Son Dakika
|
NATO: "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz''
İran’dan Körfez ülkelerine 468 balistik füze fırlatıldı
Dışişleri Bakanı Fidan, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile görüştü
MSB: İran'dan atılan balistik füze engellendi
Fatma Nur öğretmen son yolculuğuna uğurlandı
İsrail, İran'da füze ve savunma sistemlerinin bulunduğu tesisleri vurdu
Artvin-Şavşat karayolunda heyelan
İsrail Savunma Bakanı Katz: "Hamaney'in halefi de kesin bir hedef olacak"
İran: "Avrupa Birliği, uluslararası hukuka bağlılığını sürdürmeli"
Pezeşkiyan: "Ülke durma noktasına gelmedi"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Bakan Fidan, ABD’li mevkidaşı ile telefonda görüştü
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ömer Halisdemir Anıtı’nda dua etti
Pezeşkiyan'dan İspanya'ya: "Batı dünyasında hala duyarlı vicdanlar var"
ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği'nden Irak'taki ABD vatandaşlarına acil tahliye çağrısı
Putin: "Belki de Avrupa pazarlarına doğal gaz tedarikini hemen şimdi durdurmamız mantıklı olurdu"
Bakan Kacır: "İhracatımızı 273 milyar dolara çıkardık"
Laricani: "Trump, Netanyahu’nun palyaçoluklarıyla ABD halkını İran’la haksız bir savaşa sürükledi"
SAĞLIK
Kalp hastalarının oruç tutarken dikkat etmesi gerekenler
04 Mart 2026 Çarşamba - 18:02:03
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, Ramazan ayında kalp hastalarının oruç kararı almadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirterek, "Her kalp hastası için tek tip bir kural yok. Karar hastalığın tipi ve hastanın klinik durumuna göre verilmelidir" dedi. Ramazan ayının hem manevi hem de fiziksel disiplin gerektiren özel bir dönem olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, kalp-damar hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve bu nedenle genel bir ’yasak’ ya da ’serbest’ yaklaşımının doğru olmadığını vurguladı. Uygun şartlarda ve hekim kontrolünde birçok kalp hastasının oruç tutabileceğini belirten Doç. Dr. Kaplangöray, özellikle tansiyonu ilaçla kontrol altında olan ve klinik olarak stabil seyreden hastaların dikkatli bir planlamayla bu süreci geçirebileceğini söyledi. Ancak bazı hasta gruplarında orucun risk oluşturabileceğine dikkat çeken Kaplangöray, "İleri evre kalp yetersizliği olanlar, son 6 ay içinde kalp krizi geçirenler, yeni stent veya bypass operasyonu yapılanlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar ve ciddi ritim bozukluğu yaşayan hastalar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır" diyerek uyarıda bulundu. "İlaç düzeni mutlaka yeniden planlanmalı" Ramazan ayında en sık yapılan hatanın ilaç saatlerini rastgele değiştirmek olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, "Oruç sürecinde ilaç saatleri mutlaka yeniden planlanmalıdır. Özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalarda düzensiz kullanım pıhtı riskini artırabilir. Atriyal fibrilasyon, mekanik kapak ya da stent sonrası tedavi gören hastalar Ramazan öncesinde kardiyoloji kontrolünden geçmelidir" ifadelerini kullandı. Kalp hastaları için Ramazan önerileri Doç. Dr. Kaplangöray, oruç tutabilen kalp hastaları için şu önerileri paylaştı: "İftar, ara öğün ve sahur şeklinde üç öğün düzeni oluşturulmalı, lifli sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve protein ağırlıklı besinler tercih edilmeli. Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı. Sahura mutlaka kalkılmalı ve iftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli." "Oruç kararı kişiye özeldir" Bireysel değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Kaplangöray, "Ramazan ölçü ve denge ayıdır. Bu denge korunursa hem manevi hem de bedensel kazanç sağlanabilir. Ancak kalp sağlığı riske atılmamalıdır" dedi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:50
Obezite Merkezi ile sağlıklı hayata adım atıyorlar
Sağlıklı Bakanlığınca, kilo fazlalığı (Obezite) ile mücadele kapsamında kararlı adımlar atılıyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda geçtiğimiz yıl faaliyete giren Bursa Şehir Hastanesi Obezite Merkezi, multidisipliner tedavi yöntemleriyle kilo fazlalığından şikâyetçi bireylerin hayatına dokunmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana 2 binin üzerinde vatandaşa hizmet veren merkeze başvuranlar; uzman hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı bir yaşama adım atıyor. Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, "Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir" dedi. 200’den fazla hastalığın sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, "Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz, ’kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez’ diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir" şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 ayda 30 kilo verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum, buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu" diye kullandı. "Hayat kalitem arttı" Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana ’her ay düzenli geleyim, tedavi olayım’ dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum" ifadelerini kullandı.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:48
"İşitme Kayıplı Çocuklarla Çalışma" semineri
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü tarafından 3 Mart Dünya İşitme Günü kapsamında "İşitme Kayıplı Çocukla Çalışmak: İşitme Kaybı ve Eğitsel Müdahaleler" başlıklı seminer düzenlendi. Eğitim Fakültesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını Özel Eğitim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yasemin Ergenekon yaptı. Seminere konuşmacı olarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz katıldı. Etkinliğe çok sayıda öğretim elemanı ve öğrenci katılım gösterdi. Dr. Öğr. Üyesi Öz: "İşaret diline dayalı ve sözel dile dayalı iki temel yaklaşım var" Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz konuşmasında işitme kayıplı çocuklara yönelik yaklaşımları şu sözlerle anlattı: "İşaret diline dayalı yaklaşımlar ve sözel dile dayalı yaklaşımlar olmak üzere iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Ülkemizde geçmişte işaret diline karşı ciddi bir önyargı vardı ancak son yıllarda bu önyargının büyük ölçüde kırıldığını söyleyebiliriz. Buna rağmen alanda yeterli sayıda uzman bulunmaması önemli bir sorun olarak devam etmektedir. İşitme kayıplı çocukların erken dönemde taranması ve tanılanmasıyla birlikte sözel yaklaşımlar günümüzde daha baskın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. İşitsel-sözel terapi aslında aile merkezli bir yaklaşımdır. Haftada iki saatlik bir eğitimle ana dil öğretmenden öğrenciye kazandırılamaz. Bu nedenle aileyi sürece aktif olarak dahil ediyoruz. Ailelerin, çocuklarının dil, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirirken birincil kolaylaştırıcı olmalarına rehberlik ediyoruz. Günlük rutinler içinde bu becerileri destekleyecek ortamların oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütüyoruz." İşitsel-sözel terapi stratejileri ele alındı Seminerde işitsel-sözel terapi kapsamında kullanılan stratejiler de ayrıntılı biçimde ele alındı. Hata analizi sürecinde "Ne duydun?" sorusunun kullanılmasının ve çocuğun kendi işitmesine güveninin desteklenmesinin önemine değinildi. Yeni bilgilerin çocuğun mevcut bilgileri üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulanırken, özellikle eylem ve kavramların öne çıkarılmasının dil gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. Dil gelişiminde önce alıcı dilin (anlama), ardından ifade edici dilin geliştiğini belirten Öz, çocuğun çıkardığı sesleri taklit etme, genişletme yöntemiyle ifadeye yeni kelime ekleyerek modeli zenginleştirme ve hataları doğrudan eleştirmek yerine doğru biçimi model olarak sunma gibi stratejilere dikkat çekti. Ayrıca yansımalı kelimelerle ses-nesne ilişkisi kurma, uygun mesafe ve gürültü kontrolü sağlama, sözel yönlendirme yapma, işitsel tamamlama etkinlikleri uygulama, duraklama ve beklenti oluşturma yoluyla ortak dikkati destekleme, gerektiğinde görsel stratejilerden yararlanma ve nesneye işaret ederek ortak dikkat başlatma gibi uygulamalara da yer verildi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:27
Selçuk Üniversitesinde Göğüs Cerrahisinde bir ilk: Robotik Cerrahi uygulandı
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde robotik cerrahi teknolojisi, göğüs cerrahisi alanında ilk kez uygulanmaya başlandı. Küçük kesilerle gerçekleştirilen ameliyatlar sayesinde hastalar daha az ağrı duyuyor ve günlük yaşamlarına hızlı uyum sağlıyor. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kullanılan son teknoloji robotik cerrahi sistemiyle ameliyatlar invaziv yöntemle gerçekleştiriliyor. Bu sistem, özellikle akciğer kanseri ve göğüs kafesi içindeki çeşitli hastalıkların tedavisinde önemli avantajlar sunuyor. Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Yıldıran, robotik cerrahinin küçük kesilerle yapılan ve hastaya daha az travma veren bir yöntem olduğunu belirterek, "Robotik cerrahi, son teknoloji bir sistem. Biz de göğüs cerrahisi olarak birçok vakada bu yöntemi kullanmaya başladık. Akciğer kanseri başta olmak üzere göğüs kafesi içindeki hastalıkların cerrahi tedavisini birkaç santimetrelik küçük kesilerle gerçekleştirebiliyoruz. Bu yöntem hastaya daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve günlük yaşama daha çabuk dönüş imkanı sağlıyor" dedi. Robotik yöntemle ameliyat edilen bir hastanın bronşektazi nedeniyle operasyona alındığını ifade eden Yıldıran, "Bronşektazi, akciğerde kronik enfeksiyona bağlı olarak hava yollarının genişlemesiyle ortaya çıkan bir hastalık. Uygun hastalarda cerrahi tedavi önemli bir seçenek oluşturuyor. Biz de ameliyatı dört küçük giriş noktasından gerçekleştiriyoruz. Robotik sistemin üç boyutlu görüntü sağlaması ve cerraha kapalı alanda hassas hareket imkanı sunması sayesinde ameliyatı daha kontrollü ve etkili bir şekilde yapabiliyoruz" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
03 Mart 2026 Salı- 11:19
Tokat’ta şap hastalığına karşı yoğun mesai
2
04 Mart 2026 Çarşamba- 10:55
6 ayda fazla kilolarından kurtularak hem bedenini hem de ruhunu iyileştirdi
3
04 Mart 2026 Çarşamba- 09:19
Risk grubundakiler gıda zehirlenmelerini hafife almamalı
4
04 Mart 2026 Çarşamba- 10:35
Diyetisyen Göllü: "Türkiye’de her üç kişiden biri obez"
5
04 Mart 2026 Çarşamba- 10:41
Roza, yüzde kalıcı kızarıklığa neden oluyor
02 Şubat 2026 Pazartesi - 09:39
Uzmanından demir eksikliğine karşı beslenme önerisi
Demirin hem hayvansal hem de bitkisel kaynaklardan alınabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, "Kahvaltıda yumurta tüketmek hem güne iyi başlamak hem de günlük protein ihtiyacını karşılamak için önemlidir. Yumurtanın içindeki demirden en iyi şekilde faydalanmak için yanına mevsiminde kapya biber, kivi, mandalina gibi besinleri tüketerek demir emilimini en üst düzeye çıkarabilirsiniz" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz demir eksikliğinin çabuk yorulma, halsizlik, baş dönmesi, odaklanma problemleri, çarpıntı, soluk beniz görünümü, saç dökülmesi ve tırnaklarda yıpranma gibi sorunlarla kendini gösterdiğini belirterek, "Bu belirtiler yoğun yaşandığında kişiler bunu iş temposunun yoğunluğu gibi nedenlerle olduğunu düşünebilirler. Ancak bu belirtiler, demir düşüklüğünü de işaret eder. Bunlardan emin olmanın tek yolu, bir doktora başvurmak ve gerekli kan tahlillerini yaptırmaktır" uyarısında bulundu. "Kırmızı et hayvansal, kuru baklagiller bitkisel kaynaklı demir sağlar" Demirin bağışıklık sistemi, kas fonksiyonları ve zihinsel performans üzerinde önemli rol oynadığını ve kanda düşük çıkması durumunda hayvansal ve bitkisel kaynaklardan demir alınabileceğini belirten Gündüz, "Kırmızı et, karaciğer ve yumurta demirin yüksek olduğu hayvansal kaynaklardır. Kuru baklagiller ise bitkisel kaynaklı demir sağlar" diye konuştu. "Demiri C vitamini ile birlikte alın" Kahvaltıda yumurta tüketmenin hem güne iyi başlamak hem de günlük protein ihtiyacını karşılamak için önemli olduğuna dikkat çeken Gündüz, "Yumurtanın içindeki demirin emilimini artırabilmek için yanında bir C vitamini kaynağı tüketmek gerekir. Yani mevsimine göre kırmızı kapya biber, kivi, mandalina, maydanoz, nane, dereotu gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketmek demirin emilimini artıracaktır" ifadelerini kullandı. "Köftenin yanına bol limonlu salata ekleyin" Izgara köftenin yanına eklenecek bol limonlu salatanın da demir alımını pozitif yönde etkileyeceğini aktaran Gündüz, "Özellikle hindi, balık ve deniz ürünleri zengin birer demir kaynağıdır. Kuru yemişler ve özellikle kurutulmuş meyveler demir oranı yüksek gıdalardır" diye konuştu. Demir eksikliğinin özellikle adet gören kadınlarda, ergenlik dönemine girmiş kız çocuklarında, emziren ve hamile kadınlarda daha sık görülebildiğine dikkat çeken Gündüz, "Demir içeriği yüksek bir diğer besin de pekmezdir. Pekmezin 1 tatlı kaşığında 1 miligram demir bulunur. C vitamininden yüksek portakal ile birlikte tüketildiğinde demir emilimi de artar. Ancak pekmez kalorili bir yiyecek olduğundan porsiyon kontrolü yaparak tüketilmeli" diye konuştu. Toplumda çay ve kahve tüketiminin oldukça yaygın olduğunu anlatan Gündüz, "Demir içeren öğünlerden hemen sonra çay ve kahve tüketimi demir emilimini azaltabilir. Bu içecekleri ana öğünden en az 1 saat sonra tüketmek daha doğru olur" diyerek sözlerini tamamladı.
02 Şubat 2026 Pazartesi - 09:36
Uzmanından demir eksikliğine karşı beslenme önerisi: "Demir kaynaklarını C vitaminli besinlerle tüketin"
Demirin hem hayvansal hem de bitkisel kaynaklardan alınabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, "Kahvaltıda yumurta tüketmek hem güne iyi başlamak hem de günlük protein ihtiyacını karşılamak için önemlidir. Yumurtanın içindeki demirden en iyi şekilde faydalanmak için yanına mevsiminde kapya biber, kivi, mandalina gibi besinleri tüketerek demir emilimini en üst düzeye çıkarabilirsiniz" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz demir eksikliğinin çabuk yorulma, halsizlik, baş dönmesi, odaklanma problemleri, çarpıntı, soluk beniz görünümü, saç dökülmesi ve tırnaklarda yıpranma gibi sorunlarla kendini gösterdiğini belirterek, "Bu belirtiler yoğun yaşandığında kişiler bunu iş temposunun yoğunluğu gibi nedenlerle olduğunu düşünebilirler. Ancak bu belirtiler, demir düşüklüğünü de işaret eder. Bunlardan emin olmanın tek yolu, bir doktora başvurmak ve gerekli kan tahlillerini yaptırmaktır" uyarısında bulundu. "Kırmızı et hayvansal, kuru baklagiller bitkisel kaynaklı demir sağlar" Demirin bağışıklık sistemi, kas fonksiyonları ve zihinsel performans üzerinde önemli rol oynadığını ve kanda düşük çıkması durumunda hayvansal ve bitkisel kaynaklardan demir alınabileceğini belirten Gündüz, "Kırmızı et, karaciğer ve yumurta demirin yüksek olduğu hayvansal kaynaklardır. Kuru baklagiller ise bitkisel kaynaklı demir sağlar" diye konuştu. "Demiri C vitamini ile birlikte alın" Kahvaltıda yumurta tüketmenin hem güne iyi başlamak hem de günlük protein ihtiyacını karşılamak için önemli olduğuna dikkat çeken Gündüz, "Yumurtanın içindeki demirin emilimini artırabilmek için yanında bir C vitamini kaynağı tüketmek gerekir. Yani mevsimine göre kırmızı kapya biber, kivi, mandalina, maydanoz, nane, dereotu gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketmek demirin emilimini artıracaktır" ifadelerini kullandı. "Köftenin yanına bol limonlu salata ekleyin" Izgara köftenin yanına eklenecek bol limonlu salatanın da demir alımını pozitif yönde etkileyeceğini aktaran Gündüz, "Özellikle hindi, balık ve deniz ürünleri zengin birer demir kaynağıdır. Kuruyemişler ve özellikle kurutulmuş meyveler demir oranı yüksek gıdalardır" diye konuştu. Demir eksikliğinin özellikle adet gören kadınlarda, ergenlik dönemine girmiş kız çocuklarında, emziren ve hamile kadınlarda daha sık görülebildiğine dikkat çeken Gündüz, "Demir içeriği yüksek bir diğer besin de pekmezdir. Pekmezin 1 tatlı kaşığında 1 miligram demir bulunur. C vitamininden yüksek portakal ile birlikte tüketildiğinde demir emilimi de artar. Ancak pekmez kalorili bir yiyecek olduğundan porsiyon kontrolü yaparak tüketilmeli" diye konuştu. Toplumda çay ve kahve tüketiminin oldukça yaygın olduğunu anlatan Gündüz, "Demir içeren öğünlerden hemen sonra çay ve kahve tüketimi demir emilimini azaltabilir. Bu içecekleri ana öğünden en az 1 saat sonra tüketmek daha doğru olur"diyerek sözlerini tamamladı.
01 Şubat 2026 Pazar - 16:09
Grip ve geçmeyen öksürüğe akgünlük sakızı tavsiyesi
Kayseri’de soğuk havaların etkili olmasıyla grip vakalarında artış olduğunu kaydeden aktar Hanzala Altun, geçmeyen öksürüğe akgünlük sakızını önerdi. Kayseri’de 13 yıldır aktarlık yapan Muhammet Hanzala Altun; gribin ve öksürüğün eskisinden daha sert geçtiğini söyledi. Ihlamurun eksik edilmemesini söyleyen Altun, öksürük ve akciğerleri temizlemek için akgünlük sakızını önerdi. Kış aylarının bastırmasıyla grip salgını ve geçmeyen öksürüğe doğal tavsiyelerde bulunan Altun, "Şu anda ortada bir salgın var. Hem öksürük hem nezle ve grip. Bu öksürük öncekiler gibi değil vücutta daha fazla kalıyor. Eskiden 1 haftada geçen grip şimdi geçmiyor. Biz bu grip için C vitamini tarzı şeyler öneriyoruz. Zaten ıhlamur hayatımızdan asla eksik etmememiz gerekli. Narçiçeği, zencefil öneriyoruz. Öksürük ve akciğerleri temizlemek içinde akgünlük sakızı, andız pekmezi, keçiboynuzu özü öneriyorum. Karadut özü çocuklarda daha etkili, öneriyorum. Bunların yanı sıra kullana bileceğiz kış çayı tazıdan da olur. Ekinezya çayları kaynatılıp tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Yetişkinlerde pekmezleri sabah akşam 1 er tatlı kaşığı, çocuklarda ise günde 1 tatlı kaşığı kullana bilirsiniz. Bizim tek isteğimiz doğal ve bilindik yerden alınmasını tavsiye ediyoruz" şeklinde konuştu.
01 Şubat 2026 Pazar - 16:02
Köyceğiz Kaymakamlığı kan bağışı kampanyasına davet etti
Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde ‘Kan Ver, Hayat Kurtar!’ mottosuyla kan bağışı kampanyası düzenlendi. Köyceğiz Kaymakamlığı ve Türk Kızılay’ı iş birliğiyle düzenlenen kan bağışı kampanyası 2 Şubat 2026 tarihinde Pazartesi günü saat 09.30-18.00’da Cumhuriyet Meydanı-Öğretmenevi Önü’nde gerçekleştirilecek. Köyceğiz Kaymakamlığı ve Türk Kızılay’ı iş birliğiyle düzenlenen Kan Bağışı Kampanyasına; ‘Bir ünite kan, birden fazla hayata umut olur. Sağlığınız uygunsa siz de bu iyilik hareketine katılın’ mottosuyla tüm vatandaşlar davet edildi.
01 Şubat 2026 Pazar - 16:01
Grip ve geçmeyen öksürüğe doğal çözüm: "Akgünlük Sakızı"
Kayseri’de soğuk havaların etkili olmasıyla grip vakalarında artış olduğunu kaydeden Aktar Hanzala Altun; geçmeyen öksürüğe Akgünlük Sakızı’nı önerdi. Kayseri’de 13 yıldır aktarlık yapan Muhammet Hanzala Altun; gribin ve öksürüğün eskisinden daha sert geçtiğini söyledi. Ihlamuru eksik edilmemesini söyleyen Altun, öksürük ve akciğerleri temizlemek için Akgünlük Sakızını önerdi. Kış aylarının bastırmasıyla grip salgını ve geçmeyen öksürüğe doğal tavsiyelerde bulunan Altun; "Şuanda ortada bir salgın var. Hem öksürük hem nezle ve grip. Bu öksürük öncekiler gibi değil vücutta daha fazla kalıyor. Eskiden 1 haftada geçen grip şimdi geçmiyor. Biz bu grip için C vitamini tarzı şeyler öneriyoruz. Zaten ıhlamur hayatımızdan asla eksik etmememiz gerekli. Narçiçeği zencefil öneriyoruz. Öksürük ve akciğerleri temizlemek içinde Akgünlük Sakızı, andız pekmezi, keçiboynuzu özü öneriyorum. Karadut özü çocuklarda daha etkili, öneriyorum. Bunların yanı sıra kullana bileceğiz kış çayı tazıdan da olur. Ekinezya çayları kaynatılıp tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Yetişkinlerde pekmezleri sabah akşam 1 er tatlı kaşığı, çocuklarda ise günde 1 tatlı kaşığı kullana bilirsiniz. Bizim tek isteğimiz doğal ve bilindik yerden alınmasını tavsiye ediyoruz" şeklinde konuştu.
01 Şubat 2026 Pazar - 15:40
Ünlü zincir restoranda gıda zehirlenmesi iddiası
Trabzon’un Yomra ilçesinde faaliyet gösteren bir zincir restoranda yedikleri tost sonrası rahatsızlanan karı koca hastaneye kaldırıldı. Çolak ailesinin şikayeti üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan incelemede işletmede son tüketim tarihi geçmiş ürün tespit edildi. Trabzon’un Arsin ilçesinde yaşayan Fatih Çolak (43) ile eşi Leman Banu Çolak (44), Yomra ilçesinde faaliyet gösteren MADO isimli zincir restoranda yedikleri tost sonrası mide bulantısı ve rahatsızlık şikâyetleri yaşadı. Hastanede yapılan kontrollerde çiftin gıda zehirlenmesi geçirdiği tespit edildi. Tedavilerinin ardından taburcu edilen Çolak ailesinden Leman Banu Çolak, rahatsızlığının yeniden artması üzerine KTÜ Farabi Hastanesi’ne başvurdu. Burada tedavi altına alınan Çolak, yapılan müdahalenin ardından taburcu edildi. "İşletmeye gerekli yasal işlemler uygulanmıştır" Yaşanan olayın ardından Çolak ailesi, ilgili kurumlara şikâyette bulundu. Şikâyet üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı ekiplerince işletmede inceleme başlatıldı. Yapılan denetimlerde, restoranda son tüketim tarihi geçmiş ürün kullanıldığı tespit edildi. Bakanlık tarafından Fatih Çolak’a yapılan yazılı geri dönüşte, gıda güvenliğine ilişkin denetimlerin 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında yürütüldüğü belirtilerek şu ifadelere yer verildi: "İlgili kayıtlı başvurunuza istinaden 28 Ocak 2026 tarihinde işletmede resmi kontrol gerçekleştirilmiştir. Yapılan denetimde iş yerinde son tüketim tarihi geçmiş ürün tespit edilmiş olup, işletmeye gerekli yasal işlemler uygulanmıştır."
01 Şubat 2026 Pazar - 13:31
Başkan Kocagöz, görme sorunu olan öğrencilere gözlüklerini teslim etti
Kepez Belediyesi tarafından 2025-2026 eğitim ve öğretim yılında 140 okulda gerçekleştirilen göz sağlığı taramaları kapsamında, görme sorunu tespit edilen öğrenciler için temin edilen gözlükler, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz tarafından öğrencilere teslim edildi. Kepez Belediyesi, çocukların eğitim hayatını doğrudan etkileyen sağlık sorunlarının erken yaşta tespit edilmesi amacıyla okul çağındaki öğrencilere yönelik göz sağlığı taramalarını sürdürüyor. Bu kapsamda 2025-2026 eğitim ve öğretim yılında Kepez genelinde bulunan 140 okulda gerçekleştirilen taramalarda toplam 28 bin 245 öğrenci göz muayenesinden geçirildi. Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi ekipleri tarafından yapılan kontroller sonucunda 3 bin 95 öğrencide görme sorunu tespit edildi. Çalışmalarını yalnızca okullarla sınırlı tutmayan Kepez Belediyesi, Çocuk Evleri Sitesi’nde kalan 161 çocuğa da göz taraması hizmeti sundu. Kepez Belediyesi, görme problemi yaşayan öğrencilerin derslerini daha rahat takip edebilmesi ve eğitimden geri kalmaması amacıyla hayırseverlerin katkılarıyla da gözlük desteğinde bulundu. Temin edilen gözlükler, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, tarafından öğrencilere tek tek teslim edildi. Makamda gerçekleşen buluşmada öğrencilerle yakından ilgilenen Başkan Kocagöz, çocukların mutluluğu ve sağlığının her zaman öncelikleri olduğunu vurguladı. Erken yaşta yapılan göz taramalarının hem akademik başarıyı hem de yaşam kalitesini artırdığına dikkat çekti. Kepez Belediyesi, hayırsever desteğiyle bugüne kadar toplam 170 çocuğa gözlük hediye ederek, eğitim hayatlarına daha sağlıklı ve eşit şartlarda devam etmelerine katkı sağladı. Çocuk Evleri Sitesi’nde kalan ve göz sorunu tespit edilen 7 çocuğa da gözlükleri teslim edildi.
01 Şubat 2026 Pazar - 13:08
Kalp pili enfeksiyonu başarılı operasyonla giderildi
Kahramanmaraş’ta HG Hospital’da tedavi gören bir hastada, 3 yıl önce takılan üç kablolu kalp piline bağlı gelişen enfeksiyon, yapılan başarılı operasyonla giderildi. Kalp yetmezliği tanısıyla daha önce kalp pili takılan 68 yaşındaki İbrahim Cebelier’de, zamanla pil kablolarının cilt üzerinden görünür hale geldiği ve enfeksiyon oluştuğu belirlendi. Enfeksiyon riskinin artması üzerine hasta değerlendirmeye alındı. Yapılan tetkiklerin ardından, kalp pili ve kablolarının tamamen çıkarılmasına karar verildi. Operasyonu gerçekleştiren Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Kemal Göçer, işlemin nadir görülen ve yüksek risk taşıyan bir durum olduğunu belirterek, "Hastamızda kalp pili kablosu cilt üzerinden görünür hale gelmişti ve enfeksiyon mevcuttu. Hem kalp pilini hem de kablolarını, özel malzemeler ve uygun teknikler kullanarak başarıyla çıkardık. Bu tür işlemler oldukça risklidir ancak merkezimizde sorunsuz şekilde tamamladık" dedi. Operasyonun başarıyla sonuçlandığını ifade eden Doç. Dr. Göçer, hastaya geçmiş olsun dileklerini iletirken, operasyonda görev alan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti. Hasta yakını Zehra Cemile ise "Hastamız 3 kez anjiyo oldu, bir kez de bypass ameliyatı geçirdi. Hocamızın çok başarılı bir doktor olduğunu duyduk ona inandık ve güvendik. Operasyonu sorunsuz başarılı bir şekilde tamamladı. Hocamıza çok teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.
01 Şubat 2026 Pazar - 13:04
Kalp pili enfeksiyonu başarılı operasyonla giderildi
Kahramanmaraş’ta HG Hospital’da tedavi gören bir hastada, 3 yıl önce takılan üç kablolu kalp piline bağlı gelişen enfeksiyon, yapılan başarılı operasyonla giderildi. Kalp yetmezliği tanısıyla daha önce kalp pili takılan 68 yaşındaki İbrahim Cebelier’de, zamanla pil kablolarının cilt üzerinden görünür hale geldiği ve enfeksiyon oluştuğu belirlendi. Enfeksiyon riskinin artması üzerine hasta değerlendirmeye alındı. Yapılan tetkiklerin ardından, kalp pili ve kablolarının tamamen çıkarılmasına karar verildi. Operasyonu gerçekleştiren Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Kemal Göçer, işlemin nadir görülen ve yüksek risk taşıyan bir durum olduğunu belirterek, "Hastamızda kalp pili kablosu cilt üzerinden görünür hale gelmişti ve enfeksiyon mevcuttu. Hem kalp pilini hem de kablolarını, özel malzemeler ve uygun teknikler kullanarak başarıyla çıkardık. Bu tür işlemler oldukça risklidir ancak merkezimizde sorunsuz şekilde tamamladık" dedi. Operasyonun başarıyla sonuçlandığını ifade eden Doç. Dr. Göçer, hastaya geçmiş olsun dileklerini iletirken, operasyonda görev alan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti. Hasta yakını Zehra Cemile ise "Hastamız 3 kez anjiyo oldu, bir kez de bypass ameliyatı geçirdi. Hocamızın çok başarılı bir doktor olduğunu duyduk ona inandık ve güvendik. Operasyonu sorunsuz başarılı bir şekilde tamamladı. Hocamıza çok teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.
01 Şubat 2026 Pazar - 13:03
Eklem sağlığında ’Kitosan’ dönemi: Kıkırdak onarımına doğal destek
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, kabuklu deniz hayvanlarından elde edilen kitosan ile eklem hastalıklarının tedavisi ve kıkırdak iyileşmesinde yüz güldüren sonuçlar alındığını ifade etti. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, kabuklu deniz hayvanlarından elde edilen kitosan ile eklem hastalıklarının tedavisi ve kıkırdak iyileşmesinde yüz güldüren sonuçlar alındığını söyledi. Doç. Dr. İrfan Koca, kitosanın kas-iskelet sistemi üzerindeki "biyolojik sıva" etkisi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Kas-iskelet sistemine ‘biyolojik sıva’ etkisi Genellikle zayıflama alanındaki kullanımıyla bilinen deniz kaynaklı kitosanın, eklem sağlığı ve kıkırdak iyileşmesinde de umut verici etkileri olduğu ortaya çıktı. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, kitosanın kas-iskelet sistemi üzerindeki "biyolojik sıva" etkisini anlattı. Denizden gelen tedavi: Kitosan İlerleyen yaşla birlikte artan diz, kalça ve diğer eklem problemleri yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürüyor. Kireçlenme (osteoartrit) ve kıkırdak hasarlarında geleneksel tedavilere ek olarak, bilim dünyası doğal ve onarıcı (rejeneratif) destekler üzerinde yoğunlaşıyor. Bu alanda öne çıkan maddelerden biri de kabuklu deniz hayvanlarından elde edilen bir biyopolimer olan kitosan. Kıkırdak dokusunun doğal yapı taşına benziyor Konuyu kas-iskelet sistemi sağlığı açısından değerlendiren Doç. Dr. İrfan Koca, kitosanın insan vücuduyla gösterdiği yüksek uyuma (biyouyumluluk) dikkat çekti. Doç. Dr. Koca, kitosanın kimyasal yapısının eklemler açısından önemini anlatarak, "Sağlıklı bir eklemde kıkırdağa esneklik ve dayanıklılık kazandıran temel yapılar ‘glikozaminoglikan’ grubundadır. Kitosan, kimyasal olarak bu doğal yapı taşlarına benzerlik gösterir. Vücuda alındığında ya da bölgesel uygulandığında, eklem içi kayganlığı sağlayan hyalüronik asit üretimini destekleme potansiyeli taşır" dedi. "Eklemin biyolojik sıvası" Kitosanın kireçlenme sürecindeki rolünü bir benzetmeyle açıklayan Doç. Dr. Koca "Osteoartritte kıkırdak yüzeyi zamanla aşınır ve pürüzlü hale gelir. Kitosan bazlı yaklaşımlar, hasarlı bölge üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturma eğilimindedir. Bu nedenle buna ‘eklemin biyolojik sıvası’ demek mümkündür. Bu etki, sürtünmeyi azaltarak kıkırdak yıkımını yavaşlatmaya ve eklem fonksiyonlarını daha uzun süre korumaya yardımcı olabilir" ifadelerini kullandı. Ağrı ve yangıyı baskılamada destek Fizik tedavi sürecinde ağrının kontrol altına alınmasının, hareket kabiliyetinin geri kazanılmasında kritik rol oynadığını belirten Doç. Dr. Koca, "Çalışmalar, kitosanın eklemdeki enflamasyonu (yangıyı) ve buna bağlı ağrıyı azaltıcı etkileri olabileceğini göstermektedir. Bu durum, hastaların rehabilitasyon egzersizlerine daha rahat uyum sağlamasına katkı sunabilir" şeklinde konuştu. "Hekim kontrolü şart" Doğal kaynaklı olsa bile her ürünün tıbbi değerlendirme gerektirdiğini vurgulayan Doç. Dr. İrfan Koca, uyarılarda bulunarak, "Kitosan genellikle kabuklu deniz ürünlerinden elde edilir. Bu nedenle deniz ürünü alerjisi olan kişilerde reaksiyon riski bulunur. Eklem sağlığı amacıyla kitosan kullanımı düşünülüyorsa, mutlaka bir Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı kontrolünde değerlendirilmelidir" diye konuştu.
01 Şubat 2026 Pazar - 12:47
Tanıda yapay zeka dönemi
Başta Bursa olmak üzere yaklaşık 15 ildeki tıbbi görüntüleme ve tanı merkezleri, tıp merkezleri ve diğer sağlık birimleriyle hizmet veren sektörünün güçlü markası BURTOM Sağlık Grubu, yapay zekâ destekli yeni nesil MR ve bilgisayarlı tomografi (BT) cihazlarıyla tanıda en teknolojik gelişmeleri hastalara sunuyor. Burtom Sağlık Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Özel BURTOM Nilüfer Görüntüleme Hizmetleri, yapay zeka destekli teknoloji yatırımıyla hastalara daha hızlı çekim, daha net görüntüler, daha düşük radyasyon dozu, daha doğru ve erken tanı ile çok daha konforlu bir görüntüleme deneyimi sunuyor. Özel BURTOM Nilüfer Görüntüleme Hizmetleri’nden yapılan açıklamada; modern tıpta görüntüleme cihazlarının hem hastalıkların önlenmesi hem de erken teşhisinde kritik rol oynadığına dikkat çekilerek, röntgen, ultrason, MR ve tomografi gibi yöntemlerin hastalıkların henüz başlangıç aşamasında tespit edilmesini sağladığı belirtildi. "Erken tanı en önemli adım" "Erken tanı, doğru tedavinin en önemli adımı" ifadesi kullanılan açıklamada, tıbbi cihaz teknolojisindeki gelişmelerin; erken tanıya imkan sağlayarak tedavi başarısını artırdığı, kısa ve etkili tedavi süreçleriyle iyileşme süresinin azaldığı, hastaların güvenli bir şekilde evlerinde de takip edilebildiği, yaşam kalitesinin arttığı ve hastalıkların önlendiği kaydedildi. BURTOM’un bu bilinçle, en güncel tıbbi teknolojileri hastalarla buluşturarak tanı süreçlerini daha güvenilir ve etkili hale getirdiği, böylelikle teknoloji odaklı büyümenin sağlandığı ifade edilen açıklama şöyle devam etti: "Merkezlerimizde en güncel medikal teknolojileri kullanmaya özen gösteriyoruz. Laboratuvar ve tanı süreçlerimizde bilimsel standartlara uygun, güvenilir sonuç üretmek temel ilkemizdir. Ayrıca evde bakım kapsamında kullanılan tıbbi cihazların temini, teknik destek, hasta eğitimi ve takip süreçlerini içeren özel hizmetler sunuyoruz. Teknolojik yatırımlar hem sağlıkta kaliteyi yükseltiyor, hem de hastaların yaşam kalitesine doğrudan katkı sağlıyor. BURTOM Nilüfer bünyesine kazandırılan yapay zekâ destekli cihazlar, tanı doğruluğunu artıran ve hasta konforunu önceleyen birçok yenilik sunuyor. Akıllı görüntü rekonstrüksiyonu ile daha net, yüksek çözünürlüklü ve gürültüsüz görüntüler, MR’da yüzde 30-70’e varan hız artışı, BT’de daha hızlı spiral tarama, BT’de radyasyon dozunun otomatik optimizasyonu ile daha güvenli çekim, daha az kontrast madde kullanımı ile özellikle böbrek hastaları ve yaşlılar için güvenli tarama, hareket artefaktlarını azaltan yapay zekâ algoritmaları ile çocuk ve yaşlı hastalarda bile yüksek kalitede görüntü, küçük lezyonları tespit eden karar destek sistemleri sayesinde radyologlara ikinci göz desteği sağlanıyor. Bu avantajlar sayesinde görüntüleme süreçleri hem hızlı hem de daha güvenilir hale gelirken, gereksiz tekrar çekimlerin önüne geçiliyor, iş akışı hızlanıyor ve daha fazla hastaya etkin hizmet sunulabiliyor. Yapay zekâ destekli MR ve BT cihazlarımızla artık daha hızlı çekim, daha net görüntüler, daha düşük radyasyon, daha doğru ve erken tanı ve daha konforlu bir görüntüleme deneyimi sunuyoruz. Burtom Sağlık Grubu olarak Bursa’nın sağlık hizmetlerinde kaliteyi yükseltmeye devam ediyoruz."
01 Şubat 2026 Pazar - 12:13
Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ’dan kuş gribinde kritik uyarı
Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü ve tıbbi mikrobiyolog Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, kuş gribi vakalarının son yılların en yüksek seviyesine ulaştığına dikkat çekerek erken tanı, hızlı bildirim ve gelişmiş tanı kitlerinin pandemi hazırlığı ve ulusal sağlık güvenliği açısından stratejik bir öncelik haline geldiği uyarısında bulundu. Aynı zamanda tıbbi mikrobiyolog olan Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Avrupa genelinde kuş gribi vakalarında yaşanan hızlı artışın, hastalığın artık yalnızca dönemsel bir veterinerlik sorunu olmaktan çıktığını ve doğrudan halk sağlığı, gıda güvenliği ve biyogüvenlik boyutlarıyla ele alınması gereken çok yönlü bir tehdit haline geldiğini vurguladı. 2016’dan bu yana en yüksek vaka sayısına ulaşıldı EFSA ve ECDC tarafından yayımlanan son değerlendirme raporlarına dikkat çeken Prof. Dr. Şanlıdağ, yalnızca 2025 sonbaharında üç aylık süreçte 2 bin 896 yüksek patojeniteli kuş gribi vakasının raporlanmasının, Avrupa için 2016’dan bu yana kaydedilen en yüksek düzey olduğunu belirtti. Vakaların büyük bölümünün yabanıl kuşlarda görülmesinin, çevresel bulaş yoluyla kümes hayvanlarına geçiş riskini ciddi biçimde artırdığına işaret eden Şanlıdağ, 2025 sonbaharında bildirilen kümes hayvanı salgınlarının yaklaşık yüzde 80’inin doğrudan değil, dolaylı çevresel temas sonucu ortaya çıkmasının bu tabloyu açıkça ortaya koyduğunu söyledi. İnsan sağlığı açısından mevcut riskin genel toplum için düşük düzeyde olduğunu, ancak hayvan-insan arayüzünde somut bir bulaş riskinin devam ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Şanlıdağ, "Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, 2024 yılının başından itibaren özellikle Amerika kıtasından elde edilen bulgular incelendiğinde, toplam 71 Influenza A (H5) insan vakası analiz edilmiştir. Bu vakalarda enfekte hayvanlar ya da bulaşmış çevre ile temas öyküsü bulunması dikkat çekici. Henüz insandan insana bulaş tespit edilmese de erken tanı ve hızlı bildirim mekanizmalarının hazırlıklı olmak adına hayati önem taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır" ifadelerini kullandı. Mesleki risk grupları için erken tanı hayati Prof. Dr. Şanlıdağ, Dünya Sağlık Örgütü’nün kuş popülasyonlarında virüs dolaşımının devam etmesi halinde insan maruziyetinin artabileceği ve özellikle hayvancılıkla uğraşanlar, çiftlik çalışanları, kuş avcılığı yapanlar, veterinerler ve laboratuvar personeli gibi mesleki risk gruplarında erken tespit, hızlı bildirim ve etkin tanı kapasitesinin hayati önem taşıdığına dikkat çektiğini de hatırlattı. DSÖ ve Avrupa referans laboratuvarlarının uyarılarına da değinen Prof. Dr. Şanlıdağ, aşılı kümes hayvanlarında dahi bazı bölgelerde vakaların görülmesinin, mevcut izleme ve tanı yaklaşımlarının tek başına yeterli olmadığını gösterdiğini belirterek, "Bu tablo, sahada uygulanabilir, hızlı ve aynı anda birden fazla alt tipi ayırt edebilen tanı sistemlerine duyulan ihtiyacı daha da artırmaktadır" ifadelerini kullandı. 2026 yılına ait resmi izlem verileri ile genom dizileme verileri arasındaki farkın, kuş gribi virüslerinin sessiz ve geniş ölçekli bir dolaşım potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Şanlıdağ, "GISAID veri tabanına yüklenen on binlerce genom dizisi, resmi bildirimlerin sahadaki gerçek epidemiyolojik yükü tam olarak yansıtamadığını göstermektedir. Bu durum, bildirilmeyen veya geç bildirilen vakaların, yeni varyantların ortaya çıkma riskini artırabileceğine işaret etmektedir" dedi. Prof. Dr. Şanlıdağ, bu nedenle kuş gribiyle mücadelenin yalnızca pasif bildirim sistemlerine dayandırılamayacağını vurgulayarak, üniversiteler ve araştırma merkezleri bünyesinde hızlı, duyarlı ve çoklu alt tipleri aynı anda saptayabilen tanı kitlerinin geliştirilmesinin, artık yalnızca bilimsel bir hedef değil; pandemi hazırlığı, biyogüvenlik ve ulusal sağlık güvenliği açısından stratejik bir zorunluluk olduğunu sözlerine ekledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder