Son Dakika
|
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Kağıthane’de metrobüs yangını!
Çöp evde bitkin halde bulunan adamın yeni hali şaşırttı
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
7 Haziran'da 6 sandık: AK Parti'nin adayları belli oldu
Vatikan: "Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti"
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
SAĞLIK
Bakan Memişoğlu: "Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz"
07 Mayıs 2026 Perşembe - 23:26:24
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen ‘Rize Günleri’ programı kapsamında ‘Dumansız Açık Hava’ konseptine geçildiğini ve 11 bin metrekarelik bölümün dumansız hava sahası ilan edildiğini açıkladı. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen "Rize Günleri’ne katıldı. Bakan Memişoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Bırakalım sigarayı, içelim Rize çayı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor; Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz. Etkinlik alanımızdaki 11 bin metrekarelik bölümü dumansız hava sahası ilan ettik. Organizasyon boyunca bu alanlarda tütün kullanımına müsaade edilmeyecek. Sağlık Bakanlığı olarak kurduğumuz 7 ayrı istasyonda; ücretsiz kanser taramalarından sigara bırakma danışmanlığına, sağlıklı yaşam bilgilendirmelerinden koruyucu sağlık hizmetlerine vatandaşlarımızın yanında olacağız. Bu organizasyonda emeği geçenlere gönülden teşekkür ediyorum. Tüm vatandaşlarımızı sağlığa adım atmak ve bu güzel atmosferi solumak için bekliyoruz" ifadelerine yer verdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 20:24
Öğrenciler ikna etti, veliler kan verdi
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Türk Kızılayı tarafından düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Öğrencilerin ailelerini bağışa yönlendirdiği kampanyada ilk gün 80 ünite kan toplandı. Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Manisa Türk Kızılayı ile Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası yoğun katılımla başladı. Sarıgöl Hükümet Konağı bahçesinde gerçekleştirilen kampanyada vatandaşlar kan bağışında bulunurken, bağışa destek veren öğrenci velilerine çeşitli hediyeler takdim edildi. Kampanyanın özellikle öğrencilerin ailelerini teşvik etmesiyle büyük ilgi gördüğü belirtildi. Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörü Yusuf Tüfekçi, kampanyanın ilk gününde 80 ünite kan toplandığını ifade ederek, "İlçemizde bir öğrenci velisini kan bağışına getirdiğinde öğrencilerimize çeşitli hediyeler veriyoruz. Bu kampanya çok iyi tuttu. İlk gün 80 ünite kan topladık. Çocuklarımızın ailelerini ikna etmeleri çok güzel bir davranış. Bağışta bulunan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum." dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55
Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52
Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
2
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:44
Nefes darlığı, kalp, akciğer veya obezitenin habercisi olabilir
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:52
Bayburt’ta solunum yetmezliği tedavisi başarıyla sonuçlandı
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:30
Babası kanseri yendi kızı "Umutsuzluğa kapılmıştık, evde artık ağlamalara başlamıştık" dedi
Ailesi ve çocuklarının umudunu kestiği 74 yaşındaki Mevlüt Öksüz, dördüncü evre akciğer kanseri tanısının ardından getirildiği Kahramanmaraş’taki Sular Akademi Hastanesi’nde, uygulanan kemoterapi ve immunoterapi tedavileriyle sağlığına kavuştu. Osmaniye’de yaşayan Mevlüt Öksüz, kanser hastalığına yakalandı. Bir çok sağlık kuruluşuna giden ve yanıt alamayan hastanın ailesi Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi’ne başvurdu. Hastane bünyesinde kurulan Tıbbi Onkoloji Ünitesi sayesinde, ileri evre akciğer kanseri tedavisi gören hasta, tedaviye olumlu yanıt verdi. Hastanenin Tıbbi Onkoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şükrü Özaydın, yaptığı açıklamada, "Kahramanmaraş’ta bir ilk olarak özel hastanemizde Tıbbi Onkoloji Ünitesi’ni kurmuş olduk. Kahramanmaraş’ımızda pek çok kanser hastası özel ve yoğun ilgi nedeniyle Gaziantep ve Adana’ya tedavi olmaya gitmekteydi. Biz, bu tür hastalara daha iyi hizmet vermek amacıyla ünitemizi kurduk. Normalde sadece Kahramanmaraş değil, Osmaniye, Adana, Hatay’dan pek çok hastamız ünitemize geliyor. Başlangıçta akciğer ve karaciğerde yoğun kitlelerimiz mevcuttu. Kemoterapi ve immunoterapi tedavileriyle hastalığımızda yüzde 90’dan fazla başarı elde ettik. Halen tedaviye devam ediyoruz. İnşallah bundan sonra da güzel sonuçlar almayı ümit ediyoruz. Bu bizim için, hastamız için ve diğer hastalar için çok büyük bir ümit kaynağı" dedi. "Çok iyiyim, her şeyden memnunum" Tedaviden memnuniyetini dile getiren Mevlüt Öksüz ise, "Hastane ve personelden çok memnunum. Allah razı olsun. Doktorumuzdan da memnunum. Her şeyden memnunum. Rahatsızlığım akciğerdendi. Çok iyiyim. Tedavi başlamadan önce biraz zorluk çektim ama şimdi çok iyiyim" diye konuştu. "Evde ağlamaya başlamıştık, şimdi hayatına döndü" Babasının tedavi süreciyle ilgili konuşan Hatice Solak ise, "Babam dördüncü evre akciğer kanseriyken Adana, Antep her yere götürdük. Ve herkes sadece ‘götürün, iyi bakın’ demekten başka bir şey söylemedi. Hocamızla tesadüf eseri hastanede karşılaştım. Kalp doktoruna gitmiştim, hocamızı görünce babamın rahatsızlığını anlattım, nasıl bir yol çizer diye uğradım. ‘Sen babanı bana getir, hiç merak etme’ dedi. Ondan sonra babamı güzel eliyle, rahatlığıyla bizim de içimizi rahatlata rahatlata tedaviye başladı. Babam ondan sonra kilo almaya, yemek yemeye, yürümeye başladı. Normal hayatına dönmeye başladı. Hocamız pet taramasını yaptı, patoloji yaptı. Babam iğneden korkan biriydi. Ama hocamızın elinin altında istediği tedaviyi uygulatabildi. Çünkü hocamıza güven sağladı, hocamız da ona güven sağladı. Ben bütün kanser hastası olan hastalarımıza diyorum ki sakın çekinmesinler, tedavisi mümkün bir hastalık. Dördüncü evreye kadar beklemesinler, mutlaka tedavi olsunlar. Maraş, Antep, Osmaniye, hangi bölgedeyse önce bir Şükrü hocamıza uğrasınlar. Biz artık umutsuzluğa kapılmıştık, evde artık ağlamalara başlamıştık. O kadar kötüydü "ifadelerini kullandı.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:22
Temizlenmeyen klimalar tehlike saçıyor
Yaz aylarında artan klima ve havuz kullanımıyla birlikte lejyoner hastalığı riski artıyor. Uzmanlar, özellikle otel, hastane ve spa gibi alanlarda klima ve su sistemlerinin düzenli temizlenmemesi halinde bu enfeksiyonun ciddi sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:01
Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi 27. yılını kutladı
Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Merkez Müdürü Prof. Dr. Birol Özer, yılda ortalama 500 bin poliklinik hizmeti sunarak 50 bin hastaya yatarak tedavi vererek 20 binin üzerinde ameliyat gerçekleştirip 3 milyondan fazla laboratuvar tetkiki yaptıkları söyleyerek, merkezin hizmet kapasitesine dikkat çekti. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi, kuruluşunun 27. yıl dönümünü coşku ve gururla kutladı. Tören, üniversitenin kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın mesajının okunmasıyla başladı. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Merkez Müdürü Prof. Dr. Birol Özer, açılış konuşmasında, Başkent Üniversitesi’nin sağlık alanında 1980 yılında Türkiye Organ Nakli, Yanık ve Tedavi Vakfı olarak temellerinin atıldığını, 1982’de diyaliz merkezi ve 1985’te Ankara’daki ilk hastane ile hizmet ağını genişlettiğini, asıl kilometre taşının ise 1993 yılında Başkent Üniversitesi’nin kurulması olduğunu ifade etti. Üniversitenin kuruluşunu takip eden kısa süre içinde Türkiye’nin dört bir yanında uygulama ve araştırma merkezleri açıldığını belirten Prof. Dr. Özer, "Adana’daki merkez 1993-1994 yıllarına uzanan köklü bir geçmişe sahip. O dönemlerde Atatürk Parkı’nda, sadece 3-4 diyaliz makinesiyle, Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Turgut Noyan tarafından başlatılan sağlık hizmetleri, 26 Haziran 1998 tarihinde Yüreğir’de açılan 376 yatak kapasiteli hastane ile büyük bir sağlık kompleksine dönüştü. Bölge insanına son derece kıymetli bir hizmet sunuyoruz. Kalp nakli dahil her türlü tedavinin yapılabildiği bir merkeziz ve bununla gurur duyuyoruz" diyerek, sunulan sağlık hizmetinin niteliğini ve donanımını vurguladı. "Yatak kapasitesi 776’ya ulaşacak" Merkezin sahip olduğu tüm imkanların son derece yetenekli ve donanımlı sağlık personeliyle yürütüldüğünü belirten Özer, ulusal ve uluslararası düzeyde yetkin bir kadro ile çalıştıklarını da ekledi. Merkezin gelişim sürecini anlatan Prof. Dr. Özer, "2002 yılında Seyhan Hastanesi’nin bünyeye katılmasıyla birlikte yatak kapasitesi 576’ya çıkarıldı. 2006 yılında ise Kışla Yerleşkesi’nde hemodiyaliz, fizik tedavi, diş üniteleri, medikal onkoloji ve radyasyon onkolojisi gibi alanlarda yeni binalar açılarak hizmet alanı genişletildi. 2017 yılında ise Çukurova Poliklinikleri’nin devreye girmesiyle, Adana’nın batı yakasında da vatandaşlara hizmet sunulmaya başlandı. Hematoloji ve Onkoloji Hastanesi’nin de yakın gelecekte açılmasıyla birlikte, yatak kapasitesi 776’ya ulaşacak ve merkezimiz tam anlamıyla bir mükemmeliyet merkezine dönüşecektir"ifadelerini kullandı. "Yılda ortalama 500 bin poliklinik hizmeti sunuyoruz" Toplamda 10 bin 700 kişiye istihdam sağlayan kurumdan bugüne kadar 800’den fazla çalışanın emekliye ayrıldığını ve bugün itibarıyla 78 ilden gelen 2 bin 150 çalışan olduğuna değinen Özer, "Kuruluşundan bu yana merkeze 1 milyon 912 bin 212 vatandaş sağlık hizmeti almak için başvurmuş ve bu rakam Türkiye’de yaşayan her 44 kişiden birinin merkezin kapısından içeri girdiği anlamına gelmektedir. Yılda ortalama 500 bin poliklinik hizmeti sunuyor, 50 bin hastaya yatarak tedavi veriyor, 20 binin üzerinde ameliyat gerçekleştiriyor ve 3 milyondan fazla laboratuvar tetkiki yapıyoruz" diyerek merkezin hizmet kapasitesine dikkat çekti. Akademik başarılarına da değinen Özer, halihazırda 122 doçent ve profesörün merkezde görev yaptığını, 110 akademisyenin ise burada edindiği unvanlarla farklı üniversitelerde akademik hayatlarına devam ettiğini ifade etti. Aynı zamanda kampüs içerisinde bulunan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda birçok programda mesleki eğitim verildiğini, Sağlık Bakanlığı onaylı sertifikalı eğitim programlarıyla sağlık alanında profesyonel gelişime de katkı sunulduğunu kaydetti. Prof. Dr. Özer, konuşmasının sonunda kurucu Prof. Dr. Mehmet Haberal başta olmak üzere, Sağlık Kuruluşları Direktörü Ali Haberal’a, Başkent Üniversitesi Rektörü Hakan Özkardeş’e, merkezin kurulumuna katkı sağlayan Dr. Turgut Noyan’a, önceki merkez müdürü Ali Fuat Yapar’a, Başhekim Dr. Ferhat Kılınç’a ve tüm yönetici kadroya teşekkür etti. Özer, 26 yıldır aralıksız çalışan personele de özel bir parantez açarak, "Bu zorlu yolculukta hiç nefes kesmeden bizimle çalışan 26. yılını dolduran arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki buradasınız" diyerek sözlerini tamamladı. Törenin sonunda, bugüne kadar özveriyle görev yapan ve bu yıl 26. yılını dolduran personele plaket ve hediyeler takdim edildi. Program, yemek eşliğinde son buldu.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 09:54
Kanseri yenen adamın kızı: "Umutsuzluğa kapılmıştık, evde artık ağlamalara başlamıştık"
Ailesi ve çocuklarının umudunu kestiği, evde ağlamaya başladığı 74 yaşındaki Mevlüt Öksüz, dördüncü evre akciğer kanseri tanısının ardından getirildiği Kahramanmaraş’taki Sular Akademi Hastanesi’nde, uygulanan kemoterapi ve immunoterapi tedavileriyle sağlığına kavuştu. Osmaniye’de yaşayan Mevlüt Öksüz, kanser hastalığına yakalandı. Bir çok sağlık kuruluşuna giden ve yanıt alamayan hastanın ailesi Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi’ne başvurdu. Hastane bünyesinde kurulan Tıbbi Onkoloji Ünitesi sayesinde, ileri evre akciğer kanseri tedavisi gören hasta, tedaviye olumlu yanıt verdi. Hastanenin Tıbbi Onkoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şükrü Özaydın, yaptığı açıklamada, "Kahramanmaraş’ta bir ilk olarak özel hastanemizde Tıbbi Onkoloji Ünitesi’ni kurmuş olduk. Kahramanmaraş’ımızda pek çok kanser hastası özel ve yoğun ilgi nedeniyle Gaziantep ve Adana’ya tedavi olmaya gitmekteydi. Biz, bu tür hastalara daha iyi hizmet vermek amacıyla ünitemizi kurduk. Normalde sadece Kahramanmaraş değil, Osmaniye, Adana, Hatay’dan pek çok hastamız ünitemize geliyor. Başlangıçta akciğer ve karaciğerde yoğun kitlelerimiz mevcuttu. Kemoterapi ve immunoterapi tedavileriyle hastalığımızda yüzde 90’dan fazla başarı elde ettik. Halen tedaviye devam ediyoruz. İnşallah bundan sonra da güzel sonuçlar almayı ümit ediyoruz. Bu bizim için, hastamız için ve diğer hastalar için çok büyük bir ümit kaynağı" dedi. "Çok iyiyim, her şeyden memnunum" Tedaviden memnuniyetini dile getiren Mevlüt Öksüz ise "Hastane ve personelden çok memnunum. Allah razı olsun. Doktorumuzdan da memnunum. Her şeyden memnunum. Rahatsızlığım akciğerdendi. Çok iyiyim. Tedavi başlamadan önce biraz zorluk çektim ama şimdi çok iyiyim" diye konuştu. "Evde ağlamaya başlamıştık, şimdi hayatına döndü" Babasının tedavi süreciyle ilgili konuşan kızı Hatice Solak ise "Babam dördüncü evre akciğer kanseriyken Adana, Antep her yere götürdük. Ve herkes sadece ‘götürün, iyi bakın’ demekten başka bir şey söylemedi. Hocamızla tesadüf eseri hastanede karşılaştım. Kalp doktoruna gitmiştim, hocamızı görünce babamın rahatsızlığını anlattım, nasıl bir yol çizer diye uğradım. ‘Sen babanı bana getir, hiç merak etme’ dedi. Ondan sonra babamı güzel ehliyle, rahatlığıyla bizim de içimizi rahatlata rahatlata tedaviye başladı. Babam ondan sonra kilo almaya, yemek yemeye, yürümeye başladı. Normal hayatına dönmeye başladı. Hocamız PET taramasını yaptı, patoloji yaptı. Babam iğneden korkan biriydi. Ama hocamızın elinin altında istediği tedaviyi uygulatabildi. Çünkü hocamıza güven sağladı, hocamız da ona güven sağladı. Ben bütün kanser hastası olan hastalarımıza diyorum ki sakın çekinmesinler, tedavisi mümkün bir hastalık. 4. evreye kadar beklemesinler, mutlaka tedavi olsunlar. Maraş, Antep, Osmaniye, hangi bölgedeyse önce bir Şükrü hocamıza uğrasınlar. Biz artık umutsuzluğa kapılmıştık, evde artık ağlamalara başlamıştık. O kadar kötüydü" ifadelerini kullandı.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 09:54
Sıcak havalarda yaşanan elektrolit kaybına bağlı olarak kalp krizi riski artıyor
Yüksek sıcaklıklara bağlı olarak vücutta yaşanan sıvı ve elektrolit kaybının kalp damar hastalıkları riskini artırdığını belirten Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ömer Erhan Karahasanoğlu "Sıcak havalarda tansiyon ve ritim bozukluğuna bağlı olarak göğüs ağrıları ve kalp krizi tetiklenebilir" dedi. Mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları, yaşlılar ile kronik rahatsızlığı olanlar başta olmak üzere kalp ve damar hastalıkları olumsuz yönde etkiliyor. Sıcak havalarda terlemeyle vücudun yüksek miktarda sıvı, sodyum ve potasyum kaybı yaşadığına işaret eden Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ömer Erhan Karahasanoğlu, yaşanan bu elektrolit kayıplarının kalp ve damar hastalarında ciddi problemlere yol açabileceğini belirtti. Küresel ısınmayla birlikte sıcaklıkların her yıl daha da arttığını ve 40 derecenin üstü sıcaklıkların artık rutin hale geldiğini belirten Uzm. Dr. Karahasanoğlu, "Yüksek sıcaklıklar, bol miktarda sıvı kaybı ve elektrolit kaybına yani sodyum, potasyum kaybı gibi tuz kaybı anlamına geliyor. Yaşanan su ve elektrolit kayıplarına bağlı olarak tansiyon düşmesi, sempatik sinir sisteminin sıcağa bağlı aşırı aktivasyonuyla kalpte ritim bozuklukları, hipertansiyon atakları görülebilir. Kalp yetmezliği olan hastalarda elektrolit, sodyum, potasyum kaybından kaynaklı kalp yetmezliği durumun artması ve buna bağlı solunum sıkıntıları meydana çıkabilir. Ritim bozukluğu olan hastalarda, yüksek sıcaklığa bağlı ritim bozukluğu atakları artabilir. Bunların yanı sıra yüksek sıcaklıklar kalp krizi riskini arttır. Sıcak havalarda da tansiyon ve ritim bozukluğuna bağlı olarak göğüs ağrıları ve kalp krizi tetiklenebili" şeklinde konuştu. "Yüksek sıcaklıklar gizli kalp ve damar hastalıklarını tetikleyebilir" Yaşanan yüksek sıcaklıkların daha önce kalp ve damar rahatsızlığı şikayeti olman kişilerde hastalıkları tetikleyebileceğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Dr. Karahasanoğlu, "Yüksek sıcaklıklara bağlı olarak hipertansif ataklar ortaya çıkartabilir. Kimi hastalarda tansiyon düşmesine bağlı bayılmalar olabilir. Daha önce kalp ve damar şikayeti olmayan hastalarda yüksek sıcaklıklar, kalp krizini ilk atak olarak ortaya çıkartabilir" ifadelerini kullandı. "Öğlen sıcaklığında mümkünse dışarıya çıkmayın" Sıcaklardan korunmak için günlük yaşamda tüm vatandaşların dikkat etmesi gereken bazı hususlar oluğunu dikkat çeken Uzm. Dr. Karahasanoğlu, "Tüm insanların özelikle ama kalp ve damar hastası insanların daha da dikkat etmesi gereken hususlar var. Öğlen 12 ile 16 arasında, güneşin tam tepede olduğu dönemde açık havaya çıkmamak gerekiyor. Açık havaya çıkmak zorunda olanlar ise mutlaka şapka yada şemsiye gibi gölge yapacak materyaller kullanmaları ve açık havada bol miktarda sıvı tüketmeleri gerekiyor. Doktoru tarafından yürüyüş ve egzersiz yapması önerilen hastaların, egzersizlerini sabah erken saatlerde ya da akşam serinliğinde yapmaları gerekiyor. Günün her zamanında herkesin bol sıvı tüketmesi gerekiyor. Ama bu sıvı alımını yaparken de kilo alımı olmaması için kilo takibi yapmalarını öneriyoruz. Daha açık renkli, pamuklu kıyafetler tercih etmeliler" dedi. "Gelişen teknoloji ile teşhis koymamız kolaylaştı" Kalp ve damar hastalığı rahatsızlığı olan hasta sayısının risk faktörlerinin yanı sıra teşhise bağlı olarak da son dönemlerde artış gösterdiğinin altını çizen Uzm. Dr. Karahasanoğlu, şu önerilerde bulundu: "Eskiye göre daha fazla yiyoruz ve böylelikle daha fazla kalori alıyoruz ve daha sedanter yaşam tarzımız var. Sigara kullanımı genç yaşlarda daha da arttı. Madde kullanıma bağlı olarak da kalp ve damar hastalıkları tetikleniyor. Bu konuda gençlerde kalp ve damar hastalığı sorunları ve kalp krizleri artıyor diyebiliriz. Bunlara bağlı olarak tıpta kullanılan teknolojilerin gelişmesine bağlı olarak da hastalıklar daha kolay teşhis edilebiliyor. Geçmiş dönemlerde çoğu hastanın hastalığı belirlenemezken ve ani ölümlerle karşılaşılabilirken şimdi elimizdeki imkanlarla teşhis koymamız kolaylaştığı için genç yaşlarda bu kalp damar rahatsızlıkları görülme oranı artıyor"
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 09:45
Orman yangınında yapılması gerekenler sıralandı
Bayburt İl Sağlık Müdürlüğü, artan orman yangınları nedeniyle dumanın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine karşı vatandaşları uyardı. Özellikle kronik hastalığı bulunan kişilerin dikkatli olması gerektiği vurgulandı. Yapılan uyarıda, orman yangını dumanı ve kül parçacıklarının gözlerde, burunda, boğazda ve akciğerlerde tahrişe yol açabileceği ifade edildi. Dumanın yoğun olduğu ortamlarda öksürme, hırıltılı nefes alma, nefes almada zorluk gibi belirtilerin ortaya çıkabileceği vurgulandı. Bu durumun, özellikle kalp ve akciğer rahatsızlığı bulunan bireyler için yüksek risk taşıdığı kaydedildi. İl Sağlık Müdürlüğü, dumanın zararlı etkilerinden korunmak için çeşitli önlemler alınması gerektiğini bildirdi. Bu kapsamda, dumanlı veya külle kaplı ortamlarda bulunulduğunda, burun ve ağzı kapatan, yüze sıkıca oturan maske kullanılmasının önemli olduğu hatırlatıldı. Ayrıca, mümkün olduğunca kapalı ortamda kalınması ve dışarıda geçirilen sürenin sınırlandırılması tavsiye edildi. Dumanın yoğun olduğu zamanlarda fiziksel aktivitelerin azaltılması gerektiği ve iç mekanlarda HEPA filtreli hava temizleyicilerin kullanılabileceği bilgisi verildi. Kronik hastalığı olanların, sağlıklarıyla ilgili her belirtide yetkililere bilgi vermesi gerektiği belirtildi. Nefes almada zorluk, göğüs ağrısı, aşırı yorgunluk gibi geçmeyen belirtiler yaşayan vatandaşların 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aramaları gerektiğinin altı çizildi. Orman yangını gibi acil durumlarda dumanlı alandan uzaklaşılması ve geçici olarak yer değiştirilmesi de önerildi.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 09:43
Yaz aylarında kalın giyinmek "pişik" riskini artırıyor
Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte kalın kıyafetler giymeye devam edenlere, Dermatolog Dr. İnci Deniz İnanç’tan önemli bir uyarı geldi. Dr. İnanç, yaz aylarında kalın ve sentetik kıyafetlerin "pişik" riskini artırdığını söyledi. Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte pişik ve mantar vakalarında da artış yaşanıyor. Özellikle kalın giyim ve sentetik kumaşların bu rahatsızlıkları tetiklediğini belirten Düzce Atatürk Devlet Hastanesi dermatoloji uzmanlarından Dr. İnci Deniz İnanç, hastalıklardan korunmanın yollarını anlattı. İnanç, "Yaz döneminde sıcaklık ve nem artışı nedeniyle pamuklu, keten, bambu gibi doğal içerikli kıyafetlerin tercih edilmesi gerekiyor. Sık dokunmuş kumaşlar, açık renkli, uzun kollu ve uzun paçalı giysiler hem güneş ışınlarından korunmak hem de cilt sağlığı açısından önemlidir. Ultraviyole korumalı kıyafetler, 6 aydan küçük çocuklar için özellikle önemlidir. Ayrıca, güneş koruyucu sürülemeyen vücut bölgelerinde de koruma sağlar. Özellikle açık havada spor yapan kişilere bu tür kıyafetleri tavsiye ediyoruz. Sıkı, dar ve sentetik kumaşlar terlemeyi artırarak pişik ve mantar oluşumuna zemin hazırlar" dedi. "Islak mayolar mutlaka kuru mayolarla değiştirilmelidir" Islak mayolara dikkat edilmesi gerektiğini de vurgulayan İnci Deniz İnanç, "Deniz ve havuz sezonunun açılmasıyla birlikte, suya girdikten sonra ıslak mayolar mutlaka kuru mayolarla değiştirilmelidir. Aksi takdirde mantar ve pişik riski artar. Ayak sağlığı içinse, siğil ve mantar oluşumunu engellemek adına geniş, rahat ve cilt tipine uygun deniz ayakkabılarının tercih edilmesi gerekir" ifadelerini kullandı.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 09:41
Yaz aylarında kalın giyinmek "pişik" riskini artırıyor
Hava sıcaklıklarının 35 dereceyi bulmasıyla birlikte kalın kıyafetler giymeye devam edenlere, Dermatolog Dr. İnci Deniz İnanç’tan önemli bir uyarı geldi. Dr. İnanç, yaz aylarında kalın ve sentetik kıyafetlerin "pişik" riskini artırdığını söyledi. Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte pişik ve mantar vakalarında da artış yaşanıyor. Özellikle kalın giyim ve sentetik kumaşların bu rahatsızlıkları tetiklediğini belirten Düzce Atatürk Devlet Hastanesi dermatoloji uzmanlarından Dr. İnci Deniz İnanç, hastalıklardan korunmanın yollarını anlattı. İnanç, "Yaz döneminde sıcaklık ve nem artışı nedeniyle pamuklu, keten, bambu gibi doğal içerikli kıyafetlerin tercih edilmesi gerekiyor. Sık dokunmuş kumaşlar, açık renkli, uzun kollu ve uzun paçalı giysiler hem güneş ışınlarından korunmak hem de cilt sağlığı açısından önemlidir. Ultraviyole korumalı kıyafetler, 6 aydan küçük çocuklar için özellikle önemlidir. Ayrıca, güneş koruyucu sürülemeyen vücut bölgelerinde de koruma sağlar. Özellikle açık havada spor yapan kişilere bu tür kıyafetleri tavsiye ediyoruz. Sıkı, dar ve sentetik kumaşlar terlemeyi artırarak pişik ve mantar oluşumuna zemin hazırlar" dedi. "Islak mayolar mutlaka kuru mayolarla değiştirilmelidir" Islak mayolara dikkat edilmesi gerektiğini de vurgulayan İnci Deniz İnanç, "Deniz ve havuz sezonunun açılmasıyla birlikte, suya girdikten sonra ıslak mayolar mutlaka kuru mayolarla değiştirilmelidir. Aksi takdirde mantar ve pişik riski artar. Ayak sağlığı içinse, siğil ve mantar oluşumunu engellemek adına geniş, rahat ve cilt tipine uygun deniz ayakkabılarının tercih edilmesi gerekir" ifadelerini kullandı.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 09:31
Op. Dr. Ercan Servet: "Varis, sadece estetik değil, ciddi sağlık sorunlarına da yol açabilir"
Medical Point Gaziantep’te Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Servet, "Varis, sadece estetik değil, ciddi sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Servet, toplumda oldukça yaygın görülen varis hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi. Op. Dr. Servet, varisin sadece kozmetik bir problem olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, ilerlemiş vakalarda cerrahi müdahalenin yaşam kalitesini ciddi şekilde artırdığını vurguladı. Op. Dr. Ercan Servet, "Varis, özellikle bacaklarda görülen genişlemiş, kıvrımlı ve morumsu toplardamarlar olarak bilinir. Sıklıkla estetik bir sorun olarak algılansa da, zamanla damar iltihabı, bacak yaraları ve dolaşım bozuklukları gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir" dedi. "Varis tedavi edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabilir" Varisin neden olduğunu anlatan Op. Dr. Ercan Servet, "Varis, toplardamar kapakçıklarının yetersiz çalışması sonucu kanın geriye doğru akmasıyla ortaya çıkar. Bu durum damar duvarlarının genişlemesine ve belirgin hale gelmesine yol açar. Varisi tetikleyen başlıca faktörler şunlardır, genetik yatkınlık, uzun süre ayakta kalma, hareketsiz yaşam tarzı, Obezite, Hamilelik, İlk belirtiler arasında bacaklarda ağrı, şişlik, dolgunluk hissi ve kaşıntı yer alır. Tedavi edilmediğinde ise varis ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Varis tedavisinde öncelikle ilaç tedavisi, varis çorabı kullanımı ve yaşam tarzı değişikliklerinin denendiğini ancak bazı durumlarda cerrahi müdahalenin kaçınılmaz. Şiddetli ağrı ve şişlik, Belirgin şekilde genişlemiş damarlar, Kanama ve ciltte bozulmalar, Gelişmiş kronik venöz yetmezlik" ifadelerini kullandı. Tedavi yöntemlerini anlatan Op. Dr. Ercan Servet, "Stripping Ameliyatı: Klasik yöntemdir; genişlemiş büyük toplardamar (safen ven) cerrahi olarak çıkarılır. Endovenöz Lazer Ablasyon (EVLA): Damar içine lazer fiberi yerleştirilerek damar kapatılır. Minimal invazivdir. Radyo Frekans Ablasyonu: Lazerle benzer prensiple çalışır; ısı yerine radyo dalgası kullanılır. Skleroterapi: Küçük varislerin özel solüsyonlarla enjeksiyon yöntemiyle yok edilmesidir. Mikrocerrahi: İnce varislerin lokal anestezi altında küçük kesilerle çıkarılmasıdır. Ameliyat sonrası çoğu hasta birkaç gün içinde günlük yaşantısına dönebilir. Varis çorabı düzenli kullanılmalı, Doktor kontrolleri ihmal edilmemeli, Uzun süre ayakta kalmaktan ve ağır kaldırmaktan kaçınılmalı, Hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Ağrı, morluk veya hafif şişlikler geçicidir ve zamanla azalır. Varis nedeniyle yaşam kalitesi düşen, bacaklarında ağrı, şişlik ve estetik kaygı yaşayan herkes ameliyat için aday olabilir. Ancak nihai karar mutlaka bir kalp ve damar cerrahı tarafından yapılan detaylı muayene ve doppler ultrason incelemesi ile verilmelidir" şeklinde konuştu. "Varisi İhmal Etmeyin" Medical Point Gaziantep Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Servet, "Varis, erken dönemde tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ancak günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde tedavi yöntemleri çok daha konforlu ve etkilidir. Varis şikayeti olan vatandaşlarımız mutlaka bir uzman görüşü almalıdır" diye konuştu.
06 Temmuz 2025 Pazar - 20:39
Aşırı sıcaklarda doğru beslenme önerileri
Ankara Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dekanı Nevin Şanlıer, aşırı sıcaklarda nasıl doğru beslenilmesi gerektiğini açıkladı. Türkiye ve Avrupa genelinde hafta sonundan itibaren hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkacağı tahmin ediliyor. Aşırı sıcaklarda nasıl doğru beslenilmesi gerektiğine ilişkin açıklama yapan Prof. Dr. Şanlıer, "Önünüzdeki hafta sonundan itibaren meteorolojinin tahminlerine göre Avrupa’da ve Türkiye’de sıcaklıklar artacak ve mevsim normallerinin üzerine çıkacaktır. Aşırı sıcaklar halsizlik, uyku hali, bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemlerinin yol açabilir. Yaz sıcaklığından en çok etkilenenler çocuklar, yaşlılar, hamileler, kalp ve şeker hastalığı olan bireylerdir. Yaz aylarında sıklıkla görülen sağlık problemlerinin azaltılmasında sağlıklı beslenme ve bu konuda toplumun bilinçlendirilmesi son derece önemlidir" dedi. "Kahvaltı günün en önemli öğünüdür" Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğuna dikkati çeken Şanlıer, "Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Yaz aylarında yapılacak kahvaltıda az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çaylar tercih edilmelidir. Günde 3 ana,2- 3 ara olmak üzere 5-6 öğün şeklinde beslenilmelidir" ifadelerini kullandı. "Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı" Sıcaklarda yağlı besinlerden ve kızartma tüketiminden uzak durulması gerektiğini ifade eden Şanlıer, şunları kaydetti: "Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı; yemeklerde bitkisel sıvı yağların kullanımı, yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara, kendi suyunda veya az suda pişirme gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması önemlidir. Ayrıca aşırı sıcak yaz günlerinde mevsimine uygun taze sebze ve meyveler en iyi seçenektir. Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi gerekir. Hem günlük posa ihtiyacınızı karşılar hem de kan şekerimizin düzenlenmesine yardımcı oluruz. İçerdikleri antioksidanlar sayesinde ise bağışıklık sistemimizi güçlendirmiş olur." "Hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmelidir" Aşırı sıcaklarda, hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlılara dondurma gibi tatlıların tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Şanlıer, "Kan şekerini hızla yükselten ve hızlı düşüren besinlerin tercih edilmemesi, basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi lifli besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir. Enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için yeterli sıvı alımı önemlidir. Sıvı alımı, vücutta oluşan toksinlerin atılmasında, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında ve metabolizma dengesinin sağlanmasında önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, yaz aylarında her gün en az 2-2.5 litre güvenli su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir" açıklamasında bulundu. "Besinler yavaş ve iyi çiğneyerek tüketilmelidir" Sıcak havalarda besinleri yavaş ve iyi çiğnenerek tüketilmesi gerektiğine değinen Şanlıer, "Besinler yavaş ve iyi çiğneyerek tüketilmelidir. Doygunluk hissi, yemek yendikten 15-20 dakika sonra hissedilmeye başlanır. Bu nedenle yavaş yavaş yemek yemeye özen gösterin. Yemek esnasında lokmalar arasında yemeğinize sık sık ara verin. Tuz tüketim miktarlarına dikkat edilmelidir.Yaz aylarında aşırı tuz tüketimi tansiyon yükselmesine neden olabilir. Tuzun yetersiz miktarda tüketilmesi ise hücrelerimiz arasında yer alan sıvıların dengesini bozarak çok tehlikeli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu durum özellikle profesyonel sporcular açısından önemlidir. Günlük tuz tüketiminin 6 gramı aşmamasına özen göstermeli fakat tuzsuz bir hayata evet dememeliyiz" dedi. "Besin zehirlenmeleri, aşırı sıcakların gözlendiği yaz aylarında artan hastalıklardan biridir" Tatil mekanlarında tüketilen besinlere çok dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Şanlıer, "Besin zehirlenmeleri, aşırı sıcakların gözlendiği yaz aylarında artan hastalıklardan biridir. Özellikle yaz aylarında dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulan potansiyel riskli besinler açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir. Tatil mekanlarında tüketilen besinlere özellikle dikkat edilmeli, iyi pişmiş yemekler tercih edilmeli, az pişmiş veya çiğ etli besin tüketmekten kaçınılmalıdır. Kolay bozulabilen tavuk, balık yemekleri, soslu besinler ve krema içeren tatlıların güvenilir restoranlarda tüketilmesine özen gösterilmelidir" ifadelerini kullandı. "45-60 dakika kadar fiziksel aktivite yapmak ihmal edilmemeli" Tok karna her gün 45-60 dakika arası fiziksel aktivite yapılması gerektiğini aktaran Şanlıer, şunları kaydetti: "Tatil mekanlarında özellikle açık büfe şeklinde sunulan menülerde aşırı yemek yemekten kaçınılmalı, açık büfeden yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayacak şekilde besinler seçilmelidir. Aşırı tuzlu, yağlı ve şekerli besinlerden uzak durulmalıdır. Sıcak yaz aylarında özellikle virüslerden kaynaklanan bebek ve çocuklarda yaygın olarak görülen ishallerin önlenmesinde el temizliği ile sebze ve meyveleri yemeden önce iyice yıkamak çok önemli olup, ishali olanlar en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Her gün mutlaka aç karnına olmamak kaydıyla 45-60 dakika kadar fiziksel aktivite yapmak ihmal edilmemeli, en güzel aktivite yürüyüş, yüzme, aktivitelerden kendimiz için en uygun olanı düzenli olarak yapılmalıdır."
06 Temmuz 2025 Pazar - 15:44
Yaz sıcaklarında kalbinizi koruyun
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Karakaş, "Yaz günlerinde özellikle kalp sağlığı açısından dikkat etmemiz gereken durumlar var. Özellikle aşırı sıcaklar vücudun dengesini etkiler" diyerek, özellikle kalp ve tansiyon hastalarının daha dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. Yaz aylarının gelmesiyle uzmanlar, kalp sağlığının korunmasıyla ilgili uyarılarda bulundu. Aşırı sıcakların vücudun dengesini etkilediğine, tansiyonda ani düşme ve yükselmelerin yaşanabileceğine ve vücutta su kaybı olduğu için kalbin iş yükünün artacağına dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Karakaş, "Uzun kış mevsimi sonrasında sıcak yaz günleri geldi. Bütün kış evde kaldık, dışarı çıkamadık ve fazla hareket edemedik. Sonunda yaz geldi, günler uzadı, havalar güzelleşti. Doğal olarak dışarı çıkmak istiyoruz, hareket etmek istiyoruz, doğayla vakit geçirmek istiyoruz. Ama yaz günlerinde özellikle kalp sağlığı açısından dikkat etmemiz gereken bazı durumlar var. Özellikle aşırı sıcaklar vücudun dengesini etkiler. Vücudumuzdaki damarlar genişleyerek vücudu soğutmaya çalışır. Bu da tansiyonda oynamalara, dalgalanmalara, ani yükselmelere ve ani düşüşlere neden olabilir. Vücuttan sıvı kaybı olduğu için de kalbin iş yükü artar. Kaybettiğimiz sıvıları yeterli miktarda yerine koymazsak böbrekler bundan etkilenebilir. Özellikle ilaç kullanan kişilerde böbreklerin etkilenmiş olması ilaçların etkinliğini değiştirebilir. Bilhassa da kaybettiğimiz sıvıyla birlikte elektrolitler hassas kişilerde kalpte ritim bozuklukları yapabilir. O yüzden yaz günlerinde mutlaka kalp sağlığına dikkat etmemiz gerekiyor. Bunlar herkes için geçerli olsa da bilhassa kalp hastalığı, yüksek tansiyonu ve diyabet hastalığı olanlar ile ileri yaştakiler çok daha fazla etkilenebilir. Vücuttaki sıcaklıktan dolayı değişiklikler olduğu için ilaçların etkinlikleri değişebilir. O yüzden ilaç kullanan kişilerin de dikkatli olması gerekir" dedi. "Sabah ve akşam serinliğinde egzersiz yapın, tuz tüketimine dikkat edin" Kalp sağlığı için spor ve egzersizin önemine değinen Doç. Dr. Karakaş, bu tür aktivitelerin sabahın erken saatlerinde veya akşam serinliğinde yapılması gerektiğini aktardı. Yaz sıcaklarında tuz tüketimine de dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Karakaş, "Kardiyoloji uzmanları olarak olabilecek her fırsatta, haftada 4 gün 30 dakika tempolu egzersiz öneriyoruz. Yarışmalı spordan ziyade yürüme gibi, yüzme gibi sporlar daha uygun. Yaz günlerinde hareket etmeye, egzersiz yapmaya devam edeceğiz ama günün hangi saatlerinde yapacağımız bizim için önemli. Sabahın erken saatlerini ve akşamın serinliğini seçmek biraz daha uygun. Çok hareketle birlikte sıvı kaybı olabileceği için mutlaka yeterli miktarda; günde yaklaşık 2-2.5 litre su tüketmek gerekir. Yaz dönemi özellikle ağır yağlı yiyeceklerden kaçınıp, daha çok mevsim sebze ve meyvelerini tüketmemiz daha uygun. Tuza özellikle vurgu yapmak istiyorum. Çünkü tuz tansiyonu yükseltiyor, kalp üzerindeki yükü artırıyor. Normalde önerilen tuz miktarına göre bizim tuz tüketme alışkanlığımız çok daha fazla, günlük 15 gramın üzerinde. Bu kalp üzerinde yük oluşturuyor. Unutmayalım yüksek tansiyon önlenebilir felçlerin ve kalp krizlerinin en önemli nedenidir" şeklinde konuştu. "Aşırı sıcaklar kalp krizi riskini artırıyor" Aşırı sıcakların kalp krizi riskini artırdığını ifade eden Doç. Dr. Karakaş, "Yaz günlerinde yaşanan aşırı sıcaklar kalp krizi riskinin artırıyor. Hiç kuşkusuz bu risk kalp hastaları ve yüksek tansiyonu olanlarda daha fazla. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, halsizlik, çarpıntı gibi şikayetler gelişirse mutlaka vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor" ifadelerini kullandı. "KKKA dolaylı yoldan kalbi etkiler" Sıcak havaların başlamasıyla kene ısırması sonucu meydana gelen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının diğer ateşli hastalıklar gibi dolaylı yoldan kalbi etkileyebileceğinin de altını çizen Doç. Dr. Mehmet Fatih Karakaş, "Son zamanlarda çok sık duyduğumuz Kırım Kongo Kanamalı Ateşi; kenelerle bulaşan bir virüs hastalığıdır. Çoğunlukla yaz döneminde gözüküyor ve maalesef ölümcül olabiliyor. Kendisini yüksek ateş, kas ağrısı ve kanamayla gösteriyor. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi direk olarak kalbi etkilemiyor ama dolaylı olarak kanamanın olması, ateşin olması kalbi etkileyen ve riski artıran durumlar. Bazı kalp hastaları kan sulandırıcı kullanıyor, kanamanın olması ayrı bir risk faktörü oluşturuyor. Yüksek ateşin kendisi, elektrolit bozuklukları kalp hızını ve kalbin iş yükünü artırıyor. Tabi bunlar altta yatan bir hastalığı olan kişilerde bazı tehlikeli kalp durumlarını ortaya çıkartabilir. Burada önemli olan şey korunmak, kene ile temastan kaçınmaya çalışmak" diye konuştu.
06 Temmuz 2025 Pazar - 14:33
Zoonotik hastalıklara karşı "Tek Sağlık" vurgusu
Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, 6 Temmuz Dünya Zoonoz Günü dolayısıyla Malatya’da düzenlenen toplantıda önemli açıklamalarda bulundu. Zoonotik hastalıkların insan sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurgulayan Eroğlu, "İnsan hastalıklarının yüzde 61’i hayvanlardan bulaşıyor" dedi. Malatya Veteriner Hekimler Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, 6 Temmuz Dünya Zoonoz Günü’nün önemine dikkat çekti. Dünya genelinde hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıkların toplum sağlığını tehdit ettiğini belirten Eroğlu, "Zoonotik hastalıklar, tarih boyunca milyonlarca insanın hayatını etkileyen salgınlara neden olmuştur. En güncel örneği Covid-19 pandemisidir. Bugün burada bu hastalıklara dikkat çekmek ve kamuoyunda farkındalık oluşturmak amacıyla bir araya geldik" şeklinde konuştu. "Her yıl tanımlanan 5 hastalığın 3’ü zoonotik" Zoonotik hastalıkların insan sağlığı üzerindeki etkisinin altını çizen Eroğlu, "İnsanlarda görülen hastalıkların yüzde 61’i hayvanlardan bulaşıyor. Her yıl tanımlanan 5 yeni hastalıktan 3’ü zoonotik kökenlidir. Gıda yoluyla bulaşan hastalıkların ise yüzde 95’i hayvansal ürünlerden kaynaklanıyor. Bu nedenle veteriner hekimler olarak koruyucu hekimliğin önemini her platformda vurguluyoruz" ifadelerini kullandı. "Keneden değil, geç kalmaktan korkun" Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin Türkiye’de ilk kez 2002 yılında görüldüğünü ve 2003’te tanımlandığını hatırlatan Eroğlu, "O dönemde sadece sınırlı illerde görülüyordu, bugün ise 33 ilimize yayılmış durumda. Bu yıl şu ana kadar 15 vatandaşımız bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Keneler sadece bu değil, birçok hastalığın taşıyıcısıdır. Bu nedenle mücadelede geç kalmamalıyız. Keneden değil, geç kalmaktan korkmalıyız" dedi. "Şap hastalığı hayvancılığı tehdit ediyor" Şap hastalığının insanlarda doğrudan bir hastalık oluşturmamakla birlikte hayvancılık açısından büyük kayıplara neden olduğunu dile getiren Eroğlu, "Sütte yüzde 70’e, ette ise yüzde 30-40’a varan verim kayıplarına yol açan bu hastalık, çok hızlı yayıldığı için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından aşılama çalışmaları sürdürülüyor. Ayrıca hayvan pazarlarının kapatılması ve hayvan hareketlerinin kısıtlanması da yerinde ve gerekli bir önlemdir" şeklinde konuştu. "Sahipsiz hayvanlar için de eylem planı şart" Son dönemde toplumda gündem olan sahipsiz hayvanlar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Eroğlu, Türk Veteriner Hekimleri Birliği’ne bu konuda çok sayıda görüş ve öneri geldiğini belirtti. Eroğlu, "Türkiye genelinde 45 bine yakın veteriner hekimle birlikte hem hayvan refahını hem de toplum sağlığını gözeterek çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sahipsiz hayvanlarla ilgili sürdürülebilir, bilim temelli bir eylem planı oluşturulması gerekiyor. Bu konuda her zaman destek vermeye hazırız" şeklinde konuştu. "Tek sağlık" modeli hayata geçirilmeli" Zoonotik hastalıklarla etkin mücadele için "Tek Sağlık" yaklaşımının uygulanması gerektiğini ifade eden Başkan Eroğlu, bu talebi bugüne kadar devletin en üst makamlarına defalarca ilettiklerini söyledi. "Hayvanlarda hastalık kontrol altına alınırsa, insana bulaş riski de ortadan kalkar. Bu da koruyucu hekimlikte veteriner hekimlerin rolünü daha da önemli hale getiriyor. Gelişmiş ülkelerde veteriner hekimlik, halk sağlığının en temel unsurlarından biridir. Türkiye’de de bu vizyonun hayata geçirilmesini talep ediyoruz" diye konuştu. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Zoonoz Günü’nün Türkiye’de farkındalık oluşturmasına vesile olmasını temenni ederek, zoonotik hastalıklarla mücadelede veteriner hekimlere gereken değerin verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder