SAĞLIK
Efeler’de OED cihazları hizmete girdi 28 Nisan 2026 Salı - 17:04:45 Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, Aydın basınının unutulmaz ismi merhum Erman Çetin’in anısını yaşatan, modern tıbbın en önemli ilk yardım araçlarından biri olan OED cihazlarını hizmete sundu. Efeler Belediyesi ile Aydın Gazeteciler Cemiyeti (AGC) iş birliğiyle, kentin en işlek noktaları OED (Otomatik Eksternal Defibrilatör) cihazlarıyla donatıldı. Geçtiğimiz yıl 28 Nisan’da, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erman Çetin, vefatının yıl dönümünde anlamlı bir törenle anıldı. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş ve yönetiminin tam kadro katıldığı programa; Erman Çetin’in ailesi, Aydın Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ümit Özmen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, gazeteciler, sivil toplum kuruluşlarının, siyasi partilerin temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Çetin’in adı Efeler sokaklarında insanları hayata bağlayan bir simgeye dönüştü. Uğur Mumcu Parkı’nda düzenlenen etkinlikle birlikte; Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki Uğur Mumcu Parkı, Menderes Park, Fatih Mahallesi kapalı pazar yeri, İmamköy Mahallesi Doğa Otel, Zafer Meydanı’ndaki belediye otoparkı, Pınarbaşı Mesire Alanı, Efeler Belediyesi hizmet binası girişi ve ESKO iş hanı olmak üzere kentin 8 farklı noktasına yerleştirilen cihazlar hizmete girdi. Etkinliğin ardından katılımcılar, düzenlenen lokma hayrında bir araya geldi. Programda konuşan Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, "Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nin fikriyle yola çıktığımız bir sosyal sorumluluk projesinin paydaşı olmaktan mutluyuz. Geçen yıl; önceki dönem Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Aydın’ın değerli gazetecisi kıymetli kardeşim Erman Çetin’in hiç beklenmedik kaybına uyanmıştık. Aydın kıymetli bir değerini kaybetti. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş ile görüştük. Birlikte böyle bir sosyal sorumluluk projesi yaptık. Aydın’da 8 noktaya yerleştirdik. OED cihazı ani kalp durmalarında tamamen otomatik ilk yardım yapacak bir cihaz. Aydın’da bulunan spor salonlarından da bu cihazı temin etmelerini isteyeceğiz. Bundan sonra böyle acı kayıplar yaşamak istemiyoruz. Tekrar Erman Çetin’e Allah’tan rahmet, ailesi, yakınları, sevenleri ve basın camiasına baş sağlığı diliyorum. Proje fikrinin sahibi Aydın Gazeteciler Cemiyeti’ne de teşekkür ediyorum. Umarız birlikte ortak çalışmalarımıza devam ederiz" dedi. Erman Çetin’i çocukluğundan beri tanıdığını ifade ederek konuşmasına başlayan Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş, "Erman Çetin Başkanımız benim çocukluğumdan beri tanıdığım, biz daha okula giderken ilçemizde gazetecilik yapan bir ağabeyimizdi. Zaman geçti aynı şehirde gazetecilik yaptık, aynı cemiyette basın camiamız için sorumluluk aldık. Maalesef hiç beklemediğimiz bir anda Erman ağabeyimizi kaybettik. Erman Çetin şehrimiz için önemli bir değerdi ve ismini yaşatmak için, aynı zamanda da şehrimize faydalı olabilecek bir anı bırakmak istedik. Son dönemde erken yaşta gelen kalp krizi nedeniyle çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Başka değerlerimizi kaybetmeyelim, Erman Çetin’in de adını yaşatalım diye bu proje ortaya çıktı. Anıl başkanımıza projemizi ilettik ve hemen kabul etti. Bugün de ilk adımı attık. Umarım tüm Aydın’da bunu yaygınlaştırırız." diye konuştu.
28 Nisan 2026 Salı - 14:55 Uzmanı uyardı: Baharda cilt hastalıkları artıyor Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Akbaba, bahar aylarında artan güneş ışınları, yükselen sıcaklık, polen yoğunluğu ve terleme gibi çevresel faktörlerin cilt sağlığını doğrudan etkilediğini belirterek, "Bu dönemde hem mevcut deri hastalıkları alevlenebilir hem de bazı cilt sorunları ilk kez ortaya çıkabilir" dedi. "Güneş alerjisi baharda daha sık görülüyor" Bahar aylarında cildin dış etkenlere karşı daha hassas hale geldiğini vurgulayan Akbaba, "Kış aylarında güneşten uzak kalan cilt, bahar aylarında ani şekilde güneşe maruz kaldığında savunmasız kalır. Bu nedenle baharın ilk dönemlerinde güneş alerjisi vakalarında belirgin bir artış gözlemliyoruz. Bu durum genellikle güneşe çıkıldıktan kısa süre sonra ortaya çıkar. Özellikle yüz, boyun, kol ve dekolte gibi güneşe açık bölgelerde kaşıntılı, kızarık ve kabarık döküntüler görülür" diye konuştu. "Bitki teması kalıcı lekeler bırakabilir" Açık havada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte bitkilerle temasın da arttığını belirten Akbaba, şu uyarılarda bulundu: "Özellikle limon, incir ve bazı yabani bitkilerle temas sonrası gelişen fitodermatit sık görülür. Bu durumda ciltte önce kızarıklık ve yanma hissi oluşur ardından güneş ışığıyla etkileşime girerek kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bu lekeler bazı hastalarda uzun süre kalıcı olabilir." "Terleme mantar enfeksiyonlarını tetikliyor" Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte artan terlemenin cilt üzerinde nemli bir ortam oluşturduğunu belirten Akbaba, "Bu durum mantar enfeksiyonları için uygun zemin hazırlar. Özellikle ayaklarda, kasık bölgesinde ve vücudun kıvrım alanlarında kaşıntılı, kızarık ve bazen pullanma ile seyreden lezyonlarla kendini gösterir. Kişisel hijyenin yanı sıra uygun kıyafet seçimi de mantarı önleme noktasında önemlidir. Sentetik ve hava almayan kıyafetler enfeksiyonları artırabilir" uyarısında bulundu. "Polen ve çevresel faktörler alerjiyi artırıyor" Bahar aylarında polen yoğunluğunun artmasıyla sadece solunum yollarının değil, cilt hastalıklarının da tetiklendiğini söyleyen Akbaba, "Kontakt dermatit vakalarında da bu dönemde belirgin artış görülür. Polenler, bitkiler ve bazı kozmetik ürünleri ciltte kaşıntı, kızarıklık ve hassasiyete yol açabiliyor. Ayrıca atopik dermatit (egzama) hastalarında da bu dönemde alevlenmeler görülebilir. Cilt bariyeri zaten hassas olan bireylerde çevresel alerjenler kaşıntı ve kuruluğu daha da artırır" dedi. "Ani güneş maruziyeti yanıklara neden olabiliyor" Bahar aylarında güneş daha masum gibi algılansa da UV etkisinin oldukça güçlü olduğunu söyleyen Akbaba, "Özellikle ilk güneşlenmelerde cilt korunmasız kalabiliyor. Bu durum güneş yanıklarına neden olabiliyor. Ciltte kızarıklık, hassasiyet, yanma hissi ve bazı durumlarda su toplaması gibi bulgular ortaya çıkabiliyor" diye konuştu. "Akne şikayetleri artış gösterebilir" Artan sıcaklık ve terlemeyle birlikte ciltte yağ üretiminin de arttığını belirten Akbaba, "Akneye yatkın bireylerde sivilce oluşumu artabilir. Gözeneklerin tıkanmasıyla birlikte iltihaplı lezyonlar oluşabilir. Bu dönemde uygun cilt temizliği ve bakımı önem kazanır" dedi. "Basit önlemlerle korunmak mümkün" Bahar aylarında cilt sağlığını korumak için alınacak basit önlemlerin büyük fark gösterebileceğini vurgulayan Akbaba, şunları kaydetti: "Güneşten korunmak en önemli adımdır. Yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımının yanı sıra cilt tipine uygun nemlendiriciler düzenli olarak kullanılarak cilt bariyeri güçlendirilmeli. Ayrıca pamuklu ve hava alabilen kıyafetler tercih edilmeli, terleme sonrası cilt temizlenmeli ve bitki teması sonrası cilt yıkanmalıdır. Bahar aylarında ortaya çıkan veya artış gösteren cilt problemleri hafife alınmamalı özellikle uzun süren, şiddetlenen ya da yayılım gösteren lezyonlarda bir dermatoloji uzmanına başvurulması önemlidir."
Tam kapalı fıtık ameliyatı hastaya konfor sağlıyor
26 Mart 2026 Perşembe - 12:56 Tam kapalı fıtık ameliyatı hastaya konfor sağlıyor Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzman Yasin Levend Özçelik, tam kapalı bel ve boyun fıtığı ameliyatlarının küçük kesiyle yüksek başarı ve hızlı iyileşme imkânı sunduğunu belirtti. Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzman Doktoru Yasin Levend Özçelik, tam kapalı bel ve boyun fıtığı ameliyatlarına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Yasin Levend Özçelik, bu yöntemin aslında genel cerrahide kullanılan laparoskopik sistemlerin geliştirilerek beyin cerrahisine uyarlanmasıyla ortaya çıktığını ifade etti. Tam kapalı ameliyatın uygulama sürecine değinen Dr. Özçelik, yaklaşık 8 milimetrelik küçük bir kesiyle özel kanüller aracılığıyla fıtığın bulunduğu bölgeye ulaşıldığını belirtti. Bu yöntemle kanül içerisinden girilerek kemik, doku ve fıtık materyalinin temizlendiğini söyleyen Dr. Özçelik, böylece hastanın şikâyetlerinin giderildiğini aktardı. Yöntemin sağladığı avantajlara dikkat çeken Dr. Özçelik, "Daha küçük kesi sayesinde hastalarımız ameliyat sonrası daha konforlu bir süreç geçiriyor. Erken taburcu olabiliyor, günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor ve iş gücü kaybı minimuma iniyor" dedi. Tam kapalı ameliyatlarda yapılan işlemlerin klasik cerrahiyle aynı olduğunu vurgulayan Dr. Özçelik, uygun hasta seçiminin önemine değinerek, "Endikasyonu doğru konulmuş hastalarda başarı oranı yüzde 95 civarındadır. Önemli olan doğru hastaya, doğru teknikle müdahale edilmesidir" ifadelerini kullandı.
Ortaca Gökbel Mahallesi’nin içme suyu altyapısı yenilendi
26 Mart 2026 Perşembe - 12:11 Ortaca Gökbel Mahallesi’nin içme suyu altyapısı yenilendi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Ortaca ilçesi Gökbel Mahallesi’nde içme suyu altyapısını kapsamlı şekilde yenileyerek mahallede yaşanan su sıkıntılarına kalıcı çözüm sağladı. Bu kapsamda yaklaşık 10 kilometrelik içme suyu şebekesi modernize edilirken, Boğaz mevkiindeki eski depo 100 tonluk yeni depo ile değiştirildi ve vatandaşların arazisinden geçen 2 bin 500 metrelik hat güvenli yol güzergahına taşınarak muhtemel arızalara müdahale süresi azaltıldı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, içme suyu altyapı sistemlerinin modernize edilerek vatandaşlara kesintisiz su sağlanması talimatları doğrultusunda Ortaca’da çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, Gökbel Mahallesi’nde içme suyu hatlarını kapsamlı şekilde yeniledi. Mahallede yaklaşık 10 kilometrelik şebeke modernize edilirken, Boğaz mevkiindeki eski depo 100 tonluk yeni depo ile değiştirildi ve vatandaşların arazisinden geçen 2 bin 500 metre uzunluğundaki hat yol güzergahına alındı. Hatlar modernleştirilerek su arzı artırıldı Ortaca ilçesi Gökbel Mahallesi’nde yaz aylarında artan nüfus nedeniyle su arzı yetersiz kalıyor, eski ve kireçlenmiş hatlar sık sık tıkanıyor, vatandaşların arazilerinden geçen hatlar ise arızalara müdahaleyi zorlaştırıyordu. Bu sorunları çözmek için mahallede yeni bir içme suyu sondaj kuyusu açıldı ve terfi hattı aracılığıyla mevcut depoya entegre edilerek ilave su kaynağı sağlandı. Ekonomik ömrünü tamamlamış hatlar yenilenirken, vatandaşların evlerinin temellerinin altından geçen yaklaşık 2 bin 500 metrelik şebeke hattı yol güzergahına taşındı. Aynı zamanda Boğaz mevkiinde bulunan ve ekonomik ömrünü tamamlamış olan 50 ton kapasiteli deponun yerine 100 ton kapasiteli yeni depo montajı gerçekleştirilerek kapasitesi artırılmış oldu. Bu çalışmalar sayesinde hem altyapı modernize edildi hem de arızalara müdahale süresi kısaltılarak su kayıplarının yaklaşık yüzde 40 oranında azaltılması sağlandı. Mahallede farklı sokaklarda yürütülen yenileme çalışmalarıyla ise toplamda yaklaşık 10 kilometrelik içme suyu şebekesi modern ve işletmeye uygun hale getirildi. Gökbel Mahallesi’nin içme suyu altyapısı, sürdürülebilir şekilde güçlendirilerek yaz dönemlerinde yaşanan su yetersizliği riskine karşı dayanıklı hale getirildi. Mahallede yapılan modernizasyon çalışmalarının tüm dertlerini çözeceğini vurgulayan Gökbel Mahallesi Muhtarı Mehmet Arslanpay, "2004’ten beri borular zamanla eridi toprağın altında. Sağ olsun bu boruların tamamı yenilendi. Genel Müdürümüz olsun, Ahmet Başkanımız olsun sağ olsunlar yardımcı oldular. Bize 100 tonluk bir depo getirdiler. Bunu buraya kurdu. Bu çok güzel oldu, iyi oldu. Borular yenilendi, depo yenilendi, pompalar yenilendi. Şimdi önümüzdeki yaz rahat geçeceğiz Allah’ın izniyle" dedi.
Mersin Büyükşehir Belediyesi DMD hastasına ergoterapi desteğini sürdürüyor
26 Mart 2026 Perşembe - 11:33 Mersin Büyükşehir Belediyesi DMD hastasına ergoterapi desteğini sürdürüyor Mersin Büyükşehir Belediyesi Otizm Aile Danışma Merkezinde, DMD hastası 3,5 yaşındaki Koray Özmen’e yönelik ergoterapi desteği ile günlük yaşam becerilerinin korunmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Otizm Aile Danışma Merkezi, 0-7 yaş aralığındaki tanılı çocuklara yönelik destek hizmetlerini sürdürmeye devam ediyor. Merkezde serebral palsi, otizm, down sendromu, gelişimsel gerilikler ve çeşitli genetik mutasyonlara sahip çocuklara ergoterapi, duyu bütünleme ve özel eğitim hizmetleri sunulurken, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) hastası 3,5 yaşındaki Koray Özmen de bu destekten faydalanan çocuklar arasında yer alıyor. DMD hastası minik Koray’a destek Kaslarda ilerleyici zayıflamaya neden olan genetik hastalık DMD ile mücadele eden minik Koray, Otizm Aile Danışma Merkezinde ergoterapi desteği alıyor. Ergoterapi ile mevcut becerileri korumaya ve kayıpları geciktirmeye yönelik çalışmalar yürütülüyor. Bu kapsamda Koray’ın günlük yaşam becerilerinin korunması, bağımsız hareket edebilme becerisinin desteklenmesi ve ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulabileceği yardımcı cihazların kullanımına yönelik hazırlıklar yapılıyor. Aynı zamanda aileye de ev içi düzenlemeler, destekleyici ekipman kullanımı ve çocuğun bağımsızlığını artırmaya yönelik eğitimler veriliyor. Bu çalışmalar sayesinde Koray’ın hareket kabiliyetinin, mümkün olan en uzun süre korunması hedefleniyor. Öte yandan Koray Özmen için valilik onaylı yardım kampanyası da devam ediyor. Yaklaşık 8 aydır süren kampanya şu anda yüzde 12 seviyesinde. Türkiye’de tedavisi bulunmayan genetik hastalıklarla mücadele eden Koray gibi çocuklar için, toplumsal desteğin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Minik Koray’ın tedavi sürecine destek olmak isteyen vatandaşlar, ‘DMD Koray Özmen’ isimli sosyal medya hesabı üzerinden kampanyayı takip edebilir. "Koray’la öncelikli hedefimiz, var olan becerilerini korumak" Otizm Aile Danışma Merkezinde görev yapan Ergoterapist Kutlay Karakoyun, DMD hastalığı hakkında bilgi vererek, "DMD ilerleyici bir kas hastalığı. Bu çocuklar küçükken yürüyebiliyor, koşabiliyor ve oyun oynayabiliyorlar. Fakat ilerleyen süreçte yürüme kabiliyetleri yavaşlamaya başlıyor. Daha sonra merdiven inmeleri zorlaşıyor ve bir süre sonra yürüme becerisini kaybetmeye başlıyorlar. Zıplama becerileri gidiyor. 8-12 yaş civarında bu çocuklar, tekerlekli sandalyeye geçiyorlar. Ailelerin de bu süreçte desteğe ihtiyacı oluyor" dedi. 3,5 yaşındaki DMD hastası minik Koray’ın ergoterapi sürecini anlatan Karakoyun, "Koray, şu an merdiven inip çıkmakta yavaş yavaş zorluklar yaşamaya başladı. Çok küçük olduğu için durumun pek farkında değil ama ailesi bu süreci elinden geldiğince desteklemeye çalışıyor. Koray’la öncelikli hedefimiz, var olan becerilerini korumak ve kaybetmeyi geciktirmek. Belki tamamen durduramayacağız ama bu süreçteki kaybı olabildiğince erteleyebiliriz" diye konuştu. "0-7 yaş arasındaki bütün tanı gruplarında çocuklara ücretsiz destek veriyoruz" İlerleyen süreçte Koray’ın yardımcı cihazlara da ihtiyacı olabileceğini kaydeden Karakoyun, "Bunların nasıl kullanılacağını, aileye ve Koray’a öğretmek gerekecek. Ev içerisinde tutunma barları, ışıklandırma gibi, Koray’ı bağımsızlık yönünde destekleyecek çalışmalar olacak. Bunları da aileye öğreteceğiz. Koray’ın valilik onaylı kampanyası devam etmekte. Bu konuda da herkesten az çok demeden destek bekliyoruz. Büyükşehir Belediyesi Otizm Aile Danışma Merkezi olarak, 0-7 yaş arasındaki bütün tanı gruplarında çocuklara ücretsiz destek veriyoruz. İhtiyaç duyan vatandaşlarımız başvurularını yapıp, buradan ücretsiz hizmet alabilir" ifadelerine yer verdi. Anne Özmen Mersinlilere seslendi: "Oğlumdan desteklerinizi esirgemeyin" Anne Sezin Özmen, oğlu Koray’ın DMD hastalığına dair sürecinden bahsederek, "Koray 3,5 yaşında ve 2 yıldır DMD hastalığıyla mücadele ediyor. 4 Ağustos’ta valilik onaylı başlayan kampanyamız 8 aydır sürüyor ve şu anda yüzde 12’deyiz. Buradan bir anne olarak herkese sesleniyorum. Çok yavaş ilerliyoruz. Koray Mersin’in evladı. Oğlumdan desteklerinizi esirgemeyin. Lütfen oğlumu görmezden gelmeyin. ‘DMD Koray Özmen’ isimli instagram sayfamızdan da takip edebilirsiniz. Şimdiden teşekkür ederim" dedi.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demirçubuk’tan menenjit hakkında uyarılar
26 Mart 2026 Perşembe - 11:26 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demirçubuk’tan menenjit hakkında uyarılar Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Gümüş Demirçubuk, menenjit hakkında uyararak önlemler hakkında bilgilendirmede bulundu. Dr. Demirçubuk, "Menenjit, erken teşhis edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, mide bulantısı ve ışığa hassasiyet gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi. Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Gümüş Demirçubuk, hastalığın bazı türlerinin bulaşıcı olabileceğine dikkat çekerek, hijyen kurallarına özen gösterilmesini, kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmasını ve risk grubundaki bireylerin aşı durumlarını kontrol ettirmesini önerdi. Dr. Demirçubuk, "Uygun antibiyotiklerle tedavi edilse bile çok yüksek hastalık ve ölüm riski ve kalıcı sakatlık bırakma riski büyük olan bir hastalıktır. O yüzden aşı ile korunma büyük öncelik taşımaktadır iki türlü aşısı bulunan meningokok menenjiti ülkemizde aşı takviminde bulunmamaktadır. özel aşı statüsünde uygulanan bu aşılar biz çocuk doktorları tarafından takip ettiğimiz hastalara uygulanmaktadır. İngiltere’nin kent bölgesinde men b suçuna bağlı bir menenjit salgını haber haberi yayınlandı ve buna bağlı olarak İngiltere bölgesinde insanlar menenjit aşısı için kuyruklar oluşturdu. Aşılanma büyük önceliğimiz ve biz hastalarımıza muhakkak öneriyoruz" dedi.
Hamileyim diye geldi, tümör teşhisi konuldu
26 Mart 2026 Perşembe - 10:37 Hamileyim diye geldi, tümör teşhisi konuldu Kahramanmaraş’ta hastaneye gebelik şüphesiyle başvuran kadın hastanın yapılan tetkiklerinde hamile olmadığı, şikayetlerinin beyinde yer alan iyi huylu bir tümörden kaynaklandığı ortaya çıktı. Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Çiftçoğlu, mide bulantısı, adet gecikmesi ve baş ağrısı şikayetleriyle başvuran bir hastanın gebelik muayenesi talebiyle geldiğini belirtti. Yapılan ilk değerlendirmelerde gebelik tespit edilmediğini ifade eden Çiftçoğlu, "Hastanın şikayetlerinin gebelikle benzerlik göstermesi üzerine farklı ihtimalleri değerlendirdik. Bu çerçevede yapılan hormon testlerinde prolaktin seviyesinin yüksek olduğunu belirledik" dedi. Yapılan ileri tetkiklerde hastaya hipofiz MR çekildiğini aktaran Çiftçoğlu, "MR sonucunda beynin hipofiz bölgesinde ‘prolaktinoma’ olarak adlandırılan bir tümör tespit ettik. Bu tümör, prolaktin hormonunun aşırı salgılanmasına neden oluyor. Genellikle iyi huylu olup ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor" diye konuştu. Gebelik belirtilerine benzer şikayetlerin farklı hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Çiftçoğlu, "Prolaktin hormonu aslında beyinde hipofiz bezinden salgılanan ve süt salınımını sağlayan hormondur. Bunun yüksek olduğunu tespit ettikten sonra hastada hipofiz MR çektirdik. Çektiğimiz beyin MR’ında hastanın hipofiz dediğimiz bölgede kitleyi tümörü tespit ettik. Prolaktinoma dediğimiz bir tümör. Prolaktinoma tümörü beyinde hipofiz bölgesinde bulunmakta olup prolaktin hormonunun aşırı miktarda salgılanmasını sağlayan bir tümördür. Bu durumda iyi huyludur, kanserleşme olmasını çok yoktur. Dolayısıyla ilaçla tedavisi mümkündür ama gebelik şikayetlerini de andırdığı için mutlaka ayırıcı tanıda akılda tutulması gereken bir durumdur. Hasta da bizle öğrendi ’hamileyim’ diye geldi hasta, gebelik muayenesi olma talebiyle geldi ancak biz tümörü tespit ettik. Önce gebe olmadığını tespit ettik ve sonra ’Bu şikayetlere sebep olabilecek ne var?’ diye araştırdığımızda bu durum ortaya çıktı. Yani tümörü de aynı gün içerisinde değil birkaç gün sonra ileri tetkik sayesinde öğrenmiş oldu" dedi.
"Prostat büyümesinde HoLEP ile kesi olmadan iyileşmek mümkün"
26 Mart 2026 Perşembe - 10:35 "Prostat büyümesinde HoLEP ile kesi olmadan iyileşmek mümkün" Prostat büyümesinde uygulanan HoLEP yönteminin, kapalı teknikle kesi gerektirmeden etkili ve kalıcı tedavi imkanı sunduğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bulut, "HoLEP, prostatın idrar kanalını tıkayan kısmının lazer yardımıyla kapsülünden ayrılarak tamamen çıkarılması işlemidir" dedi. Erkeklerde özellikle 50 yaş sonrası sık görülen prostat büyümesi (BPH), zamanla idrar yapmayı zorlaştırarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. VM Medical Park Gebze Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bulut, prostat büyümesinin çoğu zaman yaşlanma sürecinin bir parçası olarak ortaya çıktığını belirterek, erken dönemde fark edilmesinin ve doğru tedavi planının önemine dikkat çekti. "Prostat büyümesi yaşlanmayla ortaya çıkan yaygın bir durumdur" Prostatın erkeklerde mesanenin hemen altında yer alan ve idrar kanalını çevreleyen bir bez olduğunu belirten Op. Dr. Bulut, "Benign Prostat Hiperplazisi (BPH), bu bezin iyi huylu şekilde büyümesidir. Yaş ilerledikçe erkeklik hormonlarının etkisiyle prostat yavaş yavaş büyümeye başlar. Bu durum oldukça yaygındır ve çoğu erkekte 50 yaş sonrası görülür. Aslında bir hastalıktan çok, vücudun zamanla geçirdiği bir değişim olarak da değerlendirilebilir" dedi. "İdrar alışkanlıklarındaki değişim önemli bir uyarı olabilir" Prostat büyümesinin idrar kanalına baskı yaparak çeşitli şikayetlere yol açtığını ifade eden Op. Dr. Bulut, "Sık idrara çıkma, özellikle gece idrara kalkma, idrarı başlatmakta zorlanma, akımın zayıf olması, kesik kesik idrar yapma ve tam boşalamama hissi en sık görülen belirtiler arasındadır. İleri durumlarda ise idrar yapamama ya da damla damla kaçırma gibi daha ciddi tablolar ortaya çıkabilir. Prostat büyümesi çoğu zaman sessiz ilerler ancak tuvalet alışkanlıkları değişmeye başladıysa vücut sinyal veriyor olabilir" diye konuştu. "Belirtileri ’yaşlılık normalidir’ diyerek ertelemeyin" Hastaların şikayetlerini çoğu zaman normal kabul ederek doktora başvurmayı geciktirdiğini belirten Bulut, "Gece ikiden fazla idrara kalkma, idrar akımında belirgin zayıflama, idrarı başlatmakta zorlanma, sık idrara çıkma ve ani sıkışma hissi gibi belirtiler erken uyarı sinyalleridir. Bu şikâyetler hafif bile olsa ilerleyici olma eğilimindedir. Özellikle hiç idrar yapamama, idrarda kan görülmesi, ateş ve yanma gibi durumlarda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır" şeklinde konuştu. "İhmal edilirse mesaneden böbreğe kadar tüm sistemi etkileyebilir" Prostat büyümesinin yalnızca sık tuvalete gitmekten ibaret olmadığını vurgulayan Op. Dr. Bulut, "Tedavi edilmediğinde idrar yapamama (akut retansiyon), mesanenin zarar görmesi, sık idrar yolu enfeksiyonları, mesane taşı oluşumu ve ileri durumlarda böbrek fonksiyonlarının bozulması gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşır" ifadelerini kullandı. "Tedavi hastaya özel planlanıyor" Prostat büyümesinde tek bir tedavi yönteminin olmadığını belirten Op. Dr. Bulut, şu bilgileri paylaştı: "Tedavi, hastanın şikayetlerinin derecesine ve yaşam kalitesine etkisine göre planlanır. Hafif şikayetlerde yaşam tarzı düzenlemeleri ve düzenli takip yeterli olabilir. Sıvı tüketiminin düzenlenmesi ve özellikle akşam saatlerinde çay-kahve gibi mesaneyi uyaran içeceklerin azaltılması bile ciddi rahatlama sağlayabilir. Şikayetlerin artması durumunda ilaç tedavisine geçilir. İdrar kanalını gevşeten ve akımı rahatlatan ilaçlar ile prostatın küçülmesini sağlayan tedaviler kullanılabilir. Bazı hastalarda bu tedavilerin birlikte uygulanması gerekebilir." "Minimal invaziv yöntemler de önemli bir seçenek" Günümüzde ilaç tedavisi ile cerrahi arasında yer alan minimal invaziv yöntemlerin de uygulanabildiğini belirten Op. Dr. Bulut, "Lazer uygulamaları ve farklı teknikler, daha az kanama ve daha hızlı iyileşme gibi faydalar sunabilir. Ancak her yöntem her hasta için uygun olmayabilir, bu nedenle bireysel değerlendirme şarttır" dedi. "HoLEP yöntemi modern ve kalıcı bir çözüm sunuyor" Cerrahi tedavi gerektiren hastalarda HoLEP yönteminin öne çıktığını dile getiren Op. Dr. Bulut, şunları söyledi: "HoLEP, prostatın idrar kanalını tıkayan kısmının lazer yardımıyla kapsülünden ayrılarak tamamen çıkarılması işlemidir. Bu yöntem kapalı olarak uygulanır ve dışarıdan kesi gerektirmez. Prostat dokusunun bütüncül şekilde çıkarılması, hem daha etkili bir rahatlama sağlar hem de tekrar etme ihtimalini azaltır." "Daha az kanama, büyük prostatlarda da etkili" HoLEP’in sağladığı faydalara değinen Bulut, "Lazer teknolojisi sayesinde kanama riski düşüktür. Bu durum özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalar için önemli bir kolaylık getirir. Ayrıca büyük prostatlarda da güvenle uygulanabilmesi, yöntemin tercih edilme nedenlerinden biridir" ifadelerini kullandı. "Ameliyat süreci ve sonrası konforlu ilerliyor" Ameliyatın kapalı yöntemle, idrar kanalından girilerek gerçekleştirildiğini kaydeden Op. Dr. Bulut, "İşlem sırasında prostat dokusu lazer ile ayrılır ve mesane içinde parçalanarak dışarı alınır. Ameliyat süresi prostatın büyüklüğüne göre değişmekle birlikte genellikle 1-2 saat civarındadır. Ameliyat sonrası süreç çoğu hasta için konforlu geçmektedir. Hastalar genellikle 1 gün içinde ayağa kalkar ve kısa sürede taburcu edilir. Sonda çoğunlukla 1-2 gün içinde alınır. İlk günlerde hafif yanma ve sık idrara çıkma görülebilir ancak bu şikayetler geçicidir" dedi. "Kısa sürede günlük hayata dönüş mümkün" İyileşme sürecine ilişkin önerilerde bulunan Op. Dr. Bulut, "Hastaların bol sıvı tüketmesi, ağır kaldırmaktan ve zorlayıcı aktivitelerden bir süre kaçınması gerekir. Çoğu hasta birkaç hafta içinde günlük yaşamına tamamen dönebilir" diye konuştu.
Boynunda kemoterapi, kalbinde meslek aşkı: İki farklı kanser ile mücadele eden hekimin sarsılmaz azmi
26 Mart 2026 Perşembe - 10:27 Boynunda kemoterapi, kalbinde meslek aşkı: İki farklı kanser ile mücadele eden hekimin sarsılmaz azmi Samsun’da akciğer ve pankreas kanseriyle aynı anda mücadele eden ve boynuna bağlı kemoterapi ilacıyla çalışmasını sürdüren kadın hekim yaşadığı zorlu sürece rağmen görevinden kopmayarak örnek bir duruş sergiliyor. Samsun’da yaşayan 58 yaşındaki Acil Tıp Hekimi Bendegül Kuruçelik, 35 yıllık meslek hayatında sayısız hastaya şifa oldu. Bugün ise hem hekim hem hasta olarak hayat mücadelesini sürdüren Dr. Bendegül Kuruçelik, yaşadığı zorlu sürece rağmen görevinden kopmayarak örnek bir duruş sergiliyor. FBM Tıp Merkezi’nde acil doktoru olarak çalışan ve iki çocuk annesi olan Kuruçelik, kendisine konulan akciğer ve pankreas kanseri tanılarının ardından zorlu bir tedavi sürecine girdi. Geçirdiği ameliyatların ardından kısa sürede yeniden görevine dönen deneyimli hekim, mesleğine olan bağlılığını bir an olsun kaybetmedi. Boynuna bağladığı aparat ile hem kemoterapi alıyor hem çalışıyor Kemoterapi sürecinin fiziksel olarak oldukça yıpratıcı olduğunu ifade eden Dr. Kuruçelik, buna rağmen çalışmanın kendisine güç verdiğini belirtti. Boynuna takılı cihaz aracılığıyla 48 saat boyunca kemoterapi ilacı aldığını dile getiren Kuruçelik, "Akciğer ve pankreas kanseriyim. Kendi tanılarımı kendim koydum. Ameliyatlardan bir ay sonra çalışmaya başladım. Beni hayata bağlayan iki şey oldu: Kızlarım ve işim. İşimi yaptığım sürece sağlıklıyım. İşimi yapamamak kaygısı, hastalıktan daha çok korkuttu beni. İşimi yaptığım sürece hastalığımı unuttum ve tedaviye çok daha rahat devam edebildim. Bu süreç gerçekten çok zorlu. Hekimken bunun empatisini tam anlamıyla yapamıyormuş insan. Hasta olunca bunun ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Kemoterapi zor bir süreç; bu süreçte çalışmak ise daha da zor. Bu anlamda FBM Tıp Merkezi bana kucak açtı. Kanser hastası bir hekimle çalışıyorlar" dedi. "Bir daha dünyaya gelsem yine acil hekimi olurdum" Kemoterapi ilacı alırken çalışmanın zorluklarını anlatan Dr. Kuruçelik, "Tabii ki sıkıntılarım oluyor. Bu sıkıntıları annelik ve meslek aşkımla minimize ediyorum. Kemoterapim hâlâ devam ediyor. Boynuma taktığım bir cihazla, 48 saat boyunca damardan ilaç alıyorum. Yan etkileri oldukça fazla: Ödem yapıyor, nöropatiye neden oluyor. Elleriniz ve ayaklarınız uyuşuyor. Soğuk bir şeye temas edemiyorsunuz. Gerçekten zor bir süreç. Bugünlere geldiğim için elbette çok mutluyum. Arkadaşlarım ilk zamanlarda çok endişeliydi. Benim rahatlığımı gördükçe onlar da rahatladılar. Hastalarım da memnun. Hatta şaşırıyorlar; boynumdaki cihazın ne olduğunu soruyorlar. Kanser hastası olduğumu öğrenince bana daha farklı bir saygıyla bakıyorlar. Bir daha dünyaya gelsem yine acil hekimi olurdum" diye konuştu.
Denizli en fazla kilo veren ikinci il oldu
26 Mart 2026 Perşembe - 10:23 Denizli en fazla kilo veren ikinci il oldu Denizli, Sağlık Bakanlığı tarafından ülke genelinde yürütülen "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyasında elde ettiği başarılı sonuçla dikkat çekti. Sağlıklı yaşam bilincinin artırılması ve obeziteyle mücadele amacıyla başlatılan kampanya kapsamında Denizli, toplamda 35 bin 113 kilogram kilo kaybı ile Türkiye genelinde en fazla kilo verilen ikinci il oldu. Sağlık Bakanlığı geçen yılın mayıs ayında başlattığı kampanya çerçevesinde Türkiye genelinde 10 ay gibi bir sürede yaklaşık 10 milyon vatandaşın boy ve kilo ölçümleri gerçekleştirildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda fazla kilolu olduğu tespit edilen vatandaşlar, Sağlıklı Hayat Merkezleri’ne (SHM) yönlendirilerek uzman desteği almaları sağlandı. Bu süreçte ülke genelinde 211 bin kişi ideal kilosuna ulaşırken toplamda 513 bin kilogram kilo kaybı elde edildi. Denizli’de ise 7 bin 235 danışanın düzenli takibi sonucunda ulaşılan 35 bin kilogramı aşan kilo kaybı, ilin bu alandaki başarısını ortaya koydu. İstanbul’un ardından ikinci sırada yer alan Denizli’yi, Van takip etti. "Sağlıklı hayat merkezlerimizle daha bilinçli ve sağlıklı bir yaşam hedefliyoruz" Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, kampanyanın elde ettiği başarıdan duyduğu memnuniyetini dile getirerek emeği geçen tüm sağlık çalışanlarına özverili çalışmalarından dolayı teşekkür etti. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde verilen ücretsiz sağlık hizmetleri ile Denizli’de yüksek bir sağlıklı yaşam bilinci oluşturmayı hedeflediklerini vurgulayan Öztürk, "Obeziteyle mücadele ve toplumda sağlıklı yaşam farkındalığını artırmak adına Bakanlığımızın başlatmış olduğu ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyası, son derece kıymetli bir çalışmadır. Denizli olarak bu kampanyada elde ettiğimiz başarı, sağlıklı yaşam konusunda atılan adımların doğru yönde ilerlediğini gösterirken, vatandaşlarımızın sağlığına verdiği önemin de en somut göstergesidir. Her bireyin metabolizması, yaşam tarzı ve sağlık durumu farklıdır. Bu nedenle Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde kilo vermek isteyen vatandaşlarımıza standart diyet listeleri yerine kişiye özel beslenme programları hazırlanıyor. Düzenli takiplerle hem sürdürülebilir kilo kaybı sağlanıyor hem de sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılıyor. Bu Merkezlerimizde kişiye özel beslenme danışmanlığının yanı sıra fiziksel aktivite danışmanlığı, kronik hastalıklarla mücadele, psikososyal danışmanlık, kadın-çocuk sağlığı danışmanlık hizmetleri, ağız ve diş sağlığı, kanser erken teşhis tarama ve eğitim, tütün ve madde bağımlılığı danışmanlığı gibi birçok hizmetler de verilmektedir. SHM’lerde görev yapan diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz, psikologlarımız ve diğer sağlık profesyonellerimizle birlikte vatandaşlarımıza bütüncül bir hizmet sunuyoruz. Sağlıklı Hayat Merkezlerimiz aracılığıyla yürütülen kapsamlı çalışmalar sayesinde vatandaşlarımızın yalnızca kilo vermesini değil, aynı zamanda daha bilinçli, dengeli ve sağlıklı bir yaşam sürmesini hedefliyoruz. Ancak bunu sağlayabilirsek obeziteyi ve birçok kronik hastalığı erken müdahale ile önleyebiliriz. Bu nedenle İlimizde Pamukkale 1 Nolu, Merkezefendi 1 Nolu ve Acıpayam Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde sunulan ücretsiz hizmetlerden tüm vatandaşlarımızın faydalanması büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Geçmeyen baş ağrısına dikkat: Beyin tümörünün ilk sinyali olabilir
26 Mart 2026 Perşembe - 10:10 Geçmeyen baş ağrısına dikkat: Beyin tümörünün ilk sinyali olabilir Prof. Dr. İbrahim Ziyal, beyin tümörlerinin nadir görülmesine rağmen erken fark edildiğinde tedavi şansının yüksek olduğunu belirterek, geçmeyen baş ağrıları başta olmak üzere bazı belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini söyledi. Günlük hayatta sık karşılaşılan baş ağrısı, mide bulantısı ya da güçsüzlük gibi şikayetlerin çoğu zaman basit nedenlere bağlı olduğunu ifade eden Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Ziyal, bazı durumlarda bu belirtilerin daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çekti. "Hormonal tümörler kadınlarda daha erken belirti verebilir" Prof. Dr. İbrahim Ziyal, vücudun koruyucu sisteminin bozulmasıyla hücrelerin kontrolsüz çoğalabildiğini ve tümör oluşabileceğini belirterek şu bilgileri verdi: "Genel olarak alındıktan sonra tekrar etmeyen ya da yavaş büyüyen tümörler iyi huylu, ek tedavilere rağmen hızlı tekrarlayanlar ise kötü huylu olarak tanımlanır. Beyin tümörleri her yaş grubunda görülebilir. Bebek ve çocuklarda doğuştan tümörler görülebilirken, yaş ilerledikçe sonradan gelişen tümörler ortaya çıkabilir. Özellikle hipofiz adenomu gibi hormonal tümörler kadınlarda daha erken belirti verebildiği için tanı da daha erken konabilmektedir. Ailede birinci derece bireylerde beyin tümörü öyküsü olması da risk faktörü oluşturabilir." "Beyin tümörleri 10 farklı belirtiyle ortaya çıkabilir" Belirtilerin tümörün beynin hangi bölgesinde yer aldığına göre değiştiğini ifade eden Ziyal, "Beyin kapalı bir yapı içinde yer aldığı için anormal büyüyen bir oluşum zamanla beyin dokusuna bası yapar. Bunun en sık belirtisi baş ağrısıdır. Zamanla bulantı ve kusma da tabloya eklenebilir" uyarısında bulundu. Ziyal, beyin tümörlerinde görülebilecek belirtileri şöyle sıraladı: "Geçmeyen ve giderek artan baş ağrısı Özellikle sabahları belirginleşen bulantı ve kusma Kol ve/veya bacakta güçsüzlük Konuşma bozukluğu Epilepsi nöbeti Görme bozukluğu veya çift görme Dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme İşitme azalması Yutma güçlüğü Kişilik ve davranış değişiklikleri" "Baş ağrısının şekli ayırt etmede önemli" Baş ağrısının karakterinin ayırıcı tanıda önemli olduğunu belirten Ziyal, "Sürekli, tüm başa yayılan ve özellikle sabah bulantı ve kusma ile birlikte görülen baş ağrıları dikkatle değerlendirilmelidir. Bazen başka bir nedenle çekilen beyin MR’ında tümör tesadüfen saptanabilir. Bu nedenle ayrıntılı nörolojik muayene büyük önem taşır" dedi. "Migren ve sinüzitten farklı olabilir" Baş ağrısının birçok farklı nedene bağlı gelişebileceğini ifade eden Ziyal, şu bilgileri paylaştı: "Migrende ağrı çoğunlukla başın bir yarısında hissedilir ve tetikleyicilerle ortaya çıkar. Sinüzitte ağrı daha çok alın ve yüz bölgesindedir ve ateş eşlik edebilir. Beyin tümörlerinde ise ağrı genellikle yaygın ve baskı tarzındadır. Gerekli durumlarda tomografi ve özellikle ilaçlı beyin MR’ı tanı için yol göstericidir." "Tanı ve tedavide ileri teknolojiler kullanılıyor" Beyin tümörlerinde tanı sürecinin hastanın şikayetleri ve nörolojik muayene ile başladığını belirten Ziyal, "Çoğu zaman ilaçlı beyin MR’ı ile tanı netleşir. Bazı durumlarda anjiyografi gibi ek incelemeler gerekebilir. Ameliyat öncesinde tümörün özelliklerini değerlendirmek için ileri tekniklerden yararlanılabilir" diye konuştu. Tedavide temel yöntemin cerrahi olduğunu vurgulayan Ziyal, "Amaç tümörün mümkün olan en güvenli şekilde tamamen çıkarılmasıdır. Ancak bazı hassas bölgelerde küçük bir kısmı bırakılabilir. Gerekli durumlarda radyoterapi veya kemoterapi uygulanır. Günümüzde mikrocerrahi ve endoskopik yöntemler ile ileri teknolojiler cerrahinin güvenliğini artırmaktadır. Bazı hastalarda radyocerrahi de uygulanabilir" ifadelerini kullandı. "Her beyin tümörü kötü huylu değildir" Beyin tümörünün her zaman kötü huylu olmadığını belirten Ziyal, "Tamamen çıkarılan ve iyi huylu olan birçok hasta ek tedaviye ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürebilir. Ancak alışılmışın dışında, giderek artan ve nörolojik belirtilerle birlikte görülen şikayetlerde vakit kaybetmeden uzmana başvurmak erken tanı açısından hayati önem taşır" dedi. "Beyin sağlığı için yaşam tarzı önemli" Beyin sağlığını korumak için günlük yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Ziyal, "Düzenli kitap okumak, zihni aktif tutan aktiviteler yapmak, tempolu yürüyüş, yeterli uyku ve dengeli beslenme beyin sağlığına katkı sağlar. Omega-3 20açısından zengin besinler tüketilmeli, sigaradan uzak durulmalı ve radyasyona maruz kalmaktan kaçınılmalıdır" şeklinde konuştu.
Çocuklarda geniz eti tedavisinde geç kalınmamalı
26 Mart 2026 Perşembe - 09:48 Çocuklarda geniz eti tedavisinde geç kalınmamalı Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, çocuklarda geniz etinin alınması için büyümenin beklenmesinin tedavi başarısını düşürebileceğini belirterek, hastaya verdiği zarara göre ameliyat kararının geciktirilmemesi gerektiğini söyledi. Geniz eti ve bademcik dokularının bağışıklık sisteminin önemli parçaları olduğunu ifade eden Özel Medicana Sağlık Grubu KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, bu dokuların vücudu enfeksiyonlara karşı koruduğunu belirtti. Öztürk, geniz eti ve bademciklerin en büyük boyutlarına genellikle 2 ile 6 yaş arasında ulaştığını belirterek, "Bu dönemde anneden geçen bağışıklık etkisi azalır ve çocuğun kendi bağışıklık sistemi devreye girer. Çocuklar bu süreçte mikroplarla daha fazla karşılaştıkları için erişkinlere göre daha sık hastalanırlar. Bağışıklık sisteminin yoğun çalışması nedeniyle bu yaşlarda geniz eti ve bademcik büyümeleri daha sık görülür" dedi. Geniz etinin burun arkasında yer aldığı için ağızdan görülemediğini, kamera veya röntgen ile tespit edilebildiğini belirten Öztürk, geniz eti enfeksiyonlarının burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, öksürük, ateş ve orta kulak iltihabı gibi sorunlara yol açabileceğini söyledi. Öztürk ayrıca geniz eti büyümesinin horlama, ağız açık uyuma, uykuda nefes durması, konuşma bozukluğu, çene gelişiminde bozulma ve kulakta sıvı birikmesine bağlı işitme kaybına da neden olabileceğini ifade etti. Bademcik enfeksiyonlarının ise boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, ateş, ağız kokusu, boyunda şişlik, halsizlik ve eklem ağrılarına yol açabileceğini dile getiren Öztürk, bademcik büyümesine bağlı olarak da horlama, ağız açık uyuma, uykuda nefes durması ile konuşma ve beslenme sorunlarının görülebileceğini kaydetti. İlaç tedavisinin yetersiz kaldığı durumlarda cerrahi müdahalenin gündeme geldiğini vurgulayan Öztürk, "Ameliyat için kesin bir yaş sınırı yoktur. Karar hastaya verdiği zarara göre verilir. Genel olarak bademcik ameliyatı için 3 yaş sonrası uygun görülürken, geniz eti ameliyatı gerekli durumlarda 1 yaşında bile yapılabilir. Çocuğun büyümesini beklemek bazı durumlarda hastaya zarar verebilir ve tedavinin başarısını azaltabilir" diye konuştu. Ameliyatların genel anestezi altında yapıldığını belirten Öztürk, bademcik ameliyatının dokunun kapsülü ile birlikte çıkarılması, geniz eti ameliyatının ise büyüyen dokunun temizlenmesi şeklinde uygulandığını söyledi. Ameliyat süresinin genellikle 30 ile 60 dakika arasında değiştiğini belirten Öztürk, çoğu hastada aynı gün taburcu işlemi yapılabildiğini, bazı durumlarda ise kanama riskine karşı bir gece hastanede gözlem gerekebileceğini sözlerine ekledi.