SAĞLIK
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:45 Obezite çağın en yaygın sağlık sorunları arasında Uzmanlar, obezitenin yalnızca estetik bir sorun değil birçok ciddi hastalık için risk oluşturan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Günümüzde giderek artan obezitenin, doğru tedavi ve multidisipliner yaklaşımla kontrol altına alınabileceği belirtildi. Medicana Sivas Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Özden, hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artmasıyla birlikte obezitenin çağın en yaygın sağlık sorunlarından biri haline geldiğini ifade etti. Obezitenin yalnızca estetik bir problem olmadığını belirten Özden, vücutta sağlığı bozacak düzeyde aşırı yağ birikimi ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu söyledi. Obezitenin tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, yüksek kolesterol, uyku apnesi ve bazı kanser türleri başta olmak üzere birçok hastalık için önemli risk faktörü oluşturduğunu aktaran Özden, bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Tedavide ilk adım: Yaşam tarzı değişikliği Obezite tedavisinde öncelikle cerrahi dışı yöntemlerin denendiğini belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Tedavi sürecinde ilk basamak; sağlıklı beslenme, diyet programı ve düzenli fiziksel aktivitedir. Ayrıca obeziteye neden olabilecek hormonal veya metabolik hastalıkların da mutlaka araştırılması gerekir. Bu yöntemlerle başarılı sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir" dedi. Obezite Cerrahisi Kimlere Uygulanır? Obezite cerrahisinin uygun hastalarda etkili bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Doç. Dr. Özden, "Vücut kitle indeksi (VKİ) 40 ve üzeri olan bireyler, VKİ 35 ve üzeri olup diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkları bulunan kişiler, diyet, egzersiz ve medikal tedaviye rağmen kilo veremeyen hastalar cerrahi olabilecek hasta gruplarıdır. Bu hastalar cerrahi planlama öncesinde detaylı bir değerlendirmeden geçirilir ve kişiye özel tedavi planı oluşturulur. Günümüzde obezite cerrahisinin büyük oranda kapalı yöntemlerle gerçekleştirilir. Tüp mide başta olmak üzere uygulanan cerrahi yöntemler sayesinde hastalar daha konforlu bir süreç geçirir. Ameliyat sonrası ağrı genellikle minimal düzeydedir ve kısa sürede kontrol altına alınabilir. Hastalar çoğunlukla 1-2 gün içerisinde taburcu edilebilir ve kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilir" ifadelerini kullandı. Obezite cerrahisinin etkili sonuçlar sağladığını belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Cerrahi sonrası hastalar, düzenli takip ve uygun yaşam tarzı değişiklikleri ile hedef kilolarına genellikle 1 ila 1,5 yıl içerisinde ulaşabilmektedir. Ancak bu süreçte diyet ve egzersiz programına uyum büyük önem taşır. Obezite cerrahisi hastalar için yeni bir başlangıçtır. Ancak kalıcı başarı için ameliyat sonrası dönemde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması gerekmektedir. Bu sayede hem verilen kilolar korunur hem de obeziteye bağlı hastalıklarda ciddi iyileşmeler sağlanır" dedi.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:32 Geç kalınmış vakada yüzleri güldüren müdahale Aydın’da geçirdiği düşme sonrası yalnızca gözünde oluşan hematoma müdahale edilen 75 yaşındaki Erika Özbalcı Shröpel, aylar sonra artan çift görme şikayetiyle yeniden hastaneye başvurdu. Gözündeki çift görmenin sebebinin blow-out kırığı olduğu tespit edilen Erika Özbalcı Shröpel, Medicana Sağlık Grubu Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu tarafından gerçekleştirilen ameliyatla sağlığına kavuştu. Aydın’ın Kuşadası ilçesinde yaşayan 75 yaşındaki Erika Özbalcı Shröpel, beyin damarında oluşan bir pıhtı nedeniyle bayılma sorunu yaşamaya başladı. İlk baygınlığını ocak ayında geçiren ve bu nedenle düşüp göz bölgesine darbe alan Erika Özbalcı Shröpel, ambulansla kaldırıldığı hastanede yapılan ilk müdahale sonrası, ‘çift görme’ şikayeti olduğunda yeniden hastaneye başvurması söylendi. Yaşadıklarının üzerine 3 ay sonra çift görme şikayeti yaşadığını aktaran Erika Özbalcı Shröpel, tedavi için 10 yıldır geldiği Medicana International İzmir Hastanesi’ne başvurdu. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu’na muayene olan Erika Özbalcı Shröpel’de yapılan ilk incelemede göz tabanının maksiller sinüs içine çöktüğü ve gözün geriye doğru yer değiştirdiği belirlendi. Bunun üzerine Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu tarafından gerçekleştirilen operasyonla Erika Özbalcı Shröpel’in hasarlı göz bölgesine titanyum "mesh plak" yerleştirildi. Gecikmiş olmasına rağmen başarılı geçen ameliyatın ardından hastanın görmesi düzelirken Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu, göz tabanı kırıklarında erken müdahalenin kritik rol oynadığını ancak geç kalınmış vakalarda dahi etkili sonuçlar alınabildiğini vurguladı. Bu halde araba kullanamazdım Başından geçenleri anlatan Erika Özbalcı Shröpel, "75 yaşındayım ve Kuşadası’nda yaşıyorum. Beyne giden damarda pıhtı sorunu olduğu için bazen baygınlık geçiriyorum; ocak ayında yine böyle bir anda evde lavabonun üzerine çok kötü düşmüşüm. Komşum hemen ambulans çağırmış ama düşme anını hiç hatırlamıyorum. Aydın’da ilk müdahaleyi yapıp hematomu boşalttılar, "çift görmeye başlarsan gel, ameliyat edelim" dediler. O zaman çok istememiştim. On yıldır beni takip eden Medicana International İzmir Hastanesi’nin Kardiyoloji Doktoru Abdi Bey sayesinde Özlem Hanım ile tanıştım. İlk düştüğümde ağrım vardı ama asıl çift görme şikayetim son iki haftadır iyice artmıştı. Bu halde araba kullanmam mümkün değildi, kaza yapmaktan çok korkuyordum. Beynimdeki pıhtı için de ilaç tedavisine başladılar; korkudan arabamı satmayı bile düşünüyorum. Ancak ameliyattan sonra görmem düzeldi, en önemlisi de buydu. Şimdi doktor hanımın dediği gibi masajlarımı yapıyorum, kendimi çok daha iyi hissediyorum" diye konuştu. Ameliyat endikasyonu olmasına rağmen müdahale edilmemiş Erika Özbalcı Shröpel’in sağlığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu, "Normalde göz taban kırıklarında defekt alanı yarım santimetre karenin üzerinde olduğu zaman ameliyat endikasyonu vardır. Sonuç olarak çift görme gelişmesi çok normal, çünkü göz tabanı olduğu gibi maksiller sinüsün içine çökmüştü ve göz geriye doğru kaymıştı. Ameliyatla o bölgeye girdiğimizde sinirlerin ve tüm dokuların göz tabanına yapışmış olduğunu gördük. Onları yukarı kaldırdık ve göz tabanına titanyumdan yapılan, "mesh plak" denilen ömür boyu kalıcı bir destek yerleştirdik" dedi. Erika Özbalcı Shröpel’in rahatsızlığının blow-out kırığı olarak adlandırıldığını dile getiren Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu, "Gözün üzerine gelen darbenin basıncı çevreye dağıtarak en zayıf yer olan tabanı ve iç bölgeyi kırmasıyla oluşur. Burada temel mesajımız şu: Tedavi ne kadar erken yapılırsa sonuç o kadar iyi olur, ameliyat süresi kısalır ve başarı şansı yükselir; ancak üzerinden zaman geçmiş olsa bile bu hastaların tedavisi mümkündür" açıklamasını yaptı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:20 Bilimsel araştırma Cimin üzümünün çekirdeğindeki güçlü etkiyi ortaya koydu Cimin üzümü üzerine yapılan bilimsel araştırma, üzüm çekirdeğinden elde edilen ekstraktın antioksidan ve antienflamatuvar etkileriyle dikkat çektiğini ortaya koydu. Erzincan yöresinde yetişen ve Türkiye’nin tescilli üzüm çeşitlerinden biri olan Cimin üzümüyle ilgili gerçekleştirilen çalışmada, üzümün çekirdeği, taze hali ve kurutulmuş formu ayrı ayrı incelendi. Araştırmada, üzüm çekirdeğinin yüksek fenolik bileşik içeriği sayesinde güçlü antioksidan özellik gösterdiği belirlendi. Laboratuvar ortamında yapılan deneylerde çekirdek ekstresinin, hücrelere zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getirmede etkili sonuçlar verdiği kaydedildi. Bilimsel çalışmada ayrıca, oluşturulan akut ve kronik iltihap modellerinde üzüm çekirdeği su ekstraktının iltihaplanmayı yüzde 75’e kadar azaltabildiği gözlemlendi. Araştırmacılar, elde edilen etkinin bazı antienflamatuvar ilaçlarla benzer düzeyde olduğunu ifade etti. Çalışmada, kronik hastalıklarla ilişkilendirilen TNF- ve IL-1 gibi iltihap belirteçlerinde de düşüş tespit edildi. Araştırmacılar, bu bulguların Cimin üzümünün fonksiyonel gıda ve doğal destek ürünleri alanında değerlendirilebileceğini gösterdiğini belirtti. Araştırmada ayrıca üzüm çekirdeği ekstraktının, vücudun doğal savunma mekanizmasında görev alan antioksidan enzimlerin aktivitesini desteklediği ifade edildi. Söz konusu çalışma, Kafkas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalında hazırlanan "Erzincan (Cimin) Üzümünden Elde Edilen Su Ekstraktlarının Ratlarda Antienflamatuvar ve Antioksidan Özelliklerinin Belirlenmesi" başlıklı doktora tezinde yer aldı.
Diyetisyen Selva Oturakçıiboğil: "Aşırı gıda tüketimi sindirim sorunlarına yol açabilir"
03 Haziran 2025 Salı - 09:17 Diyetisyen Selva Oturakçıiboğil: "Aşırı gıda tüketimi sindirim sorunlarına yol açabilir" Özel Medline Adana Hastanesi Diyetisyen Selva Oturakçıiboğil, Kurban Bayramı’nda et tüketiminin arttığına dikkat çekerek, kurban etinin en az 24 saat dinlendirilmeden tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram süresince aşırı gıda tüketiminin sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirten Oturakçıiboğil, sağlıklı beslenme ve egzersizin önemine vurgu yaptı. "Bayram sabahına hafif bir kahvaltıyla başlamalıyız" diyen Oturakçıiboğil, "Yumurta, domates, salatalık, yeşillik ve bol lif içeren bir kahvaltı tercih edilmeli. Yağlı etlerden kaçınmalı, etlerdeki görünür yağlar ayrılmalı ve mümkünse yeni kesilmiş et değil, dinlendirilmiş et tüketilmeli" dedi. Kurban etiyle birlikte mutlaka salata ve sebze tüketilmesi gerektiğini ifade eden Oturakçıiboğil, sebze ve su tüketiminin sindirimi kolaylaştıracağını belirtti. "Etin yanında bol sebze ve yeterli su tüketimi, şişkinlik ve hazımsızlık gibi rahatsızlıkların önüne geçebilir. Etin en az 24 saat dinlendirilmesi şart. Dinlenmeden tüketilen et, sindirim sorunlarına yol açabilir" şeklinde konuştu. Öğünlerden sonra yapılacak 20 dakikalık yürüyüşlerin veya rezene, zencefil, papatya çayı gibi bitki çaylarının sindirime destek olacağını belirten Oturakçıiboğil, tatlı tercihlerine de dikkat çekti. Oturakçıiboğil, "Şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü ya da meyveli tatlılara yönelmeliyiz. Ayrıca her öğünde tatlı tüketmek yerine, günde bir kez tatlı tüketmek, aşırı kalori alımının da önüne geçecektir" ifadelerini kullandı.
"Keneden gelen tehlike: KKKA vakaları artışta"
03 Haziran 2025 Salı - 09:15 "Keneden gelen tehlike: KKKA vakaları artışta" Özellikle yaz aylarında artan kene vakalarıyla gündeme gelen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hakkında konuşan Mikrobiyolog Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada Alver, "Her yaz Türkiye ve dünyada vaka sayıları giderek artan ve ne yazık ki ölümle sonuçlanan bu hastalık, halk sağlığını tehdit etmektedir. Keneler aracılığıyla bulaşan bu zoonotik enfeksiyon hastalığının herhangi bir radikal tedavisi de olmadığından bu virüsün yol açtığı enfeksiyona yakalanmamak ve korunma önlemleri konusunda bilgi sahibi olmak önemlidir" dedi. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının keneler aracılığı ile insana bulaştığını belirten Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada Alver, "Hastalık, başlıca Hyalomma cinsi kenelerin taşıdığı Nairovirüs virüsünün, ısırma esnasında insanlara bulaşması ile meydana gelmektedir. Ayrıca kenenin ısırdığı enfekte hayvanların kan ve vücut sıvılarıyla temas yoluyla da geçebilmektedir. Bu nedenle özellikle hayvancılıkla uğraşanlar, çiftçiler, veterinerler, doğa sporları ile ilgilenenler ve sağlık çalışanları yüksek risk altındadır. Türkiye’de ise en çok hayvancılıkla uğraşanlar ve piknik yapan ailelerde gözlemleniyor" diyerek risk grupları konusunda bilgilendirmede bulundu. Hastalığın semptomları şiddetli ve hızlı KKKA enfeksiyonuna yakalanan bireylerin hastalık semptomlarının şiddetli olduğunu ve kan dolaşımına katılarak hızlı yayılım gösterdiğini belirten Mikrobiyolog Ada Alver, "Yüksek ateş, halsizlik, kas ve eklem ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi hafif semptomlarla başlayıp halüsinasyonlar, konvulsiyonlar, iç ve dış kanama gibi ölümle sonuçlanan daha ağır belirtiler gözlemlenmektedir. Hastaları bu yaşanan iç ve dış kanamadan dolayı kaybetmekteyiz. Bu nedenle enfekte hastaların kan ve vücut sıvıları ile sağlık çalışanlarının ya da diğer hastaların muhtemel teması da hastane enfeksiyonları açısından risk oluşturmaktadır. Bu nedenle bu hastaların ayrı izolasyon odalarında koruyucu ve tek kullanımlık ekipmanlarla tedavi altına alınması gerekmektedir. KKKA bildirimi zorunlu hastalıklar arasında yer almakta ve tüm sağlık kuruluşlarının muhtemel vakaları İl Sağlık Müdürlüklerine bildirmesi gerekmektedir" ifadelerine yer verdi. Piknik alanlarında kene bertarafı önemli Piknik alanlarında da KKKA hastalığını bulaştıran kenelerin olabileceği ve korunma yolları konusunda bilgilendirmelerde bulunan Mikrobiyolog Ada Alver, "İklim değişiklikleri ile birlikte bu virüsü taşıyan kene popülasyonunda artış gözlemlenmektedir. En önemli nokta ise enfeksiyon zincirinde önemli rol oynayan kenelerin, özellikle insan popülasyonunun yoğun olduğu piknik alanlarında bertaraf edilmesi gerekmektedir. Diğer yandan özellikle kırsal alanlarda piknik yapılmamalı, tarım faaliyetleri, hayvancılık ya da doğa sporları esnasında uzun kollu giysiler giyilmeli, pantolon paçaları çorap içerisine yerleştirilmeli, vücut düzenli olarak kene yapışması bakımından kontrol edilmelidir. Eğer vücutta keneye rastlandıysa asla kolonya sürmek, kenenin başını çıkarmaya çalışmak, deriyi sıkmak vb. gibi kendi yöntemlerimizle keneyi çıkarmaya çalışmamalıyız. Çünkü dışarıdan uygunsuz müdahale durumlarında kene strese girecek ve virüsü kan dolaşımına aktaracaktır. Bunun yerine muhakkak sağlık kuruluşundan destek almalıyız" şeklinde konuştu.
Bitlis’te sağlıkta dönüşüm
03 Haziran 2025 Salı - 08:45 Bitlis’te sağlıkta dönüşüm Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesinde daha önce gerçekleştirilemeyen tiroid, kanser, mide fıtığı ve karaciğer ameliyatları, son bir yıldır başarıyla uygulanıyor. Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesinde sağlık alanında önemli bir hamle gerçekleştirildi. Bir yıl önce göreve başlayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Enes Şentürk öncülüğünde, hastanede büyük cerrahi operasyonlar uygulanmaya başlandı. Daha önce yapılamayan tiroid ameliyatları, büyük kanser cerrahileri, mide, bağırsak, pankreas ameliyatları, kapalı mide fıtığı ve karaciğerin iyi huylu kistik hastalıklarına yönelik işlemler artık bu merkezde gerçekleştirilebiliyor. Bölge halkı için önemli bir sağlık sorunu olan tiroid hastalıkların da kansere dönüşme riski taşıyan nodüller dikkat çekiyor. Geçtiğimiz haftalarda Van’dan yönlendirilen bir hastada, papiller tiroid kanseri şüphesiyle yapılan ameliyat, Tatvan’da bir ilk olarak kayda geçti. 3,5 saat süren operasyonla hem tiroid bezi hem de metastatik lenf bezleri başarılı bir şekilde temizlendi. Ameliyatın ardından hastanın sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Dr. Şentürk, son bir yılda 100’den fazla guatr ameliyatı gerçekleştirdiklerini, ayrıca kapalı yöntemle mide fıtığı ve karaciğer kisti ameliyatlarının da başarıyla yapıldığını belirtti. Bu gelişmeler sayesinde Bitlis ve çevre illerde yaşayan hastaların büyük şehirlerde sağlık arayışına girmeden kendi bölgelerinde şifa bulmaları hedefleniyor. Hastaların il dışına gitmelerine saygı duyduklarını vurgulayan Dr. Şentürk, "Ancak çaresizlikten dolayı yönlendirilmelerine üzülüyoruz. Burada artık bu ameliyatlar yapılabiliyor. Devletimizin sunduğu imkanlarla, eğitimli ekiplerle hastalarımıza güvenli hizmet veriyoruz. Halkımızın bunun farkında olmasını istiyoruz" diye konuştu. Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesi, bu cerrahi başarılarla birlikte Bitlis’te bir ilki gerçekleştirirken, sağlık alanında önemli bir boşluğu doldurmuş oldu. "İlkleri yapmaya devam edeceğiz" diyen Dr. Şentürk, vatandaşlara çağrıda bulunarak, "Lütfen bizimle görüşmeden şehir dışına gitmeyin" mesajı verdi.
Prof. Dr. Kaya’dan zehirli mantar uyarısı: "Doğadan toplanan mantarlar hayati risk taşıyor"
02 Haziran 2025 Pazartesi - 16:42 Prof. Dr. Kaya’dan zehirli mantar uyarısı: "Doğadan toplanan mantarlar hayati risk taşıyor" Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Kaya, ilkbahar aylarında artan mantar zehirlenmeleriyle ilgili uyarılarda bulundu. Doğadan toplanan mantarların büyük tehlike oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaya Türkiye’nin farklı iklim ve orman yapıları nedeniyle çok sayıda mantar türüne ev sahipliği yaptığını belirterek, zehirli ve ölümcül türlerin de yaygın olduğunu söyledi. Kaya halk arasında "köy göçüren" olarak bilinen mantarın Türkiye’nin birçok bölgesinde yetiştiğini ve ölümlere yol açtığını kaydetti. Mantarların birbirine çok benzediğini ifade eden Kaya, "Sahada bazen biz bile ayırt edemiyoruz. Ancak mikroskop altında bazı özellikleriyle fark edilebiliyor. Bu yüzden vatandaşların doğadan topladıkları mantarları güvenle ayırt etmeleri neredeyse imkânsız" diye konuştu. Geçmişte yıllardır mantar toplayan kişilerin bile zehirlenme yaşadığını aktaran Kaya, zehirlenme belirtilerinin bazı durumlarda saatler sonra ortaya çıkabileceğini, bu vakaların daha tehlikeli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Kaya, "Mümkünse doğadan mantar toplamayın. Israrcıysanız da sadece kesin olarak tanıdığınız türleri toplayın ve şüpheli mantarlardan uzak durun. En güvenli seçenek kültür mantarlarıdır. Bu türlerde zehirlenme riski yok. Zehirlenme belirtilerinin başında bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı var. Bu belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden hastaneye başvurulması gerekiyor" diye konuştu.
Eskişehir’de yenidoğan bebekte nadir görülen ameliyat başarısı
02 Haziran 2025 Pazartesi - 15:14 Eskişehir’de yenidoğan bebekte nadir görülen ameliyat başarısı Eskişehir’de bir yenidoğan bebekte doğumsal diyafram hernisi ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Eskişehir Şehir Hastanesi’nde yaşamının ilk gününde ameliyat edilen bebek, multidisipliner bir ekibin titiz çalışmasıyla sağlığına kavuşuyor. Bebeğin tedavisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde devam ederken, doktorlar başarılı operasyonun detaylarını paylaştı. "Bu hastalık oldukça nadir görülür" Yenidoğan Yoğun Bakım Doç. Dr. E. Esin Yalınbaş, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ‘‘Doğumsal diyafram hernisi oldukça nadir görülen karın boşluğu ile göğüs boşluğunu birbirinden ayıran ve solunuma yardımcı olan diyafram kasının bir yerinde gelişim bozukluğuna bağlı bir delik bulunmasıdır. Bu hastalık oldukça nadir görülür, hastalığa multidisipliner yaklaşım önemlidir. Bebeğimizin anne karnındayken tanısı perinatoloji uzmanımız Dr. M.Can Keven tarafından konulduktan sonra, doğum salonunda Dr Ayşe Demiraldı tarafından diafragma hernisine yönelik ilk müdahalesi yapılıp yenidoğan yoğun bakım ünitesine alınmıştır. Yapılan tetkiklerle kesin tanısı konulan bebeğin, pulmoner hipertansiyon açısından kalbine yönelik EKO’su Çocuk Kardiyoloji Dr. Sezen Gülümser Şişko tarafından yapıldıktan sonra çocuk cerrahisi tarafından ameliyata alınmıştır. Ameliyat sonrası entübe olarak YYBÜ takibe alınan bebeğin özellikle ilk 24 saat kritik olup solunum, dolaşım, kalp, böbrek fonksiyonları açısından YYBÜ doktorları ve hemşireleri tarafından titizlikle yakın takip edilmiş, 7. gününde ekstübe edilip, 10. gününde solunum cihazından ayrılmıştır, genel durumu stabil olan bebek ağızdan beslenmeye başlanmış, halen YYBÜ’ de takip ve tedavisi devam etmektedir’’ dedi. "Ameliyat yaklaşık 3 saat sürdü" Çocuk Cerrahisi Op. Dr. İbrahim Yıldırım ise ameliyat sonrasında yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi: ‘‘Hastamızda, diyafram dediğimiz batın ve akciğer boşluğunu birbirinden ayıran yapının yaklaşık yüzde 70’i yoktu ve ince bağırsak ve kalın bağırsakların bir kısmı, dalak, sol böbrek, hatta sol testis akciğer bölgesinde görüldü. Yaklaşık 3 saat süren ameliyatımızda karın organlarını aşağı alıp diyafram boşluğunu mesh dediğimiz suni bir bariyerle kapattık. Zamanında yapılan bu müdahale ile hem akciğerlerin genişlemesine fırsat tanındı hemde karın organlarının yerine yerleştirilmesi sağlandı. Ağırlık olarak bu kadar küçük bir hasta ve bu denli zorlu bir hastalığın ameliyatında anestezinin önemi bir kez daha anlaşılmaktadır. Anestezi doktorlarımız Betül Okumuşer,Zeliha Dedebağı ve ekibine gösterdikleri özveri çin teşekkür ediyorum.Böyle zorlu bir hastalığın şifa ile sonuçlanması hepimiz için büyük bir mutluluk kaynağı oldu. Emeği geçen tüm ekip arkadaşlarıma tekardan teşekkür ediyorum.’’ "Ameliyat öncesinde yoğun bir hazırlık süreci yürüttük" Son olarak Çocuk Cerrahisi Op. Dr. Berkay Tekkanat, ameliyat hakkında, "Diyafram hernisi, bebeklerde ciddi solunum problemlerine yol açabilen bir durumdur. Ameliyat öncesinde yoğun bir hazırlık süreci yürüttük, multidisipliner bir yaklaşımla hastayı en iyi şekilde değerlendirdik. Böyle başarılı bir ekip çalışmasında yer almak ve bir yenidoğanın hayatına dokunmak bizler için gerçekten gurur verici" şeklinde konuştu.
Cildiniz için en iyi yatırım güneşten korunmak
02 Haziran 2025 Pazartesi - 15:07 Cildiniz için en iyi yatırım güneşten korunmak Yaz aylarında güneş kremi kullanmanın önemine dikkat çeken Bursa Çekirge Devlet Hastanesi’nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, her 10 deri kanserinden 9’unun ultraviyole ışınları maruziyetine bağlı ortaya çıktığını belirtti. Güneşten doğru şekilde korunmanın yöntemleri hakkında açıklamalarda bulunan Dermatoloji Uzmanı Dr. Öztürk, her cildin kullanacağı güneş kreminin aynı olmadığının altını çizdi. Mutlaka cilt tipine uygun güneş kreminin tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Öztürk, "Toplumumuzda güneş kremi seçerken genelde sadece 30 faktör ya da 50 faktör gibi değerlere odaklanılıyor. Bu değerler bize güneş kreminin SPF değerini yani Ultraviyole B’ye karşı koruyuculuğunu gösterir. Ancak bizim seçeceğimiz güneş kremi mutlaka Ultraviyole A’ya karşı da koruyucu olmalıdır. Yani geniş spektrumlu güneş kremleri tercih etmeliyiz. Özellikle lekeli ciltlerde, mavi ışık filtreli ve renkli güneş kremlerinin kullanılması önem arz etmektedir" dedi. Güneş kremini yeterli miktarda uygulanması için yüz ve boyun bölgesine iki parmak uzunluğunca güneş kremi sürülmesi gerektiğini dile getiren Öztürk, "Tabi ki ense, kulak, el sırtı, kol gibi güneşe açık bölgeleri de güneşten korumayı unutmamalıyız. Güneş kremimizi güneşe çıkmadan 15-20 dakika önce uygulayıp, özellikle yaz aylarında her iki, üç saatte bir yenilemeliyiz. Spor, terleme, havuz, deniz sonrası güneş kremini tekrarlamalıyız" şeklinde konuştu. 6 aydan küçük bebeklere güneş kremi kullanılmasının önerilmediğinin altını çizen Öztürk, "6 aydan itibaren mineral filtreli güneş kremlerini tercih edebiliriz. Unutmayın ki her 10 deri kanserinden 9’u ultraviyole ışınları maruziyetine bağlı ortaya çıkar. Bu nedenle cilt sağlığınıza yapacağınız en iyi yatırım güneşten doğru şekilde korunmaktır" diye konuştu.
Sigara bırakma polikliniği ile sağlıklı bir yaşama adım atmak mümkün
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:48 Sigara bırakma polikliniği ile sağlıklı bir yaşama adım atmak mümkün Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği, tütün bağımlılığından kurtulmak isteyen vatandaşlara umut oluyor. Yüzyılın en büyük salgını olarak tanımlanan tütün kullanımı, hem dünyada hem de Türkiye’de ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sigarayı bırakmak isteyen bireyler için hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği, kişiye özel yöntemlerle tütün bağımlılığıyla mücadele ediyor. Poliklinikte görev yapan Malatya Turgut Özal Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Korkmaz, yardım alınmadan da sigaranın bırakılabileceğini ancak profesyonel destekle bu sürecin çok daha kolay atlatıldığını söyledi. Sigarayı bırakmak isteyen bireylere özel yöntemler belirlendiğini ifade eden Dr. Korkmaz, "Tütün ve tütün ürünlerini kullanan hastalarımız polikliniğimize ilk başvurduğunda önce anamnez ve hikayelerini alıyor, ardından bağımlılık testlerini uyguluyoruz. Bağımlılık düzeyine göre fizik muayene yapıp verileri Tütün Bağımlılığı Tedavisi İzlem Merkezine kaydediyoruz. Hastanın yaşı, cinsiyeti, kronik hastalıkları ve kullandığı ilaçlar dikkate alınarak hasta ile birlikte en uygun bırakma yöntemine karar veriyoruz" dedi. Dr. Korkmaz, uygulanabilecek tedavi seçenekleri hakkında da bilgi vererek, "Mevcut yöntemler arasında psikososyal destek ve farmakolojik tedavi yer alıyor. Hasta ile birlikte bırakma günü belirleniyor ve bu sürecin her aşamasında hastayı yakın takibe alıyoruz. Böylece hastanın karşılaşabileceği olumsuzluklara müdahale edebiliyoruz" diye konuştu. Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvuruların Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ve Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden yapıldığı belirtildi.
Uzmanından emzikli anne ve anne adaylarına bayram uyarısı
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:11 Uzmanından emzikli anne ve anne adaylarına bayram uyarısı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ezgi Aydın, sağlıklı bir gebelik ve emzirme dönemi için hamilelerin ve emzikli kadınların Kurban bayramı ve sonrasında dengeli beslenmeyi elden bırakmamasını tavsiye etti. Özellikle Kurban Bayramı’nda et ve şekerli gıda tüketiminde pek çok kişinin bilmeden sınırı aştığını belirten Aydın, iyi pişirilmeden tüketilen etin ciddi sağlık sorunlarına neden olduğunu belirtti. Bu yıl Kurban Bayramı süresince hava sıcaklığının 30 derecenin üzerinde seyretmesinin beklendiğini ve sıcak havalarda etin muhafazası konusunda daha dikkatli olunması gerektiğini kaydeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, hamile ve emzikli kadınların kendilerine ve bebeklerine karşı sorumlulukları olduğunu hatırlattı. Aydın, "Kurban bayramında et tüketimini dengeli yapmaya özen gösterin. Vücudumuz, sebze ve meyve, tahıl ürünleri, süt ve süt ürünleri ile et ve kuru baklagillerden oluşan dört temel besin grubundan aldığı besin ögeleri ile güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturur. Karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitamin- mineraller, su ve posa gibi besin ögelerinin her birinin bağışıklık sistemine katkısı oldukça önemli. Anne adayları ve emziren anneler öncelikle bu besinleri dengeli tüketmeye özen göstermeli. Kurban eti ve şekerli gıdaların bolca ikram edildiği Kurban Bayramı’nda öncelikle bol su tüketmek hem vücuttaki besinleri dengeler hem de anne ve çocuğunu rahatlatır. Normal günlerden fazla et ve şekerli gıda tükettiyseniz mutlaka yürüyüş yapın" dedi. "Tüketilen etlerin iyi pişmiş olması şart" Kurban Bayramı’nda olduğu gibi her zaman tüketilen etlerin iyice pişmiş olmasının şart olduğunu belirten Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, "Enfeksiyon riski sebebiyle tüketilen etlerin iyice pişirildikten sonra yenmesini özellikle öneriyoruz. Toksoplamozis adı verilen ve toksoplazma gondii denilen parazit az pişmiş ya da pişmemiş çiğ etlerle bulaşır. Gebelikte geçirilen enfeksiyonlar da genellikle asemptomatiktir, fark edilmez, ancak enfeksiyon plasenta yoluyla bebeğe de geçebilir. Bebeğe geçen enfeksiyon beyin hasarı, görme problemleri, işitme problemleri, zeka geriliği ve gebelik kaybına sebep olabilir" diyerek sağlıklı bir bayram geçirmek için hamile ve emzikli kadınların daha dikkatli ve bilinçli olması gerektiğini söyledi.
Dr. Dinççağ: "Nargile ve e-sigara, sigaradan daha zararlı"
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:05 Dr. Dinççağ: "Nargile ve e-sigara, sigaradan daha zararlı" Dahiliye Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, sigara içiminin genel olarak azalmasına rağmen, gençler ve kadınlar arasında tütün ve nikotin kullanımının arttığını, özellikle e-sigara ve nargile kullanımının denetlenemez boyutlara ulaştığını söyledi. Dr. Dinççağ, "Nargile ve e-sigara, sigaradan daha zararlıdır. Cazip, aromalarla zenginleştirilmiş ürünlerin aslında bir tehlikeyi gizlemek amacı olduğu ve bu konuda toplumu aydınlatmak ve farkındalık oluşturmak gibi bir görevimiz olduğu unutulmamalıdır" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), 1987 yılından bu yana kutlanan Dünya Sigarasız Günü’nün bu yılki temasının "Sigara için cazip olanları maskelemek, tütün üreticisinin taktiklerini göstermek" olduğunu belirten Dr. Dinççağ "Sigara üreticileri toplumun sigara tüketimini artırabilmek için cazip, yeni tatlar ile gençleri yanıltarak, sigara tüketimini artırdıkları, bu amaçla taktikler geliştirdikleri için bu yıl bu yanıltıcı taktikleri topluma anlatmak ve ikaz etmek amaçlanmıştır. 600 bin ağaç kesiliyor, 84 milyon ton karbondioksit salınıyor. Tütünün çevre için de önemli bir kirletici olduğu, 600 bin ağaç kesildiği, 84 milyon ton karbondioksit salındığı, 22 milyon ton su kullanıldığına dikkat çekilmektedir. Her bir adımda en az 5-10 sigara izmariti atıldığı gözlenmektedir. Yılda 8 milyon insanın sigara yüzünden hayatını kaybettiği, 7 milyon aktif sigara kullanan olduğu, 1 milyon insanın pasif sigara içicisi olduğu tahmin edilmektedir" diye konuştu. "Sigara nedeniyle toplam global ekonomik kayıp yılda 1.4 trilyon dolar sağlık gideri" Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emin Dinççağ şunları söyledi: "Sigara içmeyenlerin ömrünün içenlere göre 10 yıl daha fazla olduğu araştırmalarda saptanmıştır. Sigara içenlerde yüzde 15 kalp damar hastalıklarından ölüm, yüzde 24 kansere yakalanma, yüzde 45 solunum yolu hastalıklarına uğrama riski bilinmektedir. Tütün endüstrisi her yıl 8 milyar dolar sigara tüketiminin teşviki için reklamlara para harcamaktadır. Sigara nedeniyle toplam global ekonomik kayıp yılda 1.4 trilyon dolar sağlık gideridir. E-sigara içenlerin hızla arttığı, özellikle okul çocuklarında ciddi sağlık sorunlarına yol açan bu nikotin ürününün içilmemesi için farkındalık oluşturmalıyız."
’’Kurban etini 24 saat dinlendirmeden tüketmeyin’’
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:01 ’’Kurban etini 24 saat dinlendirmeden tüketmeyin’’ İSTANBUL (İHA) – Kurban etinin tüketimiyle ilişkin öneride bulunan Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yasemin Cantimur, ’’Özellikle kurban eti, kesimden hemen sonra tüketilmemeli ve 24 saat dinlendirilmelidir’’ dedi. Kurban Bayramı aile bağlarının güçlendiği, hem dini hem de sosyal olarak sofraların bereketlendiği özel bir dönemdir. Ancak bu özel günlerde et tüketimi konusunda bilinçli olmak; hem sağlığı korumak hem de bayramın keyfini doyasıya yaşamak için önemlidir. Kurban etinin tüketilmesiyle ilgili detayları Liv Hospital Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yasemin Cantimur anlattı. Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yasemin Cantimur, kurban etinin tüketimiyle ilgili şu öneriler bulundu: ’’Kurban Bayramı denilince ailece yapılan mangallar, et kavurmaları ve bolca tüketilen et yemekleri gelir. Ancak kurban etinin tüketilmesinde dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu da unutmamak gerekir. Özellikle kurban eti, kesimden hemen sonra tüketilmemeli ve 24 saat dinlendirilmelidir. ’’Taze etin dinlendirilmesi: sindirim ve lezzet için şart’’ Kurban etinin kesimden hemen sonra tüketilmesi, sindirim sorunlarına yol açabilir. Çünkü kesim sonrası etlerde "rigor mortis" adı verilen kas sertliği oluşur ve bu durum etin sindirilmesini zorlaştırır. Etin buzdolabında en az 24 saat dinlendirilmesi, hem lezzetini artırır hem de sindirimi kolaylaştırır. ’’Porsiyonlarınızı iyi ayarlayın’’ Bayram sofralarında et tüketimi artar; ancak aşırı et tüketimi sağlığı olumsuz etkileyebilir. Her şeyde olduğu gibi kırmızı et de fazla tüketildiğinde zararlıdır. Bu nedenle, günlük et tüketimini 100-150 gramla sınırlamak faydalı olacaktır. ’’Etin yanında mutlaka lifli gıdalar tüketilmeli’’ Etin yanında bol lifli gıdalar tüketmek, sindirimi kolaylaştırır ve kolesterol seviyelerini dengeler. Özellikle yulaf, baklagiller, sebzeler ve meyveler, çözünür lif açısından zengindir ve LDL kolesterolün düşürülmesine yardımcı olur. ’’Sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılmalı’’ Etin yüksek ısıda, doğrudan ateşte pişirilmesi sırasında kanserojen olan heterosiklik aminler ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar oluşabilir. Bunlar uzun vadede kanser riskini artırabilir. Etleri haşlama, buğulama veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmek daha sağlıklıdır. ’’Kalp ve böbrek hastaları dikkatli olmalı’’ Kırmızı etin doymuş yağ içeriği yüksek olabilir. Bu durum, kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkları olan bireyler için risk oluşturabilir. Ayrıca, gut hastalığı olan kişilerde de fazla kırmızı et ve sakatat tüketimi atakları tetikleyebilir. Bu nedenle, bu bireylerin et tüketimini sınırlamaları ve az yağlı etleri tercih etmeleri önerilir. ’’Su tüketimi ve fiziksel aktiviteyi bayramda da ihmal etmeyin’’ Et tüketiminin arttığı bayram dönemlerinde su tüketimini artırmak, sindirimi destekler ve vücut dengesini korur. Ayrıca, günlük 30 dakikalık hafif egzersizler, hem sindirim sistemini rahatlatır hem de genel sağlık için faydalıdır. ’’Geleneksel lezzetleri bilinçle tüketmek’’ Kurban Bayramı, paylaşmanın ve birlikte olmanın en güzel örneklerinden biridir. Bu özel günlerde, et tüketimini bilinçli ve dengeli bir şekilde yapmak, hem sağlığımızı korur hem de bayramın keyfini artırır. Unutmayalım ki, sağlıklı bireyler, mutlu toplumların temelidir.’’