SAĞLIK
Sağlıkta stratejik iş birliği: Bakan Yardımcısı Birinci’den Atatürk Üniversitesine ziyaret 04 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:43:16 Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nu ziyaret ederek üniversitenin sağlık alanındaki mevcut çalışmaları ile geleceğe yönelik projelerini yerinde inceledi. Gerçekleştirilen ziyaret kapsamında, özellikle ilaç, aşı ve biyoteknoloji alanında yürütülen çalışmalar ele alınırken, kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin bilimsel altyapısı ve yürütülen projeler hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Üniversite bünyesinde kurulan İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile İlaç Hammadde Üretim Merkezinin stratejik önemine dikkat çeken Hacımüftüoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Üniversitemizin organik kimya, moleküler biyoloji ve farmakoloji alanlarında Türkiye’nin en güçlü akademik altyapılarından birine sahip olduğunu gururla ifade ediyorum. İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitümüz ile Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimizin (DAYTAM) dijital altyapısının kesiştiği nokta, ilaç üretiminde ülkemizdeki önemli merkezlerinden biri olma hedefimizi ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, yerli ve millî üretim kapasitesini artıracak projeler geliştirmeye devam ediyoruz." Bakan Yardımcısı Birinci: "Bilimsel altyapı etkileyici ve umut verici" Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci ise Atatürk Üniversitesinin sağlık alanındaki bilimsel birikimi ve teknolojik altyapısından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Üniversitenin özellikle ilaç ve biyoteknoloji alanındaki çalışmalarının Türkiye’nin sağlık vizyonuna önemli katkılar sunduğunu belirten Birinci, şunları kaydetti: "Atatürk Üniversitesinde yürütülen çalışmaların hem kapsamı hem de niteliği oldukça etkileyici. Özellikle yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçlerine yönelik çalışmalar, ülkemizin bu alandaki rekabet gücünü artıracak niteliktedir. Bakanlık olarak bu tür bilimsel girişimleri desteklemeye ve üniversitelerimizle iş birliği içinde çalışmaya büyük önem veriyoruz." DAYTAM’da incelemelerde bulunuldu Ziyaret kapsamında Bakan Yardımcısı Birinci, Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini de (DAYTAM) ziyaret ederek burada yürütülen çalışmalar hakkında Merkez Müdürü Prof. Dr. Bilal Nişancı’dan bilgi aldı. Merkezin sahip olduğu ileri düzey teknolojik altyapı ve disiplinler arası araştırma kapasitesi hakkında detaylı sunum gerçekleştirilirken, özellikle dijitalleşme ve yapay zekâ temelli projeler ön plana çıktı. Gerçekleştirilen ziyaret, Atatürk Üniversitesi ile Sağlık Bakanlığı arasında sağlık teknolojileri alanında geliştirilecek iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Taraflar, özellikle ilaç geliştirme, aşı üretimi ve biyoteknoloji alanlarında yürütülecek ortak projelerle Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini ifade etti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:22 ERÜ Hastaneleri’nde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" etkinliği düzenlendi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastanelerinde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" dolaysıyla bir dizi etkinlik düzenlendi. Gevher Nesibe Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinliğe Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Dursun, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Baykan, Hastaneler Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Serap Doğan, Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Yıldız, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Aygen, Hastaneler Başmüdürü Özcan Özyurt, Hastane Müdürü Şerife Gürcan, Başhemşire Fatma Yeşil, Hastane Müdür Yardımcısı Necla Güngör Camuscu, öğretim üyeleri, hekimler, başhemşire yardımcıları, Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Hemşireleri ve diğer sağlık çalışanları katıldı. Programa Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden Doç. Dr. Can Hüseyin Hekimoğlu, Esen Batır ve Dilek Altun’ un el hijyeni sunumları ile Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumuyla devam edildi. El hijyeni kokusundaki farkındalığı artırmak açısından her yıl olduğu gibi bu yılda "El Hijyeni Şampiyonu" seçilen; Doç. Dr. Alper Özcan, Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Akyol, Hemşire Esme Ulutürk, Temizlik Personeli Süheyla Cerit ve ve Süleyman Elbir’e ödülleri takdim edildi. Etkinlikler devam edecek Tıp Fakültesi öğrencilerine yönelik olarak Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumu ve açılacak olan stant ile etkinliklere devam edilecek. Ayrıca hastane bekleme salonlarında bulunan bilgilendirme ekranlarında el hijyeni videolarının gösterimi gerçekleştirilecek. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri, 2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından düzenlenen Avrupa Bölgesi El Hijyeni Mükemmeliyeti Yarışmasında birinci olarak bu ödülü ülkeye ilk defa kazandıran hastane olma özelliği de bulunuyor.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:59 Dünyada 350 milyon astım hastası var DÜZCE(İHA) – Prof. Dr. Ege Güleç Balbay Dünya Astım Günü’nde yaptığı açıklamada astım hastalığının kontrol atına alınabildiğini belirterek Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 350 milyon astım hastası olduğu söyledi. Düzce Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Karadeniz Şube Başkanı Prof. Dr. Ege Güleç Balbay, "Dünya Astım Günü" dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Astımın kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Ege Güleç Balbay, doğru tanı, düzenli tedavi ve inhaler ilaçların doğru kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. Astımın akciğer içindeki hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen ve hava yolu daralmasıyla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Balbay, "En sık görülen belirtiler; tekrarlayan nefes darlığı, hırıltı, göğüste baskı hissi ve öksürüktür. Doğru tanı için yalnızca şikâyetlerin değerlendirilmesi değil, solunum fonksiyon testleriyle hava yolu daralmasının gösterilmesi büyük önem taşır" dedi. "Küresel bir hastalık" Astımın küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Balbay, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık 350 milyon astım hastası bulunduğunu ve her yıl 400 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de ise her 10 çocuktan birinde astım görüldüğünü belirten Balbay, "2024 yılında bin 300’den fazla ölüm astıma bağlı nedenlerle gerçekleşti. Bu nedenle farkındalık büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. "Tedavide anahtar: kortizon içeren inhalerler" Astım tedavisinde temel hedefin şikayetleri kontrol altına almak ve atakları önlemek olduğunu vurgulayan Balbay, "Yalnızca ilaç başlamak yeterli değildir. İlaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılması gerekir" dedi. Güncel rehberlere değinen Balbay, özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda yalnızca kısa etkili rahatlatıcı ilaçların tek başına kullanılmasının önerilmediğini belirterek, "Bu ilaçlar geçici rahatlama sağlar ancak hastalığın temelindeki iltihabı tedavi etmez. Bu nedenle tedavinin temelini kortizon içeren inhaler ilaçlar oluşturur" ifadelerini kullandı. "Yanlış kullanım tedaviyi etkisiz hale getiriyor" İnhaler ilaçların doğru kullanımının tedavide kritik rol oynadığını söyleyen Balbay, "İlaçlar doğrudan hava yollarına ulaştığı için daha düşük dozlarla etkili olur. Ancak yanlış teknikle kullanıldığında yeterli fayda sağlanamaz" dedi. Hastaların inhaler kullanım tekniklerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini belirten Balbay, kortizon içeren ilaçların kullanımından sonra ağız ve boğazın su ile çalkalanmasının da önemli olduğunu vurguladı. "Astım kontrolü yaşam kalitesini belirler" Astım kontrolünün; gündüz ve gece şikayetlerinin olmaması, kurtarıcı ilaç ihtiyacının azalması ve atak yaşanmaması anlamına geldiğini ifade eden Balbay, kontrolü bozan faktörleri şöyle sıraladı: "Düzensiz ilaç kullanımı, yanlış inhaler tekniği, enfeksiyonlar, alerjenler ve sigara dumanı." Balbay, "Sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve temiz hava ortamı sağlamak astım kontrolünü destekler" dedi. Astım yönetiminde eğitimin en az ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Balbay, hastaların hastalıklarını tanımalarının ve doğru müdahale yöntemlerini bilmelerinin hayati olduğunu belirtti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:05 KBB uzmanından burun estetiğinde kişiye özel tasarım vurgusu Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzm. Opr. Dr. Erdoğan Maral, burun estetiğinde (rinoplasti) sıkça gündeme gelen "herkese aynı burun yapılır mı?" sorusuna net bir yanıt verdi. Modern estetik anlayışında artık standart kalıpların değil, kişiye özel tasarımın esas olduğunu vurgulayan Dr. Maral, rinoplastinin bir cerrahiden öte, yüz estetiğinin bütüncül bir sanatı olduğunu ifade etti. Son yıllarda sosyal medya etkisiyle benzer burun taleplerinin arttığını belirten Kocaeli Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nde görevli Opr. Dr. Erdoğan Maral, bu yaklaşımın doğru sonuçlar vermediğine dikkat çekti. Her yüzün kemik yapısı, cilt kalitesi ve mimik dengesi farklı olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Erdoğan Maral, "Bu nedenle başka bir yüz için tasarlanmış bir burnu kopyalamak, çoğu zaman doğallıktan uzak ve yapay sonuçlara neden olur. Bizim yaklaşımımızda hedef, bir modeli taklit etmek değil; o yüze ait en doğru burnu ameliyat öncesi hasta ile yapılan detaylı ön görüşme ve muayene ile tasarlamaktır" dedi. Doğal görünümün üst segment rinoplastinin en önemli kriteri olduğunu belirten Dr. Maral, "Başarılı bir rinoplasti dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. İnsanlar değişimi hisseder ama neyin değiştiğini tam olarak tanımlayamaz. İşte bu, estetik cerrahinin en üst seviyesidir" diye konuştu. "Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir" Fonksiyonel mükemmelliğin de vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Dr. Maral estetik ile birlikte nefes kalitesinin de optimize edilmesi gerektiğini belirtti.Maral, "İyi bir rinoplasti yalnızca görünümü değil, yaşam kalitesini de iyileştirir. Nefes alma problemlerinin aynı operasyon içinde çözülmesi, modern cerrahinin standartlarından biridir.. Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir. Detaylı yüz analizi, ileri cerrahi teknikler ve tecrübenin birleşimiyle hem estetik hem fonksiyonel açıdan üst düzey sonuçlar elde edilir. Önemli olan, hastaya en çok yakışan ve yıllar içinde doğallığını koruyacak burunu tasarlamaktır" şeklinde konuştu.
Yaz aylarında kene vakaları artıyor
22 Temmuz 2025 Salı - 09:36 Yaz aylarında kene vakaları artıyor Yaz mevsiminde keneler tarafından taşınan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi virüsü vakaları arttı. Küresel ısınmayla beraber yaz mevsimi uzadıkça, yaşam süresi de giderek artan kenelerin taşıdıkları Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi virüsü ile insanlar için önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Gülay Kılıç, erken tanı ve uygun tedavinin virüsle mücadelede hayati olduğunu söyledi. İklim değişikliği ve küresel ısınma, kenelerin yaşam döngüsünü uzatması ile taşıdıkları Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü vakalarının daha sık görüldüğünü belirten Kılıç, açıklamalarda bulundu. Uzun yıllardır bilinen Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin ülkemizde resmi tespitinden bu yana geçen 23 yılda yaklaşık 17 bin vakanın kayıtlara geçtiğini ve bu vakalardan yaklaşık 800’ünün ölümle sonuçlandığını paylaşan Uzm. Dr. Gülay Kılıç, küresel ısınmayla beraber uzayan yaz ayları nedeniyle, sıcak hava şartlarında yaşayan kenelerin yaşam sürelerinin uzamasıyla birlikte son yıllarda vakalarda artış görüldüğünü söyledi. Bireysel önlemler hayati Aşısı olmayan bu virüsle mücadelede bireysel önlemlerin hayati önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Gülay Kılıç, kenelerden korunmanın en etkili yolunun keneyle teması önlemek olduğunun altını çizerek, "Özellikle kırsal, çalılık, ormanlık ve mera alanlarında açık renkli, uzun kollu gömlek ve pantolonlar tercih edilmelidir. Pantolon paçaları çorapların içine sokulmalıdır. Eve dönünce kıyafetler hemen çıkarılıp yıkanmalıdır" ifadelerine yer verdi. "Vücutta kıvrımlı bölgelere mutlaka bakılmalı" Doğadan dönüldükten sonra mümkünse vücut kontrollerinin ikinci bir kişinin yardımıyla yapılması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Gülay Kılıç, "Keneler genellikle diz arkası, kasık, koltuk altı, boyun çevresi, kulak arkası, saç dipleri, bel ve karın bölgesi gibi nemli ve kıvrımlı bölgeleri tercih ederler. Ayrıca keneler uçarak değil, yürüyerek vücuda tutunduklarından; ayaklar, bacaklar ve diz arkaları özellikle dikkatle kontrol edilmelidir. Her ihtimale karşı, bu muayenenin 1-2 saat sonra tekrar edilmesi önemlidir" diye konuştu. "45 derece açıyla yukarıya doğru hızla çekilmeli" Geçmişte kenenin mutlaka hastanede çıkarılması önerilirken; güncel yaklaşımlar, kenenin doğru yöntemle ve vakit kaybetmeden bulunulan yerde çıkarılabileceğini belirten Uzm. Dr. Gülay Kılıç sözlerine şöyle devam etti: "Erken tespit ve hemen vücuttan çıkarmak çok önemli. Kene fark edildiğinde paniğe kapılmadan, ona elle temas etmeden, varsa cımbız, bez ya da kağıt yardımıyla, öldürmeden ve sıkmadan, 45 derece açıyla yukarı doğru hızlıca çıkarılmalıdır. Eğer çıkarma işlemi evde yapılamıyorsa ya da hastalık belirtileri ortaya çıkmışsa, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."
Alzheimer riskini azaltmak mümkün
22 Temmuz 2025 Salı - 09:06 Alzheimer riskini azaltmak mümkün Diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi rahatsızlıkların Alzheimer riskini doğrudan etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Aslı Demirtaş Tatlıdede, yaşam tarzı değişiklikleriyle demans riskini yaklaşık yüzde 45 oranında azaltmanın mümkün olduğunu söyledi. Sağlık Bakanlığı’nın diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi rahatsızlıklara yönelik önleme ve farkındalık çalışmaları devam ederken, Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aslı Demirtaş Tatlıdede, bu kronik hastalıkların beklenenden çok daha kritik bir boyutu olduğunu söyledi. Lancet Demans Önleme, Müdahale ve Bakım Daimi Komisyonu’nun raporuna dikkat çeken Demirtaş Tatlıdede, "Gündemdeki bu kronik hastalıklarla savaşımız sadece kalp ve damar sağlığımızı değil, aynı zamanda beyin sağlığımızı ve Alzheimer riskini doğrudan etkiliyor. Beynimizin iyi çalışabilmesi için damar sağlığımız büyük önem taşıyor. Diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol (LDL), sigara kullanımı ve aşırı alkol tüketimini kontrol altına alarak demans riskini yüzde 14 oranında azaltabiliyoruz" dedi. Damar sağlığımızı destekleyen tüm faktörler beyin sağlığımız açısından önemli koruyucu etkilere sahip olduğunu belirten Tatlıdede, beynimize dışarıdan uyarı akışını sağlayan kanallarımız olan görme ve duyma kayıplarının tedavisinin demans riskinde yüzde 9’luk oldukça önemli bir azalma sağladığını, izole olmamak, kaliteli sosyalleşmeyi artırmak, depresyon varsa tedavi ettirmenin ise bu riski yüzde 8 azalttığını vurguladı. Aktif bir yaşam, sağlıklı beyin Obeziteyi orta yaştan itibaren azaltmak ve haftada en az 150 dakika olacak şekilde düzenli egzersiz öneren Prof. Dr. Aslı Demirtaş Tatlıdede, fiziksel aktivitenin beyin sağlığı için vazgeçilmez olduğunu belirtti. Hava kalitesinin de beyin sağlığına etkisine dikkat çekerek, "Temiz hava solumak da beyin sağlığı için kritik, çünkü kirli havadaki bazı maddeler beyinde yangı dediğimiz iltihap benzeri bir reaksiyona yol açabiliyor. Aynı zamanda beynimizi kafa travmaları ve dışarıdan gelebilecek hasarlardan korumamız gerekiyor’’ dedi. Beyninize yapacağınız her yatırım değerli Eğitim süresi arttıkça demans riskinin azaldığını ve yetişkinlikte de zihinsel olarak aktif kalmanın altını çizen Prof. Dr. Demirtaş Tatlıdede sözlerine şöyle devam etti: "Yeni bir dil ya da müzik aleti öğrenmeye çalışmak, keyif aldığınız ama zihninizi zorlayıcı aktivitelerde bulunmak hastalığın ortaya çıkmasını geciktirecektir. Beynimize yaptığımız bu yatırımlar, beyin fonksiyonlarının korunmasına ve hastalıkla daha iyi başa çıkılmasına yardımcı oluyor." Yapay zeka, beyni geliştirir, yanlış kullanım ise tembelleştirir Teknoloji kullanan yaşlılarda bilişsel bozulma riskinin yüzde 42 daha düşük olduğunu gösteren çalışmalar olduğunu belirten Prof. Dr. Aslı Demirtaş Tatlıdede, yapay zekanın beyin yaşlanması üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerinin kullanım şekliyle ilgili olduğunu söyledi. Yapay zeka tabanlı platformların bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanabilmesi ve kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimi sağlamasının verimli kullanma açısından önemli olduğunu vurgulayarak; her bireyin kendi hızına ve öğrenme tarzına uyum sağlayan egzersizlerle beyinde daha etkin anlama, öğrenme ve hatırlama ile bilişsel kazanımın artabileceğini vurguladı. Bilişsel gerilemeyi erken aşamada fark etmeyi amaçlayan dijital biyoteç çalışmalarının umut verici olduğuna dikkat çeken Demirtaş Tatlıdede, zihinsel sağlık desteği amacıyla kullanılan uygulamaların stresi azaltmaya, dikkati iyileştirmeye ve bilişsel dayanıklılığı artırmaya yardımcı olabileceğini belirterek "Ancak olumsuz açıdan değerlendirdiğimizde beynimizi tembelleştirme riski olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü GPS navigasyon sistemleri, tanımadığımız ortamlarda seyahatlerimize yardımcı olmakla birlikte uzun vadede mekânsal işlevler ve navigasyon becerileriyle ilgili beyin bölgelerini etkileyebilir. ChatGPT gibi yapay zeka platformları uzun vadede bireyin bilgiyi değerlendirme, analiz etme ve kendi fikir ve görüşlerini geliştirme yeteneğini sınırlayabilir’’ diye konuştu. "Beyninizi genç tutmak sizin elinizde’’ Yaşlanma süreci herkeste aynı şekilde ilerlemediği gibi beynin iyi yaş alması sağlamak ve yaşlanma sürecini önemli ölçüde yavaşlatmamın mümkün olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aslı Demirtaş Tatlıdede şunları söyledi: "Gerçekten çok iyi yaşlanan, ‘süper yaşlı’ dediğimiz bir grup var, bu kişiler 80 yaşındayken beyinleri orta yaş seviyesinde fonksiyon gösterirler. Süper yaşlıların yaşıtlarına kıyasla sosyal ilişkilerinin daha güçlü, meraklı, sürekli yeni şeyler öğrenen, fiziksel olarak daha aktif ve gün içinde daha hareketli olduklarını görüyoruz. Bu faktörlere dikkat ederek beynin iyi yaş almasını sağlamak ve yaşlanma sürecini önemli ölçüde yavaşlatmak mümkün. Beyninizi genç tutmak sizin elinizde."
Van’da aort damarında genişleme olan hasta başarılı operasyonla hayata tutundu
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 17:07 Van’da aort damarında genişleme olan hasta başarılı operasyonla hayata tutundu Van’da aort damarında genişleme tespit edilen hasta, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuştu. Van’ın Tuşba ilçesinde ikamet eden iki çocuk babası Veysel Polater (35), göğüs ve baş ağrısı ile halsizlik şikayetleri üzerine ailesi tarafından Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirildi. Yapılan tetkik ve muayenelerin ardından Polater’e "aort anevrizması" teşhisi konuldu. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Operatör Dr. Murat Sezgin ve ekibi tarafından ameliyata alınan hasta, yaklaşık 4 saat süren başarılı bir operasyon geçirdi. Polater’in aort damarındaki anevrizma, Bentall adı verilen cerrahi yöntemle onarıldı. Ameliyat sonrası hastanede bir hafta boyunca kontrol altında tutulan hasta, taburcu edilerek evine gönderildi. "Zor bir operasyon olmasına rağmen başarıyla tamamlandı" Konuya ilişkin konuşan Kalp Damar Cerrahisi Op. Dr. Murat Sezgin, poliklinik kontrollerinde hastanın aort damarında 49 milimetrelik bir genişleme tespit ettiklerini belirtti. Daha sonra operasyon planı yaptıklarını ifade eden Op. Dr. Sezgin, "Yaklaşık 10 gün önce gerçekleştirdiğimiz ameliyat, tıpta ‘Bentall’ olarak adlandırılan; aort kapağı, koroner bypass ve aort damarının birlikte değiştirildiği kapsamlı bir ameliyattı. Kalp merkezimizde gerçekleştirdiğimiz 9’uncu Bentall ameliyatıydı. Zor bir operasyon olmasına rağmen başarıyla tamamlandı. Veysel şu an sağlığına kavuştu ve kontrolleri yapıldı. Bugün taburculuk günü" dedi. "Tüm zorluklara rağmen başarılı bir ameliyat oldu" Bu tür ameliyatlarda erken kararın önemine dikkat çeken Sezgin, "Çünkü Veysel’in kalbinde sadece iki yaprakçıklı bir kapak vardı. Bu durum, aort diseksiyonu (damar yırtılması) riskini artırıyor. Erken tanı koyup müdahale etme kararımız da bu riskin önüne geçmek içindi. Ailesiyle görüştüğümüzde merkezimizi tercih ettiler ve burada başarılı bir ameliyat gerçekleştirdik. Ameliyat yaklaşık dört saat sürdü. Tek bir koroner bypass değil, aynı anda aort kapağı, aort kökü ve çıkan aort (asendan aort) değiştirildi. Bu da operasyonu oldukça kompleks hale getiriyor. Ancak tüm zorluklara rağmen başarılı bir ameliyat oldu ve hastamız sağlığına kavuştu. Merkezimizi tercih eden tüm hastalarımıza en iyi hizmeti sunmak için elimizden geleni yapıyoruz" diye konuştu. Kalp ritim bozukluğu şikayetiyle hastaneye geldiğini ifade eden Veysel Polater, burada yapılan başarılı operasyonun ardından sağlığına kavuştuğunu belirterek, ameliyatı gerçekleştiren doktor ve ekibine teşekkür etti.
Milletvekili Çalkın’dan Sat 1 şap hastalığı açıklaması
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 13:35 Milletvekili Çalkın’dan Sat 1 şap hastalığı açıklaması AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın, Sat 1 Şap Hastalığı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Milletvekili Adem Çalkın, şap hastalığının ortaya çıktığı ilk günden itibaren, hastalığın sürecini, yapılan çalışmaları Hükümetin 81 ilde ve Kars’ta birebir takip ettiğini, gerek Türkiye’de, gerekse Kars’ta her türlü önlemin alındığını söyledi. Milletvekili Çalkın, "Kars’ımızda; 8 Temmuz’dan itibaren koruyucu aşılama çalışmaları 100 veteriner hekim desteği ile sahada devam etmektedir. Serhat şehrimizde 190 bin doz aşı şimdiye kadar temin edilmiş olup, aşılar sahada uygulanmaktadır. Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüzün yapmış olduğu çalışmalar sayesinde, şap hastalığı yayılması azalmıştır" dedi. Bazı zayiatlar olduğunun farkında olduklarını ifade eden Çalkın, "Bunlarla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Hastalık mihraklarında ve riskli bölgelerde haftanın her günü dezenfeksiyon çalışmaları yürütülmekte, yetiştiricilere yönelik bilgilendirme ve farkındalık faaliyetleri gerçekleştirilmektedir. Kars’ımız genelinde faaliyet gösteren özel veteriner klinikleri ve eczanelerde ilaç ve biyolojik ürün denetimleri düzenli olarak yapılmakta olup, ilaç temini ve uygulamasına ilişkin herhangi bir aksaklık bulunmamaktadır" diye konuştu. Kars genelinde hastalığın yayılım hızı azalmakla birlikte birçok mihrakta hastalıkta sönüş sürecine geçildiğine dikkat çeken Çalkın, "Ülkemizde ve Kars’ımızda şap hastalığından etkilenen, zarar gören üreticilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, her türlü imkanı ile devletimiz sahadadır, üreticilerimizin yanındadır" şeklinde konuştu.
Siirt’te ağız ve diş sağlığı evde sağlık uygulaması hayata geçirildi
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 13:27 Siirt’te ağız ve diş sağlığı evde sağlık uygulaması hayata geçirildi Siirt’te ağız ve diş sağlığı, evde sağlık uygulaması kapsamında, evde sağlık hizmeti başlatıldı. Yürütülen uygulama ile ağız ve diş sağlığı hizmetine erişimde güçlük yaşayan, evde sağlık hizmeti alan vatandaşların, yerinde muayene ve tedavi süreçleri gerçekleştirilecek. Bu sayede özellikle yaşlı ve yatağa bağımlı sağlık kuruluşlarına gidemeyen bireylerin diş sağlığı ihtiyaçlarının karşılanması hedefleniyor. Siirt İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Besim Hacıoğlu, uygulamanın başladığı ilk evde hasta olan 87 yaşındaki A.E. ve ailesini ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Hacıoğlu, uygulamanın özellikle yatağa bağımlı ve yaşlı bireylerin ağız ve diş sağlığı hizmetlerine erişimini kolaylaştıracağını belirterek, "Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine ev ortamında da erişimini mümkün kılmak adına önemli bir adım attık. Türkiye’de ilk kez hayata geçirilen bu uygulamayı ilimizde başlatmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyoruz. Yeni uygulama ile yatağa bağımlı bireylerin evde diş muayenesi, protez bakımı ve ağız sağlığı kontrollerinin düzenli şekilde yapılması hedeflenirken, Türkiye genelinde örnek teşkil edecek model bir çalışma olarak yaygınlaştırılması planlanıyor" dedi. Yatalak durumda olduğu için hastaneye gidemeyen A.E., sağlık hizmetinin evine kadar ulaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Siirt İl Sağlık Müdürlüğü’ne ve tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti.
Göz seğirmesi, bazı sağlık sorunlarının habercisi olabilir
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:18 Göz seğirmesi, bazı sağlık sorunlarının habercisi olabilir Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Orhan Selçuk Güneş, göz seğirmelerinin genellikle zararsız bir durum olabileceği gibi bazı sağlık sorunlarının da habercisi olabileceğini söyledi. Samsun Büyük Anadolu Hastaneleri Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Orhan Selçuk Güneş, göz seğirmeleri hakkında bilgi verdi. Göz kapağı seğirmesinin bazen haftalarca sürebildiğine dikkat çeken Opr. Dr. Orhan Selçuk Güneş, günlerce hatta haftalarca sürebilen göz kapağı kasılmalarının, yorgunluk, stres ve yoğun kafein tüketimi gibi etkenlerle ilişkili olabileceğini belirtti. Özellikle çay, kahve ve kola tüketiminin arttığı yoğun dönemlerde seğirmelerin daha sık görüldüğünü ifade eden Güneş, ekran kullanımının da bu tabloyu etkileyen faktörler arasında yer aldığını ifade etti. Göz seğirmesinin muhtemel nedenlerinden de bahseden Opr. Dr. Orhan Selçuk Güneş, göz seğirmesinin genellikle kısa süreli olduğunu ve kendiliğinden geçtiğini vurgularken, bazı durumlarda altında farklı sebeplerin yatabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenleri yoğun stres ve kaygı durumu, yeterince uyumamak, kafein ve enerji içeceği fazlalığı, uzun süre ekran karşısında kalmak ve magnezyum eksikliği olarak belirten Opr. Dr. Güneş, bu rahatsız edici durumun önüne geçmek için yaşam tarzında basit düzenlemelerin yeterli olabileceğine dikkat çekti. Seğirmeyi önlemek için öneride bulunan Güneş, uyku düzenine dikkat edilmesi, ekran başında geçirilen sürenin azaltılması, kafein tüketiminin sınırlandırılması, günlük su alımının artırılması ve magnezyum açısından zengin gıdaların (ıspanak, badem, avokado gibi) tüketilmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi: "Seğirmenin haftalarca sürmesi, yüzün diğer bölgelerinde kasılmaların görülmesi ya da görmede bozulma gibi durumların ciddi bir nörolojik sorunun habercisi de olabilir. Bu tür belirtiler yaşayan bireylerin mutlaka bir göz doktoruna başvurması gerekmektedir. Gözlerimiz dünyaya açılan penceremizdir. Her bireyin periyodik olarak göz muayenesinden geçmesi, muhtemel sorunların erken tespiti açısından büyük önem taşır."
Zübeyde nine, köyünden doktora görüntülü ulaşıp muayene oldu
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:09 Zübeyde nine, köyünden doktora görüntülü ulaşıp muayene oldu Sağlık Bakanlığı’nın talimatıyla başlatılan ’Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi’ (UHDS), Mersin’in kırsal bölgelerinde de uygulanmaya başladı. Toroslar ilçesine bağlı Musalı Mahallesi’nde yaşayan 81 yaşındaki Zübeyde Bulut, evinden çıkmadan UHDS ile doktora ulaştı. Vatandaşların sağlık hizmetlerine daha hızlı, kolay ve güvenli bir şekilde ulaşabilmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen ’Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi’ (UHDS), Türkiye genelinde uygulanmaya başladı. Sistem sayesinde hastalar, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alarak evlerinden çıkmadan doktorlarıyla görüntülü görüşme yapabiliyor. Mersin’de de uygulanmaya başlayan sistemin ilk örneklerinden biri, Toroslar ilçesi Musalı Mahallesi’nde yaşandı. 81 yaşındaki Zübeyde Bulut, MHRS üzerinden randevu alarak Tarsus Devlet Hastanesi’nde görevli doktorla görüntülü görüşme gerçekleştirdi. Görüşme sırasında rahatsızlığını anlatan Zübeyde nine için doktor, gerekli değerlendirmeleri yaptıktan sonra e-reçete düzenledi. Reçete, kısa mesaj yoluyla doğrudan Bulut’un cep telefonuna gönderildi. Uygulama; tanı koyma, daha önce teşhis edilmiş hastalıkların takibi, tıbbi danışmanlık, konsültasyon, e-reçete, e-rapor işlemleri ile hasta izlem ve yönlendirme gibi birçok hizmeti kapsıyor. Özellikle yaşlılar, kronik hastalar, kırsal bölgelerde yaşayanlar ve hastaneye gitmesi zor olan bireyler için büyük kolaylık sağlıyor. Ayrıca hastaya gerekli görülmesi durumunda, fiziksel muayene için sağlık kuruluşuna başvurması da önerilebiliyor. "Görüntülü ve sesli bir şekilde online olarak görüşme gerçekleştirilir" Mersin İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı Hastane Hizmetleri biriminde görevli Şule Bilici, Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi (UHDS) ile vatandaşların, sağlık tesislerine fiziki olarak gitmeden Merkezi Hekim Randevu Sistemine randevu oluşturulup, görüntülü ve sesli görüşme hizmet alabildiğini belirterek, "Vatandaşlarımız bu sisteme ’Alo 182’ üzerinden, MHRS web sayfasından ve mobil uygulamalar üzerinden randevu alabilmektedir. Randevu sonrasında hastalarımıza randevu saatine ilişkin link gönderilmektedir MHRS üzerinden. Daha sonra ise hastamız bu linki seçerek, ilgili hekim ve ilgili branşta görüntülü ve sesli bir şekilde online olarak görüşme gerçekleştirilir. Yapılan bu online çevrim içi görüşmede ise hastamız, hekim değerlendirmesi sonrasında e-reçetesi yazılabilir, tıbbi danışmanlık hizmeti verilmektedir. Tüm bu sürece ilişkin yapılan tüm kayıtlar da yine Sağlık Bakanlığımızın dijital ortamda güvenli bir şekilde saklanmaktadır. Bu sistemle birlikte ilimizde de sağlık hizmet sunumunun dijitalleşmesi önem kazanırken, ayrıca sağlık hizmet sunumunun kalitesi de artırılacaktır" diye konuştu. "Doktorumuzla görüntülü olarak konuştuk" Zübeyde ninenin torunu Bilge Bulut ise sistemden memnun kaldıklarını belirterek, "Babaannem 80 yaşının üzerinde olduğu için, rahatsızlıkları oluyor. Şehre hastaneye gidemiyoruz. Bugün uzaktan değerlendirme sistemi ile doktorumuzla görüntülü olarak konuştuk. Bizimle çok güzel ilgilendi, çok memnun kaldık. Reçetemizi yazdırdık, mesaj olarak geldi. Çok teşekkür ediyoruz" dedi.
Fonksiyonel çene tedavisiyle çocukların büyüme yolculuğuna destek
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:56 Fonksiyonel çene tedavisiyle çocukların büyüme yolculuğuna destek Çocuklarda burundan nefes alamama, horlama, gece uyanmaları veya postür bozuklukları gibi durumlar, çene gelişimi üzerinde etkili olabiliyor. Dt. Dr. Deniz Mercan, çocuklarda fonksiyonel çene tedavisi ile bu tür birçok sorunun tedavi edilebildiğini belirtti. Fonksiyonel çene tedavisi yalnızca dişlerin düzgün sıralanmasını değil, çocuğun burundan rahat nefes almasını, kaliteli uyku uyumasını ve yüz gelişiminin dengeli olmasını amaçlıyor. Uykunun çocuk gelişimi üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, burun yoluyla alınan kesintisiz nefesin önemine dikkat çeken Medicana Ataköy Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Dr. Deniz Mercan ağızdan nefes almanın etkilerini şu şekilde sıraladı: "Üst çene gelişimi sınırlı kalabilir. Alt çene geride konumlanabilir. Yüz şekli uzun ve dar bir form alabilir. Dişlerde çapraşıklıklar oluşabilir. Uyku kalitesi ve konsantrasyon etkilenebilir." 5-10 yaş müdahale için en uygun dönem Fonksiyonel tedavide erken teşhisin önemli olduğunu belirten Dt. Dr. Deniz Mercan, "Özellikle 5-10 yaş aralığı, yüz ve çene gelişiminin en aktif olduğu dönem. Bu süreçte yapılan doğru yönlendirmeler, kalıcı ve doğal sonuçlar alınmasını sağlıyor. Muayene sırasında çocuğun çene yapısı, nefes yolları, diş dizilimi ve kapanışı detaylı olarak inceleniyor. Eğer KBB kaynaklı bir problem varsa önce bu durum ele alınıyor, ardından doğru nefes alma alışkanlıkları kazandırılarak tedaviye başlanıyor" dedi. "Her çocuğa özel tedavi planlanmalı" "Fonksiyonel çene tedavisi, her çocuğun ihtiyacına özel planlanmalıdır" diyen Dt. Dr. Deniz Mercan, "Üst çenesi dar olan çocuklarda çıkarılabilir apareyler tercih edilirken, alt çene dengesizliği olanlarda çiğneme fonksiyonu basit müdahalelerle desteklenebiliyor. Dil bağı olan çocuklarda ise dil egzersizleri ve gerektiğinde cerrahi müdahale önerilebiliyor. Amaç, gece ağzı kapalı uyuyabilen, dengeli yüz gelişimine sahip, sağlıklı nefes alan çocuklar yetiştirmek" şeklinde açıkladı. Bu belirtiler varsa dikkat Dt. Dr. Deniz Mercan, ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bazı işaretleri şu şekilde sıraladı: "Gece ağız açık uyuma, sabahları yorgun uyanma, alt çenenin bir tarafa kayması, dilin damağa temas edememesi, süt dişlerinde boşluk olmaması veya erken çapraşıklık. Bu gibi durumlarda uzman görüşü almak, ileride daha büyük müdahalelerin önüne geçebilir." Sık yapılan yanlış yorumlar Dt. Dr. Deniz Mercan, fonksiyonel çene tedavisi hakkında en sık karşılaşılan yanlış kanılardan bazılarını ise şöyle anlattı: "Kalıcı dişleri çıkmadan bir şey yapılamaz’ demek yanlıştır. Oysa amaç sadece dişlerle ilgili değil; burun solunumu, çene yapısı ve yüz gelişimini desteklemek. ‘Dişler düzgünse sorun yoktur’ denilemez. Ağızdan nefes alma, horlama ya da sık hastalanma gibi durumlar bazen görsel olarak fark edilmeyen gelişim sinyalleri olabilir. ‘Aparey takarsak her şey çözülür’ düşüncesi yanlıştır. Fonksiyonel tedavi sadece aparey kullanımı değil, aynı zamanda dil, nefes ve yutkunma alışkanlıklarının da yönlendirilmesini içerir." Sadece dişler değil gelecek de şekilleniyor Dt. Dr. Deniz Mercan, fonksiyonel ortodontinin çocukların yalnızca diş sağlığına değil, genel gelişimlerine de katkı sunduğunu belirtti ve ekledi: "Amacımız; çocukların burun yoluyla sağlıklı nefes alabilmesini, doğru çene ve yüz gelişimini, düzgün duruş ve konuşma alışkanlıklarını desteklemek. Böylece kendine güvenen, sağlıklı bireyler olarak büyümelerine katkı sağlıyoruz."
Doç. Dr. Kaçmaz: "Organ bağışında canlı nakilde dünya lideri, kadavrada gerideyiz "
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:35 Doç. Dr. Kaçmaz: "Organ bağışında canlı nakilde dünya lideri, kadavrada gerideyiz " Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakil Sorumlusu Doç. Dr. Mustafa Kaçmaz, organ bağışı konusunda toplumda sıkça karşılaşılan yanlış inanışlara açıklık getirdi. Kaçmaz yaptığı açıklamada organ bağışının etik kurallar çerçevesinde titizlikle yürütüldüğünü ve her sağlıklı bireyin organ bağışçısı olabileceğini vurguladı. Organ bağışının ülkemizde giderek daha fazla önem kazandığını belirten Kaçmaz, Türkiye’de organ bekleyen hasta sayısının her geçen gün arttığına dikkat çekti. Yaklaşık 30 bin kişinin böbrek nakli beklediğini, 2 bin 500 civarında hastanın karaciğer, binin üzerinde kişinin ise kalp nakli için sırada olduğunu ifade eden Kaçmaz, bu hastaların kısa sürede organa kavuşmazsa hayatını kaybedeceğini söyledi. "Canlı nakilde başarılıyız, kadavrada gerideyiz" Organ naklinin iki yolla gerçekleştirildiğini belirten Kaçmaz, canlıdan yapılan nakillerde Türkiye’nin oldukça başarılı olduğunu, ancak kadavradan nakil konusunda aynı düzeye ulaşılamadığını dile getirdi. Canlı nakillerin genellikle akrabalar arasında yapıldığını, ancak sadece böbrek ve karaciğerin bir kısmının bağışlanabildiğini hatırlattı. Buna karşılık kadavradan yapılan organ bağışlarının çok daha fazla hayat kurtarabileceğini söyleyen Kaçmaz, "Dünyayla bu konuda ters istatistiğe sahibiz. Dünyada canlıdan organ nakli az kadavradan fazla ülkemizde de durum tam tersi. Yakınlarımıza organ verme konusunda fedakarız. Ama bir kadavradan alınan organlarla 5-6 hasta sağlığına kavuşabiliyor. Bu çok büyük ve kıymetli bir katkı" dedi. Niğde’de son 7 ayda 5 beyin ölümü gerçekleşmiş hastadan organ nakli gerçekleştirdiklerini belirten Kaçmaz, "Niğde olarak organ bağışında ülkemizde ilk 3’e girebilecek durumdayız. Vatandaşımız bu konuda duyarlı ve hassas çok teşekkür ediyoruz. Bizim bu süreci iyi anlatabilmemiz gerekiyor. Ülke genelinde bu alanda daha iyi noktalara gelinebilmesi için farkındalık çalışmalarının artırılması gerekiyor" ifadelerine yer verdi. "Beyin ölümü ve bitkisel hayat aynı değil" Toplumda sıkça karıştırılan beyin ölümü ve bitkisel hayat kavramlarına da açıklık getiren Kaçmaz, beyin ölümünün geri dönüşü olmayan bir süreç olduğunu, bitkisel hayattaki hastaların ise uzun süre hayatta kalabileceğini söyledi. "Beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastanın 24-48 saat içinde hayatını kaybetmesi kaçınılmazdır. Bu süreçte organlar yapay yollarla kısa süreliğine yaşatılabilir ancak beyin fonksiyonları bir daha geri gelmez" diyerek tanının hassas kurallar çerçevesinde, çok disiplinli bir kurul kararıyla konulduğunu ifade etti. Aile onayı organ bağışında sürecin anahtarı Organ bağışı için kişinin sağlığında yaptığı beyanın yanı sıra, beyin ölümü sonrası ailesinin onayının da gerektiğini hatırlatan Kaçmaz, "Bir kişinin bağışı, başka hayatları kurtarabilir. Ailelerin bu kararı vermesi kolay olmasa da zamanla bu kararın ne kadar doğru olduğunu hissediyor ve bize teşekkür ediyorlar. Bu, bizi de derinden etkiliyor" dedi. Doç. Dr. Mustafa Kaçmaz, organ bağışının önemine ve toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiğine bir kez daha dikkat çekerek, bağışlanan her organın yeni bir yaşam umudu olduğunu, bir bağışla 4-5 kişinin yaşama tutunabileceğini belirtti.