SAĞLIK
Bakan Memişoğlu: "Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık" 12 Mayıs 2026 Salı - 16:42:57 Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Ebe ve Hemşireler günü münasebetiyle düzenlenen programda konuştu. Sağlık ordularının her geçen gün daha da büyüdüğünü ve güçlendiğini ifade eden Memişoğlu, "Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık" dedi. 12 Mayıs Ebe ve Hemşireler Günü sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen programla kutlandı. "İlk Nefeste Siz, Her Umutta Siz" temasıyla düzenlenen programda Hizmet, Vefa ve Özel Ödül kategorilerinde Türkiye’nin farklı illerinden seçilen ebe ve hemşirelere ödülleri takdim edildi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, ödüle layık görülen Ebe ve Hemşireleri tebrik ederek hatıra fotoğrafı çektirdi. Programın açılış konuşmasını da Bakan Memişoğlu gerçekleştirdi. Ebe ve Hemşirelerin insan sağlığının korunması konusunda çok önemli bir görev üstlendiklerini ifade eden Memişoğlu, Ebe ve hemşirelerin, sağlığın korunmasından tedavi ve bakım süreçlerinin yönetilmesine kadar fedakârca çalışan kahramanlar olduğunu ifade etti. "Bizim medeniyetimizde hastaya bakmak, sadece tedavi etmek değil, onun ruhuna da dokunmaktır" "Batı toplumlarında hemşireliğin miladı olarak 1800’lerin gösterildiğini belirten Bakan Memişoğlu, "Oysa bizim medeniyet köklerimizde bundan asırlar öncesine dayanır. Kayseri’de Gevher Nesibe Hatun adına kurulan darüşşifadan Edirne Şifahanesi’ne, ilimle tıbbı buluşturan aziz ecdadımızdan miras kalan güçlü bir gelenek vardır. Bizim medeniyetimizde hastaya bakmak; sadece tedavi etmek değil, onun ruhuna dokunmak, yüreğini ısıtmak, ona moral olmaktır. Modern hemşirelik tarihimizin temelinde de büyük bir fedakârlık yatar. Balkanlarda, Çanakkale’de, İstiklâl Harbi’nde yaralı askerlerimizin başucunda bekleyen hemşirelerimizi, Safiye Hüseyin Elbi’leri nasıl unutabiliriz?" ifadelerini kullandı. "Gebe okullarımızda 1 milyon anne adayımıza destek olduk" Ebe ve hemşirelerin, sağlık sistemi açısından daima büyük öneme sahip olduklarını ifade eden Memişoğlu sözlerine şu şekilde devam etti: "Anadolu irfanında ebe; tecrübenin, bilgeliğin, güvenin ve rehberliğin sembolü olarak görülmüştür. Hemşirelik de özünde kardeşliği, yakınlığı ve samimiyeti taşımaktadır. Hastayı bir yakını, kardeşi gibi gören bu anlayış asırları aşan şifa kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Tarih boyunca hemşireliğin ve ebeliğin köklerinde bu içtenlik ve samimiyet var olmuştur. Ebe ve hemşireler, sağlığın korunmasından tedavi ve bakım süreçlerinin yönetilmesine kadar fedakârca çalışan kahramanlarımızdır. Gece gündüz demeden, hiç tanımadıkları insanlara şifa olmak için büyük özveriyle görev yapmaktadırlar. Ebelerin mesleki mevzuatlarını güncelleyerek proaktif bir yaklaşımla sahanın merkezine konumlandırdık. Doğumhanelerde daha etkin hâle getirdik. Bugün yaklaşık 62 bin ebeyle çok güçlü bir hizmet ağına sahibiz. Gebe okullarımızda düzenlediğimiz eğitimlerle son bir yılda yaklaşık 1 milyon anne adayımıza destek olduk." "Hemşirelerimiz geliştirdiği 76 inovatif ürün için patent başvurusu yapılmıştır" Hemşirelerin bakım hizmetleriyle birlikte yenilikçi fikir geliştiren, proje üreten, teknolojiyi sağlık hizmetine dönüştüren ve Üreten Sağlık vizyonuna yön veren önemli aktörler hâline geldiklerini söyleyen Memişoğlu, "Sahadaki tecrübe ve birikimleriyle sağlık hizmetlerinde birçok pratik çözüm geliştiriyorlar. Geçtiğimiz yıl hemşirelerimiz tarafından geliştirilen 76 inovatif ürün için patent başvurusu yapılmıştır. TÜSEB aracılığıyla düzenlenen Sağlıkta İnovatif Fikir Yarışması’na sağlık profesyonellerimizin Bin 500’ü aşkın projeyle katılması, "Üreten Sağlık" vizyonumuzun sahada ne kadar güçlü karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu yarışmada en fazla proje üreten sağlık profesyoneli ödülünü 77 projeyle bir hemşiremizin alması da bizleri ayrıca gururlandırmıştır" diye konuştu. ‘Yeni bir fikrim var, bir projem var’ diyen tüm hemşireleri, ebeleri ve sağlık çalışanlarını Üreten Sağlık Portalı’na kayıt olmaya davet eden Bakan Memişoğlu, yenilikçi fikirleri birlikte geliştirme çağrısında bulundu. "Sabahlara kadar nöbet tutan bütün mesai arkadaşlarımı bu ülkenin gurur kaynağı olarak görüyorum" Türkiye’nin, tedavi hemşireliğinden acil bakım hemşireliğine, koruyucu hemşirelikten ameliyathane ve yoğun bakım hemşireliğine kadar hemşirelik alanında dünyada yeni ufuklar açabilecek altyapıya, insan gücüne sahip bir ülke olduğunu ifade eden Memişoğlu, "Son bir yılda hemşirelik alanında 700’ü aşkın sertifikasyon eğitimi düzenledik. Sertifikasına uygun alanda çalışan ve iş yükü fazla olan hemşirelerimizi daha güçlü şekilde teşvik edecek, destekleyecek bir sisteme geçmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türk hemşiresinin adanmışlık ruhuna millet olarak bizzat şahit olduk. Pandemide, kendi evladına, ailesine sarılamama pahasına, günlerce evine gitmeden hastalarının nefesi olanlar sizlerdiniz. 6 Şubat depremlerinde gecesini gündüzüne katan; enkaz altında hiç tanımadığı yaralılara koşan, deprem anında kendi canını düşünmeden kuvözlere ve hastalarımıza siper olan kahramanlarımızı aziz milletimiz asla unutmayacaktır. Sabahlara kadar nöbet tutan bütün mesai arkadaşlarımı bu ülkenin gurur kaynağı olarak görüyorum" dedi. "Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık" Sağlık ordularının her geçen gün daha da büyüdüğünü ve güçlendiğini ifade eden Memişoğlu, "Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık. Sahada hep birlikte hizmet veriyoruz. Ebe ve hemşirelerimizin çalışma şartlarını iyileştirmek, mesleki değerlerini daha da yükseltmek için adımlar atmaya devam edeceğiz. Bu anlamlı günde, kutsal göreviniz uğruna büyük fedakârlıklar gösteren ailelerinize de ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Sizler hastanelerde, sahada başkalarına şifa olurken; evde yolunuzu bekleyen evlatlarınıza, eşlerinize, anne ve babalarınıza şükranlarımı sunuyorum" diye konuştu.
12 Mayıs 2026 Salı - 16:08 Baharda alerji alarmı... Çocuklarda şikayetler artıyor Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada polen yoğunluğunun arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, bu durumun çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık görülmesine neden olduğunu söyledi. Son haftalarda polen alerjisine bağlı başvurularda belirgin artış yaşandığını ifade eden Güneş, ailelerin belirtileri doğru tanımasının ve gerekli önlemleri almasının büyük önem taşıdığını vurguladı. "Baharda en sık görülen alerjik hastalıklar" Bahar aylarında en sık karşılaşılan alerjik hastalıklarla ilgili bilgi veren Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, "Alerjik rinit (saman nezlesi) burun akıntısı, tıkanıklık, sık hapşırma ve burun kaşıntısı ile kendini gösterir. Çocuklar genellikle burunlarını yukarı doğru silme hareketi yapar. Alerjik konjonktivit gözlerde kızarıklık, kaşıntı, yanma ve sulanma ile ortaya çıkar. Çocuklar gözlerini sürekli ovalama eğilimindedir. Alerjik astım ise özellikle gece artan öksürük, eforla ortaya çıkan nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterir. Bahar aylarında ataklar belirgin şekilde artabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman birlikte de görülebilir ve çocuğun uyku kalitesini, okul başarısını ve günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir" diye konuştu. "Ailelerin en sık yaptığı hata" Alerjik belirtilerin çoğu zaman soğuk algınlığı ile karıştırıldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş,"En sık karşılaştığım durumlardan biri, alerjik belirtilerin uzun süre ‘soğuk algınlığı’ zannedilmesidir. Soğuk algınlığı genellikle 5-7 gün içinde düzelir. Alerjik şikayetler ise haftalarca hatta aylarca sürebilir. Eğer çocukta 1 haftadan uzun süren burun akıntısı, tekrarlayan hapşırık krizleri, göz kaşıntısı ve gece artan öksürük varsa mutlaka alerji açısından değerlendirilmesini öneriyorum. Sabah erken saatlerde ve rüzgârlı havalarda dışarı çıkışı sınırlandırın" diye konuştu. "Tedavi süreci nasıl ilerliyor" Alerjik hastalıkların doğru tanı ve uygun tedavi ile kontrol altına alınabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, süreci şöyle anlattı: "Gerekli durumlarda alerji testleri yapılarak tetikleyici faktörler belirleniyor. Her çocuğun ihtiyacına göre kişiselleştirilmiş tedavi planı oluşturuluyor. Uygun ilaç tedavileri (şurup, burun spreyi, inhaler tedaviler) ile şikayetler etkin şekilde kontrol altına alınıyor. Erken dönemde başlanan tedavi sayesinde hem şikayetleri azaltmak hem de hastalığın ilerlemesini önlemek mümkün oluyor" "Hangi çocuklar risk altında" Bazı çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, şu bilgileri paylaştı: "Ailesinde alerji veya astım öyküsü olanlar, Daha önce egzama (atopik dermatit) geçirmiş olanlar, Sigara dumanına maruz kalanlar bu açıdan daha risk altındadır. Bu çocukların bahar aylarında daha dikkatli takip edilmesini öneriyoruz" "Erken tanı yaşam kalitesini artırıyor" Bahar aylarında uzayan burun akıntısı, geçmeyen öksürük ve göz şikayetlerinin çoğu zaman enfeksiyon değil alerjiye bağlı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, "Erken fark etmek, doğru yönetmek ve uygun tedaviye başlamak çocuğun yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır. Şikayetler uzuyorsa mutlaka bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesini öneriyorum" diye konuştu.
12 Mayıs 2026 Salı - 15:20 Dr. Yılmaz; "Yaygın vücut ağrısı hissedenlerde, kişiye özel tedavi planlanmalı" Denizli Özel Tekden Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nazan Nur Yılmaz, yaygın kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk ve uyku bozukluğu ile kendini gösteren fibromiyaljide yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirterek, kişiye özel tedavi planlamasının önemine dikkat çekti. Denizli Özel Tekden Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nazan Nur Yılmaz, toplumda sık görülen ancak çoğu zaman farklı rahatsızlıklarla karıştırılabilen fibromiyalji hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Fibromiyaljinin; yaygın ve gezici kas ağrıları, uyku bozukluğu, halsizlik ve yorgunlukla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Dr. Nazan Nur Yılmaz, özellikle boyun ve baş ağrılarının da tabloya sıkça eşlik ettiğini söyledi. Hastalarda çoğu zaman ağrı kesici ilaçlardan yeterli yanıt alınamadığını ifade eden Dr. Nazan Nur Yılmaz, fibromiyalji tedavisinde yalnızca medikal yaklaşımın yeterli olmadığını vurguladı. Tedavi sürecinde glutenden fakir beslenme düzeni, kişiye özel planlanmış egzersiz programları, uygun formda magnezyum takviyesine ek olarak ozon terapi ve nöral terapi gibi destekleyici uygulamaların tedaviye eklenebileceğini belirten Dr. Yılmaz, her hastada aynı yöntemin uygulanamayacağını kaydetti. Fibromiyaljide tek bir tedavi modelinin bulunmadığını dile getiren Dr. Yılmaz, hastalığın seyrine ve kişinin şikayetlerine göre farklı tedavi seçeneklerinin planlandığını ifade ederek, doğru tanı ve etkili tedavi için fizik tedavi uzmanına başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.
Dr. Şanlı: "V-NOTES tekniğini hastalarımıza başarıyla uygulamaktayız"
16 Haziran 2025 Pazartesi - 11:24 Dr. Şanlı: "V-NOTES tekniğini hastalarımıza başarıyla uygulamaktayız" Dünyada ve ülkede kullanımı yaygınlaşan V-NOTES tekniğini hastalara başarıyla uyguladıklarını dile getiren Dr. Cengiz Şanlı, "V-NOTES tekniği, hastanın doğal açıklarından girip herhangi bir yara izi ve kesi izi bırakmadan yapılan cerrahi anlamına gelmektedir" dedi. Bölgenin sağlık üssü Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde dünyada trendi her gün artmakta olan V-NOTES (Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery) cerrahisi başarıyla uygulanmaya devam ediyor. Karın ağrısı şikayetiyle kadın hastalıkları kliniğine başvuran 60 yaşındaki hasta, izsiz cerrahi olarak da bilinen V-NOTES tekniği ile sağlığına kavuştu. Operasyon hakkında bilgi veren Dr. Öğretim Üyesi Cengiz Şanlı, "Kliniğimizde bilimin ve teknolojinin son gelişmelerini takip ederek hastalarımıza hizmet vermekteyiz. Dünyada ve ülkemizde giderek trendi artmakta olan V-NOTES tekniğini hastalarımıza başarıyla uygulamaktayız. V-NOTES tekniği, hastanın doğal açıklarından girip herhangi bir yara izi ve kesi izi bırakmadan yapılan cerrahi anlamına gelmektedir. Son vakamızda, hastamız bize yıllardır süren karın ağrısı ile başvurdu. Yaptığımız muayenelerde hastamızın idrar torbasında ve rahimde sarkmalar olduğunu tespit ettik. Hastamızla istişare ederek histerektomi (rahim alınması) ve sistosel (idrar torbası sarkmasının düzeltilmesi) ameliyatları kararı aldık. Hastamıza V-NOTES tekniğini uyguladık. Vajinadan batın içerisine girerek hastanın vücudunda herhangi bir kesi, herhangi bir dikiş yapmadan ameliyatımızı komplikasyonsuz bir şekilde başarıyla tamamladık" diye konuştu. Dr. Şanlı, "V-NOTES tekniğiyle birlikte hasta hem kozmetik açıdan rahat etmekte hem de yirmi dört saat gibi kısa bir süre içerisinde konforlu bir şekilde normal hayatına adapte olabilmektedir. Hastamıza hem kozmetik hem de post-operatif döneminde rahatlık sağlaması açısından V-NOTES avantajlı bir tekniktir. V-NOTES izsiz cerrahi tekniği kadın hastalıklarında karın bölgesinde hiçbir kesi yapılmadan gerçekleştirilen vajinal doğal açıklıktan uygulanan bir cerrahi teknik olarak biliniyor. Vajinal yoldan cerrahi aletlerin ve kameranın yerleştirilmesiyle gerçekleştiriliyor" şeklinde konuştu.
Elazığ’da tehlikeli madde ve tıbbi atık yönetimi eğitimi
16 Haziran 2025 Pazartesi - 10:54 Elazığ’da tehlikeli madde ve tıbbi atık yönetimi eğitimi Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde tehlikeli madde ve tıbbi atık yönetimi eğitimi verildi. Fırat Üniversitesi Hastanesi çalışanlarına yönelik ‘Tehlikeli Madde Sınıfını Gösteren Simgeler ve Tehlikeli Madde, Tıbbi Atık Yönetimi’ konulu eğitim verildi. Hastanenin konferans salonunda gerçekleştirilen eğitime çok sayıda sağlık çalışanı katıldı. Sıfır Atık Projesi’nin hem çevrenin korunmasına hem de ekonomiye katkı sağladığını aktaran Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanı Hatice Kural, "Bu proje sayesinde kaynaklar daha verimli kullanılacaktır. İsrafın önüne geçileceği için maliyetler düşecek çevre ve canlılar için riskler azalacak, ağaçlar ihtiyaç kadar kesilecek ve havaya salınan sera gazı miktarında azalma olacaktır. Hastanelerde üretilen tüm atıklar hasta, hasta yakınları, ziyaretçiler ve hastane çalışanlarının sağlığını tehdit etmeyecek şekilde toplanması, taşınması, ayrılması gerekiyor. Ayrıca geçici depolanması ve kurumdan uzaklaştırılması ile ilgili standart bir yöntem belirlenerek, hastanelerde oluşan atıkların özelliklerine göre kaynağında ayrı toplanıp sağlığa zarar vermeyecek şekilde uzaklaştırılmasının önem arz ediyor. Atmosferdeki kızılötesi ışınları absorbe edebilen gaz bileşenlerine sera gazı deniliyor. Bu gazlar, atmosferdeki ısıyı tutarak sıcaklığı artırıyor. Böylece sera etkisiyle küresel ısınmaya ve dolayısıyla iklim değişikliğine neden oluyor. Kanserojen, toksik, patlayıcı, tutuşabilir, korozif, tahriş edici gibi özelliklerinden dolayı insan sağlığı ve çevre açısından risk teşkil eden; doğrudan ya da dolaylı biçimde dış ortama bırakılması zorunlu olan her türlü maddeler, tehlikeli atık kapsamında değerlendiriliyor" diye konuştu.
Prof. Dr. Solmaz: "Aşırı şeker tüketimi kanser riskini artırıyor"
16 Haziran 2025 Pazartesi - 10:37 Prof. Dr. Solmaz: "Aşırı şeker tüketimi kanser riskini artırıyor" Rafine şekerlerin insülin direncini, obeziteyi ve iltihabı artırarak kanser gelişimini kolaylaştırabileceğine dikkat çeken İç Hastalıkları ve Yetişkin Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz "İşlenmiş ve şekerli gıdalar yerine taze meyve ve sebzeler, tam tahıllar, sağlıklı yağlar ve yağsız proteinler tüketilmelidir" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz aşırı şeker tüketiminin yalnızca genel sağlığı değil, aynı zamanda kanserin gelişimi ve tedavi sürecini de olumsuz etkilediğini ifade ederek kanser ve şekerli gıdalar hakkında önemli bilgiler verdi. Solmaz, özellikle rafine şekerlerin aşırı tüketiminin obezite, insülin direnci ve kronik enflamasyon gibi kanserle ilişkilendirilen sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek "Şeker, bir karbonhidrat olarak vücuda glikoz formunda enerji sağlar. Vücudun normal işlevi için glikoza ihtiyaç vardır, ancak aşırı alımı hastalığın ilerlemesini destekleyebilecek metabolik ortamı oluşturur" diye konuştu. "Şekerin tetiklediği mekanizmalar kansere zemin hazırlar" Aşırı şeker tüketiminin özellikle meme, kolorektal ve pankreas kanserleri gibi birçok kanser türüyle ilişkilendirilen obeziteye katkıda bulunduğunu vurgulayan Solmaz, "Obezite, kanser hücrelerinin büyümesini teşvik edebilen insülin ve insülin benzeri büyüme faktörlerinin (IGF’ler) seviyelerinin artmasına neden olur. Ayrıca, yağ dokusu iltihaplı sitokinler üreterek kanser gelişimine elverişli bir ortam oluşturabilir" dedi. Yüksek şekerli diyetlerin, vücudun hücrelerinin insüline karşı duyarsız hale geldiği insülin direncine yol açabileceğini belirten Solmaz, bu durumun yalnızca tip 2 diyabetin öncüsü olmadığını, aynı zamanda kan dolaşımında sürekli yüksek insülin ve glikoz seviyelerinin dolaşmasına neden olduğunu söyleyerek bunun özellikle karaciğer, kolon ve pankreas kanserlerinde, kanser hücrelerinin büyümesini destekleyebileceği uyarısında bulundu. Şekerin yol açtığı bir diğer önemli riskin sistemik enflamasyon olduğunu anlatan Solmaz, "Rafine şeker açısından zengin bir diyet, bağışıklık sisteminin doğal yanıtı olan iltihabı kronikleştirerek sağlıklı hücrelere zarar verir, DNA onarımını bozar ve tümör hücrelerinin gelişebileceği bir ortam oluşturur" dedi. "Tedavi sürecinde şekerli gıdalara yönelim riski artırabilir" Kanser tedavisi sırasında hastaların iştah, tat ve sindirim sorunları yaşayabildiğini, bu nedenle bazı hastaların hızlı enerji sağlamak için şekerli yiyeceklere yönelebildiğini aktaran Solmaz şöyle devam etti: "Bu tercih uzun vadede faydalı olmayabilir. Şeker, geçici olarak enerji sağlar ama sürdürülebilir değildir. Özellikle iştahsızlık yaşayan hastalar, yüksek şekerli gıdalara yönelse de bunu uzun vadeli enerji sağlayan, besin açısından yoğun gıdalarla dengelemeleri gerekir. Kompleks karbonhidratlar, sağlıklı yağlar ve protein içeren dengeli beslenme hem daha istikrarlı enerji sağlar hem de bağışıklığı destekler. Yüksek şekerli gıdalar yerine kompleks besinlerle beslenmek, tedavi sürecinde vücudun toparlanmasını hızlandırır." "Kan şekeri dalgalanması tedaviyi olumsuz etkileyebilir" Kanser tedavisi gören bazı hastalarda diyabet veya insülin direnci gibi mevcut sağlık sorunlarının da bulunduğunu hatırlatan Solmaz, "Bu hastalarda şeker tüketimi dikkatli şekilde planlanmalı. Kontrolsüz kan şekeri dalgalanmaları, bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve tedaviye yanıtı olumsuz etkileyebilir. Şeker tüketimi tüm kanser hastaları için sıfıra indirilmesi gerekmese de ölçülü tüketim esas olmalı. Önemli olan dengeli bir diyetle fazla şekerin oluşturabileceği zararları önlemektir. Şekerin vücutta yol açabileceği riskleri kontrol altına almak mümkündür" diye konuştu. "Tam ve doğal besinlere öncelik verilmeli" Kanser tedavisi sürecinde hastaların işlenmemiş ve besin değeri yüksek gıdalar tüketmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Solmaz, "İşlenmiş ve şekerli gıdalar yerine taze meyve ve sebzeler, tam tahıllar, sağlıklı yağlar ve yağsız proteinler tüketilmelidir. Bu gıdalar antioksidan, lif, vitamin ve mineral açısından zengindir, vücudu destekler ve iyileşmeye katkı sağlar" dedi. Doğal olarak meyvelerde ve süt ürünlerinde bulunan şekerin ölçülü tüketilmesinde bir sakınca olmadığını dile getiren Solmaz, "Ancak meşrubat, kek, kurabiye, şekerleme gibi ürünlerdeki eklenmiş şeker tüketimi sınırlandırılmalıdır. Amerikan Kanser Derneği de eklenen şekerlerin tüketimini, obezite ve metabolik hastalık riskine karşı azaltmayı önermektedir" ifadelerini kullandı. "Kompleks karbonhidratlar daha dengeli enerji sağlar" Basit şekerlerin ani kan şekeri yükselmelerine neden olabileceğini söyleyen Solmaz, bu nedenle nişastalı sebzeler, tam tahıllar ve baklagiller gibi kompleks karbonhidratlara ağırlık verilmesini önererek "Kompleks karbonhidratlar sabit enerji sağlar ve özellikle halsizlik yaşayan hastalarda daha stabil bir beslenme profili sunar" dedi. Kanser tedavisinde şeker tüketiminin dikkatli yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Solmaz, sözlerini şöyle tamamladı: "Şeker tamamen zararlı değildir ancak miktarı, türü ve tüketim şekli çok önemlidir. Rafine şekerin fazlası, bağışıklık sistemini baskılayabilir, iltihabı artırabilir ve tedavinin etkinliğini azaltabilir. Bu nedenle, kanser hastaları beslenme konusunda mutlaka profesyonel destek almalı ve kişiye özel planlarla ilerlemelidir. Şeker alımının bilinçli bir şekilde yönetilmesi, yaşam kalitesini yükseltmenin yanı sıra tedavi başarısını da artırır."
Sessiz tehlike pusuda
16 Haziran 2025 Pazartesi - 10:25 Sessiz tehlike pusuda Havaların ısınmasıyla birlikte doğayla temasın arttığı bu günlerde, kene ısırığıyla bulaşan ve ölümcül sonuçlara yol açabilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) yeniden gündeme gelirken, Medicana Konya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzm. Dr. Doğaç Uğurcan, özellikle mayıs-ekim ayları arasında kene kaynaklı bulaşıcı hastalıklara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. Uzm. Dr. Doğaç Uğurcan, kenelerin tamamının virüs taşıyıcısı olmadığını ancak riskin ciddiyetine dikkat çekerek, "Her kene KKKA virüsünü taşımaz ama bu, tedbiri elden bırakmamız anlamına gelmez. Bu hastalık, yüksek ateş ve iç kanamayla seyreden, zamanında müdahale edilmezse ölümle sonuçlanabilen ciddi bir enfeksiyondur" dedi. KKKA virüsünün Türkiye’de ilk kez 2000’li yıllarda görülmeye başladığını hatırlatan Uzm. Dr. Doğaç Uğurcan, "Başlangıçta yılda yaklaşık 2 bin vaka görülüyordu. Sağlık Bakanlığı’nın 2017 verilerine göre bu sayı 200-300’e kadar düştü. Ancak hala riskli bölgelerde vaka görülüyor. Özellikle Kastamonu, Sivas, Erzurum gibi Kuzey Anadolu illerinde daha sık rastlanıyor" bilgisini paylaştı. "Konya’da risk düşük ama özellikle seyahatlere dikkat" Paylaşılan risk haritasında Konya’daki kene türlerinin genellikle hastalık taşıyıcısı olmadığını belirten Uzm. Dr. Doğaç Uğurcan, yine de tedbirin elden bırakılmaması gerektiğini ifade etti. Düzenli ilaçlama yapılan bölgelerde riskin daha az olacağını da hatırlatan Uzm. Dr. Doğaç Uğurcan, "Şehir içindeki park ve bahçeler düzenli ilaçlandığı için risk daha az. Ancak ormanlık ve sulak alanlarda risk artıyor. Ayrıca seyahatle başka bölgelerden kene getirme ihtimali de unutulmamalı. Bunun için seyahat dönüşlerinde kıyafetler, araba ve valizler kontrol edilmeli" diyerek uyarıda bulundu. "KKKA ağır grip gibi başlar, iç kanamayla devam eder" Uzm. Dr. Doğaç Uğurcan, hastalığın belirtilerini ise şöyle sıraladı: "Kene ısırığından sonra 2-3 gün içinde halsizlik, boğaz ağrısı, kırgınlık gibi ağır grip belirtileri görülür. Ardından yüksek ateş, burun ve diş eti kanamaları, idrarda ve dışkıda kan gibi daha ciddi belirtiler ortaya çıkar; iç organlarda da kanamaya neden olur. Ancak kene ısırığının bulunduğu bölgede şişme gibi bir belirti olmadığı için ısırığı fark edemeyebilirsiniz; bu nedenle kırsal alanlardan, park ya da bahçeden geldikten sonra vücudu kontrol etmekte fayda var." İlk müdahale hayati Kene ısırıklarında doğru müdahalenin önemine değinen Uzm. Dr. Doğaç Uğurcan, ilk müdahaleyle ilgili ise şunları aktardı: "Kenenin baş kısmı deri içerisinde kalmamalı. Yağ, kolonya gibi maddelerle çıkarılmaya çalışılmamalı. Bu durumda en doğru yol, acile gidip uzman yardımı almaktır. Hastanelerde bu işlem için özel kene makasları kullanılmaktadır. Bu nedenle daha önceden bir eğitim ya da kene çıkarma tecrübeniz yoksa en doğru yol, hastanelere başvurmak." "Hastalığın aşısı yok, erken tanı şart" KKKA’nın henüz bir aşısının olmadığını belirten Uzm. Dr. Doğaç Uğurcan, "Bu hastalıkta sadece tedavi edici ilaçlar var. Ancak bu ilaçlar bağışıklık kazandırmıyor. Bu nedenle erken tanı çok kritik. Isırık sonrası yüksek ateş, burun ve diş eti kanaması gibi belirtilerle karşılaşıldığında, geçmişte kene teması olmuşsa acil olarak hastaneye başvurulmalı" dedi. "Kendinizi ve sevdiklerinizi koruma altına alın" Kene ısırığının hafife alınmaması gerektiğini belirterek, bu hastalığın insandan insana da bulaşabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Doğaç Uğurcan, solunum ve kan yoluyla bulaşan bu hastalığa karşı tedbirli olunması gerektiğini belirtti. "Attığınız her adımda kendinizi ve sevdiklerinizi korumak için tedbir şart" diyen Uğurcan, kenelere karşı korunmak için de şu bilgileri verdi: "Kırsal alanlara gidildiğinde şort yerine uzun pantolon, tişört yerine uzun kollu kıyafet tercih edilmeli. Kenelerin sevmediği ve daha fark edilebilir olan açık renkli kıyafetler giyilmeli. Çorap giyilmeli, pantolon paçaları çorap içine sokulmalı. Sinek kovucu spreylerin çoğunda kenelerin sevmediği maddede bulunduğu için sinek kovucular tercih edilebilir. Doğadan döndükten sonra, kenelerin sevdiği alanlar olan vücut kıvrımları; boyun, kulak arkası, koltuk altı, diz arkası gibi bölgeler mutlaka kontrol edilmeli". Uğurcan son olarak, hayvanların KKKA hastalığı kapmadığını belirterek yalnızca taşıyıcı konumda olabileceğini aktardı; evcil hayvanların da eve dönüş sonrası kontrol edilmesi konusunda uyarıda bulundu.
Kazada ölen motosikletlinin organları 5 hastaya umut oldu
16 Haziran 2025 Pazartesi - 10:19 Kazada ölen motosikletlinin organları 5 hastaya umut oldu Niğde’de 8 Haziran’da geçirdiği motosiklet kazasında ağır yaralanan ve 6 günlük yaşam mücadelesini kaybeden Ahmet Tatar’ın bağışlanan organları 5 hasta için umut oldu. Yoğun bakım servisinde 6 gün süren yaşam mücadelesinin ardından dün beyin ölümü gerçekleşen Ahmet Tatar’ın ailesi, bu zorlu süreçte organ bağışında bulunma kararı aldı. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen donör organizasyonuyla, Tatar’ın kalbi, karaciğeri, böbrekleri ve korneaları alınarak hava ambulansı ile farklı illerde nakil bekleyen hastalara gönderildi. Organ nakli süreciyle ilgili açıklama yapan Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor, "6 gün önce trafik kazası nedeniyle hastanemize getirilen Ahmet Tatar’ın yoğun bakım sürecinde beyin ölümü gerçekleşti. Ailesi bu zorlu süreçte büyük bir özveriyle organ bağışında bulunma kararı aldı. Tatar’ın organları beş hastaya umut olacak. Allah’ın izniyle bu organlarla hayat bulan hastalar şifalarına kavuşacak. Aileye sabır ve başsağlığı diliyorum" ifadelerini kullandı. "Bir oğlum gitti ama 5 genç sağlığına kavuşur inşallah" Ahmet Tatar’ın babası Hasan Tatar ise yaptığı açıklamada, "Oğlumuzu kaybetmenin acısını yaşıyoruz. Ancak onun organlarını başka hastalara umut olacak. İnşallah nakil olan hastalar sağlığına kavuşur. Bir oğlum gitti ama 5 genç sağlığına kavuşur inşallah. Bu süreçte yanımızda olan, destek veren herkese teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Ahmet Tatar’ın cenazesinin, Hacıabdullah’da düzenlenecek törenin ardından toprağa verileceği öğrenildi.
Uzmanlardan ’Yakarca’ uyarısı
16 Haziran 2025 Pazartesi - 10:08 Uzmanlardan ’Yakarca’ uyarısı Yaz aylarında artan sıcaklıklar, Manisa’da tropikal hastalık riskini de beraberinde getiriyor. Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Özbilgin, özellikle gözle görülmesi zor, sivrisineğin 6’da 1’i kadar olan "Yakarca" isimli sineklere karşı vatandaşları uyardı. Prof. Dr. Özbilgin, Yakarca sineklerinin Leishmania adlı paraziti taşıyarak insanlarda ölümcül olabilecek hastalıklara yol açabildiğini belirtti. Özbilgin, "Bu parazitin neden olduğu hastalığın iki türü var. Biri halk arasında Şark Çıbanı olarak bilinen deri tipi, diğeri ise karaciğer ve dalağa kadar ilerleyerek ölüme neden olabilen sistemik formudur" dedi. Her yıl 60 bin kişi ölüyor Dünyada her yıl yaklaşık 2,5 milyon kişinin Leishmania paraziti nedeniyle hastalandığını belirten Özbilgin, bu hastalıktan 60 bin kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. İklim değişikliği yayılmayı hızlandırıyor Küresel ısınmanın etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Özbilgin, "Yakarcalar sıcak havalarda çoğalıyor. İklim değişikliği, bu sineklerin yaşam alanını genişletiyor. Ayrıca doğada köpek, fare, sıçan gibi birçok hayvanın bu paraziti taşıması da riski artırıyor" diye konuştu. MCBÜ’de beş türün tamamı teşhis edilebiliyor Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Laboratuvarı’nda dünyada görülen beş farklı Leishmania türünün tamamının teşhis edilebildiğini vurgulayan Özbilgin, "Bu özellik Türkiye’de sayılı merkezde bulunuyor. Böylece doğru tanıyla tedavi süreci hızlanıyor" ifadelerini kullandı. Yaralar geç iyileşiyor, çocuklar riskte Hastalığın en belirgin özelliğinin bir ay sonra çıkan ve uzun süre geçmeyen yaralar olduğunu söyleyen Özbilgin, "Bu yaralar bazen 6 ay ile 1 yıl arasında iyileşiyor. Çocuklarda ise kilo kaybı, dalak ve karaciğer büyümesi, kansızlık gibi belirtiler görülebilir" dedi. Manisa’da tropikal iklim etkisi Manisa’nın İzmir’den bile daha sıcak bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Özbilgin, "Manisa’da mikro klima etkisi nedeniyle tropikal iklim şartları yaşanıyor. Bu da tropikal hastalıkların görülmesini kolaylaştırıyor. ’Yakarca’lar da bu ortamda rahatlıkla çoğalıyor" dedi. "Korunmak mümkün ama dikkat gerek" Vatandaşlara korunma yollarını anlatan Prof. Dr. Özbilgin, "Cibinlik kullanmak, çöplüklerin ilaçlanması, açık bölgeleri kapatacak kıyafetler giymek gerekiyor. Özellikle yazın yüz ve ellerde görülen çıban benzeri yaralar ciddiye alınmalı. Eğer çevrede birkaç kişide benzer yaralar varsa mutlaka hekime başvurulmalı" uyarısında bulundu. Köpeklere deltamethrin tasma önerisi Evcil köpeklerin hastalık zincirini kırmak için önemli olduğunu belirten Özbilgin, "Deltamethrin içeren tasmalar köpekleri korur. Bu tasmalar sinekleri uzak tuttuğu için hem hayvan hem insan korunmuş olur" dedi. Bakanlık tanı ve tedavi sürecini takip ediyor Tanı konulan vakaların Sağlık Bakanlığı tarafından tedavi altına alındığını kaydeden Özbilgin, tedavi sonrası hastaların düzenli olarak takip edildiğini de sözlerine ekledi.
Op. Dr. Murat Demir, Akciğer rezeksiyonu ile ilgili bilgi verdi
16 Haziran 2025 Pazartesi - 10:01 Op. Dr. Murat Demir, Akciğer rezeksiyonu ile ilgili bilgi verdi Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Demir, "Akciğer rezeksiyonu, çeşitli akciğer hastalıklarının tedavisinde uygulanan cerrahi bir yöntemdir ve son yıllarda göğüs cerrahisinde önemli bir yer edinmiştir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Demir, bu işlemin özellikle akciğer kanseri, kronik enfeksiyonlar ve bazı doğumsal anomalilerin tedavisinde başvurulan etkili bir yöntem olduğunu söyledi. "Akciğer rezeksiyonu, genellikle akciğer dokusunun bir kısmının ya da tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemidir" Op. Dr. Murat Demir, "Akciğer Kanseri: Erken evrede teşhis edilen tümörlerin tamamen çıkarılması için tercih edilir. İyi Huylu Tümörler: Akciğerde benign (iyi huylu) kitlelerin alınmasında kullanılır. Kronik Enfeksiyonlar: Tekrarlayan ya da uzun süren enfeksiyonlarda hasarlı dokunun çıkarılması gerekebilir. Travma ve Diğer Durumlar, ciddi travmalar veya cerrahi müdahale gerektiren başka hastalıklarda da rezeksiyon uygulanabilir. Lobektomi akciğerin bir lobunun çıkarılması. Segmentektomi, daha küçük bir akciğer segmentinin alınması. Pnömonektomi, akciğerin tamamının cerrahi olarak çıkarılması. Rezeksiyon işlemi, genellikle genel anestezi altında gerçekleştirilir. Cerrahın tercihine ve hastanın durumuna göre açık cerrahi ya da kapalı (video yardımlı torakoskopik cerrahi - VATS) yöntemleri uygulanabilir. Ameliyat sonrasında hastalar genellikle kısa bir süre yoğun bakımda izlenir. Ağrı kontrolü, solunum fizyoterapisi ve erken mobilizasyon, iyileşme sürecinde önemli rol oynar" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Demir, "Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun. Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin. Hava kirliliği ve zararlı gazlara maruz kalmamaya özen gösterin. Bağışıklık sisteminizi güçlendirecek sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirin. Erken teşhis ve doğru cerrahi müdahale, hastaların yaşam süresini ve kalitesini ciddi oranda artırıyor. Özellikle akciğer kanseri gibi hayati öneme sahip hastalıklarda rezeksiyon ameliyatları hayat kurtarıcıdır" diye konuştu.
Ahmet Tatar’ın organları beş hastaya umut oldu
15 Haziran 2025 Pazar - 19:10 Ahmet Tatar’ın organları beş hastaya umut oldu Niğde’de 8 Haziran’da geçirdiği motosiklet kazasında ağır yaralanan ve 6 günlük yaşam mücadelesini kaybeden Ahmet Tatar’ın bağışlanan organları 5 hasta için umut oldu. Yoğun bakım servisinde altı gün süren yaşam mücadelesinin ardından dün beyin ölümü gerçekleşen Ahmet Tatar’ın ailesi, organ bağışı yapma kararı alarak örnek bir davranış sergiledi. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen donör organizasyonuyla, merhumun kalbi, karaciğeri, böbrekleri ve korneaları alınarak hava ambulansı ile farklı illerde nakil bekleyen hastalara gönderildi. Organ nakli süreciyle ilgili açıklama yapan Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor, "6 gün önce trafik kazası nedeniyle hastanemize getirilen Ahmet Tatar’ın yoğun bakım sürecinde beyin ölümü gerçekleşti. Ailesi bu zorlu süreçte büyük bir özveriyle organ bağışında bulunma kararı aldı. Tatar’ın organları beş hastaya umut olacak. Allah’ın izniyle bu organlarla hayat bulan hastalar şifalarına kavuşacak. Aileye sabır ve başsağlığı diliyorum" ifadelerini kullandı. Ahmet Tatar’ın babası Hasan Tatar ise yaptığı açıklamada şunları söyledi; "Oğlumuzu kaybetmenin acısını yaşıyoruz. Ancak onun organlarını başka hastalara umut olacak. İnşallah nakil olan hastalar sağlığına kavuşur. Bir oğlum gitti ama 5 genç sağlığına kavuşur inşallah. Bu süreçte yanımızda olan, destek veren herkese teşekkür ediyorum" dedi. Ahmet Tatar’ın cenazesinin, yarın Hacıabdullah Mahallesi’nde düzenlenecek törenin ardından toprağa verileceği öğrenildi.
Sağlık-Sen Genel Başkanı Doğan: "Aile hekimi de aile sağlığı hemşiresi ve ebesi de halk sağlığının temel taşıdır"
15 Haziran 2025 Pazar - 14:42 Sağlık-Sen Genel Başkanı Doğan: "Aile hekimi de aile sağlığı hemşiresi ve ebesi de halk sağlığının temel taşıdır" Aile hekimliğinde yaşanan maaş kesintileri ile ilgili sosyal medya hesabından açıklamada bulunan Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, "Aile hekimi de aile sağlığı hemşiresi ve ebesi de halk sağlığının temel taşıdır. Bu taşı yerinden oynatırsanız, tüm yapı çöker" dedi. Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, aile hekimliğinde yaşanan maaş kesintileri ile ilgili sosyal medya hesabı üzerinden açıklamada bulundu. Başkan Doğan şu ifadeleri kullandı: "Hastası kuruma uğramadı diye maaştan kesinti yapmak da ne demek? Vatandaş kuruma gelmedi diye aile hekimi, aile sağlığı hemşiresi ve ebesi mi cezalandırılır? Bu uygulama açıkça şunu söylüyor: ‘Çalışsan da çalışmasan da, seni cezalandırırım.’ Bu yaklaşım, sağlık hizmetinin doğasına terstir. Bu, emeğe saygısızlıktır, sahadaki mücadeleyi hiçe saymaktır. Aynı nüfus, aynı emek, aynı özveri. Ama bu ay aile sağlığı hemşiresinin hesabına yatan maaş 10 bin lira daha eksik. Aile hekiminin hesabına yatan maaş 18 bin lira daha eksik. Neden? Çünkü vatandaş gelmedi, aşıyı yapan, gebeyi izleyen, kroniği takip eden aile sağlığı hemşiresi, ebesi. Her ay yaptığı işlemleri yapan aile hekimi. Ama vatandaş gelmediği için maaşlarını kestiler, bu ne vicdana, ne hukuka, ne de insanlığa sığar. Hizmeti yaptılar, maaşları kesildi. Geçtiğimiz aylarda aynı nüfusla 61 bin lira maaş ödenirken, bu ay 51 bin 948 lira yatırıldı. Bu sadece bir kesinti değil, bir saygısızlıktır, vatandaşın gelmemesi, aile hekiminin, aile sağlığı ebesinin ya da hemşiresinin suçu değildir. Aile hekimine gitme diye bir zorunluluk yokken, bunun bedelini sahada görev yapan ebeden, hemşireden, hekimden kesmek adaletsizliktir." Kesintilere tepki gösteren Başkan Doğan, "Altı ay hekime uğramayan hasta gerekçesiyle yapılan tüm kesinti uygulamaları derhal kaldırılmalıdır. Bu madde sağlık hizmetinin doğasına aykırıdır ve temelden iptal edilmelidir. Aile sağlığı çalışanlarının maaş ve gelir güvencesi sabit ve adil şekilde yeniden düzenlenmelidir. Unutmayın, aile hekimi de aile sağlığı hemşiresi ve ebesi de halk sağlığının temel taşıdır. Bu taşı yerinden oynatırsanız, tüm yapı çöker" ifadelerine yer verdi. "Sağlık-Sen olarak, aile hekimlerinin, aile sağlığı hemşiresi ve ebesinin yanındayız" Sağlık-Sen olarak çağrıda bulunduklarını vurgulayan Doğan, "Bu uygulama geri çekilmezse, saha motivasyonu ve hizmet kalitesi ciddi zarar görecektir. Bu haksızlık karşısında sessiz kalmayacak, tüm örgütsel ve hukuki haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Bu sadece maaş değil, mesleki onur ve halk sağlığı mücadelesidir. Hekimi, hemşireyi, ebeyi cezalandırmakla sistem düzelmez. Hasta gelmedi diye maaş kesilmez. Sağlık-Sen olarak, aile hekimlerinin, aile sağlığı hemşiresi ve ebesinin yanındayız. Bu adaletsizliğin iptali, gelirin teminat altına alınması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi.
Uzman çavuştan hayat kurtaran hamle: Nefes borusuna dondurma külahı kaçan çocuğu Heimlich manevrasıyla kurtardı
15 Haziran 2025 Pazar - 14:38 Uzman çavuştan hayat kurtaran hamle: Nefes borusuna dondurma külahı kaçan çocuğu Heimlich manevrasıyla kurtardı Ordu’nun Ünye ilçesinde nefes borusuna dondurma külahı kaçan ve nefes alamayan 11 yaşındaki çocuğu çevreden geçen uzman çavuş, Heimlich manevrası ile boğulmaktan kurtardı. Olay ilçenin Çınarlık Mahallesi Kandil Sokak üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, memleketi Ünye’ye izne gelen ve Suriye’de görev yapan Uzman Çavuş Murat Kol, sokakta bir çocuğun nefes alamadığını gördü. Çocuğun yanına yaklaşan Uzman Çavuş Murat Kol, Heimlich manevrasıyla çocuğa müdahale ederek boğazına kaçan dondurma külahının çıkmasını sağladı. Olay anı ise çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde çevredekilerin yardım etmeye çalışması ve Uzman Çavuş Murat Kol’un su almaya giderek çocuğa müdahale ettiği görüldü. Çocuğun yüzünün morardığını ve nefes alamadığını fark ederek müdahale yaptığını söyleyen Uzman Çavuş Murat Kol, "Dışarıda ufak bir işim vardı. O sırada bütün işlerimi bitirip evime geçtiğim sırada tam olduğumuz yerde bir kardeşimizin yüzünün morardığını fark ettim. Nefes alamadığını anladım. Aracımı park ettikten sonra kardeşimize baktığımızda nefes alamıyordu. Yüzü de bayağı morarmıştı. Boğazında bir şey olduğunu anladım. Ben de o sırada Heimlich manevrası yapmaya çalıştım. 7-8 defa Heimlich manevrası yaptıktan sonra nefes almakta zorlandığını gördüm. Tekrardan yine Heimlich manevrası yapmaya çalıştım. Boğazına dondurma külahı kaçmış. Onu çıkarmayı başardıktan sonra kardeşimize durumunu sordum. Çocuk kendisi bana boğazına bir şeyler battığını söyledi. Ardından elimle boğazındaki o parçaları almaya çalıştım. Ardından kardeşimizi yola çıkardım ve çevrede bulunan bakkaldan bir şişe su alarak elini yüzünü yıkadım. Kendisini hastaneye götürmek istedim. Çocuk kendisini iyi hissettiğini ve eve gitmek istediğini söyledi. İçim rahat etmedi onu aracıma alarak evine götürdüm. Bu yaptığım olaydan dolayı bir insanlık görevimi yaptığımdan dolayı gerçekten çok mutluyum. Önemli olan kardeşimizin hayatı ve sağlığıdır" dedi. Çocuğun sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.