Son Dakika
|
Antalya Büyükşehir iştiraki ANSET’e operasyonda 14 şüpheli tutuklandı
Başakşehir’de akaryakıt istasyonunda tekmeli yumruklu kavga
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ankara’dan ayrılıyor
İtalya’da şampiyon Inter
Uşak’ta 7 aracın karıştığı zincirleme kaza: 4 ölü 17 yaralı
Gaziantep'te sağanak: Çatılar uçtu, ağaçlar devrildi, araçlar suya gömüldü
Diyarbakır’da şampiyonluk kutlamalarında 11 yaralı, 10 gözaltı
Kırmızı ışık ihlali yapan otomobil ortalığı savaş alanına çevirdi: 1’i ağır 4 yaralı
Okul saldırısında ağır yaralanan Almina Ağaoğlu vefat etti
Erdoğan'dan nüfus uyarısı: "Doğurganlık hızımız düşüyor, rakamlar tedirgin edici''
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Esenyurt’ta Heimlich manevrası hayat kurtardı
Ziraat Türkiye Kupası’nda ilk finalist belli oluyor
Başakşehir’de akaryakıt istasyonunda tekmeli yumruklu kavga
NBA’de son çeyrek final eşleşmesi Detroit- Cleveland oldu
İtalya’da şampiyon Inter
Gaziantep'te fırtına sonrası okullar tatil edildi
Fırtınada minarenin yıkılma anı kamerada
SAĞLIK
Bel ağrısının ilacı planlı hareket
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:19:34
Kas ve iskelet sistemi hastalıkları arasında en sık rastlanan şikayetlerin başında gelen bel ağrıları, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve yanlış duruş alışkanlıklarıyla tetikleniyor. Burtom Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Kemal Kayserili, bel sağlığını korumada ve mevcut ağrıların tedavisinde "egzersiz" faktörünün hayati önemine dikkat çekti. Egzersizi, düzenli olarak yapılan tekrarlı ve planlı fiziksel aktivite olarak tanımlayan Dr. Kemal Kayserili, bu sürecin sağlıklı yaşam için spor yapmakla eşdeğer olduğunu belirtti. Bel ağrısı ile kas dengesi arasındaki ilişkiye değinen Kayserili, "Egzersiz, hem bel ağrısının tedavisinde önemlidir hem de bel ağrısını önlemede. Şöyle ki nedeni ne olursa olsun, belde ağrı varsa bunun nedeni veya sonucu olarak bozulmuş bir kas dengesi var demektir. Kişiye göre seçilen hareketlerle kısalmış ve gerilmiş kaslar esnetilmeli, güçsüz kalmış kaslar da kuvvetlendirilmelidir" diye konuştu. Kademeli geçiş ve süreklilik şart Tedavi sürecinde izlenmesi gereken yöntemi açıklayan Dr. Kayserili, egzersizlerin ağrı sınırını aşmaması gerektiğini vurgulayarak, "İlk aşamada ağrıya neden olmayan egzersizler seçilmeli ve her gün yapılmalı, tekrar sayıları ve çeşitleri giderek arttırılmalıdır. Duruş, oturuş bozuklukları olan kişide, belini zorlayacak şekilde çalışan ve hareket edenlerde, sedanter yaşayanlarda izlenecek düzenli bir egzersiz programı da bel ağrısını önleyecektir" dedi. Ameliyat sonrası dönemde egzersizin rolü Bel sağlığında cerrahi müdahale gerektiren durumlarda dahi egzersizin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Kemal Kayserili; omurlarda kayma, bel fıtığı ve kanal darlığı gibi operasyonlardan sonra hastaların mutlaka egzersize başlaması gerektiğini ifade etti. Egzersizlerin sıklığı konusunda öneride bulunan Burtom Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Kemal Kayserili, kas hafızası ve güç artışının korunması için zamanlamanın önemini şu sözlerle aktardı: "Egzersiz uygulanmasının, başlangıçta her gün ve günde 2 kez yapılması uygundur. Sonrasında hekim değerlendirmesi ile gün aşırı veya haftada 3 gün şeklinde de devam edilebilir. Ama 2 egzersiz seansı (günü) arası 72 saati geçmemelidir ki kaslarda sağlanan olumlu etkiler esneklik ve güç artışı kaybolmasın." Son olarak, egzersizlerin doğru uygulanması konusunda önemli bir uyarıda bulunan Dr. Kemal Kayserili, "Düzenlenen bel egzersizleri hekim veya eğitimli sağlık personeli eşliğinde anlatılmalı, gösterilmeli ve hastanın egzersizleri nasıl yaptığı gözlenmelidir" ifadesini kullandı.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:41
Dr. Hamidanoğlu’dan hayati uyarı
Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hasan Barış Hamidanoğlu gebelikte tansiyon konusunda anne adaylarını uyardı. Gaziantep ANKA Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hasan Barış Hamidanoğlu, "Gebelik süreci, anne adayının hem kendi sağlığı hem de bebeğinin gelişimi açısından büyük bir hassasiyet gerektiriyor. Bu süreçte en sık karşılaşılan risklerden biri olan gebelikte tansiyon, erken fark edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabiliyor" dedi Gaziantep ANKA Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hasan Barış Hamidanoğlu, gebelikte tansiyonun genellikle belirti vermeden ilerleyebileceğine dikkat çekerek, "Bu nedenle düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşıyor. Erken tanı sayesinde hem anne hem de bebek için oluşabilecek riskleri en aza indirebiliriz" ifadelerini kullandı. Belirtiler göz ardı edilmemeli Gebelikte yüksek tansiyonun bazı durumlarda baş ağrısı, görme bozuklukları, ani kilo artışı, el ve yüzde şişlik gibi belirtilerle kendini gösterebileceğini ifade eden Op. Dr. Hamidanoğlu, bu şikayetlerin ciddiye alınması gerektiğini vurguladı. Anne ve bebek için risk oluşturabilir Kontrol altına alınmayan gebelik hipertansiyonunun; erken doğum, plasenta sorunları ve bebeğin gelişim geriliği gibi ciddi problemlere neden olabileceğini belirten Op. Dr. Hamidanoğlu, "Bu nedenle tansiyon takibi ihmal edilmemeli, doktorun önerdiği şekilde beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleri yapılmalıdır" diye konuştu. Sağlıklı bir gebelik için öneriler Op. Dr. Hamidanoğlu, anne adaylarına düzenli doktor kontrollerini aksatmamaları , tuz tüketimini sınırlamaları, dengeli ve sağlıklı beslenmeleri, stresten uzak durmaları, doktor önerisi dışında ilaç kullanmamaları önerisinde bulundu. Son olarak Op. Dr. Hamidanoğlu, gebelikte tansiyonun kontrol altına alınmasının mümkün olduğunu belirterek, "Bilinçli ve düzenli takip ile sağlıklı bir gebelik süreci geçirmek mümkün. Anne adaylarımızın en küçük şüphede bile hekime başvurmalarını öneriyoruz" ifadelerini kullandı.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:41
Bahar aylarında çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarına dikkat
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Baver Demir, "Bahar aylarının gelmesiyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler, çocukların bağışıklık sistemini etkileyerek üst solunum yolu enfeksiyonlarının artmasına neden oluyor" dedi. Uzm. Dr. Baver Demir, özellikle okul çağındaki çocuklarda Soğuk algınlığı ve benzeri viral hastalıkların bu dönemde daha sık görüldüğüne dikkat çekti. Dr. Demir, "Mevsim geçişlerinde vücut, değişen hava şartlarına uyum sağlamakta zorlanabiliyor. Bu durum, burun akıntısı, öksürük, boğaz ağrısı ve hafif ateş gibi belirtilerle kendini gösteren enfeksiyonların yaygınlaşmasına yol açıyor. Çocukların kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmesi ve temasın artması da hastalıkların yayılmasını kolaylaştırıyor" ifadelerini kullandı. "Bahar aylarında bağışıklık sistemi çevresel değişimlerden daha fazla etkilenir" Dr. Baver Demir, "Bahar aylarında bağışıklık sistemi çevresel değişimlerden daha fazla etkilenir. Bu dönemde çocukların hastalıklara yakalanma riski artar. Özellikle hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve bağışıklığı destekleyici yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi büyük önem taşır" ifadelerini kullandı. Dr. Demir, ebeveynlere çocuklarının sağlığını korumak adına dengeli beslenme, düzenli uyku ve bol sıvı tüketiminin önemine dikkat çekerek, "El yıkama alışkanlığının kazandırılması ve hasta bireylerle temasın sınırlandırılması, enfeksiyonların önlenmesinde en etkili yöntemler arasındadır" şeklinde konuştu. Belirtilerin uzun sürmesi, yüksek ateş veya genel durum bozukluğu gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Baver Demir, erken müdahalenin hastalığın seyrini olumlu yönde etkilediğini vurguladı.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:08
Erzurum’da tıbbın geleceği konuşuldu: Medaı’26 zirvesi sona erdi
Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle düzenlenen ve tıp dünyası ile yapay zekâyı bir araya getiren Erzurum MedAI’26 programı, düzenlenen kapanış oturumuyla başarıyla tamamlandı. Erzurum’da tıp ve teknolojinin geleceğine ışık tutan önemli bir organizasyona imza atıldı. İki gün boyunca devam eden Erzurum MedAI’26 programı, alanında uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirildi. Tıbbın geleceği ile yapay zekâ teknolojilerinin entegrasyonunun ele alındığı zirvede, uzmanlar değerli bilgi ve tecrübelerini katılımcılarla paylaştı. "Bilim Ve Teknolojiyi Merkeze Almaya Devam Edeceğiz" Programın kapanışına katılan Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zafer Aynalı, belediye olarak bilime ve teknolojiye verdikleri önemi vurguladı. Aynalı, şehrin geleceğine yön verecek bu tür projelere destek vermekten gurur duyduklarını belirterek, "Erzurum Büyükşehir Belediyesi olarak; bilimi ve teknolojiyi merkeze alan projeleri desteklemeye, şehrimizi geleceğe taşıyacak çalışmalara katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Emeği Geçenlere Teşekkür Organizasyon sonunda, programa katkı sunan tüm paydaşlara ve yoğun katılım gösteren davetlilere teşekkür edildi. Erzurum’un teknoloji üssü olma yolundaki vizyonuna katkı sağlayan MedAI’26, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
03 Mayıs 2026 Pazar- 11:54
Mesane kanserine robotik çözüm: ’Kalp gibi mesane’ ile yeniden hayata başladı
2
03 Mayıs 2026 Pazar- 09:34
"Makyaj yaparken göz sağlığınızdan olmayın"
3
03 Mayıs 2026 Pazar- 12:25
Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı
4
03 Mayıs 2026 Pazar- 10:23
Çocuğunuzda bu belirtiler varsa dikkat
5
03 Mayıs 2026 Pazar- 12:17
Uzmanından tuzla ilgili önemli uyarı: Her tuz tüketilmemeli
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:25
Midyat Devlet Hastanesi’nde 160 stajyer öğrenciye eğitim verildi
Mardin’de, Midyat Devlet Hastanesi’nde 160 stajyer öğrenciye eğitim verildi. Midyat Devlet Hastanesi konferans salonunda verilen eğitim sinevizyon eşliğinde yapıldı.160 stajyer öğrencinin hazır bulunduğu eğitimde, enfeksiyon kontrol hemşiresi, iş sağlığı güvenliği birim görevlileri ve acil hemşireleri tarafından eğitim verildi.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:10
Hamilelikte inanılan yanlış bilgilerin doğruları
Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, hamilelikte doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi. Hamilelik, anne adayları için çok heyecanlı bir süreç oluyor. Kadınlar hamile olduklarını öğrendikleri an itibariyle hayatında bir takım değişiklikler yapmak durumunda kalıyor. Gerek anne gerek bebeğin sağlığı için bu değişikliklere uyum sağlamak gerekiyor. Ancak bazı kulaktan dolma bilgilere ön yargı ile yaklaşmak ve sorgulamak anne adayının hem ruhsal hem de fiziksek sağlığı için önemli oluyor çünkü bu süreçte etrafından sürekli anne adayına bilgi akışı geliyor. Bunlardan doğru olanı uygulamak sağlıklı bir gebelik geçirmenin altın kuralı olarak kabul ediliyor çünkü her anne adayı hamileliği çok farklı yaşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, hamilelikte doğru bilinen yanlışlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, hamilelikte çok yemenin önemli değil, dengeli beslenmenin önemli olduğunu dile getirdi. Aybar, "Hamilelikte beslenme, ben ne yersem bebek de onu yer ve daha iyi beslenir anlamına gelmemektedir. Gebelikte az az ve sık sık beslenilmelidir. Günde 3 ana öğün ve 3 ara öğün yapılmalıdır. Fazla kilo alındığı zaman gebelik tansiyonu, gebelik şekeri ve iri bebek doğumu gibi sorunların ortaya çıkacağı unutulmamalıdır. Hamilelikte bazı yasaklı gıdalar vardır. Özellikle çiğ et içeren, çiğ köfte tüketilmemelidir. Buna ek olarak; kabuklu deniz hayvanları, midye, suşi, kokoreç, salam, sucuk, sosis ve tütsülenmiş etler yenilmemelidir. Kavanozlarda satılan turşulardan, çok fazla tuz içerdiği ve katkı maddeleri olduğu için uzak durulmalıdır. Abur cubur tüketimine de dikkat edilmelidir" diye konuştu. Hamilelikte bitki çayları içilebileceğini söyleyen Aybar, "Özellikle gebelik döneminde kabızlığa eğilim olduğu için, bitki çayları günde 1-2 bardak tüketebilir. Adaçayının düşüğe neden olduğunu düşünülür ancak bu konuda kanıtlanmış bir araştırma bulunmamaktadır. Hamilelikte haftada 2 kez ton balığı tüketilebilir. Üstelik gebelikte balık tüketimi daha önemlidir. Omega 3 içerir fakat denizin derinlerinde yaşayan bazı balıklar, ağır metaller içerebileceğinden gebelikte risklidir. Özellikle bebeğin gelişim evresinde olduğu ilk 3 aylık dönemde santral sinir sistemine zararlı etkileri olabilir. Hamileliğin tüm evrelerinde spor yapılabilir. Sadece son haftalarda fiziksel olarak bazı sporları yapmak sıkıntı oluşturabilir. İlk 3 ayda da düşük tehdidi, kanaması ve lekelenmesi olan anne adaylarının spor yapması önerilmez. Gebelikte yapılabilecek en iyi sporlar; yürüyüş ve yüzmedir. Haftada 2 günde mutlaka yürüyüş yapılmalıdır. Yüzme için de havuz yerine deniz tercih edilmelidir" dedi. Araç kullanmanın da problem oluşturmayacağını ifade eden Aybar, şöyle devam etti: "Belki 37. haftadan sonra sıkıntı olabilir çünkü bebeğin büyümesine bağlı olarak göbeğin büyümesi sıkıntıya neden olabilir. Ancak kontrollü bir şekilde, emniyet kemeri göğsün ve göbeğin altından geçirmek şartı ile araba kullanılabilir. Hamileliğin her döneminde reflü ve mide asidi olduğu için bu durum normaldir ve bebeğin saçlarının çıkması ile alakası yoktur. Mide yanmasını engellemek için beslenme düzenlenmelidir. Çok acılı, ekşili gıdalar ve yatmaya yakın yemek yenilmemelidir. Uykuda yastık boyu yükseltilmelidir. Çok şiddetli reflü durumlarında anne adaylarına, bebeğin sağlığını herhangi bir şekilde etkilemeyen ilaçlar da verilebilir." Aybar, fiziksel olarak sadece anne adayında hormonal değişim olsa da süreçten baba adayının da etkileneceğini belirtti. Aybar, "Kadınlar için hamilelik, hassas bir süreçtir. Ani duygu değişimleri yaşanabilir. Bu süreç ister istemez beslenme, psikolojik olarak babaya da yansımaktadır. Genelde hamilelik döneminde baba adayları, eşlerinden daha fazla kilo almaktadır. Hormonal değişime bağlı kısmen dikkat dağınıklığı, halsizlik ve yorgunluk gibi şikayetler görülebilir ancak geçici bir süreçtir. Üstelik gebelikte evde oturmak yerine, iş hayatına devam edilmesi anne adaylarının kendilerini daha dinamik hissetmelerini sağlayacaktır. Hamileler, öz bakımlarını da asla ihmal etmemelidir" ifadelerini kullandı. Anne adaylarının kendilerini iyi hissedeceği şekilde hamilelik sürecini geçirmelerini tavsiye eden Aybar, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: "Saçlarına fön çektirebilir, çok aşırıya kaçmamak şartıyla makyajlarını yapabilirler. Gebeliğin özellikle 4. ayından sonra organik boya ile saçlarını da boyatabilirler. Boya saçta kısa kalmalı, bol su ile yıkanmalıdır. Gebeliğin özellikle ikinci yarısından sonra diş ile ilgili her türlü müdahale yapılabilir. Doktorunuz aksini söylemediği sürece hamilelik süresince cinsel ilişkiye girilmesinde bir sakınca yoktur."
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:06
Uzmanı klimaların doğru kullanılması için uyarıyor:
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meriç Zeydan, terliyken klimaya maruz kalmanın kas spazmlarına neden olabildiğini söyleyerek, "Sabit bir noktaya uzun süre soğuk havanın üflenmesi kasların kasılmasına ve tutulmalara yol açar. Sabah uyanıldığında boyunda ya da belde hissedilen ağrının nedeni genellikle gece boyunca çalışan klimalardan kaynaklanır" dedi. Yaz aylarında bunaltıcı sıcaklardan korunmanın en kolay yollarından biri de klima kullanımı. Evlerde, iş yerlerinde, alışveriş merkezlerinde hatta araçlarımızda bile sıklıkla karşımıza çıkan klimalar, doğru kullanıldığında yaşam konforunu artırıyor. Ancak bilinçsiz ve kontrolsüz klima kullanımı ise ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bilinçsiz klima kullanımının fiziksel rahatsızlıklardan enfeksiyonlara, alerjilerden solunum yolu hastalıklarına kadar uzanan geniş bir yelpazede sağlığımıza zarar verebileceğini söyleyen Medline Adana Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meriç Zeydan, klima kullanımı hakkında önemli uyarı ve önerilerde bulundu. Boyun ve sırt ağrıları artıyor Dr. Zeydan, boyun ve sırt ağrılarının klimanın doğrudan vücuda teması sonucu yaz aylarında en sık karşılaşılan şikayetler arasında geldiğini söyleyerek, "Özellikle terliyken klimaya maruz kalmak kas spazmlarına neden olabilir. Bu durum kişinin hareket kabiliyetini kısıtlayarak günlük yaşamı zorlaştırabilir. Aynı şekilde, vücut üzerindeki sabit bir noktaya uzun süre soğuk havanın üflenmesi kasların kasılmasına ve tutulmalara yol açar. Sabah uyanıldığında boyunda ya da belde hissedilen ağrının nedeni genellikle gece boyunca çalışan klimalardan kaynaklanır. Uyurken vücut ısısının düşmesi, soğuk havayla birleşince bu durum neredeyse kaçınılmaz hale gelir. Solunum yolları da klima kullanımından doğrudan etkilenir. Soğuk ve kuru hava, burun ve boğaz mukozasını kurutarak enfeksiyonlara davetiye çıkarır. Boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ve öksürük gibi belirtiler sıklıkla klima kaynaklı solunum yolu tahrişlerinin sonucudur" diye konuştu. Alerjenlere davetiye çıkartıyor Klimaların bir diğer tehlikesinin ise alerjen birikimine neden olduğunun altını çizen Zeydan, "Filtreleri düzenli olarak temizlenmeyen ya da değiştirilmeden uzun süre çalışan klimalar, içinde biriken toz, polen, küf ve bakteri gibi maddeleri ortama yayar. Bu durum özellikle astım ve alerjik nezle gibi rahatsızlıkları olan bireylerde yakınmaların artmasına neden olur" dedi. Lejyoner hastalığına dikkat! Zatürre gibi daha ciddi enfeksiyonların da klima kaynaklı hastalıklar arasında yer alabildiğini ifade eden Dr. Zeydan, "Özellikle "lejyoner hastalığı" olarak bilinen bir tür zatürre, kirli klima sistemlerinde üreyen "Legionella" bakterisinin solunmasıyla bulaşır. Zatürre benzeri belirtilerle seyreden lejyoner hastalığı; yüksek ateş, kas ağrısı, öksürük ve nefes darlığı gibi şikâyetlere yol açar. Bu bakteri yaşlılar, bağışık düzeyi düşük bireyler ve kronik hastalığı olanlar için hayati risk taşıyabilir" şeklinde konuştu. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meriç Zeydan, klimanın doğru kullanımı için yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı: 1. Klima kullanırken, iç ortam sıcaklığının 23-25 derece arasında olması yeterlidir. Klima kullanımında dikkat edilmesi gereken faktörlerin başında ise direkt kişinin üzerine üflememesi gelir. Ayrıca sıcak ortamdan birdenbire çok soğuk ortama geçilmemeli, iç sıcaklık ile dış sıcaklık arasındaki fark ise 10 dereceyi aşmamalıdır. 2. Klima kullanılan ortamların düzenli olarak havalandırılması da ihmal edilmemelidir. Uzun süre kapalı kalan, hava sirkülasyonu sağlanmayan alanlarda kirli hava birikir ve bu da baş ağrısı, halsizlik, göz yanması gibi şikâyetlere neden olabilir. Bu nedenle özellikle ofis, araç ve alışveriş merkezi gibi kapalı alanlarda belli aralıklarla pencerelerin açılarak temiz hava girişi sağlanması büyük önem taşır. 3. Filtre temizliği de klima sağlığının olmazsa olmazıdır. Klimaların filtreleri en az ayda bir kez temizlenmeli, mümkünse yılda bir kez profesyonel bakım yapılmalıdır. Aksi halde hava yolu ile taşınan zararlı partiküller hem havayı hem de sağlığımızı tehdit eder. 4. Ayrıca klima kullanımında bireysel farkındalık da oldukça etkilidir. Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler ve kronik hastalığı olan bireyler klima kaynaklı rahatsızlıklara karşı daha hassastır. Bu gruplar, doğrudan soğuk havaya maruz kalmaktan kaçınmalı; gece boyunca çalışan klimalarda zaman ayarlı kullanım tercih edilmelidir.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:43
Vücuttaki dengesizlikler obeziteyi tetikliyor
Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, obezitenin altında genetik yatkınlık ve hormonal dengeler gibi sebeplerin de bulunabileceğini söyleyerek, "Obezite sadece çok yemekle ilgili değildir" dedi. Hareketsiz yaşam gibi faktörlerin obeziteyi son zamanlarda bir salgın haline getirdiğini söyleyen Betül Merd, "Son yıllarda hem dünyada hem de ülkemizde hızla artan bir sağlık sorunundan, obeziteden bahsetmek istiyorum. Obezite, sadece estetik bir mesele değil. Kalp hastalıklarından diyabete, hormonal bozukluklardan bazı kanser türlerine kadar birçok hastalığın da temelini oluşturuyor. Kısaca tanımlamak gerekirse; vücutta sağlığı tehdit edecek düzeyde yağ birikmesi durumudur. Genellikle vücut kitle indeksi (VKİ) üzerinden değerlendirilir. VKİ’nin 30’un üzerinde olması obeziteyi işaret eder" şeklinde konuştu. "Obezite sadece çok yemekle ilgili değildir" Obezitenin sadece çok yemekle ilgili olmadığını belirten Merd, "Genetik yatkınlık, hormonal dengeler, psikolojik durum, uyku kalitesi, hatta kullanılan bazı ilaçlar bile bu durumu etkileyebilir. Modern yaşam tarzı, özellikle de hareketsizlik ve işlenmiş gıdaların yoğun tüketimi, obeziteyi adeta bir salgına dönüştürdü. Fakat iyi haber şu ki, obezite önlenebilir ve tedavi edilebilir bir durum. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku ve gerekirse profesyonel destekle hem kilo kontrolü sağlanabilir hem de yaşam kalitesi ciddi anlamda artar. Eğer kilo kontrolüyle ilgili sorun yaşıyorsanız, kendinize yüklenmeden ama geç kalmadan bir uzmana başvurmanız çok önemli. Çünkü sağlığımız, bizim en değerli varlığımız" dedi. "Zayıflama ilaçları kullanılsa bile sağlıklı beslenmenin olması gerekiyor" Uzman Diyetisyen Betül Merd, zayıflama ilaçları kullanılsa bile sağlıklı beslenmenin de olması gerektiğini söyleyerek, "Şu an obezite ile ilgili zayıflama ilaçları ve zayıflama çayları gibi birçok ürünler ortaya çıkmış durumda. Fakat yine bunların başında sağlıklı beslenme geliyor. Çünkü hepsi geçici çözümler. Bunu kalıcı hale getirmek için sağlıklı beslenmeyi elden bırakmamak gerekiyor. Düzenli aralıklarla beslenerek, ara öğünler yaparak, kendimizi aç bırakmayarak ve tek bir şeyden fayda beklemeyerek araya sporu da eklediğimiz zaman aslında obeziteden kurtulabiliriz diyoruz" ifadelerini kullandı.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:41
Deponun ardındaki tehlike: 2 ton kaçak et ve süt ürünü ele geçirildi
Adapazarı’nda bir depoya düzenlenen baskında, menşei belli olmayan ve hijyen şartlarına uymayan yaklaşık bin 960 kilogram et ve süt ürünü ele geçirildi. Ürünler imha edilirken, işletmenin faaliyeti durduruldu. Olayla ilgili yasal işlem başlatıldı. Edinilen bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren Sakarya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri Adapazarı’ndaki bir depoda denetim gerçekleştirdi. Yapılan kontrollerde faturası bulunmayan, menşei belirsiz ve teknik, hijyenik şartlara uymayan toplam bin 960 kilogram işlenmemiş ürün tespit edildi. İşkembe, kemik suyu, hayvansal yağ, böbrek, çiğ kırmızı et, kuzu kelle, tereyağı ve kıyma gibi çeşitli et ve süt ürünlerine el koyuldu. Gıda güvenliğini tehdit eden ürünler ekiplerce imha edilirken kırmızı çiğ etten alınan numuneler laboratuvara gönderildi. İşletmenin faaliyetleri durdurulurken, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu çerçevesinde yasal işlem başlatıldı. olayla ilgili Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:38
Uzmanı uyardı: "Sıcak çarpması yüksek vaka ölüm oranına sahip tıbbi bir acil durumdur"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, "Artan hava sıcaklıkları özellikle ülkemiz için, önemli bir çevresel ve mesleki sağlık tehlikesi oluyor. Sıcaklık stresi, hava şartlarına bağlı ölümlerin önde gelen nedenidir ve kardiyovasküler hastalık, diyabet, ruh sağlığı, astım ve KOAH gibi altta yatan hastalıkları kötüleştirebilir ve kazalara, bazı bulaşıcı hastalıkların bulaşma riskini artırabilir. Sıcak çarpması, yüksek vaka ölüm oranına sahip tıbbi bir acil durumdur" dedi. İklim değişikliği nedeniyle dünya genelinde aşırı sıcağa maruz kalan kişi sayısı katlanarak arttığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, sıcak çarpması ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. 65 yaş üstü kişilerde sıcağa bağlı ölüm oranı, son 10 yılda yaklaşık yüzde 85 arttığını belirten Özkaya, "2000-2019 yılları arasında yapılan çalışmalar, her yıl yaklaşık 489 bin sıcağa bağlı ölüm meydana geldiğini, bunların yüzde 45’inin Asya’da, yüzde 36’sının ise Avrupa’da olduğunu göstermektedir. Sadece Avrupa’da 2022 yazında tahmini olarak 61 bin 672 aşırı sıcağa bağlı ölüm meydana gelmiştir. Her yıl özellikle pandemi sonrası yüksek yoğunluklu sıcak hava dalgası olayları yüksek akut ölüm oranlarına yol açabilir. Sıcaklığa karşı hassasiyet, hem yaş ve sağlık durumu gibi fizyolojik faktörlerden hem de meslek ve sosyoekonomik şartlar gibi maruz kalma faktörlerinden etkilenir. Açık havada çalışanlar, beden işçileri, sporcular ve sivil savunma çalışanları, işleri nedeniyle aşırı ısıya maruz kalmakta ve eforla oluşan ısı stresine karşı hassastırlar. Kentsel ve kırsal kesimdeki yoksullar, düşük kaliteli konutlar ve soğutma imkanlarına erişim eksikliği nedeniyle genellikle orantısız bir şekilde aşırı ısınmaya maruz kalmaktadır. İnşaat malzemeleri nedeniyle, bazı şehirlerdeki gayri resmi yerleşim yerleri genellikle diğer kentsel alanlardan daha sıcaktır. Cinsiyet, ısıya maruz kalmanın belirlenmesinde önemli bir rol oynayabilir; örneğin, sıcak havalarda iç mekanlarda yemek pişirmek çoğunlukla kadınların sorumluluğundadır" diye konuştu. "Sıcaktan uzak durun" Günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmaktan ve yorucu aktivitelerden kaçınılması gerektiğini ifade eden Özkaya, "Gölgede kalın. Güneşte algılanan sıcaklığın 10-15 derece daha yüksek olabileceğini unutmayın. Gün içinde serin bir yerde 2-3 saat geçirin. Boğulma riskinin farkında olun. Asla yalnız yüzmeyin. Resmi sıcaklık uyarılarını takip edin" şeklinde konuşu. "Evinizi serin tutun" Sıcak karşısında yapılması gerekenleri sıralayan Özkaya, "Dış hava sıcaklığı iç mekan sıcaklığından düşük olduğunda, hava karardıktan sonra pencereleri açarak gece havasını evinizi serinletmek için kullanın. Dış hava sıcaklığı iç mekan sıcaklığından yüksek olduğunda, pencereleri kapatın ve doğrudan güneş ışığını engellemek için panjur veya panjurlarla örtün. Mümkün olduğunca çok elektrikli cihazı kapatın. Elektrikli vantilatörleri yalnızca sıcaklık 40 derece altındayken kullanın. 40 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda vantilatörler vücudu ısıtır. Klima kullanıyorsanız, termostatı 27 dereceye ayarlayın ve elektrikli vantilatörü açın; bu, odanın 4 derece daha serin hissetmesini sağlar. Ayrıca, soğutma için elektrik faturanızdan yüzde 70’e kadar tasarruf edebilirsiniz. Gölgede dışarıda havanın daha serin olabileceğini unutmayın. Vücudunuzu serin ve nemli tutun. Hafif ve bol giysiler ve yatak çarşafları kullanın. Serin duş alın veya banyo yapın. Cildinizi nemli bir bez, sprey veya ıslak, hafif giysilerle ıslatın. Düzenli olarak su için (saatte 1 bardak su ve günde en az 2-3 litre). Çevrenizdeki savunmasız kişilerle düzenli olarak görüşün; özellikle 65 yaş üstü kişiler, kalp, akciğer veya böbrek rahatsızlığı olanlar, engelli olanlar ve yalnız yaşayanlar mutlaka yakınları tarafından düzenli kontrol edilmelidirler" ifadelerini kullandı. "Bebekleri ve çocukları koruyun" Özkaya şunları söyledi: "Çocukları veya hayvanları park halindeki araçlarda asla uzun süre bırakmayın, çünkü sıcaklıklar hızla tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Yoğun saatlerde doğrudan güneşe maruz kalmaktan kaçının, gölgelik arayın veya içeride kalın. Gölge, hissettiğiniz sıcaklığı 10 dereceden fazla azaltabilir. Bebek arabasını/pusetini asla kuru bir bezle örtmeyin; bu, arabanın içini daha sıcak yapar. Bunun yerine, ıslak ve ince bir bez kullanın ve sıcaklığı düşürmek için gerektiğinde tekrar ıslatın. Daha da fazla soğutma için taşınabilir bir vantilatörle birlikte kullanın. Çocuklara ciltlerini örten hafif, bol giysiler giydirin ve onları güneş ışınlarından korumak için geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri ve güneş kremi kullanın. Güvenli bir iç mekan sıcaklığını korumak için evinizi serin tutma talimatlarını izleyin."
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:31
Vücuttaki dengesizlikler obeziteyi tetikliyor
Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, obezitenin altında genetik yatkınlık ve hormonal dengeler gibi sebeplerin de bulunabileceğini söyleyerek, "Obezite sadece çok yemekle ilgili değildir" dedi. Hareketsiz yaşam gibi faktörlerin obeziteyi son zamanlarda bir salgın haline getirdiğini söyleyen Betül Merd, "Son yıllarda hem dünyada hem de ülkemizde hızla artan bir sağlık sorunundan, obeziteden bahsetmek istiyorum. Obezite, sadece estetik bir mesele değil. Kalp hastalıklarından diyabete, hormonal bozukluklardan bazı kanser türlerine kadar birçok hastalığın da temelini oluşturuyor. Kısaca tanımlamak gerekirse; vücutta sağlığı tehdit edecek düzeyde yağ birikmesi durumudur. Genellikle vücut kitle indeksi (VKİ) üzerinden değerlendirilir. VKİ’nin 30’un üzerinde olması obeziteyi işaret eder. Fakat şunu da unutmamak lazım: Obezite sadece çok yemekle ilgili değildir. Genetik yatkınlık, hormonal dengeler, psikolojik durum, uyku kalitesi, hatta kullanılan bazı ilaçlar bile bu durumu etkileyebilir. Modern yaşam tarzı, özellikle de hareketsizlik ve işlenmiş gıdaların yoğun tüketimi, obeziteyi adeta bir salgına dönüştürdü. Fakat iyi haber şu ki, obezite önlenebilir ve tedavi edilebilir bir durum. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku ve gerekirse profesyonel destekle hem kilo kontrolü sağlanabilir hem de yaşam kalitesi ciddi anlamda artar. Eğer kilo kontrolüyle ilgili sorun yaşıyorsanız, kendinize yüklenmeden ama geç kalmadan bir uzmana başvurmanız çok önemli. Çünkü sağlığımız, bizim en değerli varlığımız" dedi. Merd, zayıflama ilaçları kullanılsa bile sağlıklı beslenmenin de olması gerektiğini söyleyerek, "Şu an obezite ile ilgili zayıflama ilaçları ve zayıflama çayları gibi birçok ürünler ortaya çıkmış durumda. Fakat yine bunların başında sağlıklı beslenme geliyor. Çünkü hepsi geçici çözümler. Bunu kalıcı hale getirmek için sağlıklı beslenmeyi elden bırakmamak gerekiyor. Düzenli aralıklarla beslenerek, ara öğünler yaparak, kendimizi aç bırakmayarak ve tek bir şeyden fayda beklemeyerek araya sporu da eklediğimiz zaman aslında obeziteden kurtulabiliriz diyoruz" ifadelerini kullandı.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:11
Kepez’de inşası süren 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, yakında hizmete girecek
Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu inşaatını yerinde denetledi. İstasyonun, 30 Ağustos 2025 tarihine kadar tamamlanması planlanıyor. Kepez Belediyesi, Sakarya Parkı’nda inşa edilen 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, bölgedeki acil müdahale kapasitesini artırarak vatandaşlara daha hızlı ve etkin sağlık hizmeti sunmayı hedefliyor. Temeli Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün katılımıyla atılan sağlık istasyonunun yapımı sürüyor. Sakarya Parkı üzerine inşa edilen istasyon, 150 metrekarelik bir alanda yükseliyor. İçerisinde iki dinlenme odası, bir eğitim ve koordinasyon odası ile bir tıbbi oda yer alacak şekilde planlanan tesis, 24 saat esasına göre hizmet verecek şekilde donatılıyor. Projeyi yerinde inceleyen Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, inşaatın geldiği aşamadan duyduğu memnuniyeti şu sözlerle dile getirdi: "Hayırsever abimiz Süleyman Akbıyık’a teşekkür ediyorum. Bu projeyi 30 Ağustos’a kadar tamamlamak istediğimizi bildirdik. Şu anda proje, gördüğünüz gibi çok hızlı ilerliyor. Muhtarımızın da gayretleriyle, tüm mesai arkadaşlarımızla birlikte süreci yakından takip ediyoruz. Kepez Belediyesi olarak biz de her türlü desteği veriyoruz. Gerçekten çok önemli bir istasyon, burada 24 saat esaslı hizmet sunulacak." Hayırsever Süleyman Akbıyık tarafından üstlenilen istasyonun inşaatı, Kepez Belediyesi ile yapılan protokol kapsamında tamamlandıktan sonra, "T.C. Sağlık Bakanlığı Kepez Süleyman Akbıyık 112 Acil Servis İstasyonu" adıyla hizmet vermeye başlayacak.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:07
Yaz hamileleri bu uyarıları dikkate almalı
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gamze Keleş, "Yaz sıcakları da fazla terlemeden ötürü sıvı kaybına yol açar. Dolaşımda yeterli sıvı olmaması rahimde kasılmalara hatta düşük ve erken doğum gibi istemediğimiz sonuçlara dahi sebep olabildiği için hafife alınmamalıdır" dedi. Yaz mevsiminin kendini gösterdiği günlerde, güneşin yakıcı etkisine karşı korunmak ve ferahlatmak için uğraşırken, hamileler hem aldıkları fazla kilolarla hem de gebeliğin etkisinde hormonlara bağlı artan sıcaklık hissi ile mücadele ediyor. Yaz mevsimi ve hamilelik hakkında bilgilendirmede bulunan Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nden Opr. Dr. Gamze Keleş, "Yaz günleri gebelerimizin özellikle dikkat etmesi gereken zamanlardır. Çünkü aşırı sıcak havalar terlemeyi de beraberinde getirir, bu durum vücutta su ve mineral kaybına neden olur. Hamilelikte ortaya çıkan baş dönmeleri ve tansiyon düşüklüğünün en sık sebeplerinden biri, kaybedilen sıvının yerine konmamasıdır. Yaz sıcakları da fazla terlemeden ötürü sıvı kaybına yol açar. Dolaşımda yeterli sıvı olmaması rahimde kasılmalara hatta düşük ve erken doğum gibi istemediğimiz sonuçlara dahi sebep olabildiği için hafife alınmamalıdır" diye konuştu. "Tatile gitmeden hekime gidin" Hamilelere uyarılarda bulunan Opr. Dr. Gamze Keleş, "Yüzme ve yürüyüş fayda sağlayacaktır. Rahat ayakkabılar giyin. Kaliteli ve uzun uyumak vücut sağlığınızı olumlu etkileyecektir. Günde en az 2- 3 litre su tüketin. Ayrıca günde 1 şişe maden suyu da hem sizi rahatlatacak hem de kaybedilen minerali dengeli bir şekilde yerine koyacaktır. İnce ve pamuklu giysiler tercih edin. Kan şekerinizi dengelemek için yanınızda devamlı atıştırmalıklar taşıyın. Pamuklu ve cilde nefes aldıran giysiler, terlemenizi ve sıvı kaybını azaltmanın yanı sıra, pişik ve mantar gibi dermatolojik problemler yaşamanızı da engelleyecektir. Cildinizi güneşten koruyun; yaz aylarında oluşan güneş lekeleri hamilelerde ışığa hassasiyetle birlikte daha belirgin ortaya çıkabilir. Bunu engellemek için, güneşin dik ışınlarla tesir ettiği öğle vakitlerinde dışarı çıkmamak, şapka ve şemsiye kullanmak, güneş koruyucusu sürmeyi ihmal etmemek önemlidir. Tatile gidecekseniz öncesinde mutlaka hekiminize başvurun, bebeğinizin sağlık durumunu, tatildeki mesafe ve aktivitelerle ilgili size özel bir sakınca olup olmayacağını öğrenin" şeklinde konuştu.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:48
Meme kanseriyle erken teşhis hayat kurtarır
Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Ebru Güzel, "Dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalık olmaya devam ediyor," dedi. Dr. Ebru Güzel, "Sağlık Bakanlığı verilerine göre, her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanseri riskiyle karşı karşıya kalıyor. Ancak erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısı yüzde 90’ın üzerine çıkıyor. Bu nedenle düzenli mamografi kontrolleri, özellikle 40 yaş üstü kadınlar için büyük önem taşıyor" dedi. "Belirtilere dikkat edilmeli" Dr. Ebru Güzel, "Meme kanserinde ele gelen kitle, meme başında çekilme, akıntı ya da ciltte değişiklik gibi belirtiler en sık karşılaşılan uyarılar arasında yer alıyor. Ancak birçok vakada hastalık belirti vermeden ilerlediği için, şikayet olmasa bile düzenli kontrollerin aksatılmaması gerekiyor" şeklinde konuştu. Erteleme, gecikme, unutma Meme sağlığı konusunda farkındalık çağrısında bulunan Uzm. Dr. Ebru Güzel, "Meme kanserinde erken tanı hayat kurtarır. Kadınların kendi bedenlerini tanımaları ve düzenli olarak kendilerini muayene etmeleri çok önemli. Ancak yalnızca elle muayene yeterli değil; taramalar, özellikle mamografi, hayati bir rol oynuyor" ifadelerini kullandı. Erkeklerde de görülüyor Dr. Ebru Güzel, "Her ne kadar kadınlara özgü bir hastalık gibi algılansa da meme kanseri erkeklerde de görülebiliyor. Toplam vakaların yaklaşık yüzde 1’ini erkek hastalar oluşturuyor. Bu nedenle erkeklerin de meme bölgesinde olağandışı değişiklikler fark etmeleri durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurmaları gerekiyor" ifadelerine yer verdi.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:01
Uzmanından uyarı: "Güneş ışınlarına maruz kalmak ileri cilt tümörlerine neden olabilmektedir''
Etlik Şehir Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Doç. Dr. Fatma Efsun Tanaçan, uzun süre güneş ışınına maruz kalmanın ileri cilt tümörlerine neden olabileceğini ifade etti.
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:30
Uzmanından böbrek taşlarına karşı günde "2 litre" uyarısı
Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, "Böbrek taşlarının tekrarından korunmak için belki de en önemli faktör günlük 2 litre civarında idrar çıkışını sağlamaya yetecek sıvı tüketimidir. Tuz kısıtlaması, rafine şekerlerin tüketiminin azaltılması, aşırı hayvansal protein ağırlıklı diyetlerden kaçınılması, hareketsizlik ve obeziteden uzak yaşam tarzının benimsenmesi esastır" dedi. VM Medical Park Gebze Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar böbrek taşlarının, idrardaki bazı minerallerin yüksek konsantrasyonlara ulaşarak kristalleşmesi ve bu kristallerin kümelenmesiyle oluştuğunu söyledi. Gülpınar, "Kişinin yaşadığı coğrafya, etnik kimliği, diyetsel seçimleri ve genetik yatkınlıklar böbrek taşı oluşum riskini arttırır" dedi. "Bulantı ve idrarda kanama görülebilir" Böbrek taşında görülen belirtilere ve ağrının oluşabileceği bölgelere değinen Doç. Dr. Gülpınar, "Taşlar böbreğin içerisindeyken belirti vermeyebilirler. İdrar akımı engellenmediği sürece ağrı olmayabilir. Taş böbrekten çıkıp idrar kanalını tıkadığında, idrar akımının engellenmesi ile böbrek şişer ve gerilmeye bağlı ağrı meydana gelir. Bu ağrı şiddet olarak kıyaslandığında bir insanın hayatında tecrübe edebileceği en şiddetli ağrılardandır. Ağrı lomber (yan, böğür) bölgede ağırlıklı olur ve kasığa vurabilir. Bulantı, kusma, idrarda kanama, idrar yapma zorlukları olarak da kendini gösterebilir" diye konuştu. Tanının klinik muayenenin yanı sıra ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemleriyle kesinleştirildiğini aktaran Gülpınar, tedavi yöntemlerinin taşın boyutuna ve konumuna göre değiştiğini belirtti. "Beslenme önemli" Beslenmenin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Gülpınar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Böbrek taşlarının tekrarından korunmak için belki de en önemli faktör günlük 2 litre civarında idrar çıkışını sağlamaya yetecek sıvı tüketimidir. Tuz kısıtlaması, rafine şekerlerin tüketiminin azaltılması, aşırı hayvansal protein ağırlıklı diyetlerden kaçınılması, hareketsizlik ve obeziteden uzak yaşam tarzının benimsenmesi esastır. Diyette fındık, kakao, çikolata, pancar, ıspanak, soya, buğdayın nispeten az tüketimi oksalattan zengin olmaları nedeniyle azaltılmalıdır. Liften zengin olduğu bilinen sebzeler faydalıdır. Bilinenin aksine taş hastaları makul miktarda süt ve süt ürünleri tüketebilirler. İçeriğindeki sitrat ile kristallerin taşlaşmasına engel olan limon günde 1 adet olarak tüketilebilir." "Tedavi yolları" 5 milimetreye kadar olan taşların ilaç ve bol sıvı tüketimiyle düşürülebildiğini ifade eden Gülpınar, "Bu boyutun üzerindeki taşlarda ve düşürme sürecinin uzun sürerek hastanın tahammülünün tükendiği noktalarda endoskopik tedaviler hastanın imdadına yetişir. İdrar kanalının böbreğe yakın olan kısımları endoskopi açısından nispeten zor ve riskli olduğu için bu konumdaki taşlar ESWL denilen şok dalgaları ile ameliyatsız kırılıp, küçük parçalar halinde dökülmesi sağlanabilir. Böbreğin içerisindeki taşlar ise 1 santimetre boyuta kadar, idrar akımını engellemiyor ise takip altında tutulabilirler. 1 ve 2 santimetre arasındaki boyutlardaki taşlar endoskopik girişim ve lazer için uygun adaylardır. Doktorun tercihine ve yönlendirmesine göre yine uygun olan taşlarda şok dalga tedavisi de bu boyut aralığındaki taşlar için uygulanabilir" dedi. "Endoskopik taş cerrahisi uygulanabilir" Endoskopik taş cerrahisi hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Gülpınar, "Önceleri karın yan duvarı kesilerek yapılan böbrek taşı cerrahisi, son yıllarda ilerleyen teknolojinin yardımı ile çok büyük oranda endoskopik (kamera kullanarak yapılan) cerrahiye evrilmiştir. Önce optik sistemlerin idrar kanalları ile uyumlu inceliğe ulaştırılması, ardından da flexbl (eğilip bükülme özelliğine sahip) cihazların kullanıma sunulması taş cerrahisini hasta açısından son derece tahammül edilebilir ve konforlu hale getirmiştir. Taşa uygulanacak kırıcı enerjinin de kısmen esneyebilir çok ince lazer ileticilerin üretilmesi ile böbrek taşlarının endoskopik tedavisine büyük katkıda bulunmuştur. Anestezi altında ve ameliyathanede yapılan bu işlemde bu özel endoskoplar ile böbreğe çıkılmakta, böbreğin odacıkları içerisinde dolaşılabilmektedir. Genellikle holmium tipi lazer ile neredeyse kırılmayacak taş ile nadiren karşılaşılmaktadır. İşlem ortalama 1-2 saat aralığında sürmekte, özel bir durum ile karşılaşılmadı ise hastanede 1 gecelik yatış taburcu olmak için yeterli olmaktadır" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder