SAĞLIK
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:26 Uzmandan hantavirüs uyarısı: "Küresel salgın riski düşük ancak korunma önlemleri önemli" Hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" dedi. Son günlerde bir gemide görülen vakalarla yeniden gündeme gelen hantavirüs enfeksiyonlarına ilişkin uzmanlar uyarılarda bulundu. Kemirgenler aracılığıyla bulaşan hastalığın özellikle riskli meslek gruplarında daha sık görülebildiği söyleyerek, korunma önlemlerinin önemine dikkat çekildi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğunu belirterek, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Bu nedenle tarım çalışanları, doğada aktif görev yapan kişiler ve veterinerler gibi risk gruplarında hastalık daha sık görülebilmektedir" diye konuştu. "İki farklı klinik tabloya yol açabiliyor" Hantavirüs enfeksiyonlarının iki ana klinik formunun bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Akciğer tutulumu ile seyreden tipi daha çok Amerika kıtasında görülürken, böbrek yetmezliği bulgularıyla seyreden formu ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi’nde karşımıza çıkmaktadır" şeklinde konuştu. "İnsandan insana bulaş genellikle görülmüyor" Hastalığın ateş, halsizlik, yorgunluk ve bazı vakalarda kanama gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Türkiye’de ilk vakalar 2000’li yıllarda Zonguldak ve Giresun’da bildirilmiştir. Aynı dönemde Samsun’da da takip ettiğimiz vakalar bulunmaktaydı. Son dönemde gündeme gelen salgında rol oynayan Andes alt tipinin nadir de olsa insandan insana bulaşabileceği bilinmektedir. Tedavi süreci genellikle destekleyici yaklaşımlarla yürütülmektedir" ifadelerini kullandı. "Korunma önlemleri önem taşıyor" Hantavirüsten korunmak için kemirgenlerle temastan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" açıklamasında bulundu. "COVID-19 benzeri pandemi beklenmiyor" Hastalığın bulaşma yolları nedeniyle COVID-19 benzeri küresel bir salgın riskinin beklenmediğini dile getiren Prof. Dr. Leblebicioğlu şunları söyledi: "Mevcut bilgiler ışığında hantavirüsün dünya çapında bir pandemiye yol açması beklenmemektedir."
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:25 Profesörden ’Hantavirüs’ uyarısı: "Kapalı alanlar risk taşıyor" Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, son günlerde gündeme gelen hantavirüs vakalarına ilişkin uyarılarda bulundu. Virüsün genellikle kemirgenlerden bulaştığını belirten Geyik, özellikle uzun süre kapalı kalan depo, gemi ve ambar gibi alanlarda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, gündemde olan hantavirüs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bir turistik seyahat gemisinde görülen hantavirüs enfeksiyonu toplumda endişe oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hantavirüsler; başta fareler ve kemirgenler olmak üzere bazı yabani kemiriciler tarafından taşınan, insanlarda ciddi solunum ve böbrek yetmezliği tablolarına yol açabilen viral enfeksiyon etkenleridir. Önceki yıllarda ülkemizde de tespit edilmiş hastalıklardandır. Özellikle uzun süre kapalı kalan yaşam alanları, gemiler, depolar, ambarlar, konteynerler, liman sahaları, yiyecek stok alanları ve uzun süre kullanılmamış ortamlar bulaşma riski açısından önemlidir" dedi. Hantavirüs bulaş yolları Hantavirüsün insandan insana kolay bulaşan bir hastalık olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "En sık bulaş yolu: Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyası ile kirlenmiş ortamların solunması, fare dışkısı bulunan alanların süpürülmesi sırasında virüsün havaya karışması, kirli yüzeylere temas sonrası ağız, burun veya göze dokunulması ve nadiren kemirgen ısırıklarıdır" şeklinde konuştu. "1–8 hafta içinde ortaya çıkabilir" Belirtiler genellikle kemirgen teması sonrası 1–8 hafta içinde ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hastalık başlangıçta grip benzeri belirtilerle ortaya çıkar. Yüksek ateş, halsizlik, aşırı yorgunluk, baş/kas/karın/sırt ağrıları, bulantı ve kusma sık görülen bulgulardır. Ağır vakalarda ise: öksürük, nefes darlığı, akciğer tutulumu, böbrek fonksiyon bozukluğu, tansiyon düşüklüğü ve yoğun bakım gereksinimi olabilir. Bize yakın coğrafyada klinik olarak genellikle böbrek hasarı ve hemorajik ateşle seyreden "böbrek sendromuna" rastlanırken Amerika coğrafyasında ise nefes darlığı, hipotansiyon, akciğer ödemi ve solunum yetmezliği ile karakterize hastalık tablosu daha çok görülür" ifadelerini kullandı. Korunma için hayati önlemler Fare ve kemirgen kontrolü şart olduğunu söyleyen Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Gıda depoları kapalı tutulmalı, açıkta yiyecek bırakılmamalı, çöp alanları düzenli temizlenmeli, gemilerde ve limanlarda profesyonel kemirgen kontrolü yapılmalıdır. Kemirgen dışkısı görülen alanlarda kuru süpürme veya elektrikli süpürge kullanımı virüsü havaya yayabilir. Temizlik sırasında eldiven ve maske takılmalı, çamaşır suyu içeren dezenfektanlar kullanılmalıdır. Uzun süre kapalı kalan depo, ambar, gemi kamarası veya konteynerler uzun süre havalandırılmalıdır. Riskli alanlarda:N95/FFP2 maske, eldiven, koruyucu gözlük takılmalıdır" açıklamasında bulundu. Risk altında olanlar ve risk durumu Dr. Mehmet Faruk Geyik şunları söyledi: Gemi personelleri, liman çalışanları, depo ve ambar çalışanları, temizlik personelleri, kampçılar ve kırsal alan çalışanları, uzun süre kapalı alan temizliği yapan kişiler risk altındadır. Hantavirüs nadir görülen ancak ciddi seyredebilen bir enfeksiyondur. Şu an için toplumda yaygın bir salgın olduğuna bir veri bulunmamaktadır. Ateş, yoğun halsizlik, nefes darlığı veya kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması önerilir. Toplum sağlığının korunması için doğru bilgiye dayalı hareket etmek, hijyen kurallarına uymak ve resmi sağlık otoritelerinin açıklamalarını takip etmek hayati önem taşımaktadır."
Ankara Kalkınma Ajansı’ndan ‘Engelli ve Yaşlı Refakat Eğitimi’ protokolü
20 Haziran 2025 Cuma - 12:07 Ankara Kalkınma Ajansı’ndan ‘Engelli ve Yaşlı Refakat Eğitimi’ protokolü Ankara Kalkınma Ajansı ve Ankara İl Sağlık Müdürlüğü, ‘Engelli ve Yaşlı Refakat Eğitimi’ protokolüne imza attı. Ankara Kalkınma Ajansı ile Ankara İl Sağlık Müdürlüğü arasında engelli ve yaşlı bireylere bakım veren kişilerin hizmet kalitesini artırmak amacıyla bir iş birliğine imza atıldı. Taraflar arasında imzalanan ‘Engelli ve Yaşlı Refakat Eğitimi’ protokolü, refakat hizmetlerinin niteliğini yükseltmeyi ve bu alanda eğitimli insanlar yetiştirmeyi hedefliyor. İmzalanan protokol ile engelli ve yaşlı bireylere yönelik bakım hizmetlerinin kapsayıcı ve sürdürülebilir bir nitelikte olması hedefleniyor. Protokolün imza törenine, Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Duhan Kalkan, Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Niyazi Kurtcebe ve diğer yetkililer katıldı. "İmzalanan proje yaşlılarımıza refakat edecek" Bu projenin yaşlılara yönelik kolaylıklar sağladığını ve onlara refakat edeceğini belirten Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Niyazi Kurtcebe "Ankara’daki kıymetli projeler üretiyoruz, geliştiriyoruz ve bunları sahada uygulamaya koyuyoruz. Bugünkü projeyi imza altına alacağımız çalışma protokolüyle beraber özellikle yaşlılarımıza refakat edecek onların hasta refakatlerini gerçekleştirecek. Gerek yakınları olsun gerekse üçüncü kişiler olsun onların eğitimini burada bu protokolle vermeye başlayacağız. Gerçekten biliyorsunuz son yıllarda beraber hem dünyada hem de Türkiye’de hızla yaşlanıyoruz. Yaşlılıkla beraber kronik hastalık yükümüz bir taraftan artıyor. Bu kronik hastalık yükleriyle beraber de bağımlılıklarımız ortaya çıkıyor. Hastaların özellikle kendi işlerini, kendi başına yerleştiremediği, günlük aktivitelerini tek başına gerçekleştiremediği durumlarda, onların mutlaka bir refakatçi ihtiyacı oluyor. Bu gerek hastanede gerekse kendi evlerinde, kendi bulunduğu yerlerde ihtiyaçlar karşımıza çıkabiliyor. Şu anda bizim imza altına alacağımız protokolle beraber daha profesyonel bir şekilde özellikle refakatçi eğitimi, yaşlı hastalara veya hem yaşlılara hem hastalara bir yaş grubundan bağımsız olarak refakatçi eğitimi planlanmış oluyor" diye konuştu. "Bu proje Ankara’nın marka değerini artıracak" Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ile İmzalanan protokolün Ankara’nın marka değerini güçlendireceğini belirten Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Duhan Kalkan ise, "Bu plan Ankara’nın marka derini artıracak çok önemli faaliyetleri içeriyor. Ankara’yı özellikle istihdam alanında getirmek istediğimiz noktada planın önemli hususlarından, maddelerinden bir tanesi olacak. İhtiyaçlar var, sorunlar var. Özellikle bölge planında da yer aldığı şekilde bu sorunları çözmeye yönelik adımlar atıyoruz. Cumhurbaşkanımızın da 2025 yılının ‘Aile Yılı’ ilan etmesiyle birlikte özellikle aile yönünün sağlanması ve bu konuda yaşlılarımız bizim için çok kıymetli. Engelli ve yaşlı refakat eğitimini yine Ankara’mızın en güzide kurumlarından bir tanesi olan İl Sağlık Müdürlüğümüzle birlikte hayata geçiriyoruz. İlk etapta 50 kursiyere eğitim vereceğiz. Daha sonra bu sayıyı arttırıp farklı alanlarda da İl Sağlık Müdürlüğü’nüzle yapacağımız iş birliğini çeşitlendirmek ve derinleştirmek istiyoruz" ifadelerini kullandı.
Sinop’ta sağlıkta bölgesel güç birliği
20 Haziran 2025 Cuma - 12:01 Sinop’ta sağlıkta bölgesel güç birliği Sinop İl Sağlık Müdürlüğü ev sahipliğinde düzenlenen Bölge Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM) Toplantısı, bölge illerinden gelen sağlık yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıya, Samsun, Ordu ve Amasya İl Sağlık Müdürleri ile Sağlık Hizmetleri Başkanları, Başkan Yardımcıları, İl Ambulans Servisi Başhekimleri ve ilgili birim sorumluları katıldı. Sinop’tan ise İl Sağlık Müdürü Dr. Metin Arslan başta olmak üzere Sağlık Hizmetleri Başkanı Dt. Halil İbrahim Ustaoğlu, Başkan Yardımcısı Dr. Aslı Kavizade, Destek Hizmetleri Başkan Yardımcısı Oktay Doğan, ambulans servisi başhekimi ve hastane yöneticileri katılım sağladı. Toplantıda, afet ve acil durumlarda sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmak, il ambulans servislerinin mevcut durumunu değerlendirmek, hasta sevk süreçlerini koordine etmek ve sağlık tesisleri arasında iş birliğini güçlendirmek amacıyla çeşitli başlıklar ele alındı. Ayrıca hastane yatak kapasiteleri ve iller arası sevk planlamaları da masaya yatırıldı. Samsun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından teknik sunumların gerçekleştirildiği toplantıda, bilgi ve deneyim paylaşımı ile bölgesel sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik önemli adımlar atıldı. Sinop İl Sağlık Müdürü Dr. Metin Arslan, yaptığı konuşmada 6. Bölge Koordinatör İli statüsüyle sağlık hizmetlerinin eşgüdümünde önemli rol üstlenen Samsun İl Sağlık Müdürlüğü’ne teşekkür ederek, bölgesel iş birliğinin kamu hizmetlerinde kaliteyi ve sürdürülebilirliği artırdığını vurguladı.
Süt sevdanız kabusa dönüşmesin: Laktoz intoleransına dikkat
20 Haziran 2025 Cuma - 11:51 Süt sevdanız kabusa dönüşmesin: Laktoz intoleransına dikkat Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, bebek ve çocuklarda sık görülen laktoz intoleransı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, bebek ve çocuklarda sık görülen laktoz intoleransı hakkında bilgiler vererek, "Laktoz intoleransı, süt ve süt ürünlerinde bulunan "laktoz" adlı doğal şekerin sindirilememesi durumudur. Bu sindirim işlemi, "laktaz" adlı bir enzimin yardımıyla gerçekleşir. Ancak bazı bireylerde bu enzim yeterince üretilemez veya etkin çalışmaz. Bu durumda, süt ürünleri tüketildiğinde çeşitli sindirim sorunları ortaya çıkar" dedi. Laktoz intoleransı belirtilerini aktaran Dr. Gülşah, "Laktoz intoleransı belirtileri, genellikle süt veya sütlü gıdaların tüketilmesinden sonraki 30 dakika ile 2 saat arasında görülür. En yaygın semptomları karın şişkinliği ve gaz, ishal, mide bulantısı, kramp tarzı karın ağrısı, gürültülü mide sesleridir. Bu belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterebilir ve bazen başka hastalıklarla karıştırılabilir" ifadelerini kullandı. Laktoz intoleransının risk kategorilerini açıklayan Dr. Gülşah, "Laktoz intoleransı genetik bir yatkınlıkla ilişkilidir. Asya, Afrika ve Güney Amerika kökenli bireylerde daha sık görülürken, Kuzey Avrupa kökenlilerde daha nadir rastlanır. Ayrıca yaş ilerledikçe vücuttaki laktaz üretimi doğal olarak azalabilir. Bu da ileri yaşlarda intolerans gelişmesine yol açabilir" ifadelerine yer verdi. "Tanı, genellikle hastanın şikayetleri ve beslenme alışkanlıkları doğrultusunda konulur" Laktoz intoleransı tanısının genellikle hastanın şikayetleri ve beslenme alışkanlıkları doğrultusunda konulduğunu belirten Dr. Gülşah, "Kesin tanı için ise hidrojen nefes testi ya da kan şekeri testi gibi yöntemler kullanılır .Tedavide temel yaklaşım, laktoz içeren gıdalardan uzak durmaktır. Günümüzde laktozsuz süt, yoğurt ve peynir gibi ürünler kolaylıkla temin edilebilmektedir. Ayrıca, dışarıda yemek yerken kullanılmak üzere laktaz enzimi içeren takviyeler de büyük rahatlık sağlar" şeklinde konuştu. Dr. Meltem Gülşan, laktoz intoleransının yaşam kalitesini düşürebileceğine ancak doğru beslenme ve bilinçli tercihlerle kontrol altına alınabileceğine dikkat çekerek, "Süt ürünlerini diyetten çıkarmak, kalsiyum eksikliğine yol açabilir. Bu nedenle badem, brokoli, ıspanak ve sardalya gibi kalsiyum açısından zengin alternatif gıdalar tercih edilmelidir. Gerekirse doktor kontrolünde kalsiyum ve D vitamini takviyesi de alınabilir. Her süt tüketiminin ardından mide problemleri yaşanması normal değildir. Bu tür şikayetleriniz varsa mutlaka bir uzmana başvurun. Laktoz intoleransı, doğru bilgi ve dikkatli bir diyetle kolaylıkla yönetilebili" diye konuştu.
Mersin, sağlıkta marka şehir olmak istiyor
20 Haziran 2025 Cuma - 11:29 Mersin, sağlıkta marka şehir olmak istiyor Mersin’de sağlık alanında önemli yatırımlardan biri olarak öne çıkan Özel Mersin Ortadoğu Hastanesi, hem sunduğu hizmet kalitesi hem de sağlık turizmine yönelik vizyoner adımlarıyla dikkat çekiyor. Hastane Yönetim Kurulu Üyesi Engin Şahin, "Bu hastane bizden çok, halkın hastanesi" dedi. Hasta memnuniyetini hizmet anlayışlarının merkezine koyduklarını belirten Şahin, hastane ile toplum arasında güçlü bir bağ kurduklarını vurgulayarak, "Burada verdiğimiz her hizmet, halkımızın sağlığına katkı için var. Bize güvenerek gelen her bireyin beklentisine en iyi şekilde karşılık vermek temel görevimiz" ifadelerini kullandı. ’A Grubu’ statüsünde hizmet veriyor Hastanenin, Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen kriterlere göre ’A Grubu’ bir hastane olarak faaliyet gösterdiğini kaydeden Şahin, "Şu anda 400 çalışanımız, 50 hekimimiz ve 220 yatak kapasitemizle kaliteli sağlık hizmeti sunuyoruz. Bu rakamlar, sadece büyüklüğü değil, sürdürülebilir kalite anlayışını da yansıtıyor" dedi. Uzman hekim kadrosuyla bölgenin referans merkezi konumuna geldiklerini söyleyen Şahin, "Her doktorumuz kendi branşında deneyimli, saygın ve birçok başarılı operasyona imza atmış kişilerden oluşuyor. Bu da hem hastalarımıza güven veriyor hem de bizi farklılaştırıyor" diye konuştu. Sağlık turizminde Mersin’e öncülük hedefi Dünya genelinde büyüyen sağlık turizmi sektöründe Mersin’in önemli bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Şahin, coğrafi avantajlar ve turistik altyapı sayesinde şehrin cazibe merkezi haline gelebileceğini belirtti. Şahin, "Biz de bu doğrultuda yatırımlarımızı şekillendirdik. Modern teknoloji, hasta dostu hizmetler ve güçlü bir sağlık kadrosuyla Mersin’i sağlık turizminde öncü şehirlerden biri yapmayı hedefliyoruz. Mersin, sağlık turizmi için ciddi bir potansiyele sahip. Akdeniz iklimi, ulaşım avantajları, deniz, kum, güneş turizmi ile birleşince sağlık hizmetleri için cazip hale geliyor" şeklinde konuştu. "Çukurova Havalimanı bölge için büyük fırsat" Sağlık turizmi açısından ulaşımın önemine vurgu yapan Şahin, yeni açılan Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın bu alanda büyük bir fırsat sunduğunu dile getirerek, "Bu havalimanı, sadece Mersin’i değil, tüm Çukurova’yı uluslararası hasta akışına açacak bir kapı. Körfez ülkeleri, Kuzey Irak, Türki Cumhuriyetler gibi bölgelerden hasta kabul etmek için doğrudan uçuşlar kritik önemde. Özellikle Erbil gibi kentlerle doğrudan uçuşlar, sağlık turizmini çok daha ileri taşıyacaktır. Bu tür uçuşlar arttıkça, hem sağlık turizmi hem de kent ekonomisi ivme kazanacaktır" dedi. "Mersin sağlıkta marka şehir olabilir" Sağlık sektörünün sadece bireysel değil, ekonomik ve sosyal açıdan da büyük bir değere sahip olduğunu kaydeden Şahin, Mersin’in bu alandaki yatırımlarla bir marka şehir haline gelebileceğini söyledi. Şahin, "Bugün sağlık yalnızca tedavi değil, bir yaşam kalitesi ve ekonomik kalkınma unsuru haline geldi. Mersin gibi potansiyeli yüksek şehirlerde sağlık yatırımları, hem kent ekonomisini hem de halk sağlığını ileriye taşıyacaktır" dedi.
Mardin’de 30 ünitlik ağız ve diş sağlığı merkezi açıldı
20 Haziran 2025 Cuma - 11:29 Mardin’de 30 ünitlik ağız ve diş sağlığı merkezi açıldı Mardin’de, 30 ünit kapasiteli Nusaybin Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (ADSM) hizmete açıldı. Hizmete yeni başlayan merkez, diş çekimi, kanal tedavisi, pedodonti (çocuk diş sağlığı) gibi birçok alanda kapsamlı hizmet sunacak. Bölge halkının daha önce il merkezine gitmek zorunda kaldığı tedaviler artık yerinde karşılanabilecek, bu da hem zaman hem ekonomik açıdan büyük kolaylık sağlayacak. Mardin İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Saffet Yavuz, ziyaret sonrası yaptığı değerlendirmede, 20 ünitlik Midyat Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin ardından 30 ünitlik Nusaybin Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi hizmete sunmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Yavuz, "Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun öncülüğünde yürütülen ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla ilimizde sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya kararlılıkla devam ediyoruz. Bu önemli yatırımla birlikte bölge halkımız hem daha hızlı hem de daha nitelikli sağlık hizmetine erişebilecek. Bu sürecin hayata geçmesinde başta, Cumhurbaşkanımıza, Sağlık Bakanımıza, Mardin Valimiz ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekilimiz Tuncay Akkoyun’a, ilimizdeki tüm yöneticilere ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Merkezimizin ilçemize ve bölgemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Vali Akkoyun, Dr. Yavuz ve yöneticiler, açılışın ardından merkezi gezerek incelemelerde bulundu.
’Gebelik şekeri hem anneyi hem bebeği tehdit ediyor’
20 Haziran 2025 Cuma - 11:27 ’Gebelik şekeri hem anneyi hem bebeği tehdit ediyor’ Her 10 anne adayından 1’inde görülen gebelik şekeri (gestasyonel diyabet), hem anne hem de bebek için ciddi sağlık riskleri taşıyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, "Gebelik şekeri, annede yüksek tansiyon ve preeklampsi riskini artırırken; bebekte yenidoğan sarılığı, şeker düşüklüğü, ileri yaşta obezite ve diyabet riskini artırır" uyarısında bulundu. Gebelik şekeri hakkında açıklamalarda bulunan Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, bu durumun çoğu zaman gebeliğin 24-28. haftaları arasında ortaya çıktığını ancak bazı riskli vakalarda 13. haftadan itibaren test yapılabildiğini belirtti. Tanının, halk arasında "şeker yükleme testi" olarak bilinen oral glukoz tolerans testi ile konduğunu kaydeden Dr. Tutal, "Hiçbir risk faktörü olmasa bile gebelik şekeri gelişebilir. Bu yüzden tarama testi tüm gebelere önerilmektedir" dedi. "Bilinmeyen şeker asıl risktir" Şeker yükleme testinin zararının olmadığını belirten Tutal, "Testte alınan şeker miktarı, birkaç dilim tatlı ya da bir tabak pilavdaki şeker kadardır. Asıl riskli olan, annede gebelik şekeri bulunması ama bunun farkında olunmamasıdır" ifadelerini kullandı. "Doğum travması, erken doğum, gelişim geriliği" Dr. Tutal, "Anne kanındaki yüksek şeker bebeğe geçerek, onun aşırı insülin üretmesine ve normalden büyük doğmasına neden olur. Bu bebeklerde doğum travması riski artar. Erken doğum kararı gerekebilir. Ayrıca akciğer gelişimi yetersiz kalabilir. Doğum sonrası ise ciddi hipoglisemi (şeker düşüklüğü) atakları yaşanabilir" dedi. "Anne için uzun vadeli diyabet riski" Gebelik şekeri geçiren annelerin bir sonraki gebeliklerinde aynı sorunla karşılaşma ihtimalinin yüksek olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Tutal, "Bu kadınlarda ilerleyen yaşlarda tip 2 diyabet riski de artar. Ancak sağlıklı beslenme ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle bu risk azaltılabilir" şeklinde konuştu. Doğum sonrası kan şekeri ölçümlerinin önemine dikkat çeken Dr. Tutal, doğumdan yaklaşık 2 ay sonra yapılacak şeker yükleme testi ile kalıcı diyabet riski olup olmadığının belirlenebileceğini ifade etti. Gebelik şekeri tedavisinin, endokrinoloji ve kadın hastalıkları uzmanları tarafından yürütüldüğünü hatırlatan Dr. Tutal, "Hastalığın ciddiyeti göz önünde bulundurularak, gerekirse insülin tedavisine geçilir. Düzenli takip hayati önem taşır" diye konuştu.
Sağlıklı şehirler için ortak söz: Bursa Taahhüdü açıklandı
20 Haziran 2025 Cuma - 11:27 Sağlıklı şehirler için ortak söz: Bursa Taahhüdü açıklandı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın 2025 yılı İş Toplantısı ve Teknik Konferansı, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. "Dirençli Sağlıklı Şehirler, Herkes İçin Sürdürülebilir Kentsel Gelecekler" temasıyla düzenlenen konferans kapsamında yapılan Politik Kurul Toplantısı’nda, kentlerin ortak değer ve hedeflerini yansıtan "Bursa Taahhüdü" kamuoyuna duyuruldu. Toplantının sonunda açıklanan Bursa Taahhüdü, şehirlerin huzurunu ve sürdürülebilirliğini önceleyen güçlü bir yol haritası ortaya koyarken; insan odaklı, doğaya saygılı, adil ve katılımcı yönetim anlayışına bağlı kalınacağını vurguluyor. Belge, kapsayıcı, dirençli ve sürdürülebilir kentsel çevrelerin oluşturulmasını hedeflerken; refahın yalnızca ekonomik büyüme ile değil, sağlık, fırsat eşitliği ve insan onuru ile tanımlanmasını esas alıyor. Taahhütte, barış ve sosyal uyumun desteklenmesi, kapsayıcı toplumların güçlendirilmesi, çevre koruma politikalarının uygulanması ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi başlıklar da öne çıkıyor. Ayrıca krizlere karşı dirençli ve hazırlıklı şehir sistemlerinin kurulması hedefleniyor. Toplantıya katılan yerel yönetim temsilcileri de kendi kentlerine dair proje ve iyi niyet mesajlarını "Bursa Taahhüt Duvarı"na yapıştırarak ortak amaç ve sorumluluklara dikkat çekti. Bozbey: Ortak değerlerin güncellenmiş ifadesi Toplantıda konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, şehirlerin son beş yılda pandemi, iklim krizi ve depremler gibi ciddi sınavlardan geçtiğini hatırlatarak, bu süreçte kentlerin sadece sorunları taşıyan değil, aynı zamanda çözümün de merkezinde yer aldığını söyledi. Küresel ve çok katmanlı bir dayanışmanın kaçınılmaz hale geldiğini vurgulayan Bozbey, "Dünya Sağlık Örgütü’nün çözümün yereldeki taşıyıcıları olan bizlerle birlikte yol alması, hepimizin hayalini kurduğu sağlıklı ve adil bir geleceğe daha güvenle ulaşmamızı sağlayacaktır" dedi. Bursa Taahhüdü’nün, ortak değerlerin güncellenmiş bir ifadesi olduğuna dikkat çeken Başkan Bozbey, "Bu çağrı; eşitlikten, sağlıktan, adaletten, barıştan ve doğaya duyulan saygıdan yana bir iradenin ifadesidir" ifadelerini kullandı.
Sedef ve egzama tedavisinde devrim niteliğinde gelişmeler
20 Haziran 2025 Cuma - 11:21 Sedef ve egzama tedavisinde devrim niteliğinde gelişmeler Karadeniz Bölgesi’nin en kapsamlı bilimsel etkinliklerinden biri olan "7. Karadeniz Dermatolojide Yenilikler Sempozyumu", Samsun’da başladı. Sempozyumda konuşan Prof. Dr. Müge Güler Özden, sedef ve egzama gibi yaygın cilt hastalıklarının tedavisinde devrim niteliğinde yöntemlerin geliştirildiğini belirterek, "Hastaların artık ömür boyu rahat edebileceği tedaviler var" dedi. Samsun’da özel bir otelde düzenlenen ’7. Karadeniz Dermatolojide Yenilikler Sempozyumu’nda dermatoloji biliminde son yıllarda yaşanan gelişmeler masaya yatırıldı. Sempozyum ve cildiye hastalıklarının tedavisi ile ilgili önemli bilgiler veren sempozyum başkanı Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müge Güler Özden, "Bu sempozyum, Karadeniz Bölgesi’nin en büyük, en kapsamlı toplantısındır. Dermatoloji bilimindeki gelişmelerin tamamını kapsayan oldukça önemli bir bilimsel toplantıdır. Hem dermatoloji camiası açısından hem de şehrimizin tanıtılması açısından çok değerli bir toplantı. Dermatoloji alanındaki yenilikleri konuşuyoruz. Dermatoloji biliminde son yıllarda çok büyük gelişmeler oldu. Özellikle sedef hastalığı ve egzamanın tedavisinde çığır açıldı. Biyolojik olarak adlandırılan ya da bir başlık adı altında akıllı ilaç olarak bilinen son derece gelişmiş ve güvenli, hastaların ömür boyunca yaşam kalitelerini düzeltmesini sağlayan çok değerli tedavileri bu toplantıda konuşuyoruz. Biz Ondokuz Mayıs Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı olarak çok büyük bir bölgeye hizmet veriyoruz. Bu coğrafya da en sık görülen hastalıklardan bir tanesi sedef hastalığıdır. Sedef hastalığının tedavisindeki gelişmelerini takip edip uyguluyoruz. Egzama da bölgemize sık görülen bir hastalıktır. Onunda tedavisindeki en sık gelişmeler üniversitemizde uygulanmaktadır" diye konuştu. Çığır açan tedaviler Hastaların artık ömür boyu rahat edebileceği tedavilerin olduğunu belirten Prof. Dr. Müge Güler Özden, "Sedef hastalığı tedavisinde çığır açıldı. Son yıllarda hastalarımızın bilmesini çok arzu ettiğimiz konu aslında sedef hastalığının tedavisinin olmadığını sanan insanlara ulaşmak ve onların tedavinin var olduğunu bilmelerini sağlamaktır. Hastaların artık ömür boyu rahat edebileceği tedaviler var. Alerjik egzamada da aynı benzer gelişmeler var. Çocukluk çağında sadece kaşınıyor diyerek geçiştirdiğimiz bir hastalık ama o çocukların yaşam kalitesinin bozulması demek, okul başarılarının düşmesi demek. Uyku kalitelerinin bozulması demek. Büyüme gelişmelerinin aksaması demek. Bunlar çok kapsamlı tedavi gerektiren hastalıklardır. Sadece basit kremlerle halledemeyeceğimiz şiddetli hastalarda o çığır açan tedavileri kullanmalıyız, kullanıyoruz" şeklinde konuştu. "Güneş yanığı cilt kanseri riskini artırıyor" Prof. Dr. Müge Güler Özden ayrıca şunları söyledi: "İnsanlar güneş yanığından kaçınmalıdır. Güneş yanığı bir kez geçiren genç bir insanın cilt kanseri olma ihtimali kat kat artıyor. Özellikle çocuklar ve gençlerimizi saat 10.00 ile 16.00 arasında güneşten korumamız çok kıymetlidir. Güneş yanığı olmamak çok değerlidir. Cilt kanseri riski açısında bu konuda dikkatli olmak gerekiyor." 7. Karadeniz Dermatolojide Yenilikler Sempozyumu, 22 Haziran Pazar günü sona erecek.