Son Dakika
|
DÜNYA
Zuhal Böcek’in ifadeleri ortaya çıktı
Antalya Büyükşehir iştiraki ANSET’e operasyonda 14 şüpheli tutuklandı
Başakşehir’de akaryakıt istasyonunda tekmeli yumruklu kavga
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ankara’dan ayrılıyor
İtalya’da şampiyon Inter
Uşak’ta 7 aracın karıştığı zincirleme kaza: 4 ölü, 34 yaralı
Gaziantep'te sağanak: Çatılar uçtu, ağaçlar devrildi, araçlar suya gömüldü
Diyarbakır’da şampiyonluk kutlamalarında 11 yaralı, 10 gözaltı
Kırmızı ışık ihlali yapan otomobil ortalığı savaş alanına çevirdi: 1’i ağır 4 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vershinin’den Anıtkabir’e ziyaret
Gaziantep’te eğitime fırtına engeli
CENTCOM Komutanı Cooper’dan İran’a ABD ordusundan uzak durması uyarısı
İnegöl’de sular altında kalan araziler havadan görüntülendi
Ankara İl Emniyet Müdürü Maksut Yüksek düzenlenen törenle görevine başladı
Pes dedirten görüntü: Otoyolda tırdan sarkan tavuklar kameraya yansıdı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuveyt Dışişleri Bakanı Sabah’ı kabul etti
SAĞLIK
Sağlıkta stratejik iş birliği: Bakan Yardımcısı Birinci’den Atatürk Üniversitesine ziyaret
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:43:16
Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nu ziyaret ederek üniversitenin sağlık alanındaki mevcut çalışmaları ile geleceğe yönelik projelerini yerinde inceledi. Gerçekleştirilen ziyaret kapsamında, özellikle ilaç, aşı ve biyoteknoloji alanında yürütülen çalışmalar ele alınırken, kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin bilimsel altyapısı ve yürütülen projeler hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Üniversite bünyesinde kurulan İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile İlaç Hammadde Üretim Merkezinin stratejik önemine dikkat çeken Hacımüftüoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Üniversitemizin organik kimya, moleküler biyoloji ve farmakoloji alanlarında Türkiye’nin en güçlü akademik altyapılarından birine sahip olduğunu gururla ifade ediyorum. İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitümüz ile Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimizin (DAYTAM) dijital altyapısının kesiştiği nokta, ilaç üretiminde ülkemizdeki önemli merkezlerinden biri olma hedefimizi ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, yerli ve millî üretim kapasitesini artıracak projeler geliştirmeye devam ediyoruz." Bakan Yardımcısı Birinci: "Bilimsel altyapı etkileyici ve umut verici" Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci ise Atatürk Üniversitesinin sağlık alanındaki bilimsel birikimi ve teknolojik altyapısından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Üniversitenin özellikle ilaç ve biyoteknoloji alanındaki çalışmalarının Türkiye’nin sağlık vizyonuna önemli katkılar sunduğunu belirten Birinci, şunları kaydetti: "Atatürk Üniversitesinde yürütülen çalışmaların hem kapsamı hem de niteliği oldukça etkileyici. Özellikle yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçlerine yönelik çalışmalar, ülkemizin bu alandaki rekabet gücünü artıracak niteliktedir. Bakanlık olarak bu tür bilimsel girişimleri desteklemeye ve üniversitelerimizle iş birliği içinde çalışmaya büyük önem veriyoruz." DAYTAM’da incelemelerde bulunuldu Ziyaret kapsamında Bakan Yardımcısı Birinci, Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini de (DAYTAM) ziyaret ederek burada yürütülen çalışmalar hakkında Merkez Müdürü Prof. Dr. Bilal Nişancı’dan bilgi aldı. Merkezin sahip olduğu ileri düzey teknolojik altyapı ve disiplinler arası araştırma kapasitesi hakkında detaylı sunum gerçekleştirilirken, özellikle dijitalleşme ve yapay zekâ temelli projeler ön plana çıktı. Gerçekleştirilen ziyaret, Atatürk Üniversitesi ile Sağlık Bakanlığı arasında sağlık teknolojileri alanında geliştirilecek iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Taraflar, özellikle ilaç geliştirme, aşı üretimi ve biyoteknoloji alanlarında yürütülecek ortak projelerle Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini ifade etti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:22
ERÜ Hastaneleri’nde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" etkinliği düzenlendi
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastanelerinde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" dolaysıyla bir dizi etkinlik düzenlendi. Gevher Nesibe Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinliğe Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Dursun, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Baykan, Hastaneler Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Serap Doğan, Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Yıldız, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Aygen, Hastaneler Başmüdürü Özcan Özyurt, Hastane Müdürü Şerife Gürcan, Başhemşire Fatma Yeşil, Hastane Müdür Yardımcısı Necla Güngör Camuscu, öğretim üyeleri, hekimler, başhemşire yardımcıları, Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Hemşireleri ve diğer sağlık çalışanları katıldı. Programa Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden Doç. Dr. Can Hüseyin Hekimoğlu, Esen Batır ve Dilek Altun’ un el hijyeni sunumları ile Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumuyla devam edildi. El hijyeni kokusundaki farkındalığı artırmak açısından her yıl olduğu gibi bu yılda "El Hijyeni Şampiyonu" seçilen; Doç. Dr. Alper Özcan, Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Akyol, Hemşire Esme Ulutürk, Temizlik Personeli Süheyla Cerit ve ve Süleyman Elbir’e ödülleri takdim edildi. Etkinlikler devam edecek Tıp Fakültesi öğrencilerine yönelik olarak Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumu ve açılacak olan stant ile etkinliklere devam edilecek. Ayrıca hastane bekleme salonlarında bulunan bilgilendirme ekranlarında el hijyeni videolarının gösterimi gerçekleştirilecek. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri, 2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından düzenlenen Avrupa Bölgesi El Hijyeni Mükemmeliyeti Yarışmasında birinci olarak bu ödülü ülkeye ilk defa kazandıran hastane olma özelliği de bulunuyor.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:59
Dünyada 350 milyon astım hastası var
DÜZCE(İHA) – Prof. Dr. Ege Güleç Balbay Dünya Astım Günü’nde yaptığı açıklamada astım hastalığının kontrol atına alınabildiğini belirterek Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 350 milyon astım hastası olduğu söyledi. Düzce Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Karadeniz Şube Başkanı Prof. Dr. Ege Güleç Balbay, "Dünya Astım Günü" dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Astımın kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Ege Güleç Balbay, doğru tanı, düzenli tedavi ve inhaler ilaçların doğru kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. Astımın akciğer içindeki hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen ve hava yolu daralmasıyla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Balbay, "En sık görülen belirtiler; tekrarlayan nefes darlığı, hırıltı, göğüste baskı hissi ve öksürüktür. Doğru tanı için yalnızca şikâyetlerin değerlendirilmesi değil, solunum fonksiyon testleriyle hava yolu daralmasının gösterilmesi büyük önem taşır" dedi. "Küresel bir hastalık" Astımın küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Balbay, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık 350 milyon astım hastası bulunduğunu ve her yıl 400 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de ise her 10 çocuktan birinde astım görüldüğünü belirten Balbay, "2024 yılında bin 300’den fazla ölüm astıma bağlı nedenlerle gerçekleşti. Bu nedenle farkındalık büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. "Tedavide anahtar: kortizon içeren inhalerler" Astım tedavisinde temel hedefin şikayetleri kontrol altına almak ve atakları önlemek olduğunu vurgulayan Balbay, "Yalnızca ilaç başlamak yeterli değildir. İlaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılması gerekir" dedi. Güncel rehberlere değinen Balbay, özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda yalnızca kısa etkili rahatlatıcı ilaçların tek başına kullanılmasının önerilmediğini belirterek, "Bu ilaçlar geçici rahatlama sağlar ancak hastalığın temelindeki iltihabı tedavi etmez. Bu nedenle tedavinin temelini kortizon içeren inhaler ilaçlar oluşturur" ifadelerini kullandı. "Yanlış kullanım tedaviyi etkisiz hale getiriyor" İnhaler ilaçların doğru kullanımının tedavide kritik rol oynadığını söyleyen Balbay, "İlaçlar doğrudan hava yollarına ulaştığı için daha düşük dozlarla etkili olur. Ancak yanlış teknikle kullanıldığında yeterli fayda sağlanamaz" dedi. Hastaların inhaler kullanım tekniklerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini belirten Balbay, kortizon içeren ilaçların kullanımından sonra ağız ve boğazın su ile çalkalanmasının da önemli olduğunu vurguladı. "Astım kontrolü yaşam kalitesini belirler" Astım kontrolünün; gündüz ve gece şikayetlerinin olmaması, kurtarıcı ilaç ihtiyacının azalması ve atak yaşanmaması anlamına geldiğini ifade eden Balbay, kontrolü bozan faktörleri şöyle sıraladı: "Düzensiz ilaç kullanımı, yanlış inhaler tekniği, enfeksiyonlar, alerjenler ve sigara dumanı." Balbay, "Sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve temiz hava ortamı sağlamak astım kontrolünü destekler" dedi. Astım yönetiminde eğitimin en az ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Balbay, hastaların hastalıklarını tanımalarının ve doğru müdahale yöntemlerini bilmelerinin hayati olduğunu belirtti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:05
KBB uzmanından burun estetiğinde kişiye özel tasarım vurgusu
Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzm. Opr. Dr. Erdoğan Maral, burun estetiğinde (rinoplasti) sıkça gündeme gelen "herkese aynı burun yapılır mı?" sorusuna net bir yanıt verdi. Modern estetik anlayışında artık standart kalıpların değil, kişiye özel tasarımın esas olduğunu vurgulayan Dr. Maral, rinoplastinin bir cerrahiden öte, yüz estetiğinin bütüncül bir sanatı olduğunu ifade etti. Son yıllarda sosyal medya etkisiyle benzer burun taleplerinin arttığını belirten Kocaeli Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nde görevli Opr. Dr. Erdoğan Maral, bu yaklaşımın doğru sonuçlar vermediğine dikkat çekti. Her yüzün kemik yapısı, cilt kalitesi ve mimik dengesi farklı olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Erdoğan Maral, "Bu nedenle başka bir yüz için tasarlanmış bir burnu kopyalamak, çoğu zaman doğallıktan uzak ve yapay sonuçlara neden olur. Bizim yaklaşımımızda hedef, bir modeli taklit etmek değil; o yüze ait en doğru burnu ameliyat öncesi hasta ile yapılan detaylı ön görüşme ve muayene ile tasarlamaktır" dedi. Doğal görünümün üst segment rinoplastinin en önemli kriteri olduğunu belirten Dr. Maral, "Başarılı bir rinoplasti dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. İnsanlar değişimi hisseder ama neyin değiştiğini tam olarak tanımlayamaz. İşte bu, estetik cerrahinin en üst seviyesidir" diye konuştu. "Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir" Fonksiyonel mükemmelliğin de vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Dr. Maral estetik ile birlikte nefes kalitesinin de optimize edilmesi gerektiğini belirtti.Maral, "İyi bir rinoplasti yalnızca görünümü değil, yaşam kalitesini de iyileştirir. Nefes alma problemlerinin aynı operasyon içinde çözülmesi, modern cerrahinin standartlarından biridir.. Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir. Detaylı yüz analizi, ileri cerrahi teknikler ve tecrübenin birleşimiyle hem estetik hem fonksiyonel açıdan üst düzey sonuçlar elde edilir. Önemli olan, hastaya en çok yakışan ve yıllar içinde doğallığını koruyacak burunu tasarlamaktır" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
30 Nisan 2026 Perşembe- 10:11
Grip olduğunu düşündü doktora gitmedi: Hayatının şokunu yaşadı
2
03 Mayıs 2026 Pazar- 11:54
Mesane kanserine robotik çözüm: ’Kalp gibi mesane’ ile yeniden hayata başladı
3
03 Mayıs 2026 Pazar- 15:43
Küresel sağlık diplomasisinde Türkiye vurgusu
4
03 Mayıs 2026 Pazar- 19:03
Üniversiteli sağlık öğrencilerinden köyde sağlık taraması
5
03 Mayıs 2026 Pazar- 12:25
Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı
22 Temmuz 2025 Salı - 13:13
İnme inen hasta şifayı Manisa Şehir Hastanesinde buldu
Manisa’da 68 yaşındaki hasta bilinç bozukluğu, konuşma bozukluğu ve bir tarafında güç kaybı gibi şikayetlerle geldiği Manisa Şehir Hastanesinde başarılı bir şekilde tedavi edilerek taburcu oldu. Manisa Şehir Hastanesi’nde inme nedeniyle tedavi gören 68 yaşındaki Yusuf Sezer adlı hastaya ilişkin, erken müdahalenin önemini vurgulayan tedavi süreci başarıyla sonuçlandı. bilinç bozukluğu, konuşma bozukluğu ve bir tarafında güç kaybı gibi şikayetlerle hastanye gelen Sezer’e, Girişimsel Nöroloji Hekimimiz Doç. Dr. Ezgi Sezer Eryıldız tarafından müdahale edildi. Damar tıkanıklığına yol açan pıhtının cerrahi olarak çıkarılması işlemi uygulanan hasta Yusuf Sezer sağlığına kavuştu. Yapılan işlem hakkında bilgi veren Girişimsel Nörolog- Doç. Dr. Ezgi Sezer Eryıldız, "Hastamız Yusuf Sezer, 68 yaşında. Bize inme semptomları sonrasında erken bir saatte ulaştı. Geldiğinde bilinç bozukluğu, konuşma bozukluğu ve bir tarafında güç kaybı gibi bulguları mevcuttu. Yaptığımız görüntüleme yöntemleriyle, hastamızın şah damarının tıkalı olduğunu tespit ettik. Hızla anjiyo ünitesine alarak trombektomi işlemini uyguladık. Başarılı geçen bu işlem sonrasında, hastamızda dakikalar içerisinde felce dair bulgular geriledi. Ardından, bu beyin damar tıkanıklığının neden geliştiğine dair gerekli incelemeleri yaptık ve hastamızın tedavisini düzenledik. Şu an hastamız, inme öncesindeki gibi yaşamına devam edebiliyor" dedi. İnmede her saniyenin çok önemli olduğunu hatırlatan Eryıldız, "Bizim hastalarımızdan beklentimiz, inmede her saniyenin çok kıymetli olduğunu unutmamaları ve kendilerinde ya da yakınlarında konuşma bozukluğu, ağızda kayma, bir tarafta güç kaybı gibi belirtiler fark ettiklerinde derhal 112’yi aramalarıdır. Çünkü biz ne kadar erken müdahale edersek, o kadar fazla beyin hücresini kurtarabiliriz. Böylece hastalarımızın felç kalma riski de önemli ölçüde azalır" diye konuştu. Yaşadıklarını anlatan hasta Yusuf Sezer, "Yatağa uzanmıştım, daha 10 dakika bile olmamıştı. Bir anda ter bastı beni. Terledikten sonra, hanım kafama buz koydu. Elim kendime geldiğinde, sağ koluma bir baktım; sağ kolumu hiç hissetmiyordum. Ayağım da tutmuyordu, adeta bir bebek gibi. Felç olduğumu o an anladım. Eşim hemen ambulansı aradı. Ambulanslar beni Şehir Hastanesi’ne getirdi. İyi bir doktora denk geldik, güzel müdahale ettiler. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Şu anda çok iyiyim. Elimde, ayağımda kesinlikle hiçbir sıkıntı yok" dedi.
22 Temmuz 2025 Salı - 12:55
Mardin 112 Komuta Kontrol Merkezi personeli tarafından ASOS eğitimi verildi
Midyat Devlet Hastanesi bünyesinde görev yapan doktor ve otomasyon personeline, Mardin 112 Komuta Kontrol Merkezi personeli tarafından sinevizyon eşliğinde ASOS (Acil Sağlık Otomasyon Sistemi) eğitimi verildi. Bahçelievler Mahallesi Midyat Devlet hastanesi konferans salonunda verilen eğitim programı kapsamında; acil sağlık hizmetlerinde otomasyon sistemlerinin doğru ve etkin kullanımı, sevk süreçlerinin yönetimi ile hasta koordinasyonunun Sağlık Bakanlığı standartlarına uygun şekilde yürütülmesi konularında bilgi paylaşımı yapıldı. Midyat Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mehmet Burak Peköz, "Midyat Devlet Hastanesi olarak sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak acil durumlarda hasta sevklerini daha hızlı gerçekleştirebilmek adına düzenlenen bu eğitim, personelimiz açısından oldukça verimli olacaktır. Sağlık Bakanlığımızın sevk koordinasyon şemasına uygun şekilde, hastalarımızın nakilleri artık daha hızlı ve sistematik şekilde sağlanacak. Bu eğitim, hizmet sunumumuzda önemli bir katkı sağlayacaktır" ifadelerini kullandı.
22 Temmuz 2025 Salı - 12:39
A kan grubundakilerde mide kanseri riski daha fazla
Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, erkeklerde, A kan grubundaki kişilerde, sigara içenlerde ve şişmanlarda mide kanseri görülme riskinin daha fazla olduğunu söyledi. Liv Hospital Samsun Genel Cerrahi ve Medikal Onkoloji Kliniği’nden Prof. Dr. Serdar Yol, mide kanserinde son yıllarda artış görüldüğüne dikkat çekerek, hastalığın hiçbir belirti vermeden ilerleyebileceğini belirtti. Prof. Dr. Yol, mide kanserinden korunmak için aşırı tuzlu, salamuralı yiyecekleri her gün yemekten kaçınmak gerektiğini belirterek, uyarılarda bulundu. "A kan grubundakilerde mide kanseri riski fazla" Mide kanserinin dünya genelinde akciğer kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser türü olduğunu belirten Prof. Dr. Yol, "Ülkemizde erkeklerde görülen kanserlerin yüzde 7,4’ünü, kadınlarda ise yüzde 6’lık bir oranı oluşturan mide kanseri, son yıllarda giderek artış göstermektedir. Erkeklerde, A kan grubundaki kişilerde, sigara içenlerde ve şişmanlarda mide kanseri görülme riski daha fazlayken; hastalık farklı nedenlerle de gelişebilmektedir. Bu sebeplerden bazıları şöyle sıralanabilir; midede hazımsızlık, şişkinlik ve ülsere neden olan "Helicobacter pylori" adı verilen bakteri türü tedavisinin ihmal edilmesi, geçmişte mide sinirleri kesildiği için uzun yıllar midede asit salgılanmamış olması, tütsülenmiş yiyecekler (mide kanserinin Japonya’daki görülme sıklığı fazladır), genetik yatkınlık, kişide gastrit ve B12 vitamini eksikliği olması ve mide polipleridir" dedi. "Karnın üst kısmında şişkinlik, çabuk doyma ve bulantıya dikkat" Söz konusu kanserin bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Yol, "Mide kanseri bazen hiçbir belirti vermeden, sinsice ilerleyebilir. Belirtiler geç dönemlerde görüldüğünde, hasta cerrahi müdahale şansını kaybetmiş olabilir. Öte yandan, karnın üst kısmında şişkinlik, ağrı, çabuk doyma, iştahsızlık, bulantı, kusma, beraberinde hızlı kilo kaybı, kansızlık (anemi), dışkıda gizli kan testinin pozitif çıkması hastalığın başlıca belirtileri arasındadır. Ancak tüm bu belirtilerin günlük yaşantıda sık rastlanan, sıradan şikâyetler olması, doktora başvurma konusunda gecikmelere yol açabilir. Hastalığın erken tanısı cerrahi girişimler bakımından avantaj sağlar. Kanser ileri dönemlerde teşhis edildiğinde, çevre organlara yayılmış olma riski hastalığın kesin tedavi şansını azaltmaktadır. Böyle durumlarda, ameliyat öncesinde kemoterapi uygulanır ve kanserdeki gerileme izlenir. Burada amaç, tekrar ameliyat şansını kazanmaktır. Eğer cerrahi olarak kansere müdahale şansı yok ise; ‘palyatif’ denilen, hastaya konfor sağlayacak ameliyat yöntemleri uygulanır. Bu işlemde hastanın kanser açısından tedavisi gerçekleşmez ancak hastanın yeme içme düzenine devam etmesi sağlanır" diye konuştu. Tedavide gecikme başarı şansını düşürüyor Hastanın tedavisi için cerrahi yöntemler kullanıldığında, midenin büyük bir kısmı veya tamamının alındığını ifade eden Prof. Dr. Serdar Yol, "Böyle bir operasyon sonrası hastanın sık aralıklarla, küçük porsiyonlarla beslenmesi ve besinleri çok iyi çiğneyerek yutması önerilmektedir. Mide kanseri ameliyatı ve tedavisi sonrası hasta, ‘Ameliyat oldum kurtuldum’ düşüncesine kapılmamalı, düzenli kontrollerine devam etmelidir. Erken evrede teşhis ve tedavi ile 5 yıllık yaşam şansı yüzde 90-100 iken, ileri evre tümörlerde bu oran yüzde 15-25’e kadar düşmektedir. Aşırı tuzlu, salamuralı yiyecekleri her gün yemekten kaçınmak, közde pişirilen gıdalardan uzak durmak, bol taze sebze yemek, sporu ihmal etmeden, ideal kiloyu korumak hastalığın tedavi başarısını yükselten önemli faktörlerdir" şeklinde konuştu.
22 Temmuz 2025 Salı - 12:16
Edirne’de küçükbaş hayvanlara brusella aşısı uygulandı
Edirne’nin İpsala ilçesinde Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü ekipleri, köylerdeki küçükbaş hayvan işletmelerinde brusella ve şap aşılaması gerçekleştirdi. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hayvan sağlığını korumaya yönelik yürüttüğü program çerçevesinde, Edirne İpsala İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü teknik ekipleri sahaya inerek köylerdeki tüm küçükbaş hayvan işletmelerinde aşılama çalışması yaptı. Yürütülen çalışma çerçevesinde damızlık kuzu ve oğlaklara brusella aşısı uygulanırken, hayvanların bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklık kazanması hedeflendi. İl Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, "Sağlıklı hayvan, sağlıklı gıda, sağlıklı insan hedeflerimiz doğrultusunda hayvan ve dolaylı olarak insan sağlığının korunmasına yönelik çalışmalarımız aralıksız devam etmektedir. Tüm damızlık kuzu ve oğlaklara brucella aşısı uygulanmıştır" ifadelerine yer verildi.
22 Temmuz 2025 Salı - 11:40
Diyabet, kalp damar hastalığı riskini 4 kat arttırıyor
Şeker hastalığında kan şekeri kontrolünün sağlanamaması kısa ve uzun dönemde istenmeyen sonuçlar doğurabilir.İç Hastalıkları Uzm. Dr. Serdal Baysal, halk arasında ’şeker hastalığı’ olarak bilinen diyabetin kalp damar hastalığı riskini 4 kat arttığını ifade etti. Diyabetin kalp rahatsızlığı ve ayak yaraları başta olmak üzere 5 büyük hastalığı da beraberinde getirdiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdal Baysal, şekerin gelişmiş toplumlarda ölüme sebep olan hastalıklar içinde beşinci sırada olduğuna dikkat çekti. Halk arasında ’şeker hastalığı’ olarak bilinen diyabetin kalp damar hastalığı riskini 4 kat arttığını ifade eden Uzm. Dr. Serdal Baysal, hastalığın yakın takip ve tedavi gerektirdiğini ifade etti. Diyabetin sadece kan şekeri yüksekliği olmayıp, aynı zamanda kalp damar rahatsızlıkları, sinir sistemi rahatsızlıkları, göz damarlarında ciddi değişiklikler, böbreklerde zamanla önemli hasarlara yol açan bir hastalık olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Serdal Baysal, "Diyabet hastalığı, majör olarak diyabetik nöropati, retinopati, nefropati, kalp damar hastalıkları ve diyabetik ayak yaraları başta olmak üzere 5 majör hastalığı beraberinde getirmektedir. Diyabetin, ilaç veya insülinin yanı sıra, beslenme ve diyet kontrolü, rutin 3 ile 6 ay arasında iç hastalıkları, kardiyoloji, nöroloji ve göz hastalıkları açısından yakın takibi gerekmektedir" diye konuştu. Bir diğer önemli konunun da, hastalarda dış çevre etkisiyle insülin kullanma direnci ya da insülin korkusu olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Serdal Baysal, "Hâlbuki insülin tedavisinin vücut için daha faydalı ve şeker ilaçlarına göre daha etkili olduğunun bilinmesi gerekir. Diyabet hastalarının yüzde 75’inin ölüm sebebi koroner damar hastalıklarıdır. Diyabetin kronik komplikasyonları, körlük, son dönem böbrek yetmezliği, nontravmatik bacak ampütasyonları şeker hastalarının hayat kalitesini olumsuz etkiler. Komplike olmuş diyabeti tedavi etmek hem daha zor, hem de çok pahalıdır. Teşhis konmuş diyabetik hastaların ulusal ve uluslararası kılavuzlar doğrultusunda doğru tedavi edilmesi gerekir. Diyabetin kişiye, çevresine ve topluma yükünü azaltmak için bütün hastalıklarda olduğu gibi erken teşhis, doğru tedavi ve eğitim çok önemlidir" açıklamalarında bulundu.
22 Temmuz 2025 Salı - 11:24
Diyarbakır’da Uluslararası Pediatrik Kardiyoloji Çalıştayı
Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Ek Hizmet Binası’nda hizmet veren Çocuk Kalp Merkezi, Uluslararası Pediatrik Girişimsel Kardiyoloji Çalıştayı’na ev sahipliği yaptı. Çalıştay süresince, özellikli 22 pediatrik hastaya terapötik kateter işlemleri başarıyla uygulandı. 3 gün süren bilimsel program boyunca girişimsel tedavi yöntemleri, yeni teknolojiler ve klinik uygulamalar üzerine karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımı sağlandı. Bölgenin ve Türkiye’nin önemli sağlık merkezlerinden biri olan Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Kalp Merkezi, özellikle pediatrik kardiyak yoğun bakım alanındaki deneyimiyle uluslararası alanda tanınan bir merkez olma yolunda ilerliyor. Düzenlenen bu çalıştay sayesinde merkezin, bilimsel ve klinik iş birliklerini daha da güçlendirdiği ifade edildi. Prof. Aldudak, merkezin bu noktaya gelmesinde Sağlık Bakanlığı, Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü ve hastane yönetiminin katkılarına teşekkür ederek, merkezin gelişiminde sağlanan kurumsal desteğin önemine dikkat çekti. Merkez Koordinatörü Prof. Dr. Bedri Aldudak öncülüğünde düzenlenen çalıştaya, Çin, Fas, Güney Afrika ve Türkiye’den uzmanlar katıldı.
22 Temmuz 2025 Salı - 10:49
Menisküs ameliyatlarından sonra yaşlılığa bağlı kireçlenme daha az görülüyor
Gençlerde spor sırasında zorlanma sonucu meydana gelen menisküs yırtıklarının yaşlılarda ise basit hareketlerde oluşabileceğini ifade eden Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, menisküs ameliyatlarından sonra kireçlenme ve diz protez ihtiyacının ise azaldığını vurguladı. Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, genellikle çok güç sarf edilen spor müsabakalarında zorlanma nedeniyle ortaya çıkan ve yaşla birlikte sık karşılaşılan sorunlardan biri olan menisküs yırtığına ilişkin uyarılarda bulundu. Yaşlılığa bağlı sık karşılaşılan sorunlardan biri olan menisküs yırtığının basit yaralanmalarda dahi olabileceğini ifade eden Op. Dr. Aslan, bu durumun gençlerde ise ağır spor müsabakaları veya antrenmanlarında zorlanma sebebiyle oluşabileceğini belirtti. Genç yaştaki hastalarda daha büyük yırtıkların görüldüğünü ifade eden Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Menisküs, dizinin kıkırdaklarını koruyan ve biraz kıkırdaksı bir yapıdır. Menisküs yırtıkları özellikle genç yaşlarda sporla uğraşanlarda daha fazla görülür ve ilerleyen yaşlarda da daha çok yıpranmaya bağlı olarak menisküs yırtıklarını daha çok yıpranmaya bağlı tarzda görürken özellikle genç yaştaki hastalarda daha büyük yırtıklar görülebiliyoruz" dedi. "Genç hastalar ve büyük yırtıklarda ameliyatı tercih ediyoruz" Menisküs yırtıklarının tedavisinde özellikle tanısının doğru konulması önemli olduğunu belirten Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Menisküs yırtıklarının tedavisinde özellikle tanısını doğru koymak çok önemli. Genç yaştaki hastalar, spor ile de uğraşıyorsa menisküs yırtıkları genellikle ameliyat ile tedavisi oluyor. İlerleyen yaştaki hastalarda zaman içerisinde oluşan yırtıklar biraz daha yıpranmış yırtıklar olduğu için özellikle kök hücre tedavileri, enjeksiyon tedavileri ile takip ettiğimiz hastalar daha yoğunlukta. Ama genç hastalarda ve spor ile uğraşan hastalarda büyük yırtıklarda ameliyat tercih ediyoruz" diye konuştu. "Menisküslerimiz kıkırdaklarımızı koruyor, bu yüzden hareket ederken dikkat etmeliyiz" Menisküsün kıkırdakları koruduğunu ve dikkatli hareket yapmamız gerektiğini belirten Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Ameliyat ile tedavi konusunda hastalarımız çok korkuyorlar. Menisküs çok kıymetli bir yapı ve her zaman korunması gerekiliyor. Eğer onarabileceksek veya yapısını koruyabileceksek mutlaka korunması gereken bir yapı. Çünkü kıkırdakları koruyor. Kıkırdaklar gittiği zaman halk arasında sıvı bitmesi olmasın diye menisküslerimize iyi bakmalıyız. Bunu da şöyle sağlayabiliriz; adalelerimizi sağlam tutarak, spor yapabiliriz" ifadelerini kullandı. "Menisküs yırtığı ameliyatları yaşlılığa bağlı sorunların da önüne geçiyor" Genellikle hastaların ameliyattan korktuğunu ama ameliyat olduktan sonra da yırtıkların iyileşme oranı çok yüksek olduğunu ifade eden Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Ameliyat gerekiyorsa eğer ve özellikle genç hastada bunları dikmek gerekiyor. Menisküs yırtıklarını iyileşme oranı çok yüksektir. Büyük bir durum var ise ameliyata yönlendiriyoruz ve o bölgeyi korumaya çalışıyoruz. Hastalar arasında özellikle ameliyat olduktan sonra daha kötü olur muyuz tarzında sorular ile karşılaşıyorum. Bu ameliyatlardan sonra ben yürüyebilir miyim? Ayağıma yere basabilir miyim? gibi korkular bulunuyor. Aslında biz ameliyat etmezsek bu işler daha da kötüye gidiyor. Ameliyatta, dikip menisküsü koruduğumuz zaman ilerleyen yaşlarda kireçlenme, diz protezlerini daha az görüyoruz. Hastaya muayenenin ardından güzel bir emar ile beraber tam olarak tanısı koymak lazım. Bazı yırtıklarda sadece enjeksiyon tedavileri yeterli olabiliyor. Menisküs yırtıklarında en önemlisi genç yaşta spor yapan hastalardadır ve muayenelerin ardından menisküsünüz tamamen iyileşir" dedi.
22 Temmuz 2025 Salı - 10:44
İl Sağlık Müdürü Tekin: "Aşırı sıcaklar hayati tehlike oluşturabilir"
Erzincan İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin, son günlerde artış gösteren hava sıcaklıklarına karşı vatandaşlara uyarılarda bulunarak, özellikle yaşlılar, bebekler ve kronik hastalığı bulunan bireylerin risk altında olduğunu söyledi. Tekin, "Aşırı sıcaklar hayati tehlike oluşturabilir" dedi. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiğine dikkat çeken Tekin, sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığını, metabolizmanın bu yeni duruma uyum sağlamakta zorlanabileceğini belirtti. Terleme mekanizmasının bazı bireylerde yeterli çalışmaması durumunda vücut ısısının dengelenemeyeceğini vurgulayan Tekin, bu durumun beyin ve diğer hayati organlarda hasara yol açabileceğini söyledi. Yaşlılar, bebekler, kalp hastaları ve kronik rahatsızlığı olan bireylerin yüksek risk altında olduğunu dile getiren Tekin, "Bu kişilerin günde en az iki kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmesi gerekiyor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireyler daha dikkatli olmalı" dedi. Dr. Tekin, günün en sıcak saatleri olan 10.00-16.00 arasında mecbur kalınmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini belirterek, "Fiziksel aktivite sabah veya akşam saatlerinde yapılmalı, her saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı tüketilmelidir. Kapalı ortamlar iyi havalandırılmalı, güneş gören pencereler perde ya da güneşliklerle gölgelendirilmelidir" diye konuştu. Sıcak havalarda alınması gereken diğer önlemleri de sıralayan İl Sağlık Müdürü Tekin, şu ifadelere yer verdi: "Sık sık duş alınmalı, bu mümkün değilse eller, ayaklar, yüz ve ense soğuk suyla serinletilmelidir. Susuzluk hissi olmasa bile günde en az 2-2,5 litre su tüketilmelidir. Kahvaltılarda az yağlı peynir, zeytin ve taze sebzeler tercih edilmeli, kafeinli içecekler yerine süt, meyve suyu ve bitki çayları içilmelidir. Yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı; haşlama, ızgara ya da buğulama gibi sağlıklı yöntemler tercih edilmelidir." Tekin, vücut direncinin artırılması ve sıvı-mineral kaybının önlenmesi için bol sebze ve meyve tüketilmesini önererek, dışarıda açıkta satılan ve çabuk bozulabilecek gıdalardan uzak durulması gerektiğini vurguladı. Çok soğuk ve buzlu içeceklerin mide kramplarına neden olabileceğini hatırlatan Tekin, kafein, alkol ve şekerli içeceklerin de vücuttan sıvı kaybını artırabileceğini söyledi. Sıvı alımı kısıtlanan bireylerin ise mutlaka doktor kontrolünde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
22 Temmuz 2025 Salı - 10:23
Motosiklet kazalarındaki travmalara karşı uyarı
Günümüzde ekonomik ve hızlı ulaşım, yoğun trafikten kaçınma ve kolay park imkânı gibi nedenlerle motosiklet kullanımı giderek artıyor. Ancak motosiklet kazaları, önemli yaralanmalar, ciddi sakatlıklar ve yaşam kaybı ile sonuçlanabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Feridun Çilli, motosiklet kazalarının travmaların önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, ilk yardımın önemi ve travmaya doğru müdahale konusunda uyarılarda bulundu. Cilt yanıkları ve kafa travmaları sık görülüyor Motosiklet kazalarında en sık karşılaşılan yaralanmaların başında sürtünmeye bağlı cilt yanıkları geldiğini ifade eden Dr. Çilli, "Bu yaralar yavaş iyileşiyor, ağrılı oluyor ve ciltte iz bırakabiliyor. İkinci sırada kol, bacak ve kaburgalarda kırıklar yer alıyor. Genellikle cerrahi müdahale ve uzun rehabilitasyon gerektiriyor. Kırıkları kafa travmaları takip ediyor. Beyin kanaması ve ödem gibi durumlar kalıcı sakatlıklara yol açabiliyor. Ayrıca boyun ve omurga yaralanmaları da ciddi sonuçlar doğurabiliyor; omurilik hasarları felce kadar ilerleyebiliyor" dedi. İç organlar da risk altında Karaciğer, akciğer, böbrekler ve dalak gibi iç organlardaki yaralanmaların hayati tehlike oluşturabileceğini söyleyen Dr. Çilli, "İç kanamaların hızlı tanısı ve müdahalesi büyük önem taşıyor. Kol ve bacaklarda kırıkların yanı sıra kas yırtıkları, bağ ve tendon yaralanmaları ile sinir ve damar hasarları görülebiliyor. Nadir de olsa uzuv kayıpları meydana gelebiliyor. Yüz yaralanmaları ise estetik ve fonksiyonel açıdan kalıcı sorunlara yol açabiliyor. Birçok sürücü kaza sonrası yoğun bakımda yaşamını yitiriyor" diye konuştu. Psikolojik etkilerin de gözardı edilememesi gerektiğinin altını çizen Dr. Çilli, "Motosiklet kazaları, sürücülerde anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğuna neden olabiliyor. Bu süreçte profesyonel psikolojik destek alınması öneriliyor" dedi. Doğru ilk yardım hayat kurtarır Prof. Dr. Feridun Çilli, kazalarda doğru ilk yardımın hayat kurtardığını vurgulayıp, kaza sonrası güvenlik sağlandıktan sonra acil sağlık ve emniyet ekiplerinin çağrılması gerektiğini belirtti. İlk müdahalede bunlara dikkat edilmeli Prof. Dr. Feridun Çilli açıklamasının devamında, "İlk yardımda solunum ve dolaşım desteği öncelik taşıyor. Yaralının bilinci, hava yolu açıklığı ve solunumu kontrol edilmeli. Gerekirse müdahale edilmeli. Nabız kontrolüyle dolaşım durumu değerlendirilmeli. Yaralı sabitlenerek uygun pozisyonda tutulmalı; omurga yaralanması şüphesi varsa bilinçsizce hareket ettirilmemeli. Açık yaralanmalar temizlenip pansumanla kapatılmalı, kanama varsa baskı uygulanmalı. Yaralı bölgenin kalp hizasının üzerine kaldırılması öneriliyor. Sağlık ekipleri geldiğinde müdahale onlara bırakılmalı. Motosiklet yaralanmaları, hayati risk taşıyan sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Sürücü eğitimi, trafik kurallarına uyum, kask ve koruyucu ekipman kullanımı ile olay yerinde doğru ilk yardım uygulanması büyük önem taşıyor. Kask, koruyucu giysi ve ekipmanların tam kullanımı hayati tehlikeleri azaltabiliyor" şeklinde konuştu.
22 Temmuz 2025 Salı - 10:20
Lenfoma erken tanı ile artık tedavi edilebiliyor
Medical Point Gaziantep Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Eser, halk arasında "lenf bezi kanseri" olarak bilinen lenfomanın, erken tanı sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Eser, bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenf bezlerindeki lenfosit adı verilen beyaz kan hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan ve başlıca iki tipi bulunan hodgkin lenfoma ve hodgkin dışı lenfomaların erken tanı sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini söyledi. Lenfomanın sinsi ilerlediğini söyleyip belirtilere karşı uyaran Doç. Dr. Ali Eser, "Boyun, koltuk altı veya kasıkta ağrısız şişlik, gece terlemeleri, nedensiz kilo kaybı, sürekli yorgunluk, halsizlik, kaşıntı veya ciltte döküntü, sebepsiz yüksek ateşin lenfomanın belirtileri arasında yer alıyor" dedi. Bu şikâyetlerin birkaç haftadan uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini vurgulayan Dr. Eser, "Ne kadar erken tanı koyarsak, tedavi şansı o kadar yüksek oluyor" ifadelerini kullandı. Lenfoma tanısı; kan tahlilleri, görüntüleme yöntemleri ve biyopsi ile konuluyor. Tedavi planı ise hastalığın türüne ve evresine göre belirlendiğini aktaran Dr. Eser, "Günümüzde kemoterapiye ek olarak uygulanan immünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve bazı hastalarda kullanılan kök hücre nakli sayesinde iyileşme oranlarının oldukça arttığını söyledi. Ayrıca, son yıllarda geliştirilen CAR-T hücre tedavisi gibi yenilikçi yöntemler, bazı ileri evre hastalar için de umut vadediyor" şeklinde konuştu. "Belirtileri Göz Ardı Etmeyin" Toplumda lenfoma farkındalığının artırılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Eser, "Lenfoma artık tedavi edilebilen bir hastalık. Ama bunun ilk şartı, erken fark edilmesi. Belirtileri göz ardı etmeyin ve düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin" diye konuştu.
22 Temmuz 2025 Salı - 10:00
Karın zarı kanserleri tedavisi eğitim programı İzmir’de gerçekleştirildi
Karın zarı kanserlerinin tedavisinde uygulanan en ileri cerrahi yöntemlerden biri olan "Sugarbaker Prosedürü", İzmir’de Acıbadem Kent Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen uluslararası eğitim programında Türk doktorlara anlatıldı. Kolon, rektum ve jinekolojik kanserlere bağlı karın zarı yayılımı olan hastalara uygulanan bu ameliyatlar, canlı yayınla toplantı salonuna aktarıldı. Katılımcı doktorlar, ameliyatları anbean takip ederken, hangi hastaya hangi yöntemin uygulandığına dair ayrıntılı bilgi alma ve tartışma fırsatı buldu. İkinci gün ise video destekli teorik eğitimler ve vaka tartışmaları ile hekimlerin bilgileri pekiştirildi. İki gün süren "Peritoneal Yüzey Tümörlerinde Canlı Cerrahi & HİPEK Kursu bu alanının öncü bilim insanları ile kolon/ rektum- jinekolojik cerrahlar ile onkologları buluşturdu. Kursa karın zarı kanseri hastalarında sağkalım oranlarını artırma ve nüksleri azaltma konusunda çalışmalar yapan, bulduğu yöntem 5 kıtada uygulanan Amerikalı bilim adamı Prof. Dr. Paul H.Sugarbaker ile peritoneal yüzey malignitelerinde uluslararası deneyime sahip uzman Avustralya’dan Assoc. Prof. CherryKoh Türk hekimlere tecrübelerini aktardı. İki gün süren kursun ilk gününde 5 hasta ameliyat edildi. Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği ile PSOGI (Peritoneal Surface Oncology Group International) iş birliğinde düzenlenen kursa, kendi adıyla bilinen yöntemi geliştiren dünyaca ünlü Amerikalı cerrah Prof. Dr. Paul H. Sugarbaker ve Avustralya’dan Prof. Cherry Koh da katıldı. Donanım ve dikkat cerrahi başarıyı yükseltiyor Kursun açılışında konuşan Prof. Dr. Sugarbaker, erken tanının ve doğru cerrahinin önemine dikkat çekti. Sugarbaker, "Bazı kanser türleri, gözle görülmeyecek kadar küçük yayılımlar gösterebilir. Cerrahın fark edemediği bu hastalık odakları, ileride ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle cerrahlar, hem teknik olarak donanımlı hem de dikkatli olduklarında tedavi başarıları yükselir" diye konuştu. Program sonunda da Türk meslektaşlarının ilgisini memnuniyetle karşıladığını belirten Prof. Sugarbaker, "Burada öğrendikleriniz, gelecekte birçok hastanın hayatında fark oluşruracak" dedi. Hasta seçimi kadar doğru teknik de hayati önem taşıyor Kursun eş başkanlığını yürüten Acıbadem Kent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı, Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Aras Emre Canda ise şunları söyledi: "Karın zarı (periton), karın boşluğunu ve iç organları örten zar yapısıdır. Bazı ileri evre kanserlerde (örneğin kolon, rektum ya da yumurtalık kanseri), tümör hücreleri bu zar üzerine yayılabilir. Bu duruma ‘karın zarı metastazı’ denir. Klasik yöntemlerle tedavisi zor olan bu tabloya yönelik özel cerrahi yaklaşımlar geliştirildi. ‘Sugarbaker Prosedürü’ olarak bilinen yöntemde, önce karın zarındaki tümörlü dokular temizleniyor (sitoredüktif cerrahi), ardından karın içine ısıtılmış kemoterapi ilacı veriliyor (HİPEK). Bu yöntem, hastaların yaşam süresini uzatma ve hastalığın tekrar etme riskini azaltma açısından büyük önem taşıyor. Dünyanın birçok ülkesinde 20 yılı aşkın süredir uygulanan bu tedavi, Türkiye’de de deneyimli merkezlerde yapılabiliyor. Karın zarı kanserleri için uygulanan bu özel tedavinin başarısı, hastaların doğru seçilmesine ve cerrahların teknik bilgiye hakim olmasına bağlı. Canlı cerrahiler ve video destekli eğitimlerle meslektaşlarımız bu yöntemleri doğrudan yerinde gözlemledi ve tartışma şansı buldu. Bu eğitim, ileri cerrahinin hasta yaşamına nasıl katkı sunduğunu gösteren çok değerli bir deneyimdi."
22 Temmuz 2025 Salı - 09:49
Yediklerimiz ağrılarımızı tetikliyor
Hastalıkların önemli bir bölümünün beslenme ile ilişkisi olduğu bilinirken, özellikle eklem ve kas hastalıklarında beslenmenin rolü oldukça fazla oluyor. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, bazı besinlerin eklem ve kas ağrılarını tetiklediğini vurguladı. Uzmanlar, kötü beslenme alışkanlıklarının birçok hastalığa neden olabileceğini belirtiyor. Beslenmeyle alakalı bilinen hastalıkların arasında kas ve eklemlerle ilgili olanlar olduğuna değinen Medicana Konya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Sinan Bağçacı; eklemi oluşturan bağ dokuları, tendon yapıları ve kıkırdak dokularının beslenmeden oldukça sık ve doğrudan etkilendiğini söyledi. Tütsülenmiş ya da kızarmış gıdalardan kaçınılmalı Gıdaların eklem ve kas ağrısına neden olmasını açıklayan Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, "İnsanların aldığı gıdaların insan vücudunda oluşturduğu metabolik etki ile açığa çıkan oksidasyon ismini verdiğimiz vücuda stres yükü yükleyen moleküller açığa çıkması sonucu dokular zedelenebilmektedir. Özellikle ülkemizde çok tercih edilen tütsülenmiş ya da kızartılmış gıdalardan kaçınmak gerekir. Ayrıca gluten içeren yiyecekler, şeker ilaveli gıdalar, bazı bitkisel yağlar, işlenmiş gıdalar, yüksek tuzlu yiyecekler ve alkol eklem sağlığını bozmaktadır" dedi. Bağırsak florasını bozmayın Bunun tam tersine antioksidan içeriği yüksek ve antiinflamatuar özelliklere sahip gıdaların tüketiminin, eklem dokularında dejeneratif süreçlerin önüne geçebileceğini kaydeden Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, şu bilgileri verdi: "Eklem ve kas tendon yapıların sağlığında ince ve kalın bağırsak florası ismini verdiğimiz mikrobiyata isimli bakterilerin de rolü büyüktür. Bağırsak geçirgenliği oldukça fazla ise ya da küçük monomer yapısına sahip olan iltihabı yanıtı uyaran gıdalar tüketilirse, flora bozulursa mikrobiyota birçok kas eklem hastalığı ya da romatizmal hastalıkları tetikleyici rol alabilmektedir." Eklem sağlığı için Akdeniz tipi beslenme tercih edilmeli Bağırsak sağlığının kireçlenmede rolü olabileceğini kaydeden Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, "Vegan ve vejetaryen beslenmenin eklem sağlığı üzerinde olumlu etkileri bulunur. Özellikle Akdeniz tipi beslenme faydalıdır. Özellikle omega-3, antioksidan ve kalsiyum içeriği yüksek besinler, eklem dokusunu korur. Sarımsak, zencefil, brokoli, ıspanak, balık, zeytinyağı ve üzüm, avokado eklemler için yararlı olduğu bilinen gıdalardır. Doğru beslenme, iltihapları azaltarak, kas ve eklem dokularını destekleyerek ağrıların hafifletilmesine yardımcı olur’’ şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder