Son Dakika
|
Yasa dışı bahis operasyonunda yakalanan 81 şüpheli adliyeye sevk edildi
Sahte vekâletle 770 milyon liralık vurguna suçüstü
Almanya: "BM'nin yenilenmesi gerekmektedir"
Arnavutköy sahilinde erkek cesedi bulundu
Ayasofya’da dev restorasyonda kritik aşama: Kubbe kapatılıyor
Kene kabusu geri döndü, 21 yaşındaki genç hayatını kaybetti
Çocukluk arkadaşına IBAN’ını verdi, hakkında 70 dava açıldı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Samandıra’da Fenerbahçeli taraftarlar takım otobüsünü taşladı
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Malatya’da 4,4 büyüklüğünde deprem
Almanya: "BM'nin yenilenmesi gerekmektedir"
Arnavutköy sahilinde erkek cesedi bulundu
Almanya'da vicdani retçilerin sayısında dikkat çeken artış
Rusya, Odessa’yı vurdu: 10 yaralı
Küçükçekmece Gölü kırmızıya döndü
Beykoz’daki yangının bilançosu gün ağarınca ortaya çıktı
SAĞLIK
Mardin’de nadir görülen hastalıkla doğan bebek sağlığına kavuştu
27 Nisan 2026 Pazartesi - 17:12:15
Mardin’de doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı yaşayan ve nadir görülen "Sağ Konjenital Diyafragma Hernisi (Bochdalek Hernisi)" tanısı konulan bebek, başarılı operasyon ve yaklaşık 2 aylık tedavi sürecinin ardından sağlıklı şekilde taburcu edildi. Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen operasyonla hayata tutunan bebek, multidisipliner yaklaşım sayesinde sağlığına kavuşurken, tamamen anne sütüyle beslenir hale geldi ve oksijen ihtiyacı olmadan 57 gün sonra taburcu edildi. Çocuk uzmanı Adnan Azizoğlu yaptığı açıklamada, vakanın 37 haftalık ve 2 kilo 750 gram doğan, doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı gelişmesi üzerine entübe edilerek yenidoğan ünitesine alınan bir bebek olduğunu söyledi. Hastayı entübe şekilde devraldıklarında çekilen akciğer filminde karın içi organlarının sağ toraks içinde yerleştiğini tespit ettiklerini belirten Azizoğlu, "Bunun üzerine hastamızı acilen çocuk cerrahisi bölümüne danıştık. Aynı zamanda akciğer gelişiminde sorun olması nedeniyle akciğere giden ana damarda ciddi tansiyon yüksekliği mevcuttu" dedi. Hastanın stabilize edilmesinin ardından ameliyata alındığını ifade eden Azizoğlu, "Sağ tarafta olması ve karaciğer, apendiks ile ince ve kalın bağırsakların göğüs boşluğunda yer alması vakayı oldukça riskli hale getiriyordu. Bu operasyon Mardin’de ilk kez gerçekleştirildi" diye konuştu. Tedavi sürecinin multidisipliner şekilde yürütüldüğünü aktaran Azizoğlu, hastanın 57 günlük ve 4 kilogram ağırlığında olduğunu belirterek, "Oksijen ihtiyacı bulunmuyor ve tamamen anne sütüyle besleniyor. Yapılan tetkiklerde beyin dahil herhangi ciddi bir hasar tespit edilmedi. Bu bizim için sevindirici ve gurur verici bir durum" ifadelerini kullandı. Yenidoğan uzmanı Muhammet Hocaoğlu da vakanın en önemli özelliğinin diyafragma hernisinin sağ tarafta görülmesi olduğunu dile getirdi. Bu durumun hastalığı daha da nadir hale getirdiğini belirten Hocaoğlu, "Göğüs boşluğuna yerleşen organ miktarı arttıkça ölüm riski de artmaktadır. Bizim hastamızda ince ve kalın bağırsakların yanı sıra karaciğer de sağ toraks içinde yer alıyordu. Bu nedenle süreçte ciddi problemler yaşadık’’ dedi. Ameliyat öncesi ve sonrasında pulmoner hipertansiyonla mücadele ettiklerini ve uzun süre nitrik oksit tedavisi uyguladıklarını anlatan Hocaoğlu, bağırsak iskemisi ile de karşılaştıklarını kaydetti. Beslenme sürecinin kademeli ilerlediğini ifade eden Hocaoğlu, "Yaklaşık 50 gün boyunca oksijen desteği aldı. Bugün ise oksijen ihtiyacı olmadan, kilosunu neredeyse iki katına çıkarmış şekilde sağlıklı olarak taburcu ediliyor. Bu durum Mardin için önemli bir gelişme" şeklinde konuştu.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 15:09
Van’da optisyenlerden sahte güneş gözlüğü uyarısı
Van’da havaların ısınmasıyla birlikte güneş gözlüğü kullanımı artarken, optisyenler ise vatandaşları uyararak bijuteri ve sokak tezgâhlarında satılan sahte ürünlerin göz sağlığında kalıcı hasarlara yol açabileceğini söyledi. Kentte havaların ısınmasıyla birlikte artış gösteren güneş gözlüğü kullanımı, merdiven altı ürün tehlikesini de beraberinde getirdi. Sektör temsilcileri, bijuteri ve sokak tezgahlarında satılan kalitesiz gözlüklerin göz sağlığını korumak yerine kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Yeni sezon hazırlıklarının tamamlandığı kentte, optik mağazalarında yoğunluk yaşanırken uzmanlar, vatandaşların bilinçsiz seçimlerden kaçınması gerektiğini vurguladı. Özellikle Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ve camları işlevsiz ürünlerin uzun vadede ciddi göz kusurlarına zemin hazırladığına dikkat çekildi. "Güneş gözlüğü, gözü zararlı ışınlardan korur" İHA muhabirine konuşan Optisyen Uğur Özbek, güneş gözlüğünün sadece bir aksesuar olmadığını, bir sağlık gereci olduğunu belirtti. Yeni sezonla ilgili tüm hazırlıklarını tamamladıklarını ifade eden Optisyen Özbek, "Şu an yeni sezonla ilgili süreç başladı ve ürünlerimizin tamamı dizildi. Stoklarımızı hazırladık; gelen misafirlerimize ve hastalarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yeni sezonda öncelikle kaliteli, markalı ve Sağlık Bakanlığı onaylı ürünlerin kullanılmasını öneriyoruz. Bu sezon özellikle bu hususlara dikkat edilmesi gerekiyor. Güneş gözlüğü, gözü zararlı UV ışınlarından korur. Bu nedenle başta uzun yol şoförlerimiz olmak üzere; çocuklardan yetişkinlere, tüm gençlerimize ve her yaş grubuna güneş gözlüğü kullanmasını tavsiye ediyoruz. Güneş gözlüğü alırken ürünün orijinalliğine ve camların UV koruma özelliğine mutlaka dikkat edilmelidir" dedi. "Tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır" İşportada veya kozmetik mağazalarında satılan gözlüklerin göz sağlığı için büyük risk taşıdığını dile getiren Özbek, "Gözlük alırken tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır. Kozmetik mağazası gibi yerlerde satılan ürünler orijinal değildir; bunların hiçbir koruyucu özelliği bulunmadığı gibi garantileri de yoktur. Camları işlevsiz olan bu basit gözlükleri kesinlikle önermiyoruz. Göz sağlığı için gözlüğün mutlaka bir optisyenden, profesyonel bir optik mağazasından alınması gerekmektedir" diye konuştu.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 15:08
Kendini ve sevdiklerini korumak için aşılan
Dünya Aşı Haftasında aşının önemine dikkat çeken Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, aşılamanın her yıl milyonlarca insanın hayatını kurtaran en başarılı, etkili ve düşük maliyetli sağlık müdahalelerinden birisi olduğunu belirtti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından bu yıl "Her Nesilde Aşılar İşe Yarıyor" temasıyla kutlanan Dünya Aşı Haftası’nın, bağışıklamanın bireyler ve toplumlar üzerindeki hayati rolünü bir kez daha hatırlattığını belirten İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, aşının sadece bireysel değil toplumsal bir koruma sağladığını vurguladı. Aşılama hizmetlerinin toplum sağlığı açısından hayati öneme sahip olduğunu belirten Öztürk; "Her yıl Nisan ayının son haftasında kutlanan Aşı Haftası’nın amacı, aşılamanın önemi hakkında toplumsal farkındalığı artırmak ve daha fazla çocuğun ve yetişkinin aşıyla önlenebilir hastalıklardan korunmasını, bu hastalıklardan kaynaklanan sekellerin ve ölümlerin önlenmesini sağlamaktır. Bu yılki Aşı Haftası’nın DSÖ tarafından belirlenen ‘Her nesilde aşılar işe yarıyor’ teması ile aşıların; nesiller boyunca bireylerin, ailelerin, toplumların sağlığını koruduğu ve geleceğimizi güvence altına aldığı belirtilmektedir. Aşılar sayesinde geçmişte büyük salgınlara ve ölümlere yol açan pek çok hastalık günümüzde ya tamamen ortadan kaldırılmış ya da kontrol altına alınmıştır. Aşılama çalışmaları, yalnızca bireyleri değil, toplumun tamamını koruyan güçlü bir kalkan görevi görmektedir. Bu nedenle her yaştan bireyin aşı takvimine uygun şekilde aşılarını yaptırması büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. "Aşı hayatı korur; kendini ve sevdiklerini korumak için aşılan" İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Türkiye’de uzun yıllardır başarıyla sürdürülen Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında çocukluk döneminde birçok hastalığa karşı ücretsiz aşı uygulandığını vurguladı. Dünya genelinde bazı hastalıkların tamamen yok edilme aşamasına geldiğini hatırlatan Öztürk, ancak bazı hastalıkların hâlâ risk oluşturmaya devam ettiğini söyledi ve şöyle konuştu: "Ülkemizde 1981 yılından buyana Genişletilmiş Bağışıklama Programı ve çocukluk çağı aşı takviminde 13 hastalığa karşı (Difteri, Boğmaca, Tetanos, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Tüberküloz, Çocuk Felci, Hepatit-B, Hepatit-A, Suçiçeği, Haemophilus İnfluenzae, Tip B ve Pnömokoka Bağlı Hastalıklar) aşı uygulanmaktadır. İlimizde 2025 yılında Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında yaklaşık 340 bin doz aşı uygulanmıştır. İnsanlık tarihinde büyük salgınlara ve ölümlere yol açan pek çok hastalık günümüzde aşılama sayesinde görülmemektedir. Aşı sadece bebek ve çocukların değil, yetişkinler, risk grubu hastalıklara sahip kişiler (Diabet, KOAH, Astım, İmmün Yetmezlik, kanser, vb), bazı meslek grupları, tetanos riskli yaralanmalar, kuduz riskli ısırıklar ve gebeler için de büyük bir önem taşımaktadır. Aşılama her birey için hayattır, her bireyin sağlıklı yaşama hakkı vardır. Çocuklarını aşılatmak ebeveynlerin en önemli sorumluluklarından biridir" dedi.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 14:08
NEÜ Diş Hekimliği Fakültesinden uluslararası başarı
Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Diş Hekimliği Fakültesi, bilimsel etkinin önemli göstergelerinden biri olan Category Normalized Citation Impact (CNCI) değerini 1.51’e yükselterek dünya ortalamasının üzerine çıktı. Uluslararası alanda elde edilen bu önemli gelişmeden ötürü büyük bir memnuniyet ve gurur duyduklarını belirten NEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Rıza Tunçdemir, "Diş hekimliği alanında bilimsel etkinin en güvenilir göstergelerinden biri olarak kabul edilen Category Normalized Citation Impact (CNCI) değerimizin 1.51 düzeyine ulaşması, fakültemizin dünya ortalamasının belirgin ve anlamlı biçimde üzerinde bir akademik etki ürettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu sonuç, yalnızca yayın sayısındaki artışı değil; üretilen bilginin uluslararası literatürde karşılık bulduğunu, atıf aldığını ve bilimsel tartışmalara yön verdiğini göstermektedir. Ortaya konan bu başarı; güçlü akademik kadromuzun sistematik ve nitelik odaklı çalışmaları, disiplinlerarası araştırma yaklaşımımız ve uluslararası düzeyde görünürlüğü yüksek yayın politikamızın somut bir çıktısıdır. Fakültemiz, diş hekimliği alanında yalnızca bilgi üreten değil, ürettiği bilginin etkisiyle öne çıkan ve referans alınan bir araştırma ortamı olma yolunda istikrarlı biçimde ilerlemektedir" dedi. Türkiye’nin diş hekimliği alanında, uluslararası mecrada önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Dekan Tunçdemir sözlerini şöyle sürdürdü: "Elde edilen bu düzey, Türkiye’nin diş hekimliği alanındaki bilimsel üretim ve etki kapasitesinin uluslararası ortalamaların üzerinde konumlandığını güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Bu başarıyı sürdürülebilir kılmak ve daha ileri taşımak amacıyla, bilimsel mükemmeliyet, yenilikçilik ve uluslararası iş birlikleri ekseninde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 10:38
Erzurum’da 261 işletmeye denetim
2
26 Nisan 2026 Pazar- 12:32
Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı
3
27 Nisan 2026 Pazartesi- 11:10
Uzmanlar uyarıyor: "PCOS hastası çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil"
4
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:21
20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı
5
26 Nisan 2026 Pazar- 10:17
"Doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle astım hastaları, günlük hayatlarına güvenle devam edebilir"
31 Mart 2026 Salı - 09:56
Yüksek sesle kulaklık kullanımı işitme sağlığını olumsuz etkiliyor
Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Dr .Öğr. Üyesi Halil İbrahim Altıner, günümüzde yüksek sesle kulaklık kullanımı ve gürültülü ortamlarda uzun süre bulunmanın işitme sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Altıner, kulak ve işitme sağlığına dikkat çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl Mart ayı boyunca çeşitli bilgilendirme çalışmaları yapılmakta olduğunu söyledi. Altıner, "İşitme, insan yaşamındaki en temel duyulardan biridir. İnsanların iletişim kurmasını, çevreden gelen uyarıları almasıyla tehlikelerden korunmasını, sosyal hayata katılımını ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyen çok önemli bir duyudur.İşitme kaybı her yaş grubunda görülebilmekle birlikte; yaşlanma, gürültüye uzun süre maruz kalma, kulak enfeksiyonları ve bazı ilaçların kullanımı gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmektedir. Özellikle günümüzde yüksek sesle kulaklık kullanımı ve gürültülü ortamlarda uzun süre bulunmak işitme sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir" dedi. İşitme kaybının erken belirtileri Dr .Öğr. Üyesi Halil İbrahim Altıner, açıklamasının devamında, "Televizyonun sesini normalden fazla açma, konuşmaları sık tekrar ettirme, kalabalık ortamlarda konuşmaları anlamada zorlanma gibi durumlar işitme kaybının erken belirtileri olabilir. Bu tür durumlarda bir kulak burun boğaz uzmanına başvurmak ve gerekli işitme testlerini yaptırmak önemlidir.İşitme kaybının erken dönemde fark edilmesi büyük önem taşımaktadır. Doğru bilgi, erken teşhis ve tedavi, bireylerin yaşam kalitesini artırmada büyük bir fark oluşturabilir. Bu kapsamda ülkemizde Sağlık Bakanlığımız tarafından yıllardır başarı ile uygulanan tarama programları mevcuttur. Şikayetlerini söyleyemeyen bebeklerin erken tanı ve tedavisi için ulusal yeni doğan işitme taramalarımız var ve ayrıca okul çağındaki çocuklarımıza da işitme taramaları yapılmaktadır" dedi. "Kulaklarımızı temiz tutmalı ancak kurcalamamalıyız" Altıner, son olarak, "İşitme sağlığımızı korumak için yapacağımız en temel şey yüksek ses ve gürültüden kaçınmaktır. Bu gürültü sokakta, işte, okulda olabileceği gibi, kulaklıklarımızda da olabilir. Kulaklık kullanırken ses seviyesine dikkat etmeliyiz. Kulak sağlığımız içinse kulaklarımızı temiz tutmalı ancak kurcalamamalıyız. Temennimiz herkesin sağlıklı olmasıdır. Ancak işitme kaybı durumunda hasta ve hastalığa bağlı olarak çeşitli tedavi yöntemleri mevcuttur. Bu tedavi bazen ilaçlarla, bazen ameliyatla bazen de işitme cihazları ile olabilir ama günümüzde hiç duyamayan kişilerin bile biyonik kulak denilen cihazlarla tedavisi mümkündür. Bu kapsamda, kulak ve işitme sağlığı konusunda farkındalığın artırılması ve bireylerin erken dönemde gerekli önlemleri alması büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi.
31 Mart 2026 Salı - 09:53
Kilo kaybetmenizin nedeni diyet olmayabilir
Medicana Sağlık Grubu Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, çoğu zaman başka hastalıklarla karıştırılan tiroit belirtilerinin vücudun dengesini sessizce bozabildiğini belirterek, "Uzun süren halsizlik, ani kilo değişimleri ve çarpıntı gibi şikayetler basit görülmemeli" dedi. Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, erken tanı ve düzenli kontrollerle ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilebileceğini vurguladı. Tiroit hastalıklarının çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysel Mammadyarzada, uzun süren halsizlik, ani kilo değişimleri ve çarpıntı gibi belirtilerin basit semptomlar olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Tiroit bezinin vücudun enerji üretimi, ısı dengesi ve organların çalışma hızını yönettiğini ifade eden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bu küçük bez, aslında metabolizmanın ritmini belirler. Bu ritimdeki en küçük sapma bile tüm sistemi etkileyebilir" dedi. Belirtiler çoğu zaman başka hastalıklarla karıştırılıyor Tiroit hormonlarının fazla ya da yetersiz salgılanmasının vücutta farklı etkiler oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Tiroit hormonlarının fazla salgılandığı durumlarda vücut adeta hızlanır; çarpıntı, kilo kaybı, aşırı terleme ve sinirlilik gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu tablo ilerlediğinde nefes darlığı, kalp sorunları ve kemik erimesi gibi ciddi komplikasyonlara zemin hazırlayabilir. Buna karşılık hormonların yetersiz olduğu durumlarda vücut yavaşlar; yorgunluk, üşüme, cilt kuruluğu ve kabızlık gibi şikâyetler görülür. Bu belirtiler çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırıldığı için tanı gecikebilir" ifadelerini kullandı. Halsizlik ve kilo değişimine dikkat Halsizlik ve kilo değişiminin tek başına birçok farklı nedene bağlı olabileceğini ancak tiroit hastalıklarında da sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bu tür şikâyetler uzun sürüyorsa mutlaka değerlendirilmelidir. Özellikle açıklanamayan kilo kaybı ya da artışı, altta yatan hormonal bir sorunun işareti olabilir" diye konuştu. Tiroit hastalıklarının kadınlarda erkeklere oranla 5 ila 8 kat daha fazla görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, bu nedenle kadınların belirtiler konusunda daha dikkatli olması gerektiğini belirtti. Basit bir kan testi hayat kurtarabilir Tiroit hastalıklarının tanısında doğru testlerin önemine dikkat çeken Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aysel Mammadyarzada, "Herhangi bir şikâyeti olmayan bireylerde tarama amacıyla TSH testi genellikle yeterlidir. TSH normal ise ek incelemeye gerek olmayabilir. Ancak hipotiroidi veya hipertiroidi belirtileri varsa TSH ile birlikte serbest T4, gerekli durumlarda T3 düzeylerinin de değerlendirilmesi gerekir" dedi. Tiroit bezinin kalp ve metabolizma üzerindeki etkilerine değinen Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sözlerine şöyle devam etti: "Tiroit bezinin az çalıştığı durumlarda metabolizma yavaşlar, kalp atım hızı düşer ve ileri vakalarda vücutta sıvı birikimi görülebilir. Fazla çalıştığında ise kalp hızlanır, kilo kaybı ve sinirlilik hali ortaya çıkar. Bu nedenle tiroit hastalıkları sadece hormonlarla sınırlı değil, tüm vücudu etkileyen sistemik bir sorundur. Hipotiroidi tedavi edilmezse yorgunluk, kilo artışı ve depresyon gibi şikâyetler artar; kalp ritim bozuklukları ve vücutta sıvı birikimi gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Hipertiroidi ise kontrol altına alınmadığında çarpıntı, kas zayıflığı ve kemik erimesi riskini artırır, uzun vadede kalp yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Kısacası tedavi edilmeyen tiroit hastalıkları, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. Belirti olmadığı durumlarda 3-5 yılda bir TSH testi yapılabilir. Risk grubundaki kişilerde bu süre kısalmalıdır. Tiroit hastalığı tanısı alan bireylerde ise tedavi sürecine göre daha sık takip gerekebilir." Tiroit sağlığı için 7 hayati öneri Tiroit sağlığını korumak için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sözlerini şöyle tamamladı: "İyot açısından yeterli beslenmek, dengeli ve çeşitli gıdalar tüketmek, aşırı işlenmiş gıdalardan kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı kiloyu korumak tiroit fonksiyonlarını destekler. Ayrıca stresin kontrol altına alınması, sigara ve alkol tüketiminin sınırlandırılması da büyük önem taşır." Anti-TPO ve Anti-Tg nedir? Anti-TPO adlı enzime karşı gelişen antikorlar kronik otoimmün tiroidli hastaların birçoğunda görülmektedir. Aşikar primer hipotiroidisi olan hastaların büyük kısmında OİTH bulunduğu bilinse de tanı için anti-TPO ölçümünün katkısı yine de önemli olabilir. Subklinik hipotiroidisi tespit edilen hastalarda kalıcı hipotiroidiye ilerlemeyi öngördürmesi açısından anti-TPO ölçümü önem kazanır. AntiTPO, Hashimoto tiroiditi tanısının konulmasında değerli olmakla beraber, postpartum tiroitit ve Graves hastalığında da belirlenmektedir, fakat nadiren bu hastalıklarda tanıya katkıda bulunur. OİTH açısından riskli gruplarda (Tip1 diyabet, ailevi otoimmün hastalıklar vb) gebelik öncesi ve/veya gebelikte anti-TPO varlığının tespit edilmesi, gebelikte tiroidi hedeflerinin belirlenmesi açısından önemlidir ve gerekli hallerde tedavinin önünü açacaktır. OİTH olan ve anti-TPO pozitifliği bulunan çoğu hastada anti-Tg de yüksek bulunacağından bu antikor tanıya fazla bir katkı sağlamamaktadır. Ancak anti-Tg ölçüm yöntemleri ne yazık ki çok güvenilir değildir ve bazen var olan anti-Tg’yi gösterememektedirler. Düşük derecede anti-Tg titrelerine yaşlılarda ve başka otoimmün hastalıkları olanlarda da rastlanabilir. Bu nedenle OİTH’de rutin anti-Tg bakılması önerilmez.
31 Mart 2026 Salı - 09:47
Ağrı kesicilere dikkat: Bilinçsiz kullanım kalbi tehlikeye atıyor
Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzm. Dr. Erhan Yazıcı, ağrı kesicilerin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımının kalp sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturabileceği konusunda önemli uyarılarda bulundu. Günlük yaşamda sıkça başvurulan ağrı kesicilerin masum gibi görünse de özellikle uzun süreli ve yüksek dozda kullanımının kalp ve damar hastalıkları riskini artırabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Erhan Yazıcı, "Toplumda reçetesiz ilaç kullanımının yaygın olması, bireylerin bu tür ilaçları hekim önerisi olmadan tüketmesine neden oluyor. Ancak bu durum, farkında olunmadan kalp sağlığını tehdit edebiliyor" dedi. Kalp krizi ve tansiyon riskine dikkat Özellikle nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar (NSAİİ) grubunda yer alan ağrı kesicilerin, tansiyon yükselmesine, damar yapısında bozulmalara ve pıhtılaşma riskinde artışa yol açabileceğini belirten Yazıcı, bu durumun kalp krizi ve felç gibi ciddi sonuçlara zemin hazırlayabileceğini ifade etti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzm. Dr. Erhan Yazıcı, "Kalp hastalığı öyküsü olan bireyler, hipertansiyon hastaları ve ileri yaş grubu, ağrı kesici kullanımında çok daha dikkatli olmalıdır. Bu hastalar mutlaka doktor kontrolünde ilaç kullanmalıdır" şeklinde konuştu. "Masum görünen ilaçlar ciddi sorunlara yol açabilir" Ağrı kesicilerin uzun süreli kullanımında böbrek fonksiyonlarında bozulma, vücutta sıvı tutulumu ve buna bağlı kalp yükünde artış gibi problemlerin de görülebileceğini belirten Yazıcı, bilinçsiz ilaç kullanımının sadece mevcut hastalıkları kötüleştirmekle kalmayıp yeni sağlık sorunlarını da tetikleyebileceğini söyledi. "Doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayın" Toplum sağlığını korumak adına vatandaşlara önemli uyarılarda bulunan Uzm. Dr. Erhan Yazıcı, "Ağrı kesiciler dahil olmak üzere hiçbir ilaç, doktor önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Özellikle kronik hastalığı olan bireyler, düzenli kullandıkları ilaçlarla etkileşim riski açısından mutlaka uzman görüşü almalıdır" diye konuştu. Sağlıklı bir kalp için bilinçli ilaç kullanımı şart Son olarak, ağrı kesici kullanımında doz ve süreye dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Erhan Yazıcı, sağlıklı bir yaşam için bilinçli ilaç kullanımının önemine dikkat çekti.
31 Mart 2026 Salı - 09:32
Kayınvalide damadına can olmak için böbreğini bağışladı
Böbrek yetmezliği tedavisi gören 55 yaşındaki hastaya, 71 yaşındaki kayınvalidesi 9 ayda 15 kilo vererek böbreğini bağışladı. Daha önce kadavradan nakledilen böbreğin işlevini yitirmesi üzerine yapılan bu yeni ve başarılı ameliyatla hasta tekrar sağlığına kavuştu. İki çocuk babası Şeref Ardil (55), yüksek tansiyona bağlı böbrek yetmezliği nedeniyle 2005 yılında diyaliz tedavisine başladı. 2009 yılında kadavradan yapılan nakille sağlığına kavuşan Ardil’in böbreği, 2024 yılının ekim ayında işlevini yitirdi. Yaklaşık 18 ay yeniden diyaliz tedavisi gören hastanın imdadına, 30 yıllık eşi Nurşen Ardil’in (51) annesi Fatma Solmaz (71) yetişti. Damadına böbreğini vermek isteyen kayınvalide, nakil için gereken vücut kitle endeksine ulaşabilmek amacıyla 9 ayda 89 kilodan 74 kiloya düşerek 15 kilo verdi. İzmir’deki Acıbadem Kent Hastanesi’nde Nakil Uzmanı Dr. Işık Özgü başkanlığındaki Uzm. Dr. Uğur Saraçoğlu, Prof. Dr. Hüseyin Töz, Doç. Dr. Ebru Sevinç Ok, Doç. Dr. Mert Akan, Uzm. Dr. Alihan Pirim ve Uzm. Dr. Gökhan Ekin’den oluşan ekip tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonla nakil işlemi tamamlandı. Ameliyattan 3 gün sonra taburcu edilen 3 çocuk ve 9 torun sahibi donör kayınvalidenin ardından, Şeref Ardil de son kontrolleri yapılarak taburcu edilmesi planlanıyor. "Kilo vermesi konusunda şüphelerimiz vardı" Hastanın durumuna ilişkin detayları paylaşan Acıbadem Kent Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Ebru Sevinç Ok, hastanın daha önce kadavradan gerçekleşen naklinin uzun süre işlevini sürdürdüğünü ancak sonrasında böbrekte fonksiyon bozukluğu meydana geldiğini belirtti. Aile içinde uyumlu kan grubuna sahip canlı verici bulunamayınca kayınvalidenin gönüllü olduğunu anlatan Ok, "Vericimizin vücut kitle endeksi, nakil için kabul ettiğimiz yasal sınır olan 35’in biraz üzerindeydi. Yaşını da göz önüne alarak kilo vermesi konusunda başlangıçta şüphelerimiz olsa da kendisine tanıdığımız 9 aylık süreçte büyük bir azimle 15 kilo vermeyi başardı. İleri yaşlarda yavaşlayan metabolizmaya rağmen gösterilen çabanın ameliyat sürecinin hızla toparlanması adına çok önemli. ’Kimse insanın annesi gibi olmaz’ denir ancak nadiren de olsa böyle çok güzel, gönüllü kayınvalidelerle de karşılaşıyoruz. Operasyon sonrası her iki hastamızın durumu da oldukça iyi. Birkaç gün önce taburcu ettiğimiz vericimiz bugün kontrole gelirken, ameliyatının beşinci gününde olan alıcımızı da şifa ile taburcu edeceğiz ve her şeyin yolunda gittiğini görüyoruz" dedi. "Kendisine her zaman anne diye hitap ediyorum" Kayınvalidesinin böbrek bağışıyla ikinci kez yaşama tutunan damat Şeref Ardil, ilk nakil sürecinde de kayınvalidesinin böbreğini vermek istediğini ancak yaşı genç olduğu için kadavra sırasını beklemeyi tercih ettiğini dile getirdi. Kadavradan nakledilen böbreğin kendisini 15 yıl idare ettiğini söyleyen Ardil, "Bu sürenin sonunda yeniden 18 aylık bir diyaliz serüvenim başladı. Yaklaşık on aydır kayınvalidemle birlikte hastaneye gelip gidiyorduk ve nihayet doktorlarımızın çabasıyla nakil sürecimiz başarıyla sonuçlandı. Kendi annemi 2017 yılında kaybettim, yaşlılık nedeniyle hayatta olsa bile böbreğini vermesi oldukça zordu. Ben kendisine her zaman anne diye hitap ediyorum. Kayınvalidem sayesinde tekrar sağlığıma kavuştum ve son derece mutluyuz" diye konuştu. "Ameliyat öncesinde içimde hiçbir korku yoktu" Çocuklarının mutluluğu için gönüllü olduğunu vurgulayan kayınvalide Fatma Solmaz ise diyalize girmenin zor bir süreç olduğunu ifade etti. Damadının durumuna şahit olmanın kendisini derinden üzdüğünü belirten Solmaz, "Bu yüzden böbreğimi tamamen kendi isteğimle verdim. Ameliyat öncesinde içimde hiçbir korku ya da endişe yoktu. Organımı verip ona çare olduğum için büyük bir sevinç duyuyorum. Nakil işleminin üzerinden bir hafta geçmesine rağmen ağrım veya acım yok, kendimi turp gibi hissediyorum. Doktorlarımızdan Allah razı olsun, onlar var olduğu müddetçe bizler de sağlıklıyız. Organ bağışında bulunmaktan çekinenler benim şu anki durumumu görsünler. Kimse korkmasın ve tereddüt etmesin, herkes gönül rahatlığıyla organ bağışında bulunsun" ifadelerini kullandı.
31 Mart 2026 Salı - 09:27
Aydın Şehir Hastanesi’nde üçüncü etap taşınma süreci Nisan ayında başlıyor
Aydın Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen değerlendirme toplantısında 3. etap taşınma sürecine yönelik yürütülen çalışmalar görüşüldü. Aydın Şehir Hastanesi bünyesinde açılması planlanan yeni hizmet alanları ve Nisan ayında başlanacak 3. etap taşınma sürecine yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında, İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul başkanlığında değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıya; İl Sağlık Müdürlüğü hizmet başkanları ve başkan yardımcıları ile Aydın Şehir Hastanesi, Aydın Devlet Hastanesi ve Atatürk Devlet Hastanesi yöneticileri katıldı. Toplantıda, Aydın Şehir Hastanesi’nin fiziki ve teknik altyapısı değerlendirilerek, yeni hizmet alanlarına ilişkin hazırlık süreçleri ele alındı. Ayrıca Nisan ayında başlanacak 3. etap taşınma süreci kapsamında, mevcut hastanelerde sunulan hizmetlerin Aydın Şehir Hastanesi’ne taşınmasına yönelik yürütülen çalışmalar gözden geçirildi. Sağlık hizmetlerinin etkin ve kesintisiz bir şekilde sürdürülmesi amacıyla kurumlar arası koordinasyonun önemi vurgulanarak, planlanan süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu.
31 Mart 2026 Salı - 07:55
Kemikler mahallesinin içme suyu isale hattı yenilendi
Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, Milas Kemikler Mahallesinin su isale hattını yeniledi. Mülkiyeti vatandaşlara ait araziler içinde geçen ve yaz aylarında kireçlenmeye bağlı tıkanmaların yaşandığı 2 bin 500 metrelik hattı yeniledi. MUSKİ Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, "Milas ilçemizin Kemikler Mahallesi’nde vatandaşlarımızın özel mülklerinden geçtiği için arızalara müdahaleyi zorlaştıran ve özellikle yaz aylarında kireçlenmeye bağlı tıkanmaların yaşandığı 2 bin 500 metrelik içme suyu hattını kamusal alana taşıyarak yeniledik. Gerçekleştirmiş olduğumuz yenileme çalışması sayesinde muhtemel arızalara müdahaleyi kolaylaştırıp hızlandırarak kesintisiz bir içme suyu altyapısını mahallemize kazandırdık. Ayrıca hatların yenilenmesiyle birlikte bölgeye uzun yıllar sorunsuz şekilde hizmet verecek modern ve sürdürülebilir bir altyapı sistemi oluşturduk. Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın, ilimiz genelinde altyapının modernleştirilerek vatandaşlara kesintisiz hizmet sağlanması hassasiyeti doğrultusunda çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz" denildi.
30 Mart 2026 Pazartesi - 18:15
Karatay’ın sağlık altyapısı güçleniyor
Konya’nın merkez Karatay İlçe Belediyesi, hayırsever iş insanı Ahmet Yaşar Eşmekaya ve Konya İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Erenler Mahallesi’ne kazandırılan Ahmet Yaşar Eşmekaya Aile Sağlığı Merkezi düzenlenen törenle hizmete açıldı. 32 milyon liralık yatırımla hayata geçirilen merkez, bölgedeki sağlık hizmetlerine erişimi önemli ölçüde kolaylaştıracak. Karatay Belediyesi, "yerinde hizmet" anlayışıyla ilçenin dört bir yanındaki yaşam kalitesini artırmaya devam ediyor. Bu kapsamda kazandırılan modern aile sağlığı merkezi, vatandaşların sağlık hizmetlerine hızlı ve etkin şekilde ulaşmasına katkı sağlayacak. 32 milyon liralık güncel yatırım değeriyle hayata geçirilen aile sağlığı merkezi, yaklaşık 450 metrekare kapalı alanda hizmet verecek. Toplam 19 bölümden oluşan merkezde; 6 aile hekimi, 6 aile sağlığı elemanı, 3 yardımcı sağlık personeli ve 2 hizmet personeli görev yapacak. Merkez, yalnızca bir sağlık tesisi olmanın ötesinde, çevresinde Karatay Belediyesi tarafından gerçekleştirilen düzenlemelerle birlikte daha işlevsel bir yapıya kavuşturuldu. Açık otopark, sokak parkı, çocuk oyun grupları ve 50 farklı türde bitkiyle gerçekleştirilen peyzaj çalışmalarıyla bölgeye değer katıldı. "Doğru planlama kalıcı eser" Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, açılış töreninde yaptığı konuşmada, ilçeye kazandırılan yatırımların vatandaşların yaşam kalitesini doğrudan artırmayı hedeflediğini belirterek yeni merkezin hayırlı olmasını diledi. Yerel yönetim olarak önceliklerinin vatandaşların temel hizmetlere hızlı ve yerinde ulaşmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Hasan Kılca, açılışı yapılan merkezin mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarına modern bir çözüm sunacağını ifade etti. Aile sağlığı merkezinin teknik detaylarına ilişkin bilgi veren Kılca, projenin 32 milyon TL yatırım değeriyle tamamlandığını ve 450 metrekare kapalı alanda hizmet vereceğini kaydetti. Projenin yalnızca bir bina inşasından ibaret olmadığını vurgulayan Kılca; peyzaj düzenlemeleri, otopark alanı, sokak parkı ve çocuk oyun gruplarıyla birlikte bütüncül bir çevre düzenlemesi gerçekleştirildiğini ifade etti. Belediyecilik anlayışlarını "doğru planlama ve kalıcı eser" ilkeleri üzerine inşa ettiklerini belirten Başkan Kılca, bir mahallenin güçlenmesinin eğitim, spor ve sosyal donatıların birlikte sunulmasıyla mümkün olduğunu dile getirdi. Erenler Mahallesi’ne daha önce kazandırılan Sezai Karakoç İmam Hatip Ortaokulu, semt pazarı ve spor alanlarını hatırlatan Kılca, sağlık merkezinin bu hizmet zincirinin önemli bir halkası olduğunu söyledi. Hasan Kılca, Karatay’ın her geçen gün geliştiğini vurgulayarak, "Kentsel dönüşümden sosyal donatı alanlarına, eğitimden sağlığa kadar birçok alanda yatırımlarımız sürüyor. Bu tür hizmetler sadece bina yapmakla değil, çevresiyle birlikte anlam kazanıyor. Sağlık merkezleri, birinci basamak hizmetlerle hastanelerin yükünü de azaltacak" dedi. Kamu kurumları ve toplumsal dayanışmanın önemine de değinen Başkan Kılca, yatırımın hayata geçirilmesindeki katkılarından dolayı Konya İl Sağlık Müdürlüğü’ne ve hayırsever Ahmet Yaşar Eşmekaya’ya teşekkür etti. Hasan Kılca, merkezin Konya ve Karatay için hayırlı olmasını temenni etti. Karatay Ahmet Yaşar Eşmekaya Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan doktorlar adına konuşan Dr. Gürhan Civcik de yeni hizmet binasının hem sağlık çalışanları hem de vatandaşlar açısından önemli bir kazanım olduğunu, yaklaşık 20 bin kişiye hizmet verdiklerini ifade etti. Hayırsever Ahmet Yaşar Eşmekaya ise merkezin yalnızca bir bina yatırımı olmadığını, insan odaklı bir hizmet anlayışının ürünü olduğunu ifade etti. "Buradan şifa bulan her vatandaşımızın duası, bu merkezin en kıymetli kazanımı olacaktır" diyen Hayırsever Eşmekaya, bu yatırımın insanların hayatına dokunan bir hizmet kapısı olduğunu dile getirdi. Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz, sağlık hizmetlerinde koruyucu yaklaşımın giderek daha fazla önem kazandığını belirterek, açılışı yapılan merkezin bu anlayışın önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Konya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Ahmet Murat Koru, Konya’nın kamu, yerel yönetimler ve hayırsever iş birliğiyle Türkiye’ye model olduğunu vurguladı. Konya’nın her alanda olduğu gibi sağlık yatırımlarında da örnek bir dayanışma sergilediğini belirten Koru, bu birlikteliğin şehre kazandırılan her projede açıkça görüldüğünü ifade etti. AK Parti Konya Milletvekili Hasan Ekici, Konya’nın sağlık yatırımlarında Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu belirterek, bu başarının temelinde merkezi hükümet, yerel yönetimler ve hayırseverlerin birlikte hareket etmesi olduğunu söyledi. Son olarak konuşan Konya Valisi İbrahim Akın, devletin temel görevlerinin başında vatandaşlara kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmeti sunmanın geldiğini vurguladı. Sağlık alanında son yıllarda önemli yatırımlar hayata geçirildiğini belirten Vali Akın, vatandaşlara konforlu fiziki mekanlarda nitelikli hizmet sunulması için çalışmaların aralıksız sürdüğünü ifade etti. Merkezin resmi açılışı gerçekleştirildi Protokol konuşmalarının ardından, yapılan dua sonrasında kurdele kesilerek Ahmet Yaşar Eşmekaya Aile Sağlığı Merkezi resmen hizmete açıldı. Açılışın ardından protokol üyeleri merkezde incelemelerde bulundu.
30 Mart 2026 Pazartesi - 16:28
Endometriozis hastalığına sporla dikkat çekildi
Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Samsun’da düzenlenen pickleball turnuvasıyla hem spor yapıldı hem de kadınlarda sık görülen "çikolata kisti" hastalığına dikkat çekildi. Samsun’da mart ayı Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında dikkat çeken bir etkinliğe imza atıldı. Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü öncülüğünde düzenlenen pickleball turnuvasıyla hem spor yapıldı hem de endometriozis hastalığına yönelik farkındalık oluşturuldu. Opr. Dr. Seher Sarı Kayalarlı liderliğinde gerçekleştirilen etkinliğe çok sayıda hekim katıldı. Turnuva boyunca sporun birleştirici gücü ön plana çıkarken, etkinlik sonunda açılan pankartlarla endometriozis konusunda farkındalık mesajı verildi. Etkinlikte açıklamalarda bulunan Opr. Dr. Kayalarlı, endometriozisin dünyada yaklaşık 190 milyon kadını etkileyen kronik bir hastalık olduğunu belirterek, "Endometriozis yaklaşık her 10 kadından birinde görülmektedir. Özellikle gebelik sorunu yaşayan kadınlarda bu oran yüzde 40’lara kadar çıkarken, ilaç tedavisine yanıt vermeyen kronik kasık ağrısı olan ergenlik çağındaki kızlarda yüzde 75’lere kadar ulaşabilmektedir. Adet sancısı, kronik kasık ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı, idrar yaparken ya da dışkılama sırasında ağrı en sık ifade edilen şikâyetlerdir. Bu ağrılar çoğu zaman şiddetlidir ve ilk adet döneminden itibaren başlayabilir" dedi. Ağrının günlük hayat kalitesini ciddi şekilde etkileyebileceğini vurgulayan Opr. Dr. Kayalarlı, bazı hastaların sık ağrı kesici kullanmak zorunda kaldığını hatta acil servise başvurabildiğini belirtti. Endometriozisin tanı sürecinin uzun olabildiğine dikkat çeken Opr. Dr. Kayalarlı, "Hastalığın tanı alması 8 ila 12 yıl kadar sürebilmektedir. Bu süreçte hastalar doğru teşhis ve tedaviye ulaşmakta gecikebilir. Tedavisiz geçen bu süre hastalığın ilerlemesine neden olabilir" diye konuştu. Tedavi sürecinin kişiye özel planlandığını belirten Kayalarlı, hastanın yaşı, çocuk isteği, yumurtalık rezervi ve hastalığın evresinin tedavi yöntemini belirlemede önemli rol oynadığını ifade ederek, "Sağlığınız için belirtileri görmezden gelmeyin ve mutlaka bir uzmana başvurun" ifadelerini kullandı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 15:52
Bu belirtiler varsa spora devam etmeyin uyarısı
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Recep Kurnaz, diz ekleminde en sık görülen spor yaralanmalarından birinin menisküs yırtığı olduğunu belirterek, "Menisküsler diz sağlığı açısından kritik yapılardır. Bu nedenle oluşabilecek bir hasar, yalnızca ağrıya değil uzun vadede eklem problemlerine de neden olabilir" uyarısında bulundu. Menisküslerin diz eklemi içinde uyluk kemiği ile kaval kemiği arasında yer alan ve adeta bir "yastık" görevi gören yapılar olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kurnaz, "Bu yapılar yük dağılımını dengeler, darbe emilimini sağlar ve eklem stabilitesine katkıda bulunur. Menisküste en sık ani dönme hareketleri, çömelme, sıçrama sonrası yanlış basma veya dize aşırı yük binmesi sonucu yırtıklar oluşabilir. Futbol, basketbol, voleybol ve kayak gibi sporlarda risk yüksek olsa da sporcu olmayan kişilerde de menisküs yırtığı gelişebilir. Ayrıca yaş ilerledikçe menisküs dokusu zayıflar ve daha basit hareketlerle dahi yırtık oluşabilir" dedi. Dizde kilitlenme ve takılma hissine dikkat Menisküs yırtıklarında en sık görülen belirtilerin dizde ağrı, şişlik, takılma hissi, kilitlenme ve hareket kısıtlılığı olduğunu belirten Kurnaz, "Özellikle merdiven çıkarken veya çömelirken ağrının artar. Bazı hastalarda dizde boşalma hissi de görülebilir. Yırtığın yerine ve büyüklüğüne bağlı olarak kişi dizini tam açıp kapatmakta zorlanabilir. Bu durumda spora devam etmek ya da dizi zorlamak, yırtığın büyümesine neden olabilir" diye konuştu. İlk aşamada istirahat önemli Şikâyetler başladığında yapılması gereken en doğru yaklaşımın dizin zorlanmasını önlemek olduğunu belirten Kurnaz, "İlk aşamada istirahat, buz uygulaması ve elastik bandaj kullanımının fayda sağlayabilir. Ancak bu yöntem geçici rahatlama sağlar. Bu nedenle altta yatan sorun mutlaka bir ortopedi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Yırtığın tipi ve boyutu net olarak belirlendiğinde doğru tedavi planı oluşturulabilir. Erken tanı kıkırdak hasarı ve diz kireçlenmesi gibi ileri sorunların önüne geçilmesinde kritik rol oynar" ifadelerini kullandı. Kas güçlendirme egzersizlerinin diz çevresini desteklediğini belirten Kurnaz, "Ancak büyük, kilitlenmeye neden olan veya tedaviye yanıt vermeyen yırtıklarda artroskopik cerrahi gerekebilir" diye kaydetti. Basit önlemlerle korunmak mümkün Menisküs yaralanmalarını önlemek için spor öncesi ısınmanın büyük önem taşıdığını belirten Kurnaz, "Diz çevresi kaslarını güçlendiren egzersizlerin yaralanma riskini azaltır. Doğru teknikle spor yapmak, uygun ayakkabı seçimi ve ani, kontrolsüz hareketlerden kaçınmak da koruyucudur. Dizde ağrı, takılma veya hareket kısıtlılığı gibi belirtiler hafife alınmamalı. Erken dönemde uzman desteği almak, ileride oluşabilecek daha ciddi sorunların önüne geçer ve kişinin aktif yaşamını korumasını sağlar" ifadelerini kullandı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 14:53
Algoloji uzmanları İzmir’de buluştu; ağrı pili uygulamasını akıllı gözlükle anlık olarak izledi
Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Algoloji Kliniği öncülüğünde düzenlenen bilimsel etkinlikte, spinal kord stimülatörünün (ağrı pili) horizontal teknikle dorsal root ganglion (DRG) bölgesine yerleştirilmesine yönelik canlı vaka uygulaması başarıyla gerçekleştirildi. Türk Algoloji Ağrı Derneği ve Ege Ağrı Platformu iş birliğiyle düzenlenen bilimsel etkinlikte Türkiye’de bir ilke imza atıldı. Etkinlik kapsamında, kronik ağrı tedavisinde kullanılan ağrı pilinin omurilikteki ilgili sinir bölgesine Doç. Dr. Edip Gönüllü’nün geliştirdiği yeni bir yöntemle yerleştirilmesi, canlı ameliyat eşliğinde uygulamalı olarak gösterildi. İleri teknoloji kullanılarak yapılan canlı vaka sunumu, akıllı gözlük teknolojisi aracılığıyla katılımcılara anlık olarak aktarıldı. Bu sayede programa katılan hekimler, uygulamayı detaylı şekilde izleme ve interaktif öğrenme imkânı buldu. Programın dikkat çeken başlıklarından birini ise Boston Scientific tarafından geliştirilen ve Türkiye’de ilk kez tanıtımı yapılan spinal kord stimülatör simülatörü oluşturdu. Daha önce Amerika ve Avrupa’daki eğitimlerde kullanılan simülatör ile katılımcılar, uygulama maketi üzerinde pratik eğitim alma fırsatı yakaladı. Yaklaşık 50 algoloji uzmanının katıldığı etkinlik, ağrı tedavisi alanında önemli bir eğitim platformu sunarak Türkiye’deki uygulamaların gelişimine katkı sağladı. Programa; İzmir Bakırçay Üniversitesi Rektörlüğü ve Tıp Fakültesi Dekanlığı, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, hastane yöneticileri ile dernek yönetim kurulu üyeleri katıldı. Sempozyum başkanlığını yürüten Doç. Dr. Edip Gönüllü, uluslararası literatüre dayanan geniş vaka serilerine ilişkin bilimsel çalışmalarını ekibiyle birlikte katılımcılarla paylaştı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 12:31
Uzm. Dr. Baver Demir: "Ateş, öksürük, döküntü çocuklarda her belirti neden ciddiye alınmalı"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Baver Demir, çocukluk döneminde sık görülen belirtiler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Çocukluk döneminin, bağışıklık sisteminin henüz gelişim aşamasında olduğu hassas bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, bu dönemde ortaya çıkan ateş, öksürük ve döküntü gibi belirtilerin her zaman dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Ateş tek başına bir hastalık değil, vücudun bir tepkisidir" diyen Demir, özellikle uzun süren, düşmeyen ya da sık tekrarlayan ateşin mutlaka uzman kontrolünde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Demir, bu durumun basit enfeksiyonlardan daha ciddi sağlık sorunlarına kadar farklı nedenlere bağlı olabileceğini ifade etti. Öksürüğün çoğu zaman üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı geliştiğini belirten Uzm. Dr. Baver Demir, "Ancak uzun süre geçmeyen, gece artan ya da nefes darlığı ile birlikte görülen öksürükler, alerjik hastalıkların veya alt solunum yolu enfeksiyonlarının habercisi olabilir. Bu nedenle ailelerin bu belirtileri yakından takip etmesi gerekir" dedi. Deri döküntülerinin de ebeveynlerde sık endişe oluşturan belirtiler arasında yer aldığını söyleyen Demir, bazı döküntülerin basit viral enfeksiyonlarla ilişkili olabileceğini, ancak ateş, halsizlik, iştahsızlık ya da hızlı yayılım gibi görülen döküntülerin daha ciddi hastalıkların işareti olabileceğini kaydetti. Erken teşhisin çocuk sağlığında hayati önem taşıdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, "Çocuklarda görülen hiçbir belirti ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle göz ardı edilmemelidir. Özellikle küçük yaş grubunda hastalıklar hızlı ilerleyebilir. Şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diye konuştu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Baver Demir ebeveynlerin bilinçli ve dikkatli yaklaşımının, çocuklarda ihtimal ciddi hastalıkların erken teşhis ve tedavisinde kritik rol oynadığını vurguladı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 11:32
Geçmeyen öksürüğe dikkat: Soğuk havalarla virüsler artışta
Son dönemde artan, geçmeyen öksürük şikâyetlerine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet İlvan, hava sıcaklıklarının düşmesiyle viral enfeksiyonların yaygınlaştığını belirtti. İlvan, özellikle uzun süren öksürüklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Soğuk hava şartlarının, solunum yolu enfeksiyonları için uygun bir zemin oluşturduğunu ifade eden Arel Üniversitesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet İlvan, "Bu dönemde virüsler daha kolay yayılıyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonları ve buna bağlı öksürük şikâyetleri artıyor" dedi. "3 haftayı aşan öksürükte mutlaka uzman görüşü alınmalı" Öksürüğün genellikle basit bir enfeksiyon belirtisi olarak görülse de bazı durumlarda daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirten İlvan, "Eğer öksürük 3 haftadan uzun sürüyorsa, altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır. Astım, kronik bronşit, reflü ya da daha ciddi akciğer hastalıkları bu şikâyetin nedeni olabilir" uyarısında bulundu. Korunmak için basit önlemler etkili Prof. Dr. İlvan, hastalıklardan korunmak için alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı: Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmalı. Ellerin sık sık yıkanması ihmal edilmemeli. Bağışıklık sistemini güçlendiren dengeli beslenmeye dikkat edilmeli. Gerektiğinde maske kullanımı tercih edilmeli." Uzmanlar, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireylerin bu dönemde daha dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Geçmeyen öksürük şikâyeti olan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder