Son Dakika
|
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Tepebaşı’nda şirket kurup paraları kripto hesaplara aktarmışlar
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
İsrail'den Gazze Şeridi'ne hava saldırısı: 7 ölü
Antalya’da 40 metrelik falezlerden düşen şahıs hayatını kaybetti
Zonguldak’ta akaryakıt istasyonuna dalan otomobil dehşet saçtı: 5’i çocuk 6 yaralı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Osmaniye’de sağanak: Evleri ve tarlaları su bastı
Marketten alınan çiğköfte öğrencileri zehirledi
Sunrooftan çıktı, ceza yiyince beddua etti
SAĞLIK
Hantavirüste gıda hijyeni
15 Mayıs 2026 Cuma - 22:09:14
Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsle ilgili Türkiye’de şu anda bir pandemi sürecinin olmadığını söyleyerek, "Gıdaların kemirgenlerden korunması önem arz ediyor" dedi. Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsün 2 ana klinik tablo ile görüldüğünü söyleyerek, "Hantavirüs bir anda gündemimize çok yoğun şekilde girdi. Adı üstünde viral bir hastalık aslında. En başlıca kaynağı ise kemiriciler. Kemiricilerin ve böcekçillerin idrarı , dışkısı ve tükürükleri bu virüsle enfekte ve bulaşta söz konusu olabiliyor. Hantavirüs aslında 1978’de ilk kemiricilerde saptandıktan sonra insanlarda görülmeye başlanmış. Kırktan fazla virüs türü var dünyada tanımlanmış. Fakat özellikle bu seyahat gemisiyle ilişkili hantavirüste Arjantin’de endemik görülen bir hantavirüsün olduğunu görüyoruz ki bu hantavirüs özellikle insandan insana bulaşın en kolay olduğu ya da bulaşabilen hantavirüs olarak söyleyebiliriz. Başlıca da aerosol dediğimiz damlacıklar yoluyla insanlara bulaşabilmektedir. Hantaviüs 2 ana klinik tabloya neden oluyor. Biri akciğerde ödemle görülen kardiyopulmoner sendrom ki bu tabloda genellikle 14 ile 17 günlük ortalama kuluçka süresi ki bu yedi haftaya kadar da uzun olabilir. Temastan sonraki hastalıklar ortaya çıkana, bulgular ortaya çıkana kadarki dönem. Bir hafta kadar süren ateş, kas ağrıları, halsizlik, baş ağrısı ile giden bir dönemin ardından hızla kötüleşme, hipertansiyon ve akciğer ödemi tablosuyla karşımıza çıkabiliyor. Bu tabloya gelmiş hastalarda 24 saat içerisinde ölüm riski oldukça artmış olduğunu görüyoruz. Diğeri ise renal sendrom yani böbrek tutulumuyla seyreden bir tablo. Bu ise böbrek yetmezliği kliniği şeklinde giden ileri dönemlerinde kanamalı tablolara neden olan bir hastalığa neden oluyor. Başlıca klinik tablolar böyle" dedi. Hantavirüsle ilgili alınacak önlemlerin başında gıdaların kemirgenler ve böceklerin dışkılarından korunması geldiğini söyleyen Prof. Dr. Ersoy, "Bu hantavirüs özellikle bir kemirici ve böcekçillere özel bir grup. Her kemirici grubunun hantavirüsü de ayrı diyebiliriz. Dolayısıyla bunların endemik görüldüğü kemiricilerde bu virüsün, hantavirüsün görüldüğü durumlarda özellikle yiyeceklere, gıdalara ve insanlara kemirici çıkartılarının, tükürüğünün, salyasının, dışkısının ulaşmaması lazım. Dolayısıyla korunma önlemlerimiz de başlıca bu noktada olacak. Gıdalara ve insanlara bu kemirici ve böcekçillerin ulaşmasını, çıkartılarının bulaşmasını engellemek en önemli nokta. Bu gemideki olayla ilgili olarak ise aerosol yoluyla, damlacıkla bulaşın olduğu tür demiştim bunun için zaten. Burada ise özellikle temas ve damlacık önemli, insandan insana bulaş söz konusu olduğu için zaten o kişiler şu anda karantina altındalar. Dolayısıyla rastgele bir temas söz konusu değil. Bu yönden de bir panik havasına gerek olmadığını, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Enfeksiyon Kontrol Örgütü’nün de burada bir salgın olmadığını belirttiklerini ve vakaların takip sürecinde olduğunu söylememiz lazım. Şu anda bir salgın riski yok, bir pandemi riski yok görünmekte. Dolayısıyla bir vaka varsa o insanla temas konusunda dikkatli olunması lazım tabi ki. Fakat şu anda gemiden ayrılan insanlar karantinada olduğu için şu anda insandan insana bulaşla ilgili panik olmaya, tedirgin olmayı gerektiren bir durum olmadığını söylemek isterim" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 19:26
Muş Devlet Hastanesi’nde "Vefa Masası" kuruldu
Muş Devlet Hastanesi’nde şehit aileleri, gaziler, engelli bireyler ve 65 yaş üstü vatandaşların hastane işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla "Vefa Masası" hizmete açıldı. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin girişimleri sonucu, Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile Muş Devlet Hastanesi Başhekimliği iş birliğinde kurulan "Vefa Masası", vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını hedefliyor. Uygulama kapsamında hastane içerisindeki işlemlerde destek sağlanacak, yaşanan sorunların çözümü için rehberlik hizmeti verilecek. Açılış programında konuşan Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, Engelliler Haftası kapsamında hayata geçirilen uygulamanın önemli bir sosyal destek hizmeti olduğunu belirtti. Ömür, engelli bireyler, şehit aileleri, gaziler ve yaşlı vatandaşların hastaneye girişlerinden çıkışlarına kadar her aşamada destekleneceğini ifade ederek, devletin tüm vatandaşlara eşit sağlık hizmeti sunma sorumluluğu bulunduğunu söyledi. Muş Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Bedri Korkmaz ise kentte uzun süredir hissedilen önemli bir eksikliğin giderildiğini belirterek, engelli bireylerin yaşadığı sorunları doğrudan iletebileceği bir birimin kurulmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Korkmaz, uygulamanın engelli vatandaşların yanı sıra şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacağını dile getirdi. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Olcan da yapılan görüşmeler sonucunda projenin hayata geçirildiğini belirterek, destek veren Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yönetimine teşekkür etti. Olcan, "Vefa Masası"nın şehit aileleri, gaziler ve engelli bireyler için önemli bir hizmet olacağını ifade etti. Programa Muş Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Uzm. Dr. Ayşe Rümeysa Doğruyol, Muş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Yalçın Güzel, şehit ve gazi yakınları, gaziler, engelli bireyler ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 18:04
"Küresel panik yersiz, bireysel korunma şart"
Dünya gündemine oturan MV Hondius keşif gemisindeki hantavirüs vakaları, pandemilerin gölgesindeki kamuoyunda yeni bir endişe dalgasına neden oldu. Konuyu akademik bir perspektifle değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel virüsün yayılım dinamiklerini ve bulaşma risklerini mercek altına alarak kritik değerlendirmelerde bulundu. Pandemilerin ardından dünya, yeni bir virüs haberiyle bir kez daha tetikte. Arjantin’den ayrılan MV Hondius adlı keşif gemisinde görülen hantavirüs vakaları, İsviçre’den ABD’ye uzanan geniş bir temaslı takibini beraberinde getirdi. İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, merak edilen tüm soruları yanıtladı. "Bu virüs yeni bir düşman değil" Süreci değerlendiren Dr. Aylin Dağ Güzel, öncelikle hantavirüsün tarihsel arka planına dikkat çekerek, "Hantavirüsler aslında tıp dünyası için yeni değil. Biz bu grubu, Bunyaviridae ailesine mensup, zarflı RNA virüsleri olarak 1978 yılından beri yakından tanıyoruz. Temel olarak kemirgenler ve böcekçiller aracılığıyla yayılım gösteren bu virüslerin bugün tanımlanmış en az 40 türü bulunuyor. Her virüs tipi, kendine özgü bir kemirgen türüyle konakçılık ilişkisi kurar. Yani aslında doğada uzun yıllardır var olan zoonotik bir etkenden bahsediyoruz" dedi. "Andes virüsünü diğerlerinden ayıran kritik fark" MV Hondius gemisindeki vakaların neden bu kadar ses getirdiğine açıklık getiren Güzel, "Andes" türünün altını çizerek, "Şu an dünya gündemini meşgul eden asıl mesele, Arjantin’e özgü olan Andes Hantavirüsü (ANDV). Bu türü diğerlerinden ayıran çok kritik, hatta benzersiz bir nokta var: Andes virüsü, dünyada insandan insana bulaşabildiği belgelenmiş tek Hantavirüs türüdür. Gemiyle bağlantılı 8 vakanın 6’sının kesinleşmesi ve 3 kayıbın olması, virüsün vücut sıvılarında (kan, tükürük, idrar) tespit edilebilmesi endişeleri artırdı. Ancak literatürdeki veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları, bu karşılaştığımız MV Hondius gemisindeki vakaların insandan insana bulaşma sonucu olmadığı, hastalığın geçişinin bu yolla son derece nadir gerçekleştiğini gösteriyor. Şu an için yaygın ve süregelen bir pandemi riskinden bahsetmek doğru olmaz; ancak temaslı takibi ve izolasyon hayati önemdedir" diye konuştu. "İki farklı coğrafya, iki farklı hastalık" Hastalığın seyrine ve coğrafi dağılımına dair detaylı bilgi veren Dr. Güzel, "Hantavirüs dediğimizde tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Amerika kıtasında Sin Nombre ve Andes gibi virüsler, ağır akciğer tutulumu ve yüksek ölüm oranıyla seyreden Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu’na (HCPS) yol açıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa ve Asya coğrafyasında ise Puumala ve Dobrava gibi virüsler; ateş, kanama ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize olan Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) tablosuna neden oluyor" dedi. Türkiye için risk analizi ve korunma yolları Türkiye’deki durumu da değerlendiren Dr. Güzel, vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulundu: "Türkiye’de hantavirüslerin yaban hayatındaki kemiricilerdeki varlığı, ilk kez 2004 yılında yayınlanmış bir saha çalışmasında bildirilmiştir. Zonguldak-Bartın’da 2009’da da ilk vaka rapor edilmiştir. Ancak Türkiye’deki vakalar genellikle Avrupa tipi (Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş -HFRS) olup, ölüm oranları Amerika kıtasına kıyasla oldukça düşüktür. Genellikle kırsal alanlarda, atıl bırakılmış depolarda veya kemirgenlerin yoğun olduğu bölgelerde, virüslü atıkların solunmasıyla ortaya çıkan sporadik vakalar görüyoruz. Vatandaşlarımıza en büyük uyarım; kapalı, uzun süre kullanılmayan depo ve bodrum gibi alanlara girmeden önce mutlaka ortamı havalandırmalarıdır. Temizlik yaparken kuru süpürmeden kaçınılmalı, virüsün havaya karışmasını önlemek için ortam dezenfektanla ıslatılmalıdır. Riskli alanlarda maske (mümkünse N-95), koruyucu gözlük ve eldiven kullanımı bir seçenek değil, zorunluluktur." "Erken tanı hayat kurtarır" Hastalığın başlangıçta griple (influenza) çok kolay karıştırılabileceğini belirten Güzel, son olarak tedavi süreçlerine ilişkin şöyle dedi: "İlk evrede yüksek ateş, halsizlik ve şiddetli kas ağrıları görülür. Eğer kişi son dönemde kemirgenlerin bulunduğu bir ortamda bulunduysa ve bu belirtilere nefes darlığı veya böbrek ağrısı ekleniyorsa, vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şu an için onaylanmış bir aşımız ya da virüse özgü spesifik bir ilacımız yok. Ancak erken tanı sonrası sağlanan yoğun bakım desteği ve sıvı dengesinin korunması, hayatta kalma şansını en üst seviyeye çıkarıyor. Özetle; 12 Mayıs 2026 itibarıyla küresel bir panik havasına gerek yok, ancak bireysel korunma ve profesyonel izlem bugün her zamankinden daha önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 17:02
Kansere karşı sesler yükseldi: Sağlık, eğitim ve sanat tek çatı altında buluştu
KOCAELİ (İHA) – Kocaeli’de Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından kanserde farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen "S.E.S Projesi – Sağlık, Eğitim, Sanat Buluşması" etkinliğinde sağlık, eğitim ve sanat bir araya geldi. Toplum sağlığını yalnızca tedavi hizmetleriyle değil, koruyucu sağlık yaklaşımı ve sosyal sorumluluk projeleriyle de desteklemeyi hedefleyen Büyük Anadolu Hastaneleri, bu etkinlikle bir özel günü toplumsal faydaya dönüştürdü. Hastanenin Darıca’daki yeni hizmet binasında faaliyetlerine başlamasının ikinci yıl dönümü olan tarihi, farkındalık hareketinin ses getirdiği bu özel organizasyonla taçlandırıldı. Gebze’de bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi amaçlandı. Yoğun katılımla düzenlenen organizasyonda vatandaşlar, sağlık alanındaki bilgilendirme programlarının yanı sıra çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine katıldı. Programda, Büyük Anadolu Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Nilgün Yönten ile TBMM Başhekimi ve Genel Cerrah Prof. Dr. Mustafa Şahin, kanserde erken tanının hayati önemi ve korunma yolları üzerine değerli bilgiler paylaştı. Program kapsamında öğrenciler tarafından müzik dinletileri ve folklor gösterileri sahnelenirken, tiyatro performansları ve sanat atölyeleri de katılımcılardan ilgi gördü. Sağlık mesajlarının sanat ve eğitim etkinlikleriyle desteklendiği organizasyonda, kansere karşı toplumsal bilinç oluşturulmasının önemine vurgu yapıldı. "S.E.S Projesi" ile sağlık, eğitim ve sanat kavramlarının bir araya getirilerek kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulmasının hedeflendiği belirtildi. Programa çok sayıda protokol üyesi ve vatandaşlar katıldı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mayıs 2026 Perşembe- 11:52
Sivas’ta eczacılar Eczacılık Günü’nde bir araya geldi,
2
15 Mayıs 2026 Cuma- 13:15
Mersin’de cerrahi ve onkoloji alanındaki gelişmeler sempozyumda ele alındı
3
14 Mayıs 2026 Perşembe- 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
4
15 Mayıs 2026 Cuma- 11:54
Kütahya’da iş kazası sonrası felç kalan hastaya kişiye özel çözüm
5
15 Mayıs 2026 Cuma- 11:16
Ağrılarından kapalı ameliyatla kurtuldu
30 Mayıs 2025 Cuma - 11:29
MS’te erken teşhis ve tedaviye erişim hayati önem taşıyor
Multipl sklerozun (MS), dünyada yaklaşık 3 milyon kişiyi etkileyen ciddi bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Yakup Türkel, "MS tanısı çoğunlukla 20 ila 50 yaşları arasında konulur. Kadınlarda görülme oranı erkeklere göre iki ila üç kat daha fazladır. Her 5 dakikada bir, 1 kişiye MS tanısı konulduğu düşünüldüğünde, hastalığın erken teşhisi ve etkin tedaviye erişimin sağlanması için kamuoyunun bilinçlendirilmesi hayati önem taşımaktadır" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Yakup Türkel, Dünya MS Günü dolayısıyla MS hastalığı hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Doç. Dr. Türkel, "Merkezi sinir sistemini (beyin ve omurilik) hedef alan kronik otoimmün hastalık MS, bağışıklık sisteminin sinir hücrelerini çevreleyen miyelin kılıfına saldırmasıyla ortaya çıkıyor. Bu saldırı sonucunda oluşan iltihaplanma ve hasar, sinir iletiminin bozulmasına neden olarak çeşitli nörolojik belirtilere yol açabiliyor" diye konuştu. "Kadınlarda MS görülme sıklığı daha yüksek" MS’in en yaygın belirtileri arasında bulanık veya çift görme, kas güçsüzlüğü, uyuşma, karıncalanma, baş dönmesi, denge kaybı, hafıza problemleri ve yorgunluğun yer aldığını söyleyen Doç. Dr. Türkel, "Bu belirtiler genellikle ataklar şeklinde ortaya çıksa da zamanla ilerleyici bir seyir de izleyebiliyor. MS tanısı çoğunlukla 20 ila 50 yaşları arasında konulur. Kadınlarda görülme oranı erkeklere göre iki ila üç kat daha fazladır" şeklinde konuştu. "Hastalığın seyrini yavaşlatmak mümkün" Günümüzde MS’i tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmasa da hastalığın seyrini yavaşlatan ve yaşam kalitesini artıran çeşitli medikal ve fizik tedavi yöntemleri uygulandığını belirten Doç. Dr. Türkel, "Bu noktada erken tanı ve düzenli tedavi süreci büyük önem taşımaktadır" dedi. "Erken teşhis ve tedaviye erişim hayati önem taşıyor" Doç. Dr. Türkel, "MS ile yaşayan bireylerin karşılaştığı zorluklara dikkat çekmek, toplumsal farkındalığı artırmak ve dayanışma oluşturmak amacıyla dünya çapında etkinlikler düzenlenmektedir. Her 5 dakikada bir, 1 kişiye MS tanısı konulduğu düşünüldüğünde, hastalığın erken teşhisi ve etkin tedaviye erişimin sağlanması için kamuoyunun bilinçlendirilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu anlamlı günde MS’li bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmak ve sağlık hizmetlerine erişimlerini artırmak için toplumun tüm kesimlerinin, özellikle sağlık otoritelerinin iş birliği içerisinde hareket etmesi gerektiği vurgulanmaktadır" ifadelerine yer verdi.
30 Mayıs 2025 Cuma - 11:29
MS hastalığında erken teşhis hayat kalitesini arttırıyor
MS (Multiple Skeleroz) hastalığının her bireyde farklı bir şekilde gelişebileceğinin altını çizen Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Özden Kamışlı, tedaviye erken aşamalarda başlandığı takdirde hastaların günlük hayatta yaşam kalitelerini koruyacağını belirtti. Bursa Şehir Hastanesinde görevli Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Özden Kamışlı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. MS’in, bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırmasıyla gelişen kronik bir hastalık olduğunun bilgisini veren Prof. Dr. Kamışlı, "Dünyada yaklaşık 2.8 milyon MS hastası olduğu bilinmektedir. MS genellikle 20-40 yaş arası gençleri etkilemektedir. Bununla birlikte çocukluk döneminde ya da ileri yaşta da ortaya çıkabilmektedir. Kadınlarda görünme sıklığı erkeklere göre bir buçuk kat daha fazladır" dedi. MS hastalarının çeşitli şikâyetlerle hekimlere başvurduğunu vurgulayan Kamışlı, "Bunlar arasında görme bozukluğu, kol ve bacakta kuvvetsizlik, uyuşmalar, dengesizlik, yürüme bozukluğu, idrar problemleri veya aşırı yorgunluk ve halsizlik hali bulunmaktadır. MS ataklarla seyredebilir ve genellikle en sık görülen formu budur. Birdenbire bir şikâyet ortaya çıkar ve zamanla azalır veya kaybolur. Bir de progresif dediğimiz ilerleyici formu vardır. Bu ilerleyici formda hastalık yavaş yavaş ilerlemektedir. MS her hastada farklı seyreder. Bu nedenle tek tip bir MS hastalığından bahsetmek mümkün değil" şeklinde konuştu. Tedavide gelişme kaydedildi Hastalığın tanısını ne kadar erken konulursa ve tedaviye ne erken başlanırsa; hastaların günlük hayatta aktif ve üretken bir şekilde devam etmelerinin o kadar kolaylaştığına dikkat çeken Kamışlı, "Günümüzde MS’le ilgili çok fazla gelişme oldu ve tedavi seçenekleri arttı. MS merkezlerinde bu tedavi seçeneklerine ulaşmaları mümkün. Hastalarımız için doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi oldukça önem teşkil etmektedir" diye konuştu.
30 Mayıs 2025 Cuma - 11:07
Başkent Üniversitesinden Postpartum Kanama Çalıştayı
Adana’da Akdeniz Kadın Sağlığı Derneği, Başkent Üniversitesi ve Kadın Sağlığı Dernekleri Federasyonu (KSDF) iş birliğiyle Postpartum Kanama Çalıştayı düzenlendi. Başkent Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Seyhan Hastanesi’nde iki ayrı oturumda düzenlenen çalıştaya alanında uzman çok sayıda doktor katıldı. Kurs direktörlüğünü üstlenen Doç. Dr. Mehmet Murat Işıkalan çalıştayda yaptığı açılış konuşmasında, "Postpartum kanama, anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden biridir ve kadın doğum pratiğinde büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle bu tür eğitimlerin belirli aralıklarla gerçekleştirilmesi gereklidir. Başkent Üniversitesi’nin eğitim misyonu doğrultusunda bugün buradayız" dedi. Program kapsamında kadın doğum pratiğinde hayati öneme sahip olan doğum sonrası kanamaların tanısı, tedavisi ve önlenmesi konulu sunumlar gerçekleştirildi. Katılımcılar, postpartum kanamanın tanımı, risk faktörleri, laparotomi endikasyonları, PAS olgularında histerektomi gerekliliği, ikinci trimester kanamalar, geç dönem postpartum kanamalar ve uterin atoni gibi başlıklarda sunumlar dinledi. Çalıştayın sonunda, kadın sağlığı alanındaki güncel bilimsel bilgilerin paylaşılması ve multidisipliner yaklaşımın güçlendirilmesiyle, anne sağlığının korunmasındaki rolü bir kez daha vurgulandı.
30 Mayıs 2025 Cuma - 11:06
Sinop’ta 113 öğrenci zehirlenme şüphesiyle hastaneye başvurdu
Sinop’ta KYK Kız Öğrenci Yurdunda kalan 113 öğrenci, bulantı ve kusma şikayetiyle hastaneye başvurdu. Zehirlenme şüphesiyle alınan su ve gıda numuneleri laboratuvara gönderildi. Olay, dün saat 03.00 sıralarında Sinop Merkez KYK Kız Öğrenci Yurdu’nda meydana geldi. Bulantı, karın ağrısı, hafif ateş ve kusma şikayetleri görülen toplam 113 öğrenci, Sinop Atatürk Devlet Hastanesi acil servisine başvurdu. Öğrencilerin tamamı ayakta tedavi edilerek taburcu edilirken zehirlenme nedeninin belirlenmesi için yurtta kullanılan su ve gıdalardan alınan numuneler laboratuvara gönderildi. Numuneler incelemeye alındı, soruşturma başlatıldı Sinop Valiliği’nden yapılan açıklamada, olayla ilgili hem adli hem de idari soruşturma başlatıldığı, sürecin titizlikle takip edildiği ve kamuoyunun gelişmeler hakkında bilgilendirileceği belirtildi.
30 Mayıs 2025 Cuma - 10:37
15 yıldır içtiği sigarayı Sağlıklı Hayat Merkezi desteği ile bıraktı
Elazığ’da yaklaşık 15 yıldır sigara bağımlısı olan ve son zamanlarda günde 1,5 paket sigara içen Muhammed Salih Kibar, Elazığ İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Sanayi Mahallesi 4 No’lu Sağlıklı Hayat Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği sayesinde sigarayı bıraktı. Sigaraya başlama ve bırakma sürecini anlatan Muhammed Salih Kibar, yaklaşık 15 sene önce 2010 yılında sigaraya başladığını söyledi. Kendisinin arkadaşından aldığı tek sigara ile bağımlı olduğunu anlatan Kibar, ’’Arkadaşım sigara içmediğimi yani neden istediğimi sorduğunda başlayacağım dedim. Aldığım gibi de ertesi gün paket alıp sigaraya başlamıştım maalesef. Tabii ki herkesin bildiği gibi hayatımda hiçbir etkisi ve faydası olmamıştı fakat ben artık sigara içicisiydim. 2010 yılında sigaraya başladım. 2025 yılına kadar dönem-dönem 2 ay, 3 ay, 9 aya varan bırakma deneyimlerim oldu. En sonuncusunda Furkan hocamla beraber ilaçlı tedavi ile aynı zamanda psikolojik destek alarak bıraktım. Yaklaşık 3 aydır sigara içmiyorum. Bu süreci sizlere anlatmak istedim. Midemin çok bozulduğu ve aşırı hastalandığım zamanlarda bırakmak isteme dönemlerim olmuştu. Tabii aniden keserek bu işi yaptığınızda ani nikotin krizleriyle beraber öfke hali sinir hali buna benzer sıkıntılı durumlarla karşılaşabiliyoruz ki bende öyle olmuştu. 2 ay 3 ay içmeyip sonra tekrar başlıyordum ama bu sefer hayatımdan tamamen atabilmek adına önce Furkan hocama başvurdum, tanıştım. Furkan hocam bana ilaç tedavisini önerdi. İlaç tedavisinde önce bir hafta sigarayla beraber ilacı içtim. İlk sigarayla beraber ilacı içmeye başladığımda sigaranın tadının birden kesildiğini hissettim. Tat almamaya başladım. Sigara benim için sadece boş bir dumandan ibaret olmaya başlamıştı. Bir haftanın sonunda 20 gün daha bu ilacı devam ettirdik. Ara ara aklıma gelmiş olsa da sigara içme isteğimin bu ilaç sayesinde azaldığını hissettim. Bir ayın sonunda artık sigara içmeyen bir insandım. Sabahları kalkarken çok daha dinç, güçlü, enerjik bir şekilde uyanıyordum. Akşam uyurken uykularımda herhangi bir bölünme, rüya hissi, korku hissi, endişe hissi vesaire bunlar olmamaya başladı. Tat koku duyum artmaya başladı. Bu süreçte bana her türlü desteği sağlayan Muhammed Furkan Alat hocama ve vatandaşlara böyle bir hizmeti sundukları için Sağlık Bakanlığına teşekkürü kendime bir borç bilirim" dedi. ’’Sigaraya mecbur şekilde yaşamak zorunda değilsiniz’’ Hiç kimsenin sigaraya mecbur bir şekilde yaşamak zorunda olmadığının altını çizen Sağlıklı Hayat Merkezi, Sigara Bırakma Polikliniği hekimi Muhammed Furkan Alat da ’’Salih bey başvurduktan sonra biz ona yönelik öncelikle her hastamıza uyguladığımız gibi nikotin bağımlılığının düzeyini ölçmek için bazı testler yaptık. Bu testler sayesinde onun nikotin bağımlılığını değerlendirdik. Sonrasında onun nikotin bağımlılığına, sigara bağımlılığına yönelik alt yapısında neler olduğunu öğrenmek için bazı sorular yönelttik. Ne kadar sürede sigara içtiğini, daha önce bırakma girişimleri olup olmadığını günde kaç paket sigara içtiğini öğrendik ve sigaranın şu an kendisine ne gibi bulgu ve semptomlara sebep olduğunu öğrendikten sonra ona uygun tedaviyi değerlendirdik ve farmakolojik tedavi dediğimiz ilaç tedavisine başlamaya karar verdik. İlaç tedavisiyle beraber Salih beyin daha önceki bırakma girişimlerinden farklı olarak sigara bırakma süreci çok kolaylaştı. Elimizdeki ilacımız, sigara bırakma sürecinde oluşacak olan yoksunluk semptomlarını azaltıyor ve bundan dolayı hastanın sigara bırakma sürecini kolaylaştırıyor. Bizler sigara bırakma polikliniğine başvuran hastalarımıza öncelikle onların sigara bağımlılığının altyapısını, arka planını öğrenmek için bazı testler uygularız ve bu testlerin sonucunda kişinin sigaraya başladığı zamanı, ne kadar süre geçtiğini daha önce bırakma girişimleri olup olmadığını değerlendiriyoruz ve nikotin bağımlılığını ölçecek bazı testler uyguluyoruz. Bu testlerin sonucunda kişinin nikotin bağımlılığı ortaya çıkıyor. Sonrasında elimizde birden fazla tedavi uygulama seçeneği var ve bu tedavileri uyguluyoruz. Bu nedenle sigara bağımlılığından herkesin kurtulması gerekmektedir. Bunun yanı sıra sigara bağımlılığı, kişinin zihnini sürekli meşgul ettiği için kişinin dikkat eksikliği ve psikolojik hastalıklar yaşamasına da neden olmaktadır. Bu nedenle herkesi bulundukları yerlerdeki sağlıklı hayat merkezlerine, sigara bırakma polikliniklerine sigaradan kurtulmak ve özgürleşmek için davet ediyoruz. Biz de Elazığ Sanayi Mahallesi’nde 4 Numaralı Sağlıklı Hayat Merkezinde sigara bırakma hizmeti veriyoruz. Sigara içen ve sigara bırakmayı düşünen ve sigara bırakma konusunda destek ve bilgi almak isteyen herkesi sigara bırakma polikliniklerine bekliyoruz’’ diye konuştu. Elazığ’da 4 ayrı noktada bulunan Sağlıklı Hayat Merkezleri bünyesinde bulunan sigara bırakma polikliniklerinde, mesai saatleri içerisinde vatandaşla ücretsiz bir şekilde hizmet veriliyor.
30 Mayıs 2025 Cuma - 10:30
Prematüre bir bebeğin yaşam mücadelesi, yapay zekâ destekli uygulamaya dönüştü
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Özge Altun ve alanında uzman akademisyenler tarafından geliştirilen NestNeo, 2025 yılının başında kullanıma sunuldu. Uygulama, ailelerin yenidoğan ve bebek bakımına ilişkin sorularına yapay zekâ destekli, bilimsel ve bireyselleştirilmiş yanıtlar sunuyor. 18 yıl önce prematüre doğan Can’ın yaşam mücadelesinden ilhamla geliştirilen NestNeo hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özge Altun, "Binlerce cana can verecek bir uygulama olacak bu," dedi. Yapay zekâ destekli, bilimsel ve bireyselleştirilmiş yanıtlar sunan NestNeo hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özge Altun, uygulamanın 2025’in ilk aylarında kullanıma sunulduğunu belirtti. Aynı zamanda NestNeo’nun Kurucu Ortağı, Tıbbi Direktörü ve Başkan Yardımcısı olan Altun, bu yenilikçi projenin ebeveynlere güvenilir rehberlik sunmak üzere geliştirildiğini ifade etti. Her bebeğe özel, şefkatli ve bilimsel yanıtlar Prof. Dr. Altun, NestNeo’nun, yenidoğan döneminden itibaren özellikle ilk iki yaşta ve sonrasında ailelerin karşılaştığı her türlü soruya yapay zekâ destekli, bilimsel kaynaklara dayalı ve bireyselleştirilmiş yanıtlar sunduğunu vurguladı. "NestNeo, bizim geliştirdiğimiz bir yapay zekâ. Çok özel bir dili var. Şefkatli konuşuyor, annelerle empati kurabiliyor," diyen Altun, uygulamanın benzerlerinden farklı olarak yalnızca genel bilgi vermediğini; kendisinin ve alanında uzman birçok akademisyenin hazırladığı bilimsel rehberler ve kanıtlara dayalı önerilerle çalıştığını belirtti. Altun, "Soruların yanıtları bebeğin özelliklerine göre yapay zekâ desteğiyle bireyselleştiriliyor. Örneğin, ‘Bebeğim ne yesin?’ diye sorduğunuzda, sizin bebeğinizin özelliklerine uygun bir yanıt veriyor. Bu yanıt da hem bilimsel rehberlerle hem de uzman görüşleriyle uyumlu oluyor" dedi. Bilgi kirliliğine karşı güvenilir kaynak, rehber ebeveyn Uygulamanın geliştirilme gerekçesini aktaran Altun, şunları söyledi: "İnsanın hayatı boyunca en mükemmel yapmak istediği şey belki de iyi bir çocuk yetiştirmektir. Bu süreçte anne ve babalar kendilerini çok çaresiz hissedebiliyor. Özellikle ilk kez ebeveyn olanların aklında birçok soru işareti ve endişe oluyor. Bu soruların yanıtlarını sosyal medyada ya da Google’da arıyorlar. Ancak bilgi kirliliği nedeniyle yetersizlik hissine kapılıyorlar. Ne yazık ki bazen yanlış uygulamalar da ortaya çıkabiliyor. NestNeo, bu sorunu şefkatli ve bilimsel bir dille kökünden çözmeyi ve daha sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sunmayı hedefliyor." Can’ın yaşam mücadelesi nestNeo’ya ilham oldu Uygulamanın geliştirilme sürecini kişisel bir konuda da aktaran Prof. Dr. Altun, NestNeo’nun kurucu ortağı olan İstanbul Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Tuğkan Tuğlular ile yollarının nasıl kesiştiğini şöyle anlattı:"Tuğkan Hoca’nın 18 yıl önce 24 haftalık olarak doğan bir oğlu oldu. Oğlunun ismi Can’dı. Biz Can yaşama tutununcaya dek yoğun bakımın içinde, sonrasında da çok uzun bir maratonla birlikte koştuk. Benim nasıl bir hekim olduğumu, sadece bebeği değil tüm aileyi merkeze alarak nasıl çalıştığımı birinci elden bilen insanlardan biri oldu" Altun, projenin devamında güçlü bir teknik ekiple bir araya geldiklerini belirterek şunları söyledi:"Tuğkan Hoca, bu hayalimi anlattığımda beni çok yetenekli bir mühendis ve teknik ekiple tanıştırdı. Ortaklarımızdan ikisi Türkiye’de yetişmiş çok zeki yazılımcılar ve şu anda Hollanda’da yaşıyorlar. Bu şirketi kurduktan sonra tamamen öz kaynaklarımızla çok iyi bir noktaya ulaştık. Bu da Can’ın şansı diye düşünüyorum. Sadece Can’a değil, binlerce cana can verecek bir uygulama olacak bu."
30 Mayıs 2025 Cuma - 10:25
Sigarayı bırakmak uzun vadede depresyon ve anksiyete belirtilerini azaltıyor
Psikiyatri Uzm. Dr. Fatma Arkaz, sigarayı bırakmanın depresyon ve anksiyete belirtilerinde azalma sağladığına dikkat çekerek, "Sigarayı bırakma sürecinde bazı bireylerde kısa süreli duygudurum dalgalanmaları yaşanabilir, ancak uzun vadede sigarayı bırakmak depresyon ve anksiyete belirtilerinde azalma sağlar. Bu konuda yapılan çalışmalarda sigarayı bırakan bireylerde depresyon, anksiyete ve stres seviyeleri anlamlı ölçüde düşerken, yaşam doyumu ve pozitif duygudurum artış göstermiştir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün öncülüğünde her yıl 31 Mayıs’ta anılan "Dünya Tütünsüz Günü", yalnızca tütün ürünlerinin zararlarına değil, aynı zamanda bağımlılıkla ilgili yanlış inanışlara da dikkat çekiyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz, tütün bağımlılığına dair toplumda yaygın şekilde kabul gören fakat bilimsel gerçeklerle örtüşmeyen inanışları değerlendirdi. Bağımlılık bir irade sorunu değil, bir sağlık sorunudur diyen Uzm. Dr. Arkaz, bu tür günlerin bırakma süreci için bir dönüm noktası olabileceğini vurguladı. Uzm. Dr. Fatma Arkaz, tütün kullanımını destekleyen bazı yanlış inanışların bireylerin sigarayı bırakma çabalarını olumsuz etkilediğine işaret etti. Tütün ürünlerinin zararlarının yalnızca fiziksel etkilerle sınırlı kalmadığını belirten Arkaz, sosyal çevre, psikolojik yatkınlık ve kültürel etkenlerin de alışkanlıkların sürdürülmesinde etkili olduğunu söyledi. "Dünya Tütünsüz Günü"nün sigarayı bırakmak isteyen bireyler için bir başlangıç olabileceğini ifade eden Arkaz, şu değerlendirmede bulundu: "Tütün bağımlılığı doğru bilgiyle, destekle ve kararlılıkla aşılabilir. Bu özel günler, zararlı alışkanlıkları geride bırakmak için en uygun zamanlardan biridir." "Sigara stresi azaltmaz" Sigaranın stresi azalttığı yönünde düşüncenin yanlış olduğunu vurgulayan Arkaz, "Bu düşünce en yaygın ve en tehlikeli mitlerden biridir. Nikotin alındığında kısa süreli bir rahatlama hissi olur. Ancak bu rahatlama aslında nikotin yoksunluğunun geçici olarak giderilmesinden kaynaklanır. Kişi bir süre sigara içmediğinde huzursuzluk, gerginlik, sinirlilik gibi belirtiler yaşar ve sigara içtiğinde bu belirtiler azalır. Yani sigaranın "rahatlatıcı" etkisi kişinin kendini daha iyi hissetmesini değil, yoksunluk krizinden kurtulmasıyla olur. Uzun vadede nikotin beyindeki stres tepkilerini artırır, bedenin doğal stres yönetim sistemine zarar verir. Sigara içenlerde kortizol düzeylerinin yüksek seyrettiği, kaygı ve depresyon belirtilerinin daha sık görüldüğü araştırmalarla gösterilmiştir. Sigarayı bırakan bireylerde ise bir süre sonra anksiyete seviyelerinde belirgin bir düşüş görülmektedir" diye konuştu. "Keyif için içilen sigara kısa sürede bağımlılığa dönüşür" Nikotinin çok kısa sürede bağımlılık yapan güçlü bir madde olduğuna işaret eden Arkaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Beynin ödül ve öğrenme sistemini etkileyerek "keyif için" içilen sigaraların çok kısa sürede bağımlılığa dönüşmesine neden olur. Sigara içenlerin çoğu bir noktada "sadece alışkanlık" diyerek bağımlılığı küçümser. Oysa içmediğinde huzursuzluk, sinirlilik ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtiler yaşanıyorsa bu açık bir yoksunluk belirtisidir. Bağımlılık sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve davranışsal bir durumdur. Özellikle belirli durumlarla (çay-kahve içmek, mola vermek) sigara içmenin eşleşmesi, bu alışkanlığı daha da pekiştirir." "Sigara bırakma sürecinde doğru beslenme ve fiziksel aktivite ile kilo kontrolü" Uzm. Dr. Fatma Arkaz, sigarayı bıraktıktan sonra bazı bireylerde hafif bir kilo artışı olabildiğini aktararak, "Ancak bu durumun kaçınılmaz ve kalıcı olduğunu söylemek yanlıştır. Nikotin metabolizmayı hafifçe hızlandırır ve iştahı baskılayabilir, ancak bu etkiler çok sınırlıdır. Sigaranın yerini yemek yeme gibi başka bir davranışın alması esas sorunu oluşturan durumdur. Sigarayı bırakma sürecinde bireylere doğru beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite desteği verildiğinde kilo kontrolü mümkün olur" dedi. "Hedef sigarayı azaltmak değil, tam bırakmak olmalı" "Sigara sayısını azaltmak bazı kısa vadeli sağlık yararları sağlasa da, tamamen bırakmak kadar etkili değildir" diyen Arkaz, "Günde birkaç sigara bile kalp hastalığı ve inme riski açısından önemli derecede zararlıdır. Örneğin yapılan bir çalışmaya göre günde sadece 1 sigara içenlerde bile koroner kalp hastalığı riski yüzde 48, inme riski yüzde 25 oranında artmaktadır. Ayrıca sigara azaltıldığında bile nikotin bağımlılığı sürdüğü için birey tekrar tam kullanıma geri dönebilir. Bu nedenle hedef azaltmak değil, tam bırakmak olmalıdır" dedi. "Elektronik sigaralar da nikotin içerir ve bağımlılık yapar" Elektronik sigara ile ilgili görüşlerini de dile getiren Arkaz, "Günümüzde giderek daha sık duyduğumuz bir cümledir. Elektronik sigaralar geleneksel sigaraya göre daha az zararlı olarak pazarlansa da, bu onların sağlıklı veya güvenli olduğu anlamına gelmez. Elektronik sigaralar da nikotin içerir ve bağımlılık yapar. Ayrıca bu cihazlarda kullanılan aroma vericiler ve kimyasalların uzun vadeli solunmasının akciğer sağlığı üzerindeki etkileri henüz tam olarak bilinmemektedir. Son yıllarda özellikle gençler arasında elektronik sigara kullanımının arttığı görülmekte ve bu durum bağımlılığın yaş sınırını düşürmekte, yeni bir tütün kuşağı oluşturmaktadır" şeklinde konuştu. "Sigarayı bırakmak depresyon ve anksiyete belirtilerinde azalma sağlar" Uzm. Dr. Fatma Arkaz, sigarayı bırakma sürecinde duygudurum dalgalanmaları yaşanabileceğini ifade ederek, "Sigarayı bırakma sürecinde bazı bireylerde kısa süreli duygudurum dalgalanmaları yaşanabilir, ancak uzun vadede sigarayı bırakmak depresyon ve anksiyete belirtilerinde azalma sağlar. Bu konuda yapılan çalışmalarda sigarayı bırakan bireylerde depresyon, anksiyete ve stres seviyeleri anlamlı ölçüde düşerken, yaşam doyumu ve pozitif duygudurum artış göstermiştir. Bırakma süreci, doğru destekle yönetildiğinde, psikolojik sağlığı bozmaz, aksine güçlendirir. Sigarayı bırakan bireylerin zamanla stresle başa çıkmada daha etkili yöntemler geliştirdikleri, özgüvenlerinin arttığını ve psikolojik iyilik hallerinin güçlendiği gözlemlenmektedir" dedi.
30 Mayıs 2025 Cuma - 10:24
İpekyolu Şifa Rotası Projesi
İpekyolu Şifa Rotası İbn-i Sina Bilim, Kültür ve Sağlık Yılı Programı, kültürel miras alanında bölgenin en önemli etkinliklerinden biri olan Heritage Turquoise Konferansı ile başladı. İpek Yolu Uluslararası Turizm ve Kültürel Miras Üniversitesi ev sahipliğinde yapılan etkinlik, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Silk Road Üniversitesi, Samdaqu, Taqu, IICAS, IRCICA, TUKTAV gibi çok sayıda ulusal ve uluslararası kuruluşun desteğiyle düzenleniyor. Alanında uzman yerli ve yabancı akademisyenlerin katılımıyla kültürel mirasın korunması, dijitalleşme, sürdürülebilir turizm ve teknoloji temalarında gerçekleşen oturumlara, Türkiye’den İbn-i Sina Enstitüsü ve Dünya Yaşlanma Konseyi Başkanı Gerontolog Dr. Kemal Aydın katıldı. 28-30 Mayıs tarihler arasında gerçekleşecek etkinlikte Prof. Ahmet Taşağıl, Prof. Mavluda Yusupova, Dr. Youssef El Khoury, Birol İnceciköz, Dragana Lucija, Dr. Dario Taraborrelli, Dr. Ona Vileikis, Javier Ors Ausn, Simone Mantenelli, Evren Rutbil, Elbek Sobirov, Prof. Çiğdem Türkyılmaz, Prof. Mukhsin Khidirov ve daha birçok uluslararası uzman, konuşmacı olarak yer alıyor. Kültürel mirasın korunmasına yönelik yenilikçi fikirlerin paylaşılacağı, sektörel gelişmelerin tanıtılacağı ve uluslararası iş birliklerinin kurulacağı çok yönlü bir platform sunan etkinlikte, Türkiye, İtalya, Rusya, Hırvatistan, Azerbaycan ve Litvanya’dan sektöre hizmet ve ürün sağlayan firmalarla doğrudan temas fırsatı sunuyor. Ayrıca networking buluşmaları kapsamında; kamu, akademi ve özel sektör temsilcilerini iş birliği toplantılarını ile bir araya getiriyor. "Bilim, kültür ve sağlık köprüleri kurulacak" Dr. Kemal Aydın, Türk medeniyetinin yüzyıllar boyunca sağlık alanında örnek nitelikte çalışmalar yaptığına vurgu yaparak, "İpek Yolu Şifa Rotası, İngiltere’den ABD’ye kadar uzanacak. Bilimin Doğu’dan Batı’ya akmasıyla bir bilim köprüsü kurulmuş olacak. Çünkü Batı’nın tıpta Rönesans’ı İbn-i Sina ile, mimarideki Rönesans’ı ise Mimar Sinan ile başlamıştır" dedi. Aydın, "7 Temmuz’da Paris’te ‘İpek Yolu Şifa Rotası ve Bilim, Kültür, Sağlık Başkentleri’ temalı sergi düzenlenecek. Ayrıca Amsterdam, Brüksel, Berlin, Londra ve New York’taki Türkevi binalarında açılacak sergilerle sürecek. Batı’da Amerika’ya kadar doğuda Çin’e ve güneyinde Endonezya’ya kadar uzanan yolculuklarla medeniyetimizin sağlık anlayışıyla Türkiye Yüzyılı’nda ülkemizin sağlık politikaları tanıtılacak. Aynı zamanda İbn-i Sina’nın "El-Kanun fi’t-Tıb" (Tıbbın Kanunu) adlı eserinin yazılışının üzerinden bin yıl geçti, bu kapsamda şifahane vakfiyelerinin kuruluşunun da 800. yılı olması dolayısıyla bu projeyi başlatmak istedik. Öte yandan, proje kapsamında farklı ülkelerde gerçekleştirilecek konferans, panel ve söyleşilerle Türk tıp tarihi ve Türkiye’nin güncel sağlık politikaları anlatılacak" ifadelerini kullandı.
30 Mayıs 2025 Cuma - 10:23
Prematüre bir bebeğin yaşam mücadelesi, yapay zekâ destekli uygulamaya dönüştü
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Özge Altun ve alanında uzman akademisyenler tarafından geliştirilen NestNeo, 2025 yılının başında kullanıma sunuldu. Uygulama, ailelerin yenidoğan ve bebek bakımına ilişkin sorularına yapay zekâ destekli, bilimsel ve bireyselleştirilmiş yanıtlar sunuyor. 18 yıl önce prematüre doğan Can’ın yaşam mücadelesinden ilhamla geliştirilen NestNeo hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özge Altun, "Binlerce cana can verecek bir uygulama olacak bu," dedi. Yapay zekâ destekli, bilimsel ve bireyselleştirilmiş yanıtlar sunan NestNeo hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özge Altun, uygulamanın 2025’in ilk aylarında kullanıma sunulduğunu belirtti. Aynı zamanda NestNeo’nun Kurucu Ortağı, Tıbbi Direktörü ve Başkan Yardımcısı olan Altun, bu yenilikçi projenin ebeveynlere güvenilir rehberlik sunmak üzere geliştirildiğini ifade etti. Her Bebeğe Özel, Şefkatli ve Bilimsel Yanıtlar Prof. Dr. Altun, NestNeo’nun, yenidoğan döneminden itibaren özellikle ilk iki yaşta ve sonrasında ailelerin karşılaştığı her türlü soruya yapay zekâ destekli, bilimsel kaynaklara dayalı ve bireyselleştirilmiş yanıtlar sunduğunu vurguladı. "NestNeo, bizim geliştirdiğimiz bir yapay zekâ. Çok özel bir dili var. Şefkatli konuşuyor, annelerle empati kurabiliyor," diyen Altun, uygulamanın benzerlerinden farklı olarak yalnızca genel bilgi vermediğini; kendisinin ve alanında uzman birçok akademisyenin hazırladığı bilimsel rehberler ve kanıtlara dayalı önerilerle çalıştığını belirtti. Altun, "Soruların yanıtları bebeğin özelliklerine göre yapay zekâ desteğiyle bireyselleştiriliyor. Örneğin, ‘Bebeğim ne yesin?’ diye sorduğunuzda, sizin bebeğinizin özelliklerine uygun bir yanıt veriyor. Bu yanıt da hem bilimsel rehberlerle hem de uzman görüşleriyle uyumlu oluyor" dedi. Bilgi Kirliliğine Karşı Güvenilir Kaynak, Rehber Ebeveyn Uygulamanın geliştirilme gerekçesini aktaran Altun, şunları söyledi: "İnsanın hayatı boyunca en mükemmel yapmak istediği şey belki de iyi bir çocuk yetiştirmektir. Bu süreçte anne ve babalar kendilerini çok çaresiz hissedebiliyor. Özellikle ilk kez ebeveyn olanların aklında birçok soru işareti ve endişe oluyor. Bu soruların yanıtlarını sosyal medyada ya da Google’da arıyorlar. Ancak bilgi kirliliği nedeniyle yetersizlik hissine kapılıyorlar. Ne yazık ki bazen yanlış uygulamalar da ortaya çıkabiliyor. NestNeo, bu sorunu şefkatli ve bilimsel bir dille kökünden çözmeyi ve daha sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sunmayı hedefliyor." Can’ın Yaşam Mücadelesi NestNeo’ya İlham Oldu Uygulamanın geliştirilme sürecini kişisel bir konuda da aktaran Prof. Dr. Altun, NestNeo’nun kurucu ortağı olan İstanbul Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Tuğkan Tuğlular ile yollarının nasıl kesiştiğini şöyle anlattı:"Tuğkan Hoca’nın 18 yıl önce 24 haftalık olarak doğan bir oğlu oldu. Oğlunun ismi Can’dı. Biz Can yaşama tutununcaya dek yoğun bakımın içinde, sonrasında da çok uzun bir maratonla birlikte koştuk. Benim nasıl bir hekim olduğumu, sadece bebeği değil tüm aileyi merkeze alarak nasıl çalıştığımı birinci elden bilen insanlardan biri oldu" Altun, projenin devamında güçlü bir teknik ekiple bir araya geldiklerini belirterek şunları söyledi:"Tuğkan Hoca, bu hayalimi anlattığımda beni çok yetenekli bir mühendis ve teknik ekiple tanıştırdı. Ortaklarımızdan ikisi Türkiye’de yetişmiş çok zeki yazılımcılar ve şu anda Hollanda’da yaşıyorlar. Bu şirketi kurduktan sonra tamamen öz kaynaklarımızla çok iyi bir noktaya ulaştık. Bu da Can’ın şansı diye düşünüyorum. Sadece Can’a değil, binlerce cana can verecek bir uygulama olacak bu."
30 Mayıs 2025 Cuma - 10:13
Anka’dan öğrencilere sağlıklı beslenme önerileri
Gaziantep Özel Anka Hastanesi, toplum sağlığına katkı sunma amacıyla yürüttüğü farkındalık çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Hastane bünyesinde görev yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Başkülekçi, ortaokul öğrencilerine "Sağlıklı Beslenme ve Diyabet" konulu bilgilendirici bir seminer verdi. Seminerde, dengeli beslenmenin önemi, günlük öğünlerde dikkat edilmesi gerekenler, fast food ve şekerli yiyeceklerin zararları gibi başlıklar ele alındı. Ayrıca, Uzman Diyetisyen Başkülekçi, çocukluk çağında artan diyabet vakalarına da dikkat çekerek, diyabetin ne olduğu, nasıl önlenebileceği ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bu süreçteki rolünü detaylı bir şekilde anlattı. Anka Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Başkülekçi, öğrencilere eğlenceli ve interaktif bir sunumla hem bilgileri aktardı hem de onların merak ettiği soruları yanıtladı. Seminer sonunda öğrencilere sağlıklı atıştırmalıklardan oluşan küçük ikramlar sunulurken, beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeleri konusunda farkındalık oluşturacak broşürler dağıtıldı. Anka Hastanesi yetkilileri, çocuklarda erken yaşta sağlık bilincinin oluşturulmasının büyük önem taşıdığını belirterek, bu tür eğitim çalışmalarına devam edeceklerini ifade etti.
30 Mayıs 2025 Cuma - 10:12
Uzmandan Kurban Bayramı uyarısı: "Etler hemen tüketilmemeli"
Kurban Bayramı’na sayılı günler kala uzmanlardan vatandaşlara sağlıklı et tüketimi konusunda önemli uyarılarda bulundu. Battalgazi İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Zehra Doğan, kurban etlerinin kesimin hemen ardından tüketilmemesi gerektiğini belirtti. Kurbanlık hayvanların veteriner kontrolünden geçmiş olması gerektiğine dikkat çeken Doğan, kesim sonrası etin sindirimi kolaylaştırmak ve sağlık açısından risk oluşturmaması için en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Hemen tüketilmemeli" Kesimin ardından sertleşen etin kendini bırakması için belirli bir süre geçmesi gerektiğini ifade eden Doğan, "Yeni kesilen et sert ve sindirimi zor olduğu için hemen tüketilmesi sağlık sorunlarına yol açabilir. Etin, buzdolabında uygun şartlarda en az bir gün dinlendirilerek tüketilmesi daha doğru olacaktır" dedi. Pişirme yöntemlerine dikkat edilmeli Etin yağsız ya da az yağlı olarak tercih edilmesinin daha sağlıklı bir tüketim sağlayacağını belirten Diyetisyen Doğan, pişirme yöntemlerinin de büyük önem taşıdığını ifade etti. Etin besin değerini kaybetmemesi için haşlama, ızgara ya da fırında pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. C Vitamini ile birlikte tüketin Doğan, etin yalnız başına tüketilmemesi gerektiğini de hatırlatarak, "Demir emilimini artırmak için etin yanında mutlaka C vitamini içeren besinler tüketilmelidir. Bu nedenle taze sebze, salata veya limonlu yeşillikler ile birlikte tüketilmesi daha faydalı olur" diye konuştu
30 Mayıs 2025 Cuma - 10:12
Antalya’da diz kireçlenmesine çift aşamalı tedavi: Yürüyemeyen hasta ayağa kalktı
Antalya’da Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Hakan Oğuzhan ile Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Enes Duman’ın birlikte uyguladığı sinir blokajı ve geniküler arter embolizasyonu tedavisiyle diz protezi ameliyatı olmuş ya da ameliyat edilemeyen hastalar ağrılarından kurtuluyor. Uzm. Dr. Hakan Oğuzhan, “Ağrıyı beyne ileten siniri bloke ediyoruz, böylece hastalar yürüyemezken, işlem sonrasında yürüyerek kontrole geliyor” ifadelerini kullanırken, Prof. Dr. Enes Duman, “Hastalarımızı bu şekilde görmek en büyük mutluluğumuz” dedi. Tedaviyle tekerlekli sandalyeden kurtulan Beyhan Kirmen ise, “Yıllar sonra yürümek bana bebek gibi hissettirdi” diye konuştu. Diz kireçlenmesi nedeniyle yürüyemez hale gelen hastalar için Antalya’da umut veren bir tedavi yöntemi geliştirildi. Medical Park Antalya Hastanesi’nde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hakan Oğuzhan ile Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Enes Duman’ın birlikte uyguladığı ameliyatsız tedavi yöntemi, sinir blokajı ve geniküler arter embolizasyonu kombinasyonuna dayanıyor. Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Hakan Oğuzhan, diz kireçlenmesinin hastaların yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürdüğüne dikkat çekerek, “Bu problemler diz çevresinde şiddetli ağrılar ve yürüme güçlüğüyle kendini gösteriyor. Hastalar genellikle protez ameliyatına yönlendiriliyor. Ancak ameliyat sonrası ağrıları devam eden çok sayıda hasta var. Biz bu hastalar için yeni bir yol açmak istedik” dedi. Sinir blokajı ve damar tıkanıklığıyla ağrıya son Uygulanan yöntemin detaylarını paylaşan Uzm. Dr. Oğuzhan, “Hem protez takılmış hem de ameliyata gidemeyen hastalar için ‘sinir blokajı ve geniküler arter embolizasyonu’ uyguladık. Diz çevresindeki şişliği azaltıp ağrının beyne iletimini engelleyerek hastalara ciddi bir yaşam kalitesi sağlıyoruz. Diz çevresindeki ağrı sinirlerini skopi altında, lokal anesteziyle tespit ediyoruz ve işlem yaklaşık 30 dakika sürüyor. Ortalama 5 yıl etkili olan bu yöntem, bazı hastalarda ömür boyu sürebiliyor. Aynı gün hasta evine dönebiliyor” ifadelerini kullandı. Uygulamada elde ettikleri başarıyı da aktaran Uzm. Dr. Oğuzhan, “İlk vakamızda hastamızın tekerlekli sandalyeden kurtulup yürüyerek kontrole gelmesi bizi çok mutlu etti. İlk gün sinir blokajı, ikinci gün anjiyo işlemi yapılarak iki ayrı uygulama ardışık olarak planlanıyor. Enes hocamızla yaptığımız kombinasyon, etkili bir sonuç ortaya koydu” diye konuştu. “Şişliği gideremedik, damarları hedef aldık” Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Enes Duman ise, dizdeki ağrıya neden olan ödemli bölgelere yönelik damar müdahalesi yaptıklarını vurguladı. Prof. Dr. Duman, “Sinir blokajı sonrası kalan şişliği azaltmak amacıyla iltihaplı bölgeyi besleyen küçük damarları tespit edip o damarları seçici olarak tıkıyoruz. Kalp anjiyosuna benzer şekilde, bacağın damarlarına girerek ağrıya neden olan damarları hedefliyoruz” dedi. “Yöntem bilimsel kongrelerde kabul gördü” Geliştirdikleri tedavi yönteminin bilimsel kongrelerde de kabul gördüğünü belirten Duman, “İşlem çok uzun sürmüyor ve hastalar aynı gün taburcu oluyor. Hakan Bey’in sinir blokajıyla birlikte uygulandığında çok daha iyi sonuçlar alıyoruz. Hastalarımızı bu şekilde görmek bizim için en büyük mutluluk kaynağı. Hiçbir yorgunluk kalmıyor üzerimizde” şeklinde konuştu. “6 yıl sonra yürümek bebek gibi hissettirdi” Uygulanan tedaviden yararlanan ilk hasta olan 70 yaşındaki Beyhan Kirmen ise, yaşadıklarını şöyle anlattı: “6-7 yıldır diz ağrısı çekiyordum. Romatizma tanısı konuldu ama zamanla hiç yürüyemez hale geldim. 3-4 yıldır evde duvarlara tutunarak, dışarda tekerlekli sandalyeyle hareket edebiliyordum. Bu tedaviyi kızım sayesinde öğrendim. Doktorlarımızdan çok memnunum. İşlemden hemen sonra yürümeye başladım. Kendi evime yürüyerek gittim. Yıllar sonra yürümek bana çok güzel geldi. Bebek gibi oldum, kendi başına yürümeye çalışıyorsun, yürüyorsun. Artık torunlarımı okuldan almak istiyorum.” Geçmişte pek çok tedavi yöntemi denediğini ama sonuç alamadığını belirten Kirmen, “Ne iğneler oldum ama hiçbiri işe yaramadı. Bu tedaviyi daha önce bilseydim, hiç düşünmeden gelirdim. Herkese tavsiye ederim. Hocalarım bir harika, hepsine minnettarım” ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder