SAĞLIK
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:26 Uzmandan hantavirüs uyarısı: "Küresel salgın riski düşük ancak korunma önlemleri önemli" Hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" dedi. Son günlerde bir gemide görülen vakalarla yeniden gündeme gelen hantavirüs enfeksiyonlarına ilişkin uzmanlar uyarılarda bulundu. Kemirgenler aracılığıyla bulaşan hastalığın özellikle riskli meslek gruplarında daha sık görülebildiği söyleyerek, korunma önlemlerinin önemine dikkat çekildi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğunu belirterek, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Bu nedenle tarım çalışanları, doğada aktif görev yapan kişiler ve veterinerler gibi risk gruplarında hastalık daha sık görülebilmektedir" diye konuştu. "İki farklı klinik tabloya yol açabiliyor" Hantavirüs enfeksiyonlarının iki ana klinik formunun bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Akciğer tutulumu ile seyreden tipi daha çok Amerika kıtasında görülürken, böbrek yetmezliği bulgularıyla seyreden formu ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi’nde karşımıza çıkmaktadır" şeklinde konuştu. "İnsandan insana bulaş genellikle görülmüyor" Hastalığın ateş, halsizlik, yorgunluk ve bazı vakalarda kanama gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Türkiye’de ilk vakalar 2000’li yıllarda Zonguldak ve Giresun’da bildirilmiştir. Aynı dönemde Samsun’da da takip ettiğimiz vakalar bulunmaktaydı. Son dönemde gündeme gelen salgında rol oynayan Andes alt tipinin nadir de olsa insandan insana bulaşabileceği bilinmektedir. Tedavi süreci genellikle destekleyici yaklaşımlarla yürütülmektedir" ifadelerini kullandı. "Korunma önlemleri önem taşıyor" Hantavirüsten korunmak için kemirgenlerle temastan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" açıklamasında bulundu. "COVID-19 benzeri pandemi beklenmiyor" Hastalığın bulaşma yolları nedeniyle COVID-19 benzeri küresel bir salgın riskinin beklenmediğini dile getiren Prof. Dr. Leblebicioğlu şunları söyledi: "Mevcut bilgiler ışığında hantavirüsün dünya çapında bir pandemiye yol açması beklenmemektedir."
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:25 Profesörden ’Hantavirüs’ uyarısı: "Kapalı alanlar risk taşıyor" Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, son günlerde gündeme gelen hantavirüs vakalarına ilişkin uyarılarda bulundu. Virüsün genellikle kemirgenlerden bulaştığını belirten Geyik, özellikle uzun süre kapalı kalan depo, gemi ve ambar gibi alanlarda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, gündemde olan hantavirüs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bir turistik seyahat gemisinde görülen hantavirüs enfeksiyonu toplumda endişe oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hantavirüsler; başta fareler ve kemirgenler olmak üzere bazı yabani kemiriciler tarafından taşınan, insanlarda ciddi solunum ve böbrek yetmezliği tablolarına yol açabilen viral enfeksiyon etkenleridir. Önceki yıllarda ülkemizde de tespit edilmiş hastalıklardandır. Özellikle uzun süre kapalı kalan yaşam alanları, gemiler, depolar, ambarlar, konteynerler, liman sahaları, yiyecek stok alanları ve uzun süre kullanılmamış ortamlar bulaşma riski açısından önemlidir" dedi. Hantavirüs bulaş yolları Hantavirüsün insandan insana kolay bulaşan bir hastalık olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "En sık bulaş yolu: Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyası ile kirlenmiş ortamların solunması, fare dışkısı bulunan alanların süpürülmesi sırasında virüsün havaya karışması, kirli yüzeylere temas sonrası ağız, burun veya göze dokunulması ve nadiren kemirgen ısırıklarıdır" şeklinde konuştu. "1–8 hafta içinde ortaya çıkabilir" Belirtiler genellikle kemirgen teması sonrası 1–8 hafta içinde ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hastalık başlangıçta grip benzeri belirtilerle ortaya çıkar. Yüksek ateş, halsizlik, aşırı yorgunluk, baş/kas/karın/sırt ağrıları, bulantı ve kusma sık görülen bulgulardır. Ağır vakalarda ise: öksürük, nefes darlığı, akciğer tutulumu, böbrek fonksiyon bozukluğu, tansiyon düşüklüğü ve yoğun bakım gereksinimi olabilir. Bize yakın coğrafyada klinik olarak genellikle böbrek hasarı ve hemorajik ateşle seyreden "böbrek sendromuna" rastlanırken Amerika coğrafyasında ise nefes darlığı, hipotansiyon, akciğer ödemi ve solunum yetmezliği ile karakterize hastalık tablosu daha çok görülür" ifadelerini kullandı. Korunma için hayati önlemler Fare ve kemirgen kontrolü şart olduğunu söyleyen Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Gıda depoları kapalı tutulmalı, açıkta yiyecek bırakılmamalı, çöp alanları düzenli temizlenmeli, gemilerde ve limanlarda profesyonel kemirgen kontrolü yapılmalıdır. Kemirgen dışkısı görülen alanlarda kuru süpürme veya elektrikli süpürge kullanımı virüsü havaya yayabilir. Temizlik sırasında eldiven ve maske takılmalı, çamaşır suyu içeren dezenfektanlar kullanılmalıdır. Uzun süre kapalı kalan depo, ambar, gemi kamarası veya konteynerler uzun süre havalandırılmalıdır. Riskli alanlarda:N95/FFP2 maske, eldiven, koruyucu gözlük takılmalıdır" açıklamasında bulundu. Risk altında olanlar ve risk durumu Dr. Mehmet Faruk Geyik şunları söyledi: Gemi personelleri, liman çalışanları, depo ve ambar çalışanları, temizlik personelleri, kampçılar ve kırsal alan çalışanları, uzun süre kapalı alan temizliği yapan kişiler risk altındadır. Hantavirüs nadir görülen ancak ciddi seyredebilen bir enfeksiyondur. Şu an için toplumda yaygın bir salgın olduğuna bir veri bulunmamaktadır. Ateş, yoğun halsizlik, nefes darlığı veya kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması önerilir. Toplum sağlığının korunması için doğru bilgiye dayalı hareket etmek, hijyen kurallarına uymak ve resmi sağlık otoritelerinin açıklamalarını takip etmek hayati önem taşımaktadır."
Arabanlı Veteriner Hekim’den kene uyarısı
22 Haziran 2025 Pazar - 14:35 Arabanlı Veteriner Hekim’den kene uyarısı Gaziantep’in Araban ilçesinde faaliyet gösteren Veteriner Hekim Mutafa Küreş, yaz aylarında Türkiye’nin değişik bölgelerinde artış gösteren kene vakalarına dikkat çekerek, hayvan sahiplerine önlem almaları gerektiğini söyledi. Kenelerin ciddi hastalıkların taşıyıcısı olduğu vurguladı. Gaziantep’in Araban ilçesinde faaliyet gösteren Veteriner Hekim Mutafa Küreş, yaz aylarında Türkiye’nin değişik bölgelerinde artış gösteren kene vakalarına dikkat çekerek, hayvan sahiplerine önlem almaları gerektiğini söyledi. Kenelerin ciddi hastalıkların taşıyıcısı olduğu vurgulayan Veteriner Hekim Mustafa Küreş keneyle ilgili yaptığı açıklamada, ’’Ekonomisinin tamamının tarım ürerinden sağlandığı ilçemizde yaz mevsimiyle birlikte havaların ısınması çoğalan otların kurumasıyla beraber kenelerin de üremesine ve çoğalmasına neden olmaktadır. Keneler kan emerek beslenen canlılardır, özellikle meralarda otlak alanlarda bulunan hayvanların kenelere bulaşması ile halk ve hayvan sağlığını tehlikeye düşürmekte Kırım Kongo Kanamalı Ateş Hastalığı (KKKA) sebep olduğunu belirten Küreş, Koruyucu veteriner hekim olarak Arabanlı hayvan yetiştiriciliği ve tarım üreticisi hemşerilerime uyarılarım şu şekildedir. Araban Ovası ve ilçeye bağlı kırsal mahallelerde hayvan yetiştiricilerimizin ve Araban Ovası’ndaki tarım alanları ile otluk arazilerde bulunan vatandaşlarımız açık beyaz renkli kıyafetler tercih etmelidir. Vücuda teması olmayan kenelerin elbiselerden uzaklaştırılması gerekir. Uzaklaştırılan keneye temas etmiş ellerin bol su ve sabunla temizlenmesi gerekir. Deriye temas etmiş kenelere kesinlikle müdahale edilmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir’ diye konuştu.
Fizyoterapistlere skolyoz ve plates eğitimi verildi
22 Haziran 2025 Pazar - 12:43 Fizyoterapistlere skolyoz ve plates eğitimi verildi Kayseri İdeal Cerrahi Tıp Merkezi ev sahipliğinde; Kayseri ve çevresinde bulunan fizyoterapistlere ’Skolyoplates’ başlığı altında skolyoz ve plates eğitimi verildi. Skolyoz Farkındalık Ayı çerçevesinde düzenlenen eğitimde; fizyoterapistlerin danışanlarına daha kaliteli hizmet verebilmesi için Antalya’dan gelen Dr. Fizyoterapist Kadriye Tombak ve Fizyoterapist Adem Tombak tarafından skolyoz ve plates eğitimi verildi. Eğitim hakkında bilgi veren Dr. Fizyoterapist Harun Kızılcı; "Skolyoz bir duruş bozukluğudur, bir hastalık değildir. Son dönemlerde sıkça karşımıza çıkıyor. Özellikle de 9-14 yaş grubunda belirgin bir şekilde olmakla birlikte son dönemde yine duruş bozukluğundan dolayı yetişkinlerde de sıkça gördüğümüz bir problem. Haziran ayı da ’Skolyoz Farkındalık Ayı’. O yüzden Kayseri ve çevre illerdeki fizyoterapistler için böyle bir eğitim düzenledik. Bu eğitim içerisinde hem skolyoz hem de plates iç içe oldu. Skolyoplates başlığı altında Antalya’dan değerli eğitmenlerle birlikte program düzenledik. Bu program içerisinde hem fizyoterapistlerin kendi akademik eğitimlerine katkı sağlamak, hem de danışanlarına daha kaliteli hizmet vermeleri için böyle bir ortam sağladık. Hocalarıma teşekkür ediyorum" dedi. Eğitimi veren Dr. Fizyoterapist Kadriye Tombak ise; "Kayseri ve çevre illerde yaşayan fizyoterapist arkadaşlarımızın davetiyle birlikte burada bulunmaktayız. Genel olarak iki gün boyunca konuşacağımız konu skolyoz. Özellikle adolesan dönemde başlayıp yetişkinlikte de artık ağrı ile başlayıp günlük yaşamdaki kalitesel bozukluklarla ilgili olarak insanların yaşam kaliteleri oldukça fazla etkileniyor. Dolayısıyla biz egzersizleri nasıl modifiye edebileceklerini ve oldukça güncel olan plates egzersizlerinin fizyoterapistlerle birlikte nasıl düzenlenebileceğini anlatıyoruz. Umuyoruz ki paylaştığımız bilgiler Kayseri halkı ve çevre illerdeki skolyozla ilgili kişilere faydalı olacaktır" ifadelerini kullandı. Amaçlarının fizyoterapistlerin danışanlarına daha kaliteli hizmet verebilmeleri olduğunu aktaran Fizyoterapist Adem Tombak da; "Eğitim alan arkadaşlarımız fizyoterapistler. Fizyoterapistler; bu eğitimle beraber skolyozla ilgili problem yaşayan danışanlarına çözüm üretebilecek ve daha kaliteli hizmet verebilecekler" diye konuştu.
Uzm. Klinik Psikolog Melike Yücel’den uyarı: "Anoreksiya nervoza ciddi bir sağlık tehdididir"
22 Haziran 2025 Pazar - 12:04 Uzm. Klinik Psikolog Melike Yücel’den uyarı: "Anoreksiya nervoza ciddi bir sağlık tehdididir" Hayat Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Melike Yücel, özellikle gençler arasında hızla yaygınlaşan bir yeme bozukluğu olan anoreksiya nervoza hakkında önemli uyarılarda bulundu. Yücel, bu hastalığın hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı tehdit ettiğini ve toplumda yeterince ciddiye alınmadığını vurgulayarak, "Anoreksiya sadece kilo verme isteği değil, bireyin beden algısıyla ilgili ciddi psikolojik sorunlar yaşadığını gösteren bir rahatsızlıktır" dedi. Yeme bozukluklarının dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu etkilediğini belirten Uzman Klinik Psikolog Yücel, anoreksiyanın en ölümcül psikiyatrik rahatsızlıklar arasında yer aldığına dikkat çekti. "Her yıl dünya genelinde yaklaşık 10 bin insan yeme bozuklukları nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu, bize bu sorunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor" ifadelerini kullandı. Anoreksiya nervoza nedir Yücel, anoreksiya nervozanın kişinin kilosu ve bedeniyle ilgili sağlıksız düşünceler geliştirmesi sonucu yeme davranışlarını aşırı kısıtlamasıyla ortaya çıkan bir yeme bozukluğu olduğunu söyledi. Hastalığın en belirgin özelliklerinin vücut ağırlığında anormal düşüş, yoğun kilo alma korkusu ve bozulmuş beden algısı olduğunu belirten Yücel, "Anoreksiya nervoza hastaları genellikle çok zayıf olmalarına rağmen kendilerini şişman hisseder. Bu nedenle sıkı diyetler yapar, aşırı egzersiz yapar ya da yemek yedikten sonra kusma gibi davranışlara yönelebilirler" şeklinde konuştu. Hastalığın her yaşta ve cinsiyette görülebileceğini, ancak en sık ergenlik dönemindeki genç kadınlarda ortaya çıktığını söyleyen Uzman Klinik Psikolog Melike Yücel, "Bu yaş grubu, hem beden algısının şekillendiği hem de sosyal baskıların en yoğun hissedildiği dönemdir. Moda, sosyal medya ve toplumsal beklentiler bu algının sağlıksızlaşmasına neden olabilir" dedi. Anoreksiyanın nedenleri neler Hayat Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Melike Yücel, anoreksiya nervozanın tek bir nedene bağlı olmadığını, genetik yatkınlık, kişilik özellikleri, aile yapısı, toplumsal baskılar ve travmatik yaşam olayları etkisinin bu hastalığın gelişiminde önemli rol oynadığını belirtti. Özellikle mükemmeliyetçi, düşük benlik saygısına sahip ve katı düşünce kalıpları olan bireylerin risk altında olduğunu ifade eden Yücel, "Filtreli ve düzenlenmiş görüntüler gençlerde gerçek dışı bir beden algısı oluşturuyor. Takip ettikleri fenomenlerin ’ideal’ vücut ölçüleri, ergenlerde kendi bedenlerinden memnuniyetsizlik doğurabiliyor ve bu durum anoreksiya riskini artırıyor" diye konuştu. Anoreksiya belirtileri nelerdir Anoreksiyanın erken belirtilerinin fark edilmesinin hayati önem taşıdığını belirten Yücel, şu uyarılarda bulundu: "Aniden kilo kaybetme, yeme davranışlarında değişiklik, kalorilere karşı aşırı hassasiyet, sık sık tartılma, yemeklerden kaçınma, sosyal ortamlardan uzaklaşma, aşırı egzersiz yapma, adet düzensizlikleri, saç dökülmesi, cilt kuruluğu, soğuk hissetme, mide sorunları ve depresyon gibi belirtiler anoreksiya nervozanın göstergesi olabilir. Bu belirtiler gözlendiğinde mutlaka uzman desteği alınmalıdır." Anoreksiya nasıl tedavi edilir Anoreksiyanın tedavisinin yalnızca kilo alımıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Melike Yücel, "Asıl amaç bireyin yemekle ve beden algısıyla ilgili sağlıksız düşünce ve davranışlarını değiştirmektir. Bu nedenle tedavi, doktorlar, psikologlar, diyetisyenler ve aile iş birliğiyle yürütülmelidir" dedi. Özellikle ergen bireylerde aile temelli terapilerin, yetişkinlerde ise bilmekle alakalı davranışçı terapilerin etkili olduğunu belirten Yücel, gerektiğinde psikiyatrik ilaçlarla eş zamanlı tedavi sürecinin de planlanabileceğini söyledi. Yeme bozukluklarının önlenmesine yönelik toplumda farkındalık oluşturulmasının önemine değinen Yücel, ailelerin çocuklarına sağlıklı beden algısı kazandırması gerektiğini belirtti. "Açık iletişim, medya okuryazarlığı, duygusal dayanıklılığı artırma, sağlıklı beslenme eğitimi ve gerektiğinde psikolojik destek, bu hastalığın önlenmesinde en etkili adımlardır" diyerek sözlerini tamamladı.
Konya’da kalp krizi geçiren 73 yaşındaki hasta, minimal invaziv yöntemiyle yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu
22 Haziran 2025 Pazar - 11:50 Konya’da kalp krizi geçiren 73 yaşındaki hasta, minimal invaziv yöntemiyle yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu Konya’da kalp krizi geçiren 73 yaşındaki hasta, minimal invaziv yöntemiyle yapılan dörtlü bypass ameliyatıyla sağlığına kavuştu. Konya’da evinde ani göğüs ağrısıyla uykusundan uyanan 73 yaşındaki Faruk Dügen, durumu çocuklarına bildirdi. Hemen hastaneye kaldırılan Dügen’in kalp krizi geçirdiğinin anlaşılmasının ardından tetkiklere başlandı. Tetkiklerin ardından yapılan değerlendirmede, ameliyat olması gerektiğine karar verilen ve yüksek riskli olarak değerlendirilen Faruk Dügen, operasyon için Medicana Konya Hastanesi’ne nakledildi. Dügen, burada minimal invaziv yöntemiyle yapılan dörtlü bypass ameliyatıyla sağlığına kavuştu. "Minimal invaziv olarak dörtlü bypass yaptık" Hastanın dış kurumda tanısı konulduktan sonra Medicana Hastanesine geldiğini belirten Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümünden Prof. Dr. Ali Sarıgül, "Hastanın değerlendirmesini yaptıktan sonra minimal invaziv dediğimiz küçük kesiden ameliyata uygun olduğuna karar verdik. Hastayla da konuştuktan sonra bu ameliyatı yapmaya yöneldik ve hastayı hazırladıktan sonra da ameliyata aldık. Hastanın ameliyatı başarılı geçti. Minimal invaziv olarak dörtlü bypass yaptık. Çoklu bypassı gayet güzel başarıyla yapıyoruz. Bu hastalarda iyileşme süreleri daha hızlı olup hastanın hastaneden çıkış süreleri kısalmakta, sosyal hayata dönüş süreleri de kısalmaktadır. Hastamız yaşı itibariyle de bu ameliyatta gayet başarı oranı yüksek oldu. Uzun zamandır da biz zaten minimal invaziv cerrahiyi hem bypass hem de kapak ameliyatlarında yapıyoruz ve sonuçlarımızın da iyi olduğunu düşünmekteyiz" dedi. "Yüksek riskli kabul edilebilecek bir hastaydı" Hastanın dış merkezde, yoğun bakımda intraaortik balon pompası ile takip edilen bir hasta olduğunu söyleyen Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümünden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal da, "Yüksek riskli kabul edilebilecek bir hastaydı. Hastanın yakını hekim arkadaşımız bizimle temasa geçti. Minimal invaziv cerrahi için görüşmelerde bulundu. Hastanın uygun olduğunu gördük. Hastayı dış merkezden merkezimize getirerek cerrahi işlemini yapmış olduk ve başarı ile sonuçlandı" şeklinde konuştu. "Ameliyat olalı üç hafta oldu, gayet iyiyim" Bir ay önce gece ani bir göğüs ağrısıyla uyandığını anlatan Faruk Dügen (73), "Kalp krizi geçirdiğimi tahmin ederek çocuklara haber verdik. Önce farklı bir hastaneye gittik. Orada 1 gün yoğun bakımda kaldım. Ameliyata karar verildi. Bu arada araştırmamız sonucunda buraya nakil olduk. Burada da bir gün yoğun bakımda kaldıktan sonra Ahmet Nihat Baysal hocam ile Ali Sarıgül hocam nezaretinde ameliyatımız yapıldı. Gayet de başarılı geçti. Şu an itibariyle ameliyat olalı üç hafta oldu, gayet iyiyim" diye konuştu.
Prof. Dr. Özkan: "Türkiye’deki havuzların yüzde 68’i diş minesini aşındıracak kadar asidik"
22 Haziran 2025 Pazar - 10:54 Prof. Dr. Özkan: "Türkiye’deki havuzların yüzde 68’i diş minesini aşındıracak kadar asidik" Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Yaz mevsimiyle birlikte yüzme havuzları dolup taşarken, diş sağlığını tehdit eden büyük bir tehlike göz ardı ediliyor. Klorlu havuzlarda kontrolsüz pH seviyeleri, özellikle genç yüzücülerde diş minesinin çözünmesine, hassasiyet artışına ve çürük oluşumuna neden oluyor" dedi. Özkan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Son 5 yılda ‘havuz erozyonu’ nedeniyle başvuran hasta sayısında 3 kat artış gözlemledik. Türkiye’deki havuzların yüzde 68’i güvenli pH aralığının dışında. Bu da diş minesinin mikron mikron erimesine yol açıyor. Havuz suyu gözleri yakmasının ötesinde, dişleri de aşındırıyor" diye konuştu. "Bilimsel Verilerle Açıklanan Gerçekler" Sağlık Bakanlığı 2024 Denetim Raporunda Türkiye genelinde denetlenen 326 havuzun yüzde 68’inin pH değeri güvenli aralığın dışında bulunduğunu, özellikle kapalı spor salonu havuzlarında pH 6.4’e kadar düşerek diş minesini çözünür hale getiren bir ortam oluşturduğuna dikkat çeken Özkan şöyle devam etti: "Journal of Dental Research (2023): Olimpik sporcularda yapılan incelemelerde, yüzde 74’ünde diş minesi erozyonu tespit edildi. Haftalık 8 saatten fazla klorlu suya maruz kalan bireylerde diş minesinin ciddi şekilde aşındığı gözlemlendi. Asit maruziyetinde 5 dakika sonra mine yüzeyinde mikroçatlaklar oluşmaktadır. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Klinik Verileri (2023): 15-25 yaş grubu aktif yüzücülerde ortalama 0.43 mm mine kaybı tespit edildi. Bu oran, normal bireylerin 4 katı." Özkan: mine gittikten sonra geri getirmenin mümkün olmadığını ifade ederek, "Parlayan diş, sağlıklı diş değil. Hastalar bazen ‘dişim beyazladı, parladı’ diye geliyor. Oysa bu, mine tabakasının incelip alttaki dentin renginin yansımasıdır. Yani diş, parlaklaştığı anda aslında savunmasız hale gelmiştir. Çocuklarda süreç çok daha hızlı. 12 yaş altı çocukların diş minesinin kalınlığı, yetişkinlere göre %30 daha azdır. Bu da, klor maruziyetinin çocuklarda 2 kat daha hızlı erozyona yol açtığı anlamına gelir. İstanbul’da yüzme kurslarına katılan çocukların yüzde 41’inde bu durum erken evrede görüldü." Tek seansla başlayan süreç. Klorlu havuz suyunda pH seviyesi 6.8’in altına düştüğünde, diş minesinin %97’sini ana yapısı olan hidroksiapatit kristalleri çözülmeye başlar. Sadece 1 yüzme seansı bile 1-3 mikronluk mine aşınması oluşturabilir. En büyük yanlış. Havuzdan çıkar çıkmaz diş fırçalamak, asitle yumuşamış mineyi zımpara gibi kazımak demektir. En az 30 dakika bekleyin, ardından florürlü ve aşındırıcı olmayan bir macunla fırçalayın" dedi. Özkan, diş sağlığını tehdit dden 5 kritik riski ise şöyle sıraladı: "Klor Kokusuna Aldanmayın: Güçlü koku, yüksek klor değil, kloramin birikimidir. Bu madde mineyi aşındıran asidik yapıyı tetikler. Tuzlu Havuzlar Daha Zararlı Olabilir: Tuzlu su sistemlerinde elektrolizle açığa çıkan hidrojen peroksit, diş minesini klordan daha agresif biçimde aşındırabilir. Dişteki Renk Değişiminin Gerçek Nedeni: Mine aşındıkça alt tabaka olan sarı dentin görünür hale gelir. Bu, genellikle yanlışlıkla "beyaz leke" sanılır ama aslında erozyon belirtisidir. Standart Ağız Koruyuculara Dikkat: Uygun olmayan koruyucular, havuz suyunu ağız içinde hapsederek mineye 3 kat daha uzun temas süresi yaratır. Diş Macunu ve Klor Etkileşimi: Florürlü diş macunlarındaki sodyum lauril sülfat, klor kalıntılarıyla birleştiğinde aşındırıcı kimyasal reaksiyonlar başlatabilir." Özkan’dan koruyucu stratejileri ise şöyle sıraladı: "Dijital pH Ölçüm Cihazı Kullanın: Havuz suyunun pH’ı 7.2’nin altındaysa yüzmekten kaçının. Kalsiyum Fosfat İçeren Ağız Spreyleri: Yüzme sonrası ağız içini dengeleyerek asidik etkileri nötralize eder. Gece Florür Jeli Uygulaması: Haftada 2 gece 5.000 ppm’lik jelle yapılan 5 dakikalık uygulama, mine dokusunu onarır. Biyofilm Temizliği: Ayda 1 kez alkalin peroksit içeren ağız gargarası, klorun diş yüzeyine tutunmasını engeller. Riskli Dişlerin Güçlendirilmesi: Havuz hasarı olmadan mine çatlaklı, gizli çürüklü ve önceden aşınmış riskli dişlerinizi güçlendirmek amacıyla Yarık Örtücü ve Anatomik Dolgu gibi diş tedavilerinizi yaptırabilirsiniz." Özkan son olarak, havuzların göründüğü kadar masum olmadığını söyleyerek, "Diş minesi erozyonu sessiz ilerler. Sıcak bir çayda irkiliyorsanız, gece uykunuzda dişleriniz sızlıyorsa, nedenini başka yerde aramayın. Sıklıkla havuza giriyorsanız, dişleriniz suyun içindeki görünmeyen asitlerle savaşıyor olabilir. Biz diş hekimleri için artık yaz ayları ‘havuz hasarı onarma sezonu’na dönüştü. Bu durum bir birey değil, tüm toplum sağlığını ilgilendiren bir problemdir. Önlem basit, farkındalıkla başlar" dedi.
Sağlık Bakanlığı’ndan anne ölüm oranına ilişkin açıklama
21 Haziran 2025 Cumartesi - 15:13 Sağlık Bakanlığı’ndan anne ölüm oranına ilişkin açıklama Sağlık Bakanlığı, anne ölüm oranının 100 bin canlı doğumda 11,5’e düştüğünü açıkladı. Sağlık Bakanlığı, Türkiye’de anne ölüm oranında iyileşme olduğuna ilişkin açıklama yayımladı. Bakanlık açıklamasında, anne ölüm oranına ilişkin 2025 yılı hedeflerinin üzerine çıktığı belirtilerek, "Anne ölüm oranı yüz bin canlı doğumda 11,5’e düştü. Böylelikle ülkemizde şu ana kadar gerçekleşen en düşük anne ölüm oranı sağlanmış oldu" ifadelerine yer verildi. Ülkede bebek ve 5 yaş altı ölüm hızında da düşüş kaydedildi. Bebek ölüm hızı 2023 yılında binde 10,1 iken 2024’te binde 9,0’a geriledi. 5 yaş altı ölüm hızı ise 2023 yılında binde 14,7 iken 2024’te binde 11,1’e düştü. 2005 yılında 28,5 olan oran 2023 yılında 13,5’e düştü Türkiye Ulusal Anne Ölümleri Çalışması 2005 raporunda yüz bin canlı doğumda 28,5 olan anne ölüm oranı, 2017 yılında 14,5, 2023 yılında ise 13,5 olarak kayda geçmişti. 2024 yılında 11,5 ile ülkemizde şu ana kadar belirlenen en düşük anne ölüm oranı gerçekleşti. Anne ölüm oranı, bir toplumda bir yılda gebelik veya gebeliğin ağırlaştırdığı herhangi bir sebeple ölen anne sayısının aynı toplumda aynı yıl içinde canlı doğan bebek sayısına oranının 100 bin ile çarpımı sonucu elde ediliyor. Ülkelerin sağlık otoriteleri, sağlık ve gelişmişlik göstergelerinden biri olarak kabul edilen bu oranı düşürebilmek için eylem planları üzerinde çalışıyor. Türkiye BM’nin 2030 yılı hedefini 2000’lerde yakaladı 1990 yılında 100 bin canlı doğumda 100 olan Türkiye’deki anne ölüm oranı, 2000’li yıllarda hızlanan çalışmalarla düşürülmüş ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları kapsamında belirlenen ‘2030’a kadar küresel anne ölüm oranının her 100 bin doğumda 70’in altına indirilmesi’ hedefi, 2000’li yılların ortalarında yakalanmıştı. Bebek ve 5 yaş altı ölüm hızı da düşüş gösterdi Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre bebek ölümleri de düşüş gösterdi. 2023’te 9 bin 731 olan bebek ölümü sayısı, 2024’te 8 bin 475 olarak kaydedildi. Bebek ölüm hızı ise aynı yıllar için binde 10,1’den binde 9,0’a geriledi. 5 yaş altı ölüm hızı da düşüşte. 2023’te binde 14,7 olan bu oran, 2024’te binde 11,1 olarak gerçekleşti.
Safra yolu kaçaklarına ameliyatsız müdahale
21 Haziran 2025 Cumartesi - 14:55 Safra yolu kaçaklarına ameliyatsız müdahale İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, safra yollarında gelişen kaçaklara yönelik yeni nesil bir tedavi yöntemiyle Ege Bölgesi’nde bir ilke daha imza attı. 47 yaşındaki Libya uyruklu hasta, Türkiye’de sınırlı merkezde uygulanabilen "randevu yöntemiyle peroral kolanjiyoskopi" tekniği sayesinde açık cerrahiye gerek kalmadan sağlığına kavuştu. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Ferit Çelik ve Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Kamil Doğan iş birliğiyle gerçekleştirilen işlemde, safra yollarına doğrudan ve görerek müdahale edilerek kaçak noktası başarıyla tespit edildi ve stentleme yöntemiyle tedavi tamamlandı. "Doğrudan görerek müdahale imkanı sunuyor" Doç. Dr. Ferit Çelik, yöntemin detaylarını şu sözlerle aktardı: "Safra yollarındaki kaçaklara müdahalede geleneksel yöntemler her zaman yeterli olmayabiliyor. Bu özel teknik sayesinde, ağız yolundan ilerletilen kamera ile safra kanallarına doğrudan ulaşarak kaçak bölgesine net görüş altında müdahale ettik. Tel yardımıyla stent yerleştirerek safra akışını yeniden düzenledik. Tüm süreci hastamız için ameliyatsız şekilde, minimal invaziv yöntemle tamamladık." "Ege Bölgesi’nde ilk uygulama" Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Kamil Doğan ise, "Safra yolu kaçakları zaman zaman ciddi klinik sorunlara yol açabilir. Bu yöntemi İzmir ve çevresinde ilk kez uyguladık. Görerek müdahale imkânı sayesinde hem hızlı hem de etkili bir sonuç elde ettik. Hastamızın yaşam konforunu ciddi oranda artırdık" açıklamasında bulundu. "En güncel tedavi yöntemlerini sunuyoruz" İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Ahmet Memiş, hastanenin teknolojik vizyonuna dikkat çekerek, "Sadece klasik tedavi yöntemleriyle değil, ileri düzey girişimsel tekniklerle de hizmet veriyoruz. Hedefimiz; dünyada uygulanan en güncel yöntemleri eş zamanlı olarak hastalarımıza ulaştırmak. Bu müdahale, bu yaklaşımımızın güzel bir örneği oldu" dedi.