerin yönetimi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hastayı desteklemek büyük önem taşıyor. Takip sürecinde özellikle ilk 2 yılda kontroller genellikle üç ayda bir planlanıyor. Daha sonraki yıllarda ise hastanın durumu ve biyobelirteç sonuçlarına göre takip aralıkları yeniden düzenleniyor. Gerektiğinde görüntüleme yöntemleriyle destek sağlanıyor. Hasta takibi, yalnızca tedavinin başarısını değil, hastanın yaşam kalitesini de doğrudan etkiler. Bu nedenle hastane içinde etkin iletişim ve veri paylaşımı bir zorunluluktur"