Son Dakika
|
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Tepebaşı’nda şirket kurup paraları kripto hesaplara aktarmışlar
MSB'den deniz yetki alanları kanun çalışması açıklaması
Tepebaşı Belediyesi’ne operasyon
Rusya'dan Ukrayna'ya 56 füze ve 670'ten fazla İHA ile saldırı: 1 ölü
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Osmaniye’de sağanak: Evleri ve tarlaları su bastı
Marketten alınan çiğköfte öğrencileri zehirledi
Sunrooftan çıktı, ceza yiyince beddua etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan TDT zirvesi için Türkistan’da
Trump: "Xi, ABD’yi gerileyen bir ülke olarak görmekte haklıydı"
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
Ordu’da yedikleri yemek sonrası rahatsızlanan 21 işçi hastanelik oldu
SAĞLIK
Muş Devlet Hastanesi’nde "Vefa Masası" kuruldu
15 Mayıs 2026 Cuma - 19:26:09
Muş Devlet Hastanesi’nde şehit aileleri, gaziler, engelli bireyler ve 65 yaş üstü vatandaşların hastane işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla "Vefa Masası" hizmete açıldı. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin girişimleri sonucu, Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile Muş Devlet Hastanesi Başhekimliği iş birliğinde kurulan "Vefa Masası", vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını hedefliyor. Uygulama kapsamında hastane içerisindeki işlemlerde destek sağlanacak, yaşanan sorunların çözümü için rehberlik hizmeti verilecek. Açılış programında konuşan Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, Engelliler Haftası kapsamında hayata geçirilen uygulamanın önemli bir sosyal destek hizmeti olduğunu belirtti. Ömür, engelli bireyler, şehit aileleri, gaziler ve yaşlı vatandaşların hastaneye girişlerinden çıkışlarına kadar her aşamada destekleneceğini ifade ederek, devletin tüm vatandaşlara eşit sağlık hizmeti sunma sorumluluğu bulunduğunu söyledi. Muş Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Bedri Korkmaz ise kentte uzun süredir hissedilen önemli bir eksikliğin giderildiğini belirterek, engelli bireylerin yaşadığı sorunları doğrudan iletebileceği bir birimin kurulmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Korkmaz, uygulamanın engelli vatandaşların yanı sıra şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacağını dile getirdi. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Olcan da yapılan görüşmeler sonucunda projenin hayata geçirildiğini belirterek, destek veren Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yönetimine teşekkür etti. Olcan, "Vefa Masası"nın şehit aileleri, gaziler ve engelli bireyler için önemli bir hizmet olacağını ifade etti. Programa Muş Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Uzm. Dr. Ayşe Rümeysa Doğruyol, Muş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Yalçın Güzel, şehit ve gazi yakınları, gaziler, engelli bireyler ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 18:04
"Küresel panik yersiz, bireysel korunma şart"
Dünya gündemine oturan MV Hondius keşif gemisindeki hantavirüs vakaları, pandemilerin gölgesindeki kamuoyunda yeni bir endişe dalgasına neden oldu. Konuyu akademik bir perspektifle değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel virüsün yayılım dinamiklerini ve bulaşma risklerini mercek altına alarak kritik değerlendirmelerde bulundu. Pandemilerin ardından dünya, yeni bir virüs haberiyle bir kez daha tetikte. Arjantin’den ayrılan MV Hondius adlı keşif gemisinde görülen hantavirüs vakaları, İsviçre’den ABD’ye uzanan geniş bir temaslı takibini beraberinde getirdi. İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, merak edilen tüm soruları yanıtladı. "Bu virüs yeni bir düşman değil" Süreci değerlendiren Dr. Aylin Dağ Güzel, öncelikle hantavirüsün tarihsel arka planına dikkat çekerek, "Hantavirüsler aslında tıp dünyası için yeni değil. Biz bu grubu, Bunyaviridae ailesine mensup, zarflı RNA virüsleri olarak 1978 yılından beri yakından tanıyoruz. Temel olarak kemirgenler ve böcekçiller aracılığıyla yayılım gösteren bu virüslerin bugün tanımlanmış en az 40 türü bulunuyor. Her virüs tipi, kendine özgü bir kemirgen türüyle konakçılık ilişkisi kurar. Yani aslında doğada uzun yıllardır var olan zoonotik bir etkenden bahsediyoruz" dedi. "Andes virüsünü diğerlerinden ayıran kritik fark" MV Hondius gemisindeki vakaların neden bu kadar ses getirdiğine açıklık getiren Güzel, "Andes" türünün altını çizerek, "Şu an dünya gündemini meşgul eden asıl mesele, Arjantin’e özgü olan Andes Hantavirüsü (ANDV). Bu türü diğerlerinden ayıran çok kritik, hatta benzersiz bir nokta var: Andes virüsü, dünyada insandan insana bulaşabildiği belgelenmiş tek Hantavirüs türüdür. Gemiyle bağlantılı 8 vakanın 6’sının kesinleşmesi ve 3 kayıbın olması, virüsün vücut sıvılarında (kan, tükürük, idrar) tespit edilebilmesi endişeleri artırdı. Ancak literatürdeki veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları, bu karşılaştığımız MV Hondius gemisindeki vakaların insandan insana bulaşma sonucu olmadığı, hastalığın geçişinin bu yolla son derece nadir gerçekleştiğini gösteriyor. Şu an için yaygın ve süregelen bir pandemi riskinden bahsetmek doğru olmaz; ancak temaslı takibi ve izolasyon hayati önemdedir" diye konuştu. "İki farklı coğrafya, iki farklı hastalık" Hastalığın seyrine ve coğrafi dağılımına dair detaylı bilgi veren Dr. Güzel, "Hantavirüs dediğimizde tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Amerika kıtasında Sin Nombre ve Andes gibi virüsler, ağır akciğer tutulumu ve yüksek ölüm oranıyla seyreden Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu’na (HCPS) yol açıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa ve Asya coğrafyasında ise Puumala ve Dobrava gibi virüsler; ateş, kanama ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize olan Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) tablosuna neden oluyor" dedi. Türkiye için risk analizi ve korunma yolları Türkiye’deki durumu da değerlendiren Dr. Güzel, vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulundu: "Türkiye’de hantavirüslerin yaban hayatındaki kemiricilerdeki varlığı, ilk kez 2004 yılında yayınlanmış bir saha çalışmasında bildirilmiştir. Zonguldak-Bartın’da 2009’da da ilk vaka rapor edilmiştir. Ancak Türkiye’deki vakalar genellikle Avrupa tipi (Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş -HFRS) olup, ölüm oranları Amerika kıtasına kıyasla oldukça düşüktür. Genellikle kırsal alanlarda, atıl bırakılmış depolarda veya kemirgenlerin yoğun olduğu bölgelerde, virüslü atıkların solunmasıyla ortaya çıkan sporadik vakalar görüyoruz. Vatandaşlarımıza en büyük uyarım; kapalı, uzun süre kullanılmayan depo ve bodrum gibi alanlara girmeden önce mutlaka ortamı havalandırmalarıdır. Temizlik yaparken kuru süpürmeden kaçınılmalı, virüsün havaya karışmasını önlemek için ortam dezenfektanla ıslatılmalıdır. Riskli alanlarda maske (mümkünse N-95), koruyucu gözlük ve eldiven kullanımı bir seçenek değil, zorunluluktur." "Erken tanı hayat kurtarır" Hastalığın başlangıçta griple (influenza) çok kolay karıştırılabileceğini belirten Güzel, son olarak tedavi süreçlerine ilişkin şöyle dedi: "İlk evrede yüksek ateş, halsizlik ve şiddetli kas ağrıları görülür. Eğer kişi son dönemde kemirgenlerin bulunduğu bir ortamda bulunduysa ve bu belirtilere nefes darlığı veya böbrek ağrısı ekleniyorsa, vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şu an için onaylanmış bir aşımız ya da virüse özgü spesifik bir ilacımız yok. Ancak erken tanı sonrası sağlanan yoğun bakım desteği ve sıvı dengesinin korunması, hayatta kalma şansını en üst seviyeye çıkarıyor. Özetle; 12 Mayıs 2026 itibarıyla küresel bir panik havasına gerek yok, ancak bireysel korunma ve profesyonel izlem bugün her zamankinden daha önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 17:02
Kansere karşı sesler yükseldi: Sağlık, eğitim ve sanat tek çatı altında buluştu
KOCAELİ (İHA) – Kocaeli’de Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından kanserde farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen "S.E.S Projesi – Sağlık, Eğitim, Sanat Buluşması" etkinliğinde sağlık, eğitim ve sanat bir araya geldi. Toplum sağlığını yalnızca tedavi hizmetleriyle değil, koruyucu sağlık yaklaşımı ve sosyal sorumluluk projeleriyle de desteklemeyi hedefleyen Büyük Anadolu Hastaneleri, bu etkinlikle bir özel günü toplumsal faydaya dönüştürdü. Hastanenin Darıca’daki yeni hizmet binasında faaliyetlerine başlamasının ikinci yıl dönümü olan tarihi, farkındalık hareketinin ses getirdiği bu özel organizasyonla taçlandırıldı. Gebze’de bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi amaçlandı. Yoğun katılımla düzenlenen organizasyonda vatandaşlar, sağlık alanındaki bilgilendirme programlarının yanı sıra çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine katıldı. Programda, Büyük Anadolu Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Nilgün Yönten ile TBMM Başhekimi ve Genel Cerrah Prof. Dr. Mustafa Şahin, kanserde erken tanının hayati önemi ve korunma yolları üzerine değerli bilgiler paylaştı. Program kapsamında öğrenciler tarafından müzik dinletileri ve folklor gösterileri sahnelenirken, tiyatro performansları ve sanat atölyeleri de katılımcılardan ilgi gördü. Sağlık mesajlarının sanat ve eğitim etkinlikleriyle desteklendiği organizasyonda, kansere karşı toplumsal bilinç oluşturulmasının önemine vurgu yapıldı. "S.E.S Projesi" ile sağlık, eğitim ve sanat kavramlarının bir araya getirilerek kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulmasının hedeflendiği belirtildi. Programa çok sayıda protokol üyesi ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 16:34
Mardin’de HAP eğitim gerçekleştirildi
Mardin İl Sağlık Müdürlüğü’nde Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen Hastane Afet ve Acil Durum Planları (HAP) Eğitici Eğitimi gerçekleştirildi. Türkiye’nin 35 farklı ilinden gelen 41 katılımcı ile 15 eğitmenin yer aldığı program sunum eşliğinde; sağlık tesislerinin afet ve acil durumlara hazırlık kapasitesinin artırılması, kriz anlarında etkin koordinasyonun sağlanması ve sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesine yönelik kapsamlı eğitimler verildi. Beş gün süren eğitim programı kapsamında katılımcılar; hastane afet yönetimi, acil durum organizasyonu, risk analizi, tahliye süreçleri ve afet anlarında sağlık hizmetlerinin etkin yürütülmesine ilişkin teorik ve uygulamalı eğitimlere katıldı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mayıs 2026 Perşembe- 11:52
Sivas’ta eczacılar Eczacılık Günü’nde bir araya geldi,
2
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
3
14 Mayıs 2026 Perşembe- 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
4
14 Mayıs 2026 Perşembe- 21:47
Antalya’da sağlık turizmi zirvesine 100’den fazla ülkeden katılım
5
12 Mayıs 2026 Salı- 14:14
İç Hastalıkları Uzmanı Yeler: "Günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlandırın"
01 Haziran 2025 Pazar - 13:09
Çukurcalı hasta helikopterle Van’a kaldırıldı
Hakkari’nin Çukurca ilçesinde tedavi gören gebe hasta, helikopter ambulansla Van’a sevk edildi. Çukurca Devlet Hastanesi’nde tedavi görmekte olan 30 yaşındaki hellp sendromlu gebe hastanın ileri tetkik ve tedavisi için sevkine karar verildi. Bunun üzerine helikopter ambulans ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi’ne nakli sağlandı.
01 Haziran 2025 Pazar - 11:26
Doğru bilinen yanlışları, gebe okulunda öğrendiler
DÜZCE (İHA) – Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı gebe okullarına Düzce’de ilgi giderek artıyor. Doğru bilinen yanlışlar, ilk defa anne ve baba olacak çiftleri bilgilendiriyor. Gebe okuluna hem anne adayları hem de baba adayları katılabilirken, Düzceli Demirbaş çiftçi okul sayesinde birçok bilgiyi öğrendi. Sağlık Bakanlığı ülke genelinde ilk defa anne ve baba olacak çiftlere gebe okulunda eğitimler veriyor. Alanında uzman isimlerle verilen eğitimlerde hem anne adayları hem baba adayları yeni doğacak olan çocuklarına nasıl yaklaşması ile ilgili hem teorik hem de uygulamalı olarak bilgi sahibi oluyor. Ailelerin genellikle doğru bildikleri bir çok yanlışın okul sayesinde bilgilendirildiği okulda çiftler bebeklerini bilgili bir şekilde kucaklarına almayı bekliyor. "Bir çok şeyi yanlış biliyormuşum" İlk defa çocuk doğuracak olan anne adayı Zübeyde Sümeyye Demirbaş, hastaneye kontrole gittiğinde gebe okulunu fark ettiğini ve araştırmaları sonrasında başvurduğunu belirterek, "Devlet hastanesine gitmiştim. Orada kapıda 20. Haftadan sonra gebe okuluna gidilmesi gerektiği ile ilgili bilgiler vardı. Nedir ne değildir diye araştırma yaptım. Daha sonra buraya geldim. Burada hocamız sayesinde etkin bilgiler aldım. Gelmeden önce baya bir şeyi bildiğimi sanıyordum. Ama geldikten sonra bunları yanlış bildiğimi fark ettim. İlk 4 gün sürdü eğitim. Ebemiz sayesinde bir günde eşli eğitim yapmıştık. Çok faydasını gördüm eşimle beraber. Doğrusu her eğitim çıkışında eşime bilgi veriyordum. Bugün bunları yaptık ben unutursam sen mutlaka bana bunları hatırlat demiştim. Eşim buraya benimle birlikte geldiğinde tüm bilgileri sıfırdan yeniden öğrenmiş oldu. Erkekler kadınlara göre bu konulara göre daha az bilgili oluyorlar. Bizler annelik iç güdüsü ile daha fazla araştırıyoruz. Daha fazla ister istemez görerek duyarak bilgi ediniyoruz. Onlar bu konularda daha zayıf kalıyorlar. Bence kesinlikle eşimin bu derecede öğreneceğini tahmin etmiyordum. Bize çok faydalı oldu burası. Kesinlikle imkanı vakti olan herkes gelmeli. Burası devletin sunduğu bir hizmet. Ebemizde sağolsun bu konuda çok iyi eğitimler veriyor. Bence hem anne adayları hem baba adayları buraya gelip eğitim almalılar. Biz aşırı memnun kaldık iyiki gelmişiz dedim" dedi. "Çok faydalı bir eğitim oldu" Eşiniz eğitimlere katılmasının ardından kendisinin de ebe tarafından davet edilmesi ile gebe okuluyla tanıştığını ve çok fayda gördüğünü dile getiren Baba adayı Serhat Demirbaş, "Biz her ders çıkışında istişare yapıyorduk. O bana görmüş olduklarını bana anlatmıştı. Bir gün bana hocamız eşli eğitim vermek istediğini anlattı. Bende bu durumu seve seve kabul edeceğimi söyledim. Sonra buraya eğitime geldik. Her akşam derslerden sonra burada bende eğitimi aldım. Doğru bildiğimiz bir çok yanlış varmış. Burada doğrularını öğrendik. Çok faydalı bir eğitim oldu. Herkese tavsiye ediyorum. Muhakkak gelinmesi gerekiyor. Çocukların altlarını almak mesela bizim doğrumuza göre çocukların ayaklarını kaldırarak altını almayı biliyorduk. Ama orası öyle olmuyormuş. Yan yatırıp altından bezini almamız gerekiyormuş. Burada bunu öğrendim. Annelerde stres hormonu olduğu için gaz çıkartması biraz zor oluyormuş mesela. Bu görevi bizler alacağız. Babalarda veya diğer kişilerde çocukların gaz çıkartması kolay oluyormuş. Günümüz şartlarında da anne yapıyor yada baba yapıyor gibi bir kavram kalmadı. Herkes her işi yapmak zorunda kalıyor" ifadelerini kullandı.
01 Haziran 2025 Pazar - 10:34
Başkan Akel duyurdu, Gediz Devlet Hastanesine MR cihazı müjdesi
Kütahya’nın Gediz ilçesinde yaşayan vatandaşlar için sevindirici bir gelişme yaşandı. Gediz Belediye Başkanı Necdet Akel, ilçenin önemli bir ihtiyacı olan MR (Manyetik Rezonans) cihazının 60 gün içerisinde Gediz Devlet Hastanesi’nde hizmete gireceğini duyurdu. Başkan Akel yaptığı açıklamada, Gediz’in adeta "kanayan yarası" haline gelen MR cihazı eksikliğinin giderileceğini belirterek, ihalesinin 19 Mayıs 2025 tarihinde yapıldığını ifade etti. Teklif veren şirket yetkililerinden alınan bilgilere göre, 10 günlük itiraz sürecinin de dahil olduğu yaklaşık 60 gün içerisinde cihazın kurulumunun tamamlanarak hizmete başlayacağı müjdesini verdi. Bu gelişmeyle birlikte sadece Gediz değil, çevre ilçelerdeki vatandaşların da sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaşacağını vurgulayan Başkan Akel, "Hemşerilerimize hayırlı uğurlu olsun" temennisinde bulundu. Başkan Akel, bu önemli yatırımın hayata geçirilmesinde emeği geçen başta Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu olmak üzere, Gediz sevdasıyla hareket eden herkese teşekkürlerini iletti.
01 Haziran 2025 Pazar - 10:25
Sporcu çocuklara düzenli kalp kontrolü önerisi
Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Meki Bilici, ‘‘Efor gerektiren sporlara başlamadan önce kardiyolojik testler ile kalp durmaları gibi ölüme yol açabilecek risklerin önüne geçilebilir’’ dedi Liv Hospital Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Meki Bilici, çocuklarda efor gerektiren spor aktiviteleri öncesi kalp kontrollerinin hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Doç. Dr. Bilici, özellikle 7-8 yaşlarındaki çocukların futbol, basketbol gibi yoğun efor isteyen sporlara başladıklarını belirterek, bu yaş grubundaki çocuklara yılda bir kez kalp kontrolü yapılması gerektiğini vurguladı. Kalp kontrollerinin yalnızca mevcut sağlık durumunu değerlendirmekle kalmadığını ifade eden Bilici, "Doğumsal kalp hastalıkları veya önemli ritim bozuklukları gibi hayatı tehdit edebilecek sorunlar bu testlerle erken teşhis edilebilir. Bu sayede ani kalp durmaları gibi ölüme yol açabilecek risklerin önüne geçilebilir" dedi. Aileleri dikkatli olmaya çağıran Bilici, çocukların sağlıklı bir şekilde spor yapabilmeleri için düzenli kardiyolojik kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Kalp hastalıkları belirtileri Doğumsal kalp hastalıklarının yeni doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 1’inde görüldüğünü ifade eden Doç. Dr. Meki Bilici, ‘‘Kalp hastalıkları yeni doğan döneminde morarmayla, bazen çarpıntıyla, terlemeyle, kilo alamamayla belirti veriyor. Bunları süreç içinde tedavi etmek mümkün. Özellikle 7 yaşından sonra efor isteyen sporlarla ilgilenen çocuklar için kardiyolojik incelemeyi tavsiye ediyoruz. Ailede kalp hastalıkları var ise ya da eforla ilişkili bayılma, göğüs ağrısı, çarpıntı var ise ayrıntılı incelemek gerekiyor. Efor gerektiren sporlara katılan her çocuğun kalbinin kontrol edilmesi son derece yararlıdır’’ dedi. Kardiyolojik testler ve incelemeler sonrası olası kalp hastalıklarında tedaviye erken başlamanın önemini de vurgulayan Bilici, ‘‘Uygulanan efor testleri, eko kardiyografik incelemelerle değerlendirip var ise hastalıkları ortaya çıkarabiliyoruz. Hastadaki olası riskleri ortaya çıkardığımızda tedaviyi yönetmek mümkün oluyor. Hiçbir belirti vermeden de kalp hastalığı olabiliyor. Her çocuğun kalbine bakılması ülkemizde mümkün ve çok yararlı olacaktır. 7-8 yaşlarından itibaren bu incelemeler yapılabilir’’ şeklinde konuştu. Spora başlamadan önce yapılacak testler ile ilgili de bilgi veren Bilici, ‘‘İlk olarak hastanın şikayetleri ve tıbbi geçmişi sorgulanır. Ardından tansiyon ölçümü, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) gibi temel incelemeler yapılır. Gerekli durumlarda efor testi, ritim holter ve kan tahlilleri gibi ek tetkiklere de başvurulabilir. Bu incelemeler sayesinde ritim bozuklukları, damar darlıkları ve kalp kası kalınlaşması gibi sinsi ancak ciddi sonuçlara yol açabilecek durumlar teşhis edilebilir. Eğer yapılan değerlendirmelerde riskli bir durum tespit edilirse, uygun tedavi planlanır ve gerektiğinde kişinin spora katılımı sınırlandırılır’’ diye konuştu.
01 Haziran 2025 Pazar - 10:22
Prof. Dr. Özkan: "Elektronik sigara diş kaybını tetikliyor"
Uzman Diş Hekimi ve Ağız, Diş, Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, Son yıllarda gençler arasında hızla yayılan elektronik sigara alışkanlığıNIN, sadece solunum sistemini değil, ağız ve diş sağlığını da ciddi şekilde tehdit eittiğini belirterek, elektronik sigara özellikle ağız kuruluğu (kserostomi) üzerinden başlayan sürecin, zamanla diş çürükleri, diş eti hastalıkları, kemik erimesi ve hatta erken yaşta diş kaybına kadar uzandığını söyledi. Özkan, elektronik sigaraya yönelen gençlerin tehlikede olduğunu ifade ederek, "Tütünün zararlı olduğunu düşünen birçok birey, elektronik sigarayı ‘daha masum’ bir seçenek sanarak geçiş yapıyor. Ancak bu, aslında çok daha tehlikeli bir tercihtir. Evet, elektronik sigaranın kokusu daha hafif, tadı bazılarına daha hoş gelebilir; ama bu, etkilerini hafifletmez. Bilakis, içerdiği kimyasallar tükürük bezlerini baskılayarak ağız kuruluğuna neden olur ve bu durum diş çürüklerinden çene kemiği erimesine kadar pek çok kalıcı soruna yol açar. Ne yazık ki, bu zararlar genellikle geç fark edilir ve sonuçları klasik sigaradan daha sinsi şekilde ilerler" dedi. Elektronik sigaranın ağız kuruluğunun sessiz bir başlangıcı olduğuna dikkat çeken Özkan şöyle devam etti: " "2024 yılında yayınlanan çok merkezli bir araştırmaya göre, elektronik sigara kullanıcılarının yüzde 42’sinde klinik ağız kuruluğu (kserostomi) tespit edildi. Bu durum, elektronik sigarada yer alan propilen glikol ve gliserin gibi maddelerin ağız içindeki nemi emmesiyle oluşuyor. Tükürük, ağız içi sağlığın en güçlü koruyucusudur. Ağız kuruluğu başladığında, dişler bakterilere açık hale gelir. Diş çürükleri hızlanır, diş eti hastalıkları gelişir. Bu zincirin sonunda diş kaybı ve çene kemiği erimesiyle karşılaşıyoruz." Özkan, bilimsel verilerinde tehlikeyi ortaya koyduğunu belirterek, "Ağustos 2024’te yapılan bir başka araştırmada, ağız kuruluğu yaşayan bireylerde diş çürüğü görülme oranı, tükürüğü yeterli bireylere göre yüzde 78 daha yüksek bulundu. Amerikan Periodontoloji Derneği’nin raporuna göre, elektronik sigara kullanıcılarında periodontitis (ileri diş eti hastalığı) gelişme riski, kullanmayan bireylere göre 2,6 kat daha fazla. Tükürük eksikliği yalnızca çürükleri değil, diş etlerini de tehdit ediyor. Kuru kalan diş etlerinde çatlamalar, iltihaplanmalar ve gingivitis başlıyor. Tedavi edilmezse bu durum periodontitise, yani iltihabın çene kemiğine kadar ilerlemesine neden oluyor. Bakteriler diş eti altına sızdığında, artık sadece diş değil, kemiğin kendisi de risk altındadır. Bu, genç yaşta implant yapılamayacak kadar ileri kemik kaybıyla sonuçlanabiliyor" diye konuştu. Ağız kokusu ve yaraların arttığına dikkat çeken Özkan şunları kaydetti: "Kuruyan ağız içi dokular, sadece diş ve diş etini değil, mukozayı da etkiliyor. Halitoz (kötü ağız kokusu) ve tekrarlayan ağız yaraları elektronik sigara kullanan bireylerde yaygın şekilde görülüyor. Bu durum kişinin hem ağız sağlığını hem de sosyal hayatını olumsuz etkiliyor. Elektronik sigara kullanımına erken yaşta başlayan bireylerde, 40 yaşına gelmeden birden fazla dişin kaybı ve protez ihtiyacı doğabiliyor. Ayrıca çene kemiği erimesi nedeniyle implant tedavisi de zorlaşıyor. Tütün ve elektronik sigarayı bırakın. Tükürük bezleri üzerindeki yıkıcı etkiler kalıcı olabilir. Bırakmakta zorlananlar, psikolojik ve medikal destek almalı. Düzenli diş hekimi kontrolü şart: Ağız kuruluğu fark edilmeden ilerleyebilir. Hekiminizle yapılacak erken kontroller, çürük ve kemik kaybını önleyebilir. Tükürük destekleyici yöntemler kullanın: Ksilitol içeren şekersiz sakız, limon, ananas gibi doğal uyarıcılar tükürük akışını artırabilir. Su tüketimini artırın: Gün içinde bol su içerek ağız içi nem dengesini koruyun. Alkol içeren gargaralardan kaçının: Bu ürünler kuruluğu artırır. Bitkisel ve nemlendirici içerikli ağız bakım ürünleri tercih edilmelidir." Özkan, geç kalınmadan önlem alınması gerektiğini belirterek, "Basit bir ağız kuruluğu, fark edilmediğinde diş kaybı ve çene kemiği erimesine kadar ilerleyebilir. Elektronik sigaranın ağız sağlığına verdiği zararlar, çoğu zaman sessiz başlar. Ancak sonuçları, estetikten çiğneme fonksiyonuna kadar hayat kalitesini etkiler. Erken yaşta diş kaybı yaşamamak için, bu alışkanlıktan bir an önce uzaklaşmak ve düzenli hekim kontrolünü ihmal etmemek şart" dedi.
01 Haziran 2025 Pazar - 10:07
Lens kullanmak isteyenlere uzmanlardan uyarı: "Önce doktorunuza gitmelisiniz"
Kontakt lens kullanımı gün geçtikçe çoğaldığını ifade eden Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Adnan İpçioğlu, hem arzu edilen göz rengini hem de güzel bakışlar edinmeyi sağlayan lens kullanımının birtakım hassas noktalara dikkat edilmezse göz hastalıklarına davetiye çıkaracağını söyledi. Gözlükten lense geçmek isteyenler ve lens kullananlar için önemli önerilerde bulunan Özel Medicana Bursa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Hayatımıza konfor sağlayan ve hayat kalitesini yükselten lensler, doğru kullanılmadığında ciddi sorunlara yol açabilir" dedi. Önce doktora gidin İpçioğlu, "Lens almanız gerektiğine karar verdiğinizde, sadece kullandığınız gözlüğünüzün kaç numara olduğunu bilmek yetmemektedir. Lens kullanmaya başlamadan önce, korneanızda saklı olan ve ancak doktorunzun çok özel cihazlar kullanarak öğrenebileceği, örneğin kornea eğriliği gibi başka değerleri de bilmenize ihtiyaç vardır. Lens almaya karar verdiyseniz öncelikle mutlaka doktorunuza gitmelisiniz. Bu aşamada sizin için sadece doğru lens ölçülerini değil, gözünüzde lens kullanmaya engel teşkil edecek bir durum ya da lensten önce tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlığın oluğ olmadığı, alanında uzman bir doktor tarafından tespit edilmelidir" ifadelerini kullandı. Temizliğe dikkat Lens kullanma, doktor kontrolü ve önerisi olmadan gerçekleşirse göz sağlığı için zararlı olduğunu ifade eden Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Ancak kullanım gerekliliği ve bakım konusunda göz doktorunuzn tavsiyelerine uyulduğunda lens kullanmanın göz sağlığına bir zarar bulunmamaktadır. Hayatın her alanında her zaman hijyene dikkat etmek gerekir. Ancak gözünüze lens takarken buna daha fazla dikkat etmenizde fayda var" dedi. Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Aksi taktirde görüşünüzü düzeltmeye çalışırken, çeşitli göz hastalıklarına davetiye çıkarabilirsiniz. O sebeple lens takıp çıkarırken ellerin cok iyi yıkanması, lens solüsyonlarının vaktinde değiştirilmesi, başkasının lensinin deneme hedefiyle de olsa takılmaması en önemli hijyen kuralları arasında yer alır. Kadınların dikkat etmesi gereken en önemli hijyen konusu daha var. O da makyajdır. Lensin olabildiğince temiz kalması için makyaj yapmadan önce takılması ve ancak makyaj temzilendikten sonra çıkarılması gerekmektedir" diye konuştu.
01 Haziran 2025 Pazar - 08:31
‘Dünya Tütünsüz Günü’nde umuma açık işletmelere ziyaret
Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘Dünya Tütünsüz Günü’ ilan edilen 31 Mayıs’ta Menteşe Kaymakamı ve BMİKK üyesi kurum temsilcileri Menteşe’deki umuma açık işletmeleri ziyaret ettiler. 31 Mayıs, tütün ürünü kullanımının sağlık ve diğer zararları konusunda toplumda farkındalık oluşturmak, tütün ürünü kullananlara bırakmaları yönünde bilinç kazandırmak ve sağlıklı yaşam davranışlarını geliştirmek amacıyla Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘Dünya Tütünsüz Günü’ olarak ilan edildi. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 31 Mayıs Günü ‘Dünya Tütünsüz Günü’ olarak amacına yönelik çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Menteşe Kaymakamı Mehmet Eriş başkanlığında BMİKK üyesi kurum müdürleri, tütün denetim ekipleri eşliğinde işletme ziyaretleri yapıldı. Ziyaret esnasında tütün ürünlerinin zararlarının önlenmesi ve kontrolü hakkında kanun ve sigaranın zararları hakkında bilgilendirme yapıldı ve broşürler dağıtıldı.
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 17:04
Dünyada 3 milyona yakın MS hastası bulunuyor
Merkezi sinir sisteminin (beyin ve omurilik) en yaygın hastalıklarından biri olan MS’in dünya çapında yaklaşık 2,9 milyon kişiyi etkilediği belirtildi. Dünya MS Günü, 2024-2026’nın teması ‘tanı’ olarak belirlenmişti. Sağlık profesyonelleri için daha iyi MS eğitimi, yeni araştırmalar ve MS tanısında klinik gelişmeler talep edilmesi bu önemli günün amaçları arasında. İstanbul Aile Hekimliği Derneği Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Selda Handan Karahan, "MS, iltihaplı bir demiyelinizan hastalık olarak tanımlanıyor ve sinirleri izole eden yağlı bir madde olan miyelinin hasarı sonucu ortaya çıkıyor. Bu hasar, sinirlerin elektriksel uyarıları iletme şeklini etkileyerek çeşitli nörolojik semptomlara yol açıyor. Belirtiler arasında bulanık görme, uzuvlarda zayıflık, karıncalanma hissi, dengesizlik, kabızlık, cinsel fonksiyonlarda azalma, hafıza sorunları ve yorgunluk gibi bulgular yer alabiliyor" dedi. MS’li bireylerin çoğuna 20 ila 40 yaş arasında tanı konulduğunu belirten Karahan, hastalığın kadınlarda erkeklere oranla iki-üç kat daha yaygın görüldüğünü ifade etti. MS’in kesin bir tedavisi bulunmamakla birlikte, hastalığın seyrini değiştirebilecek çeşitli tedavi yöntemlerinin mevcut olduğuna dikkat çekti. Dört ana MS tipi şunlar: "Klinik İzole Sendrom (CIS), Nükseden-düzelen MS (RRMS), Sekonder progresif MS (SPMS), Primer ilerleyici MS (PPMS)". Her bireyin farklı semptom kombinasyonları yaşadığını söyleyen Dr. Karahan, "MS’e yol açabilecek faktörler arasında genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi bozuklukları, viral enfeksiyonlar (örneğin Epstein-Barr virüsü, Varisella virüsü), kronik sigara kullanımı ve düşük D vitamini düzeyleri yer alıyor" dedi. Kontrol edilebilir risk faktörlerine dikkat çeken Dr. Karahan, bağışıklığı güçlendirmek adına sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigaradan uzak durma ve güvenli güneş maruziyetiyle yeterli D vitamini seviyesinin sağlanmasının önemini vurguladı.
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 16:53
Sağlık Bakanlığı’ndan 25 yaşından küçük bekar kadınların jinekoloji randevusu alınmadığı iddiasına ilişkin açıklama
Sağlık Bakanlığı bazı basın yayın organlarında yer alan ‘25 yaş altı kadınların yalnızca evliyse jinekoloji randevusu alabildiği’ yönündeki haberlere ilişkin açıklamada bulundu.
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 16:38
Uzmanlar Kurban Bayramı’nda etin dinlendirilmeden yenilmemesini öneriyor
Ankara Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevin Şanlıer, Kurban Bayramı’nda kesilen etlerin dinlendirilmeden yenilmemesini önerdi. Ankara Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevin Şanlıer, Kurban Bayramı’nın paylaşmanın ve dayanışmanın yanı sıra sofralarda etin başrolde olduğu özel bir dönem olduğuna değinerek bu dönemde kırmızı et tüketiminin arttığını ifade etti. Bu artışın ise sindirim sorunlarına, kronik hastalıkların alevlenmesine neden olabildiğini aktaran Şanlıer, kırmızı et tüketiminin Avrupa ülkelerinde yıllık kişi başına 60-100 kilogramken Türkiye’de yaklaşık 20 kilogram olduğunu kaydetti. Ayrıca Şanlıer, kesilen etin dinlendirilmeden tüketilmesinin zararlı olduğunu dile getirdi. Kırmızı etin iyi kalitede protein içerdiğine vurgu yapan Şanlıer, "Aynı zamanda demir, çinko, fosfor, B12 ve A vitamininden zengin bir besindir. Ancak sofraya gelene dek etin kesiminden pişirilmesine kadar geçen her aşama, insan sağlığını etkileyebilecek çeşitli riskleri de beraberinde getirir. Bu nedenle bayram süresince hem besin güvenliği hem de sağlıklı tüketim açısından dikkat edilmesi gereken birçok önemli nokta bulunmaktadır" dedi. Kurbanlığı satın almadan önce veteriner kontrolünden geçtiğine emin olun Kurban Bayramı’nda kesilen hayvanların kesimden önce ve kesimden sonraki muayenelerinin veteriner hekimler tarafından yapılmasının sağlanması gerektiğini kaydeden Şanlıer, "Veterinerler kurbanlık hayvanı sağlık ve besi derecesi bakımından muayene etmektedir. Hayvanın sağlığı kadar, beslenme şekli de önemlidir. Açık alanda otlatılmış, doğal yemlerle beslenmiş hayvanların etinin yağ asidi profili daha dengeli, omega-3 oranı daha yüksektir. Bu nedenle mümkün olduğunca güvenilir çiftliklerden ve izlenebilir üretim zincirlerinden hayvan temin edilmelidir" diye konuştu. Kesim alanlarının ve aletlerinin hijyeni önemli Şanlıer, kesim yapılacak alanların hijyenik ve yeterli havalandırma şartlarına sahip olması gerektiğini belirterek, "Sağlık ve hijyen kurallarına uyulmaması, personelin eğitimsizliği vb sebeplerden dolayı kurbanlık hayvanlardan elde edilen et ve diğer yenilen kısımlar insan sağlığı için tehlikeli olabilmektedir. Kurban Bayramı’nda hayvan kaynaklı hastalıkların yayılma riski çok fazladır. Kesim ve parçalama işlemlerinde kullanılan alet ve malzemeler paslanmaz çelikten olmalı ve sık sık dezenfekte edilmelidir" açıklamasında bulundu. Bayram sabahı güne sağlıklı bir kahvaltıyla başlamak sindirim sistemi için oldukça önemli Özellikle aç karnına et tüketmenin mide asidini artırarak reflü, gastrit ve mide yanması gibi şikayetlere yol açabileceğini vurgulayan Şanlıer, "Bu nedenle sabah kahvaltısında; az yağlı peynir, haşlanmış yumurta, tam tahıllı ekmek, zeytin, mevsim yeşillikleri ve bir fincan çay içeren dengeli bir öğün tercih edilmelidir. Böyle bir başlangıç, gün içinde et tüketimiyle birlikte oluşabilecek sindirim zorluklarını da önlemeye yardımcı olur. Ayrıca kahvaltı sonrası kısa bir yürüyüş yapmak hem sindirime destek olur hem de kan şekeri kontrolünü kolaylaştırır" ifadelerini kullandı. Kesilen eti dinlendirmeden tüketmeyin Yeni kesilen etin ‘ölüm katılığı’ nedeniyle pişirmede ve sindirimde güçlüğe yol açacağını dile getiren Şamlıer, bu yüzden etin pişirilmeden önce en az bir gün dinlendirilmesi gerektiğini aktararak şu ifadelere yer verdi: "Et pişirirken, kızartma, kavurma yöntemleri yerine haşlama, fırın ve ızgara yöntemleri kullanılarak pişirilmelidir. Et ızgarada pişirilirken et ile ateş arasında en az en az 15-20 cm uzaklık olacak şekilde pişirilmelidir. Et ve ızgara arasındaki mesafenin yakınlığı ve yüksek ateş etin iç kısmına ulaşmasını önleyerek yanmasına neden olmaktır. Bu durum protein ve B grubu vitaminlerin kaybına ve kanserojenik bileşiklerin (nitrozaminler) oluşmaktadır. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için kalp-damar hastalığı, mide rahatsızlıkları, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, kısıtlı miktarlarda tüketmeli ve aşırıya kaçmamalıdır. Mümkünse eti kavurma şeklinde tüketmekten kaçınmalı, yapılacaksa da etin mümkünse en az yağlı kısımları tercih edilmelidir. Kuyruk eti ve iç yağı kalp-damar sağlığını tehdit eder. Bu nedenle et yemeklerinin pişirilmesinde et kendi yağında kısık ateşte pişirilmeli, ek yağ ilavesi yapılmadan tüketilmelidir. Etin yanında ceviz, fındık gibi sağlıklı yağ kaynakları tüketmek, doymuş yağ alımını dengelemek ve kalp sağlığını korumak açısından faydalıdır. Bu besinler ayrıca antioksidan ve antiinflamatuvar etkilere de sahiptir." Aşırı et tüketiminden kaçının Kurban Bayramı’nda gereğinden fazla miktarda et tüketiminin birçok rahatsızlıklara neden olabileceği gibi var olan rahatsızlıkların da ilerlemesine yol açabileceğini açıklayan Şanlıer, "Et hayvansal kaynaklı bir besin grubu içinde iken aynı zamanda içeriğinde doymamış yağları bulundurur. Ayrıca kolesterol içeriği nedeniyle de tüketim miktarına dikkat etmek gerekir. Günlük et tüketimi ortalama 120 gramı (günde 3-4 köfte kadar) geçmemelidir. Ancak yine de tüketim önerileri açısından bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Yüksek miktarda protein alımı vücutta asidik yükü artırabildiğinden özellikle böbrek hastaları ve gut hastalığı olan bireylerde risk oluşturur. Özellikle her iki öğünde birden et tüketmek yerine, bir öğünde et bir diğer öğünde sebze veya tahıl içeren bir alternatif tercih edilmelidir" şeklinde konuştu.
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 16:16
Akciğer nakli olan 41 yaşındaki kadın sağlığına kavuştu
Aydın’ın Söke ilçesinde yaşayan ve 4 yıldır solunum cihazına bağlı olarak yaşayan 41 yaşındaki kadın, başarılı bir akciğer nakli ile sağlığına kavuştu. Edinilen bilgiye göre, Aydın’ın söke ilçesinde yaşayan evli ve bir kız çocuğu annesi 41 yaşındaki Şehnaz Şenoğlu Kanat, akciğer rahatsızlığına yakalandı. Son 6 yıldır ciddi solunum sıkıntısı yaşayan ve 4 yıldır makineye bağlı olarak yaşam savaşı veren Şehnaz’ın umutları geçtiğimiz ay gelen bir telefonla yeniden yeşerdi. Uzun yıllar boyunca nakil listesinde yer alan ve yaşadığı zorluklara rağmen umudunu hiç kaybetmeyen Şehnaz’a beyin ölümü gerçekleşen bir hastadan alınan uygun akciğer, Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman bir ekip tarafından başarıyla nakledildi. Operasyonun ardından solunum cihazından tamamen ayrılan Şehnaz, yıllar sonra ilk kez kendi nefesiyle yaşamaya başladı. "Sanki yeniden doğmuş gibiyim" Yaklaşık 1500 gündür solunum cihazına bağlı olarak yaşamaya çalışırken, gerçekleşen organ nakli ile adeta yeniden doğduğunu belirten Şehnaz Şenoğlu Kanat bağışı yapan ve nakli gerçekleştiren herkese teşekkür ederek "Sanki yeniden doğmuş gibiyim. 4 yıl boyunca her gün nefes almak için mücadele ettim. Şimdi özgürce nefes alabiliyorum. Bu hayat bana ikinci kez verildi. Başta Prof. Dr. Erdal Yekeler olmak üzere emeği geçen tüm doktorlarıma, hemşirelerimize ve en önemlisi organ bağışında bulunarak bana yaşam şansı tanıyan o yüce gönüllü insanın ailesine sonsuz teşekkür ediyorum. Kendime söz verdim; bundan sonra bu nefesi sadece kendim için değil, başka hayatlara da umut olmak için kullanacağım" dedi.
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 15:17
Kalp yetmezliği hastası ’3D haritalama yöntemi’ ile şifa buldu
Kalp yetmezliği nedeniyle tedavi gören hasta, Kayseri Şehir Hastanesi’nde ilk olarak yapılan 3D haritalama yönetimi ile tedavi edildi. Kayseri’de yaşayan 36 yaşındaki Sedat Sarıca, kalp yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü Kayseri Şehir Hastanesi’nde ilk olarak uygulanan 3D haritalama yöntemiyle tedavi edildi. Doç. Dr. Ömer Şahin ve Doç. Dr. Serhat Karadavut tarafından ameliyat edilen hastanın çarpıntıya neden olan bölgeleri radyo frekans ablasyonu yöntemiyle ısı 50 dereceye getirildi. 3.5 saatlik süren işlemin ardından takibe alınan hasta, sağlığına kavuştu. İşlem hakkında bilgiler veren Kayseri Şehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Şahin, "Hastamız kalp yetmezliği nedeniyle takipte olan bir hasta. Hastada ayrıca ritim bozukluğu var ve biz bu kalp yetmezliğinin ritim bozukluğuna bağlı olduğunu düşündük. Hastamıza 3D haritalama ile atriumların lokalizasyonunu alıp daha sonra çarpıntıya neden olan bölgeleri radyo frekans ablasyon dediğimiz yöntemle ısısını 50 dereceye getirerek yok ettik. Bu işlemi hastanemizde ilk defa yaptık. Bu işlem öncesinde hasta kalp yetmezliği nedeniyle şiddetli nefes darlığı çekiyordu. Efor kapasitesi bayağı düşmüş durumdaydı. Bundan sonraki süreçte ritim bozukluğu geçtikten sonra hastamızın yürüme kapasite artacak ve nefes darlığı azalacak. Çarpıntı semptomları da geçmiş olacak. Hastayı 1 ay sonra tekrar değerlendireceğiz. Kalbin pompa gücü artmışsa ilaçlarında da azaltacağız. Hastamız sonrasında da normal hayatına devam edecek" ifadelerini kullandı. Sedat Sarıca da, sağlığına kavuştuğu için mutlu olduğunu kaydederek, emeği geçenlere teşekkür etti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder