SAĞLIK
Lazer işlemlerinde dikkat: "Öncesi ve sonrası sauna, deniz, güneşten uzak durmalı" 15 Mayıs 2026 Cuma - 12:36:21 Lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun süreci etkilediği vurgulanırken dikkat edilmesi gerekenler sıklıkla yineleniyor. Vücuttaki istenmeyen tüylerden kurtulmak adına yapılan lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun etken olduğuna dikkat çekilirken uzmanlar, işlemlerin gerekli donanımları sağlayan noktalarda yapılması gerekliliğini sıklıkla vurguluyor. Dr. Cinik Polikliniği Yöneticisi, Estetisyen Burcu Yiğit de lazer uygulamalarına ilişkin bilgi verdi. "Kişiyi analiz etmek çok önemli" ’Lazer epilasyon teknolojisi tamamen pigmentasyon odaklıdır’ diyerek sözlerine başlayan Yiğit, "Ten ve kıl rengi çok önemli. Direkt pigment okuduğu için en uygun gördüğümüz beyaz ten siyah kıl. Bu ten ve kıl yapısında çok daha iyi sonuçlar alıyoruz. Öncelikle kişiyi analiz etmemiz çok önemli. Kılı, ten rengi uygun mu, hormonel bir bozukluk, kullandığı bir ilaç var mı? Hepsi sürecin devamında lazer epilasonla ilişkili ve her seans hasta geldiği zaman kontrol dahilinde bakıyoruz. Antibiyotiklere dikkat ediyoruz, bazı ışığa duyarlılığı arttıran ilaçlarda lazer epilasyon yapılamıyor, sivilce tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar yine epilasyonla ilişkili bu süreçte ara veriyoruz. Dünyaca onaylı 3 tane cihaz tipi var" dedi. "İşlemler doktor kontrolünde olmalı" Lazer uygulamasında seans aralıklarına ilişkin konuşan Yiğit, "Yüz bölgesinde 4 hafta öneriyoruz, vücut bölgesinde 6 hafta. Her bölgenin kıl döngüleri ve evreleri farklı olduğu için hastaya özel bir programla ilerliyoruz. Seanslar ilerledikçe kıl yapısı azaldıkça seans süresini uzatıyoruz. Bu işlemler doktor kontrolünde olmalı, polikliniğimizde doktorla çalışıyoruz. Kişi geliyor, bütün analizleri yapılıyor, bir rahatsızlığı, vücudunda dövme var mı, ben sayısına kadar bakıyoruz. Kişiye özel bir protokolle işlem yapıyoruz. Uygulayıcının kesinlikle uzman olması gerekiyor. Kişi gelmeden önce kılları kökten almamış olması gerekiyor. İşlem sonrası güneşlenme, sauna, solaryum gibi sıcak ısılı işlemleri en azından 1 hafta kadar istemiyoruz" diye konuştu. "Yüzde 100 bitirmez, yanlış lazer epilasyon yanıklar, kalıcı lekeler oluşturabilir" Kişilerin tam donanımlı, güvenilir noktalarda işlem yaptırması gerektiğini söyleyen Yiğit, "Cihazın orijinal olmadığı yerlerde işlem yaptırılmış olması bizi çok etkiliyor çünkü hasta mağdur olup geliyor. Bu konuda dikkat etmelerini öneririm. Lazer epilasyon yüzde 100 bitirmez, belli oranda azalma sağlar, gerçekçi yaklaşmak gerekiyor. Tamamen bitmesi mümkün değil. Bir de belli bir oranda bittikten sonra yılda birkaç defa hatırlatma seansı öneriyoruz. Kişiler doktor olmayan hiçbir kurumda kesinlikle yaptırmamalı. Yanlış yerde yapılan lazer epilasyon sonuçlarında yanıklar, ciltte kalıcı lekeler oluşabilir, dikkat etmekte fayda var. Uygun bölgeye uygun olmayan lazer epilasyon yaptırmış hastalarda kıllarda ters tepki olarak artış söz konusu, onu düzeltmemiz de bir süreç alıyor. Ev tipi epilasyonlar daha çok modern ağda sistemi dediğimiz yoğunlaştırılmış ışık sistemi, sadece kılları uyutur ve dönemsel olarak çıkmasını geciktirir. Herhangi bir bitiş sağlamaz, düzgün kullanılmadığında yanık ve lekenmler söz konusu olur. Ben ve dövme ikilisinde pigment yoğunluğu olduğu için herhangi ışık sistemi geldiği zaman oradaki yapıyı bozabilir. Kişinin bir dövmesi, benleri varsa kesinlikle işlem öncesi kapatıyoruz" ifadelerini kullandı. "Cildi derinden etkileyen işlemlerden uzak durmaları gerekiyor" Yaz aylarında lazer işlemlerine yönelik konuşan Yiğit, "Kışın tabi ki çok daha konforlu, yaz aylarında da devam ediyoruz. Hastalarımızla birebir görüşerek, özel bir programı, tatili varsa 1 hafta önce epilasyonu yaptırıyor. Zaten 2-3 ay çıkmayacağı için o süre içinde de kişi rahat ediyor. Bol güneş koruyucu önemli. Ya da çok bronzsa özel bölge ve koltuk altı gibi güneş görmeyen bölgelerde devam ediyoruz. Lazer epilasyon ciddi bir operasyondur, yapan kişi de bunu bilerek hastaya yaklaşmalı. Yaptıran kişi de ciddiye alarak yaptırmalı. Tamamen doktordan bir onay, bilgi alarak ilerlemeli. Seansı boyunca düzenli gitmeye özen göstermeli. Çünkü orada yakalamak istediğimiz kılın evresi var. Biz o evrede işlem yaparsak sonuç alabilirsiniz. O evreyi yakalayamazsak, keyfi nedenlerden dolayı gelmezseniz, o seansa ara verirseniz tabii ki başa dönebilir. Yaz kış fark etmeksizin, lazer epilasyon öncesi ve sonrasında ısılı işlemler çok istemiyoruz. Hamam, sauna, solaryum, deniz, güneş, cildi derinden etkileyen, kimyasal peelingler gibi işlemlerden uzak durmamız gerekiyor. Yanık oluşur, zaten hastayı gördüğümüz zaman uygulama yapmıyoruz, direkt denizden veya güneşten geldiyse işlem yapmıyoruz" şeklinde konuştu.
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:08 Günlük 5 gramdan fazla tuz tüketilmemeli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade ederek, "Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" uyarısında bulundu. Sivas Numune Hastanesi’nde görevli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, 11-17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade eden Timuçin, fazla tuz kullanımının zararlarına dikkat çekti. Tuzun mutfakların vazgeçilmez bir parçası olarak görülse de aslında sağlığı tehdit eden sessiz bir tehlike olduğunu söyleyen Timuçin, "Vücudumuzda sıvı dengesinin ve buna bağlı olarak kan basıncının düzenlenmesinde, asit-baz dengesinin sağlanmasında ve sinir-kas sisteminin çalışmasında tuzun önemli görevleri bulunmaktadır. Günlük tuz tüketimi 5 gramı, yani yaklaşık bir silme tatlı kaşığını geçmemelidir. Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" dedi. "Fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı tehlikeye girer" Fazla tuz tüketilmesinin böbrek sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Uzm. Dr. Timuçin, "Böbrekler vücuttaki sıvı dengesi ve kan basıncını düzenleyen ana merkezlerdir. Gereğinden fazla tuz tüketilmesi durumunda vücut bu tuzu seyreltebilmek için fazla su tutmaya başlar sonuçta hipertansiyona, vücutta şişlik oluşmasına ve böbrek süzme ünitelerinin hasar görmesine yol açar. Özellikle altta yatan bir böbrek hastalığı varsa fazla tuz tüketilmesi böbrek hastalığının ilerlemesine ve böbrek çalışma yüzdesinin azalmasına sebep olur. Yine fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı ciddi şekilde tehlikeye girer, tuz damarların içine fazla sıvı çekilmesine sebep olarak kalbin bu sıvıyı atmak için daha fazla efor harcamasına sebep olur. Böylelikle kalbin sürekli yüksek basınçla mücadele etmesi sonucu kalp kasları kalınlaşır ve zaman içerisinde yorularak kalp yetmezliği oluşabilir. Tuzun fazla kullanıma bağlı oluşan yüksek basınç kalp ve beyin damarlarında hasar oluşmasını kolaylaştırarak, plak oluşumu sonrası kalp krizine ve inmeye sebep olabilir, ki tüm bu durumlar ölüm riskinde artış meydana getirebilir. Tansiyon ilacı kullanmak, dilediğiniz kadar tuz tüketeceğiniz anlamına gelmemektedir. Az tuzlu diyet ve ilaç birbirini tamamlayan bir tedavi bütünlüğüdür" diye konuştu. Ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuza dikkat Nefroloji Uzmanı Timuçin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sofrada tuz kullanmamak çok değerli bir adımdır ancak yeterli değildir. Hastalarımızın mutlaka tuz okuryazarlığını artırmalı ve onların bilinçlenmesini sağlamalıyız. Günlük tuz alımının büyük bir kısmı birçok işlenmiş ve ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuzdan kaynaklanmaktadır. Evet maalesef tuz yalnızca tuzlukta değildir. Hazır soslar ve konserveler, salça, ketçap ve salamura ürünler, ekmek ve unlu mamuller, raf ömürlerinin uzatılması için yoğun tuz kullanılan salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri, tuzlu peynir ve zeytinlerden özellikle uzak durulması fast food yiyecekler yerine daha fazla meyve sebze tüketilmesi ve yiyeceklerin tatlandırılması için baharatların gücünden faydalanılması sağlanmalıdır. Çoğu hasta yalnızca yiyeceklerdeki tuza odaklanır ama sodyum içeriği yüksek olan maden suyu, soda gibi içecekleri gözden kaçırabilir. Özellikle bu içeceklerde düşük sodyum içeriği tercih edilmeli veya tüketim miktarı sınırlandırılmalıdır." Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük kullanımı miktarının sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Timuçin, "Son zamanlarda popüler olan kaya tuzu zararsızdır söylemi bir yanılgıdır ve bilimsel bir karşılığı yoktur. Tuz sodyum ve klorürden oluşur. Sodyum klorür içeriği tüm tuzlarda yaklaşık olarak aynıdır. Kaya tuzunun esas maddesini de yüzde 97,35 oranında bizim ‘tuz’ dediğimiz ve asıl bileşeninin ‘sodyum’ olduğu madde oluşturmaktadır. Kaya tuzunun içerisinde sağlık açısından olumlu olarak bilinen bazı mineral ve elementler bulunmaktadır. Ancak bu maddelerin miktarının sağlık üzerine etki edemeyecek kadar az düzeyde bulunduğu ve maalesef ki bu kaya tuzlarının bileşiminde, insan sağlığı açısında ‘çok riskli’ olduğu bilinen ‘plütonyum’, ‘talyum’ ve ‘radyum’ gibi maddeler ve dahası ‘kurşun’ gibi ağır metallerin yine ‘çok az’ miktarda bulunduğu unutulmamalıdır. Katkı maddelerinden kaçınmak için rafine tuz yerine kaya tuzu tercih etmek bir seçimdir. Ancak ‘Bu tuz sağlıklı, istediğim kadar tüketebilirim’ yanılgısına düşmek hayati bir hatadır. Kaya tuzu asla bir sağlık ürünü veya sınırsız tüketilecek bir gıda değildir. Sonuçta tuz tuzdur. Hem Dünya Sağlık Örgütü hem Türk Nefroloji Derneği net olarak şunu ifade etmektedir: Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük toplam tüketim 5 gramı aşmamalıdır. Dil üzerindeki tat tomurcukları 2-3 haftada bir yenilenir. Tuzu azalttığınızda ilk birkaç gün yemekler lezzetsiz gelebilir ancak kısa bir süre içinde yiyeceklerin gerçek tadını çıkarmaya başlarsınız ve 3 hafta sonra daha önce normal dediğiniz yiyeceklerin aslında ne kadar tuzlu olduğunu fark edersiniz. Dünya Tuz Farkındalık Haftasında mesajımız net olarak şudur: Tuzu azalt ömrüne ömür kat" şeklinde konuştu.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:54 Kütahya’da iş kazası sonrası felç kalan hastaya kişiye özel çözüm Kütahya’da multidisipliner tedavi ve rehabilitasyon çalışması kapsamında, iş kazası sonrası tetrapleji (Dört uzuv felci) gelişen bir hastanın günlük yaşam aktivitelerini yeniden kazanabilmesi amacıyla kişiye özel yardımcı aparat geliştirildi. Kütahya Şehir Hastanesi Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nde sürdürülen rehabilitasyon süreci, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları, fizyoterapistler, ergoterapistler ve mühendislik destekli tasarım ekibinin ortak çalışmasıyla yürütüldü. 37 yaşındaki Mesut Kurt isimli hastanın yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen uygulama, üniversite-hastane iş birliğinin sağlık alanındaki somut örneklerinden biri olarak dikkat çekti. Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Fatıma Yaman, hastanın iş kazasının ardından boyundan aşağısında ciddi hareket kaybı oluştuğunu belirterek tedavi süreci hakkında bilgi verdi. Yaman, hastanın merkeze ilk geldiğinde tamamen yatağa bağımlı durumda olduğunu ifade ederek, "Hastamız bize her iki kol ve bacakta felç durumu bulunan tetrapleji tablosuyla başvurdu. İlk aşamada yalnızca sedye üzerinde takip ediliyordu. Tedavi sürecinde öncelikle tansiyon düşüklüğü gibi sistemik problemleri kontrol altına aldık. Ardından oturma dengesi, gövde kontrolü ve temel hareket becerileri üzerine yoğunlaştık" dedi. Kişisel ihtiyaçlarını karşılıyor Rehabilitasyon sürecinin yalnızca fiziksel tedaviyle sınırlı olmadığını vurgulayan Yaman, fizyoterapistlerin gövde stabilitesi ve kas kontrolü üzerinde çalışırken, ergoterapistlerin hastanın günlük yaşam aktivitelerini yeniden kazanmasına yönelik uygulamalar yaptığını söyledi. Özellikle yemek yeme, kitap tutma ve kişisel ihtiyaçlarını karşılayabilme gibi temel becerilerin hastanın psikolojik motivasyonu açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi. Bu süreçte Engelsiz Yaşam Merkezi ile ortak çalışma yürütüldüğünü aktaran Yaman, hastanın ihtiyaçlarına uygun yardımcı aparat geliştirilmesiyle rehabilitasyon sürecinin önemli ölçüde desteklendiğini belirtti. Merkezin Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Emrah Afşar ise hastaya özel olarak geliştirilen aparatın tamamen bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda tasarlandığını söyledi. Afşar, 3D yazıcı teknolojisi kullanılarak geliştirilen aparatın, hastanın el ve kol hareket açıklığına uygun şekilde planlandığını belirtti. Afşar, "Hastamızı detaylı şekilde değerlendirdikten sonra öğrencilerimizle birlikte kişiye özel bir kendine yardım aparatı tasarladık. Hastanın elini ağzına götürme açılarını analiz ederek birebir uyumlu bir model oluşturduk. Aparatın hafif, kullanışlı ve hastanın mevcut hareket kapasitesine uygun olmasına özellikle dikkat ettik. Şu anda hastamız uzun süredir tek başına gerçekleştiremediği yemek yeme aktivitesini daha bağımsız şekilde yapabiliyor" diye konuştu.
Sigara bırakma polikliniği ile sağlıklı bir yaşama adım atmak mümkün
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:48 Sigara bırakma polikliniği ile sağlıklı bir yaşama adım atmak mümkün Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği, tütün bağımlılığından kurtulmak isteyen vatandaşlara umut oluyor. Yüzyılın en büyük salgını olarak tanımlanan tütün kullanımı, hem dünyada hem de Türkiye’de ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sigarayı bırakmak isteyen bireyler için hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği, kişiye özel yöntemlerle tütün bağımlılığıyla mücadele ediyor. Poliklinikte görev yapan Malatya Turgut Özal Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Korkmaz, yardım alınmadan da sigaranın bırakılabileceğini ancak profesyonel destekle bu sürecin çok daha kolay atlatıldığını söyledi. Sigarayı bırakmak isteyen bireylere özel yöntemler belirlendiğini ifade eden Dr. Korkmaz, "Tütün ve tütün ürünlerini kullanan hastalarımız polikliniğimize ilk başvurduğunda önce anamnez ve hikayelerini alıyor, ardından bağımlılık testlerini uyguluyoruz. Bağımlılık düzeyine göre fizik muayene yapıp verileri Tütün Bağımlılığı Tedavisi İzlem Merkezine kaydediyoruz. Hastanın yaşı, cinsiyeti, kronik hastalıkları ve kullandığı ilaçlar dikkate alınarak hasta ile birlikte en uygun bırakma yöntemine karar veriyoruz" dedi. Dr. Korkmaz, uygulanabilecek tedavi seçenekleri hakkında da bilgi vererek, "Mevcut yöntemler arasında psikososyal destek ve farmakolojik tedavi yer alıyor. Hasta ile birlikte bırakma günü belirleniyor ve bu sürecin her aşamasında hastayı yakın takibe alıyoruz. Böylece hastanın karşılaşabileceği olumsuzluklara müdahale edebiliyoruz" diye konuştu. Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvuruların Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ve Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden yapıldığı belirtildi.
Uzmanından emzikli anne ve anne adaylarına bayram uyarısı
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:11 Uzmanından emzikli anne ve anne adaylarına bayram uyarısı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ezgi Aydın, sağlıklı bir gebelik ve emzirme dönemi için hamilelerin ve emzikli kadınların Kurban bayramı ve sonrasında dengeli beslenmeyi elden bırakmamasını tavsiye etti. Özellikle Kurban Bayramı’nda et ve şekerli gıda tüketiminde pek çok kişinin bilmeden sınırı aştığını belirten Aydın, iyi pişirilmeden tüketilen etin ciddi sağlık sorunlarına neden olduğunu belirtti. Bu yıl Kurban Bayramı süresince hava sıcaklığının 30 derecenin üzerinde seyretmesinin beklendiğini ve sıcak havalarda etin muhafazası konusunda daha dikkatli olunması gerektiğini kaydeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, hamile ve emzikli kadınların kendilerine ve bebeklerine karşı sorumlulukları olduğunu hatırlattı. Aydın, "Kurban bayramında et tüketimini dengeli yapmaya özen gösterin. Vücudumuz, sebze ve meyve, tahıl ürünleri, süt ve süt ürünleri ile et ve kuru baklagillerden oluşan dört temel besin grubundan aldığı besin ögeleri ile güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturur. Karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitamin- mineraller, su ve posa gibi besin ögelerinin her birinin bağışıklık sistemine katkısı oldukça önemli. Anne adayları ve emziren anneler öncelikle bu besinleri dengeli tüketmeye özen göstermeli. Kurban eti ve şekerli gıdaların bolca ikram edildiği Kurban Bayramı’nda öncelikle bol su tüketmek hem vücuttaki besinleri dengeler hem de anne ve çocuğunu rahatlatır. Normal günlerden fazla et ve şekerli gıda tükettiyseniz mutlaka yürüyüş yapın" dedi. "Tüketilen etlerin iyi pişmiş olması şart" Kurban Bayramı’nda olduğu gibi her zaman tüketilen etlerin iyice pişmiş olmasının şart olduğunu belirten Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, "Enfeksiyon riski sebebiyle tüketilen etlerin iyice pişirildikten sonra yenmesini özellikle öneriyoruz. Toksoplamozis adı verilen ve toksoplazma gondii denilen parazit az pişmiş ya da pişmemiş çiğ etlerle bulaşır. Gebelikte geçirilen enfeksiyonlar da genellikle asemptomatiktir, fark edilmez, ancak enfeksiyon plasenta yoluyla bebeğe de geçebilir. Bebeğe geçen enfeksiyon beyin hasarı, görme problemleri, işitme problemleri, zeka geriliği ve gebelik kaybına sebep olabilir" diyerek sağlıklı bir bayram geçirmek için hamile ve emzikli kadınların daha dikkatli ve bilinçli olması gerektiğini söyledi.
Dr. Dinççağ: "Nargile ve e-sigara, sigaradan daha zararlı"
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:05 Dr. Dinççağ: "Nargile ve e-sigara, sigaradan daha zararlı" Dahiliye Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, sigara içiminin genel olarak azalmasına rağmen, gençler ve kadınlar arasında tütün ve nikotin kullanımının arttığını, özellikle e-sigara ve nargile kullanımının denetlenemez boyutlara ulaştığını söyledi. Dr. Dinççağ, "Nargile ve e-sigara, sigaradan daha zararlıdır. Cazip, aromalarla zenginleştirilmiş ürünlerin aslında bir tehlikeyi gizlemek amacı olduğu ve bu konuda toplumu aydınlatmak ve farkındalık oluşturmak gibi bir görevimiz olduğu unutulmamalıdır" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), 1987 yılından bu yana kutlanan Dünya Sigarasız Günü’nün bu yılki temasının "Sigara için cazip olanları maskelemek, tütün üreticisinin taktiklerini göstermek" olduğunu belirten Dr. Dinççağ "Sigara üreticileri toplumun sigara tüketimini artırabilmek için cazip, yeni tatlar ile gençleri yanıltarak, sigara tüketimini artırdıkları, bu amaçla taktikler geliştirdikleri için bu yıl bu yanıltıcı taktikleri topluma anlatmak ve ikaz etmek amaçlanmıştır. 600 bin ağaç kesiliyor, 84 milyon ton karbondioksit salınıyor. Tütünün çevre için de önemli bir kirletici olduğu, 600 bin ağaç kesildiği, 84 milyon ton karbondioksit salındığı, 22 milyon ton su kullanıldığına dikkat çekilmektedir. Her bir adımda en az 5-10 sigara izmariti atıldığı gözlenmektedir. Yılda 8 milyon insanın sigara yüzünden hayatını kaybettiği, 7 milyon aktif sigara kullanan olduğu, 1 milyon insanın pasif sigara içicisi olduğu tahmin edilmektedir" diye konuştu. "Sigara nedeniyle toplam global ekonomik kayıp yılda 1.4 trilyon dolar sağlık gideri" Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emin Dinççağ şunları söyledi: "Sigara içmeyenlerin ömrünün içenlere göre 10 yıl daha fazla olduğu araştırmalarda saptanmıştır. Sigara içenlerde yüzde 15 kalp damar hastalıklarından ölüm, yüzde 24 kansere yakalanma, yüzde 45 solunum yolu hastalıklarına uğrama riski bilinmektedir. Tütün endüstrisi her yıl 8 milyar dolar sigara tüketiminin teşviki için reklamlara para harcamaktadır. Sigara nedeniyle toplam global ekonomik kayıp yılda 1.4 trilyon dolar sağlık gideridir. E-sigara içenlerin hızla arttığı, özellikle okul çocuklarında ciddi sağlık sorunlarına yol açan bu nikotin ürününün içilmemesi için farkındalık oluşturmalıyız."
’’Kurban etini 24 saat dinlendirmeden tüketmeyin’’
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:01 ’’Kurban etini 24 saat dinlendirmeden tüketmeyin’’ İSTANBUL (İHA) – Kurban etinin tüketimiyle ilişkin öneride bulunan Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yasemin Cantimur, ’’Özellikle kurban eti, kesimden hemen sonra tüketilmemeli ve 24 saat dinlendirilmelidir’’ dedi. Kurban Bayramı aile bağlarının güçlendiği, hem dini hem de sosyal olarak sofraların bereketlendiği özel bir dönemdir. Ancak bu özel günlerde et tüketimi konusunda bilinçli olmak; hem sağlığı korumak hem de bayramın keyfini doyasıya yaşamak için önemlidir. Kurban etinin tüketilmesiyle ilgili detayları Liv Hospital Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yasemin Cantimur anlattı. Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yasemin Cantimur, kurban etinin tüketimiyle ilgili şu öneriler bulundu: ’’Kurban Bayramı denilince ailece yapılan mangallar, et kavurmaları ve bolca tüketilen et yemekleri gelir. Ancak kurban etinin tüketilmesinde dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu da unutmamak gerekir. Özellikle kurban eti, kesimden hemen sonra tüketilmemeli ve 24 saat dinlendirilmelidir. ’’Taze etin dinlendirilmesi: sindirim ve lezzet için şart’’ Kurban etinin kesimden hemen sonra tüketilmesi, sindirim sorunlarına yol açabilir. Çünkü kesim sonrası etlerde "rigor mortis" adı verilen kas sertliği oluşur ve bu durum etin sindirilmesini zorlaştırır. Etin buzdolabında en az 24 saat dinlendirilmesi, hem lezzetini artırır hem de sindirimi kolaylaştırır. ’’Porsiyonlarınızı iyi ayarlayın’’ Bayram sofralarında et tüketimi artar; ancak aşırı et tüketimi sağlığı olumsuz etkileyebilir. Her şeyde olduğu gibi kırmızı et de fazla tüketildiğinde zararlıdır. Bu nedenle, günlük et tüketimini 100-150 gramla sınırlamak faydalı olacaktır. ’’Etin yanında mutlaka lifli gıdalar tüketilmeli’’ Etin yanında bol lifli gıdalar tüketmek, sindirimi kolaylaştırır ve kolesterol seviyelerini dengeler. Özellikle yulaf, baklagiller, sebzeler ve meyveler, çözünür lif açısından zengindir ve LDL kolesterolün düşürülmesine yardımcı olur. ’’Sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılmalı’’ Etin yüksek ısıda, doğrudan ateşte pişirilmesi sırasında kanserojen olan heterosiklik aminler ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar oluşabilir. Bunlar uzun vadede kanser riskini artırabilir. Etleri haşlama, buğulama veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmek daha sağlıklıdır. ’’Kalp ve böbrek hastaları dikkatli olmalı’’ Kırmızı etin doymuş yağ içeriği yüksek olabilir. Bu durum, kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkları olan bireyler için risk oluşturabilir. Ayrıca, gut hastalığı olan kişilerde de fazla kırmızı et ve sakatat tüketimi atakları tetikleyebilir. Bu nedenle, bu bireylerin et tüketimini sınırlamaları ve az yağlı etleri tercih etmeleri önerilir. ’’Su tüketimi ve fiziksel aktiviteyi bayramda da ihmal etmeyin’’ Et tüketiminin arttığı bayram dönemlerinde su tüketimini artırmak, sindirimi destekler ve vücut dengesini korur. Ayrıca, günlük 30 dakikalık hafif egzersizler, hem sindirim sistemini rahatlatır hem de genel sağlık için faydalıdır. ’’Geleneksel lezzetleri bilinçle tüketmek’’ Kurban Bayramı, paylaşmanın ve birlikte olmanın en güzel örneklerinden biridir. Bu özel günlerde, et tüketimini bilinçli ve dengeli bir şekilde yapmak, hem sağlığımızı korur hem de bayramın keyfini artırır. Unutmayalım ki, sağlıklı bireyler, mutlu toplumların temelidir.’’
Mide ve bağırsak hastaları kurban etini hemen tüketmemeli
02 Haziran 2025 Pazartesi - 13:57 Mide ve bağırsak hastaları kurban etini hemen tüketmemeli Kurban bayramıyla birlikte artan kırmızı et ve tatlı tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğini dile getiren Diyetisyen Adem Üşümez, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini özellikle mide-bağırsak hastalığı olan kişilerin kurban etlerini hemen tüketmemesi konusunda uyarılarda bulundu. Merkezefendi Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Diyetisyen Adem Üşümez Kurban Bayramıyla birlikte artan kırmızı et ve tatlı tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyerek, kurban bayramının sağlıklı geçirilebilmesi için dengeli beslenilmesi gerektiğinin altını çizdi. Yağlı etlerin (koyun-kuzu) doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, diyabet ve yüksek tansiyonu olan kişilerin Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeleri gerektiğini söyleyen Diyetisyen Adem Üşümez; "Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik, hem pişirmede hem de sindirimde zorluğa yol açar. Özellikle mide-bağırsak hastalığı olan kişiler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra tüketmelidir. Genel olarak sakatat tüketimi de bu dönemde artmaktadır. Özellikle kolesterol hastaları ile kalp-damar hastalığı riski taşıyan kişiler sakatat tüketiminden kaçınmalıdır" dedi. "Etin yanında sebzeyi ihmal etmeyin" Kesimden hemen sonra etin pişirilip tüketilmesinin sağlık açısından uygun olmadığını belirten Adem Üşümez; Yeni kesilmiş et serttir, mideyi zorlar, etin en az 24 saat buzdolabında dinlenmesi gerekir. Ayrıca etler, C ve E grubu vitaminleri yönünden fakirdir. Bu nedenle etlerin mutlaka sebzelerle birlikte pişirilmesi veya etlerin yanında C vitamininden zengin sebze/salata/meyve/taze sıkılmış meyve sularının tüketimi oldukça önemlidir. Bu yöntemle sebzelerde bulunan C vitamini demirin emilimini arttırır. Etlerin pişirilmesinde haşlama ve ızgara gibi yöntemler tercihe edilmelidir. Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma yöntemi ’’kanserojen maddelerin’’ oluşumuna neden olabileceği için tercih edilmemelidir. Etle yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli, özellikle kuyruk yağı veya tereyağı gibi ilave yağlar eklenmemelidir" diye konuştu. "Tatlı olarak, sütlü tatlılar ve meyveler ile hazırlanmış hafif alternatifler daha doğru tercih olur" Kurbanda kesilen etin saklama şartlarında da sağlık açısından önem arz ettiğini belirten Diyetisyen Adem Üşümez, etlerin küçük parçalar şeklinde(kuşbaşı veya kıyma), tek pişirimlik miktarlarda buzdolabında 3 gün veya derin dondurucuda -18 derecede 3 ay saklanması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti: "Etler buzdolabında, akan soğuk suyun altında çözdürülmeli, çözdürülen etler tekrar dondurulmamalıdır. Çözdürülmüş etin tekrar dondurulması besin zehirlenmelerine yol açabilmektedir. Bayramlarda geleneksel olarak şerbetli tatlılar tercih edilmektedir. Bunun yerine sütlü tatlılar ve meyveler ile hazırlanmış hafif alternatifler daha doğru tercih olur. Ayrıca bayramda yeterli miktarda su içmeyi de ihmal etmeyin" dedi.
Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, Sağlık Bakanlığı Obezite Bilim Kurulu üyesi oldu
02 Haziran 2025 Pazartesi - 13:47 Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, Sağlık Bakanlığı Obezite Bilim Kurulu üyesi oldu Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Obezite ve Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı ve Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, Sağlık Bakanlığı Obezite Bilim Kurulu üyeliğine seçildi. Türkiye’de giderek artan obeziteyle bilimsel temelli mücadele için oluşturulan bu önemli kurulda görev almanın büyük bir sorumluluk olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bayraktaroğlu, konu ile ilgili açıklamasında şu sözleri dile getirdi: "Ülkemizde ve dünyada giderek artan obezite sorunu sadece bireysel sağlık değil, aynı zamanda toplumsal sağlık politikaları açısından da kritik bir öneme sahiptir. Bu alanda bilimsel yaklaşımlarla çözüm üretmek, stratejik planlamalar yapmak ve sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak amacıyla Cumhurbaşkanlığı 12. Kalkınma Planı ve Sağlık Bakanlığının 2024-2028 Stratejik Planı amaç ve hedefleri doğrultusunda oluşturulan bu değerli kurulun bir üyesi olarak görev yapacak olmak benim için hem bir gurur kaynağı hem de büyük bir sorumluluktur. Bu önemli görevi şahsıma layık gören başta Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu olmak üzere tüm Sağlık Bakanlığı ailesine teşekkürlerimi arz ediyorum. Aynı zamanda başta sağlık alanında Üniversitemizin gelişimine her daim büyük katkılar sunan ve değerli destekleriyle bizlerin her zaman yanında olan Sayın Rektörümüz Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer olmak üzere tüm akademik ve idari personelimize teşekkürlerimi sunuyorum." BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu’nun Sağlık Bakanlığı Obezite Bilim Kurulu üyeliğine seçilmesini büyük bir gurur ve memnuniyetle karşıladığını belirterek açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Üniversitemizin kıymetli akademisyenlerinden Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu hocamızın Sağlık Bakanlığı Obezite Bilim Kurulu’nda görev alacak olması, hocamızın alanındaki hem üstün başarıları hem de Üniversitemizin bilimsel üretkenliğinin, ulusal sağlık politikalarına yön verecek düzeyde olduğunun güçlü kantını ortaya koymaktadır. Hocamızın yıllardır obezite ve metabolizma hastalıkları üzerine sürdürdüğü nitelikli akademik çalışmaları, bu önemli kurulda da büyük katkılar sunacaktır. Bu başarı, üniversitemizin sağlık bilimleri alanındaki bilimsel derinliğini ve topluma fayda üreten misyonunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Ortaya koyduğu akademik çalışmalar, bilim dünyasında önem arz ederken Merkezimizdeki ekip ile gerçekleştirdiği kayda değer faaliyetlerle de Obezite ve Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezimiz bu alanda öncü bir kurum haline gelmeye devam etmektedir. Değerli hocamız bu yeni göreviyle, hem ülkemizin sağlıklı nesiller yetiştirme hedefine katkı sunacak hem de genç akademisyenlere örnek olacaktır. Bu vesileyle, böylesine kıymetli bir kurulun oluşturulmasında liderlik gösteren ve hocamıza bu görevi tevdi eden başta Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu olmak üzere Sağlık Bakanlığının ilgili tüm birimlerine teşekkürlerimi sunuyorum. Bilim temelli politikaların şekillenmesinde üniversiteler ile bakanlıklar arasında kurulan bu güçlü iş birliği, hem ülkemiz halk sağlığı açısından hem de akademik camiamız adına büyük bir kazanımdır. Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu hocamızı gönülden kutluyor; bilgi, birikim ve tecrübesiyle bu önemli kurulda, önemli katkılar sağlayacağını temenni ederek başarılarının devamını diliyorum."
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Kaynak: "Kalp krizi vakaların artık 20-30 gibi yaşlara indiğini görmekteyiz"
02 Haziran 2025 Pazartesi - 13:44 Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Kaynak: "Kalp krizi vakaların artık 20-30 gibi yaşlara indiğini görmekteyiz" Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ve Kardiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Kaynak, son zamanlarda gençlerde görülen kalp krizi vakalarındaki artışın istatistiksel veriden ziyade yaşam tarzı değişiklikleriyle ve buna bağlı risk faktörlerinin artmasıyla ilişkili olduğunu belirterek, "Vakaların artık 20-30 gibi yaşlara indiğini görmekteyiz" dedi. Özellikle genç yaş gruplarında görülen vakalar, halk arasında endişeye neden oluyor. Siirt’te geçtiğimiz günlerde 6 yaşındaki bir çocuğun kalp krizinden hayatını kaybetmesi ve halı sahada futbol oynarken kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren 24 yaşındaki gencin ölümü, konunun ciddiyetini bir kez daha ortaya koydu. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ve Kardiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Kaynak, son zamanlarda gençlerde görülen kalp krizi vakalarındaki artışın istatistiksel veriden ziyade yaşam tarzı değişiklikleriyle ve buna bağlı risk faktörlerinin artmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Kaynak, özellikle eskiden 50 yaşın üzerinde görülen kalp krizi vakalarının artık 20-30 gibi yaşlara indiğini görmekte olduklarına dikkat çekti. Bunda en önemli etkenin kardiyovasküler risk faktörleri olduğunu ifade eden Kaynak, "Gençlerde tütün ürünlerinin kullanımı, tütün ürünlerinin kullanımıyla beraber kalp damarlarındaki damar çeperlerindeki ateroskleroz dediğimiz plak oluşumlarının daha erken yaşlarda oluşmaya başlamasını görüyoruz. Bunun dışında sedanter yaşam dediğimiz hareketsiz yaşamın özellikle gençlerde çok sık görülmesi, insülin direnci ve prediyabet dediğimiz diyabet öncüsü durumun oluşmasını sağlayabiliyor" dedi. Sağlıklı beslenmenin kalp sağlığını korumada önemli olduğunu dikkat çeken Dr. Kaynak, "Bunun yanında sağlıksız beslenme, doymuş yağlardan zengin gıdalarla beslenme, aşırı kolesterollü yiyeceklerle beslenme, damarlarda çok erken yaşlarda plak oluşumuyla beraber gençlerde kalp krizi zemini oluşturabiliyor. Bu anlamda bizlerin özellikle genç yaşlı demeden, kalp krizini bir yaşlı hastalığı olarak kabul etmiyoruz kesinlikle. Kalp krizi tamamen risk faktörlerinin artmasıyla beraber genç yaşlarda da görülebiliyor. Erken yaşlardan itibaren kardiyovasküler risk faktörlerine yönelik koruyucu önlemleri artırmamızı sağlamamız gerekiyor. Tütün ürünlerinin kullanımından kesinlikle uzak durmamız gerekiyor. Düzenli egzersiz yapmamız ve dengeli beslenmemiz lazım. Psikososyal çevremizi iyileştirerek stresten uzak bir yaşam sağlamamız gerekir. Düzenli uyku ve en önemlilerinden biri de erken yaşlarda kalp hastalığı olan bireylerin de erken yaşlarda tarama programlarına alınması, kolesterol değerlerinin sabit tutulması, bu anlamda risk faktörlerinin azaltılması gençlerde koruyucu önlemler olarak çok önemli yer tutmaktadır’’ ifadelerini kullandı. "Çocuklarımız gözümüzün önünde ölüp gidiyor" Siirt’te 6 yaşında kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Muhammed Yusuf Celbek’in babası Bahri Celbek, yaşadıkları acının başka aileler tarafından yaşanmaması için yetkililere çağrıda bulundu. Celbek, "Arkamı döndüm, bir baktım çocuk yerde. Kaldırdığımda gözleri ters dönmüştü. Gözlerini ters görünce durumun ciddiyetini anladım. Hemen ambulansı aradım, ambulansta kalbi durmuştu. Yolda kalp masajı yaptılar ve kalbi geri döndü. Muhammed Yusuf önce Siirt’te tedavi altına alındı, ardından Elazığ ve Diyarbakır’da çeşitli hastanelere sevk edildi. Yaklaşık 25-26 gün boyunca Diyarbakır’daki Çocuk Hastanesi’nde kaldık. Sonrasında ambulans uçakla Ankara’ya nakledildi. Ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bizim canımız yandı, başkasının canı yanmasın. Sağlık Bakanlığı’ndan ricamız, doktorlarımız bu olayları araştırsın. Yazıktır, çocuklarımız gözümüzün önünde ölüp gidiyor." şekilde konuştu.
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Kaynak: "Kalp krizi vakaların artık 20-30 gibi yaşlara indiğini görmekteyiz"
02 Haziran 2025 Pazartesi - 13:41 Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Kaynak: "Kalp krizi vakaların artık 20-30 gibi yaşlara indiğini görmekteyiz" Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ve Kardiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Kaynak, son zamanlarda gençlerde görülen kalp krizi vakalarındaki artışın istatistiksel veriden ziyade yaşam tarzı değişiklikleriyle ve buna bağlı risk faktörlerinin artmasıyla ilişkili olduğunu belirterek, "Vakaların artık 20-30 gibi yaşlara indiğini görmekteyiz" dedi. Özellikle genç yaş gruplarında görülen vakalar, halk arasında endişeye neden oluyor. Siirt’te geçtiğimiz günlerde 6 yaşındaki bir çocuğun kalp krizinden hayatını kaybetmesi ve halı sahada futbol oynarken kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren 24 yaşındaki gencin ölümü, konunun ciddiyetini bir kez daha ortaya koydu. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ve Kardiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Kaynak, son zamanlarda gençlerde görülen kalp krizi vakalarındaki artışın istatistiksel veriden ziyade yaşam tarzı değişiklikleriyle ve buna bağlı risk faktörlerinin artmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Kaynak, özellikle eskiden 50 yaşın üzerinde görülen kalp krizi vakalarının artık 20-30 gibi yaşlara indiğini görmekte olduklarına dikkat çekti. Bunda en önemli etkenin kardiyovasküler risk faktörleri olduğunu ifade eden Kaynak, "Gençlerde tütün ürünlerinin kullanımı, tütün ürünlerinin kullanımıyla beraber kalp damarlarındaki damar çeperlerindeki ateroskleroz dediğimiz plak oluşumlarının daha erken yaşlarda oluşmaya başlamasını görüyoruz. Bunun dışında sedanter yaşam dediğimiz hareketsiz yaşamın özellikle gençlerde çok sık görülmesi, insülin direnci ve prediyabet dediğimiz diyabet öncüsü durumun oluşmasını sağlayabiliyor" dedi. Sağlıklı beslenmenin kalp sağlığını korumada önemli olduğunu dikkat çeken Dr. Kaynak, "Bunun yanında sağlıksız beslenme, doymuş yağlardan zengin gıdalarla beslenme, aşırı kolesterollü yiyeceklerle beslenme, damarlarda çok erken yaşlarda plak oluşumuyla beraber gençlerde kalp krizi zemini oluşturabiliyor. Bu anlamda bizlerin özellikle genç yaşlı demeden, kalp krizini bir yaşlı hastalığı olarak kabul etmiyoruz kesinlikle. Kalp krizi tamamen risk faktörlerinin artmasıyla beraber genç yaşlarda da görülebiliyor. Erken yaşlardan itibaren kardiyovasküler risk faktörlerine yönelik koruyucu önlemleri artırmamızı sağlamamız gerekiyor. Tütün ürünlerinin kullanımından kesinlikle uzak durmamız gerekiyor. Düzenli egzersiz yapmamız ve dengeli beslenmemiz lazım. Psikososyal çevremizi iyileştirerek stresten uzak bir yaşam sağlamamız gerekir. Düzenli uyku ve en önemlilerinden biri de erken yaşlarda kalp hastalığı olan bireylerin de erken yaşlarda tarama programlarına alınması, kolesterol değerlerinin sabit tutulması, bu anlamda risk faktörlerinin azaltılması gençlerde koruyucu önlemler olarak çok önemli yer tutmaktadır.’’ ifadelerini kullandı. "Çocuklarımız gözümüzün önünde ölüp gidiyor" Siirt’te 6 yaşında kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Muhammed Yusuf Celbek’in babası Bahri Celbek, yaşadıkları acının başka aileler tarafından yaşanmaması için yetkililere çağrıda bulundu. Celbek, "Arkamı döndüm, bir baktım çocuk yerde. Kaldırdığımda gözleri ters dönmüştü. Gözlerini ters görünce durumun ciddiyetini anladım. Hemen ambulansı aradım, ambulansta kalbi durmuştu. Yolda kalp masajı yaptılar ve kalbi geri döndü. Muhammed Yusuf önce Siirt’te tedavi altına alındı, ardından Elazığ ve Diyarbakır’da çeşitli hastanelere sevk edildi. Yaklaşık 25-26 gün boyunca Diyarbakır’daki Çocuk Hastanesi’nde kaldık. Sonrasında ambulans uçakla Ankara’ya nakledildi. Ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bizim canımız yandı, başkasının canı yanmasın. Sağlık Bakanlığı’ndan ricamız, doktorlarımız bu olayları araştırsın. Yazıktır, çocuklarımız gözümüzün önünde ölüp gidiyor." şekilde konuştu. (STK-RK-Y)
Balıkesir’de "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" çocuklara tanıtıldı
02 Haziran 2025 Pazartesi - 13:39 Balıkesir’de "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" çocuklara tanıtıldı Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek" programı kapsamında Valilik koordinatörlüğünde İl Sağlık Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Türk Kızılay’ı Balıkesir Şubesinin işbirliği ile Altıeylül İlçesi Fevzi Çakmak İlkokulu’nda kapsamlı bir tanıtım etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında tüm sınıflarda sağlık personeli tarafından 112 Acil Sağlık Hizmetleri, Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), Ağız ve Diş Sağlığı, Aile Hekimliği, Kişisel Hijyen ve Bulaşıcı Hastalıklardan Korunma, Sağlıklı Beslenme ve Fiziksel Aktivite konularında eğitimler verildi. Okul bahçesinde kurulan stantlarda çocuklara broşürler, boyama kitapları, görev kartları ve eğitim materyalleri dağıtılırken sağlık hizmetlerinde kullanılan malzemelerin uygulamalı tanıtımları yapıldı. Ayrıca Müdürlük hizmet araçlarından 112 Acil Yardım Ambulansı, UMKE araçları, aşı nakil aracı ve evde sağlık hizmetleri aracı öğrencilerin incelemesine sunuldu. İl Milli Eğitim Müdürlüğü Arama Kurtarma Birimi (MEB AKUB), Sağlıklı Beslenme, Fiziksel Aktivite ve İlk Yardım konularında oluşturulan stantlarıyla, Türk Kızılay’ı Balıkesir Şubesi saha faaliyetleri ve aşevi aracının tanıtımı ile programda yer aldı. Etkinliğe katılan öğrencilere "Sağlık Elçisi" unvanı verilerek, sağlık bilgilerini çevrelerine yaymaları teşvik edildi. Etkinlik sonunda tüm öğrencilerin katılımıyla müzik eşliğinde fiziksel aktivite ve egzersizler yapıldı. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen bu etkinlik ile çocuklarda sağlık bilincinin temellerinin atılması ve toplum genelinde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması hedeflendi.
Halk Süt Projesi 5 yılda 30 bin çocuğa ulaştı
02 Haziran 2025 Pazartesi - 13:08 Halk Süt Projesi 5 yılda 30 bin çocuğa ulaştı Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin çocukların sağlıklı gelişimine destek olmak amacıyla hayata geçirdiği Halk Süt Projesi, Dünya Süt Günü’nde yine adından söz ettirdi. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in çocuklar sağlıkla büyüsün diyerek hayata geçirdiği projeden, şimdiye kadar yaklaşık 30 bin çocuk faydalandı. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in, vatandaşın yükünü hafifletmek amacıyla 2020 yılında hayata geçirdiği Halk Süt projesi, 5 yılda 30 binden fazla çocuğa ulaştı. İhtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına ücretsiz olarak ulaştırılan sütler, çocukların temel besin ihtiyacını karşılamakla birlikte, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin, şehrin ve ülkenin geleceği olan çocuklara verdiği değerin de bir göstergesi oldu. Aileler, çocukların en temel ihtiyaçlarından biri olan sütün, ücretsiz şekilde dağıtılmasından dolayı çok memnun. 30 bin çocuk faydalandı Gazipaşa’dan Kaş’a kadar Antalya’nın 19 ilçesindeki çocukların sağlıklı yetişmesi için sürdürülen projede şimdiye kadar, toplam 3 milyon 750 bin litre süt, yaklaşık 30 bin çocuğa ulaştırılırken, 2025 yılının ilk 5 aylık bölümünde ise yaklaşık 290 bin litre sütten, 9 binden fazla çocuk fayda sağladı. Başvurular titizlikle inceleniyor Proje kapsamında, 2-5 yaş aralığındaki çocuklara her ay 8 litre ücretsiz süt desteği sağlanıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi ekipleri, özenle hazırlanan süt paketlerini ailelerin evlerine kadar götürerek miniklerin sağlıklı şekilde büyümesine katkı sunuyor. Ailelerin başvuruları sosyal hizmet uzmanları ve sosyologlar tarafından titizlikle incelenerek, süt yardımı, gerçekten ihtiyaç sahibi olan ailelere ulaştırılıyor. Online başvuru Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Halk Süt Projesi’ne başvurmak isteyen ailelerin, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin internet sitesi olan antalya.bel.tr adresinden başvuru formunu doldurarak, online başvuru yapması gerekiyor.
Antalya’da diyaliz merkezinde notalarla tedavi
02 Haziran 2025 Pazartesi - 13:01 Antalya’da diyaliz merkezinde notalarla tedavi Antalya Döşemealtı Devlet Hastanesi’nde tedavi gören diyaliz hastalarına moral desteği sağlanıyor. Uzun süreli tedavi süreçlerinde ihtiyaç duyulan motivasyon, sağlık çalışanı hemşirenin gerçekleştirdiği yan flüt konseriyle hastalara ulaşıyor. Geçen yıl hizmete açılan Antalya Döşemealtı Devlet Hastanesi’nde 19 Mart’tan bu yana hizmet veren Hemodiyaliz Ünitesi’nde hastalar için farklı bir uygulamaya başlandı. Hem müzikle moral bulmaları hem de tedavi sürecinin daha verimli geçmesi amacıyla sağlık çalışanları tarafından müzik sunumu gerçekleştiriliyor. Hastalar arasında diyalize yeni başlayanların yanı sıra uzun süredir tedavi görenler de bulunuyor. "Moral motivasyon çok önemli" Döşemealtı Devlet Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesi’nde geçici görevle bulunan 35 yıllık hemodiyaliz hekimi Saadet Çelikörs, moral desteğinin tedavi sürecindeki önemine dikkat çekti. Yeni açılan ünitede 19 Mart’tan bu yana hasta kabulüne başlandığını belirten Çelikörs, şu ifadeleri kullandı:"1 aydır Döşemealtı Devlet Hastanesi’nde geçici görev yapıyorum. Burası yeni açılan bir hastane ve çok beğendim. Hemodiyaliz Ünitesi de yeni açıldı, 19 Mart’tan itibaren hasta alınmaya başlandı. Şu an 10 hastaya hizmet vermekteyiz, bayramdan sonra 20 hasta programladık. 20 hastaya hizmet veren güzel bir merkez. Diyaliz hastalarımızın arasında diyalize yeni başlayan hastamız da var. Onun haricinde 2 yıldır, 3 yıldır, 5 yıldır diyalize giren hastalarımız var. Bizim hastalarımız için moral motivasyon çok çok önemli." Hastaların tedavi sürecine katkı sağlamak amacıyla müzik sunumu düzenlediklerini söyleyen Çelikörs, "Hastalarımıza yan flüt konseri düzenledi arkadaşlar ve hastalarımız da gayet memnun oldu. Moralleri düzeldi. Bu hastanede her şey tam anlamıyla dört dörtlük diyebilirim. Cihazlarımız yeni, sıfır cihazlar. Tüm ekipman sıfır ve son model. Teknik açıdan da oldukça iyi. Ekibimiz eğitimli ve deneyimli bir ekip. Hastalarımıza en iyi şekilde hizmet vermeye çalışıyoruz" dedi. Hemşire yan flütle destek oluyor Diyaliz hastalarına müzikle moral veren hemşire Nimet Sönmez ise yan flüt eğitimi aldığını ve bu yeteneğini mesleğiyle birleştirdiğini ifade etti. Döşemealtı Devlet Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Bekir Çavuşoğlu’nun önerisiyle böyle bir etkinlik düzenlediklerini aktaran Sönmez, şunları söyledi: "Yaklaşık 1,5-2 yıldır yan flüt dersi alıyorum. Hâlâ öğrenme aşamasındayım. Enstrüman ve müzikle alakam var, seviyorum. Bizim aslında hastane olarak birimlerimizde moral ve motivasyona ihtiyacı olan çok fazla birimlerimiz var. Diyaliz de bunlardan biriydi. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürümüz Bekir Çavuşoğlu, Benim de yan flüt çaldığımı bilerek böyle bir fikir sundu. Biz de böyle bir konser verelim dedik." Hem sağlık çalışanı olup hem de müzikle destek sunmasının şaşkınlıkla karşılandığını söyleyen Sönmez, "Aynı zamanda sağlık çalışanı olduğum için biraz şaşırıyor arkadaşlar. Şimdilik iyi. Herhangi bir olumsuz tepkiyle karşılaşmadım. Henüz öğrenme aşamasında olduğum için gelen tepkilere mutlu oluyorum. Çünkü kendimi duyamadığım için daha onların verdiği tepkilerle ne seviyede olduğumu birazcık anlıyorum. Ama öğrenmeye devam tabii ki" diye konuştu. "Böyle bir etkinliği beklemiyordum" Diyaliz tedavisi gören hastalardan 23 yaşındaki Esra Şimşek ise müzik etkinliğinin kendisini olumlu etkilediğini dile getirdi. Sekiz yıldır diyalize girdiğini ve böbrek nakli beklediğini belirten Şimşek, "Burada aldığım hizmetten memnunum, Allah’a şükür şimdilik bir sıkıntımız yok. Doktorlarımız, hemşirelerimiz sıcak kanlı. O açıdan motivasyon oluyor" dedi. Müzik etkinliğinin kendisi için sürpriz olduğunu ifade eden Şimşek, "Evet, bayağı bir farklı etkinlik oldu. Böyle bir etkinliği beklemiyordum, güzel geldi. Müzik çok güzeldi" ifadelerini kullandı.
Antalya’da diyaliz merkezinde notalarla tedavi
02 Haziran 2025 Pazartesi - 12:58 Antalya’da diyaliz merkezinde notalarla tedavi Antalya Döşemealtı Devlet Hastanesi’nde tedavi gören diyaliz hastalarına moral desteği sağlanıyor. Uzun süreli tedavi süreçlerinde ihtiyaç duyulan motivasyon, sağlık çalışanı hemşirenin gerçekleştirdiği yan flüt konseriyle hastalara ulaşıyor. Geçen yıl hizmete açılan Antalya Döşemealtı Devlet Hastanesi’nde 19 Mart’tan bu yana hizmet veren Hemodiyaliz Ünitesi’nde hastalar için farklı bir uygulamaya başlandı. Hem müzikle moral bulmaları hem de tedavi sürecinin daha verimli geçmesi amacıyla sağlık çalışanları tarafından müzik sunumu gerçekleştiriliyor. Hastalar arasında diyalize yeni başlayanların yanı sıra uzun süredir tedavi görenler de bulunuyor. "Moral motivasyon çok önemli" Döşemealtı Devlet Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesi’nde geçici görevle bulunan 35 yıllık hemodiyaliz hekimi Saadet Çelikörs, moral desteğinin tedavi sürecindeki önemine dikkat çekti. Yeni açılan ünitede 19 Mart’tan bu yana hasta kabulüne başlandığını belirten Çelikörs, şu ifadeleri kullandı:"1 aydır Döşemealtı Devlet Hastanesi’nde geçici görev yapıyorum. Burası yeni açılan bir hastane ve çok beğendim. Hemodiyaliz Ünitesi de yeni açıldı, 19 Mart’tan itibaren hasta alınmaya başlandı. Şu an 10 hastaya hizmet vermekteyiz, bayramdan sonra 20 hasta programladık. 20 hastaya hizmet veren güzel bir merkez. Diyaliz hastalarımızın arasında diyalize yeni başlayan hastamız da var. Onun haricinde 2 yıldır, 3 yıldır, 5 yıldır diyalize giren hastalarımız var. Bizim hastalarımız için moral motivasyon çok çok önemli." Hastaların tedavi sürecine katkı sağlamak amacıyla müzik sunumu düzenlediklerini söyleyen Çelikörs, "Hastalarımıza yan flüt konseri düzenledi arkadaşlar ve hastalarımız da gayet memnun oldu. Moralleri düzeldi. Bu hastanede her şey tam anlamıyla dört dörtlük diyebilirim. Cihazlarımız yeni, sıfır cihazlar. Tüm ekipman sıfır ve son model. Teknik açıdan da oldukça iyi. Ekibimiz eğitimli ve deneyimli bir ekip. Hastalarımıza en iyi şekilde hizmet vermeye çalışıyoruz" dedi. Hemşire yan flütle destek oluyor Diyaliz hastalarına müzikle moral veren hemşire Nimet Sönmez ise yan flüt eğitimi aldığını ve bu yeteneğini mesleğiyle birleştirdiğini ifade etti. Döşemealtı Devlet Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Bekir Çavuşoğlu’nun önerisiyle böyle bir etkinlik düzenlediklerini aktaran Sönmez, şunları söyledi: "Yaklaşık 1,5-2 yıldır yan flüt dersi alıyorum. Hâlâ öğrenme aşamasındayım. Enstrüman ve müzikle alakam var, seviyorum. Bizim aslında hastane olarak birimlerimizde moral ve motivasyona ihtiyacı olan çok fazla birimlerimiz var. Diyaliz de bunlardan biriydi. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürümüz Bekir Çavuşoğlu, Benim de yan flüt çaldığımı bilerek böyle bir fikir sundu. Biz de böyle bir konser verelim dedik." Hem sağlık çalışanı olup hem de müzikle destek sunmasının şaşkınlıkla karşılandığını söyleyen Sönmez, "aynı zamanda sağlık çalışanı olduğum için biraz şaşırıyor arkadaşlar. Şimdilik iyi. Herhangi bir olumsuz tepkiyle karşılaşmadım. Henüz öğrenme aşamasında olduğum için gelen tepkilere mutlu oluyorum. Çünkü kendimi duyamadığım için daha onların verdiği tepkilerle ne seviyede olduğumu birazcık anlıyorum. Ama öğrenmeye devam tabii ki" diye konuştu. "Böyle bir etkinliği beklemiyordum" Diyaliz tedavisi gören hastalardan 23 yaşındaki Esra Şimşek ise müzik etkinliğinin kendisini olumlu etkilediğini dile getirdi. Sekiz yıldır diyalize girdiğini ve böbrek nakli beklediğini belirten Şimşek, "Burada aldığım hizmetten memnunum, Allah’a şükür şimdilik bir sıkıntımız yok. Doktorlarımız, hemşirelerimiz sıcak kanlı. O açıdan motivasyon oluyor" dedi. Müzik etkinliğinin kendisi için sürpriz olduğunu ifade eden Şimşek, "Evet, bayağı bir farklı etkinlik oldu. Böyle bir etkinliği beklemiyordum, güzel geldi. Müzik çok güzeldi" ifadelerini kullandı.