Son Dakika
|
Diyarbakır’da şampiyonluk kutlamalarında 11 yaralı, 10 gözaltı
Kırmızı ışık ihlali yapan otomobil ortalığı savaş alanına çevirdi: 1’i ağır 4 yaralı
Okul saldırısında ağır yaralanan Almina Ağaoğlu vefat etti
Erdoğan'dan nüfus uyarısı: "Doğurganlık hızımız düşüyor, rakamlar tedirgin edici''
Kadın avukat cinayetinde zanlının ifadesi ortaya çıktı: ''İstemeden vurdum''
İnşaatta kafasına mutfak tüpü düşen işçi hayatını kaybetti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, işçi ve işveren temsilcilerini kabul etti
‘Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü’ duruşmasında 15 sanık tahliye edildi
Bursa’da avukat cinayeti: 7 şüpheli gözaltında
İzmir'de freni boşalan tır 10 araca çarptı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Ehliyetsiz sürücü zorluk çıkarınca biber gazı yedi
4 çocuk annesi kayıp kadın sırra kadem bastı: Avukattan JAK talebi!
Sarıyer’de hastanede yangın paniği
Bursa’da inşaatta kavga: İşçiler birbirine girdi
Eczacıbaşı Dynavit finalde
Yılmaz: "Doğu, Güneydoğu artık farklı bir noktaya gelmiş durumda"
Bakan Gürlek: "Türkiye fikren ve fiziken güçlü bir konuma gelmiştir"
SAĞLIK
Küresel sağlık diplomasisinde Türkiye vurgusu
03 Mayıs 2026 Pazar - 15:43:26
Türkiye, sağlık turizmi ve küresel sağlık diplomasisi alanında önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek "Uluslararası Sağlık Turizmi Zirvesi", dünyanın dört bir yanından üst düzey katılımcıları bir araya getirecek. Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) öncülüğünde, Genel Başkan Prof. Dr. Aysun Bay liderliğinde gerçekleştirilecek zirveye, 50’den fazla ülkeden sağlık bakan yardımcıları, büyükelçiler, uluslararası yatırımcılar, akademisyenler, sağlık yöneticileri ve sektör temsilcilerinin katılması bekleniyor. Türkiye’den ise Sağlık, Ticaret ile Kültür ve Turizm bakanlıkları nezdinde üst düzey katılım öngörülüyor. Zirvede, sağlık turizminde kalite ve akreditasyon, uluslararası hasta güvenliği, yatırım modelleri, kamu-özel iş birlikleri (PPP), dijital sağlık çözümleri ve yapay zeka destekli sağlık sistemleri gibi başlıklar ele alınacak. Organizasyon kapsamında ayrıca ülkeler arası iş birliklerini geliştirmeye yönelik B2B görüşmeler ile stratejik protokol imza süreçleri de gerçekleştirilecek. Prof. Dr. Aysun Bay yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin sağlık turizminde sadece bir hizmet sağlayıcı değil, aynı zamanda küresel sağlık diplomasisinin merkezlerinden biri olma yolunda ilerlediğini belirterek, "Antalya Zirvesi ile amacımız; ülkeler arasında sürdürülebilir iş birlikleri kurmak, yatırım süreçlerini hızlandırmak ve sağlıkta kalite standartlarını uluslararası düzeyde güçlendirmektir" dedi. Zirvenin, Türkiye’nin sağlık turizmindeki güçlü altyapısını, nitelikli insan kaynağını ve stratejik coğrafi konumunu uluslararası kamuoyuna tanıtması açısından önemli bir platform olması bekleniyor.
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:32
Bayburt TRSM’den hastalar ve ailelerine sosyal destek
Bayburt Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) tarafından nisan ayı boyunca hastalar ve ailelerine yönelik sosyal rehabilitasyon etkinlikleri düzenlendi. Eğitimden spora, sosyal yardımlaşmadan motivasyon programlarına kadar farklı alanlarda gerçekleştirilen etkinliklerle hastaların toplumla bütünleşmesine ve moral motivasyonlarının artırılmasına katkı sunuldu. Program kapsamında ekonomik yönden desteklenmesi gereken hastalar ve aileleri, ücretsiz giysi mağazasına götürüldü. Hastalar burada kendi ihtiyaç ve beğenilerine göre kıyafet seçme imkânı buldu. TRSM tarafından ayrıca Bayburt Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü iş birliğiyle ’Aile Beceri Eğitimi" düzenlendi. Eğitimde sosyal medya kullanımı ve dijital oyunların ruh sağlığı üzerindeki etkileri ele alındı. Ailelerin de sürece dahil edildiği etkinliklerle hastaların sosyal hayata katılımı desteklenirken, ailelerin dijital dünyaya karşı bilinçlenmesi ve sağlıklı iletişim yöntemleri geliştirmesi sağlandı.
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:25
Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı
Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren tedavisinde en kritik aşamanın hastaların kendi ataklarını tetikleyen unsurları belirlemesi olduğunu vurgulayarak, hastalığın sadece bir baş ağrısı değil, yaşam kalitesini düşüren ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren hastalığının yönetimi, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzı değişiklikleri hakkında açıklamalarda bulundu. Dr. Uluğ, migrenin çocukluk çağlarından itibaren görülebilen, günlük hayatı sekteye uğratan ve doğru tanı konulması gereken bir süreç olduğunu ifade etti. "Doğru tanı büyük önem taşıyor" Her baş ağrısının migren olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Nuray Can Uluğ, tanı sürecinin titizlikle yönetilmesi gerektiğini söyledi. Uluğ, "Öncelikle migreni taklit eden damarsal hastalıklar gibi durumların olup olmadığı araştırılmalı; gerekirse görüntüleme ve kan tahlilleri yapılmalıdır. Ayda bir veya iki kez görülen seyrek ataklarda sadece ağrıyı dindirmeye yönelik tedaviler yeterli olabilir. Ancak ağrılar haftada birkaç güne yayılıyor ve kişi sık sık acil servise başvuruyorsa, koruyucu ve daha kapsamlı bir tedavi planlanmalıdır" dedi. Migren botoksu ve aşı yöntemi Güncel tedavi seçeneklerine de değinen Dr. Uluğ, halk arasında "migren aşısı" olarak bilinen uygulamalar ile migren botoksunun rutin tedaviler arasına girdiğini ve başarılı sonuçlar verdiğini kaydetti. Migrenin sadece ağrıdan ibaret olmadığını; ışığa hassasiyet, kusma ve keyifsizlik gibi belirtilerle sosyal yaşamı felç edebildiğini hatırlattı. Lodos, açlık ve mayalı gıdalara dikkat Atakları tetikleyen çevresel faktörlere karşı hastaları uyaran Dr. Uluğ, son olarak şunları söyledi: "Adet dönemleri, uzun süreli açlık, lodoslu hava, mayalı içecekler ve aroması yüksek gıdalar migreni tetikleyebilir. Hatta şeker tüketimi ile migren arasında doğrudan bir bağlantı görülebilmektedir. Tedavide asıl amacımız, hastaların bu tetikleyicileri fark ederek kendi sorunlarıyla başa çıkma yöntemlerini öğrenmelerine yardımcı olmaktır."
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:17
Uzmanından tuzla ilgili önemli uyarı: Her tuz tüketilmemeli
Türkiye’nin önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da uzun yıllar tuzculuk yapan İlyas Ak, tüketicilerin tuz alırken ağır metal barındırmayan tuzları tercih etmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin en önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da binlerce yıl önce oluşan madenlerden çıkartılan tuzlar, saflığıyla Türkiye’deki en kaliteli tuzları arasında gösteriliyor. Farklı şehirlerde Çankırı tuzu altında ucuz fiyata satılan tuzlarla ilgili uzmanları vatandaşları uyarıyor. Çankırı’da uzun yıllardır tuzculuk yapan ve tuz üzerine araştırmalar yapan İlyas Ak, ağır metal içeren ya da İran’dan gelen tuzların sahtecilik yapılarak güvenilir olmayan satıcılar tarafından Çankırı tuzu olarak satılabildiğini söyledi. Saf tuzun renginin beyaz renkte olduğunu belirten Ak, tuz alırken rengine dikkat edilmesi gerektiğini ve güvenli satıcıların tercih edilmesi gerektiğini dile getirdi. "Tuzun doğal rengi beyazdır" Türkiye’de satılan tuzların özellikleriyle ilgili bilgiler veren Ak, "Günümüzde ‘Çankırı tuzu’ adı altında İran tuzunun satıldığına rastlanabiliyor. Bu tuzun içerisinde kükürt bulunur ve kolay şekil aldığı için üzerine resim ya da yazı baskıları yapılarak satışa sunulur. Ancak sağlık açısından uygun değildir. Kırşehir tuzu ise kısmen faydalı olmakla birlikte kireç oranı biraz yüksektir. Himalaya tuzu pembe renktedir. Tuzun doğal rengi beyazdır, içerisine karışan yabancı maddeler renk değişimine neden olur. Nevşehir tuzunda da yabancı madde oranı yüksektir. Bu nedenle en kullanışlı ve en sağlıklı tuzu Çankırı tuzu olduğu ifade edilmektedir. Çankırı tuzunun içeriğinde sadece doğal kil bulunur, ağır metal içermez. Sağlık açısından güvenle kullanılabilir" dedi. "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir" Vatandaşların Çankırı tuzunu bilimsel olarak kanıtlanan faydalarından dolayı tercih ettiğini belirten Ak, "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir. Özellikle Çankırı tuzu astım, nefes darlığı ve KOAH gibi rahatsızlıkları olan kişiler tarafından tercih edilebilir. Yemeklik tuzlarımız ise tansiyon hastaları, ödem sorunu yaşayanlar ve vücut dengesi hassas olan bireyler için destekleyici olabilir. İçeriğinde bulunan zengin mineral yapısı vücudun dengesini korumaya yardımcı olur ve hücre yenilenmesini destekler. Her tuzun kullanım amacı farklıdır, en sağlıklısı Çankırı tuzudur" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:58
Önce bebeğini doğurdu sonra eşine can oldu: "Böbreğimi verdim, kalbim bile olsa veririm"
2
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:08
Kopan sinirler bacağından alınan nakille onarıldı: Genç hastaya ikinci şans
3
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:20
Obezite hastaları Malatya’da tüp mide ameliyatıyla sağlığına kavuşuyor
4
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:40
KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı
5
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:39
Sinop’a 10’u uzman 11 hekim atandı
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:53
Yıllarca alerji sandı, tanı şaşırttı
Burnundan sürekli sıvı gelmesi şikayetiyle uzun süre alerji tedavisi gören Özlem Akçay, diş tedavisi sırasında yapılan tetkiklerle burnundan akan sıvının aslında beyin omurilik sıvısı olduğunu öğrendi. Menderes, Özdere bölgesinde yaşayan 50 yaşındaki Özlem Akçay, uzun süredir burun akıntısı şikayeti yaşıyordu. Doğayla iç içe bir bölgede yaşadığı için şikayetlerini alerjiye bağlayan Akçay, zaman içinde bu durumun sıradan bir alerjik rahatsızlıktan çok daha ciddi bir tabloya işaret ettiğini fark etti. Akçay, başka bir merkezde çekilen beyin tomografisi sonrası izmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesine başvurdu. yapılan incelemelerde, burun içinde en arkada bulunan (sfenoid) sinüs içine beyin dokusunun sarktığı ve buradan beyin omurilik sıvısının sızdığı izlendi. Tıbbi adıyla ’spontan beyin omurilik sıvısı kaçağı’ olarak bilinen ve ihmal edildiğinde ciddi enfeksiyonlara neden olabilen bir hastalığı işaret ediyordu. Prof. Dr. Eren ve ekibi tarafından endoskopik yöntemle kapalı olarak gerçekleştirilen ameliyat sonrası, hastanın burun akıntısı tamamen kesildi ve kısa sürede sağlığına kavuştu. ‘Beyin dokusu sarkması’ Hastanın tedavisini gerçekleştiren İEÜ Medical Point Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erdem Eren, süreci şu sözlerle değerlendirdi: "Özlem Hanım bize uzun süreli burun akıntısı şikayetiyle başvurdu. Yapılan incelemelerde, burun içinde en arkada bulunan (Sfenoid) sinüs içine beyin dokusunun sarktığı ve buradan beyin omurilik sıvısının sızdığı izlendi. Bu durum menenjit gibi ciddi komplikasyonlara yol açabileceği için acil müdahale edilmesi gereken bir tablodur." ‘Alerji sandım’ Ameliyat sonrası duygularını paylaşan Özlem Akçay, "Başta alerji sandım, çünkü çevremdeki pek çok kişinin burnu akıyordu. Alerji ilaçlarıyla geçeceğini düşündüm. Ancak uzun süre geçmeyince doktora başvurdum. Meğer burnumdan akan sıvı beyin sıvısıymış. Medical Point Hastanesi’nde çok başarılı bir operasyon geçirdim. Şimdi kendimi çok iyi hissediyorum" dedi.
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:36
Nöroloji Uzmanı Dr. Ramazan Akpınar: "Doğru alışkanlıklarla beyin sağlığınızı koruyun"
Beyin sağlığını korumanın yaşam kalitesini artırdığını belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Ramazan Akpınar "Beynimiz vücuttaki kaslara benzer; kullanıldıkça gelişir, kullanılmadığında zayıflar. Beyni formda tutmak için aktif olmak, egzersiz yapmak ve doğru alışkanlıklar geliştirmek gerekir" dedi. Medical Park Karadeniz Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Ramazan Akpınar, beyin sağlığını korumaya yönelik bilgilendirmelerde bulundu. Uzm. Dr. Ramazan Akpınar, uzayan yaşam süreleriyle birlikte beyin sağlığının önem kazandığına dikkat çeken beyin hastalıklarına karşı bireysel farkındalık ve koruyucu önlemlerin büyük rol oynadığını vurguladı. Uzm. Dr. Akpınar, "Beyin sağlığınıza dikkat ederek hem kendi yaşam kalitenizi artırabilir hem de beyin hastalıklarıyla mücadele eden kişilere destek olabilirsiniz" diye konuştu. "Uyku, beyin sağlığı için vazgeçilmezdir" Uyku bozukluklarının Parkinson ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklar için risk oluşturduğunu ifade eden Uzm. Dr. Akpınar, "Uyku sadece süresiyle değil, kalitesiyle de önemlidir. Kaliteli uyku, Alzheimer hastalarında biriken toksik proteinlerin beyinden temizlenmesine yardımcı olur. Yetişkinlerin her gece 7-8 saat düzenli uyuması beyin sağlığı açısından gereklidir" dedi. "Baş yaralanmalarını hafife almayın" Günlük yaşamda alınacak basit önlemlerin beyin travmalarını önleyebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Akpınar, "Kask kullanımı, emniyet kemeri takılması gibi önlemler, baş yaralanmalarına karşı ilk savunma hattını oluşturur. Küçük gibi görünen kafa travmaları bile uzun vadede ciddi nörolojik sorunlara yol açabilir" diye konuştu. "Egzersiz beyne giden kan akışını artırıyor" Düzenli fiziksel aktivitenin beyin sağlığına olan katkısına değinen Uzm. Dr. Akpınar, "Haftada 150 dakika orta tempolu egzersiz yapmak, beyne giden kan akışını artırır ve hafızayı güçlendirir. Egzersiz, Alzheimer riskini azaltır ve yaşla birlikte gelişen beyin fonksiyonlarındaki gerilemeyi yavaşlatır" ifadelerini kullandı. Beyni formda tutmanın yollarından birinin de zihinsel aktiviteler olduğunu belirten Uzm. Dr. Akpınar, "Beynimizi okumak, bulmaca çözmek, el sanatlarıyla uğraşmak gibi aktivitelerle sürekli meşgul etmeliyiz. Sosyal etkileşimler, hobiler ve yeni şeyler öğrenmek beyin sağlığı için çok değerlidir" dedi. Ruh sağlığının da beyin sağlığıyla doğrudan ilişkili olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Akpınar, "Depresyon ve stres, hafıza sorunlarına yol açabilir. Bu yüzden sosyal ilişkileri güçlendirmek, sanat ve müzik gibi terapötik aktivitelerle uğraşmak önemlidir. Kendimize iyi bakmadan önce beynimize iyi bakmalıyız" açıklamasında bulundu.
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:34
Prof. Dr. İnan: "Egzersiz ve sağlıklı beslenme meme kanseri riskini azaltıyor"
Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserinden korunmak için önerilerde bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aydın İnan, "Haftada 150 dakika egzersiz yapılmalı, ideal kiloda kalınmalı, sigara ve alkolden uzak durulmalı. Taze sebze-meyve ağırlıklı beslenilmeli, lifli gıdalar tercih edilmeli, şekerli ve işlenmiş ürünlerden uzak durulmalı" dedi. Medical Park Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aydın İnan, meme kanseri hakkında açıklamalarda bulundu. Meme kanserinde erken teşhise dikkat çeken Prof. Dr. İnan, "Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla meydana gelen kötü huylu (malign) hastalıktır. Normalde vücudumuzdaki hücreler belirli bir düzen içinde büyür, bölünür ve ölür. Ancak kanserli hücreler bu düzeni bozar ve kontrolsüz biçimde çoğalırlar. Hastalık süt kanallarından veya süt bezlerinden gelişebilmektedir. Lenf veya kan yolu ile lenf bezlerine ve diğer organlara yayılabilmektedir (metastaz). Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biridir ve erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksektir. Ancak geç fark edilirse hem tedavi süreci daha zorlu olur hem de yaşam süresini ve kalitesini olumsuz etkileyebilir. En çok 40 yaş sonrası kadınlarda görülür. 50 yaş sonrası risk artar. Genetik yatkınlığı olanlarda daha erken yaşta da görülebilir" diye konuştu. "En sık belirtisi memede veya koltuk altında ele gelen sert kitledir" Belirtilere değinen Prof. Dr. İnan, "En sık belirtisi memede veya koltuk altında ele gelen sert kitledir. Bu sertlik zamanla büyüyebilir. Meme başından akıntı gelmesi görülebilir. Bu akıntı kanlı veya berrak olabilir. Meme başında içeri çökme veya çekinti meydana gelmesi, meme derisinde çukurlaşma veya portakal kabuğu gibi bir görünüm meydana gelmesi, meme şekil veya boyutunda değişiklik diğer belirtiler arasındadır. Meme cildinde kızarıklık, şişlik, sıcaklık ve hassasiyet olabilir. Bu belirtiler inflamatuar meme kanseri diye adlandırılan hastalığın belirtileri olabilir. Bazen bu belirtilerin hiçbiri yoktur. Hastanın kontrolleri sırasında meme kanseri tespit edilebilir. Bu yüzden düzenli kontrollere gitmek büyük önem taşır" şeklinde konuştu. "Tanı için fizik muayene yapılır, hastanın öyküsü değerlendirilir" İnan, meme kanserinin teşhisiyle ilgili, "Tanı için fizik muayene yapılır, hastanın öyküsü değerlendirilir. Düzenli kendi kendine muayene ve doktor kontrolü önemlidir. Mamografi, ultrason, gerekirse MR kullanılır. Şüpheli kitlelerden biyopsi alınarak kesin tanı konur. Kadınlar memelerindeki kitleyi genellikle kendileri fark eder. Sert, ağrısız kitleler uyarıcıdır. Ancak her sertlik kanser değildir. Görüntüleme yöntemleri tanıda yardımcıdır. Kendi kendine muayene erken teşhis için basit ama etkilidir" ifadelerine yer verdi. "40 yaş sonrası yılda bir mamografi önerilir" Mamografinin ne sıklıkla yapılması gerektiğini anlatan İnan, "40 yaş sonrası yılda bir mamografi önerilir. 55 yaş sonrası aralık hastaya göre iki yıla çıkarılabilir. Aile öyküsü olanlarda daha erken başlanabilir. Mamografi düşük doz radyasyon içerir" ifadelerini kullandı. "Nadiren erkeklerde görülebilir" Erkeklerde meme kanserinin çok az görüldüğünü söyleyen İnan, "Erkeklerde meme kanseri nadirdir (yüzde 1’den az). Ancak memede sertlik, şişlik veya akıntı varsa doktora başvurulmalıdır. Aile öyküsü, genetik yatkınlık, bazı karaciğer ve hormon bozuklukları riski artırır" dedi. "Görülme oranı artıyor" Meme kanserinde görülme sıklığındaki artışa dikkat çeken İnan, "Ömür süresinin uzaması, çevresel toksinler, sigara, alkol, kötü beslenme, obezite, erken adet-geç menopoz, doğum sayısındaki azalma gibi faktörler sıklığı artırıyor. Ayrıca tarama programları sayesinde tanı oranları da artmaktadır" ifadelerini kullandı. "Kadınlar vücut yapılarını tanımalı, düzenli olarak kendi kendine kontrol yapmalıdır" Meme kanserinden dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. İnan, "Kadınlar vücut yapılarını tanımalı, düzenli olarak kendi kendine kontrol yapmalıdır. Şüpheli bir durumda hemen doktora başvurulmalıdır. Ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsü, genetik yatkınlık (BRCA1/BRCA2), 40 yaş sonrası, uzun süreli hormon kullanımı, obezite, hareketsizlik, sigara, alkol kullanımı, erken adet ve geç menopoz risk faktörleri arasındadır" dedi. Meme kanserinden korunmak için tavsiyeler Prof. Dr. İnan, meme kanserinden korunmak için şu önerilerde bulundu: "Haftada 150 dakika egzersiz yapılmalı, ideal kiloda kalınmalı, sigara ve alkolden uzak durulmalı. Taze sebze-meyve ağırlıklı beslenilmeli, lifli gıdalar tercih edilmeli, şekerli ve işlenmiş ürünlerden uzak durulmalı. Doğum ve emzirme de koruyucudur. Düzenli taramalar aksatılmamalıdır. Bitkisel ağırlıklı, liften zengin, sağlıklı yağlar içeren beslenme önerilir. Kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri sınırlandırılmalı. Omega-3 kaynakları tercih edilmeli. Şekerli içecekler ve rafine karbonhidratlardan kaçınılmalıdır. Probiyotik besinler bağışıklığı destekler." "Tedavi kişiye özel planlanmalı" Meme kanserinde tedavi seçeneklerine değinen Prof. Dr. İnan, "Tedavi, hastanın yaşı, genetik durumu ve tümörün özelliklerine göre kişiye özel planlanır" dedi. Prof. Dr. İnan, tercih edilebilecek tedavi yöntemlerini şöyle sıraladı: "Cerrahi (meme koruyucu veya mastektomi), kemoterapi (ameliyat öncesi/sonrası), radyoterapi, hormon tedavisi (reseptör pozitif hastalarda), hedefe yönelik tedaviler (HER2 pozitif hastalarda) ve immünoterapi. Endoskopik cerrahiden lazer tedavisine kadar birçok yöntem hasta için uygun şekilde uygulanır."
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:24
Mersin’de görme engellilere bağımsız yaşam eğitimi
Mersin Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Yaşam Merkezi, görme engellilerin yaşam kalitesini artırmak ve bağımsız hareket etmelerini sağlamak amacıyla esnek ve kapsayıcı eğitimlerini sürdürüyor. Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Engelsiz Yaşam Merkezi, özel bireylerin toplumsal yaşama daha aktif katılım sağlamalarına yönelik çalışmalarına devam ediyor. Merkezde 2022 yılından bu yana düzenlenen ‘Bağımsız Hareket Kursu’, görme engelli bireylerin günlük yaşamda bağımsız hareket edebilmeleri için kapsamlı bir eğitim sunuyor. Engelsiz Yaşam Merkezi; bağımsız hareket eğitiminin ötesine geçerek, görme engelli bireylerin yaşam kalitesini artırmayı ve onların kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir sistem oluşturmayı hedefliyor. Eğitimler, bireylerin ihtiyaç duyduğu her alanda esnek ve kapsayıcı bir anlayışla sürdürülüyor. Katılımcılar, günlük yaşamda karşılaşabilecekleri konularda uygulamalı olarak destekleniyor Kurs kapsamında görme engelli bireylere; çevrelerini güvenli şekilde tanıma, yönlerini bulma, baston kullanımıyla rehberli ya da rehbersiz yürüme gibi temel hareket becerileri kazandırılıyor. Haftada bir gün 4 ders saati olarak düzenlenen kursa, şu anda 10 öğrenci devam ediyor. Eğitim sürecinde katılımcılar yalnızca hareket becerileri değil, günlük yaşamda karşılaşabilecekleri birçok konuda da uygulamalı olarak destekleniyor. Engelsiz Yaşam Merkezinin uygulama evinde, bulaşık yıkamadan kahve pişirmeye, ütü yapmaktan yatak düzenlemeye kadar çeşitli ev içi beceriler öğretiliyor. Görme engelli bireyler ’Teksin’ uygulamasını kullanarak, toplu taşıma araçlarını bağımsız şekilde kullanmayı öğreniyor. Merkezde verilen eğitimlerde, trafikte yön ve hız algısı kazanma, araç seslerini ayırt edebilme ve sinyalizasyon olmayan yollarda güvenli geçiş gibi kritik beceriler üzerinde de duruluyor. Sosyal hayata katılımı teşvik etmek amacıyla restoran, kafe ve market gibi alanlara da grup halinde gidilerek, katılımcıların özgürce sipariş vermeleri ve ödeme yapmaları sağlanıyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda bulunan kütüphaneyi de ziyaret eden kursiyerler, burada yer alan Braille Alfabesi ile basılmış kitaplara da erişebiliyor. "Amacımız, bireylerin en az yardımla ya da yardımsız hayatlarını sürdürebilmesi" Sağlık İşleri Dairesine bağlı Engelsiz Yaşam Merkezinde Bağımsız Hareket Becerileri ve Brill Alfabesi alanında usta öğretici olarak görev yapan Kadriye Kılıç, görme engelli bireylere günlük hayatlarını yardım almadan ve rahatlıkla sürdürebilecekleri her şeyi öğrettiklerini belirterek, "Kursumuz 13 yaş ve üzeri az gören ya da tamamen görme kabiliyet kaybeden bireylere yönelik. Ancak sağlıklı iletişim kurabildiğimiz takdirde, 11 yaşa kadar olan gruplar da derslerimizden faydalanabiliyor" dedi. Özel bireylerin, hayatta daha aktif rol alabilmeleri adına çaba sarf ettiklerini söyleyen Kılıç, "Amacımız; kişinin, en az yardımla ya da hiç yardım almadan günlük hayatını sürdürebilmesi" diye konuştu. "Engelsiz Yaşam Merkezi ile engelleri beraber aşıyoruz" Kurs hakkında detaylı bilgiler de aktaran Kılıç, "Kursumuz ortalama 1 yıl sürüyor. Fakat kişinin durumuna göre bu değişiklik gösterebiliyor" sözlerine yer verdi. 3 ay boyunca Engelsiz Yaşam Merkezinde çalışmalar gerçekleştirdiklerini belirten Kılıç, süreç boyunca özel bireylerin her alanda yanlarında olduklarını vurgulayarak, "Normal gelişimli insanlarla, özel bireylerin yapabilecekleri şeyler aynı. Fakat özel bireylerin biraz daha zor. Bu durumu da kişinin kendine olan yaşama sevinci ve özgüveni ile destekleyerek, aynı seviyeye taşıyabilir. Engelsiz Yaşam Merkezi ile engelleri beraber aşıyoruz" dedi.
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:16
Uzmanından uyarı: "Yangın dumanı akciğerlerimizi hızla yaşlandırıyor"
Orman yangınları sırasında ortaya çıkan dumanın, havada asılı kalan ince partiküller şeklinde solunum sistemine girdiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Gazi Gülbaş, bu partiküllerin akciğer yaşlanmasını hızlandırdığına dikkat çekti. Türkiye’nin birçok yerinde yaşanan orman yangınları sonrası ortaya çıkan duman, kül ve zehirli gazların; solunum yollarını doğrudan etkileyerek sistemik toksisiteye yol açabilen ciddi bir sağlık tehdidi oluşturduğunu belirten Medicana International Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Gazi Gülbaş, erken müdahale, korunma önlemleri ve düzenli tıbbi takibin hayati önem taşıdığını vurguladı. Yangın dumanının, karbon monoksit, karbon dioksit, partikül madde, formaldehit, akrolein, benzen, siyanür ve nitrojen oksitler gibi birçok zararlı madde içerdiğini belirten Prof. Dr. Gülbaş, "Özellikle ince partiküller olarak bu zehirli maddeler solunum yoluyla kolayca akciğerlere ulaşır ve sistemik dolaşıma karışabilir. Uzun süreli yangın dumanına maruziyet, akciğer yaşlanmasını hızlandırır. Bu durum, Avustralya’da 45 gün süren taş kömürü maden yangınında duman soluyan bireylerde akciğer yaşlanmasının ortalama 4,7 yıl hızlandığının tespit edilmesiyle kanıtlanmıştır" dedi. Solunum yetmezliğine neden olabiliyor Maruziyetin yoğunluğu ve süresinin önemli olduğunu ancak kısa süreli düşük yoğunluklu maruziyetlerde bile belirtiler gözlenebildiğini belirten Prof. Dr. Gülbaş, "Nefes darlığı, ses kısıklığı, karbonlu balgam, hırıltıya yol açabilmektedir. Yoğun maruziyet sonucu ani akciğer hasarı ve solunum yetmezliği, zatürre, hava yolu darlığı ve akciğer dokusunda sertleşmeye bağlı nefes darlığı ve solunum yetmezliği gelişir. Özellikle KOAH ve astım hastalıklarında duman maruziyeti hastalıkların hızla ilerlemesine neden olur" ifadelerini kullandı. Yüksek akımlı oksijen tedavisi alınmalı Yangın dumanına maruz kalan kişilerin en kısa sürede dumanlı ortamdan uzaklaştırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Gülbaş, tedavi süreciyle ilgili şu bilgileri verdi: "Hızlıca kontrollü bir şekilde yüksek akımlı oksijen tedavisine başlanmalı, nefes açıcı ve balgam sökücü ilaçlar uygulanmalı, sıvı tedavisi verilmelidir. Bu tedavilere rağmen solunum yetmezliği devam eden bireylerde solunum cihazı ile solunum desteği sağlanmalıdır. Karbon monoksit ya da siyanür maruziyeti söz konusuysa uygun antidot tedavisi uygulamalıdır."
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:56
Uzmanı açıkladı: "Eklem hastalıklarında artroskopi cerrahisi ile iyileşmek mümkün"
Dirsek hastalıklarında tercih edilen artroskopik cerrahiden bahseden Opr. Dr. Barış Özgürol, "Dirsek karmaşık bir eklem olup, genellikle yaralanmalar, aşırı kullanım, yaşlanma, iltihaplanma ve genetik faktörler gibi birçok nedenden etkilenebilir. Artroskopik cerrahi ise dirsek eklemindeki hastalıkların tedavisinde kullanılan minimal invaziv (kapalı) bir tekniktir" dedi. Liv Hospital Samsun Ortopedi ve Travmatoloji Uzm. Opr. Dr. Barış Özgürol, dirsek hastalıkları hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Dr. Özgürol, "Dirseğin karmaşık bir eklem olduğunu belirten Op. Dr. Özgürol, "Genellikle yaralanmalar, aşırı kullanım, yaşlanma, iltihaplanma ve genetik faktörler gibi birçok nedenden etkilenebilir. Artroskopik cerrahi ise dirsek eklemindeki hastalıkların tedavisinde kullanılan minimal invaziv (kapalı) bir tekniktir" diye konuştu. "Dirsek hastalıkları" Dirsek ekleminde çeşitli hastalıklar ve durumlar gelişebileceğini söyleyen Dr. Özgürol, bu hastalıkları şöyle sıraladı: "Dirsek kıkırdak hasarı, tenisçi dirseği, golfçü dirseği, dirsek sıkışma sendromu ve dirsek bağ yırtıkları." "Modern cerrahi tekniklerinden biridir" Artroskopi hakkında bilgi veren Op. Dr. Özgürol, "Artroskopi, eklemdeki hastalıkları tedavi etmek için kullanılan minimal invaziv (kapalı) bir cerrahi tekniktir. Artroskopik cerrahi, eklemdeki hasarlı dokuları tedavi etmek için küçük bir kamera ve özel cerrahi aletler kullanılarak yapılır. Modern cerrahi tekniklerden biri olup, dirsek eklemi içindeki hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılan bir ameliyat yöntemidir. Bu işlem eklemi tamamen açmak yerine, 1-2 adet yaklaşık 1,5 santimlik küçük kesilerle gerçekleştirilir" şeklinde konuştu. "Dirsek artroskopisinin tercih edileceği durumlar" Dr. Özgürol, dirsek artroskopisinin kullanılacağı durumlarla ilgili, "Kıkırdak ve kemik hasarının onarılması: Artroskopi, dirsek eklemindeki hasarlı kıkırdak ve kemikleri onarmak için kullanılır. Bu, ağrıyı azaltabilir ve eklem fonksiyonunu iyileştirebilir. Bağ yırtıklarının tedavisi: Dirsekteki bağ yaralanmalarının onarılması için artroskopi kullanılabilir. İltihaplanmış dokuların temizlenmesi: Dirsek eklemindeki iltihaplanmış dokular ve sıvı birikintileri artroskopi ile temizlenebilir, bu da ağrıyı hafifletir. Sıkışma sendromlarının tedavisi: Eklemdeki sıkışmaların çözülmesi ve hareketliliğin artırılması amacıyla artroskopik cerrahi uygulanabilir" ifadelerini kullandı. "Daha hızlı iyileşme mümkün" Artroskopik cerrahinin avantajlarından bahseden Dr. Özgürol, "Küçük kesilerle gerçekleştirildiği için çevre dokulara minimal düzeyde zarar verilir. Ameliyat sırasında yapılan küçük kesiler, estetik açıdan daha iyi sonuçlar sağlar ve iyileşme sürecini hızlandırır. Geleneksel cerrahiye kıyasla yumuşak dokulara daha az müdahale edildiği için ameliyat sonrası ağrı daha azdır. Doku iyileşmesi daha hızlı olur ve hasta günlük yaşamına daha kısa sürede dönebilir. Küçük kesiler ve minimal doku hasarı, enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Hastalar genellikle ameliyat günü taburcu edilir ve hastanede uzun süre kalmaları gerekmez. Kamera sayesinde eklem içi yapılar yüksek çözünürlükte ve detaylı bir şekilde görüntülenir. Ameliyat sonrası eklem hareket açıklığı ve fonksiyonu daha iyi korunur ve geri kazanılır" açıklamasında bulundu.
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:42
Yaz aylarında çocuklarda karın ağrısına dikkat
Yaz aylarında artan sıcaklık ve enfeksiyon riskine bağlı olarak çocuklarda karın ağrısı şikayetleri artış gösteriyor. Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mithat Günaydın, basit nedenlerin yanı sıra cerrahi müdahale gerektiren ciddi hastalıkların da karın ağrısına yol açabileceğini belirterek, aileleri dikkatli olmaları konusunda uyardı. Karın ağrısının altında yatan nedenlerin dikkatle araştırılması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Günaydın, çocukluk çağında görülen karın ağrılarının genellikle idrar yolu enfeksiyonu, ishal veya bağırsak parazitleri gibi ilaçla tedavi edilebilecek rahatsızlıklardan kaynaklandığını söyledi. Ancak yaklaşık 50 farklı hastalığın bu belirtiyle ortaya çıkabileceğini ve bunların yüzde 1 ila yüzde 3’ünün cerrahi müdahale gerektirdiğini hatırlattı. İnvajinasyon sessiz ilerliyor Cerrahi nedenler arasında akut apandisit ve invajinasyonun öne çıktığını belirten Günaydın, invajinasyonun özellikle süt çocuklarında görüldüğünü ve ishal sonrası gelişebildiğini kaydetti. Yaz aylarında artan bakteriyel ve viral ishaller nedeniyle bu riskin yükseldiğine dikkat çekti. Çilek jölesi gibi dışkıya dikkat Kusma, karında "sucuk gibi" kitlenin hissedilmesi ve çilek jölesi şeklinde dışkının invajinasyon belirtisi olabileceğini ifade eden Günaydın, böyle bir durumda çocuk cerrahisine başvurulması gerektiğini söyledi. Gecikme durumunda bağırsakta kangren oluşabileceğini ve genel durumun hızla bozulabileceğini belirtti. Tanıda kan tahlilleri, karın grafisi ve ultrasonun kullanıldığını belirten Günaydın, invajinasyonun tedavisinde ilk olarak ağızdan beslenmenin kesildiğini, mideye tüp yerleştirildiğini ve sıvı-elektrolit tedavisine geçildiğini aktardı. Gerekli durumlarda radyoloji eşliğinde su veya hava yöntemiyle bağırsakların açılmaya çalışıldığını, nadiren de olsa cerrahi müdahalenin gerekebileceğini söyledi. Apandisit yazın daha sık görülüyor Yaz aylarında sık karşılaşılan bir diğer durumun da apandisit olduğunu vurgulayan Günaydın, göbek çevresinde başlayıp sağ alt karna yerleşen ağrıyla kendini gösterdiğini ifade etti. Apandisite iştahsızlık, ateş ve kusmanın da eşlik edebileceğini belirten Günaydın, tanının fizik muayene, laboratuvar tetkikleri ve ultrasonografiyle konulabileceğini söyledi. Tedavinin cerrahi olduğunu, patlamamış apandisit vakalarında hastanın 1-2 gün içinde taburcu olabileceğini ekledi. Ağrıyı hafife almayın Yaz aylarında karın ağrısı yaşayan çocukların, cerrahi ihtimal göz önünde bulundurularak dikkatle izlenmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Mithat Günaydın, erken tanı ve doğru müdahale ile ciddi komplikasyonların önüne geçilebileceğini ifade etti.
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:15
Dr. Tütüncüler: "Çocukların klima altında uzun süre kalması çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir"
Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Bilge Tütüncüler, yaz boyunca ebeveynlerin klima kullanımı konusunda dikkatli olmaları konusunda uyarıda bulundu. Yaz sıcaklarının etkisini artırdığı bu günlerde, klima kullanımı çocuk sağlığı açısından önem kazandı. Gaziantep Hatem Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, özellikle 0-6 yaş aralığındaki çocukların klima altında uzun süre kalmasının çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu. Ayrıca çocukların ani ısı değişikliklerinden korunması gerektiğini ifade eden uzman, dış ortamdan gelen çocukların terliyken hemen klimalı ortama sokulmaması gerektiğini, bu durumun hastalıklara davetiye çıkarabileceğini söyledi. Uzman doktor, sıcak havalarda serinlemek için kullanılan klimaların bilinçsizce çalıştırılmasının çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarına, kas ağrılarına ve alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini belirtti. Klimanın doğrudan çocuğa üflememesi gerektiğini vurgulayan Dr. Bilge Tütüncüler, "Bugün poliklinikte ailelerden sıkça aldığımız bir soruya yanıt vermek istiyorum. Havalar giderek ısınıyor ve özellikle yenidoğan bebeği olan aileler ‘Klima kullanabilir miyiz, nelere dikkat etmeliyiz?’ diye soruyor. Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Yenidoğan bebeklerin terleme ve ısı düzenleme mekanizmaları henüz tam gelişmemiştir. Hava sıcaklıkları arttıkça bebeklerde uykusuzluk, halsizlik, cilt sorunları hatta bazı durumlarda genel sağlık durumunda bozulmalar görülebilir. Bu nedenle, uygun şartlar sağlandığında klima kullanımı faydalıdır. Ancak klima kullanırken dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar var. Klima hava çıkışı bebeğe doğrudan temas etmemelidir. Hava akımını yukarıya doğru yönlendirin. Zaten soğuk hava aşağıya ineceği için ortam serinleyecektir. Bebeği doğrudan klimanın karşısına koymayın. Mümkünse çocuğu klimanın çaprazına yerleştirin. Bu, daha dengeli ve konforlu bir serinleme sağlar. Ek hava akımı oluşturacak vantilatör gibi cihazlar kullanmayın. Klimanın fan ayarını orta ya da düşük seviyede tutmanız yeterli olacaktır. Klima çalıştıkça odanın nemi azalabilir. Sağlıklı bir ortam için nem oranı yüzde 40-50 arasında olmalıdır. Eğer nem azaldıysa oda nemlendiricilerinden faydalanabilirsiniz" dedi. "Klimayı çalıştırmadan önce odayı mutlaka havalandırın" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Bilge Tütüncüler, "Klimayı çalıştırmadan önce odayı mutlaka havalandırın. Klima çalışırken bebeğin ince bir örtüyle örtülmesi yeterlidir. Bebeğin ne terlediğinden ne de üşüdüğünden emin olun. Oda termometreleri bu konuda size yardımcı olur. Yanlış klima kullanımı bazı sağlık sorunlarına neden olabilir. Burun tıkanıklığı, üst solunum yolu enfeksiyonları, bronşiolit ya da zatürre gibi sorunlar oluşabilir. Ayrıca ortamın nemi düşükse bebeğinizin cildi, gözleri ve burun içi kuruyabilir. Bebeğiniz alerjik ya da enfeksiyonlara yatkınsa filtre temizliği çok önemlidir. Klima filtrelerini ayda bir kez temizleyin veya değiştirin. Klimanın genel bakımını da yılda bir kez mutlaka yaptırın. Bebeği klimalı bir ortamdan dışarı çıkarırken dikkatli olun. Ani sıcaklık değişimleri zararlı olabilir. Bebeği dış ortama kademeli olarak alıştırarak çıkarın" diye konuştu.
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 09:53
Ticari yatta yaralanan vatandaşa tıbbi tahliye
Muğla’nın Marmaris ilçesi açıklarında seyreden ticari yatta bulunan bir vatandaş yaralanması üzerine Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Marmaris Sığ Liman önlerinde seyreden ticari yatta bulunan vatandaş yaralanması üzerine yardım çağrısı yapıldı. Bölgedeki Sahil Güvenlik botu tarafından teknede yaralanan vatandaş kıyıda bekleyen 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 09:45
Eskişehir’de hepatit tarama ve tedavi hizmetleri
Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, kent genelinde hepatit tarama ve tedavi hizmetlerinin yaygın şekilde sunulduğunu belirterek Tedaviler sosyal güvenlik kapsamındadır ve vatandaşlarımızdan herhangi bir ücret talep edilmemektedir" dedi. 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü dolayısıyla yaptığı açıklama yapan Dr. Bildirici, viral hepatitlerin geç belirti verdiğini ve erken tanının hayat kurtardığını belirtti. Viral hepatitlerin dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Doç. Dr. Bildirici, hastalığın siroz ve karaciğer kanserine kadar ilerleyebileceğine dikkat çekti. Bildirici, "Viral hepatitler geç belirti verir, sonuçları çok ciddi olabilir. Erken tanı hayat kurtarır" ifadelerini kullandı. Hastalığın genellikle belirti göstermeden ilerlediğini ve bu nedenle bireylerin enfekte olduğunu fark etmeden taşıyıcı olabildiğini belirten Bildirici, toplumsal farkındalığın artırılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Yeni nesil tedavilerle iyileşme oranı yüksek" Erken tanının önemine değinen Bildirici, "Viral hepatitler, fark edilmediğinde karaciğerde kalıcı hasarlara neden olabilir. Ancak zamanında tanı konulursa, özellikle yeni nesil tedavi yöntemleriyle yüksek oranda iyileşme sağlanabilmektedir. Vatandaşlarımızdan beklentimiz, riskli bir durumla karşılaştıklarında veya şüphe duyduklarında gecikmeden sağlık kuruluşlarımıza başvurmalarıdır" dedi. Hepatit nedir, nasıl bulaşır? Hepatit hastalığına ilişkin bilgi de veren Bildirici, karaciğerin iltihaplanması anlamına gelen hepatitin, tüberkülozdan sonra dünyada en fazla ölüme neden olan enfeksiyon hastalıklarından biri olduğunu ifade etti. Hepatit A, B, C, D ve E virüslerinin farklı bulaşma yolları, klinik seyirleri ve tedavi yöntemleri olduğuna dikkat çeken Bildirici, özellikle Hepatit B ve C’nin uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Aşı, hijyen ve test hayati önemde Bildirici, Hepatit A’nın kirli su ve gıdalarla bulaştığını ve çocukluk çağına eklenen aşı uygulamalarıyla görülme sıklığının azaldığını söyledi. Hepatit B ve C’nin ise genellikle enfekte kan ve vücut sıvılarıyla bulaştığını, steril olmayan tıbbi uygulamalar, enjeksiyon paylaşımı ve kişisel eşya kullanımıyla yayılabileceğini kaydetti. Hepatit B’ye karşı geliştirilen aşının Türkiye’de başarıyla uygulandığını belirten Bildirici, Hepatit C için henüz bir aşı bulunmamasına rağmen, yüzde 95’in üzerinde tedavi başarısı sağlayan yeni nesil ilaçların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılandığını dile getirdi. "Kişisel önlemler toplum sağlığını etkiler" Bulaş riskinin büyük oranda önlenebilir olduğunun altını çizen Bildirici, "Tıraş bıçağı, diş fırçası gibi kişisel eşyaların paylaşılmaması, enjeksiyon ve cerrahi işlemlerde tek kullanımlık ve steril malzeme tercih edilmesi, dövme, piercing, hacamat gibi işlemlerin denetimsiz yerlerde yaptırılmaması çok önemlidir" dedi. Ayrıca doğum öncesi testlerle taşıyıcılığın belirlenebileceğini ve anneden bebeğe geçişin önlenebileceğini aktaran Bildirici, her bireyin bu konuda duyarlı davranmasının toplum sağlığına katkı sağlayacağını belirtti. Test ve tedavi hizmetlerine erişim mümkün Eskişehir’de hepatit tarama ve tedavi hizmetlerinin yaygın şekilde sunulduğunu belirten Bildirici, "İlimizdeki aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve hastanelerimizde hepatit tarama testleri yapılabilmekte; hastalık tespit edilen bireyler gerekli uzmanlık birimlerine yönlendirilerek tedavi süreçleri başlatılmaktadır. Tedaviler sosyal güvenlik kapsamındadır ve vatandaşlarımızdan herhangi bir ücret talep edilmemektedir" dedi. "Hepatit testlerinizi yaptırmaktan çekinmeyin" Açıklamasının sonunda vatandaşlara çağrıda bulunan Doç. Dr. Yaşar Bildirici, "Karaciğer hastalıkları genellikle sessiz ilerler. Ancak erken tanı sayesinde hastalığın ilerlemesi önlenebilir. Hepatit testlerinizi yaptırmaktan çekinmeyin. Sağlık kuruluşlarımız, tanı ve tedavi süreçlerinde vatandaşlarımızın yanındadır. Hepatit farkındalığını birlikte artırarak, hem kendimizi hem sevdiklerimizi koruyabiliriz" ifadelerini kullandı.
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 07:12
Sıcak çarpması, beyin kanaması ve kalp krizine neden olabilir!
Hava sıcaklıklarının arttığı son günlerde uyarılarda bulunan uzmanlar, sıcak çarpmasının sağlıklı kişilerde de beyin kanaması, kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabileceğini aktardı.
27 Temmuz 2025 Pazar - 23:45
Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’nden "kimsesiz hasta" ile ilgili açıklama
Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, sosyal medyada yer alan kimsesiz hasta ile alakalı görüntüler hakkında açıklamada bulundu. Bursa İl Sağlık Müdürlüğünün sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Sosyal medyada konu olan Çekirge Devlet Hastanesi önünde yatan kronik alkol bağımlısı A.U. isimli kimsesiz hasta, ilgili paylaşımlar olmadan önce hastane personelleri tarafından temizlenip, kıyafetleri değiştirilip, beslenme ihtiyacı karşılandıktan sonra acil servisten kaçmıştır. Birkaç saat sonra vatandaşlar tarafından hastane dışında yerde yatarken bulununca 112 tarafından tekrar Çekirge Devlet Hastanesi Acil Servisine getirilmiştir. Hastane personelleri tarafından yeniden temizlenip, kıyafetleri değiştirilip, gerekli tetkikler yapıldıktan sonra Sosyal Hizmet uzmanları tarafından bakımevine yerleştirilinceye kadar hastanede yatışı yapılmıştır. Daha önce de Çekirge Devlet Hastanesi Sosyal Hizmet uzmanları tarafından aynı hasta ile ilgili prosedürler yapılarak bakımevine yerleştirilmiş, ancak alkol bağımlılığından dolayı bulunduğu bakımevinden kaçmış olduğu öğrenilmiştir" denildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder