Son Dakika
|
NATO: "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz''
İran’dan Körfez ülkelerine 468 balistik füze fırlatıldı
Dışişleri Bakanı Fidan, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile görüştü
MSB: İran'dan atılan balistik füze engellendi
Fatma Nur öğretmen son yolculuğuna uğurlandı
İsrail, İran'da füze ve savunma sistemlerinin bulunduğu tesisleri vurdu
Artvin-Şavşat karayolunda heyelan
İsrail Savunma Bakanı Katz: "Hamaney'in halefi de kesin bir hedef olacak"
İran: "Avrupa Birliği, uluslararası hukuka bağlılığını sürdürmeli"
Pezeşkiyan: "Ülke durma noktasına gelmedi"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Bakan Fidan, ABD’li mevkidaşı ile telefonda görüştü
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ömer Halisdemir Anıtı’nda dua etti
Pezeşkiyan'dan İspanya'ya: "Batı dünyasında hala duyarlı vicdanlar var"
ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği'nden Irak'taki ABD vatandaşlarına acil tahliye çağrısı
Putin: "Belki de Avrupa pazarlarına doğal gaz tedarikini hemen şimdi durdurmamız mantıklı olurdu"
Bakan Kacır: "İhracatımızı 273 milyar dolara çıkardık"
Laricani: "Trump, Netanyahu’nun palyaçoluklarıyla ABD halkını İran’la haksız bir savaşa sürükledi"
SAĞLIK
Kalp hastalarının oruç tutarken dikkat etmesi gerekenler
04 Mart 2026 Çarşamba - 18:02:03
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, Ramazan ayında kalp hastalarının oruç kararı almadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirterek, "Her kalp hastası için tek tip bir kural yok. Karar hastalığın tipi ve hastanın klinik durumuna göre verilmelidir" dedi. Ramazan ayının hem manevi hem de fiziksel disiplin gerektiren özel bir dönem olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, kalp-damar hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve bu nedenle genel bir ’yasak’ ya da ’serbest’ yaklaşımının doğru olmadığını vurguladı. Uygun şartlarda ve hekim kontrolünde birçok kalp hastasının oruç tutabileceğini belirten Doç. Dr. Kaplangöray, özellikle tansiyonu ilaçla kontrol altında olan ve klinik olarak stabil seyreden hastaların dikkatli bir planlamayla bu süreci geçirebileceğini söyledi. Ancak bazı hasta gruplarında orucun risk oluşturabileceğine dikkat çeken Kaplangöray, "İleri evre kalp yetersizliği olanlar, son 6 ay içinde kalp krizi geçirenler, yeni stent veya bypass operasyonu yapılanlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar ve ciddi ritim bozukluğu yaşayan hastalar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır" diyerek uyarıda bulundu. "İlaç düzeni mutlaka yeniden planlanmalı" Ramazan ayında en sık yapılan hatanın ilaç saatlerini rastgele değiştirmek olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, "Oruç sürecinde ilaç saatleri mutlaka yeniden planlanmalıdır. Özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalarda düzensiz kullanım pıhtı riskini artırabilir. Atriyal fibrilasyon, mekanik kapak ya da stent sonrası tedavi gören hastalar Ramazan öncesinde kardiyoloji kontrolünden geçmelidir" ifadelerini kullandı. Kalp hastaları için Ramazan önerileri Doç. Dr. Kaplangöray, oruç tutabilen kalp hastaları için şu önerileri paylaştı: "İftar, ara öğün ve sahur şeklinde üç öğün düzeni oluşturulmalı, lifli sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve protein ağırlıklı besinler tercih edilmeli. Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı. Sahura mutlaka kalkılmalı ve iftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli." "Oruç kararı kişiye özeldir" Bireysel değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Kaplangöray, "Ramazan ölçü ve denge ayıdır. Bu denge korunursa hem manevi hem de bedensel kazanç sağlanabilir. Ancak kalp sağlığı riske atılmamalıdır" dedi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:50
Obezite Merkezi ile sağlıklı hayata adım atıyorlar
Sağlıklı Bakanlığınca, kilo fazlalığı (Obezite) ile mücadele kapsamında kararlı adımlar atılıyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda geçtiğimiz yıl faaliyete giren Bursa Şehir Hastanesi Obezite Merkezi, multidisipliner tedavi yöntemleriyle kilo fazlalığından şikâyetçi bireylerin hayatına dokunmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana 2 binin üzerinde vatandaşa hizmet veren merkeze başvuranlar; uzman hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı bir yaşama adım atıyor. Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, "Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir" dedi. 200’den fazla hastalığın sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, "Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz, ’kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez’ diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir" şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 ayda 30 kilo verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum, buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu" diye kullandı. "Hayat kalitem arttı" Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana ’her ay düzenli geleyim, tedavi olayım’ dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum" ifadelerini kullandı.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:48
"İşitme Kayıplı Çocuklarla Çalışma" semineri
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü tarafından 3 Mart Dünya İşitme Günü kapsamında "İşitme Kayıplı Çocukla Çalışmak: İşitme Kaybı ve Eğitsel Müdahaleler" başlıklı seminer düzenlendi. Eğitim Fakültesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını Özel Eğitim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yasemin Ergenekon yaptı. Seminere konuşmacı olarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz katıldı. Etkinliğe çok sayıda öğretim elemanı ve öğrenci katılım gösterdi. Dr. Öğr. Üyesi Öz: "İşaret diline dayalı ve sözel dile dayalı iki temel yaklaşım var" Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz konuşmasında işitme kayıplı çocuklara yönelik yaklaşımları şu sözlerle anlattı: "İşaret diline dayalı yaklaşımlar ve sözel dile dayalı yaklaşımlar olmak üzere iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Ülkemizde geçmişte işaret diline karşı ciddi bir önyargı vardı ancak son yıllarda bu önyargının büyük ölçüde kırıldığını söyleyebiliriz. Buna rağmen alanda yeterli sayıda uzman bulunmaması önemli bir sorun olarak devam etmektedir. İşitme kayıplı çocukların erken dönemde taranması ve tanılanmasıyla birlikte sözel yaklaşımlar günümüzde daha baskın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. İşitsel-sözel terapi aslında aile merkezli bir yaklaşımdır. Haftada iki saatlik bir eğitimle ana dil öğretmenden öğrenciye kazandırılamaz. Bu nedenle aileyi sürece aktif olarak dahil ediyoruz. Ailelerin, çocuklarının dil, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirirken birincil kolaylaştırıcı olmalarına rehberlik ediyoruz. Günlük rutinler içinde bu becerileri destekleyecek ortamların oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütüyoruz." İşitsel-sözel terapi stratejileri ele alındı Seminerde işitsel-sözel terapi kapsamında kullanılan stratejiler de ayrıntılı biçimde ele alındı. Hata analizi sürecinde "Ne duydun?" sorusunun kullanılmasının ve çocuğun kendi işitmesine güveninin desteklenmesinin önemine değinildi. Yeni bilgilerin çocuğun mevcut bilgileri üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulanırken, özellikle eylem ve kavramların öne çıkarılmasının dil gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. Dil gelişiminde önce alıcı dilin (anlama), ardından ifade edici dilin geliştiğini belirten Öz, çocuğun çıkardığı sesleri taklit etme, genişletme yöntemiyle ifadeye yeni kelime ekleyerek modeli zenginleştirme ve hataları doğrudan eleştirmek yerine doğru biçimi model olarak sunma gibi stratejilere dikkat çekti. Ayrıca yansımalı kelimelerle ses-nesne ilişkisi kurma, uygun mesafe ve gürültü kontrolü sağlama, sözel yönlendirme yapma, işitsel tamamlama etkinlikleri uygulama, duraklama ve beklenti oluşturma yoluyla ortak dikkati destekleme, gerektiğinde görsel stratejilerden yararlanma ve nesneye işaret ederek ortak dikkat başlatma gibi uygulamalara da yer verildi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:27
Selçuk Üniversitesinde Göğüs Cerrahisinde bir ilk: Robotik Cerrahi uygulandı
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde robotik cerrahi teknolojisi, göğüs cerrahisi alanında ilk kez uygulanmaya başlandı. Küçük kesilerle gerçekleştirilen ameliyatlar sayesinde hastalar daha az ağrı duyuyor ve günlük yaşamlarına hızlı uyum sağlıyor. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kullanılan son teknoloji robotik cerrahi sistemiyle ameliyatlar invaziv yöntemle gerçekleştiriliyor. Bu sistem, özellikle akciğer kanseri ve göğüs kafesi içindeki çeşitli hastalıkların tedavisinde önemli avantajlar sunuyor. Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Yıldıran, robotik cerrahinin küçük kesilerle yapılan ve hastaya daha az travma veren bir yöntem olduğunu belirterek, "Robotik cerrahi, son teknoloji bir sistem. Biz de göğüs cerrahisi olarak birçok vakada bu yöntemi kullanmaya başladık. Akciğer kanseri başta olmak üzere göğüs kafesi içindeki hastalıkların cerrahi tedavisini birkaç santimetrelik küçük kesilerle gerçekleştirebiliyoruz. Bu yöntem hastaya daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve günlük yaşama daha çabuk dönüş imkanı sağlıyor" dedi. Robotik yöntemle ameliyat edilen bir hastanın bronşektazi nedeniyle operasyona alındığını ifade eden Yıldıran, "Bronşektazi, akciğerde kronik enfeksiyona bağlı olarak hava yollarının genişlemesiyle ortaya çıkan bir hastalık. Uygun hastalarda cerrahi tedavi önemli bir seçenek oluşturuyor. Biz de ameliyatı dört küçük giriş noktasından gerçekleştiriyoruz. Robotik sistemin üç boyutlu görüntü sağlaması ve cerraha kapalı alanda hassas hareket imkanı sunması sayesinde ameliyatı daha kontrollü ve etkili bir şekilde yapabiliyoruz" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
03 Mart 2026 Salı- 11:19
Tokat’ta şap hastalığına karşı yoğun mesai
2
04 Mart 2026 Çarşamba- 10:55
6 ayda fazla kilolarından kurtularak hem bedenini hem de ruhunu iyileştirdi
3
04 Mart 2026 Çarşamba- 09:19
Risk grubundakiler gıda zehirlenmelerini hafife almamalı
4
04 Mart 2026 Çarşamba- 10:35
Diyetisyen Göllü: "Türkiye’de her üç kişiden biri obez"
5
01 Mart 2026 Pazar- 11:03
Kapalı damarı Almanya’da açılmayınca, Elazığ’a gelip sağlığına kavuştu
01 Şubat 2026 Pazar - 12:08
Ovacık’ta hayat kurtaran müdahale
Tunceli’nin Ovacık ilçesinde göğüs ağrısı yaşayan 70 yaşındaki vatandaş, UMKE, 112 ve AFAD ekiplerinin koordineli çalışmasıyla hastaneye ulaştırıldı. Tunceli’nin Ovacık ilçesine bağlı Çambulak köyü Balveren mezrasında yaşayan 70 yaşındaki K.M.’nin göğüs ağrısı şikayeti üzerine sağlık ve kurtarma ekipleri harekete geçti. Vatandaşın yardım çağrısı üzerine bölgeye UMKE, 112 Acil Sağlık ekipleri, AFAD ve arama kurtarma ekipleri sevk edildi. Zorlu coğrafi şartlara rağmen ekipler, koordineli bir şekilde olay yerine ulaşarak hastaya ilk müdahaleyi gerçekleştirdi. Olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından K. M., güvenli bir şekilde 112 Acil Sağlık ekiplerine teslim edildi. Hasta, tedavi edilmek üzere ambulansla Ovacık Devlet Hastanesi’ne sevk edildi.
01 Şubat 2026 Pazar - 11:00
Dyt. Hilal Şahin Güneşsu’dan Laktoz intoleransında diyet açıklaması
Diyetisyen Hilal Şahin Güneşsu, laktoz intoleransı olan insanların beslenme şekillerini nasıl değiştirmeleri gerektiğiyle ilgili önerilerde bulundu. Laktoz intoleransında diyet hakkında açıklamalarda bulunan Güneşsu, "Laktoz intoleransı, süt ve süt ürünlerinde bulunan karbonhidrat olan laktozun sindiriminde gerekli olan laktaz enziminin eksikliği ya da enzim aktivitesinde yetersizlik sonucu sindirilememesi sonucu gelişen durumdur. Bu durum sonucunda karın ağrısı, kramp, bulantı, kusma, ishal gibi çeşitli belirtiler ortaya çıkabilir" dedi. Güneşsu, "Laktoz intoleransı olan bireylerde uygulanan tıbbi beslenme tedavisindeki amaç, diyetle alınan laktoz miktarını azaltmaktır. Bu esnada diyetin örüntüsü oluşturulurken; laktoz içeren besinlerin diyetten çıkarılması, düşük laktoz içeren besinleri tüketmek, laktozsuz süt ve laktoz içeriği düşük yoğurt laktoz içeren besinlerle birlikte laktaz enzimi tüketmek, süt yerine yoğurt tüketmek gibi birtakım yollar izlenebilir. Beslenme tedavisinde en etkili yöntem, laktoz içeren besinleri diyetten çıkarmaktır. Ancak diyetten süt ve süt ürünlerinin çıkarılması başta kalsiyum olmak üzere birçok elzem besin ögesi eksikliklerine neden olabilmektedir. Kalsiyum alımındaki azalmanın osteoporoz, hipertansiyon ve bazı kanser türleri gibi önemli sağlık sorunları ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle diyete laktozu azaltılmış besinler eklenmeli veya laktoz içeriği daha düşük olan besinler ile kişinin genel durumu izlenmelidir" diye konuştu. Güneşsu, daha sonra şunları söyledi: "Diyet tedavisindeki temel amaç, laktoz içeren besinlerden uzak durmak ile büyüme ve gelişimi sağlamak olduğuna dikkat çeken . Laktoz intoleransında diyetten laktoz içeren besinlerin çıkarılması ile hastalık belirtileri tedavi edilirken, süt ve süt ürünlerinin diyetten çıkarılması; kaliteli protein kaynağının azalmasına, elzem vitamin ve mineral eksiklikleri sonucu uzun dönemde kemik mineralizasyonunun bozulmasına, osteoporoza sebep olabilir. Bu nedenle uygulanacak diyet, besin ögesi içeriği açısından da değerlendirilmeli, hastanın yeterli kalsiyum, riboflavin, D vitamini aldığından emin olunmalı ve gerekli durumlarda dışarıdan takviye gereklidir. Dolayısıyla hastanın elzem besin ögesi ihtiyaçları karşılanmalıdır."
01 Şubat 2026 Pazar - 10:26
Fit görünme hayali kabusa dönmesin
Günümüzde fit bir görünüme kavuşmak isteyen pek çok kişi, çareyi internette ve sosyal medya platformlarında ’doğal içerik’ iddiasıyla satılan ürünlerde arıyor.
01 Şubat 2026 Pazar - 09:56
Trabzon Şehir Hastanesi inşaatının yüzde 90’ı tamamlandı
Trabzon’da Şenol Güneş Spor Kompleksi’nin yanındaki dolgu alanında, yapımı süren 900 yataklı Şehir Hastanesi inşaatının fiziki gerçekleşme oranı yüzde 90’a yaklaştı. İnşaatında 5 bin fore kazığın kullanıldığı şehir hastanesi depreme dayanıklı olarak inşa edilen sismik izolatörler ile korunacak. Kentteki yoğun bakım kapasitesini 2 katına çıkartacak olan Trabzon Şehir Hastanesi’nde, 300 poliklinik ve 33 ameliyathane olacak. Hastane inşaatı ile ilgili bilgi veren Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Topsakal, 2026 yılının Mayıs sonu yada Haziran ayı itibarıyla hastanenin teslim alınmaya başlanacağını söyledi. Topsakal, "Şu anda fiziki gerçekleşme oranı yüzde 86-87 seviyelerinde olup, yüzde 90’a yaklaşmıştır" dedi. Şehir hastanesinde hem yasal hem de fiziki süreçte sona yaklaşıldığını kaydeden Topsakal, "Şehir hastanemizde hem yasal hem de fiziki süreçte sona yaklaşmış durumdayız. Allah nasip ederse, 2026 yılının Mayıs sonu veya Haziran ayı itibarıyla hastanemizi teslim almaya başlayacağız. Yasal süresi 15 Aralık 2025’te sona eren hastanemiz için, Bakanlık ve yönetim olarak proje değişikliklerinden kaynaklanan süreler ile müteahhide ek süre verilmiş ve bu süre Mayıs-Haziran dönemine kadar uzatılmıştır. Bu ek sürenin Mayıs sonu Haziran ortası gibi tamamlanmasıyla birlikte hastanemizi devralacağız. Şu anda fiziki gerçekleşme oranı yüzde 86-87 seviyelerinde olup, yüzde 90’a yaklaşmıştır" diye konuştu. Yaklaşık 900 yatak kapasitesiyle hizmet verecek Hastanenin yaklaşık 900 yatak kapasiteyle hizmet vereceğini belirten Topsakal, "Sağlık profesyonelleri olarak bir sağlık politikası geliştiriyor ve birleştirilecek hastaneleri gündeme alıyoruz. Sayın Bakanımızla yaptığımız istişarelerde, Ahi Evren Hastanemizin ve Kemik Hastanemizin taşınması yönünde talimatlar verilmiştir. Bu talimatlar doğrultusunda projemizi revize ediyoruz. Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanemizin ise yalnızca eğitim kadrosu şehir hastanesine taşınacaktır. Bunun dışında hastane mevcut yerinde hizmet vermeye devam edecektir. Bu kapsamda yaklaşık 200 yatak, diğer hastaneden ise 180 yatak olmak üzere toplamda 380 yatak taşınacaktır. Şehir hastanemiz yaklaşık 900 yatak kapasitesiyle Trabzon’umuza hizmet verecektir. Dolayısıyla Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü olarak kârdayız; ilimize 500 yataklı yeni bir hastaneyi entegre etmiş olacağız. Bu durum bizleri son derece mutlu etmektedir. Bakanlığımıza ayrıca teşekkür ediyorum. Şehir merkezinde acil, travma ve ikinci basamak hastanesi olarak Fatih Devlet Hastanesi’nin hizmet vermeye devam etmesi yönünde bizim de görüşümüz bulunmaktadır. Fatih Devlet Hastanemiz, mekânsal eskimesi nedeniyle ekonomik ömrünü büyük ölçüde tamamlamıştır. Muhtemelen hastaneyi yeni şehir hastanesine geçici olarak taşıyarak mevcut binayı yıkıp yerine 250 yataklı yeni bir hastane yapma düşüncemiz bulunmaktadır. İnşallah bu alanı da mekânsal olarak yenileyerek, önümüzdeki 50 yıl Trabzon’un sağlık altyapısıyla ilgili mekânsal sorunlarını çözmüş olacağız. Şehir hastanelerinin en büyük avantajı mekânsal konfordur. 900 yatağın 236’sı yoğun bakım yatağı, 664’ü ise tek kişilik nitelikli yataklardan oluşmaktadır. Bu durum, hastaların tek başına yatabileceği nitelikli yatak oranını çok yüksek bir seviyeye çıkaracaktır. Mekânsal olarak her türlü imkâna sahip olan hastanemiz, içerisinde modern tıbbi tetkiklerin tamamının yapılabileceği donanıma sahiptir" diye konuştu. Hafif raylı sistemle birlikte bölgedeki ulaşımı rahatlatacak Hafif raylı sistemin bölgedeki ulaşımı rahatlatacağına dikkat çeken Topsakal, "Karayolları Genel Müdürümüzün ve Ulaştırma Bakanımızın talimatları doğrultusunda, hastanenin etrafını tamamen çevreleyen kuzey, güney, doğu ve batı yönlerinde yollar yapılmaktadır. Ayrıca DSİ Genel Müdürümüzün katkılarıyla, güney taraftaki dağlardan gelen yağmur sularının denize ulaşımını sağlayacak transfer hattı oluşturulmuştur. Bu hat, kapalı sistem bakslar aracılığıyla suların güvenli şekilde denize ulaştırılmasını sağlamaktadır. Belediye Başkanımızın da hafif raylı sistemle birlikte bölgedeki ulaşımı rahatlatacak bir projesi bulunmaktadır. Hafif raylı sistemin ulaşım ağına entegre edilmesiyle birlikte, trafik sorununun büyük ölçüde çözüleceğini düşünüyorum" dedi.
01 Şubat 2026 Pazar - 09:43
Burhaniye’de Sigara Bırakma Polikliniği ilgi gördü
Burhaniye ilçesinde, İlçe Sağlık Müdürlüğünce kapalı alanlarda sigara denetimlerine devam edilirken, yaklaşık 2,5 ay önce hizmete giren Sigara Bırakma Polikliniği de ilgi gördü. Dr. Bediha Erdoğan’ın görev yaptığı polikliniğe bugüne kadar 154 tiryakinin başvurduğu kaydedildi. Burhaniye İlçe Sağlık Müdürlüğünce Sağlıklı Yaşam Merkezinde hizmete açılan Sigara Bırakma Polikliniği ilgi gördü. Geçtiğimiz Kasım ayında hizmete giren polikliniğe bugüne kadar 154 kişinin başvurduğu kaydedildi. İlginin iyi olduğunu kaydeden Dr. Bediha Erdoğan, "Polikliniğimize başvuranlara Sağlık Bakanlığının gönderdiği ilaçlarla 25 günlük ilaç tedavisi yapıyoruz. Bazı vatandaşlarada nikotin bandı uygulaması yapıyoruz. Burada uyguladığımız tedavide ilacın yanında kişinin iradesi çok önemli. Başvuran sigara bağımlılarına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlarımızı polikliniğimize bekliyoruz" dedi.
01 Şubat 2026 Pazar - 09:32
Gençler duygusal yorgunluk ve yalnızlık hissediyor
Uzmanlar, sınav odaklı eğitim sistemi ve erken yaşta sosyal medya kullanımının gençlerde yalnızlık ve mutsuzluğu artıran en önemli faktörler arasında yer aldığını söyledi. Gençlerin ruh haline ilişkin yapılan araştırmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Yılmaz, yapılan değerlendirmelere göre gençlerin yarısından fazlasının kendisini mutlu, neşeli ve heyecanlı hissettiğini ifade ederken, yarısına yakınının ise mutsuzluk, yalnızlık ve duygusal yorgunluk yaşadığını belirtti. Prof. Dr. Ercan Yılmaz, erkek gençlerin kadın gençlere kıyasla yalnızlık ve mutsuzluk duygularını daha yoğun yaşadığını vurguladı. Erken yaşta sosyal medya kullanımının gençlerde yalnızlık hissini artırdığına ve mutsuzluğu derinleştirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ercan Yılmaz, sınav odaklı eğitim sisteminin de gençler üzerinde ciddi bir performans baskısı oluşturduğunu belirtti. Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Yılmaz Türkiye ölçeğinde gençler üzerine bir araştırma yaptıklarını belirterek, "15-23 yaş arasında gençler üzerinde gerçekleştirdiğimiz bir çalışma sonucunda gençlerin mutluluğu ve yalnızlık duyguları üzerinde önemli sonuçlar ortaya çıktı. Araştırmamızın örneklerinde yaklaşık bin 547 genç var. Bu araştırmayı yüzde 95 güven aralığında güvenilir bir örneklem büyüklüğünde gerçekleştirdik. Araştırmamızda geçerli ve güvenilir ölçme araçları kullandık. Araştırma sonuçlarımıza göre gençlerin yarısından fazlası olumlu duygular yaşıyor. Daha mutlu, daha neşeli, kendisini daha mutlu hissediyor, heyecanlı hissediyor. Ama yarısına yakını da mutsuz, neşesiz, her şeyden önce duygusal yorgunluk ve yalnızlık hissediyor. Yine baktığımız zaman araştırma sonuçlarında erkek gençler, kadın gençlere göre daha fazla mutsuz ve yalnızlık duygularını daha fazla hissediyorlar. Erken yaşta sosyal medya kullanımı gençleri yalnızlığa yönlendiriyor ve yalnızlık duygusunu daha fazla arttırıyor. Aynı zamanda mutsuz ediyor. Gençler sosyal ortamlarda, sosyal medyada olsa bile o ortamlarda kendilerini yalnız hissedebiliyorlar" dedi. "Eğitim sistemimiz çocuklarımızı daha fazla yorgun, daha fazla mutsuz ve daha fazla yalnız hale getiriyor" Eğitim sisteminin öğrencileri daha duygusallaştırarak yorgun hale getirebildiğini ifade eden Prof. Dr. Ercan Yılmaz, "Çocuklarımızda ciddi bir şekilde sınav performansı kaygısı var. Aileler çocuklarının başarılı olabilmesi için her türlü ortamı oluşturmaya çalışıyor. Ama bu oluşturma çabası aynı zamanda çocuklarda bir beklenti de oluşturuyor. Çocukların eğitim sürecine bu beklentiyi karşılayamaması ya da beklentiyi karşılamak için ciddi bir şekilde çaba içerisine girmesi, bir mücadele içerisine girmesi gençleri daha fazla duygusal yorgun haline getirebilir veya bu süreçte kendilerini daha fazla yalnız hissettirebilir. Birinci bulgu bu esasında. Yani bizim eğitim sistemimiz çocuklarımızı daha fazla yorgun, daha fazla mutsuz ve daha fazla da yalnız hale getiriyor. Bunlardan birincisi de yani eğitim sistemimizin maalesef sınav odaklı bir eğitim anlayışı olması ve çocuklarımızın performansının sınav merkezli birtakım yaklaşımlarla ölçülmeye çalışılması. Yine yoğun bir şekilde sosyal medya kullanımı yani erken yaşlarda sosyal medya kullanan çocuklar, gençler daha geç yaşlarda sosyal medya alışkanlığı olan gençlere göre daha fazla mutsuz, daha fazla yalnız. Erken yaşlarda sosyal medya kullanımına başlamak süreç içerisinde gençleri daha fazla yalnız, daha fazla mutsuz edebiliyor" ifadelerini kullandı. "Bilişin, bilincin, bilginin, duygunun paylaşılmadığı bir ortamda çocuklar kendilerini daha fazla yalnız hissedebilir" Çocuklar aile ortamında bulunsa bile tüm aile üyelerinin sosyal medyanın içerisinde olduğunu dikkat çeken Prof. Dr. Ercan Yılmaz, "Evet, herkes evde, aynı fiziki ortamda ama bilinçleri, duyguları aynı ortamda değil. Sonuç olarak bilişin, bilincin, bilginin, duygunun paylaşılmadığı bir ortamda çocuklar kendilerini daha fazla yalnız hissedebilirler. Yine eğitim sistemimiz de böyle maalesef. Yani biz çocuklarımızı bilgi aktarılması gereken varlıklar olarak görüyoruz. Ama varlık böyle bir şey değil. Yani sanatın olmadığı, sporun olmadığı bir yerde, duygunun olmadığı bir yerde, çocuklar duygularını ifade edemediği, aynı zamanda enerjisini aktaramadığı ortamlarda kendisini daha fazla duygusal yorgun hissedebilir, daha fazla yalnız hissedebilir, daha fazla mutsuz olabilir. Çünkü zamanımızda gençler çok fazla kalori alıyor. Ama bu kaloriyi, bu enerjiyi harcayabilecek ortamlar bulamıyorlar. Yani gençlerimizin çoğunda rutin bir spor alışkanlığı yok, sanatsal faaliyetler yok. Bunlar da gençlerin kendisini daha rahat ifade edememesine sebep olabilir. Bu da beraberinde hem mutsuzluğu hem de yorgunluğu getirebilir" diye konuştu.
01 Şubat 2026 Pazar - 09:18
Üzerine kaynar su dökülen bebeğin vücudunun yüzde 27’si yandı
İstanbul’da kaynar suyun üzerine devrilmesi sonucu 20 aylık bebeğin vücudunun yüzde 27’sinde yanık meydana geldi. Hastasının duruma ilişkin konuşan Doç. Dr. Mehmet Arpacık, "Evde sıcak su dökülmesi sonrası yüzde 27 oranında 2’nci derece yanık, tüm yanıkların yaklaşık yarısını çocuk yanıkları ve büyük çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturuyor. Önlemler almamız lazım" dedi. İstanbul’un Güngören ilçesinde yaşayan ailenin, 20 aylık bebeğinin üzerine iddiaya göre 23 Aralık günü evde ailesiyle olduğu sırada su ısıtıcısındaki kaynar su döküldü. Olay sonrası hemen yakındaki bir hastaneye götürülen minik bebek, ilk müdahalenin ardından Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yanık ve Tedavi Merkezi’ne yönlendirildi. 14 yataklı, birçok hastaya şifa olan merkezde yapılan incelemelerde bebeğin çoğunluğu kolları ve bacaklarında olmak üzere vücudunun yaklaşık yüzde 27’sinin yandığı belirlendi. Burada gerçekleştirilen tedavinin ardından bebek taburcu edilirken Yanık Merkezi Sorumlusu, Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Arpacık hastasının durumu ve yanık vakalarına ilişkin bilgi verdi. "Yüzde 80-90’ı konservatif tedavi dediğimiz kremlerle, yanık örtüleriyle, pansumanlarla düzeldi" Yanık Merkezinin 2020 yılında, pandemi döneminde 14 yataklı olarak açıldığını belirten Doç. Dr. Mehmet Arpacık, "10 yatağı 3’üncü düzey, yoğun bakım özelliğinde, 4 yatak da normal servis yatağı. 1 uzman, 2 pratisyen hekim, toplam 19 hemşire ve 5 personel, 1 sekreterle yaklaşık 5 yıldır yanık hastalarına hizmet veriyoruz. Hastamız yaklaşık 2 yaşında, evde sıcak su dökülmesi sonrası yüzde 27 oranında 2’nci derece yanıkla bir başka hastaneye başvurmuş. Oradan hastanemize getirdiler. Yanık alanlarının yaklaşık yüzde 80-90’ı konservatif tedavi dediğimiz kremlerle, yanık örtüleriyle, pansumanlarla düzeldi. Sıcak sıvı yanıkları genellikle 2’nci derece yanıklardır" şeklinde konuştu. "Tüm yanık vakalarının yaklaşık yarısı çocuk, önlememiz lazım" Yanık vakalarının büyük çoğunluğunu çocukların oluşturduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Arpacık, sözlerine şöyle devam etti: "Dünyada da öyle aşağı yukarı Türkiye’de de tüm yanıkların yaklaşık yarısını çocuk yanıkları oluşturuyor. Bunların da büyük çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturuyor. 5 yaş altındaki çocukların yüzde 90’dan fazlası evde ve önlenebilir ev kazaları sonucu olan yanıklardır. Çocuk yanıklarını önlemek için önlemler almamız lazım. Medyaya hem sosyal medyaya hem ailelere hem eğiticilere çok önemli görevler düşüyor. Çocukların tek başına mutfağa alınmamasını özellikle öneriyoruz. Yapılan çalışmalar bunu gösteriyor; yanıkların birçoğu mutfakta veya yemek yenen, çay içilen yerlerde oluyor. Mümkünse 5 yaş altındaki çocukların ebeveynleri evde; masanın, sehpanın üzerine sıcak sıvıları, sıcak yemekleri koymasın. Eğer yanık alanı çok fazla değilse öncelikle 10-15 dakika akan musluk suyunun altına tutmalarını istiyoruz. Çok soğuk bir su, buz değil, oda sıcaklığında akan suyun altında tutmalarını istiyoruz. Bu ne yapıyor; oradaki ısıyı azaltıp yanığın derinleşmesini engelliyor. Temiz bir örtü üzerine örtüp en yakın sağlık kuruluşuna mümkünse bir çocuk yanık merkezine başvurmalarını rica ediyoruz."
31 Ocak 2026 Cumartesi - 14:41
Gürcistan’dan Samsun’a uzanan zorlu tedavi süreci başarıyla tamamlandı
Gürcistan’dan Samsun’a tedavi için gelen 65 yaşındaki hasta, pankreas ve sağ böbreğinde tespit edilen kanser kitleleri nedeniyle yapılan zorlu cerrahi müdahalelerin ardından sağlığına kavuştu. Gürcistan’dan Samsun’a tedavi için gelen 65 yaşındaki bir hasta, pankreas ve sağ böbreğinde tespit edilen kanser kitleleri nedeniyle Medicana International Samsun Hastanesi’nde, Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Kerim Güzel tarafından gerçekleştirilen, genel cerrahinin en zor ameliyatlarından biri olan Whipple ameliyatı ile sağlığına kavuştu. Aynı zamanda sağ böbreğinde de ikinci bir kanser odağı bulunan hastanın sağ böbreği, aynı seansta Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çınar tarafından alındı. "Güvenebileceğim bir yer arıyordum" Tedavi sürecine ilişkin konuşan Mamuka Kavjarazade, hastaneye ilk olarak yılın başında başvurduğunu belirterek, "Hastaneye gelmeden önce durumumu zaten biliyorlardı. Kerim hocam, ameliyat yapılamazsa ciddi sorunlarla karşılaşabileceğimizi söyledi. Ailecek karar alarak ameliyatımı burada olmaya karar verdik. Bu ameliyat için Batum’da da başvuruda bulunmuştum ancak güvenebileceğim bir yer arıyordum. Buradaki yaklaşım bana büyük moral verdi" dedi. "Cerrahinin en zor ameliyatlarından birini yaptık" Hastanın tedavi süreci hakkında bilgi veren Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Kerim Güzel ise hastanın Gürcistan’da sarılık ve kilo kaybı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvurduğunu söyledi.Yapılan değerlendirmelerde safra kanalında tıkanıklık tespit edildiğini belirten Güzel, "Safranın on iki parmak bağırsağına akmasını sağlayan kanalda tıkanma vardı. Yaptığımız tetkiklerde bu tıkanmanın pankreas başında yer alan kanser kaynaklı bir kitleden oluştuğunu belirledik. Ayrıca hastamızın sağ böbreğinde de ayrı bir malign kitle tespit ettik" diye konuştu. "Her iki kanser odağına aynı seansta müdahale ettik" Hastaya hem pankreas hem de böbrek kitlesi için cerrahi tedavi uygulanmasının planlandığını ifade eden Doç. Dr. Güzel, "Hastamıza genel cerrahinin en zor ameliyatları arasında yer alan bir operasyonu gerçekleştirdik. Her iki kanser odağına aynı seansta müdahale ettik. Süreci, hastanemiz bünyesinde multidisipliner bir yaklaşımla başarılı şekilde tamamladık" ifadelerini kullandı. Hastanenin onkoloji merkeziyle hem yurt içinden hem de yurt dışından çok sayıda hastaya hizmet verdiğini belirten Güzel, her türlü cerrahi ve onkolojik tedavinin uygulanabildiği donanıma sahip olduklarını sözlerine ekledi.
31 Ocak 2026 Cumartesi - 14:34
Muş’ta bir ilk: Kulak keloidi, ödüllü cerrahi teknikle tedavi edildi
Muş Devlet Hastanesi’nde, çocuk yaşta kulak deldirme sonrası gelişen ve yıllar içinde büyüyen ileri derecede kulak keloidi, Türk Plastik Cerrahi Derneği tarafından ödüle layık görülen cerrahi yöntemle başarıyla alındı. Muş’ta yaşayan 32 yaşındaki iki çocuk annesi H.A., çocukluk döneminde kulak deldirme sonrası oluşan ve zamanla büyüyerek çevre dokulara yayılan kulak keloidi nedeniyle Muş Devlet Hastanesi’nde ameliyat edildi. Kentte ilk kez uygulanan özel cerrahi teknik sayesinde hasta sağlığına kavuştu. Uzun yıllardır sağ kulağında büyüyen ve hem estetik hem de fiziksel rahatsızlığa yol açan keloid dokusu, Muş Devlet Hastanesi Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Halil Işık ve ekibi tarafından yapılan detaylı değerlendirme sonrası ameliyata alındı. Operasyonda, Dr. Işık’ın uzmanlık eğitimi döneminde hocaları ile birlikte geliştirdiği ve Türk Plastik Cerrahi Derneği tarafından ödüle layık görülen özel bir cerrahi yöntem kullanıldı. Titizlikle gerçekleştirilen müdahale sonucu keloid doku tamamen temizlenirken, kulağın doğal görünümünün korunmasına da özen gösterildi. Ameliyat sonrası kısa sürede taburcu edilen hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu ve düzenli kontrollerle iyileşme sürecinin takip edildiği söyleyen Dr. Işık, Uygulanan yöntemin, keloid oluşumunun tekrar etme riskini azaltmaya yönelik planlandığını belirtti. Keloid oluşumunun vücuttaki yara iyileşme mekanizmasının kontrolsüz çalışması sonucu ortaya çıktığını ifade eden Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Halil Işık, "Vücudumuzda herhangi bir yaralanma olduğunda yara iyileşme mekanizması devreye girer ve bu süreç genellikle bir yara iziyle sonuçlanır. Keloid durumunda ise bu mekanizma kontrolden çıkar ve aşırı büyümüş bir yara izi oluşur. En sık kulak, omuz, sırt ve göğüs orta hattında görülür. Genellikle ağrı, kaşıntı, akıntı ve kulak şeklinde bozulma şikayetleriyle karşımıza çıkar. Hastamız da polikliniğimize her iki kulağında keloid lezyonlarıyla başvurdu. Özellikle sağ kulağında oldukça agresif ve büyük bir keloid mevcuttu. Kulağın yarısına kadar yayılmış, sağ yanak ve boyun bölgesine doğru ilerlemişti. Lezyonun ortasında akıntılı büyük bir yara bulunuyordu" dedi. Hastanın öyküsünde daha önce cerrahi müdahale bulunmasının süreci daha karmaşık hâle getirdiğini aktaran Op. Dr. Işık, şunları kaydetti: "Hastamızda ağrı ve kaşıntı şikayetleri de vardı. Ayrıca kolunda da keloid öyküsü bulunuyordu. Daha önce yapılan cerrahi sonrası keloid daha agresif şekilde tekrar etmişti. Keloid tedavisindeki en zor nokta, hastalığın doğası gereği tekrar etme riskinin yüksek olmasıdır. Bu hastamızda iki önemli zorluk vardı. Birincisi, kulağın kendine özgü ve hassas yapısını mümkün olduğunca korumak; ikincisi ise keloidin tekrar etme ihtimalini en aza indirmekti. Bu nedenle, uzmanlık eğitimimiz sırasında geliştirdiğimiz ve plastik cerrahi literatüründe yer alan özel bir tekniği kullandık." Tedavinin tek bir işlemle sınırlı kalmadığını hatırlatan Op. Dr. Işık, "İlk ameliyatta kulağın şeklini maksimum düzeyde koruyarak lezyonun büyük kısmını çıkardık. Ardından hastanın kendi hücrelerinden oluşturulan özel bir tedavi protokolü uyguladık. Takip sürecinde birkaç seans daha tedavi gerçekleştirdik. İkinci ve üçüncü girişimlerde de aynı yöntemi kullanarak nüks riskini minimuma indirmeyi hedefledik. Şu anki takiplerinde hastamızda herhangi bir nüks bulgusu yok. Ağrı, kaşıntı ve akıntı şikayetleri tamamen geriledi. Sonuçtan oldukça memnunuz" ifadelerini kullandı. Kulakta oluşan her yaralanmanın keloide yol açabileceğini ancak en sık nedenin küpe veya piercing gibi deldirme işlemleri sonrası oluşan yaralar olduğunu belirten Işık, "Bu işlemler uygun olmayan ortamlarda yapıldığında enfeksiyon ve iyileşmeyen yaralara, dolayısıyla kulak keloidlerine neden olabilmektedir. Bu nedenle kulakta iyileşmeyen yara, geçmeyen akıntı ya da şişlik varsa mutlaka erken dönemde plastik cerrahiye başvurulmalıdır. Muş Devlet Hastanesi’nde bu büyüklükte bir kulak keloidini ilk kez ameliyat ettik ve hastamızda çok başarılı bir sonuç elde ettik. Benzer şikâyetlerle başvuran birçok hastamızda da kendi geliştirdiğimiz teknikle başarılı sonuçlar almaya devam ediyoruz" diye konuştu. Baba Abdülbaki Aydemir ise, "Kızımın kulağındaki sorun, küçük yaşlarda küpe takılmasına bağlı olarak başladı. Çocukluğundan beri kulağında yara vardı, zamanla büyüdü. Daha sonra hastaneye geldik. Burada Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Halil Işık hocamızla tanıştık. Yaklaşık 6 ay önce tedavi sürecine başladık. Bu süreçte ameliyat oldu ve iki-üç seanslık bir tedavi uygulandı. Şu an Allah’a şükür kızımın durumu çok iyi. Ameliyattan sonra düzenli olarak 15 günde bir kontrole geliyoruz. Şu anda herhangi bir sıkıntımız yok, durumu gayet iyi. Emeği geçenlere teşekkür ederim" dedi. Muş Devlet Hastanesi’nde ilk kez gerçekleştirilen bu başarılı operasyon, bölgedeki sağlık hizmetlerinin ulaştığı seviyeyi bir kez daha ortaya koydu. Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Işık, benzer şikâyetleri olan vatandaşların gecikmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini vurguladı.
31 Ocak 2026 Cumartesi - 12:01
Su tüketimiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar
Su sağlıklı yaşamın vazgeçilmezleri arasında yer alsa da uzmanlar tarafından, her birey için aynı miktarda tüketilmesinin doğru olmadığını, özellikle kısa sürede aşırı su içmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ve suyun ancak doğru kişide, doğru miktarda fayda sağladığını ifade edildi. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uzm. Dr. Erbil Çümen, su tüketimiyle ilgili toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekti. Suyun sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı olarak görüldüğünü belirten Çümen, "Vücudumuzun yaklaşık dörtte üçünün su olduğunu boşuna dile getirmiyoruz. En sık duyduğumuz cümlelerden biri "Ne kadar çok su içersen o kadar sağlıklısın." Oysa bu düşünce her zaman doğru değil. Gereğinden fazla su içmek, özellikle kısa sürede çok miktarda alındığında vücutta ciddi sorunlara yol açabiliyor. Aşırı su tüketimi, kandaki tuz dengesini bozarak baş dönmesi, bulantı, hatta bilinç kaybına kadar gidebilen tablolara neden olabiliyor. Su, her gün kullanmak zorunda olduğumuz bir ilaç gibi düşünülmelidir; doğru kişide, doğru miktarda fayda sağlar. En sağlıklı yaklaşım, vücudu dinlemek, aşırıya kaçmamak ve varsa hastalıklara göre su tüketimini doktor önerisiyle düzenlemektir" dedi. "Susamıyorsak suya ihtiyacımız olmadığı düşüncesi yanlıştır" Özellikle yaşlılarda katabolizma bazı hormon dengelerinin değişmesi nedeniyle susama hissi azalttığını ifade eden Çümen, "Yani kişi susamadığını düşünse bile vücudu susuz kalmış olabilir. Bu nedenle ’canım su istemiyor’ demek, yeterince su aldığınız anlamına gelmez. Öte yandan gün boyu sürekli su içen, şişesini elinden düşürmeyen bazı kişilerde de farkında olmadan fazla su alımı görülebilir. Hatta su zehirlenmesi dahi yaşayabilirler. Burada önemli olan dengeyi yakalamaktır" şeklinde konuştu. "Çay ve kahvenin su yerine geçtiğini düşünmek bizi yanılgıya düşürür" Çümen, Çay ve kahve su içerir ama fazla tüketildiklerinde vücuttan su atımını artırırlar. Yani "nasıl olsa çay içiyorum" diyerek su içmemek doğru bir yaklaşım değildir. Su tüketimimize göre idrar rengimiz değişir, ancak koyu idrar az su içtiğimizi, açık renk idrar çok ya da yeterli su içtiğimizi her zaman göstermeyebilir. Bu konuda genelleme yapmak mümkün değildir" diye konuştu. "Böbrekleri temizlemek için bol su içmek gerekir" Böbrek taşı olan kişilerde yeterli su içmesinin çok önemli olduğunu belirten Çümen, "Ancak kalp yetmezliği, ileri böbrek hastalığı veya karaciğer sirozu olan hastalarda fazla su içmek, vücutta su toplanmasına, nefes darlığına ve hastaneye yatışlara neden olabilir. Bu hastalarda su miktarı mutlaka doktor tarafından bireysel olarak değerlendirilip belirlenmelidir" ifadelerini kullandı. "Herkesin günde mutlaka sekiz ila on bardak su içmesi gerekir" Çümen son olarak, "Su ihtiyacı kişiye göre değişir. Yaş, kilo, günlük hareket miktarı, terleme, gebelik, emzirme ve hatta yaşanılan şehir bile bu ihtiyacı etkiler. Sıcak bölgelerde yaşayan bir kişiyle serin bir şehirde yaşayan bir kişinin su ihtiyacı aynı değildir. Bu yüzden tek bir rakam herkese uymaz" dedi.
31 Ocak 2026 Cumartesi - 11:09
Profesör açıkladı: "Nipah virüsü ülkemiz için risk oluşturmuyor"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Hindistan’da bildirilen nadir ve ölümcül Nipah virüsü vakalarına ilişkin açıklamalarda bulunarak, virüsün Türkiye için bir tehdit oluşturmadığını söyledi. Son günlerde DSÖ tarafından doğu Hindistan’da iki Nipah virüsü vakasının bildirildiğini hatırlatan Prof. Dr. Özkaya, Nipah virüsünün enfekte ettiği kişilerin yarısından fazlasında ölümle sonuçlanabilen son derece tehlikeli bir virüs olduğunu belirtti. Nipah virüsünün kızamıkla aynı virüs ailesine ait olduğunu ancak kızamık kadar bulaşıcı olmadığını ifade eden Özkaya, buna karşın çok daha ölümcül seyrettiğini dile getirdi. "Hayvanlardan insanlara bulaşıyor" Nipah virüsünün zoonotik bir virüs olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Özkaya, bulaşmanın çoğunlukla enfekte domuzlar veya meyve yarasalarıyla doğrudan temas yoluyla gerçekleştiğini söyledi. Meyve yarasalarının idrarı veya tükürüğüyle kontamine olmuş meyve ve meyve ürünlerinin tüketilmesinin de bulaşmaya neden olabildiğini belirten Özkaya, virüsün yakın temas halinde insandan insana da geçebildiğini kaydetti. "Salgınlar Asya’da görülüyor" Nipah virüsü salgınlarının ağırlıklı olarak Bangladeş, Hindistan, Malezya, Filipinler ve Singapur gibi Asya ülkelerinde görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Özkaya, bunun temel nedeninin virüsü taşıyan meyve yarasalarının bu bölgelere özgü olması olduğunu söyledi. Virüsün genellikle yarasaların üreme dönemi ve hurma özsuyu hasat mevsimi olan Aralık-Mayıs ayları arasında daha sık görüldüğünü aktardı. Dünya genelinde Nipah vakalarının oldukça nadir olduğunu belirten Özkaya, 2024 yılı itibarıyla bildirilen toplam vaka sayısının yaklaşık 754 olduğunu, ancak bu sayının gerçek vakaların altında olabileceğini ifade etti. "Türkiye için risk yok" Türkiye’de Nipah virüsünün yayılımına neden olacak hayvan-insan temasının bulunmadığını vurgulayan Prof. Dr. Özkaya, "Virüs, enfekte kişilerden çok yakın temas ve vücut sıvılarıyla bulaşabiliyor. Ülkemizde bu tür temasların yaygın olmaması nedeniyle risk söz konusu değil" dedi. Belirtiler ve seyir Nipah virüsünde kuluçka süresinin 4 ila 14 gün arasında değiştiğini belirten Özkaya, ilk belirtilerin ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi grip benzeri şikayetler olduğunu söyledi. Hastaların büyük bir kısmında hastalığın hızla ilerlediğini, bazı vakalarda koma gelişebildiğini ve solunum belirtilerinin görülebildiğini aktardı. Virüsün beyin dokusunu etkileyerek ciddi nörolojik hasara yol açabildiğini ifade eden Özkaya, hayatta kalan hastalarda ise uzun süreli yorgunluk ve sinir sistemiyle ilgili kalıcı sorunlar görülebildiğinin altını çizdi. "Aşı ve tedavisi yok" Nipah virüsüne karşı onaylanmış bir aşı veya özel bir tedavi bulunmadığını belirten Prof. Dr. Özkaya, tedavinin destekleyici bakım şeklinde uygulandığını söyledi. Ağır vakalarda solunum desteği gerekebileceğini ifade eden Özkaya, virüsün yüksek ölüm oranı ve salgın potansiyeli nedeniyle küresel ölçekte yakından takip edildiğini belirtti. Prof. Dr. Özkaya, alınacak en önemli önlemin hayvandan insana bulaşma riskini azaltmak ve enfekte kişilerle temas sırasında enfeksiyon kontrol önlemlerine titizlikle uymak olduğunu sözlerine ekledi.
31 Ocak 2026 Cumartesi - 10:56
Bozkır Devlet Hastanesinde hizmet kalitesi ve memnuniyet artacak
Konya’nın Bozkır İlçe Devlet Hastanesinde, hizmet kalitesinin ve çalışan memnuniyetinin artırılması amacıyla istişare toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda 25 yılını dolduran personellere ise teşekkür plaketleri verildi. Kurum içi iletişimi güçlendirmek, sorunları tespit ederek çözüm önerilerini doğrudan dinlemek ve çalışanların kurumsal aidiyet duygusunu pekiştirmek hedefiyle Bozkır Devlet Hastanesinde istişare toplantısı yapıldı. Hastane Başhekimi Uzm. Dr. Gökhan Bilgehan’ın başkanlık ettiği toplantıya, hastane yöneticileri ve tüm meslek gruplarından personel katıldı. Hastanenin konferans salonunda düzenlenen toplantıda, mevcut uygulamalar masaya yatırılarak iyileştirmeye yönelik değerlendirmeler yapıldı. Çalışanlar, talep ve önerilerini doğrudan yönetime iletme fırsatı bulurken, tespit edilen sorunların giderilmesi için gerekli çalışmaların başlatılması kararlaştırıldı. Toplantıda hastanede 25 yılını dolduran sağlık çalışanlarına da teşekkür plaketi verildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder