SAĞLIK
27 Nisan 2026 Pazartesi - 17:12 Mardin’de nadir görülen hastalıkla doğan bebek sağlığına kavuştu Mardin’de doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı yaşayan ve nadir görülen "Sağ Konjenital Diyafragma Hernisi (Bochdalek Hernisi)" tanısı konulan bebek, başarılı operasyon ve yaklaşık 2 aylık tedavi sürecinin ardından sağlıklı şekilde taburcu edildi. Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen operasyonla hayata tutunan bebek, multidisipliner yaklaşım sayesinde sağlığına kavuşurken, tamamen anne sütüyle beslenir hale geldi ve oksijen ihtiyacı olmadan 57 gün sonra taburcu edildi. Çocuk uzmanı Adnan Azizoğlu yaptığı açıklamada, vakanın 37 haftalık ve 2 kilo 750 gram doğan, doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı gelişmesi üzerine entübe edilerek yenidoğan ünitesine alınan bir bebek olduğunu söyledi. Hastayı entübe şekilde devraldıklarında çekilen akciğer filminde karın içi organlarının sağ toraks içinde yerleştiğini tespit ettiklerini belirten Azizoğlu, "Bunun üzerine hastamızı acilen çocuk cerrahisi bölümüne danıştık. Aynı zamanda akciğer gelişiminde sorun olması nedeniyle akciğere giden ana damarda ciddi tansiyon yüksekliği mevcuttu" dedi. Hastanın stabilize edilmesinin ardından ameliyata alındığını ifade eden Azizoğlu, "Sağ tarafta olması ve karaciğer, apendiks ile ince ve kalın bağırsakların göğüs boşluğunda yer alması vakayı oldukça riskli hale getiriyordu. Bu operasyon Mardin’de ilk kez gerçekleştirildi" diye konuştu. Tedavi sürecinin multidisipliner şekilde yürütüldüğünü aktaran Azizoğlu, hastanın 57 günlük ve 4 kilogram ağırlığında olduğunu belirterek, "Oksijen ihtiyacı bulunmuyor ve tamamen anne sütüyle besleniyor. Yapılan tetkiklerde beyin dahil herhangi ciddi bir hasar tespit edilmedi. Bu bizim için sevindirici ve gurur verici bir durum" ifadelerini kullandı. Yenidoğan uzmanı Muhammet Hocaoğlu da vakanın en önemli özelliğinin diyafragma hernisinin sağ tarafta görülmesi olduğunu dile getirdi. Bu durumun hastalığı daha da nadir hale getirdiğini belirten Hocaoğlu, "Göğüs boşluğuna yerleşen organ miktarı arttıkça ölüm riski de artmaktadır. Bizim hastamızda ince ve kalın bağırsakların yanı sıra karaciğer de sağ toraks içinde yer alıyordu. Bu nedenle süreçte ciddi problemler yaşadık’’ dedi. Ameliyat öncesi ve sonrasında pulmoner hipertansiyonla mücadele ettiklerini ve uzun süre nitrik oksit tedavisi uyguladıklarını anlatan Hocaoğlu, bağırsak iskemisi ile de karşılaştıklarını kaydetti. Beslenme sürecinin kademeli ilerlediğini ifade eden Hocaoğlu, "Yaklaşık 50 gün boyunca oksijen desteği aldı. Bugün ise oksijen ihtiyacı olmadan, kilosunu neredeyse iki katına çıkarmış şekilde sağlıklı olarak taburcu ediliyor. Bu durum Mardin için önemli bir gelişme" şeklinde konuştu.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 15:09 Van’da optisyenlerden sahte güneş gözlüğü uyarısı Van’da havaların ısınmasıyla birlikte güneş gözlüğü kullanımı artarken, optisyenler ise vatandaşları uyararak bijuteri ve sokak tezgâhlarında satılan sahte ürünlerin göz sağlığında kalıcı hasarlara yol açabileceğini söyledi. Kentte havaların ısınmasıyla birlikte artış gösteren güneş gözlüğü kullanımı, merdiven altı ürün tehlikesini de beraberinde getirdi. Sektör temsilcileri, bijuteri ve sokak tezgahlarında satılan kalitesiz gözlüklerin göz sağlığını korumak yerine kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Yeni sezon hazırlıklarının tamamlandığı kentte, optik mağazalarında yoğunluk yaşanırken uzmanlar, vatandaşların bilinçsiz seçimlerden kaçınması gerektiğini vurguladı. Özellikle Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ve camları işlevsiz ürünlerin uzun vadede ciddi göz kusurlarına zemin hazırladığına dikkat çekildi. "Güneş gözlüğü, gözü zararlı ışınlardan korur" İHA muhabirine konuşan Optisyen Uğur Özbek, güneş gözlüğünün sadece bir aksesuar olmadığını, bir sağlık gereci olduğunu belirtti. Yeni sezonla ilgili tüm hazırlıklarını tamamladıklarını ifade eden Optisyen Özbek, "Şu an yeni sezonla ilgili süreç başladı ve ürünlerimizin tamamı dizildi. Stoklarımızı hazırladık; gelen misafirlerimize ve hastalarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yeni sezonda öncelikle kaliteli, markalı ve Sağlık Bakanlığı onaylı ürünlerin kullanılmasını öneriyoruz. Bu sezon özellikle bu hususlara dikkat edilmesi gerekiyor. Güneş gözlüğü, gözü zararlı UV ışınlarından korur. Bu nedenle başta uzun yol şoförlerimiz olmak üzere; çocuklardan yetişkinlere, tüm gençlerimize ve her yaş grubuna güneş gözlüğü kullanmasını tavsiye ediyoruz. Güneş gözlüğü alırken ürünün orijinalliğine ve camların UV koruma özelliğine mutlaka dikkat edilmelidir" dedi. "Tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır" İşportada veya kozmetik mağazalarında satılan gözlüklerin göz sağlığı için büyük risk taşıdığını dile getiren Özbek, "Gözlük alırken tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır. Kozmetik mağazası gibi yerlerde satılan ürünler orijinal değildir; bunların hiçbir koruyucu özelliği bulunmadığı gibi garantileri de yoktur. Camları işlevsiz olan bu basit gözlükleri kesinlikle önermiyoruz. Göz sağlığı için gözlüğün mutlaka bir optisyenden, profesyonel bir optik mağazasından alınması gerekmektedir" diye konuştu.
Uzm. Dr. Baver Demir: "Ateş, öksürük, döküntü çocuklarda her belirti neden ciddiye alınmalı"
30 Mart 2026 Pazartesi - 12:31 Uzm. Dr. Baver Demir: "Ateş, öksürük, döküntü çocuklarda her belirti neden ciddiye alınmalı" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Baver Demir, çocukluk döneminde sık görülen belirtiler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Çocukluk döneminin, bağışıklık sisteminin henüz gelişim aşamasında olduğu hassas bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, bu dönemde ortaya çıkan ateş, öksürük ve döküntü gibi belirtilerin her zaman dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Ateş tek başına bir hastalık değil, vücudun bir tepkisidir" diyen Demir, özellikle uzun süren, düşmeyen ya da sık tekrarlayan ateşin mutlaka uzman kontrolünde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Demir, bu durumun basit enfeksiyonlardan daha ciddi sağlık sorunlarına kadar farklı nedenlere bağlı olabileceğini ifade etti. Öksürüğün çoğu zaman üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı geliştiğini belirten Uzm. Dr. Baver Demir, "Ancak uzun süre geçmeyen, gece artan ya da nefes darlığı ile birlikte görülen öksürükler, alerjik hastalıkların veya alt solunum yolu enfeksiyonlarının habercisi olabilir. Bu nedenle ailelerin bu belirtileri yakından takip etmesi gerekir" dedi. Deri döküntülerinin de ebeveynlerde sık endişe oluşturan belirtiler arasında yer aldığını söyleyen Demir, bazı döküntülerin basit viral enfeksiyonlarla ilişkili olabileceğini, ancak ateş, halsizlik, iştahsızlık ya da hızlı yayılım gibi görülen döküntülerin daha ciddi hastalıkların işareti olabileceğini kaydetti. Erken teşhisin çocuk sağlığında hayati önem taşıdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, "Çocuklarda görülen hiçbir belirti ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle göz ardı edilmemelidir. Özellikle küçük yaş grubunda hastalıklar hızlı ilerleyebilir. Şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diye konuştu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Baver Demir ebeveynlerin bilinçli ve dikkatli yaklaşımının, çocuklarda ihtimal ciddi hastalıkların erken teşhis ve tedavisinde kritik rol oynadığını vurguladı.
Geçmeyen öksürüğe dikkat: Soğuk havalarla virüsler artışta
30 Mart 2026 Pazartesi - 11:32 Geçmeyen öksürüğe dikkat: Soğuk havalarla virüsler artışta Son dönemde artan, geçmeyen öksürük şikâyetlerine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet İlvan, hava sıcaklıklarının düşmesiyle viral enfeksiyonların yaygınlaştığını belirtti. İlvan, özellikle uzun süren öksürüklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Soğuk hava şartlarının, solunum yolu enfeksiyonları için uygun bir zemin oluşturduğunu ifade eden Arel Üniversitesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet İlvan, "Bu dönemde virüsler daha kolay yayılıyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonları ve buna bağlı öksürük şikâyetleri artıyor" dedi. "3 haftayı aşan öksürükte mutlaka uzman görüşü alınmalı" Öksürüğün genellikle basit bir enfeksiyon belirtisi olarak görülse de bazı durumlarda daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirten İlvan, "Eğer öksürük 3 haftadan uzun sürüyorsa, altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır. Astım, kronik bronşit, reflü ya da daha ciddi akciğer hastalıkları bu şikâyetin nedeni olabilir" uyarısında bulundu. Korunmak için basit önlemler etkili Prof. Dr. İlvan, hastalıklardan korunmak için alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı: Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmalı. Ellerin sık sık yıkanması ihmal edilmemeli. Bağışıklık sistemini güçlendiren dengeli beslenmeye dikkat edilmeli. Gerektiğinde maske kullanımı tercih edilmeli." Uzmanlar, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireylerin bu dönemde daha dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Geçmeyen öksürük şikâyeti olan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.
Samsun’da obezite ile mücadele: 173 bin kişiye ulaşıldı, 5,1 ton kilo verildi
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:54 Samsun’da obezite ile mücadele: 173 bin kişiye ulaşıldı, 5,1 ton kilo verildi Samsun’da yürütülen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında 173 bin kişiye ulaşıldı, fazla kilolu olduğu belirlenen 6 bin kişi toplamda 5,1 ton kilo vererek sağlıklı yaşama adım attı. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan kampanyanın Samsun’daki sonuçlarını değerlendiren İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, obezitenin günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olduğuna dikkat çekti. Uras, obezitenin kalp-damar hastalıklarından diyabete, kanserden birçok kronik rahatsızlığa kadar geniş bir yelpazede risk oluşturduğunu vurguladı. Kampanyanın yalnızca kilo kaybını değil, kalıcı bir sağlıklı yaşam alışkanlığı kazandırmayı hedeflediğini belirten Uras, "İlimiz genelinde yürüttüğümüz çalışmalarla vatandaşlarımızın boy ve kilo ölçümlerini yaparak vücut kitle indekslerini belirledik. Risk grubunda olanları ise Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendirdik" dedi. Samsun’un 17 ilçesinde gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında 173 bin kişiye ulaşıldığını ifade eden Uras, Sağlıklı Hayat Merkezlerine yaklaşık 6 bin kişinin başvurduğunu kaydetti. Bu kişilerin yüzde 27,9’unun hafif kilolu, yüzde 59,4’ünün ise obez grubunda yer aldığının tespit edildiğini dile getirdi. Başvuran vatandaşlara diyetisyenler tarafından kişiye özel beslenme programları hazırlandığını ve düzenli takip randevuları verildiğini belirten Uras, "Bu gruptan merkezlerimize düzenli devam eden yaklaşık bin 200 kişi toplamda 5,1 ton kilo vererek önemli bir başarı elde etti" ifadelerini kullandı. Kampanyada görev alan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür eden Uras, özellikle Atakum, Bafra, Canik, Havza ve Terme Sağlıklı Hayat Merkezlerinde görev yapan ekiplerin sürece büyük katkı sunduğunu sözlerine ekledi.
Görme sağlığının geleceği İzmir’de konuşuldu
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:53 Görme sağlığının geleceği İzmir’de konuşuldu İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir-3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü. Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı. "İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor" Programın açılış konuşmasını yapan İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, "Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz" dedi. İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, "Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık" diye konuştu. Erken teşhisin önemi anlatıldı Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, "Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı. Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, "Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor" diye konuştu. Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, "İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur" sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti. Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti. "2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor" "Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler" konulu oturumda konuşan Johnson & Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, "Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor" dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, "Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor" ifadelerini kullandı. Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.
Dünyada yılda 2 milyon Türkiye’de 22 bin kişi kolon kanseri oluyor
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:47 Dünyada yılda 2 milyon Türkiye’de 22 bin kişi kolon kanseri oluyor Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon, Türkiye’de ise 22 bin kişiye kolorektal kanser tanısı konulduğunu belirten uzmanlar, erken teşhis ve düzenli taramanın hayati önem taşıdığını söyledi. Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, Türkiye’de yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Türkiye’de özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski yüzde 30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 90’ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi. 50 yaş üstü kişilerin özellikle dikkat etmesi gerekiyor Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluştuğunu ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başladığını ifade eden Prof. Dr. Alihan Gürkan, "Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir" dedi. Bu belirtileri görmezden gelmeyin Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Alihan Gürkan, "Belirtiler kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler, dışkıda kan görülmesi, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme), karın ağrısı veya kramplar, açıklanamayan kilo kaybı, yorgunluk ve halsizlik. Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır" şeklinde konuştu. Kolon kanserinden korunma yolları Kolon kanserinden korunmak için dikkat edilmesi gerekenleri sıralayan Prof. Dr. Alihan Gürkan, "Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin: Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür. Sigara ve alkolü bırakın: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir. Kilonuzu kontrol altında tutun: Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin. Düzenli egzersiz yapın: Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir. Tarama testlerini ihmal etmeyin: 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın. Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının: Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk oluşturabilir" ifadelerini kullandı.
Varisle karıştırılan ödem farklı hastalıkların habercisi olabilir
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:16 Varisle karıştırılan ödem farklı hastalıkların habercisi olabilir Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bahar Temur, varisin ve ödemin sıkça beraber görülebileceğini, fakat ödemin başka hastalıkların da belirtisi olabileceğini belirterek doğru tanının hayati önem taşıdığını vurguladı. Medicana Çamlıca Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bahar Temur, bacaklarda sık görülen şişliklerin toplumda çoğunlukla varis olarak yorumlandığını ancak bu durumun her zaman doğru olmadığını belirtti. Ödemin birbirinden farklı sağlık sorunları nedeniyle oluşabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Bahar Temur, yanlış değerlendirmelerin tedavi sürecini geciktirebileceğine dikkat çekti. Varis bir dolaşım sistemi hastalığıdır Varisin, toplardamarlarda bulunan kapakçıkların görevini yeterince yerine getirememesi sonucu ortaya çıktığını ifade eden Doç. Dr. Bahar Temur, şu bilgileri paylaştı: "Variste damarlar genişler, kıvrımlı bir hal alır ve cilt yüzeyinden belirgin şekilde görülebilir. Hastalarda bacaklarda ağrı, yanma, kaşıntı ve gün sonunda artan ağırlık hissi sık görülür. Uzun süre ayakta kalma, hareketsiz yaşam tarzı ve genetik yatkınlık varis oluşumunda önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır." Benzer şikâyetler farklı nedenlere işaret edebilir Bacaklarda ödemin varislerle beraber görülebildiği gibi kardiyak (kalp ile ilgili) nedenlerden, böbrek yetmezliğinden, hormonal sebeplerden, lenfödem gibi lenf damarı hastalıklarından da oluşabileceğini söyleyen Doç. Dr. Bahar Temur, "Ödem, dokular arasında sıvı birikmesi sonucu oluşur. Genellikle yaygın bir şişlik şeklinde kendini gösterir ve sadece bacaklarda değil ayak, el ve yüzde de görülebilir" dedi. Ödemin; fazla tuz tüketimi, hareketsizlik, hormonal değişimler, gebelik ve bazı ilaçlara bağlı olarak gelişebileceğini belirten Doç. Dr. Bahar Temur, bazı durumlarda altta yatan sistemik hastalıkların da işareti olabileceğini vurguladı. Doç. Dr. Bahar Temur, iki durumun nasıl ayırt edilebileceğini şöyle anlattı: "Görünüm: Variste belirgin, kıvrımlı ve morumsu damarlar görülürken, diğer sebeplerle oluşan ödemde daha yaygın ve homojen bir şişlik oluşur. Yerleşim: Varis genellikle bacaklarla sınırlıdır; kardiyak veya hormonal ödem ise ayak, bacak, el ve yüzde ortaya çıkabilir. Fizik muayene bulgusu: Ödemde bası ile çökme (çukurlaşma) görülebilirken, variste damar yapısı belirgin şekilde hissedilir. Şikâyetlerin seyri: Variste gün sonunda artan ağrı ve ağırlık hissi ön plandayken, diğer sebeplerle oluşan ödemde şişlik gün içinde değişkenlik gösterebilir." Doğru tanı, doğru tedavinin ilk adımıdır Ödeme neden olan durumların birbirine karıştırılmasının hastaların yanlış tedavi yöntemlerine yönelmesine neden olabileceğini belirten Doç. Dr. Bahar Temur, "Kardiyak ödem ve varisin tedavi yaklaşımları farklıdır. Bu nedenle bacaklarda şişlik, ağrı ya da damar belirginliği yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşır" uyarılarında bulundu. Ne zaman uzmana başvurulmalı Doç. Dr. Bahar Temur, son olarak şunları kaydetti: Bacaklarda sürekli veya tekrarlayan şişlik varsa, damarlar belirginleşmişse, ağrı, yanma, kramp gibi şikâyetler eşlik ediyorsa, şişlik tek taraflı ve ani geliştiyse bir kalp ve damar cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirme önerilmektedir. Erken tanı ve doğru tedavi ile hem varisin hem ödemin kontrol altına alınabilmesi mümkünken, özellikle risk grubunda yer alan kişilerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerekmektedir."
Sağlık çalışanları koro oluşturdu, Türk halk müzikleri seslendirildi
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:16 Sağlık çalışanları koro oluşturdu, Türk halk müzikleri seslendirildi Medicana Sivas Hastanesi bünyesinde görev yapan sağlık çalışanlarının oluşturduğu Türk Halk Müziği Korosu, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen konserde sahne alarak büyük beğeni topladı. Medicana Sivas Hastanesi hekimleri, hemşireleri ve sağlık çalışanlarından oluşan ‘Medicana Türk Halk Müziği Korosu’, 14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında düzenlenen ‘Sağlığın Ritmi Türkülerle Buluşuyor’ konserinde izleyicilerle buluştu. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi 4 Eylül Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen ve bu yıl 5’incisi düzenlenen konsere vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Doktor, hemşire ve sağlık personellerinden oluşan koro, Anadolu’nun farklı yörelerinden derlenen Türk Halk Müziği eserlerini seslendirdi. Sağlık çalışanlarının sahne performansı, salonu dolduran izleyicilerden büyük alkış aldı. Gerçekleştirilen programa Vali Yılmaz Şimşek de katıldı. Etkinlik sonunda koro üyelerine katkılarından dolayı çiçek takdim edilerek program sona erdi. "Tıp bayramı için düzenliyoruz" Medicana Sivas Hastanesi Genel Müdürü Dr. Mustafa Argındoğan konser hakkında bilgiler vererek, "Bu konserimizin 5’incisi olacak. Kıymetli hocalarımızın düzenlediğini bir konserdir. Bu konseri ‘Tıp bayramı’ için düzenliyoruz. Bu koronun yüzde 80’i hekimlerimizden oluşuyor. Hekimlerin dışında hastanemizin sağlık çalışanları ve üniversiteden koromuza destek veren arkadaşlarımız var" dedi. "Ruhumuzu müzikle dinlendiriyoruz" Koro şefi Emre Yuvacı, müziğin tıpla beraber yürüdüğünü söyleyerek, ‘14 Mart Tıp Bayramı’ için düzenlenen konserimizde doktorlarımız stetoskoplarını bırakıp, şifalarını bu şekilde dağıtmaya başlayacaklar. Tarih boyunca müzik, tıpla beraber yürümüştür. Bugünde ruhumuzu müzikle dinlendireceğiz" diye konuştu.
Bel ağrısı toplumun yüzde 80’ini etkiliyor
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:15 Bel ağrısı toplumun yüzde 80’ini etkiliyor Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Ali Murat Kalender, bel ağrısının toplumda en sık görülen sağlık sorunlarından biri olduğunu belirterek, toplumun yüzde 80’ini etkileyen bir problem olduğunu söyledi. Özel Sular Akademi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Ali Murat Kalender, bel ağrısının özellikle günlük hayat alışkanlıklarından kaynaklandığını ifade etti. Dr. Kalender, bel ağrıları ile ilgili yapılması gerekenleri anlattı. "Eskisi kadar hareket etmiyoruz" Bel ağrısının toplumun yaklaşık yüzde 80’ini etkileyen çok yaygın bir sağlık sorunu olduğunu belirten Dr. Kalender, "Kadınlar, özellikle ev işlerinde daha fazla fiziksel yük altında kaldıkları için bu rahatsızlığa biraz daha yatkındır. Bunun en önemli nedeni vücudun yanlış kullanılmasıdır. Günümüzde eskisi kadar hareket etmiyoruz, spor yapmıyoruz ve kas dengemiz giderek bozuluyor" dedi. "Yanlış pozisyonda yük kaldırmak bel sağlığını ciddi şekilde etkiler" Ev işleri sırasında en sık yapılan hatalardan birinin dizleri kullanmadan belden eğilerek çalışmak olduğunu kaydeden Kalender, "Bu hareketin sürekli tekrarlanması zamanla bel ağrısına yol açar. Aynı şekilde fazla kilo ve ağır yük kaldırmak da önemli risk faktörleridir. Özellikle yanlış pozisyonda yük kaldırmak bel sağlığını ciddi şekilde olumsuz etkiler. Bel ağrısı bazı durumlarda bacaklara vurabilir. Eğer hastalık ilerlerse ayaklarda uyuşma ve güç kaybı görülebilir. Bu durum genellikle bel fıtığının bir göstergesidir. Vakaların büyük bir kısmı ilaç ve fizik tedavi ile düzelir. Ancak bazı hastalarda ameliyat kaçınılmaz hale gelebilir. Bel ağrılarından korunmak için düzenli ve dengeli spor yapılması gerekir. Özellikle yürüyüş ve yüzme bu konuda oldukça faydalıdır. Bunun yanı sıra ideal kilonun korunması da büyük önem taşır. Düzenli egzersizle bel ağrılarının büyük bir kısmının önüne geçmek mümkündür" dedi.
ESOGÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Hassa’dan ‘Film Şeridi Gibidir Hayat’ adlı söyleşi ve imza günü
30 Mart 2026 Pazartesi - 09:51 ESOGÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Hassa’dan ‘Film Şeridi Gibidir Hayat’ adlı söyleşi ve imza günü Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Hassa, ‘Film Şeridi Gibidir Hayat’ adlı söyleşi ve imza günü düzenlendi. Tıp tarihinde; ‘Kadın doğum’ ve ‘Tüp Bebek’ alanındaki başarıları ile bilinen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nin unutulmaz ismi Prof. Dr. Hikmet Hassa, bu kez şifa dağıtan neşteri yerine kalemini kullanarak Türk okuyucusu ile paylaşacağı hayatının önemli safhalarını anlattığı bir kitap hazırladı. Eser’in sayfaları; sadece bir tıp profesörünün akademik başarılarını değil, hocanın ‘ulvi mesleğim’ diyerek tanımladığı hekimliğin görünmeyen tarafında verilen çetin mücadeleleriyle bir ideal uğruna adanan ömrün derin izlerini taşımaktadır. Kitap; mesleğini doktorluk seçimi olarak düşünen ya da halen doktor olarak yaşamını sürdürenlere, bir hekim ağabeylerinin gerçek yaşam öyküsüne tanıklık etmelerini sağlamaktadır. Ayrıca mesleği hekimlik olmayanlar için de hayat mücadelelerinin insanı nasıl hedeflerine ulaştırdığını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Eskişehir’de bir mekânda tanıtımı yapılan eser; Prof. Dr. Hikmet Hassa’nın imza günü ile ilk defa Eskişehir halkıyla buluştu. Tanıtım gününe; çok sayıda okuyucu, hekim, hocanın dostları ve öğrencileri katıldı.