Son Dakika
|
Özgür Özel hakkında soruşturma başlatıldı
Özkan Yalım: "Özel’in kullandığı Mercedes marka aracın VIP dönüşüm işlemleri belediye tarafından ödendi"
Pentagon, UFO dosyalarını yayınlamaya başladı
Diyarbakır’da inşaat halindeki otelde yangın
Muhittin Böcek'i oğlu Gökhan Böcek etkin pişmanlıktan yararlandı!
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Ankara’da yaşlı adamı ağır yaralayıp parasını gasp eden saldırgan tutuklandı
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Galatasaray’a tebrik mesajı
Jandarma Genel Komutanlığı SAHA EXPO’da sergilediği teknolojik ürünleriyle dikkat çekti
Dünyada ilk hibrit motorlu ALKA-KAPLAN HİBRİT aracı, dronları havada yakarak imha ediyor
İGA: "DHMİ’ye borcumuz bulunmamaktadır"
Macaristan’ın yeni Başbakanı Peter Magyar, yemin ederek göreve başladı
Yüksekova’da patlama: 1 çoban yaralı, 3 koyun telef oldu
Putin: "Zafer her zaman bizimdi ve her zaman bizim olacak"
SAĞLIK
Alanya’da tüketim tarihi geçmiş ürün satan zincir market mühürlendi
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 16:43:18
Alanya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekiplerinin denetimlerinde son kullanma tarihi geçmiş tavuk ürünleri sattığı tespit edilen zincir market şubesi mühürlendi. Alanya Belediyesi, halk sağlığını korumaya yönelik denetimlerini sürdürüyor. Kurban Bayramı öncesinde hijyen ve gıda denetimlerini artıran Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Avsallar Mahallesi’nde faaliyet gösteren bir zincir market şubesinde, son tüketim tarihi geçmiş ve paket üzerindeki kullanım tarihi okunamayacak şekilde tahrip olmuş tavuk ürünlerinin satışa sunulduğunu tespit etti. İşletme hakkında tutanak tutulurken, söz konusu durum belediye encümenine sevk edildi. Ayrıca encümen kararıyla işletmeye idari para cezası uygulanırken, market şubesi mühürlenerek 3 gün süreyle ticari faaliyeti durduruldu. Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, halk sağlığının her şeyden önce geldiğini belirterek, gıda konusunda tavizsiz bir anlayışla çalıştıklarını ifade etti. Başkan Özçelik, vatandaşların sağlıklı ve güvenli alışveriş yapabilmesi için denetimlerin devam ettiğini kaydetti.
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:26
Uzmandan hantavirüs uyarısı: "Küresel salgın riski düşük ancak korunma önlemleri önemli"
Hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" dedi. Son günlerde bir gemide görülen vakalarla yeniden gündeme gelen hantavirüs enfeksiyonlarına ilişkin uzmanlar uyarılarda bulundu. Kemirgenler aracılığıyla bulaşan hastalığın özellikle riskli meslek gruplarında daha sık görülebildiği söyleyerek, korunma önlemlerinin önemine dikkat çekildi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğunu belirterek, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Bu nedenle tarım çalışanları, doğada aktif görev yapan kişiler ve veterinerler gibi risk gruplarında hastalık daha sık görülebilmektedir" diye konuştu. "İki farklı klinik tabloya yol açabiliyor" Hantavirüs enfeksiyonlarının iki ana klinik formunun bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Akciğer tutulumu ile seyreden tipi daha çok Amerika kıtasında görülürken, böbrek yetmezliği bulgularıyla seyreden formu ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi’nde karşımıza çıkmaktadır" şeklinde konuştu. "İnsandan insana bulaş genellikle görülmüyor" Hastalığın ateş, halsizlik, yorgunluk ve bazı vakalarda kanama gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Türkiye’de ilk vakalar 2000’li yıllarda Zonguldak ve Giresun’da bildirilmiştir. Aynı dönemde Samsun’da da takip ettiğimiz vakalar bulunmaktaydı. Son dönemde gündeme gelen salgında rol oynayan Andes alt tipinin nadir de olsa insandan insana bulaşabileceği bilinmektedir. Tedavi süreci genellikle destekleyici yaklaşımlarla yürütülmektedir" ifadelerini kullandı. "Korunma önlemleri önem taşıyor" Hantavirüsten korunmak için kemirgenlerle temastan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" açıklamasında bulundu. "COVID-19 benzeri pandemi beklenmiyor" Hastalığın bulaşma yolları nedeniyle COVID-19 benzeri küresel bir salgın riskinin beklenmediğini dile getiren Prof. Dr. Leblebicioğlu şunları söyledi: "Mevcut bilgiler ışığında hantavirüsün dünya çapında bir pandemiye yol açması beklenmemektedir."
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:25
Profesörden ’Hantavirüs’ uyarısı: "Kapalı alanlar risk taşıyor"
Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, son günlerde gündeme gelen hantavirüs vakalarına ilişkin uyarılarda bulundu. Virüsün genellikle kemirgenlerden bulaştığını belirten Geyik, özellikle uzun süre kapalı kalan depo, gemi ve ambar gibi alanlarda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, gündemde olan hantavirüs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bir turistik seyahat gemisinde görülen hantavirüs enfeksiyonu toplumda endişe oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hantavirüsler; başta fareler ve kemirgenler olmak üzere bazı yabani kemiriciler tarafından taşınan, insanlarda ciddi solunum ve böbrek yetmezliği tablolarına yol açabilen viral enfeksiyon etkenleridir. Önceki yıllarda ülkemizde de tespit edilmiş hastalıklardandır. Özellikle uzun süre kapalı kalan yaşam alanları, gemiler, depolar, ambarlar, konteynerler, liman sahaları, yiyecek stok alanları ve uzun süre kullanılmamış ortamlar bulaşma riski açısından önemlidir" dedi. Hantavirüs bulaş yolları Hantavirüsün insandan insana kolay bulaşan bir hastalık olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "En sık bulaş yolu: Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyası ile kirlenmiş ortamların solunması, fare dışkısı bulunan alanların süpürülmesi sırasında virüsün havaya karışması, kirli yüzeylere temas sonrası ağız, burun veya göze dokunulması ve nadiren kemirgen ısırıklarıdır" şeklinde konuştu. "1–8 hafta içinde ortaya çıkabilir" Belirtiler genellikle kemirgen teması sonrası 1–8 hafta içinde ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hastalık başlangıçta grip benzeri belirtilerle ortaya çıkar. Yüksek ateş, halsizlik, aşırı yorgunluk, baş/kas/karın/sırt ağrıları, bulantı ve kusma sık görülen bulgulardır. Ağır vakalarda ise: öksürük, nefes darlığı, akciğer tutulumu, böbrek fonksiyon bozukluğu, tansiyon düşüklüğü ve yoğun bakım gereksinimi olabilir. Bize yakın coğrafyada klinik olarak genellikle böbrek hasarı ve hemorajik ateşle seyreden "böbrek sendromuna" rastlanırken Amerika coğrafyasında ise nefes darlığı, hipotansiyon, akciğer ödemi ve solunum yetmezliği ile karakterize hastalık tablosu daha çok görülür" ifadelerini kullandı. Korunma için hayati önlemler Fare ve kemirgen kontrolü şart olduğunu söyleyen Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Gıda depoları kapalı tutulmalı, açıkta yiyecek bırakılmamalı, çöp alanları düzenli temizlenmeli, gemilerde ve limanlarda profesyonel kemirgen kontrolü yapılmalıdır. Kemirgen dışkısı görülen alanlarda kuru süpürme veya elektrikli süpürge kullanımı virüsü havaya yayabilir. Temizlik sırasında eldiven ve maske takılmalı, çamaşır suyu içeren dezenfektanlar kullanılmalıdır. Uzun süre kapalı kalan depo, ambar, gemi kamarası veya konteynerler uzun süre havalandırılmalıdır. Riskli alanlarda:N95/FFP2 maske, eldiven, koruyucu gözlük takılmalıdır" açıklamasında bulundu. Risk altında olanlar ve risk durumu Dr. Mehmet Faruk Geyik şunları söyledi: Gemi personelleri, liman çalışanları, depo ve ambar çalışanları, temizlik personelleri, kampçılar ve kırsal alan çalışanları, uzun süre kapalı alan temizliği yapan kişiler risk altındadır. Hantavirüs nadir görülen ancak ciddi seyredebilen bir enfeksiyondur. Şu an için toplumda yaygın bir salgın olduğuna bir veri bulunmamaktadır. Ateş, yoğun halsizlik, nefes darlığı veya kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması önerilir. Toplum sağlığının korunması için doğru bilgiye dayalı hareket etmek, hijyen kurallarına uymak ve resmi sağlık otoritelerinin açıklamalarını takip etmek hayati önem taşımaktadır."
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:18
Erzurum’da "tam buğday ekmeği yaygınlaştırma kampanyası" tanıtım toplantısı düzenlendi
"Tam Buğday Ekmeği Yaygınlaştırma Kampanyası" tanıtım toplantısı, Erzurum Şehir Hastanesi Konferans Salonu’nda geniş katılımla gerçekleştirildi. Program, tam buğday ekmeğiyle ilgili hazırlanan tanıtım filminin izletilmesiyle başladı. Ardından protokol üyeleri açılış konuşmalarını gerçekleştirdi. Toplantıda, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Dr. Murat Ağırtaş, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kılıç ve Erzurum Valisi Aydın Baruş katılımcılara hitap etti. Programda, Sağlık Bakanlığı adına sunum yapan Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirer, sağlıklı beslenmenin toplum sağlığı açısından önemine dikkat çekti. Demirer, yaptığı konuşmada, "Sağlık kaybının çok önemli bir kısmı, yaklaşık dörtte biri beslenme alışkanlıklarından kaynaklanıyor. Yanlış beslenme bugün birçok hastalığın temel sebeplerinden biri haline gelmiş durumda. Her yıl milyonlarca insan, sağlıksız beslenmeye bağlı hastalıklarla karşı karşıya kalıyor. Özellikle kanser vakalarının önemli bir bölümü ve tip 2 diyabet hastalıkları, yanlış diyet alışkanlıklarıyla ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla burada yapılması gereken şey çok açık. Öncelikle risk faktörlerini doğru belirleyeceğiz. Beslenmede nerede hata yaptığımızı tespit edeceğiz ve bunların iyileştirilmesi için planlı politikalar geliştireceğiz. Bugün burada özellikle üzerinde durduğumuz konu ise tam tahıl tüketiminin artırılmasıdır. Çünkü bu, sağlık açısından en önemli koruyucu faktörlerden biri olarak görülüyor. Bunu ortaya koyan yalnızca tek bir çalışma da yok. Yapılan başka araştırmalarda da tam tahıl tüketiminin yetersiz olmasının, ölüm oranları ve hastalık yüküyle doğrudan ilişkili olduğu ortaya konuldu. 28 ülkede, 6 milyondan fazla insanın verileri üzerinde gerçekleştirilen çalışmalarda, yeterli tam tahıl tüketiminin sağlık açısından en önemli koruyucu unsurlardan biri olduğu değerlendirildi" dedi. Sunumun ardından protokol üyeleri tarafından imza töreni gerçekleştirildi. Daha sonra protokol üyeleri tam buğday ürünlerinin sergilendiği stantları gezdi. Programa konuşmacıların yanı sıra Erzurum Tarım ve Orman Müdürü Alpaslan Kenger, Erzurum İl Sağlık Müdürü Gürsel Bedir, Erzurum Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Yer, Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mesud Fakirullahoğlu, kurum müdürleri, STK temsilcileri, davetliler ve vatandaşlar katıldı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:12
Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde ilk suda doğum: Kuzey bebek sağlıkla dünyaya geldi
2
08 Mayıs 2026 Cuma- 21:25
Prof. Dr. Oytun Erbaş’tan hantavirüs açıklaması: "İnsandan insana bulaşmıyordu, bir varyantı var, And-v virüsü insandan insana bulaşıyor"
3
08 Mayıs 2026 Cuma- 14:44
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
5
08 Mayıs 2026 Cuma- 12:46
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
23 Haziran 2025 Pazartesi - 15:19
Aronya’nın kan şekerini dengelediği belirlendi
Aronya’nın kan şekerini dengelediği ve diyabet hastalarına iyi geldiği belirlendi. Trabzon’un Akçaabat ilçe Belediyesi ile Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında yürütülen ‘Akçaabat’ta yetiştirilen Aronya meyvesinin glisemiye (kan şekerine) etkisinin invivo incelenmesi’ başlıklı bilimsel çalışma tamamlandı. KTÜ İlaç ve Farmasötik Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde (İLAFAR) 4 ay süren araştırmada, Akçaabat bölgesinde yetiştirilen aronya meyvesinin glisemik etkileri bilimsel yöntemlerle değerlendirildi. Üç aşamada gerçekleştirilen deneysel çalışmanın ilk iki aşamasında, aronyanın farelerde akut kan şekeri yüksekliği ve deneysel diyabet modelleri üzerindeki etkileri incelendi. Son aşamada ise piyasada yaygın olarak bulunan ticari meyve suları ile Akçaabat’ta üretilen aronya meyve suyunun kan şekeri üzerindeki etkileri karşılaştırıldı. Elde edilen bulgulara göre, yüksek oranda karbonhidrat içermesine rağmen aronya meyve suyunun kan şekerini artırmadığı ve ticari meyve sularına kıyasla daha kontrollü bir glisemik yanıt oluşturduğu belirlendi. Bu sonuç, aronyanın diyabet riski taşıyan bireyler için metabolik açıdan daha avantajlı bir alternatif olabileceğini ortaya koydu. Araştırma ekibi, aronyanın yalnızca yüksek antioksidan içeriğiyle değil, aynı zamanda kan şekeri üzerindeki dengeli etkisiyle de dikkat çektiğini vurguladı. Çalışmayla ilgili bilgi veren Akçaabat Belediye Başkanı Osman Nuri Ekim, "Akçaabat Belediyesi olarak sadece şehircilik ve altyapı yatırımlarıyla değil, aynı zamanda tarım ve sağlık alanındaki projelerle de bölgemize değer katmayı önemsiyoruz. Özellikle son yıllarda yerel tarım ürünlerimizi daha bilinçli şekilde değerlendirmek, üreticimizi desteklemek ve bu ürünlerin bilimsel yönlerini ortaya koyarak katma değer sağlamak adına çalışmalar yürütüyoruz. Bu doğrultuda aronya meyvesi gibi değerli tarım ürünlerinin yaygınlaştırılması, hem alternatif tarımın desteklenmesi hem de sağlıklı yaşamın teşvik edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Aronya üretiminin Akçaabat’ta gelişmesi için önce üreticilerimizi teşvik ettik, ardından ürünün sağlık açısından etkilerinin bilimsel olarak araştırılması için Karadeniz Teknik Üniversitemizle iş birliği başlattık. Bu çalışma sayesinde, Akçaabat’ta yetiştirilen aronya meyvesinin yüksek karbonhidrat içeriğine rağmen kan şekerini yükseltmediği ve ticari meyve sularına göre çok daha dengeli bir glisemik profil sunduğu ortaya kondu. Bu da bize gösteriyor ki, doğru ürünü, doğru yöntemle işlediğimizde hem sağlıklı hem ekonomik değeri yüksek bir alternatif ortaya çıkabiliyor" dedi.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 14:40
Tatilde çocuklara sorumluluk aşılanmalı
Klinik Psikolog Enise Öziç, yaz tatilinde çocuklara sorumluluk duygusunun aşılanması gerektiğini söyledi. Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi Psikoloji Bölümü’nden Klnk. Psk. Enise Öziç, yaz tatilinde çocuklara verilebilecek sorumluluklar hakkında ebeveynlere önerilerde bulundu. Aileler tarafından yaz tatilinde de çocuklara belirli sorumluluklar verilmesi gerektiğini belirten Enise Öziç, "Yaz olduğu için hiçbir sorumluluk vermiyoruz, okul dönemi zaten yoruldu gibi düşünceler yanlıştır. Sorumluluk, yaşına uygun olacak nitelikte hep olmalı. Bu sorumluluklar bardağını mutfağa götürmek; gereksiz yanan ışığı kapamak kadar basit de olabilir. Sorumluluk vermek, çocuğu yormak yerine günlük yaşamda yapabileceklerini görmesini sağlar" dedi. Aileler tarafından yaz tatilinde de çocuklara belirli sorumluluklar verilmesi gerektiğini belirten Klnk. Psk. Öziç, "Yaz olduğu için hiçbir sorumluluk vermiyoruz, okul dönemi zaten yoruldu gibi düşünceler yanlıştır. Sorumluluk, yaşına uygun olacak nitelikte hep olmalı. Bu sorumluluklar bardağını mutfağa götürmek; gereksiz yanan ışığı kapamak kadar basit de olabilir. Sorumluluk vermek, çocuğu yormak yerine günlük yaşamda yapabileceklerini görmesini sağlar. Sohbet edin, ama yargılamayın. Eleştirmeyin. Eksik ve yapmadıklarını ona sunmayın. Bunun yerine sevdiği bir konuda muhabbet açın. Hatıralarınızdan konuşun. Ortak yapmaktan keyif alacaklarınızla ilgili planlamalar yapın. Ekrandan tamamen uzak tutmayın. Sınırlarken de yerine yapabileceklerini onunla birlikte oluşturun. Zaman zaman sıkılıyorsa, sıkılmasına izin verin. En iyi keşifler kişi sıkıldığı zaman açığa çıkar" diye konuştu. "Sorumluluk vermek çocuğu yormak değildir" Ebeveynlerin çocuklar için yaz rutini belirlemesi önerisinde de bulunan Öziç, "Bu rutini kendi isteğinize göre değil, hepinizin ortak fikrine göre değerlendirin. Yazın tamamında tüm seçimleri ona bırakmayın. ’Her şeyi o seçiyor, her şeye o karar veriyor’ durumu doğru değil. Evin otoritesi anne ve babadır. Kendisi için bazı seçimleri yapabilecek olgunlukta olmadığını unutmayın. Çocuğa ‘Yaz tatilinde olduğu için hiçbir sorumluluk vermiyoruz, okul dönemi zaten yoruldu’ düşüncesi yanlıştır. Sorumluluk yaşına uygun olacak nitelikte hep olmalı. Bu sorumluluklar bardağını mutfağa götürmek; gereksiz yanan ışığı kapamak kadar basit de olabilir. Sorumluluk vermek çocuğu yormak yerine günlük yaşamda yapabileceklerini görmesini sağlar. ’Kitap okumuyor, o kadar söylüyoruz’ bahanesinin arkasına saklanmayın. Siz de kitap okuyarak ona örnek olun. Sözle değil, davranışla öğretin. Gerekirse okuma saatleri planlayın. Bol bol sarılın. Sevginizi dile getirin. Sevmediğiniz bir davranış sergilerse ona değil, davranışına tepki verdiğinizi iletin. Bol bol hatıra biriktirin. İş yoğunluğunuzda onun için özel zamanlar planlayın. Mümkün olduğunca ortak en az bir öğün yemek yemeye özen gösterin. Ancak herkesin ekransız olmasına özen gösterin" şeklinde konuştu.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 14:05
Felçli geldiği hastaneden yürüyerek çıktı
Vücudunun sağ tarafında tüm güç kaybı ve hiç konuşamama şikayetleri ile Denizli Devlet Hastanesine başvuran 58 yaşındaki adam, İnme Merkezi’nde uygulanan başarılı tedavi sayesinde felçli geldiği hastaneden yürüyerek taburcu oldu. Sağ kolunda ve sağ bacağında tam güç kaybı, hiç konuşamama ve bilincinde uykuya meyil şikayetleriyle Denizli Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne getirilen Mehmet Atsay’a kan tetkikleri ve beyin görüntülemeleri yapıldı. Sol MCA sulama bölgesinde akut gelişen enfarkt (damarın pıhtı nedeniyle tıkanması) tespit edilen hasta hemen Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesi’ne alındı. Ardından ilk 4,5 saat içinde IV TROMBOLiTİK (pıhtı çözücü, damar açıcı) tedavi başlandı. Tedavi sonrası 1. günde hastanın kol ve bacağında güç kaybı tamamen iyileşti, hasta konuşabilir ve anlayabilir hale geldi. Hastanın tedavisini gerçekleştiren Nöroloji Uz. Dr. Burcu Selbest, inme vakalarında erken müdahalenin önemine vurgu yaparak, hasta yakınının farkındalığı, 112 ekibinin doğru yönlendirmesi, hızlı yapılan tetkikler, doğru tanı, zamanında tedavi ve takip ile hastaların eski sağlığına kavuşabileceğini söyledi. Nöroloji Uz. Dr. Burcu Selbest; "Damar tıkanıklığına bağlı felç (inme) hem sakat bırakabilen hem de ölümle sonuçlanan hastalıklar listesinde üst sıralarda yer almaktadır. Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara ve alkol kullanımı, kalp ve damar hastalıkları gibi nedenlerle her yıl inme sıklığı giderek artmaktadır. Yüzde ani kayma, konuşma bozukluğu, kolda-bacakta ani güçsüzlük, görme kaybı, denge bozukluğu gibi belirtiler görüldüğünde hiç vakit kaybetmeden 112 aranmalı ve inme tedavisinin uygulandığı merkezlere hastalar yönlendirilmelidir. Bunlar hayati önem taşımaktadır" dedi. 58 yaşındaki Mehmet Atsay’a da trambolitik tedavi uyguladıklarını söyleyen Selbest; "Tedaviden bir gün sonra hastamız uyanık, konuşabilen, sağ kol ve bacağı tam gücünde haline geldi. Hastamızın tekrar bir inme olayı yaşamaması için sebeplerini de araştırdık. Kalp ritminde bozukluk ve boyun damarlarında darlık tespit edildiği ve hastamıza kalp damar cerrahisi ve kardiyoloji hekimlerimizin de önerilerini alarak tedavilerini sürdürüyoruz. Bugün de hastamızı sağlıklı bir şekilde hastanemizden taburcu ediyoruz. Unutmayalım inme vakalarında önemli olan doğru zaman, doğru hasta, doğru tedavi protokolü ve takiptir" diye konuştu. Sağlığına kavuşan Mehmet Atsay da olayı hatırlamayacak kadar kötü durumda olduğunu ancak şu an eski hali kadar sağlıklı olduğunu, bu sebeple de kendini şanslı hissettiğini söyleyerek sağlık çalışanlarına teşekkürlerini iletti.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 12:35
‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ konferansı düzenlendi
Tıbbi bitki çaylarının üretim süreçlerini ve bu ürünlerin kaliteli bir şekilde halka sunulmasını sağlamak amacıyla ‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ konferansı düzenlendi. Geleneksel bitkisel tıbbi ürünler kapsamında ruhsatlandırılan tıbbi bitki çaylarının üretim süreçlerini ele almak ve bu ürünlerin etkili, kaliteli ve güvenli biçimde halka sunulmasını sağlamak amacıyla düzenlenen ‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ adlı konferans, TOBB İkiz Kuleler binasında gerçekleştirildi. Konferansta, geleneksel bitkisel tıbbi ürün sınıfında yer alan tıbbi bitki çaylarının ruhsatlandırma süreci, eczanelerden güvenli ürün temininin halk sağlığı açısından önemi, üretimde kalite, standardizasyon ve uygunluk kriterleri, papatya ve nane gibi tıbbi bitkilerin de yer aldığı 190 adet tıbbi bitki monografının etkin kullanımı gibi konular ele alındı. "190 adet tıbbi monograf kurumumuz tarafından hazırlandı" Burada konuşan TİTCK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, konferansta şu ifadeleri kullandı: "Dünya genelinde kapasitesi, tüketim miktarı artan tıbbi çay pazarında önce Türk halkına güvenli, kaliteli ve etkili çay sunmak üzere sonra da üretimde gösterdiğimiz bilimsel yaklaşımın mührü olarak kurumumuz onayıyla üretilecek sanayi ürünlerinin dünya raflarında güvenli bir şekilde yer alabilmesi için çok önemli adımlardan biri olan bu toplantıda her bir konu çok titizlikle seçildiğini ve amaca hizmet edeceğini vurgulamak isterim. Bu bağlamda kurumumuz ruhsat başvuru sahiplerinin erişebileceği ve adeta yemek kitabı niteliğinde 190 adet tıbbi bitki monografının kurumumuz tarafından hazırlanmış olduğunu, bu monografların sizlerin hizmetinde olduğunu bilmenizi isterim. Bu monografların üretici ve araştırmacıların hizmetine sunulması konusunda da idari olarak kolaylık sağlamamızı, başvuran herkesin bu desteği alabileceği sözünü vermek istiyorum. Ülkemizin zengin florası, ikliminin uygunluğu sadece Rize Çayı değil, çay terimine uygun endemik ve faydalı bitkilerinin olduğunu ve bunların da tıbbi yararlarının bilime dayalı olarak ispatlanarak TİTCK tarafından tescillenmesini sağlayacak sürecin korkutucu değil yol gösterici yaklaşımla birlikte yapmak üzere bu çalıştayı planladık." TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Ardıç ise tıbbi çayların ruhsatlandırılması sürecini ele almak ve üreticilerin bu alandaki yol haritasını netleştirmek üzere bir araya geldiklerini ifade ederek, "Hep birlikte, geleneksel tıbbi çay üretiminin standartlarını yükselterek hem sağlığımıza hem de ekonomimize katkı sağlayacak çözümler geliştireceğiz. Bugün burada ortaya koyacağımız görüşler ve çözüm önerileri, yalnızca bugünü değil, aynı zamanda tıbbi bitkiler alanında ülkemizin yarınını da şekillendirecektir. Toplantının sonunda ise hem sektörümüzün mevcut durumunu hem de ruhsatlandırma sürecinde atılması gereken adımları belirlemiş olacağız. İnanıyorum ki, toplantımız sonucunda ortaya çıkacak değerlendirmeler, mevzuat yapıcılar, düzenleyici otoriteler ve sektör temsilcileri için somut bir yol haritası oluşturacaktır" dedi. Programa, TİTCK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar’ın yanı sıra TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Ardıç, Başkent Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Başaran ile tıbbi çay üretim zincirinde yer alan üreticiler, ruhsat başvuru sahipleri, akademisyenler ve ilgili kamu kurumu yetkilileri katıldı.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 12:29
Sağlıklı yaşam için bilinçlendirmeye devam
DÜZCE(İHA) – Düzce’nin Akçakoca ilçesinde vatandaşların boy ve kilo ölçümleri yapılarak, vücut kitle indeksi hesaplamaları gerçekleştirildi. Akçakoca’da toplumda sağlıklı yaşam bilincini artırmak amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, Ayşe Hanım Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ile Lütfiye ve İsmail Baha Horoz Aile Sağlığı Merkezi’nde stantlar kurularak vatandaşlara yönelik bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirildi. Kurulan stantlarda vatandaşların boy ve kilo ölçümleri yapılarak, Vücut kitle indeksi hesaplamaları gerçekleştirildi. Ölçüm sonuçlarına göre vatandaşlara sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirme yapılarak, gerekli görülen durumlarda yönlendirmelerde bulunuldu. Gerçekleştirilen etkinlikle, vatandaşların sağlıklı yaşam alışkanlıkları konusunda farkındalıklarının artırılması hedefleniyor.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 11:49
Gediz Devlet Hastanesi’ne MR cihazı kurulumu yapılıyor
Gediz Devlet Hastanesi’ne kazandırılacak MR cihazının ihale sürecinin tamamlanıp sözleşmesinin imzalanmasının ardından, AK Parti Gediz İlçe Başkanı Osman Yılmaz, cihazın kurulum aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu gelişmeyle birlikte Gediz ve çevre ilçelerdeki vatandaşlar, artık MR hizmeti almak için başka il ve ilçelere gitmek zorunda kalmayacak. Bu durum, özellikle kronik hastalığı olan veya düzenli kontrol gerektiren hastalar için büyük kolaylık sağlayacak ve sağlık hizmetlerine erişimi önemli ölçüde artıracak. MR cihazının Gediz Devlet Hastanesi’ne kazandırılmasıyla ilgili açıklamalarda bulunan AK Parti Gediz İlçe Başkanı Osman Yılmaz, duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Yılmaz, "Gediz Devlet Hastanemizde yıllardır kanayan yara haline gelen MR cihazı için yapılan sözleşmenin ardından, kurulum aşamasına geçildiğinin müjdesini vermekten büyük mutluluk duyuyorum. Artık vatandaşlarımız başka illere gitmeden ilçemizde MR hizmetini alabilecekler. Bu, Gediz’imiz ve halkımız için sağlık alanında atılmış çok önemli bir adımdır" dedi. Yılmaz, cihazın ilçeye kazandırılmasında emeği geçen herkese teşekkür ederek, "MR cihazının ilçemize kazandırılmasında emeği geçen başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na, İl Başkanımız Sayın Ceyda Çetin Erenler’e, Milletvekillerimiz Sayın Adil Biçer, Sayın İsmail Çağlar Bayırcı ve Sayın Mehmet Demir’e sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Gediz’imize hayırlı olsun" ifadelerini kullandı. MR cihazının kurulumunun tamamlanmasıyla birlikte Gediz Devlet Hastanesi, bölgedeki sağlık hizmeti kalitesini önemli ölçüde artıracak modern bir donanıma kavuşmuş olacak.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 11:46
Uzmanlardan ’kene’ uyarısı: "Belirtiler keneye has değil, hemen ortaya çıkmayabiliyor"
Son dönemde endişeye neden olan keneye ilişkin uyarılarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Deniz Borcak, "Kene tutunduktan sonra belirtiler hemen ortaya çıkmayabiliyor. Belirtiler çok keneye has değil, grip gibi ateş, boğaz ağrısı, kas, eklem ağrısı olabilir. Kene ısırığıyla başvuran olgular olmakta ancak Kırım Kongo Kanamalı Ateşi tanılı hastamız yok, önceki yıllara göre artış tespit etmedik. Hastalık, yüzde 10-15 olguda ağır ve kanamalarla seyredebilir, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği kesin, etkili bir tedavi, aşı da yok. Yeni tür için de araştırmalar devam etmekte, endişeye gerek yok" dedi.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 11:42
Sivas’ta jinekolojik onkoloji uzmanı hasta kabulüne başladı
Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Sinem Özşahin Kılıç, Sivas Numune Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. 2013 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini bitiren Uzm. Dr. Kılıç, 2019 yılında Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında Uzmanlık Eğitimini, 2025 yılında ise Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi yandal eğitimini tamamladı. Sivas Numune Hastanesi’nde Jinekolojik Onkoloji göreve başlayan Uzm. Dr. Kılıç hasta kabulüne başladı. Sivas Numune Hastanesi resmi internet sayfasında yapılan duyuruda: "Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi polikliniğine başvurmak isteyen hastaların öncelikle ana branş polikliniklerinden muayene edilip yönlendirildikten sonra MHRS üzerinden randevu alarak başvurmaları gerekmektedir" ifadelerine yer verildi.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 11:26
"Yıllarca görme kaybı yaşayan hasta, ameliyatla iyileşti"
Doğuştan göz bebeği kayması ve katarakt, 53 yaşındaki Şirin Kılıç’ın hayatını gölgelemişti. Yıllarca süren arayışına Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Yıldırım, "Zorlu ama mümkün" diyerek son noktayı koydu. Yıldırım’ın üstlendiği riskli ameliyat başarıyla sonuçlandı. Şirin Kılıç artık dünyaya daha net bakıyor. Ölümcül hastalıklar kadar ciddi sonuçlar doğurmasa da görme kayıpları bireyin sosyal yaşamını, psikolojisini ve bağımsızlığını doğrudan etkiliyor. Doğuştan göz bebeği kaymış, çocukluk yıllarından bu yana ciddi görme kaybı yaşayan Şirin Kılıç’ın hayatı, 20 yıl boyunca "yapılamaz" denilen bir ameliyatla değişti. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde gerçekleştirilen cerrahiyle hem görme düzeyi arttı hem de göz yapısı düzeltildi. "Görme düzeyini artırmak ve kozmetik kazanım sağlamak mümkündü" Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Yıldırım, ameliyat öncesinde hastanın oldukça komplike bir tabloyla geldiğini söyleyerek "Hastamız doğuştan göz bebeği kaymış, göz bağları zayıflamış, kataraktı sertleşmiş bir durumdaydı. Gittiği hastanelerde cerrahi çok riskli olduğu için önerilmemişti. Görme düzeyi el hareketi hissi düzeyindeydi. Ancak detaylı değerlendirme sonrası, doğru teknik ve deneyimli bir ekiple bu zorlu ameliyatın mümkün olabileceğini öngördük" dedi. Teknoloji, deneyim ve hasta güveni Ameliyatta hem göze zarar vermeden sertleşmiş katarakt temizlendi hem de göz bebeği orta hatta alındı. Prof. Dr. Yıldırım, "Bu tarz ameliyatlar risklidir ama teknoloji, deneyim ve hasta güveni bir araya gelince cerrahi başarılabilinir. Biz de cerrahi tecrübemizi, teknolojik donanımımızı ve ekip ruhunu birleştirerek güzel bir sonuç elde ettik. Hastamızın görme oranı yüzde 30-40 seviyesine yükseldi. Şimdi hedefimiz diğer göze de müdahale ederek daha fonksiyonel bir yaşam sunmak" diye konuştu. "Kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum" Ameliyat sonrası görme yetisini yeniden kazanan Şirin Kılıç ise duygu dolu sözlerle süreci anlattı: "Gözüm neredeyse 20 yıldır görmüyordu. Bu süreçte çok sayıda doktora gittim ama hepsi ümitsiz baktı. Hiç kimse ameliyatımı kabul etmedi. Gözümde doğuştan gelen bir problem vardı, bebeklerim kenarda kalmıştı. Yıllarca çaresizce bekledim. Bir arkadaşım Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde ameliyat olmuştu. O vesileyle birkaç kez beni hastaneye getirdi. Başta gelmek istemedim çünkü yine ümitsiz bakacaklarını düşündüm. Yusuf hoca benimle çok güzel ilgilendi ve bu ameliyatı üstleneceğini söyledi. Sol gözüm tamamen kapanmıştı. Işık bile görmüyordum. Çok başarılı bir ameliyat geçirdim. Artık net görebiliyorum. Bu gözümün açılacağını, dünyayı yeniden göreceğimi hiç beklemiyordum. Ne kadar teşekkür etsem az. Dünyaları verseler almazdım; bana gözümü verdiler. Çok mutluyum."
23 Haziran 2025 Pazartesi - 11:23
Skolyozla mücadelenin anahtarı sporda
Omurga eğriliği olarak gözlemlenen skolyoz, çocukluk ile ergenlik dönemlerinde sıkça görülebiliyor. Özellikle büyüme ataklarının yaşandığı ergenlikte skolyozun ilerleme riski artabiliyor. Skolyoza karşı erken teşhisin ve sporun çok önemli olduğuna dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "Skolyozun erken teşhisi, hem fiziksel görünüm hem de genel sağlık açısından oldukça önemlidir. Özellikle yüzme, yoga ve pilates gibi omurga etrafındaki kasları dengeleyen sporları hastaların tedavi sürecini desteklemesi için öneriyoruz" diye konuştu. Okul çağındaki çocuklarda uzun süreli masa başında oturma, yanlış oturuş alışkanlıkları ve sırt çantalarının yanlış kullanımı gibi faktörler duruş bozukluklarına yol açabiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "Her duruş bozukluğu skolyoz anlamına gelmese de omuzlar arasında fark, kürek kemiklerinde çıkıklık ya da bel simetrisinde bozulma gibi fiziksel değişiklikler gözlemlendiğinde skolyozdan şüphelenilmelidir. Bu aşamada erken tanı çok önemlidir. Tarama programları, özellikle ilkokul ve ortaokul çağında uygulandığında skolyozun erken dönemde fark edilmesini sağlar. En basit tarama testi olan Adam’s Öne Eğilme Testi ile omurgadaki asimetriler gözlemlenebilir. Bu testte çocuk öne doğru eğildiğinde omurgada veya kürek kemiklerinde çıkıntı ya da eşitsizlik fark edilirse, detaylı değerlendirme için ortopedi uzmanına yönlendirilmelidir" dedi. Çocukların gelişimi takip edilmeli Skolyoz tanısının konulması için genellikle omurganın ön-arka röntgeni çekildiğini, eğrilik derecesinin Cobb açısı ile hesaplandığını kaydeden Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "Cobb açısının 10 derece üzerinde olması skolyoz tanısı için yeterlidir. Bu eğrilik 20 dereceye kadar takip edilebilirken, 20-40 derece arasında korse tedavisi gündeme gelir. 40 derece üzerindeki eğrilikler ise genellikle cerrahi değerlendirme gerektirir. Ergenlik döneminde, özellikle kız çocuklarında adet öncesi ve erkeklerde hızlı boy uzama dönemlerinde skolyozun ilerlemesi daha sık gözlenir. Bu nedenle ergenlik çağındaki çocukların skolyoz açısından daha sık izlenmeleri gerekir. Düzenli takipler, eğriliğin artma hızını ve müdahale ihtiyacını değerlendirmek açısından önemlidir" ifadelerini kullandı. Spor sadece kaslara değil, psikolojiye de iyi geliyor Sportif aktivitelerin skolyozun yönetiminde hem fiziksel hem de psikolojik açıdan faydalı olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü: "Özellikle yüzme, yoga ve pilates gibi omurga etrafındaki kasları dengeleyen sporlar önerilir. Ancak halter, güreş veya tenis gibi tek taraflı yük bindiren sporlar konusunda dikkatli olunmalı, gerekiyorsa fizyoterapist eşliğinde kişiye özel egzersiz programları düzenlenmelidir. Sonuç olarak skolyozda başarı, erken tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile mümkündür. Ebeveynlerin, öğretmenlerin ve sağlık çalışanlarının bilinçli olması, çocukların sağlıklı bir omurga gelişimi göstermesi için kritik bir rol oynamaktadır" sözlerini aktardı.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 10:55
D vitamini eksikliği anne ve bebeği olumsuz etkiliyor
Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Neonatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, hamileler ve bebeklerde D vitamininin eksikliği ile ilgili önemli uyarılarda bulundu. Vücutta kemiklerin oluşup sağlıklı kalmasında kalsiyumla birlikte önemli bir fonksiyonu olan D vitamini, bağışıklık sistemini destekleyerek kasların ve beyin hücrelerinin çalışmasını sağlıyor. DNA’ya doğrudan bağlanabildiği için aynı zamanda bir hormon olarak sınıflandırılan D vitamininin vücuttaki miktarı; cilt rengi, hangi coğrafyada yaşandığı ve yaşam tarzına göre değişebiliyor. Vitamin D’nin eksikliğinin de özellikle anne adayları ve bebeklere olumsuz etkileri olabiliyor. "D vitamini en çok güneşten alınır" Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, D vitamininin en çok güneşten alındığını söyleyerek, "Vücudun ne kadar D vitamini ürettiği birçok unsura bağlıdır. Bunlar arasında güneş ışınlarına hangi saatler arasında maruz kalındığı, mevsim, hangi coğrafyada yaşandığı ve cildin rengi önemlidir. Mesela nerede yaşadığınıza ve yaşam tarzınıza bağlı olarak, kışın güneşten çok ya da az veya hiç D vitamini alamazsınız. Yumurta, süt, balık ile hayvansal besinlerin yanı sıra mantar ve bazı sebzelerde de bulunan D vitamini en çok güneşten alınmaktadır. Vücutta yeterli miktarda D vitamini sentezlenmediğinde ve özellikle gebelik döneminde eksik olan D vitamini hem annede hem de doğumdan sonra bebekte ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır" dedi. D vitaminin beyin dokusunda önemli role sahip olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kurtoğlu, "Vitamin D, bir vitamin olarak bilinmekte ise de hayatın tüm dönemlerinde birçok doku ve fonksiyonlarına olumlu etkileri nedeniyle hormon özelliği taşıdığı da kabul edilmektedir. Vitamin D eksikliği rikets, kemik zayıflığı, kemik erimesi ve çocuklarda erişkinlerde, yaşlılarda kemik kırıklarına yol açmaktadır. Bu etkilerinin dışında vücut bağışıklığı, kardiovasküler fonksiyonlar, metabolik hastalık tablosu, kanser ve otoimmun hastalıklar açısından koruyucu etkileri ortaya konulmuştur. Böbreklerde aktif D vitamini formuna dönüşür. Diğer etkilerine ek olarak beyin dokusunda önemli rollere sahiptir. Nöronlarda artma ve farklılaşma aşamalarında beyin ve sinirlerde vitamin D reseptörlere bağlanarak etki eder. Nörolojik gelişmeye olumlu katkıları ile ileri yaşlarda görülen dejeneratif beyin hastalıkları ihtimali azalmaktadır" ifadelerini kullandı. D vitamini eksikliğinin anne adayına etkileri hakkında bilgiler veren Kurtoğlu, "Gebelikte D vitamini eksikliği maternal inflamasyonun artışı ile birlikte tansiyon yükselmesi ve proteinüri yani preeklampsi ihtimalini artırır. Bu durum hamileler ve anne karnındaki bebeklerde hayati riske yol açabilir. Ayrıca gebelik diyabeti gelişebilir. Bebekte ise prematürite ve intrauterin büyüme kısıtlanmasına yol açmaktadır. Gebelikte obezite yüzde 22 oranında gözlenmektedir. Gebelerde obezite artışı D vitamini eksikliğinde daha sıktır. Yağ dokusunun artışı ile D vitamini düzeyi düşmeye başlar ve anne-bebek için olumsuz sonuçlara yol açar. Gebelikte D vitamini eksikliği bağışıklık sistemini bozarak viral efeksiyonlarda artışa yol açar ve anne ile bebekte bir dizi probleme yol açar. Vajende aerobik ve anaerobik bakterilerin artışı bakteriel vajinosiz olarak bilinir. Vitamin D düzeyi yetersiz olan gebelerde vajinozis artar ve servikal bölgede (rahim) ve amnios sıvısında enfeksiyon gelişir. Bu durum prematüre doğum ve nörolojik problemlere yol açabilmektedir" dedi. Kurtoğlu, D vitamini düşüklüğünün bebek üzerindeki etkileri hakkında ise şu ifadeleri kullandı: "İntrauterin büyüme kısıtlanması, prematür doğum, düşük doğum ağırlığı, nöral tüp defektlerinde artış (belde açıklık ve kese). Gebelikte D vitamini eksikliğine bağlı enflamasyonla beyin gelişimi de olumsuz etkilenmektedir. Bebeklerde serebral palsy, anksiete, depresyom, otizm ve dikkat eksikliği hiperaktive bozuklukları sık görülmektedir. İlerleyen yaşlarda şizofreni, depresyon, demans ve Parkinson gibi dejeneratif beyin hastalıkları ihtimali artmaktadır. Ayrıca kardiovasküler problemler, metabolik sendrom, kanser ve otoimmün hastalıklarda artış daha fazla gözlenir. Kemik gelişimi ve sağlığında sorunlar oluşabilir. Bunlar arasında raşitizm, osteomalazi, osteopeni, osteoporoz ve kırıklarda artma gözlenir." D vitamini eksikliğinde ne yapılmalı? Eksik D vitamini için yapılması gerekenler hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Kurtoğlu, "Ülkemizde 2005 yılında yapılan araştırmada gebelerde yüzde 81,7 ve bebeklerde yüzde 40 oranında D vitamini eksikliği tespit edilmiştir. Gebelik öncesinde vitamin D kaynakları ile beslenme ve D vitamini desteği önemlidir. Gebelikte D vitamini düzeyi 20 nanogram/ml altında ise yetersiz, 12 altında ise düşük olarak yorumlanır. Sağlık Bakanlığı gebelerde 12 haftadan sonra ve doğumdan itibaren 6 ay süreyle günlük D vitamini desteğinin bin 200 ünite olarak uygulanmasını önermektedir. Anne adaylarında yoğurt tüketimi de önemlidir. Bebeklere ise günlük 400 ünite D vitamini verilmektedir. Gebeler, D vitamininden zengin olan yumurta, süt, yoğurt, karaciğer ve balık (somon, sardalye, uskumru, morina gibi) tüketimine önem vermelidir. Bir yumurta 20, bir bardak süt 100, 1 tatlı kaşığı balık yağı 400, 100 gram somon balığı 345 ünite D vitamini içermektedir. D vitamini için güneşlenme önemli bir kaynaktır. Derinin hafif pembeleşmesinin gerçekleştiği 15-30 dakika güneşlenme ile 2 bin ünite D vitamini üretilmektedir" ifadelerini kullandı.
23 Haziran 2025 Pazartesi - 10:42
Karın ağrısı deyip geçmeyin, ciddi hastalıkların belirtisi olabilir
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Belkıs İpekçi, çocuklarda en sık görülen sindirim sistemi hastalıklarına dikkat çekti. Çocuk gastroenterolojinin çocukların sindirim sistemiyle ilgili hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgilendiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Belkıs İpekçi, "Bu bölümde, yemek borusu, mide, bağırsaklar, karaciğer, safra kesesi ve pankreas gibi organların hastalıkları takip edilir. Örneğin; çocuklarda sık karşılaşılan reflü hastalığı, çölyak hastalığı, inflamatuvar bağırsak hastalıkları (Crohn hastalığı ve ülseratif kolit), karaciğer hastalıkları, kronik karın ağrıları, beslenme bozuklukları ve sık ishal gibi durumlar çocuk gastroenterologlarının ilgilendiği hastalıklar arasındadır" dedi. Büyüme-gelişim problemleri ve beslenme sorunlarının da bu bölümün önemli çalışma alanları olduğunu kaydeden İpekçi, çocukların sağlıklı büyüyüp gelişmesini sağlamayı ve sindirim sistemiyle ilgili problemleri en etkili şekilde tedavi etmeyi amaçladıklarını vurguladı. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çocuk gastroenteroloji hastalığına yönelik her türlü laboratuvar ve görüntüleme tetkiklerinin mevcut olduğunu belirten Dr. İpekçi, endoskopi ünitesinde çocuklara üst gastrointestinal sistem endoskopisi ve kolonoskopi gibi işlemler de yapılabildiğini dile getirdi. "Mutlaka uzmana başvurulmalıdır" Çocuk Gastroenteroloji Kliniği’ne hastaların en sık karın ağrısı, kabızlık, ishal, büyüme geriliği, sarılık gibi şikayetlerle geldiğini dile getiren Dr. İpekçi, "Çocuklarda karın ağrısı oldukça sık görülür ve çoğu zaman basit, kendiliğinden geçen nedenlerden kaynaklanır. Ancak bazı durumlarda karın ağrısı ciddiye alınmalı ve mutlaka uzmana başvurulmalıdır. Örneğin; ağrı şiddetliyse, aniden başladıysa veya giderek kötüleşiyorsa, karın ağrısına yüksek ateş eşlik ediyorsa, çocuğun kilo kaybı, iştahsızlık, sürekli kusma, kanlı dışkı gibi belirtileri varsa, karın ağrısı uzun süredir devam ediyor ve günlük hayatını olumsuz etkiliyorsa, karında sertlik, şişlik ya da dokununca çok hassasiyet varsa, çocukta yürüme güçlüğü, idrar yaparken ağrı veya sarılık gibi ek şikayetler varsa mutlaka bir çocuk sağlığı hastalıkları veya çocuk gastroenteroloji uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü karın ağrısı bazı ciddi hastalıkların belirtisi olabilir ve erken tanı ile tedavi süreci çok daha başarılı olur" ifadelerine yer verdi. "Doğru tanı ile yönetilmeleri önemlidir" Çocuklarda gıda intoleransı ve alerjilerin de oldukça yaygın olduğuna dikkat çeken İpekçi, aralarında önemli farkların olduğunu vurguladı. Gıda alerjisini, bağışıklık sisteminin belirli bir gıdaya karşı anormal reaksiyon vermesi durumu olarak açıklayan Dr. Öğr. Üyesi İpekçi, "Çocuklarda en sık görülen gıda alerjileri arasında süt, yumurta, fındık, soya, buğday ve deniz ürünleri bulunur. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 6-8’i hayatlarının bir döneminde gıda alerjisi yaşayabiliyor. Bazı çocuklarda bu alerjiler zamanla düzelebilir" şeklinde konuştu. Gıda intoleransını ise bağışıklık sistemiyle ilgili olmayan, genellikle sindirim sistemi kaynaklı reaksiyon olarak açıklayan İpekçi "En yaygın intolerans tipi laktoz intoleransıdır. (süt şekeri sindirilememe) Gıda intoleransları, alerjilere kıyasla daha yaygındır ama genellikle hayatı tehdit edici değildir. Özetle, hem gıda alerjileri hem de intoleransları çocuklukta sık görülür ve doğru tanı ile yönetilmeleri önemlidir. Çünkü yanlış beslenme alışkanlıkları veya tanısız gıda kısıtlamaları büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkileyebilir" diye konuştu. "Fastfood ve hazır gıdaların tüketimi sınırlandırılmalı" Fastfood ve hazır gıdaların, genellikle yüksek yağ, tuz ve şeker içerirken, lif oranlarının ise oldukça düşük olduğuna değinen Dr. Belkıs İpekçi, "Bu tür beslenme alışkanlıkları çocuklarda sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkileyebilir. Örneğin, düşük lif tüketimi kabızlık gibi sindirim problemlerine yol açabilir, aşırı yağ ve tuz alımı, mide rahatsızlıkları ve reflü riskini artırabilir. Çocukların sağlıklı büyüyüp gelişebilmeleri için mümkün olduğunca taze, dengeli ve lif açısından zengin gıdalarla beslenmeleri çok önemlidir. Fastfood ve hazır gıdaların tüketimi sınırlandırılmalı, ebeveynler ve eğitimciler bu konuda bilinçlendirilmelidir" dedi. Çocukların sağlıklı bir sindirim sistemine sahip olması için ebeveynlerin dikkat etmesi gereken önemli noktalara da değinen İpekçi, dengeli ve çeşitli beslenmenin önemli olduğunu ifade etti. Çocuklara taze sebze, meyve, tam tahıllar ve lif açısından zengin gıdalar sunmanın sindirim sistemini desteklediğini dile getiren Öğr. Üyesi İpekçi, fastfood ve işlenmiş gıdaların mümkün olduğunca azaltmanın önemli olduğunu vurguladı. "Çocuklarda stres ve kaygı sindirim problemlerini tetikleyebilir" Su tüketiminin sindirim sisteminin düzgün çalışması için gerekli olduğunu bildiren Dr. Öğr. Üyesi Belkıs İpekçi, günlük su tüketiminin çocukların yaşına ve kilosuna uygun şekilde sağlamaya özen gösterilmesi gerektiğinin üzerinde durdu. Hareketin, bağırsak hareketlerini destekleyerek kabızlığı önlediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi İpekçi, "Çocuklarda stres ve kaygı sindirim problemlerini tetikleyebilir. Rahatlatıcı ortamlar ve psikolojik destek gerektiğinde önemlidir. El yıkama gibi basit hijyen önlemleri enfeksiyonları önler ve sindirim sağlığını korur. Sindirimle ilgili şikayetler uzun sürerse veya ciddiyse mutlaka bir çocuk gastroenteroloğuna başvurulmalı" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder