SAĞLIK
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:26 Uzmandan hantavirüs uyarısı: "Küresel salgın riski düşük ancak korunma önlemleri önemli" Hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" dedi. Son günlerde bir gemide görülen vakalarla yeniden gündeme gelen hantavirüs enfeksiyonlarına ilişkin uzmanlar uyarılarda bulundu. Kemirgenler aracılığıyla bulaşan hastalığın özellikle riskli meslek gruplarında daha sık görülebildiği söyleyerek, korunma önlemlerinin önemine dikkat çekildi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğunu belirterek, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Bu nedenle tarım çalışanları, doğada aktif görev yapan kişiler ve veterinerler gibi risk gruplarında hastalık daha sık görülebilmektedir" diye konuştu. "İki farklı klinik tabloya yol açabiliyor" Hantavirüs enfeksiyonlarının iki ana klinik formunun bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Akciğer tutulumu ile seyreden tipi daha çok Amerika kıtasında görülürken, böbrek yetmezliği bulgularıyla seyreden formu ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi’nde karşımıza çıkmaktadır" şeklinde konuştu. "İnsandan insana bulaş genellikle görülmüyor" Hastalığın ateş, halsizlik, yorgunluk ve bazı vakalarda kanama gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Türkiye’de ilk vakalar 2000’li yıllarda Zonguldak ve Giresun’da bildirilmiştir. Aynı dönemde Samsun’da da takip ettiğimiz vakalar bulunmaktaydı. Son dönemde gündeme gelen salgında rol oynayan Andes alt tipinin nadir de olsa insandan insana bulaşabileceği bilinmektedir. Tedavi süreci genellikle destekleyici yaklaşımlarla yürütülmektedir" ifadelerini kullandı. "Korunma önlemleri önem taşıyor" Hantavirüsten korunmak için kemirgenlerle temastan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" açıklamasında bulundu. "COVID-19 benzeri pandemi beklenmiyor" Hastalığın bulaşma yolları nedeniyle COVID-19 benzeri küresel bir salgın riskinin beklenmediğini dile getiren Prof. Dr. Leblebicioğlu şunları söyledi: "Mevcut bilgiler ışığında hantavirüsün dünya çapında bir pandemiye yol açması beklenmemektedir."
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:25 Profesörden ’Hantavirüs’ uyarısı: "Kapalı alanlar risk taşıyor" Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, son günlerde gündeme gelen hantavirüs vakalarına ilişkin uyarılarda bulundu. Virüsün genellikle kemirgenlerden bulaştığını belirten Geyik, özellikle uzun süre kapalı kalan depo, gemi ve ambar gibi alanlarda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, gündemde olan hantavirüs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bir turistik seyahat gemisinde görülen hantavirüs enfeksiyonu toplumda endişe oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hantavirüsler; başta fareler ve kemirgenler olmak üzere bazı yabani kemiriciler tarafından taşınan, insanlarda ciddi solunum ve böbrek yetmezliği tablolarına yol açabilen viral enfeksiyon etkenleridir. Önceki yıllarda ülkemizde de tespit edilmiş hastalıklardandır. Özellikle uzun süre kapalı kalan yaşam alanları, gemiler, depolar, ambarlar, konteynerler, liman sahaları, yiyecek stok alanları ve uzun süre kullanılmamış ortamlar bulaşma riski açısından önemlidir" dedi. Hantavirüs bulaş yolları Hantavirüsün insandan insana kolay bulaşan bir hastalık olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "En sık bulaş yolu: Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyası ile kirlenmiş ortamların solunması, fare dışkısı bulunan alanların süpürülmesi sırasında virüsün havaya karışması, kirli yüzeylere temas sonrası ağız, burun veya göze dokunulması ve nadiren kemirgen ısırıklarıdır" şeklinde konuştu. "1–8 hafta içinde ortaya çıkabilir" Belirtiler genellikle kemirgen teması sonrası 1–8 hafta içinde ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hastalık başlangıçta grip benzeri belirtilerle ortaya çıkar. Yüksek ateş, halsizlik, aşırı yorgunluk, baş/kas/karın/sırt ağrıları, bulantı ve kusma sık görülen bulgulardır. Ağır vakalarda ise: öksürük, nefes darlığı, akciğer tutulumu, böbrek fonksiyon bozukluğu, tansiyon düşüklüğü ve yoğun bakım gereksinimi olabilir. Bize yakın coğrafyada klinik olarak genellikle böbrek hasarı ve hemorajik ateşle seyreden "böbrek sendromuna" rastlanırken Amerika coğrafyasında ise nefes darlığı, hipotansiyon, akciğer ödemi ve solunum yetmezliği ile karakterize hastalık tablosu daha çok görülür" ifadelerini kullandı. Korunma için hayati önlemler Fare ve kemirgen kontrolü şart olduğunu söyleyen Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Gıda depoları kapalı tutulmalı, açıkta yiyecek bırakılmamalı, çöp alanları düzenli temizlenmeli, gemilerde ve limanlarda profesyonel kemirgen kontrolü yapılmalıdır. Kemirgen dışkısı görülen alanlarda kuru süpürme veya elektrikli süpürge kullanımı virüsü havaya yayabilir. Temizlik sırasında eldiven ve maske takılmalı, çamaşır suyu içeren dezenfektanlar kullanılmalıdır. Uzun süre kapalı kalan depo, ambar, gemi kamarası veya konteynerler uzun süre havalandırılmalıdır. Riskli alanlarda:N95/FFP2 maske, eldiven, koruyucu gözlük takılmalıdır" açıklamasında bulundu. Risk altında olanlar ve risk durumu Dr. Mehmet Faruk Geyik şunları söyledi: Gemi personelleri, liman çalışanları, depo ve ambar çalışanları, temizlik personelleri, kampçılar ve kırsal alan çalışanları, uzun süre kapalı alan temizliği yapan kişiler risk altındadır. Hantavirüs nadir görülen ancak ciddi seyredebilen bir enfeksiyondur. Şu an için toplumda yaygın bir salgın olduğuna bir veri bulunmamaktadır. Ateş, yoğun halsizlik, nefes darlığı veya kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması önerilir. Toplum sağlığının korunması için doğru bilgiye dayalı hareket etmek, hijyen kurallarına uymak ve resmi sağlık otoritelerinin açıklamalarını takip etmek hayati önem taşımaktadır."
Van’da bir günde 40 göz ameliyatı yapılıyor
21 Haziran 2025 Cumartesi - 13:42 Van’da bir günde 40 göz ameliyatı yapılıyor Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği, günlük 900 hasta muayenesi ve 40’a yakın ameliyat kapasitesiyle hem Van hem de çevre illere nitelikli sağlık hizmeti sunuyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren Göz Hastalıkları Kliniği, modern donanımı ve uzman hekim kadrosuyla dikkat çekiyor. Özellikle katarakt, retina ve göz tansiyonu gibi hastalıkların tedavisinde etkili çözümler sunan merkez, bölgedeki önemli bir sağlık ihtiyacını karşılıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Hastane Başhekimi Doç. Remzi Sarıkaya, hizmete başlayan Göz Kliniği’nin, bölgedeki sağlık hizmetleri açısından büyük bir ihtiyacı karşıladığını belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Bildiğiniz üzere Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile afili bir şekilde hizmetini sürdürmektedir. Bu da hastane bünyesinde eğitim faaliyetlerinin yürütülmesini ve uzman hekim yetiştirilmesini mümkün kılıyor. Yaklaşık bir buçuk yıl önce bu kapsamda çeşitli klinikler kurmaya başladık. Göz Kliniği de bu sürecin bir parçası. İlimiz zorunlu hizmet kapsamında hekim ataması yapılan bir yer. Hekimler hizmet süreleri dolduğunda ayrılıyor. Bu döngüyü kırmak adına kurduğumuz kliniklerin büyük önemi var. Öğretim üyelerinin yanında asistan hekimler yetişiyor ve bu da onların bölgede kalma ihtimalini artırıyor. Göz Kliniğimizde öğretim üyelerimiz, uzman ve asistan hekimlerle birlikte nitelikli hizmet sunuyor. Hekim sayımızda ciddi bir artış yaşandı ve poliklinik ile ameliyat sayılarımızda önemli bir kapasiteye ulaştık" dedi. "Günlük ortalama 900 hastaya poliklinik hizmeti sunuyoruz" 2024’ün Ekim ayı itibarıyla Göz Kliniği’nin eğitim kliniği statüsü kazandığını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Burhan Başkan ise "2021 yılından bu yana hastanemizde görev yapıyorum. Ekim 2024 itibarıyla kliniğimiz eğitim kliniği statüsü kazandı. Bu kapsamda hem hastalara hizmet veriyoruz hem de asistan hekim eğitimi sağlıyoruz. Yaklaşık 7 asistanımız var. Günlük ortalama 900 hastaya poliklinik hizmeti sunarken, 40’a yakın cerrahi müdahale gerçekleştiriyoruz. Sadece Van’a değil, çevre illere de hizmet veriyoruz. Bu yoğunluk bizi caydırmak yerine daha da motive ediyor. Halkımıza en iyi şekilde hizmet sunmaya devam ediyoruz" diye konuştu. Kliniğin sunduğu hizmetler hakkında bilgi veren Dr. Başkan, "Vitrektomi, kornea nakli, göz tansiyonu, gözyaşı kanalı tıkanıklığı gibi çeşitli cerrahi işlemleri başarıyla gerçekleştiriyoruz. Ayrıca retina bölgesine yönelik ameliyatları da yapıyoruz. Bölgenin kurak iklimi nedeniyle alerjik konjonktivit vakalarına sık rastlıyoruz. Bu vakalara yönelik gerekli tedavileri uyguluyoruz. Kliniğimizin kurulmasıyla birlikte daha ağır vakaları kabul etmeye başladık. Takiplerimiz iyi, başarı oranımız yüksek ve hasta memnuniyetimiz oldukça iyi düzeyde" şeklinde konuştu.
Van’da bir günde 40 göz ameliyatı yapılıyor
21 Haziran 2025 Cumartesi - 13:33 Van’da bir günde 40 göz ameliyatı yapılıyor Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği, günlük 900 hasta muayenesi ve 40’a yakın ameliyat kapasitesiyle hem Van hem de çevre illere nitelikli sağlık hizmeti sunuyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren Göz Hastalıkları Kliniği, modern donanımı ve uzman hekim kadrosuyla dikkat çekiyor. Özellikle katarakt, retina ve göz tansiyonu gibi hastalıkların tedavisinde etkili çözümler sunan merkez, bölgedeki önemli bir sağlık ihtiyacını karşılıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Hastane Başhekimi Doç. Remzi Sarıkaya, hizmete başlayan Göz Kliniği’nin, bölgedeki sağlık hizmetleri açısından büyük bir ihtiyacı karşıladığını belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Bildiğiniz üzere Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile afili bir şekilde hizmetini sürdürmektedir. Bu da hastane bünyesinde eğitim faaliyetlerinin yürütülmesini ve uzman hekim yetiştirilmesini mümkün kılıyor. Yaklaşık bir buçuk yıl önce bu kapsamda çeşitli klinikler kurmaya başladık. Göz Kliniği de bu sürecin bir parçası. İlimiz zorunlu hizmet kapsamında hekim ataması yapılan bir yer. Hekimler hizmet süreleri dolduğunda ayrılıyor. Bu döngüyü kırmak adına kurduğumuz kliniklerin büyük önemi var. Öğretim üyelerinin yanında asistan hekimler yetişiyor ve bu da onların bölgede kalma ihtimalini artırıyor. Göz Kliniğimizde öğretim üyelerimiz, uzman ve asistan hekimlerle birlikte nitelikli hizmet sunuyor. Hekim sayımızda ciddi bir artış yaşandı ve poliklinik ile ameliyat sayılarımızda önemli bir kapasiteye ulaştık" dedi. "Günlük ortalama 900 hastaya poliklinik hizmeti sunuyoruz" 2024’ün Ekim ayı itibarıyla Göz Kliniği’nin eğitim kliniği statüsü kazandığını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Burhan Başkan ise "2021 yılından bu yana hastanemizde görev yapıyorum. Ekim 2024 itibarıyla kliniğimiz eğitim kliniği statüsü kazandı. Bu kapsamda hem hastalara hizmet veriyoruz hem de asistan hekim eğitimi sağlıyoruz. Yaklaşık 7 asistanımız var. Günlük ortalama 900 hastaya poliklinik hizmeti sunarken, 40’a yakın cerrahi müdahale gerçekleştiriyoruz. Sadece Van’a değil, çevre illere de hizmet veriyoruz. Bu yoğunluk bizi caydırmak yerine daha da motive ediyor. Halkımıza en iyi şekilde hizmet sunmaya devam ediyoruz" diye konuştu. Kliniğin sunduğu hizmetler hakkında bilgi veren Dr. Başkan, "Vitrektomi, kornea nakli, göz tansiyonu, gözyaşı kanalı tıkanıklığı gibi çeşitli cerrahi işlemleri başarıyla gerçekleştiriyoruz. Ayrıca retina bölgesine yönelik ameliyatları da yapıyoruz. Bölgenin kurak iklimi nedeniyle alerjik konjonktivit vakalarına sık rastlıyoruz. Bu vakalara yönelik gerekli tedavileri uyguluyoruz. Kliniğimizin kurulmasıyla birlikte daha ağır vakaları kabul etmeye başladık. Takiplerimiz iyi, başarı oranımız yüksek ve hasta memnuniyetimiz oldukça iyi düzeyde" şeklinde konuştu.
Nazilli’de ‘İşitme Bilinci ve Sağlığı’ paneli düzenlendi
21 Haziran 2025 Cumartesi - 13:29 Nazilli’de ‘İşitme Bilinci ve Sağlığı’ paneli düzenlendi Türkiye’nin sağlık alanında köklü firmaları arasında yer alan Si-Ser işitme Cihazları, Aydın’da Türkiye Emekliler Derneği ile işbirliği yaparak farkındalık oluşturmak amacıyla ‘İşitme Bilinci ve Sağlığı’ paneli düzenledi. Nazilli’de Türkiye Emekliler Derneği ile ortaklaşa düzenlenen panelde Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Tuna Kenar, Odyolog Dr. Gül Acur ve Burçin Badak, katılımcılara doğru bilinen yanlışları anlatarak işitme sağlığı hakkında önemli bilgiler aktardı. Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Nazilli Şubesi, Si-Ser İşitme Cihazları ile üyelerinin sağlığına yönelik anlamlı bir etkinliğe imza attı. ‘İşitme Bilinci ve sağlığı’ temalı bir bilgilendirme paneli Nazilli Belediyesi Mehmet Yüzügüler Kültür Merkezi Tiyatro Salonu’nda gerçekleştirildi. Panele Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik, Türkiye Emekliler Derneği Nazilli Şube Başkanı Orhan Oruç, Muharip Gaziler Derneği Nazilli Şube Başkanı Hasan Karataş, Si-Ser İşitme Cihazları Aydın-Denizli Bölge Müdürü Kerim Kangöz, Si-Ser Bölge Pazarlama Sorumlusu Doğan Sarıcan, vatandaşlar ve davetliler katıldı. Doğru bilinen yanlışları anlattı Yaklaşık 2 saat süren panelde Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Tuna Kenar, işitme sağlığı üzerine önemli bilgiler verdi. Soruları da yanıtlayan Kenar, doğru bilinen yanlışların kulak sağlığına büyük zarar verdiğini ifade ederek hekimler ve ilgililer dışında başka yerde sağlık aranmaması gerektiğini belirtti. Odyolog Dr. Gül Acur ve Burçin Badak, katılımcılara işitme sağlığı hakkında teknolojik bilgiler vererek Si-Ser İşitme Cihazları’nın çalışmalarını aktardı. "İşitme sağlığına dikkat çekmeye çalıştık" TÜED Nazilli Şube Başkanı Orhan Oruç, panelin hedefine ulaştığını ifade ederek, "Özellikle emeklilerimizde olmak üzere herkeste mevcut olan işitme kaybı ile ilgili ilçemizdeki 7 binden fazla üyemizi bilgilendirmeye çalıştık. Panelin faydasını gördük ve devamını yapmak istiyoruz. Tedavi için önce doktor sonra da Si-Ser gibi firmalara giderek kulak sağlığımızı korumalıyız. Bu programla üyelerimizin işitme konusundaki bilinç düzeyini artırmayı hedefledik" dedi. "Kulak sağlığımız için sadece uzmanından destek alalım" Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Tuna Kenar, panel ile ilgili yaptığı konuşmada, "Nazilli’de işitme sağlığı ve gerektiğinde kullanılan işitme cihazları ile ilgili bilgilendirme seminerini Türkiye Emekliler Derneği ve Si-Ser ile birlikte gerçekleştirdik. Kulak sağlığı için doğru bilinen yanlışları anlattık. Yaşlılıkla birlikte vücudumuzda oluşan sorunları gidermek, ruhsal ve işitsel sağlığımızı korumak amacıyla cihaz desteği almak zorundayız. Nasıl gözlerimizdeki sorunlar için gözlük kullanıyorsak kulak sağlığımız için de cihaz kullanmak zorundayız. Bunda utanılacak, sıkılınacak bir durum olmamalıdır. İşitme sağlığımıza dikkat edelim, kulağımızla ilgili bir sıkıntı olursa kendimiz değil, KBB uzmanına giderek tedavimizi yapalım" ifadelerine yer verdi. "29 yıldır halkımızı bilinçlendiriyoruz" Odyolog Dr. Gül Acur da Si-Ser İşitme Cihazları ile ilgili bilgiler vererek işitme sağlığı açısından firmanın desteklerini anlattı. Acur: "29 yıl önce kurulan Si-Ser İşitme Cihazları olarak toplumu bilinçlendirmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor" dedi. Panelin sonunda Si-Ser İşitme Cihazları tarafından tüm katılımcılara yönelik ücretsiz işitme testi hizmeti de sunuldu.
’’Çocuklarınızı eleştirmek ya da ödüllendirmek yerine destekleyin’’
21 Haziran 2025 Cumartesi - 12:22 ’’Çocuklarınızı eleştirmek ya da ödüllendirmek yerine destekleyin’’ Klinik Psikolog Selenay Yücel Keleş,’’ Beklenmeyen ya da istenmeyen karne notlarına karşı verilen olumsuz tepkiler, çocukların özgüvenini zedeleyebilir, kaygı düzeylerini artırabilir. Oysa karne, çocuğun yalnızca akademik performansını gösteren bir belgedir; çocuğun kişiliğini, yeteneklerini ve potansiyelini tam olarak yansıtmaz. Bu sebeple karne sonuçları ne olursa olsun, çocuğa verilen tepki dikkatli, dengeli ve destekleyici olmalıdır’’ dedi. Yaklaşık 20 milyon öğrenci karnesini aldı, tatil başladı. Klinik Psikolog Selenay Yücel Keleş, bu süreçte çocukları eleştirmek ya da ödüllendirmek yerine desteklenmesi gerektiğini söyledi. Keleş, velilerin çocuklara nasıl davranması gerektiği konusunda şu önerilerde bulundu: ’’Yaklaşık 20 milyon öğrenci karne aldı. Karne dönemi, çocuklar ve aileler için yıl boyunca gösterilen akademik çabanın bir sonucu olarak görülür. Ancak bu dönemde bazı çocuklar karne heyecanından çok karne korkusu yaşamaktadır. Bunun en büyük nedenlerinden biri, ebeveynlerin beklentilerini karşılayamama endişesidir. Beklenmeyen ya da istenmeyen karne notlarına karşı verilen olumsuz tepkiler, çocukların özgüvenini zedeleyebilir, kaygı düzeylerini artırabilir. Oysa karne, çocuğun yalnızca akademik performansını gösteren bir belgedir; çocuğun kişiliğini, yeteneklerini ve potansiyelini tam olarak yansıtmaz. Bu sebeple karne sonuçları ne olursa olsun, çocuğa verilen tepki dikkatli, dengeli ve destekleyici olmalıdır. Her çocuk farklı hızda gelişir ve öğrenir. Bazı çocuklar bazı derslerde zorlanabilirken, diğerlerinde çok daha başarılı olabilir. Karneye yalnızca notlar açısından bakmak, çocuğun bireysel farklılıklarını ve gelişim sürecini göz ardı etmektir. Bu nedenle karnesi zayıf olan çocuklara yaklaşım eleştirel değil, yapıcı ve anlayışlı olmalıdır. Aynı zamanda karnesi başarılı olan çocuklar da sadece aldıkları notlar üzerinden değerlendirilmemelidir; asıl takdir edilmesi gereken, onların gösterdiği emek ve çabadır. Zayıf karne getiren çocuklara yaklaşım nasıl olmalı? Öncelikle çocuğunuzla iletişim kurarken yargılayıcı bir dil kullanmaktan kaçınmalısınız. Sakin ve anlayışlı bir şekilde konuşarak, karne notları hakkında duygularını ifade etmesine fırsat tanımalısınız. Bu süreçte asıl amaç, notların neden düşük olduğunu birlikte anlamak ve çözüm yolları aramaktır. "Bu notu neden aldın?" yerine, "Sence bu derslerde ne gibi zorluklar yaşadın?", "Sana nasıl yardımcı olabilirim?" gibi sorularla yaklaşmak, çocuğunuzun kendini daha rahat ifade etmesini sağlar. Aksi halde suçlayıcı tutumlar, çocukta suçluluk duygusu ve özgüven kaybına yol açabilir. ’’Çocuğunuza doğru soruyla yaklaşmayı deneyin’’ Notlar yalnızca bir sonucun göstergesidir. Önemli olan, çocuğun bu sonuca gelene kadar gösterdiği çabadır. Bunu vurgulamak, çocukta sürece yönelik farkındalık oluşturur. "Bu sene seni en çok ne zorladı?", "Daha iyi olması için neler yapabiliriz?" gibi sorularla çocuğun kendini değerlendirmesi teşvik edilmelidir. Bazı çocuklar dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, okul ortamında yaşanan uyumsuzluklar gibi nedenlerle derslerde zorlanabilir. Böyle durumlarda, sorunun kökenine inmek ve gerekiyorsa bir uzmandan destek almak, hem çocuğun hem de ailenin üzerindeki yükü hafifletecektir. Rehberlik servisinden, psikolojik danışmanlardan veya eğitim koçlarından alınacak destekler, çocuğun akademik gelişimine katkı sağlayabilir. ’’Zayıf noktalarını başarısızlık olarak görmeyin’’ Bir diğer önemli adım, çocuğunuzla birlikte gelecek dönem için gerçekçi ve ulaşılabilir hedefler belirlemektir. Bu hedefler doğrultusunda bir gelişim planı oluşturmak, çocuğun sorumluluk alma becerisini geliştirirken motivasyonunu da artıracaktır. Bu süreçte ebeveynlerin, zayıf notları bir başarısızlık olarak değil, gelişim fırsatı olarak değerlendirmesi gerekir. Çünkü her başarısızlık, aynı zamanda bir öğrenme sürecidir. Başarılı karne getiren çocuklara ödül verilmeli mi? Karnesi iyi olan çocuklara ödül vermek, ilk bakışta doğru bir yaklaşım gibi görünse de uzun vadede istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Araştırmalar, çocukların ödül beklentisiyle motive olmasının içsel motivasyonu azalttığını göstermektedir. Yani çocuklar, sadece ödül almak için çaba göstermeye başlar ve bu da "ödül yoksa çaba da yok" anlayışına neden olabilir. Ödül yerine, çocuğun gösterdiği emeği ve çabayı takdir etmek daha sağlıklıdır. Örneğin, "Bu yıl çok çalıştın ve bu emeğinin karşılığını aldın. Seninle gurur duyuyorum." gibi cümlelerle çocuk desteklenmelidir. Bu tür ifadeler, çocuğun kendine olan güvenini pekiştirir ve içsel motivasyonunu artırır. Elbette çocuklara zaman zaman sürprizler yapmak, birlikte vakit geçirmek, birlikte bir etkinlik planlamak güzel olabilir. Ancak bu, bir ödül değil; birlikte geçirilen kaliteli zaman olarak değerlendirilmelidir. Çünkü çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, ebeveynlerinin sevgisi, ilgisi ve desteğidir. Sonuç olarak karne, çocuğun bir dönemlik akademik performansını belgeleyen bir araçtır. Ne başarıyı ne de başarısızlığı tek başına temsil eder. Bu süreçte ebeveynlerin görevi, çocuklarını koşulsuz bir şekilde sevmek, desteklemek ve onlara güvenmektir. Zayıf bir karne, çocuğun değersiz olduğu anlamına gelmediği gibi, başarılı bir karne de tüm potansiyelinin sınırlarını göstermez. Her çocuğun farklı ilgi alanları, farklı öğrenme biçimleri ve gelişim hızı vardır. Önemli olan, çocuğu olduğu gibi kabul edip, onun yanında olduğunuzu hissettirmektir. Eleştirmek yerine dinlemek, suçlamak yerine destek olmak, kıyaslamak yerine yol arkadaşlığı yapmak çocukların akademik ve duygusal gelişimi için en sağlıklı yaklaşımdır. Unutulmamalıdır ki; sevgiyle ve sabırla atılan her adım, gelecekte güvenli, başarılı ve mutlu bireyler yetiştirmenin temelini oluşturur.’’
Prof. Dr. Veysel Nijat Baş: "Fazla kilo, çocuklarda Tip 2 Diyabeti tetikliyor"
21 Haziran 2025 Cumartesi - 12:02 Prof. Dr. Veysel Nijat Baş: "Fazla kilo, çocuklarda Tip 2 Diyabeti tetikliyor" Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Kütahya Şehir Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Veysel Nijat Baş, çocuklarda artan obezite sorununa dikkat çekti. Baş, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzının çocuk sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini söyledi. Prof. Dr. Baş, son yıllarda özellikle pandemi sonrası çocukların daha az hareket ettiğini, sokakta oyun oynayan çocukların azaldığını, bunun da kilo fazlalığını beraberinde getirdiğini ifade etti. Baş, "Eskiden küçük yaşlarda bu kadar fazla kilolu çocuk görmüyorduk. Günümüzde çocuklar daha çok evde vakit geçiriyor, bilgisayar ve dijital oyunlarla zaman harcıyor. Ne kadar az hareket ederlerse, o kadar fazla kilo alıyorlar" dedi. Fazla kilonun sadece estetik bir sorun olmadığını belirten Baş, "Özellikle Tip 2 diyabet dediğimiz, kiloya bağlı şeker hastalığı daha önce çocuklarda çok nadir görülürken, artık küçük yaşta da karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük nedeni hareketsizlik ve sağlıksız beslenmedir. Fast food, paketli gıdalar ve hazır ürünlerle beslenme çocuklarda obeziteyi körüklüyor" ifadelerini kullandı. "Aileler yanlış anlayıştan vazgeçmeli" Toplumdaki "bir dirhem et bin ayıbı örter" anlayışının çocukların sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çeken Baş, ailelerin çocuklarını bilinçsizce fazla yedirdiğini ve bu durumun çocukları obeziteye sürüklediğini söyledi. "Çocuğun kilosu normal olsa bile, aile zayıf olduğunu düşünüp daha fazla yemesi gerektiğini savunabiliyor. Oysa çocukların vücut kitle indeksi dikkate alınmalı, normal sınırların üzerine çıkıldığında sağlık sorunları baş gösteriyor" dedi. Baş, çocukların sağlıklı gelişimi için sporun ve dengeli beslenmenin önemine vurgu yaparak şu tavsiyelerde bulundu: "Evlatlarımızı daha hareketli hale getirmeliyiz. Paketli ürünlerden uzak durmalı, ev yemeklerine ağırlık verilmelidir. Sağlıklı bir nesil istiyorsak, çocuklarımızın normal kilolarda olması gerekiyor." Prof. Dr. Veysel Nijat Baş, çocukluk döneminde obezitenin önlenmesinde anne sütünün önemine de değinerek, "İlk 6 ay yalnızca anne sütü yeterlidir. Ek gıdaya gerek yoktur. 2 yaşına kadar anne sütü verilmesi, çocuğun fazla kilodan korunmasında önemli bir etkendir" dedi.
Türkiye’de eğitim gören İranlı üniversite öğrencilerine destek
21 Haziran 2025 Cumartesi - 11:55 Türkiye’de eğitim gören İranlı üniversite öğrencilerine destek Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörlüğü, üniversitelerinde eğitim gören 191 İranlı öğrencinin yaşanan savaştan etkilenmemesi için çeşitli destekler sağlayacağını açıkladı. Rektör Prof. Dr. Kemalettin Aydın, "Savaş, çocukların uykusunu, anaların duasını, şehirlerin sabahını karartan kirli bir hesaplaşmadır. İsrail’in Gazze, Lübnan, Yemen ve en son İran’a kadar uzanan saldırganlıklarını hukuk, vicdan ve insanlık adına en güçlü şekilde telin ediyoruz" dedi. Aydın, savaşın öğrenciler üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek ve onların yalnızlık hislerini ortadan kaldırmak için üniversitenin tüm imkanlarını seferber edeceğini açıkladı. Aydın, "Bizler, her zaman öğrencilerimizin arkasında duracağız. Savaşın acılarını hafifletmek ve onların güven içinde eğitim almalarını sağlamak için elimizden geleni yapacağız" dedi. Prof. Dr. Aydın, savaşın yalnızca coğrafi sınırları değil, tüm insanlığı derinden etkileyen bir travma olduğunu ifade ederek, "Savaş, sadece toprakları değil, insanları da derinden yaralar. Bu süreçte öğrencilerimizin yanında durarak, güvenli ve huzurlu bir ortamda eğitimlerine devam etmelerini sağlamak için gereken her adımı atıyoruz" şeklinde konuştu. Filistin ve Ukrayna’daki çatışmalardan etkilenen öğrencilere verdikleri desteği hatırlatan Aydın, "Bugüne dek Filistin’de ve Ukrayna’da yaşanan çatışmalardan etkilenen öğrencilerimizin her acısını yüreğimizde taşıdık; onlara yalnız olmadıklarını hissettirmeye gayret ettik" dedi. Aydın, üniversitenin her bir öğrencisini bir emanet olarak gördüklerini vurgulayarak, Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak insan olmanın onuru ve medeniyet köklerinden beslenen vicdanla bu sorumluluğu taşımaya devam edeceklerini belirtti. Aydın, "Ülkenizdeki savaş nedeniyle yaşadığınız zorlukları bizlerle paylaşmak isterseniz, üniversitemizin sağladığı destek hattı ile her türlü yardımı sağlamak için buradayız" dedi.
"Kalp krizleri artıyor, pandemi sonrası genç hastalarda patlama var"
21 Haziran 2025 Cumartesi - 11:52 "Kalp krizleri artıyor, pandemi sonrası genç hastalarda patlama var" Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktorlarından Doç. Dr. Oktay Gülcü, pandemi sonrası kalp krizi vakalarında belirgin bir artış gözlemlendiğini, özellikle genç hasta sayısındaki artışın dikkat çekici olduğunu vurguladı. "Ülkemizde ortalama yaş sürekli artıyor. Yaşla birlikte risk faktörleri de çoğalıyor" diyen Gülcü, COVID-19 virüsünün damarları iltihaplandırıcı etkisinin olduğunu, aşıların ise kalp krizi riskini artırdığına dair bilimsel olarak net bir veriye henüz ulaşılamadığını söyledi. Ancak pandemiden sonra gençlerde diyabet, hipertansiyon ve kalp krizi vakalarında belirgin bir artış olduğunun da altını çizdi. Kalp Krizinin Belirtileri Neler? Gülcü, kalp krizinde göğüste baskı tarzında ağrının en sık rastlanan belirti olduğunu belirtti. Bu ağrının sol kola, çeneye ya da boyuna yayılabileceğini, fakat sadece sağ kol ağrısıyla bile kalp krizi geçiren hastalar olduğunu ifade etti. Göğüs ağrısı olmadan yalnızca nefes darlığıyla başvuran vakaların da sık görüldüğünü dile getirdi. Sessiz Kalp Krizine Dikkat! Özellikle diyabet hastalarında ağrı hissi olmadan "sessiz kalp krizi" gelişebildiğini belirten Gülcü, bu gruptaki bireylerin kalp damar hastalığına yakalanma riskinin çok daha yüksek olduğunu söyledi. Gençlerde Kriz Daha Riskli Genç yaşta geçirilen kalp krizlerinin daha ölümcül olabileceğine dikkat çeken Gülcü, yaşlılarda yıllar içinde gelişen kılcal damarlarla kalbin yeni yollar oluşturabildiğini; fakat gençlerde bu sistemin gelişmediğini ve ani damar tıkanıklıklarının daha ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Tanı ve Testlerde Dikkat Edilmesi Gerekenler Gülcü, kalp hastalığı şüphesiyle başvuran hastalarda tanının şikâyetlere, EKG’ye ve gerekirse sanal anjiyo veya klasik anjiyo gibi ileri tetkiklere dayanılarak konulduğunu söyledi. "Sanal anjiyo bazen yanıltıcı olabilir, o nedenle kesin tanı için klasik anjiyo önemlidir" dedi. Stent mi Bypass mı? Üç damar hastalığı veya kalbin ana damarında ciddi daralma varsa bypassın tercih edildiğini, daha sınırlı darlıklarda ise stent uygulandığını belirten Gülcü, özellikle şeker hastalarında stentlerin daha çabuk tıkandığını, bu yüzden öncelikle bypass’ın düşünüldüğünü ifade etti. Kolesterol İlaçları ve Aspirin Kullanımı Kolesterol ilaçlarının, damar hastalığı olan bireylerde genellikle ömür boyu kullanılması gerektiğini vurgulayan Gülcü, aspirinin ise hekim önerisi olmadan kesinlikle kullanılmaması gerektiğini söyledi: "Aspirin masum değildir, kanamayı artırabilir. Kendi başına alınmamalı." Tansiyon ve Yaşam Tarzı Tansiyon hastalarının ilaçlara bağımlı hale gelmediğini, gerekli hallerde uzun süreli ilaç kullanımının hayati olduğunu söyleyen Gülcü, ilaçsız kontrol altına alınabilen nadir vakalar dışında düzenli tedaviye uyumun önemine değindi. Kalp Sağlığı İçin Yaşam Önerileri Kalp sağlığı için en etkili yöntemlerden birinin düzenli yürüyüş olduğunu belirten Gülcü, günde 10-12 bin adımın kalp sağlığını olumlu etkilediğini söyledi. Beslenme konusunda ise kızartmalardan ve hayvansal iç yağlardan uzak durulması gerektiğini, haşlama ve doğal ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini belirtti. "3 Beyazdan Uzak Durun!" Tuz, un ve şekerin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Gülcü, özellikle şekerin damar sistemini sinsice tahrip ettiğini ve kalp hastalıklarına zemin hazırladığını vurguladı. Kadın ve Erkeklerde Belirti Farkı Menopoz öncesinde erkeklerin kalp hastalıklarından daha fazla etkilendiğini, menopoz sonrası ise kadınlarda riskin arttığını ifade eden Gülcü, hormonal korumanın kaybıyla kadınların da ciddi risk altında olduğunu belirtti. Kriz Anında Ne Yapmalı? Kalp krizi anında öksürme ve ıkınma gibi yöntemlerin kalbin yükünü azaltabileceğini belirten Gülcü, ancak en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurulmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Aort Yırtılması Ölümcül Olabilir Aort damarının yırtılmasının genellikle ani tansiyon yükselmeleri, tümör tedavileri gibi durumlarda geliştiğini belirten Gülcü, bu durumun ölümcül sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Sağlıkta Şiddete Tepki Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarına da değinen Gülcü, "Sabırlı olunmalı. Poliklinikte bekleyen doktor, yukarıda belki bir hastaya anjiyo yapıyor olabilir. Lütfen kendinizi sağlıkçının yerine koyun" çağrısında bulundu.
Tütünsüz bir Erzurum için harekete geçtiler
21 Haziran 2025 Cumartesi - 11:33 Tütünsüz bir Erzurum için harekete geçtiler Erzurum’da sigarayı bırakmayı teşvik amacıyla kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik bir çalışma başlatıldı. Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, 2024-2028 Tütün Kontrol Eylem Planı’nın "Sigarayı Bırakma" başlığı altındaki hedefleri doğrultusunda ve 09.04.2025 tarihinde gerçekleştirilen 2025/1 Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu toplantısında alınan karar gereği, kamu kurum ve kuruluşlarında sigara bırakma kampanyası başlatıldı. Toplumda tütün kullanım oranını azaltmak amacıyla hayata geçirilen kampanya kapsamında; Erzurum Büyükşehir Belediyesi, İl Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü, Aziziye Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğü, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ve Erzurum Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü personeline yönelik bilgilendirme seminerleri düzenlendi. Seminerlerde tütün ve tütün ürülerinin zararları, bırakmanın sağlık üzerindeki olumlu etkileri, bırakma sürecinde karşılaşılabilecek güçlükler ve bu süreçte baş etme yöntemleri ile etkili bırakma yolları ele alınmıştır. Ayrıca katılımcıların karbonmonoksit ölçümleri yapılarak farkındalık artırıldı. Kampanya kapsamında seminerler yıl boyunca devam edecek olup, tütünsüz ve sağlıklı bir yaşam için kurumlar arası iş birliğiyle çalışmalar sürdürülecek.