SAĞLIK
Antalya’da diyaliz merkezinde notalarla tedavi
02 Haziran 2025 Pazartesi - 12:58 Antalya’da diyaliz merkezinde notalarla tedavi Antalya Döşemealtı Devlet Hastanesi’nde tedavi gören diyaliz hastalarına moral desteği sağlanıyor. Uzun süreli tedavi süreçlerinde ihtiyaç duyulan motivasyon, sağlık çalışanı hemşirenin gerçekleştirdiği yan flüt konseriyle hastalara ulaşıyor. Geçen yıl hizmete açılan Antalya Döşemealtı Devlet Hastanesi’nde 19 Mart’tan bu yana hizmet veren Hemodiyaliz Ünitesi’nde hastalar için farklı bir uygulamaya başlandı. Hem müzikle moral bulmaları hem de tedavi sürecinin daha verimli geçmesi amacıyla sağlık çalışanları tarafından müzik sunumu gerçekleştiriliyor. Hastalar arasında diyalize yeni başlayanların yanı sıra uzun süredir tedavi görenler de bulunuyor. "Moral motivasyon çok önemli" Döşemealtı Devlet Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesi’nde geçici görevle bulunan 35 yıllık hemodiyaliz hekimi Saadet Çelikörs, moral desteğinin tedavi sürecindeki önemine dikkat çekti. Yeni açılan ünitede 19 Mart’tan bu yana hasta kabulüne başlandığını belirten Çelikörs, şu ifadeleri kullandı:"1 aydır Döşemealtı Devlet Hastanesi’nde geçici görev yapıyorum. Burası yeni açılan bir hastane ve çok beğendim. Hemodiyaliz Ünitesi de yeni açıldı, 19 Mart’tan itibaren hasta alınmaya başlandı. Şu an 10 hastaya hizmet vermekteyiz, bayramdan sonra 20 hasta programladık. 20 hastaya hizmet veren güzel bir merkez. Diyaliz hastalarımızın arasında diyalize yeni başlayan hastamız da var. Onun haricinde 2 yıldır, 3 yıldır, 5 yıldır diyalize giren hastalarımız var. Bizim hastalarımız için moral motivasyon çok çok önemli." Hastaların tedavi sürecine katkı sağlamak amacıyla müzik sunumu düzenlediklerini söyleyen Çelikörs, "Hastalarımıza yan flüt konseri düzenledi arkadaşlar ve hastalarımız da gayet memnun oldu. Moralleri düzeldi. Bu hastanede her şey tam anlamıyla dört dörtlük diyebilirim. Cihazlarımız yeni, sıfır cihazlar. Tüm ekipman sıfır ve son model. Teknik açıdan da oldukça iyi. Ekibimiz eğitimli ve deneyimli bir ekip. Hastalarımıza en iyi şekilde hizmet vermeye çalışıyoruz" dedi. Hemşire yan flütle destek oluyor Diyaliz hastalarına müzikle moral veren hemşire Nimet Sönmez ise yan flüt eğitimi aldığını ve bu yeteneğini mesleğiyle birleştirdiğini ifade etti. Döşemealtı Devlet Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Bekir Çavuşoğlu’nun önerisiyle böyle bir etkinlik düzenlediklerini aktaran Sönmez, şunları söyledi: "Yaklaşık 1,5-2 yıldır yan flüt dersi alıyorum. Hâlâ öğrenme aşamasındayım. Enstrüman ve müzikle alakam var, seviyorum. Bizim aslında hastane olarak birimlerimizde moral ve motivasyona ihtiyacı olan çok fazla birimlerimiz var. Diyaliz de bunlardan biriydi. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürümüz Bekir Çavuşoğlu, Benim de yan flüt çaldığımı bilerek böyle bir fikir sundu. Biz de böyle bir konser verelim dedik." Hem sağlık çalışanı olup hem de müzikle destek sunmasının şaşkınlıkla karşılandığını söyleyen Sönmez, "aynı zamanda sağlık çalışanı olduğum için biraz şaşırıyor arkadaşlar. Şimdilik iyi. Herhangi bir olumsuz tepkiyle karşılaşmadım. Henüz öğrenme aşamasında olduğum için gelen tepkilere mutlu oluyorum. Çünkü kendimi duyamadığım için daha onların verdiği tepkilerle ne seviyede olduğumu birazcık anlıyorum. Ama öğrenmeye devam tabii ki" diye konuştu. "Böyle bir etkinliği beklemiyordum" Diyaliz tedavisi gören hastalardan 23 yaşındaki Esra Şimşek ise müzik etkinliğinin kendisini olumlu etkilediğini dile getirdi. Sekiz yıldır diyalize girdiğini ve böbrek nakli beklediğini belirten Şimşek, "Burada aldığım hizmetten memnunum, Allah’a şükür şimdilik bir sıkıntımız yok. Doktorlarımız, hemşirelerimiz sıcak kanlı. O açıdan motivasyon oluyor" dedi. Müzik etkinliğinin kendisi için sürpriz olduğunu ifade eden Şimşek, "Evet, bayağı bir farklı etkinlik oldu. Böyle bir etkinliği beklemiyordum, güzel geldi. Müzik çok güzeldi" ifadelerini kullandı.
Unutkanlıkla başa çıkmanın yolları: "Her yaşta görülebilir, önlem alınmalı"
02 Haziran 2025 Pazartesi - 12:25 Unutkanlıkla başa çıkmanın yolları: "Her yaşta görülebilir, önlem alınmalı" Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Özden Yener Çakmak, unutkanlıkla başa çıkmanın yollarını anlattı. Unutkanlık, sadece yaşlılıkla ilişkilendirilen bir sorun olmaktan çıkıyor. Genç yaşlarda da sıkça karşılaşılan bu durum, zamanla yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Yaş ilerledikçe beyinde de yaşlanma belirtilerinin başladığını ifade eden Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Özden Yener Çakmak, "İnsanlar yaşlandıkça beyin de dahil olmak üzere tüm vücut sistemlerinde değişiklikler olur. Bu değişimler, bilgileri hatırlamakta zorlanma, eşyaların yerini karıştırma veya fatura ödemeyi unutma gibi günlük hayatta küçük ama önemli etkiler oluşturabilir" dedi. Unutkanlığın sadece ileri yaşlarda değil, genç bireylerde de çeşitli nedenlerle ortaya çıkabildiğini belirten Çakmak, "Stres, depresyon, vitamin eksiklikleri, ağır diyetler, tiroid hastalıkları ya da bazı ilaçların uzun süreli kullanımı gençlerde unutkanlığa yol açabiliyor. Bu nedenle yalnızca yaşlı bireylerin değil, gençlerin de bu konuda bilinçli olması gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Zihni aktif tutmak şart" Unutkanlıkla mücadelede alınabilecek basit önlemler olduğunu vurgulayan Çakmak, "Zihinsel olarak aktif kalmak büyük önem taşıyor. Yeni bir hobi edinmek, günlük işleri planlamak, yapılacaklar listeleri oluşturmak ve önemli eşyaları her gün aynı yere koymak gibi alışkanlıklar unutkanlığı azaltabilir. Sosyal ilişkileri sürdürmek, aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek de beyin sağlığını destekler" şeklinde konuştu. Egzersiz ve beslenme beyin sağlığını destekliyor Fiziksel egzersizin unutkanlık üzerindeki olumlu etkilerine de değinen Uz. Dr. Çakmak, "Düzenli yapılan egzersiz, beynin yeterli oksijen almasını sağlayarak hafızayı güçlendirir. Yürüyüş, yüzme, yoga gibi aktiviteler önerilirken, aşırı fiziksel efor gerektiren sporlardan kaçınılmalıdır" dedi. Dengeli beslenmenin de hafıza üzerinde doğrudan etkili olduğunu kaydeden Çakmak, "B vitamini, Omega-3 ve kaliteli karbonhidrat içeren besinlerin tüketimi beyin fonksiyonları için çok önemlidir. Aynı zamanda kaliteli bir uyku düzeni ile zihinsel egzersizlerin –bulmaca çözmek, hafıza oyunları oynamak gibi– günlük rutine dahil edilmesi, unutkanlığı önlemeye yardımcı olur" diye konuştu. Bu belirtiler varsa dikkat Unutkanlığın bazı durumlarda daha ciddi bir sorunun belirtisi olabileceğine dikkat çeken Çakmak, "Aynı soruların sık sık tekrarlanması, tanıdık yerlerde kaybolmak, tarifleri veya talimatları uygulamakta zorlanmak, zaman ve yer kavramında karışıklık yaşamak ve kişisel bakımın ihmal edilmesi gibi durumlar varsa, mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulmalıdır" uyarısında bulundu. Tedavi mümkün, erken teşhis şart Unutkanlığın tedavisinde çeşitli yöntemlerin kullanılabildiğini belirten Uz. Dr. Özden Yener Çakmak, "İlaç tedavisi, bilişsel terapi, egzersiz, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi gibi farklı yaklaşımlar uygulanabiliyor. Ancak altta yatan nedenin erken dönemde belirlenmesi, tedavi sürecinin başarısını artırır. Unutkanlık günlük yaşamı etkileyecek düzeye gelmişse, mutlaka uzman desteği alınmalıdır" ifadelerini kullandı.
Bayburt Devlet Hastanesinde Mayıs ayında muayene edilenlerin sayısı 50 bine yaklaştı
02 Haziran 2025 Pazartesi - 12:07 Bayburt Devlet Hastanesinde Mayıs ayında muayene edilenlerin sayısı 50 bine yaklaştı Bayburt Devlet Hastanesi, Mayıs ayında hastaneye başvuran kişi sayısını açıkladı. Açıklanan sayılara göre muayene edilenlerin sayısı 45 bini geçerek, 47 bin 657 kişiye ulaştı. Geçen ay 42 bin 516 kişi hastanede muayene edilirken, bu ay hastaneye başvuran sayısında 5 bin 141 kişilik artış görüldü. Acil servise başvuran sayısının bu ay bir hayli arttığı verilere göre, bir diğer artışta çocuk polikliniğinde yaşandı. Nisan ayında çocuk polikliniğine 2 bin 403 çocuk muayene edilmek üzerine getirilirken, bu ay bu sayı 2 bin 692 olarak kayıtlara geçti Öte yandan en çok muayenenin yapıldığı poliklinik 4 bin 447 ile iç hastalıkları polikliniği oldu. 01-31 Mayıs tarihleri arasında yapılan muayene sayıları şöyle: Uzman Aile Hekimliği: Bin 16 Anestezi Polikliniği: 302 Beyin Cerrahi: Bin 457 Cildiye Polikliniği: 905 Çocuk Cerrahisi: 302 Çocuk Polikliniği: 2 bin 692 Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı: 291 Enfeksiyon Hastalıkları: 569 Fizik Tedavi Polikliniği: Bin 284 Genel Cerrahi Polikliniği: Bin 800 Göğüs Cerrahisi Polikliniği: 164 Göğüs Hastalıkları: Bin 427 Göz Hastalıkları Polikliniği: 3 bin 118 İç Hastalıkları Polikliniği: 4 bin 447 Kadın Hastalıkları Polikliniği: 2 bin 375 Kalp Damar Cerrahisi: 296 Kardiyoloji Polikliniği: 2 bin 85 Kulak Burun Boğaz Polikliniği: 2 bin 22 Nöroloji Polikliniği: Bin 548 Ortopedi Polikliniği: 3 bin 326 Plastik Cerrahi Polikliniği: 222 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği: Bin 100 Üroloji Polikliniği: 652 Acil servis hastası: 14 bin 363 Yapılan Ameliyat Sayısı: 328 Yapılan Lokal Ameliyat Sayısı: 83 Yapılan Endoskopi Sayısı: 171 Yapılan Kolonoskopi sayısı: 22 Toplam Yapılan Anjiyo Sayısı: 87 Gebe Okulu Danışanı Sayısı: 25 Toplamda; Mhrs Randevulu: 15 bin 42 Mhrs Dışı Ayaktan: 18 bin 252 Toplam Ayaktan Bakılan Hasta Sayısı: 47 bin 657
Parkinson erken teşhisle kontrol altına alınabilir
02 Haziran 2025 Pazartesi - 12:05 Parkinson erken teşhisle kontrol altına alınabilir Modern yöntemlerle erken dönemde teşhis edilebilen Parkinson’un kontrol altına alınması için birçok tedavi seçeneğinin bulunduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Hikmet Dolu, "Hastalıkla baş edebilmek için öncelikle ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Bu tedaviye yanıt alınamaması veya tedaviye zaman içinde direnç gelişmesi halinde cerrahi tedavi tercih edilir" dedi. Liv Hospital Samsun Nöroloji Uzm. Dr. Hikmet Dolu, bilgilendirmelerde bulundu. Parkinson’un tanımı yapan Uzm. Dr. Dolu, "Hareketlerde yavaşlama ve titreme ile başlayan, tedavi edilmezse zaman içinde hastayı yatağa bağımlı hale getirebilen Parkinson, hayat kalitesini bozan bir hastalık olarak tanımlanabilir. Modern yöntemlerle erken dönemde teşhis edilebilen Parkinson’un kontrol altına alınması için birçok tedavi seçeneği bulunur. Parkinson, çoğunlukla vücudun bir tarafında hareketlerin ileri derecede yavaşlaması (bradikinezi), genellikle istirahat halindeyken görülen titreme (tremor), kasların düzensiz ve istemsiz kasılması sonucu oluşan vücutta sertlik hissi (rijidite) ve postür (duruş) bozukluklarıyla ortaya çıkar. Hastalıkla baş edebilmek için öncelikle ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Bu tedaviye yanıt alınamaması veya tedaviye zaman içinde direnç gelişmesi halinde cerrahi tedavi tercih edilir" diye konuştu. "Hareketlerde azalma görülebilir" Parkinson’un belirtilerinden bahseden Uzm. Dr. Dolu, "Parkinson hastalığı hemen hemen her zaman vücudun bir yarısında (daha sıklıkla sol taraf, hemiparkinsonizm) başlar, yıllar içinde diğer tarafa da geçer. Temel belirtisi, hareketlerde yavaşlama ve/veya titremedir yani tremordur. Sıklıkla tek tarafta, istirahat halinde ortaya çıkan elde veya ayakta titreme ve eklem hareketlerinde katılıkla kendini gösterir. Zamanla yürürken tek veya iki taraflı kol sallanma hareketlerinde azalma veya kayıp, adımlarda küçülme, yürümeye başlamada zorluk, düğme iliklemek ya da açmakta zorlanma, yatakta dönme ya da otururken kalkmada güçlük Parkinson’un belirtileri arasındadır. Maske (donuk yüz) yüz ifadesi, alçak ve kısık ses tonuyla konuşma, el yazısında küçülme, öne doğru eğilme/kamburlaşma olabilir. Parkinson hastalığında beyinden kaynaklanan hareket bulgularından başka hareket haricinde belirti ve şikâyetler de izlenir. Bunlar kabızlık, kan basıncının düşmesi, depresyon, uyku bozuklukları, huzursuz bacak sendromu ve koku duyusunun kaybıdır. Hastalığının orta ve ileri evrelerinde yürüyüş bozuklukları, denge kusurları, harekette donmalar ortaya çıkar, bunu düşmeler izleyebilir. Nadiren de olsa bazı hastalarda bu tabloya bunama (demans) da eklenir" şeklinde konuştu. "İlaç tedavisi uygulanabilir" Parkinson tedavisinde öncelikle ilaçların kullanıldığını söyleyen Uzm. Dr. Dolu, "İlaçlarla beklenen yanıtın alınamadığı hastalarda veya zamanla ilaçların faydasının azaldığı durumlarda cerrahi tedavi uygulanabilir. İlaç tedavisi beyinde azalmış olan dopaminerjik geçişi artırmaya yöneliktir. Yani Parkinson ilacı, dopamini artırmaya yöneliktir. Bu amaçla, beyinde dopamin miktarını artıran ilaçlar tedavide kullanılır. Ancak Parkinson ilaçlarının uzun süre ve/veya yüksek dozlarda kullanımı ile hastalarda kısa süreli aşırı hareketlilik şeklinde dalgalanmalar, tam yanıtsızlık (off periyodu) ya da istemsiz hareketler (diskinezi) görülebilir. Bu ilaçları kullanan hastalarda ortalama yüzde 5-7 arasında ortaya çıkabilen bu durumları geciktirmek için rahatsızlığın başlangıcında hastaya yanıtın alınabildiği en düşük doz verilmelidir. Hasta 65 yaşın altındaysa ve bunama yoksa, tedaviye dopamin etkisini taklit eden ‘dopamin agonisitleri’ ile de başlanabilir veya tedaviye ek olarak kullanılabilir. Titreme, bunama, depresyon, uyku bozukluğu şikâyetleri görülürse bu şikâyetler için başka bir tedavi stratejileri planlanabilir. Hastaların üçte biri ilaç tedavisi ile uzun yıllar iyi cevap alınan ve yaşamlarında önemli bir kısıtlama olmadan yaşayabilen kişilerdir. Kalan grubun bir kısmında ilaca cevap kısıtlıdır. Doz arttırıldıkça yan etkiler, zamanla da ilaca cevapsızlık görülebilir" ifadelerini kullandı. "İlaç tedavisine yanıt alınmazsa cerrahi tedavi tercih edilebilir" İlaç tedavisinden fayda görmeyen hastalarda cerrahi tedaviye başvurabileceklerine dikkat çeken Uzm. Dr. Dolu, şunları söyledi: "Özellikle son 15-20 yıldır ilaç tedavisine cevap vermeyen hastalarda, cerrahi seçenek önerilir. Amaç beyinde hareketimizle ilgili merkezlerde azalan elektriksel uyarının cilt altına yerleştirilen bir kaç cm’lik jeneratör aracılığı ile oluşturulmasıdır. Kalp pili benzeri bir mantık ile düşünülebilir. Uygulamanın tıbbı adı, derin beyin stimülasyonudur."
Tek tip diyetler tarih oluyor
02 Haziran 2025 Pazartesi - 10:59 Tek tip diyetler tarih oluyor Dr. Öğr. Üyesi Diyetisyen Enver Çıracı, son yıllarda kişiye özel beslenme yaklaşımlarının bilimsel temellerle daha da güçlendiğini belirterek, "Artık ‘herkese uyan tek diyet’ anlayışı geride kaldı. Genetik yapı ve bağırsak mikrobiyotası, beslenme planlarının temel rehberleri hâline geldi" dedi. Biruni Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Diyetisyen Enver Çıracı, yaptığı açıklamada, özellikle son 10-15 yılda genetik bilimindeki gelişmelerin ve mikrobiyota araştırmalarının, bireylerin aynı besinlere verdiği farklı tepkileri açıklamaya başladığını söyledi. "Danışanlarım sıkça ‘Aynı yemeği yiyoruz ama ben kilo alırken arkadaşım almıyor’ gibi sorularla geliyor. Bunun temelinde genetik farklılıklar ve mikrobiyotamız yatıyor" diyen Çıracı, bu alanların sağlıkta devrim niteliğinde gelişmelere kapı araladığını vurguladı. Yediklerimiz genlerimizi nasıl etkiliyor Nutrigenomik biliminin, bireylerin yedikleri gıdaların genetik yapıları üzerindeki etkilerini incelediğini ifade eden Çıracı, "Örneğin brokoli, bazı bireylerde kansere karşı koruyucu olabilirken, bazı tiroid hastalarında ters etki oluşturabiliyor. Bu nedenle beslenme planları bireyin genetik yapısına göre hazırlanmalı" diye konuştu. Bazı bireylerin karbonhidratlara genetik olarak daha hassas olduğunu, kimilerinin ise doymuş yağları zor metabolize ettiğini kaydeden Çıracı, genetik testlerin bu eğilimleri ortaya çıkardığını ve bu doğrultuda kişiselleştirilmiş bir yol izlenebildiğini dile getirdi. Nutrigenomik kimler için daha uygun Dr. Öğr. Üyesi Enver Çıracı, genetik testlerin aslında herkes için uygulanabilir olduğunu ancak bazı durumlarda çok daha anlamlı sonuçlar verdiğini vurguladı. Özellikle uzun süredir kilo veremeyen, kronik yorgunluk yaşayan, sindirim sorunlarıyla sık karşılaşan bireylerde veya ailesinde diyabet, kalp hastalığı gibi kronik hastalık öyküsü bulunan kişilerde bu testlerin ciddi fayda sağlayabileceğini belirtti. "Eğer klasik diyetlerde zorlanıyorsanız, vücudunuzun genetik diliyle konuşmanın zamanı gelmiş olabilir" diyen Çıracı, nutrigenomik analizlerin bireyin kendi bedenini tanımasında önemli bir rehber sunduğunun altını çizdi. Bağırsaklar sadece sindirim sistemi değil Bağırsaklarda yaşayan trilyonlarca bakteriden oluşan mikrobiyota ekosisteminin de sağlığın gizli anahtarlarından biri olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Enver Çıracı, "Mikrobiyota sadece sindirimi değil; bağışıklık sistemini, hormon dengesini ve ruh halini bile etkileyebilir" ifadelerini kullandı. Mikrobiyotanın bozulmasının şişkinlik, cilt problemleri, gıda intoleransları ve ruh hali değişimleri gibi belirtilerle kendini gösterebileceğini anlatan Çıracı, fermente gıdalar, lifli besinler ve stres yönetiminin mikrobiyota sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu söyledi. Geleceğin beslenmesi kişiye özel olacak Kişiselleştirilmiş beslenmenin sadece kilo kontrolü değil, bağışıklık sistemi ve hastalıklara karşı direnç açısından da önemli bir araç hâline geldiğini vurgulayan Çıracı, Avrupa ve ABD’de birçok klinikte nutrigenetik testlerin artık standart uygulamalar arasında yer aldığını ifade etti. Genetik testlerin mutlaka uzman rehberliğinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çıracı, "Genetik veriler, yaşam tarzı, çevresel faktörler ve mikrobiyota ile birlikte anlam kazanır. Bu nedenle testler bir sonuç değil, bir başlangıçtır" dedi. Bilimsel temelli danışmanlık şart Beslenmesinde sürekli sorun yaşayan bireylerin, öncelikle bilimsel değerlendirme yapabilen uzmanlara başvurmaları gerektiğini kaydeden Çıracı, "Kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel temelli ve kişiye özel yaklaşımlar tercih edilmeli. Çünkü herkesin genetik dili ve mikrobiyotası farklıdır" uyarısında bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Enver Çıracı, sözlerini şöyle tamamladı: "Genetik mirasımızı değiştiremeyiz; ancak onunla nasıl yaşayacağımızı seçebiliriz. Nutrigenomik ve mikrobiyota bilimi, sağlıklı yaşama giden yolda bedenimizin bize sunduğu rehberlerdir. Bu sessiz ama güçlü sinyalleri artık daha fazla görmezden gelmemeliyiz."
Çocukluk çağı kanserleri yüksek oranda tedavi edilebiliyor
02 Haziran 2025 Pazartesi - 10:49 Çocukluk çağı kanserleri yüksek oranda tedavi edilebiliyor Çocukluk çağı kanserleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Tezer Kutluk, günümüzde bu hastalıkların yüzde 85 oranında tedavi edilebildiğini belirtti. Kutluk, çocukları katkı maddeleri bulunan gıdalardan uzak tutmanın erişkinlik dönemlerinde bu hastalıktan korunmaları açısından önemli olduğunu vurguladı. Dünyada 2025 yılında 21 milyon kişinin kanser tanısı alacağı öngörülürken; her yıl 400 bin kadar da çocukluk çağı kanseri beklendiğine dikkat çeken Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, "Ülkemizde ise her yıl 0-14 yaş çocuk ve gençlerde 3 bin 500 kanserin görülmesi beklenmektedir. Çocuklarda görülen kanserlerin tipleri, erişkin kanserlerinden farklıdır. Bu kanserlerin üçte birini lösemiler oluştururken, bunu lenfoma ve beyin tümörleri, nöroblastom gibi tümörler takip etmektedir. Osteosarkom ve Ewing sarkomu gibi kemik tümörleri, rabdomyosarkom ve diğer yumuşak tümörleri, Wilms tümörü, germ hücreli tümörler, retinoblastom ve karaciğer tümörleri de çocuklarda görülen diğer kanserler arasındadır. Ayrıca nadir tümörler de çocuklarda sık tartışılan konular arasındadır" ifadelerini kullandı. Tedavilerde başarı oranı yüzde 85’e ulaştı Çocuk ve ergenlik çağı kanserlerinde tedavi başarılarının erişkin kanserlerine göre daha da iyi durumda olduğuna değinen Prof. Dr. Tezer Kutluk şöyle söyledi: "Tedavide başarı oranı 1960’lı yıllarda yüzde 25’ken, günümüzde yüzde 85 düzeyine erişmiştir. Yakın yıllarda hedefe yönelik-bireyselleştirilmiş tedavilerin çocuk kanserlerinde daha da yaygın kullanıldığını göreceğiz ve tedavi başarıları daha da yukarıya çıkacaktır." Bu belirtilere dikkat Çocukluk çağında kanser belirtilerinin farklı olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Tezer Kutluk, şöyle devam etti: "Vücutta bezelerin büyümesi, morluklar, kanamalar, düşmeyen ateş, lösemi-lenfoma grubu hastalıklara işaret edebilir. Beyin tümörlerinde ise açıklanamayan ve devam eden sabah kusmaları, nöbet-havale, kuvvet azlığı ya da kaybı, gözlerde kayma, açıklanamayan süreğen baş ağrıları başlıca belirtilerdir. Diğer tümörler bulunduğu yere göre bulgu verirler. Örneğin Wilms tümörü ve nöroblastom’da karın şişliği, karında kitle-sertlik ele gelmesi dikkati çeker. Kemik tutulumu varsa kemik ağrıları görülebilir. Retinoblastoma’da beyaz göz yansıması dikkat çekicidir. Çocuk kanserlerinde önerilen standart bir tarama yöntemi yoktur. Her sağlam bebeğin-çocuğun-gencin periyodik düzenli kontrollerinin yapılması zaten gereklidir. Bu nedenle anne ve babalara çocuklarının düzenli kontrol muayenelerini aksatmamalarını öneriyoruz. "Obeziteye karşı korunmak gerekir" Çocuk kanserlerine karşı özel koruma yöntemlerinin bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Tezer Kutluk, "Ancak kilo fazlalığı ve obezitenin önlenmesi çocukları gelecek yaşamlarında kalın barsak, meme, uterus gibi bazı kanserlerden koruyacaktır. Bu nedenle obezitenin önlenmesine yönelik beslenme alışkanlıkları çocukluktan itibaren şekillenmektedir. Aşırı tuz ve kaloriden kaçınmak gerekmektedir" dedi. Katkı maddeleri uyarısı Ruhsatlı, içeriği devletin resmi kurumlarında yapılan, ambalajında doğru bilgilerin yer aldığı ürünler tüketilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Tezer Kutluk, "Gıda katkı maddeleri ile çocuk kanserleri ile doğrudan ilişki söylenmese de içeriği bilinen gıdaların tercih edilmesi, aşırı kullanımdan kaçınılması başlıca tedbirlerden sayılabilir. Tarım ürünlerinde zararlı kimyasalların kullanımının sınırlandırılması önemlidir. Bu tedbirler çocukları erişkin yaşamlarındaki kanserden korumak için önemlidir. Ayrıca çocukluk çağı kanserlerinde genetik faktörlerin rolü erişkin kanserlerine göre daha belirgindir" şeklinde konuştu.
Sağlık Bakanı Memişoğlu, Denizli Şehir ve Acil Durum Hastanesini inceleyecek
02 Haziran 2025 Pazartesi - 09:52 Sağlık Bakanı Memişoğlu, Denizli Şehir ve Acil Durum Hastanesini inceleyecek Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun 5 Haziran 2025 Perşembe günü Denizli Şehir Hastanesi ve Acil Durum Hastanesi inşaat alanında incelemelerde bulunulacak. Denizli’ye geleceğini duyurdu. Başkan Subaşıoğlu, ‘‘Sağlık Bakanımızın Denizli’ye ziyareti, ilimizdeki sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik atılacak adımların belirlenmesi noktasında önemli bir fırsat. Bakanımızı Denizli’de ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz’’ dedi. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Denizli’ye geliyor. AK Parti Denizli İl Başkanı Muhammet Subaşıoğlu, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Memişoğlu’nun Denizli ziyaretiyle ilgili bilgi verdi, 5 Haziran 2025 Perşembe Günü Denizli’de olacağını duyurdu. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Memişoğlu ilk olarak Denizli Valiliği’ni ziyaret edecek. Ziyaret sonrası Şehir Hastanesi ve Acil Durum Hastanesi İnşaat alanında incelemelerde bulunulacak. Gerçekleştirilecek olan incelemelerin ardından ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı Yöneticileri’ toplantısı yapılacak ve ardından da Denizli Devlet Hastanesi ziyaret edilecek. ‘‘Bakanımızın Denizli ziyareti oldukça önemli’’ AK Parti İl Başkanı Muhammet Subaşıoğlu, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Memişoğlu’nun ziyaretiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Başkan Subaşıoğlu, ‘‘Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun Denizli’mize yapacağı ziyaret, şehrimizdeki sağlık hizmetlerinin mevcut durumunun değerlendirilmesi ve vatandaşlarımıza daha da kaliteli sağlık hizmeti verilmesi açısından yapılacak uygulamaların tespiti için büyük önem taşıyor. Bakanımız ilimizde hizmete almaya çok yakın olduğumuz Şehir Hastanesi ve Acil Durum Hastanesi’nde incelemelerde bulunacak. Şehrimizdeki sağlık hizmetlerinin mevcut durumu ile ilgili değerlendirmeler yapılacak. Sağlık Bakanımızın Denizli’ye ziyareti, ilimizdeki sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik atılacak adımların belirlenmesi noktasında önemli bir fırsat. Bakanımızı Denizli’de ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bizler AK Parti olarak vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak ve hizmet kalitesini artırmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz’’ dedi. AK Parti Denizli İl Başkanı Muhammet Subaşıoğlu, Denizli’ye kazandırılacak olan Şehir Hastanesi ve Acil Durum Hastanesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti.
Kurban Bayramı yaklaşıyor, kene riski artıyor
02 Haziran 2025 Pazartesi - 09:49 Kurban Bayramı yaklaşıyor, kene riski artıyor Yaz aylarıyla birlikte Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığında vaka sayılarında artış yaşanıyor. Uzmanlar, özellikle Kurban Bayramı’nda kırsal bölgelerde bulunacak vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyarıyor. 2002 yılından bu yana Türkiye’de görülen ve endemik hastalıklar arasında yer alan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, yaz aylarında vaka artışıyla tekrar gündeme geldi. Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Prof. Dr. Faruk Karakeçili, Haziran ve Temmuz aylarında hastalığın pik yaptığını ve özellikle kırsal bölgelerde riskin yüksek olduğunu vurguladı. Bu yıl mevsim geçişinin uzun sürdüğünü belirten Prof. Dr. Faruk Karakeçili, "Havanın uzun süre soğuk gitmesi vaka artışını geciktirdi, ancak Haziran, Temmuz aylarında vaka sayılarının artmasını bekliyoruz. Geçtiğimiz hafta bir vakaya tanı konurken, bu hafta içinde 7 şüpheli başvurusu yapıldı ve 4 pozitif vaka tespit edildi. Şu anda hastalardan ikisi taburcu edilirken, ikisi hastanede tedavi altında" dedi. Belirtiler sinsi, dikkat şart Hastalığın belirtilerinin soğuk algınlığı, grip ve diğer basit enfeksiyonlarla karışabildiğini belirten Karakeçili, "Hastalık çok ani başlar. Bu bizim için önemli bir uyarıdır. Fakat grip, üşüme gibi belirtilerle karıştığı için dikkatli olunması gerekiyor" ifadelerini kullandı. Kene kırma riskli Hastalığın temel bulaşma yolunun keneler olduğunu belirten Karakeçili, çıplak elle kenelerin çıkarılmasının büyük bir hata olduğunu ve hastalığın yayılmasında bu yöntemin etkili olabildiğini belirtti. Karakeçili, "Ne kadar uyarsak da maalesef vatandaşlarımız hala çıplak elle keneyi koparıp ezmeye çalışıyor. Bu büyük risk" diyerek vatandaşları en yakın sağlık kuruluşuna gitmeleri hususunda uyardı. Kurban Bayramı yaklaşıyor risk artıyor Haziran ayında Kurban Bayramı’nın da olması nedeniyle hayvan teması ve kırsal bölgelere hareketliliğin artacağını vurgulayan Karakeçili, keneye karşı önlemlere daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini özellikle çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların risk grubunda olduğunu belirtti. Keneden korunma yöntemleri Vatandaşlara keneden korunmak için önerilerde bulunan Karakeçili, özellikle açık renkli kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini kaydetti. Karakeçili, "Sandalet yerine kapalı ayakkabılar giyilmeli, pantolon paçaları çorap içine sokulmalı, kırsal bölgeden dönüşte vücut dikkatlice kontrol edilmeli, kene ile temas halinde en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı" şeklinde konuştu.