SAĞLIK
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:26 Uzmandan hantavirüs uyarısı: "Küresel salgın riski düşük ancak korunma önlemleri önemli" Hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" dedi. Son günlerde bir gemide görülen vakalarla yeniden gündeme gelen hantavirüs enfeksiyonlarına ilişkin uzmanlar uyarılarda bulundu. Kemirgenler aracılığıyla bulaşan hastalığın özellikle riskli meslek gruplarında daha sık görülebildiği söyleyerek, korunma önlemlerinin önemine dikkat çekildi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğunu belirterek, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Bu nedenle tarım çalışanları, doğada aktif görev yapan kişiler ve veterinerler gibi risk gruplarında hastalık daha sık görülebilmektedir" diye konuştu. "İki farklı klinik tabloya yol açabiliyor" Hantavirüs enfeksiyonlarının iki ana klinik formunun bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Akciğer tutulumu ile seyreden tipi daha çok Amerika kıtasında görülürken, böbrek yetmezliği bulgularıyla seyreden formu ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi’nde karşımıza çıkmaktadır" şeklinde konuştu. "İnsandan insana bulaş genellikle görülmüyor" Hastalığın ateş, halsizlik, yorgunluk ve bazı vakalarda kanama gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Türkiye’de ilk vakalar 2000’li yıllarda Zonguldak ve Giresun’da bildirilmiştir. Aynı dönemde Samsun’da da takip ettiğimiz vakalar bulunmaktaydı. Son dönemde gündeme gelen salgında rol oynayan Andes alt tipinin nadir de olsa insandan insana bulaşabileceği bilinmektedir. Tedavi süreci genellikle destekleyici yaklaşımlarla yürütülmektedir" ifadelerini kullandı. "Korunma önlemleri önem taşıyor" Hantavirüsten korunmak için kemirgenlerle temastan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" açıklamasında bulundu. "COVID-19 benzeri pandemi beklenmiyor" Hastalığın bulaşma yolları nedeniyle COVID-19 benzeri küresel bir salgın riskinin beklenmediğini dile getiren Prof. Dr. Leblebicioğlu şunları söyledi: "Mevcut bilgiler ışığında hantavirüsün dünya çapında bir pandemiye yol açması beklenmemektedir."
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:25 Profesörden ’Hantavirüs’ uyarısı: "Kapalı alanlar risk taşıyor" Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, son günlerde gündeme gelen hantavirüs vakalarına ilişkin uyarılarda bulundu. Virüsün genellikle kemirgenlerden bulaştığını belirten Geyik, özellikle uzun süre kapalı kalan depo, gemi ve ambar gibi alanlarda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, gündemde olan hantavirüs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bir turistik seyahat gemisinde görülen hantavirüs enfeksiyonu toplumda endişe oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hantavirüsler; başta fareler ve kemirgenler olmak üzere bazı yabani kemiriciler tarafından taşınan, insanlarda ciddi solunum ve böbrek yetmezliği tablolarına yol açabilen viral enfeksiyon etkenleridir. Önceki yıllarda ülkemizde de tespit edilmiş hastalıklardandır. Özellikle uzun süre kapalı kalan yaşam alanları, gemiler, depolar, ambarlar, konteynerler, liman sahaları, yiyecek stok alanları ve uzun süre kullanılmamış ortamlar bulaşma riski açısından önemlidir" dedi. Hantavirüs bulaş yolları Hantavirüsün insandan insana kolay bulaşan bir hastalık olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "En sık bulaş yolu: Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyası ile kirlenmiş ortamların solunması, fare dışkısı bulunan alanların süpürülmesi sırasında virüsün havaya karışması, kirli yüzeylere temas sonrası ağız, burun veya göze dokunulması ve nadiren kemirgen ısırıklarıdır" şeklinde konuştu. "1–8 hafta içinde ortaya çıkabilir" Belirtiler genellikle kemirgen teması sonrası 1–8 hafta içinde ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hastalık başlangıçta grip benzeri belirtilerle ortaya çıkar. Yüksek ateş, halsizlik, aşırı yorgunluk, baş/kas/karın/sırt ağrıları, bulantı ve kusma sık görülen bulgulardır. Ağır vakalarda ise: öksürük, nefes darlığı, akciğer tutulumu, böbrek fonksiyon bozukluğu, tansiyon düşüklüğü ve yoğun bakım gereksinimi olabilir. Bize yakın coğrafyada klinik olarak genellikle böbrek hasarı ve hemorajik ateşle seyreden "böbrek sendromuna" rastlanırken Amerika coğrafyasında ise nefes darlığı, hipotansiyon, akciğer ödemi ve solunum yetmezliği ile karakterize hastalık tablosu daha çok görülür" ifadelerini kullandı. Korunma için hayati önlemler Fare ve kemirgen kontrolü şart olduğunu söyleyen Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Gıda depoları kapalı tutulmalı, açıkta yiyecek bırakılmamalı, çöp alanları düzenli temizlenmeli, gemilerde ve limanlarda profesyonel kemirgen kontrolü yapılmalıdır. Kemirgen dışkısı görülen alanlarda kuru süpürme veya elektrikli süpürge kullanımı virüsü havaya yayabilir. Temizlik sırasında eldiven ve maske takılmalı, çamaşır suyu içeren dezenfektanlar kullanılmalıdır. Uzun süre kapalı kalan depo, ambar, gemi kamarası veya konteynerler uzun süre havalandırılmalıdır. Riskli alanlarda:N95/FFP2 maske, eldiven, koruyucu gözlük takılmalıdır" açıklamasında bulundu. Risk altında olanlar ve risk durumu Dr. Mehmet Faruk Geyik şunları söyledi: Gemi personelleri, liman çalışanları, depo ve ambar çalışanları, temizlik personelleri, kampçılar ve kırsal alan çalışanları, uzun süre kapalı alan temizliği yapan kişiler risk altındadır. Hantavirüs nadir görülen ancak ciddi seyredebilen bir enfeksiyondur. Şu an için toplumda yaygın bir salgın olduğuna bir veri bulunmamaktadır. Ateş, yoğun halsizlik, nefes darlığı veya kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması önerilir. Toplum sağlığının korunması için doğru bilgiye dayalı hareket etmek, hijyen kurallarına uymak ve resmi sağlık otoritelerinin açıklamalarını takip etmek hayati önem taşımaktadır."
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:18 Erzurum’da "tam buğday ekmeği yaygınlaştırma kampanyası" tanıtım toplantısı düzenlendi "Tam Buğday Ekmeği Yaygınlaştırma Kampanyası" tanıtım toplantısı, Erzurum Şehir Hastanesi Konferans Salonu’nda geniş katılımla gerçekleştirildi. Program, tam buğday ekmeğiyle ilgili hazırlanan tanıtım filminin izletilmesiyle başladı. Ardından protokol üyeleri açılış konuşmalarını gerçekleştirdi. Toplantıda, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Dr. Murat Ağırtaş, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kılıç ve Erzurum Valisi Aydın Baruş katılımcılara hitap etti. Programda, Sağlık Bakanlığı adına sunum yapan Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirer, sağlıklı beslenmenin toplum sağlığı açısından önemine dikkat çekti. Demirer, yaptığı konuşmada, "Sağlık kaybının çok önemli bir kısmı, yaklaşık dörtte biri beslenme alışkanlıklarından kaynaklanıyor. Yanlış beslenme bugün birçok hastalığın temel sebeplerinden biri haline gelmiş durumda. Her yıl milyonlarca insan, sağlıksız beslenmeye bağlı hastalıklarla karşı karşıya kalıyor. Özellikle kanser vakalarının önemli bir bölümü ve tip 2 diyabet hastalıkları, yanlış diyet alışkanlıklarıyla ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla burada yapılması gereken şey çok açık. Öncelikle risk faktörlerini doğru belirleyeceğiz. Beslenmede nerede hata yaptığımızı tespit edeceğiz ve bunların iyileştirilmesi için planlı politikalar geliştireceğiz. Bugün burada özellikle üzerinde durduğumuz konu ise tam tahıl tüketiminin artırılmasıdır. Çünkü bu, sağlık açısından en önemli koruyucu faktörlerden biri olarak görülüyor. Bunu ortaya koyan yalnızca tek bir çalışma da yok. Yapılan başka araştırmalarda da tam tahıl tüketiminin yetersiz olmasının, ölüm oranları ve hastalık yüküyle doğrudan ilişkili olduğu ortaya konuldu. 28 ülkede, 6 milyondan fazla insanın verileri üzerinde gerçekleştirilen çalışmalarda, yeterli tam tahıl tüketiminin sağlık açısından en önemli koruyucu unsurlardan biri olduğu değerlendirildi" dedi. Sunumun ardından protokol üyeleri tarafından imza töreni gerçekleştirildi. Daha sonra protokol üyeleri tam buğday ürünlerinin sergilendiği stantları gezdi. Programa konuşmacıların yanı sıra Erzurum Tarım ve Orman Müdürü Alpaslan Kenger, Erzurum İl Sağlık Müdürü Gürsel Bedir, Erzurum Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Yer, Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mesud Fakirullahoğlu, kurum müdürleri, STK temsilcileri, davetliler ve vatandaşlar katıldı.
İEÜ Medical Point Hastanesi’ne uluslararası akreditasyon
23 Haziran 2025 Pazartesi - 10:28 İEÜ Medical Point Hastanesi’ne uluslararası akreditasyon İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, Nükleer Tıp Bölümü ile uluslararası alanda önemli bir başarıya imza attı. ‘’Teranostik’’alanında, Avrupa Nükleer Tıp Derneği (EANM) tarafından verilen uluslararası akreditasyon süreci başarıyla tamamlandı ve hastane, bu prestijli sertifikaya sahip sayılı merkezlerden biri oldu. Terapi ve teşhis kelimelerinin birleşiminden oluşan "Teranostik", özellikle kanser gibi ciddi hastalıkların kişiye özel tanı, tarama ve tedavi süreçlerini kapsayan yenilikçi bir yaklaşım sunuyor. Tanı ve tedavi amacıyla kullanılan özel maddelerin aynı anda uygulandığı bu yöntem, hastalığın hem tespit edilmesini hem de tedavi edilmesini mümkün kılıyor. Aynı zamanda ‘’akıllı atom tedavisi’’ olarak da tanımlanan bu gelişmiş uygulama sayesinde, hastalara erken teşhis ve hedefe yönelik tedavi seçenekleriyle üst düzey bir sağlık hizmeti sunulabiliyor. Uluslararası düzeyde geçerliliği olan bu akreditasyonla birlikte İzmir Medical Point Hastanesi, ülkemizde sayısı sınırlı olan merkezlerden biri haline gelerek; bölge halkına ve tüm Türkiye’ye ileri teknolojiye dayalı tanı ve tedavi hizmeti sunma kapasitesini daha da güçlendirdi. "Bu başarı, bilimsel yetkinliğimizin ve hasta odaklı yaklaşımımızın bir göstergesidir’’ İzmir Medical Point Hastanesi Nükleer Tıp Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgür Şanlı, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Uluslararası bir kurum tarafından onaylanmak bizler için büyük bir gurur. Bu akreditasyon, bilimsel altyapımızın, teknolojik donanımımızın ve hasta odaklı yaklaşımımızın uluslararası düzeyde kabul gördüğünün göstergesidir. ‘Teranostik’ alanındaki bu yetkinliğimiz sayesinde hastalarımıza en güncel ve etkili tedavi seçeneklerini sunmaya devam edeceğiz" dedi. "Sağlıkta yenilikçi çözümleri ülkemize kazandırmaya devam edeceğiz" Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Veysi Kubba ise hastanenin bu önemli başarısı hakkında şunları söyledi: "Medical Point olarak hedefimiz; yalnızca tedavi değil, aynı zamanda tanı süreçlerinde de en ileri teknolojiyi kullanarak insan hayatına dokunmaktır. Uluslararası geçerliliği olan bu sertifika ile hasta güvenliği ve klinik mükemmellik alanlarında çıtamızı bir kez daha yükselttik. Gelecekte de inovatif çözümleri ülkemize kazandırmak ve halkımıza en iyisini sunmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, sağlıkta kalite ve yenilik anlayışı doğrultusunda; kanser başta olmak üzere birçok hastalıkta erken tanı ve etkili tedavi süreçlerini destekleyen bu tür uluslararası sertifikasyonlarla sağlık hizmetlerinde öncü konumunu pekiştirmeyi sürdürüyor.
Korkularını aştı geçirdiği operasyonla sağlığına kavuştu
23 Haziran 2025 Pazartesi - 10:01 Korkularını aştı geçirdiği operasyonla sağlığına kavuştu Adana’da yaşayan 67 yaşındaki Cemile Yenilmez, belindeki şiddetli ağrılara rağmen yakın çevresinin ’engelli kalırsın’ uyarıları ve riskler nedeniyle ameliyat olmaktan korktu. Sonunda cesaretini toplayarak ameliyat olan Yenilmez, sağlığına kavuştu. 67 yaşındaki Cemile Yenilmez, 5 sene önce yürüme bozukluğu şikayetiyle hastaneye gitti. Belinde fıtık olduğu tespit edilen Yenilmez, doktorların riskleri anlatması ve yakınlarının uyarılarıyla hep ameliyat olmaktan korktu. 5 yıldır bir çok doktora giden Yenilmez, en son Adana’da Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e başvurdu. Geçtiğimiz ay ameliyat olan Yenilmez, sağlığına kavuştu. "Soyadım Yenilmez ama yenildiğimi sanmıştım" Cemile Yenilmez, "Bir ay önce buraya çok kötü bir halde gelmiştim. Hep beni korkuttular. ‘Boydan boya kesileceksin, çok riskli, felç kalabilirsin’ dediler. Bu yüzden ameliyatı hep erteledim. Buraya iki kişinin yardımıyla gelmiştim. Burada ameliyat oldum ve şimdi çok iyiyim. Benim soyadım Yenilmez, yenildiğimi sanmıştım ama doktorumu buldum ve şimdi çok iyiyim" dedi. "Hastamız artık sağlığına kavuştu" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen ise hastasının çok korktuğunu ancak başarı oranının riskten daha yüksek olduğuna dikkat çekti. Şen "Elbette biz de riskleri anlatıyoruz. Ancak yüzde 10 komplikasyon riski varsa ve yüzde 80 başarı ihtimali söz konusuysa, hastaya bardağın dolu tarafını da göstermek gerekir. Ameliyattaki komplikasyonları mutlaka açıklamalıyız ama kazanımları da doğru şekilde aktarmalıyız. Hastamızı bir ay önce mikrocerrahi yöntemiyle torakal bölgeden ameliyat ettik. Şimdi kendi ifadesiyle ayakta durabiliyor ve yürüyebiliyor. Bu, insan için çok büyük bir nimet. Çünkü yatalak bir hastanın bakımı hem kendisi hem de yakınları için gerçekten büyük bir yük ve zorluk" diye konuştu. "Riskleri net bir şekilde belirtelim" Meslektaşlarına da çağrıda bulunan Prof. Dr. Şen, "Bu vesileyle özellikle genç meslektaşlarıma seslenmek istiyorum. Riskleri mutlaka belirtelim, komplikasyonları açıkça anlatalım. Ancak başarı oranlarını da gerçekçi ve doğru şekilde ifade ederek, hastaya hem kazanımları hem de kayıpları net bir şekilde sunmamız gerekiyor" diyerek sözlerini tamamladı.
Tedavi edilmeyen alerjik rinit işitme kaybına yol açabiliyor
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:54 Tedavi edilmeyen alerjik rinit işitme kaybına yol açabiliyor Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Asiye Merve Erdoğan, burun tıkanıklığı, öksürük ve kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan ve masum görünen alerjik rinitin, zamanında tedavi edilmediğinde uyku apnesinden, işitme kaybına kadar pek çok ciddi sağlık sorununa yol açabildiğini söyledi. Alerjilere bağlı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Asiye Merve Erdoğan, açıklamalarda bulundu. Alerjik reaksiyonların vücutta doğuştan gelen bir duyarlılıkla oluşabildiğini ifade eden Dr. Erdoğan, "Bahar ve yaz aylarında ortaya çıkan alerjilerde vücut bazı çevresel maddeleri yabancı olarak algılar ve savunma mekanizmasını devreye sokar. Bu durum burun akıntısı, hapşırık, öksürük, burun ve boğazda kaşıntı gibi belirtilerle kendini gösterir. Başta hafif seyreden bu şikayetler zamanla günlük yaşam kalitesini ciddi oranda etkileyebilir" diye konuştu. "Alerjenden uzak kalmak önemli" Alerjik rinitin en doğru tedavisinin alerjen maddelerden uzak durmak olduğunun altını çizen Dr. Erdoğan, bunun her zaman mümkün olamadığını dile getirdi. Belirtileri kontrol altına almak için uygun ilaçların kullanılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Ağızdan alınan ilaçlar ya da burun spreyleri ile semptomlar hafifletilebilir. Ancak her ilacın potansiyel yan etkileri olabilir. Uyku hali, bulantı ve nadiren kusma gibi yan etkiler görülebilir. Bu nedenle ilaç kullanımının mutlaka hekim önerisiyle yapılması gerekir" ifadelerini kullandı. Alerjik rinitin sadece burun tıkanıklığıyla sınırlı kalmadığını, tedavi edilmediğinde daha ciddi hastalıklara neden olabileceğini aktaran Erdoğan, "Alerji nedeniyle yaşanan sıkıntılar zaman içerisinde horlama, uyku apnesi, kronik sinüzit ve orta kulakta sıvı birikimi gibi sıkıntılara neden olabilir. Orta kulak tedavi edilmediğinde ise bu durum işitme kaybı gibi ciddi durumlarla hastayı karşı karşıya bırakabilir" uyarısında bulundu. "Enfeksiyon ile karıştırılabilir" Alerjinin bazı durumlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğini de ifade eden Dr. Erdoğan, "Alerjiler bazen geçmeyen burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı ile kendini gösterdiğinde, enfeksiyon sanılarak gereksiz antibiyotik kullanımlarına yol açabilir. Bu da hastalığın aslında tedavisiz kamasına ve komplikasyonlara neden olabilir. Bu nedenle doğru tanı konulması önemlidir. Alerjiye erken dönemde tanı konulması hastaların yaşam kalitesini de artırıyor. Kısa ve uzun vadeli komplikasyonlardan kaçınmak ve yaşam kalitesini korumak için ilk belirtilerde hekime başvurmak çok önemlidir. Özellikle çocuklarda işitme ve konuşma gelişimi açısından bu tür alerjik tabloların göz ardı edilmemesi gerekir" diyerek sözlerini tamamladı.
Tedavi edilmeyen alerjik rinit işitme kaybına yol açabiliyor
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:52 Tedavi edilmeyen alerjik rinit işitme kaybına yol açabiliyor Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Asiye Merve Erdoğan, burun tıkanıklığı, öksürük ve kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan ve masum görünen alerjik rinitin, zamanında tedavi edilmediğinde uyku apnesinden işitme kaybına kadar pek çok ciddi sağlık sorununa yol açabildiğini söyledi. Alerjilere bağlı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Asiye Merve Erdoğan, açıklamalarda bulundu. Alerjik reaksiyonların vücutta doğuştan gelen bir duyarlılıkla oluşabildiğini ifade eden Dr. Erdoğan, "Bahar ve yaz aylarında ortaya çıkan alerjilerde vücut bazı çevresel maddeleri yabancı olarak algılar ve savunma mekanizmasını devreye sokar. Bu durum burun akıntısı, hapşırık, öksürük, burun ve boğazda kaşıntı gibi belirtilerle kendini gösterir. Başta hafif seyreden bu şikayetler zamanla günlük yaşam kalitesini ciddi oranda etkileyebilir" diye konuştu. "Alerjenden uzak kalmak önemli" Alerjik rinitin en doğru tedavisinin alerjen maddelerden uzak durmak olduğunun altını çizen Dr. Erdoğan, bunun her zaman mümkün olamadığını dile getirdi. Belirtileri kontrol altına almak için uygun ilaçların kullanılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Ağızdan alınan ilaçlar ya da burun spreyleri ile semptomlar hafifletilebilir. Ancak her ilacın potansiyel yan etkileri olabilir. Uyku hali, bulantı ve nadiren kusma gibi yan etkiler görülebilir. Bu nedenle ilaç kullanımının mutlaka hekim önerisiyle yapılması gerekir" ifadelerini kullandı. Alerjik rinitin sadece burun tıkanıklığıyla sınırlı kalmadığını, tedavi edilmediğinde daha ciddi hastalıklara neden olabileceğini aktaran Erdoğan, "Alerji nedeniyle yaşanan sıkıntılar zaman içerisinde horlama, uyku apnesi, kronik sinüzit ve orta kulakta sıvı birikimi gibi sıkıntılara neden olabilir. Orta kulak tedavi edilmediğinde ise bu durum işitme kaybı gibi ciddi durumlarla hastayı karşı karşıya bırakabilir" uyarısında bulundu. "Enfeksiyon ile karıştırılabilir" Alerjinin bazı durumlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğini de ifade eden Dr. Erdoğan, "Alerjiler bazen geçmeyen burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı ile kendini gösterdiğinde, enfeksiyon sanılarak gereksiz antibiyotik kullanımlarına yol açabilir. Bu da hastalığın aslında tedavisiz kamasına ve komplikasyonlara neden olabilir. Bu nedenle doğru tanı konulması önemlidir. Alerjiye erken dönemde tanı konulması hastaların yaşam kalitesini de artırıyor. Kısa ve uzun vadeli komplikasyonlardan kaçınmak ve yaşam kalitesini korumak için ilk belirtilerde hekime başvurmak çok önemlidir. Özellikle çocuklarda işitme ve konuşma gelişimi açısından bu tür alerjik tabloların göz ardı edilmemesi gerekir" dedi.
Uzmanından uyarı: "Susama hissi yanıltıcı olabilir, susamadan su için"
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:49 Uzmanından uyarı: "Susama hissi yanıltıcı olabilir, susamadan su için" Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla sıcaklık ve nem oranındaki artış, insan sağlığı açısından önemli bir tehdit olan "dehidrasyon" riskini gündeme getiriyor. Prof. Dr. Mehmet Ünal, vücudun susuz kalmasının sadece basit bir su kaybı değil, ihmal edildiğinde hayati sonuçlara yol açabilecek ciddi bir sağlık problemi olduğunu söyledi. Biruni Üniversitesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ünal, vücut sıvı dengesinin korunmasının yaşam için temel gereklilik olduğunu, bu dengenin bozulmasının başta halsizlik, baş dönmesi, kas krampları ve bilinç bulanıklığı gibi çeşitli belirtilerle kendini gösterebileceğini belirtti. "Dehidrasyon vücudun susuz kalmasıdır" Vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 60’ının sudan oluştuğunu hatırlatan Prof.Dr. Ünal, dehidrasyonun, "Vücudun ihtiyacı olan sıvıyı alamaması ya da kaybetmesi sonucu oluşan bir durum" olduğunu söyledi. "Sıvı alımı yetersiz olduğunda ya da vücut fazla su kaybettiğinde bu dengesizlik baş gösterir. Özellikle yaz aylarında bu risk çok daha fazladır" dedi. Erken belirtiler göz ardı edilmemeli Dehidrasyonun ilk belirtileri arasında ağız kuruluğu, halsizlik, baş ağrısı, koyu renkli idrar ve baş dönmesinin yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Ünal, "Kan volümünde azalma, kalp hızında artış, terlemenin durması gibi fizyolojik değişimler görülebilir. Bu belirtiler dikkate alınmazsa ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşılabilir" diye konuştu. İdrar rengi ve cilt esnekliği belirleyici olabilir Kişilerin sıvı kaybını basit gözlemlerle fark edebileceğini kaydeden Ünal, idrarda renk değişimi ve cilt turgoru testi gibi yöntemlerin önemine değindi. "Açık sarı idrar normaldir; koyu sarı ya da turuncu renkteyse sıvı eksikliği söz konusudur. Cildi çimdikleyip bıraktığınızda eski haline dönmüyorsa bu da susuzluk göstergesidir" dedi. Susama hissine güvenilmemeli "Susama hissi sıvı ihtiyacını karşılamaz" diyen Ünal, vücut suyunun yüzde 1-2 oranında kaybının tolere edilebildiğini, ancak yüzde 3 seviyelerine ulaşıldığında sağlık için tehdit oluşturmaya başladığını belirtti. Prof.Dr. Ünal, "Susamayı beklemeden düzenli su tüketmek gerekir. Susuzluk hissi oluşumu sonucu içilen sıvı vücudun ihtiyacı olan suyun yerine konulması için yeterli olmayabilir" dedi. Kimler daha çok risk altında? Dehidrasyon açısından risk gruplarına dikkat çeken Prof. Dr. Ünal, yenidoğanlar, küçük çocuklar, yaşlı bireyler, hamile ve emziren kadınlar ile kronik hastalığı bulunanların sıvı kaybına karşı daha hassas olduğunu vurguladı. Özellikle ateş, ishal ve kusma ile seyreden hastalıklar, yanıklar, psikiyatrik rahatsızlıklar, şeker hastalığı ve böbrek problemleri de riski artıran faktörler arasında yer alıyor. Gölgede bile dikkatli olunmalı Yaz aylarında sadece güneş altında değil, gölgede geçirilen uzun sürelerin de sıvı kaybına neden olabileceğini ifade eden Ünal, "Terleme ve solunumla kaybedilen sıvı göz ardı edilmemelidir. Günlük sıvı ihtiyacımız artabilir" dedi. Ne kadar sıvı tüketilmeli? Genel olarak bireylerin günde 2.5 ila 3 litre sıvı tüketmeleri gerektiğini belirten Ünal, fiziksel aktivite düzeyi, hava şartları ve bireysel özelliklerin bu miktarı etkileyebileceğini söyledi. "İdrarın açık ve berrak olması yeterli sıvı alındığının göstergesidir. Koyu renkli idrar ise sıvı ihtiyacının karşılanmadığını gösterir" dedi. Çay, kahve, kola suyun yerini tutmaz Toplumda sık tüketilen içeceklerle ilgili de uyarıda bulunan Ünal, çay, kahve, kola gibi içeceklerin diüretik etkileri nedeniyle vücuttan daha fazla sıvı atılımına neden olabileceğini belirtti. "Bu içecekler suyun yerini tutmaz. Sade su en doğru tercihtir" dedi. Aşırı su tüketimi de riskli olabilir Sıvı alımında dengeye dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Ünal, "Bazı kalp ve böbrek hastalarında ya da idrar söktürücü ilaç kullanan bireylerde su tüketimi doktor kontrolünde olmalı. Günde 8-10 litre gibi aşırı tüketim hiponatremi riski doğurabilir" şeklinde uyardı. Dehidrasyon belirtileri görülen bireyin bilinci açıksa ağızdan sıvı takviyesi yapılması gerektiğini söyleyen Ünal, "Eğer bilinç kapalıysa mutlaka damar yoluyla sıvı takviyesi gerekir. Ayrıca sıvı kaybına neden olan etken de ortadan kaldırılmalıdır" dedi. Su içmeyi sevmeyenlere öneriler Su tüketmekte zorlanan bireyler için pratik önerilerde bulunan Ünal, "Suya limon, nane ya da meyve dilimleri ekleyerek su içimi kolaylaştırılabilir. Bu, su tüketim alışkanlığı kazanmak için etkili bir yöntem olabilir" şeklinde konuştu. "Su hayattır" Açıklamalarını "Su hayattır" diyerek özetleyen Prof. Dr. Mehmet Ünal, sıcak havalarda sağlığın korunması için düzenli ve yeterli su tüketiminin hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.
Uzmanlardan kene uyarısı
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:32 Uzmanlardan kene uyarısı Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü uzmanları; Kırım Kongo kanamalı ateşinin (KKKA), kenelerle veya hasta hayvanlarla temas sonucu bulaşan, ateş ve kanamalarla seyreden, virüsten kaynaklanan bir hastalık olduğunu ifade etti. İl Müdürlüğü tarafından sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımda kene ısırması konusunda vatandaşlar uyarılıken, Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat ve çevresinde görülen bu hastalığın Erzurum’un da içinde yer aldığı bölgede sıkça görüldüğü ifade edilerek, "KKKA, kenelerin görülmeye başlandığı ilkbahar ve yaz aylarında (Nisan-Ekim) daha sık görülür. Bulaşma kene ısırığıyla en yaygın bulaşma şeklidir. Hasta hayvanlarla temas; Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kanı, eti, idrarı ve vücut sıvıları ile temas sonucunda da bulaş olabilmektedir. İnsandan insana; Hasta kişilerin kanı, idrarı, tükürüğü, kusmuğu veya diğer vücut sıvıları ile korunmasız temas sonucunda bulaşabilir. En çok sağlık çalışanları risk altındadır" denildi. Belirtileri nelerdir? Kırım Kongo kanamalı ateşinin belirtiler ise şöyle sıralandı; "Kenenin ısırmasından sonra 1-3 gün (en fazla 9 gün) içinde, hastalıklı kana/sıvıya temas sonrası ise 5-6 gün (en fazla 13 gün) içinde başlar. Ani başlayan ateş, şiddetli baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal şikayetler arasındadır. İlerleyen günlerde ise burun, diş eti, cilt altı kanamaları, idrarda ve dışkıda kan, deride morarma, karaciğer ve böbrek yetmezliği gelişebilir. Geç tanı koyulursa ölüm ihtimali artar. Ne yazık ki tedavi için özel bir ilacı yoktur. Hekim, hastanın durumuna göre tedaviyi düzenler. Bu nedenle hastalıktan korunmak çok önemlidir" Hastalıktan Nasıl Korunulur? Pikniğe/tarlaya giderken uzun kollu kıyafet, pantolon ve çizme/tulum giyilmelidir. Pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır. Kene bulunan yerlerden dönüldüğünde kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dâhil tüm vücut kontrol edilmelidir. Kene varsa keneyi ezmeden, döndürmeden, cımbız veya eldivenle çıkarılmalıdır. Eğer çıkarılamıyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonra o bölge antiseptikle (kolonya örneğin) temizlenmelidir. Kenelerin üzerine sigara basmak, kolonya veya gaz yağı gibi maddeler dökmek; kenenin kasılmasına ve taşıdığı mikropları vücuda aktarmasına neden olabileceğinden, bu tür uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Hayvanların kanıyla veya dokusuyla direkt temastan kaçınılmalıdır. Kene teması sonrasındaki 10 gün içinde ateş, kas ağrısı, kanama gibi şikayetler gelişirse mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Sağlık çalışanına kene teması mutlaka söylenmelidir.
Yaz mevsiminde güneş gözlüğü kullanırken dikkat
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:12 Yaz mevsiminde güneş gözlüğü kullanırken dikkat Yaz aylarında güneş gözlüğü kullanmanın önemini vurgulayan Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet Kalkışım, "Gözlük seçiminde güneş gözlüğünün renginden çok ultraviyole koruması olması, aynı zamanda polarize dediğimiz yansıyan ışığı engelleme özelliğinin bulunması gerekiyor" dedi. Güneş ışığında bulunan görünür ışığın haricinde ultraviyole olarak bahsedilen ışığın göz çevresinde tümörlere sebep olabileceğini belirten Medical Park Karadeniz Hastanesi’nden Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet Kalkışım, "Yaz aylarının gelmesiyle güneşin sağlığımız üzerinde olumsuz etkileriyle daha çok karşılaşmaya başladık. Gözlerimiz de bundan nasibini alıyor. Güneş ışığında bulunan görünür ışığın haricinde ultraviyole dediğimiz gözümüzle görülmeyen bir ışık da mevcut. Bu ultraviyole dediğimiz ışık hem göz çevresini hem de gözümüzün kendisini etkileyebilmektedir. Göz çevresi cildinde hem iyi huylu hem de kötü huylu tümörlere neden olabiliyor. Gözde halk arasında ’kuş kanadı’ denen bizim ise ’pterjium’ dediğimiz hastalığa sebebiyet verebiliyor. Yine konjonktiva dediğimiz gözümüzün beyaz kısmını örten dokuda dejenerasyonlara ve tümörlere sebebiyet verebilmektedir. Aynı zamanda göz merceğinde erken katarakt oluşumu, göz arkasında bizim görmemizi sağlayan retina dediğimiz sinir tabakasında sarı nokta hastalığına sebebiyet verebiliyor" dedi. Yaz aylarında güneş gözlüğü kullanımının önemi Güneş gözlüğü kullanmanın önemine dikkat çeken Kalkışım, "Güneş ışınlarından korunmak için nasıl yaz aylarında cildimiz için güneş kremi kullanıyorsak, gözümüz için de güneş gözlüğü kullanmayı öneriyoruz. Gözlük seçiminde güneş gözlüğünün renginden çok ultraviyole koruması olması, aynı zamanda polarize dediğimiz yansıyan ışığı engelleme özelliğinin bulunmasını önemsiyoruz. Bu sayede hem ultraviyole ışığın olumsuz etkilerinden gözlerimizi koruyabiliriz hem de ışık yansımalarından etkilenmeyerek görüş kalitemizi arttırabiliriz. Kısacası hem sağlığımız hem konforumuz için güneş gözlüğü kullanımını öneriyoruz" diye konuştu. Çocukların gözlerinin yetişkinlere oranla daha hassas olduğunu dile getiren Kalkışım, "Çocuklarda da güneş gözlüğü kullanımını öneriyoruz. Çünkü çocuk gözleri güneş ışınlarına karşı yetişkinlerden daha hassas. O yüzden gözlük takamayacak yaştaki çocukları mutlaka direkt güneşe çıkarmak yerine gözlük takabilecek hale geldiklerinde de güneş gözlüğü takarak gün ışığına çıkarmalarını tavsiye etmekteyiz" ifadesini kullandı. Gözlük seçimi nasıl olmalı, nereden alınmalı? Güneş gözlüğü alırken gözlük seçiminin önemini de söyleyen Ahmet Kalkışım, "Gözlük seçimi yaparken de ultraviyole koruması UV 400 veya yüzde 100 ultraviyole koruma şeklinde güneş gözlüklerinin ya saplarının iç yüzeyinde ya da kutuların içlerindeki bilgilendirme broşürlerinde yazmaktadır. Vatandaşlarımızın gözlüklerini bu ifadelere dikkat ederek almalarını öneriyoruz. Boyut olarak kaştan elmacık kemiğine kadar uzanan yeterli büyüklükte gözlükleri önermekteyiz. Gözlük camının çok küçük olması güneş ışınlarını yeteri kadar bloke edememekte, üstten ve yandan göze ulaşan ultraviyole ışınlar sebebiyle koruyuculuk azalmaktadır. Renk olarak da daha çok füme ve kahverengi tonların kullanımını önermekteyiz. Gözlüklerini alırken bu konuda yetkilendirilmiş yegane yerler olan optik mağazalarından alınmasını öneriyoruz. Bunların dışındaki herhangi bir yerden, pazardan vs. alınan güneş gözlüklerinin ultraviyole korumaları çoğunlukla olmamaktadır. Bu tarz gözlükler, camları ne kadar koyu olursa olsun göze herhangi bir koruma sağlamamaktadır. Kısaca bu gözlüklere güneş gözlüğü şeklinde tasarlanmış sahte gözlükler diyebiliriz. Bunların kullanımı göze yarardan çok zarar verecektir" dedi. Yaz aylarında alerjik vakaların da artış gösterdiğinin altını çizen Kalkışım, "Yaz aylarında ayrıca bizim karşılaştığımız alerjik konjonktivit vakalarında bir artış oluyor. Bu durum hem yetişkinlerde olabilmekle beraber çocuklarda da bunun sıklıkla olduğunu görebilmekteyiz. Bu hastalığa daha çok bahar aylarında açmaya başlayan çiçeklerin polenleri, hava kirliliği, ev tozu ve evcil hayvan tüyleri sebep olmaktadır. Yapısal olarak hassas kişiler bu etkenlerle karşılaştıklarında genellikle gözlerde kızarıklık, kaşıntı, yanma, batma, sulanma, ışıktan kamaşma şeklinde şikayetler oluyor. Geldiklerinde göz damlaları ile bunun tedavisini yapabilmekteyiz. Özellikle çocuklardaki alerjik konjonktivit bizim için daha önemli. Çünkü onlarda gördüğümüz alerjik konjonktivitin basit olan tipinin yanında vernal hastalık dediğimiz daha ileri seviye alerjik konjonktivit çeşidi mevcut. Vernal konjonktivit daha uzun süreli tedavi ve daha sık takip gerektirmekte. Bu hastalık eğer ki çocukluk çağında tespit edilmez, çocuğa bunun tedavisi uygulanmaz ise bu çocuklar gözlerini sürekli kaşıdıkları için sonrasında ’keratokonus’ dediğimiz gözde ilerleyici hasar yaparak kalıcı görme azlığına sebebiyet verebilen bir hastalık oluşabiliyor. Çocuklarında bunun gibi alerjik bulgular var ise ailelerin ihmal etmeden mutlaka göz hekimine başvurmalarını öneririm" diye konuştu.
Van’da ‘çapraz’ ekiplerle sigara denetimi yapıldı
23 Haziran 2025 Pazartesi - 09:01 Van’da ‘çapraz’ ekiplerle sigara denetimi yapıldı Van’da, Kars ve Hakkari’den gelen ekiplerle kafe ve restoranlarda çapraz sigara denetimi gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı tarafından tütün kontrolü çalışmaları çerçevesinde Van’da kafe ve restoranlara yönelik sigara denetimi gerçekleştirildi. Denetimlere, Kars ve Hakkari illerinden gelen ekiplerin yanı sıra emniyet birimleri de destek verdi. Tütün dumanına pasif maruziyetin önlenmesine yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında, denetimlerin etkinliğini artırmak amacıyla çapraz denetim modeli uygulamaya alındı. Bu kapsamda farklı illerden gelen denetim ekipleri, yerel baskıların en aza indirildiği bir yöntemle görev yapıyor. Bakanlıkça hayata geçirilen bu uygulamayla denetim ekiplerinin daha bağımsız hareket etmeleri sağlanırken, farklı illerden gelen personelle yapılan kontrollerin daha etkili sonuçlar verdiği gözlemlendi. Konuya ilişkin konuşan Van Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Muhammed Taha Bostancı, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de bağımlılık yapıcı maddeler arasında en sık kullanılan tütün ürünlerinin olduğunu belirtti. Tütün ürünlerinin başta kanser olmak üzere kalp-damar hastalıkları, akciğer hastalıkları ve KOAH gibi önlenebilir ve ölümcül hastalıkların başlıca nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Başkan Dr. Bostancı, "Bu risk faktörlerini azaltmak ve vatandaşlarımızı korumak amacıyla ilimizde tütün denetimleri gerçekleştirmekteyiz. Her yıl dünyada 8 milyondan fazla insan, tütün ürünlerinin kullanımı nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin yaklaşık 7 milyonu doğrudan sigara kullanımına bağlıyken, 1,2 milyondan fazlası ise pasif içicilik sonucu, yani sigara dumanına maruz kalma nedeniyle meydana gelmektedir. Bizler de öncelikli olarak tüm vatandaşlarımızın sigara kullanmamasını teşvik etmekle birlikte, en azından sigara kullanmayan bireylerin bu zararlı etkilerden korunmasını sağlamak amacıyla işletmelere yönelik denetimlerimizi sürdürüyoruz. Bu kapsamda, 2009 yılında yürürlüğe giren 4207 sayılı Kanun doğrultusunda denetimlerimiz devam etmektedir" dedi. "Hakkari ve Kars illeriyle eşleştik" Van’da çapraz denetim uygulamasına geçildiğini dile getiren Bostancı, "İlçeler ve iller arası çapraz denetimlerle hem personelimizin tanınırlığını azaltmayı hem de maruz kalabilecekleri baskıları önlemeyi, böylece denetimlerin etkinliğini ve kalitesini artırmayı amaçlıyoruz. Bu ay, Hakkari ve Kars illeriyle eşleştik. İlimizden ikişer görevlimiz bu illere giderek 3 gün süresince denetimlerde bulunacak. Aynı şekilde Hakkari ve Kars’tan gelen ekipler de şu an emniyet birimlerimizle birlikte ilimizde denetim faaliyetlerini yürütmektedir. Temel hedefimiz, dumansız bir hava sahası oluşturmak ve vatandaşlarımızı sigara ve tütün ürünleri gibi zararlı alışkanlıklardan korumaktır" diye konuştu.
Yaşayan herkes için ‘doğru nefes alım tekniklerini’ kaleme aldılar
22 Haziran 2025 Pazar - 19:47 Yaşayan herkes için ‘doğru nefes alım tekniklerini’ kaleme aldılar İnsanoğlunun doğumundan ölümüne kadar dakikada 16-20 kez aldığı nefesi birçok kişinin bilinçsizce alıp verdiği belirtildi. Doğru nefes almanın sadece yaşamı sürdürmek için değil aynı zamanda beden ve ruh sağlığının gelişmesinde önemli rol oynadığını belirten Karya Farma HBX Ar-Ge ekibinden Kimyager ve Nefes Teknikleri Uzmanı Aslı Aktaş ve Hakan Başlık tarafından "Nefes,Frekans ve Sekans" adlı kitap hazırladı. Kitabın hazırlıklarının tamamlandığı ve önümüzdeki günlerde baskıdan çıkacağı belirtildi. "Nefes, hayatın kapısıdır" Yaşamın en temel vazgeçilmez eyleminin nefes almak olduğunu belirten Nefes Teknikleri Uzmanı Aslı Aktaş, "Çoğu insan farkında olmadan yüzeysel ve bilinçsiz bir şekilde nefes alır. Oysa doğru nefes teknikleri, bedensel sağlığı güçlendirmenin ötesinde, zihinsel berraklık ve duygusal dengeyi de beraberinde getirir. Kadim öğretilerde nefes, sadece oksijen almak değil, aynı zamanda yaşam enerjisini bedene çekmektir. Doğru nefes, hücrelerin yenilenmesini, bağışıklık sisteminin güçlenmesini ve stresin azalmasını sağlar. Doğa ve çevrenin git gide tahrip olduğu dünyamızda, doğru nefes almak doğal besine ulaşmak kadar önemli hale geldi. Bu nedenle insanların doğru nefes almasına yardımcı olmak için önemli bir çalışma yaptık. Bu teknikleri tek tek kaleme alıp kitaplaştırdık" diyerek kitabın önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacağını belirtti. Nefes almanın sadece bir beden pratiği değil, aynı zamanda bir farkındalık ve şifa aracı olduğunu da kaydeden Aktaş, düzenli nefes çalışmalarının, kişinin kendini tanımasına, stresini yönetmesine ve daha yüksek bir yaşam kalitesine erişmesine yardımcı olduğunu belirtti. "Hayatta kalmak için değil bilinçli bir yaşam sürmek için nefes alın" İnsanların pek çoğunun bilinçsizce ve hayatta kalmak için nefes aldığını oysa bu konuda bilinç oluştuğunda nefes almanın daha sağlıklı bir yaşamın kapısı olacağını kaydeden HBX Ar-Ge Kurucusu Hakan Başlık, "Bu çalışmamız ile Türkiye, nörolojik sağlığa bütünsel bir bakış getiren çarpıcı bir kitapla tanışacak. Bu kitapta yalnızca teknik bilgiler değil, nefesle açılan içsel kapıları, kadim bilgilerle harmanlanmış bir şekilde okura sunuluyor. Karya Farma HBX Ar-Ge’de geliştirilen ve patentle koruma altına alınan özle formülasyonların da yer aldığı bu eserde yüksek frekanslı besinlerin, sinir sistemi üzerindeki etkilerine dair özgün içerikler de yer alıyor" dedi. Kimyager ve Nefes Teknikleri Uzmanı Aslı Aktaş ve Karya Farma HBX Ar-Ge Kurucusu Hakan Başlık imzalı kitabın, (nefes, frekans ve sekans) üçlüsünü de ele alarak aynı zamanda yeni bir tedavi modelini de açıklayacağı ileri sürüldü.
Artan hava sıcaklıklarına karşı suyun önemi artıyor
22 Haziran 2025 Pazar - 17:21 Artan hava sıcaklıklarına karşı suyun önemi artıyor DÜZCE (İHA) – Düzce Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, artan hava sıcaklığına karşı uyarıda bulunarak günlük su tüketiminin 2 litrenin altına düşmemesi gerektiğini söyledi. Hava sıcaklıklarının daha da artacağından bahseden Sağlık İl Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, Düzceli halkına uyarıda bulundu. Kronik rahatsızlığı olan veya belli bir yaşın üzerindeki bireylerin, öğle saatlerinde açık alanlarda bulunmamaları gerektiğini ifade eden Dr. Yasin Yılmaz, mutlaka şapka ya da şemsiye kullanılmasını tavsiye etti. Özellikle yaz mevsiminde bol sıvı tüketmenin önemine de değinen Yılmaz, "Mevsim meyveleri ve sebzeleri hem vücut direncini artırıyor hem de su kaybını dengeliyor" ifadelerinde bulundu. Yılmaz, "Güneş, çok farklı alanlardan yansıyarak zarar verebiliyor. Sudan, aynadan, camdan gibi her şeyden yansıma özelliğine sahip. Güneş çarpmalarından dolayı ise vatandaşlar; ishal, tansiyon düşüklüğü ve ateş yükselmesi gibi şikayetler ile hastanelere geliyor. Bu belirtilere dikkat edelim ve bunun için de bol bol sıvı tüketelim. Güneşin altında gerekmedikçe vakit geçirmeyelim" şeklinde uyarıda bulundu. Günlük su tüketiminin 2 litrenin altına kalmaması gerektiğini işaret eden Doktor Yasin Yılmaz, "Vücudumuz terleyerek su atıyor bu nedenle belli bir oranda direnç kazanmak için bu döngüye su içerek katkıda bulunabiliriz. Sağlığımız adına su tüketimi asla göz ardı edilmemesi önemlidir" dedi. "Sporu sabah ve akşam tercih edin" Dışarıda çıkacakların açık renkli, hafif, bol ve sıkı dokunmuş kumaşlardan yapılan giysiler tercih etmesi gerektiğini bildiren Yılmaz, "Dışarıda geniş kenarlı ve hava delikleri olan şapka giyilmeli ve güneşin zararlı ışınlarından koruyan güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde (11.00-16.00) denize girilmemeli ve güneşlenilmemelidir. Bu saatlerin dışında denize girmek isteyenler güneşten koruyucu krem (en az 15 koruma faktörlü) kullanmalı, şapka ve gözlük gibi gerekli koruyucu önlemleri almalı ve uzun süre kesintisiz güneşlenmemelidir. Yoğun fiziksel aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Ağır fizik aktivitelerden kaçınılmalıdır" tavsiyesinde bulundu.