Son Dakika
|
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
"Hayalindeki üniformayı giydi: Serkan’ın mutluluğu gözleri doldurdu"
Kapadokya’nın bilinmeyen yüzü belgesele konu oldu
Heimlich manevrası 5 yaşındaki çocuğun hayatını kurtardı
Havadan çekilen görüntüler İstanbul'da çarpıcı ayrımı çizdi
Beşiktaş’ta şampiyonluk sonrası büyük çöküş
İsrail'den Gazze Şeridi'ne hava saldırısı: 7 ölü
Antalya’da 40 metrelik falezlerden düşen şahıs hayatını kaybetti
SAĞLIK
Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41:16
Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21
8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti
Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:06
Hastanede vatandaşlar cilt kanseri konusunda bilgilendirildi
Bayburt Devlet Hastanesinde, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastane çalışanlarına eğitim verilerek, hasta ve hasta yakınları bilgilendirildi. Kanser farkındalığını artırmak ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen eğitim, Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sena Kocabıyık tarafından verildi. Eğitimde, cilt kanserinde erken tanının önemi, risk faktörleri ve korunma yolları ele alındı. Hastane çalışanlarına yönelik eğitimde, ciltte meydana gelen değişikliklerin takip edilmesi, şüpheli durumlarda sağlık kuruluşlarına başvurulması ve düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiği anlatıldı. Farkındalık çalışmaları kapsamında hastanede stant da açıldı. Stantta hasta ve hasta yakınlarına cilt kanseri konusunda bilgilendirme yapılırken, erken teşhis ve korunma yollarına ilişkin broşürler dağıtıldı.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:39
Menteşe Devlet Hastanesi’nde hemşireler haftası kutlandı
Menteşe Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Şadi Ballı ve hastane idari ekibi, Hemşireler Haftası dolayısıyla görev başındaki hemşireleri ziyaret ederek anlamlı günlerini kutladı. Sağlık hizmetlerinin en önemli yapı taşlarından olan hemşireleri bu özel günlerinde yalnız bırakmayan Başhekim Op. Dr. Şadi Ballı, idari kadroyla birlikte tüm birimleri tek tek gezdi. Fedakarlıkları, özverili çalışmaları ve insan hayatına dokunan kıymetli emekleriyle sağlık sisteminin vazgeçilmez bir parçası olan hemşirelerle bir araya gelen yönetim, personele teşekkürlerini iletti. Ziyaretler sırasında hemşirelere hitaben anlamlı bir konuşma gerçekleştiren Başhekim Op. Dr. Şadi Ballı, "Şefkatleri, özverili çalışmaları ve mesleki emekleriyle sağlık hizmetlerinin en önemli yapı taşlarından olan hemşirelerimize teşekkür ediyorum. İnsan hayatına kattığınız değer ve gösterdiğiniz fedakarlık için her birinize minnettarız. Hepiniz birer kanatsız meleksiniz, Hemşireler Haftanızı en içten dileklerimle kutluyorum" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mayıs 2026 Perşembe- 11:52
Sivas’ta eczacılar Eczacılık Günü’nde bir araya geldi,
2
15 Mayıs 2026 Cuma- 13:15
Mersin’de cerrahi ve onkoloji alanındaki gelişmeler sempozyumda ele alındı
3
14 Mayıs 2026 Perşembe- 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
4
15 Mayıs 2026 Cuma- 11:16
Ağrılarından kapalı ameliyatla kurtuldu
5
15 Mayıs 2026 Cuma- 11:54
Kütahya’da iş kazası sonrası felç kalan hastaya kişiye özel çözüm
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 13:36
Gaziantep’te kanser hastaları için radyoaktif iyot tedavisi imkanı
Gaziantep Şehir Hastanesi bünyesinde faaliyet yürüten ünitede kanser hastaları için radyoaktif iyot tedavisine başlandı. Hastanede düzenlenen törenle açılan Radyoaktif İyot Tedavi Ünitesi bölümü Gaziantep’in yanı sıra çevre illerdeki kanser hastaları için de umut olacak. Toplumda "Atom Tedavisi" olarak bilinen, tiroit ameliyatı geçirmiş hastalarda boyun bölgesinde kalan ve gözle görülmeyen muhtemel kanser hücrelerini yok etmek için kullanılan tedavi yönteminin uygulanacağı bölüm düzenlenen törenle açıldı. 8 yataklı radyoaktif tedavi servisi hasta alımına başlanırken, bölümün açılışına Gaziantep Valisi Kemal Çeber, İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ilgın Türkçüoğlu, uzmanlar ve bölüm yetkilileri katıldı. Açılışın ardından açıklamalarda bulunan Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin sağlık üssü olan Gaziantep Şehir Hastanesi’nde, tiroid cerrahisi geçirmiş hastalar için radyoaktif iyot tedavisine başlandığını söyledi. Tiroid cerrahisi geçirmiş hastaların radyoaktif iyot tedavisindeki eksikliğin giderildiğini belirten Vali Çeber, "Evet, burası bizim için önemli bir merkez. Şehir hastanemiz açıldığı günden bugüne kadar her gün artan poliklinik sayısı, her gün artan ameliyat sayısı, her gün artan personel sayısıyla bölgeye önemli hizmet veriyor. Ama biz bir taraftan da mevcut haliyle bu hizmetleri verirken geliştirme işlemlerine de devam ediyoruz. Bugün de çok önemli bir merkezi açtık. Burada kanser hastaları iyot alarak tedavilerini sürdürecek. Tabi kıymetli başhekimim ve bu bölümün sorumlusu Zeki hocam bizi tıbbi terimlerle de bilgilendirdi. Gaziantep ile beraber tüm bölgeye, hatta belki çok uzaktan gelenlere hizmet verecek. Çünkü Türkiye’de çok fazla bu bölüm yok. Belki de komşu ülkelerimize de bu anlamda hizmet edecek bir merkez. Burada gördüğünüz bu alanın her tarafı kurşunla kaplı ve bu tedaviye uygun dizayn edildi. Bu odaların her biri aslında çok teknik özellik taşıyor, çok özel olarak hazırlanmış odalar. Doktorumuz geldiği zaman hastayla münasebetini bile paravanın arkasından hal ve hatır sorarak işlemlerini sürdürecek. Ya da Zeki hocamın yakasında gördüğünüz cihaz gibi bu bölgede çalışan herkesin üzerinde o cihazlar olacak ve onların da aldığı radyasyonları ölçecek. Başta tiroit olmak üzere belli kanser türlerinin tedavisinde bu merkezler çok önemli. Çok da pahalı bir tedavi. İşte vatandaşlarımız burayla beraber hem o maliyetten kurtulacak hem de o ihtiyaçlarını gidermiş olacak" dedi. Vali Çeber, "Şehir hastanemiz sadece Gaziantep’in değil tüm bu bölgenin doğunun, güneydoğunun ve komşu ülkelerin sağlık anlamında merkez üssü oldu diyebiliriz. Artık günlük poliklinik sayıları 12 binleri aştı. Yeni yeni alanlarda kazandırılmaya devam ediyoruz. Bu alanla beraber de inşallah daha güzel hizmet edilecek. Allah kimseye ihtiyaç duyurmasın ama ihtiyaç olduğu zaman da eksiğini bırakmasın diye biz duamızı da tekrar etmiş olalım. Bu merkez hem Gaziantep’imize hem bölgeye hem de tüm ihtiyaç sahiplerine hayırlı olsun diyelim" diye konuştu. Radyoaktif iyot tedavisini almak isteyen hastaların şehir dışına çıkmalarına gerek kalmadığını söyleyen Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ilgın Türkçüoğlu, "Bu ünite Prof. Dr. Zeki Çelen’in sorumluluğunda işleyecek olan ve onkoloji hastalarının tedavi edileceği bir ünite. Burası bölgede aslında kamuda en geniş, ilk, büyük radyoaktif iyot tedavi ünitesi olma özelliği taşıyor. Bugün açılışını yaptık. Burada tiroid kanseri, karaciğer kanseri gibi kanser tipleri tedavi edilecek. Hem radyoaktif iyot veriliyor, tera tedavisi ve nutesium tedavisi uygulanıyor. Bu ünitede 5 tane nükleer tıp uzmanımız çalışacak. Tabi ki özellikli bir ünite. Çünkü bütün odaları kurşunla kaplı. Kapısı, duvarları, tavan ve tabanı kurşunla kaplı. Çünkü hastalara verilen ilaçlar radyoaktif madde olduğu için bunların hem yakınlarına hem de başka hastalara zarar vermemesi için tedavi süresince bu odalarda izole ediliyorlar. Dolayısıyla özellikli bir ünite ve özellikle tedaviler olacak. Bu nedenle de hastalar bu hizmetlerden ücretsiz olarak faydalanabilecekler. Diğer yandan Gaziantep’in üniversitede daha küçük bir ünite mevcut idi. Burası kamudaki ikinci ünite olma özelliğini taşıyor ve yatak sayısı olarak daha büyük bir ünite. Çevre illere baktığımızda bölgede diğer illerde böyle bir ünite mevcut değil. O nedenle hem çevre illerden hasta almayı bekliyoruz hem de Gaziantep iline hizmet vermeyi bekliyoruz. Sağlık turizmi kapsamında muhtemelen çevre ülkelerden de hastalarımız olabilir" şeklinde konuştu.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 13:09
Çocuklarda besin alerjilerine dikkat: "Yiyeceklerin içeriği sorgulanmalı, anafilaksi hayatı tehdit edebilir"
Türkiye’de ve dünyada çok sayıda çocuğu etkileyen besin alerjilerinin kimi zaman hayati tehdit edebildiğine dikkat çekilirken alerjenlere karşı bilincin önemi vurgulandı. Alerjisi bulunanlarda yiyeceklerin içeriklerinin sorgulanmasının büyük önem taşıdığı aktarıldı. Türkiye’de ve dünyada çok sayıda çocuğun yaşam kalitesini etkileyen besin alerjilerinin hayati tehlike oluşturabildiğine dikkat çekiliyor. Çocuk Alerji, İmmünoloji ve Astım Derneği (ÇAİAD) tarafından yapılan açıklamada çocuklar arasında son 20 yılda besin alerjilerinin artış gösterdiği, Türkiye’de yapılan çalışmalarda her 17 çocuktan bir tanesinde besin alerjisi görüldüğü belirtildi. İnek sütü, yumurta, yer fıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları, balık ve kabuklu deniz hayvanları gibi alerjenlerin en sık alerji oluşturan besinlerden olduğu aktarıldı. Alerjik reaksiyon sonucu vücudun tamamı veya bir bölümünde kızarıklık, şişlik, nefes alamama, hapşırma, burunda akıntı, gözlerde sulanma, ishal, bulantı ve kusma gibi durumlar olabileceği belirtilirken anafilaksinin alerjik reaksiyonların şiddetli ve ciddi bir formu olduğu vurgulandı, acil müdahale gerektirdiği vurgulandı. Anafilaktik şokun nefes darlığı, hırıltılı solunum, şiddetli deri döküntüleri, düşük tansiyon, bayılma ve hatta ölümle sonuçlanabildiği ifade edildi. "Yiyeceklerde içerik sorgulanmalı" Alerjenlere karşı bilinçli olunması gerektiği ifade edilen açıklamada, "Besin alerjilerinin yönetimi konusunda henüz kesin bir tedavi bulunmamakla birlikte, alerjenlerden kaçınmak en güvenli yoldur. Hastaların ve ebeveynlerin yiyecek etiketlerini dikkatle okuması, hazırlanan yiyeceklerdeki içerikleri sorgulaması ve alerjen içerikler konusunda uyanık olmaları gerekmektedir. Anafilaksi şüphesi durumunda, adrenalin oto enjektörü derhal uygulanmalı ve acil tıbbi yardım alınmalıdır. Ayrıca anafilaksi yani alerjik şok düzeyinde alerjisi olan hastalarımızın her zaman adrenalin otoenjektörü yanlarında taşıması gerektiği unutulmamalıdır. Toplum olarak da, bu önemli sağlık sorununa karşı tüm bireyleri bilinçlendirilmeli ve gerekli önlemleri alarak etkilenen bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmalıyız" denildi.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:53
Sessiz tehdit hipertansiyon, kalbi ve beyni vuruyor
BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesinde düzenlenen tansiyon ölçüm etkinliğinde 5 kişiden 3’ünde yüksek tansiyon tespit edildi. Sinsice ilerleyen hipertansiyonun kalp, beyin, böbrek gibi organları etkilediğini belirten uzmanlar, düzenli kontroller yapılması uyarısında bulundu. Tansiyon ölçüm etkinliği, toplum sağlığı açısından dikkat çeken sonuçlar ortaya koydu. Hastane girişinde gerçekleştirilen etkinlikte tansiyonunu gönüllü olarak ölçtüren vatandaşların büyük bir bölümünün, tansiyon değerlerinin yüksek olduğu tespit edildi. Ölçüm sonuçlarına göre, her 5 kişiden 3’ünde hipertansiyon saptandı. Belirti göstermeden ilerliyor Etkinliğe katılan vatandaşlar, tansiyonlarının yüksek olduğunu öğrendiklerinde büyük şaşkınlık yaşadı. Yüksek tansiyonla ilgili herhangi bir tanı ya da belirtiye sahip olmayan katılımcılara yönelik yapılan ölçüm sonuçları, hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini gözler önüne serdi. Sonuçlar, farkındalık oluşturmanın ve erken teşhisin önemini ortaya koydu. Düzenli kontroller ile önlem alınabilir Uzmanlara göre hipertansiyon, "sessiz katil" olarak da adlandırılıyor çünkü uzun süre boyunca herhangi bir belirti vermeden vücuda ciddi zararlar verebiliyor. Gündelik yaşamda baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk ya da çarpıntı gibi hafif belirtilerle kendini gösterse de, bu şikayetler çoğu zaman başka nedenlere bağlanarak göz ardı edilebiliyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri ve tansiyon ölçümleri, ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynuyor. Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Hüseyin Özdil, tansiyon ölçüm etkinliği sonrasında yaptığı açıklamalarda yüksek tansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: "Yüksek tansiyon sinsi bir hastalıktır. Kişi kendini iyi hissetse bile tansiyonu yüksek olabilir. Bu yüzden düzenli aralıklarla tansiyon ölçmek hayati önem taşır. Hipertansiyon zamanla kalp, beyin, böbrek gibi hayati organlara zarar verir. Erken teşhis bu zararların önüne geçmenin en etkili yoludur. Baş ağrısı, çarpıntı, baş dönmesi gibi şikayetler zaman zaman tansiyon yüksekliğine bağlı olabilir. Ancak birçok vakada hiçbir belirti vermeden yıllarca devam eder. Bu yüzden herkes yılda en az bir kez tansiyon kontrolü yaptırmalı." Dr. Özdil, ayrıca günlük yaşamda tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması ve stresle başa çıkma yöntemlerinin de yüksek tansiyonun kontrolünde önemli rol oynadığını vurguladı. Farkındalık artıyor: Sağlık için küçük bir adım, büyük bir kazanım BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi yetkilileri, bu tür etkinliklerin yalnızca tansiyon ölçmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda bireyleri bilinçlendirme amacı taşıdığını vurguladı. Etkinlik boyunca vatandaşlara sadece tansiyon sonuçları değil, aynı zamanda sağlıklı yaşam alışkanlıkları, tuz tüketimi, düzenli egzersiz ve stres yönetimi gibi konularda da bilgilendirme yapıldı. Tansiyon ölçüm etkinliklerinin önümüzdeki dönemlerde de devam edeceğini belirten hastane yönetimi, amaçlarının daha fazla kişiye ulaşarak toplumda sağlık okuryazarlığını artırmak ve erken tanı imkânı sağlamak olduğunu ifade ettiler. Yetkililer ayrıca, bireylerin belirti göstermese dahi yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmelerinin önemli olduğunu hatırlattı.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:53
Uzmanlar uyarıyor: "Solaryum eşittir melanom diyebilirim"
Cilt sağlığının korunmasına yönelik uyarılarda bulunan Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Vildan Manav, "Düzenli güneş kremi kullanımı sağlayabilirsek neredeyse melanomu yüzde 50 oranında azaltabiliyoruz. Melanom en tedirgin olduğumuz ve ölümcül seyreden deri kanseri, kesinlikle artıştan söz edebiliriz artık günlük pratiğimizde daha nadir gördüğümüz vakalar daha sıklıkla karşımıza çıkıyor. Ben, leke deyip asla geçmeyeceğiz. Son zamanlarda birazcık daha 20’li-30’lu yaşlara kadar inen bir melanom insidansını görüyoruz. Solaryum eşittir melanom diyebilirim bile gerçekten çok büyük bir risk, bu riski göze almasınlar" dedi.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:14
Topuk dikeni giderek yaygınlaşıyor
Modern yaşam tarzı ve hareketsizlik, ayak sağlığını tehdit eden sorunların başında gelen topuk dikeni vakalarının artmasına neden oluyor. Uzmanlar, özellikle uzun süre ayakta çalışanlar, fazla kilolu bireyler ve uygun olmayan ayakkabı kullanan kişilerde bu rahatsızlığın ciddi oranda arttığına dikkat çekiyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Özer Erzurumluoğlu, topuk dikeni hakkında şu bilgileri verdi: "Topuk dikeni, ayak tabanındaki bağ dokusunun topuk kemiğine yapıştığı noktada kalsiyum birikmesi sonucu oluşan kemiksi bir çıkıntıdır. Genellikle sabahları, ilk adımda hissedilen keskin bir ağrı ile kendini gösterir. Bu durum, çoğunlukla ‘plantarfasiit’ adı verilen, bağ dokusunun iltihaplanmasıyla ilişkili bir tablodur. Kişi, sabah ilk adımlarında topuğunda bıçak saplanır gibi bir ağrı hisseder." Kimler risk altında Dr. Erzurumluoğlu, topuk dikenine yol açabilecek risk faktörlerini şöyle sıraladı: Uzun süre ayakta çalışan meslek grupları (öğretmenler, hemşireler, garsonlar), aşırı kilo (obezite), düz taban ya da yüksek kavisli ayak yapısı, desteksiz, uygun olmayan ayakkabı kullanımı, 40 yaş ve üzeri bireyler. Topuk dikeni nasıl tedavisi Dr. Erzurumluoğlu, topuk dikeni tedavisinde öncelikle cerrahi olmayan yöntemlerin tercih edildiğini belirterek, bu yöntemleri şöyle sıraladı: Dinlenme, soğuk uygulama, fizik tedavi ve egzersiz programları, ortopedik tabanlık kullanımı, gerekli durumlarda kortizon enjeksiyonları dikkat çekiyor. Uzun süren ve dirençli vakalarda, şok dalga tedavisi (ESWT) ya da nadiren cerrahi müdahale gerekebiliyor." Dr. Erzurumluoğlu, topuk dikeninin büyük ölçüde önlenebilir bir rahatsızlık olduğunu vurgulayarak, "Ayağa uygun ortopedik ayakkabılar tercih etmek, ideal kiloda kalmak ve düzenli esneme egzersizleri yapmak topuk dikeni riskini azaltır. Özellikle ilk belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak, hastalığın ilerlemesini önleyebilir" diye konuştu.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:09
SANKO Üniversitesi’nde Romatoloji Sempozyumu düzenlendi
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından "4. SANKO Romatoloji Sempozyumu" düzenlendi. Türkiye genelinden akademisyenler ve sağlık profesyonellerinin katıldığı sempozyumda katılımcılar, yaptıkları sunumlar ile bilimsel bilgi alışverişinde bulundu. Romatoloji alanındaki multidisipliner çalışmalara dair önemli bilgiler veren SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi ve Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Bünyamin Kısacık, şu açıklamalarda bulundu: "SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak, romatoloji alanındaki bilimsel gelişmeleri değerlendirmek amacıyla dört yıldır romatoloji sempozyumu düzenliyoruz. Düzenlediğimiz her sempozyumun bölgenin en büyük romatoloji sempozyumu olmasının haklı gururunu yaşıyoruz. Romatolojide klinik bulgular, ayrıcı tanı, zor vakalara yaklaşım, tedavi süreçleri gibi konuların ele alındığı, toplumsal fayda sağlayan bu sempozyumu bundan sonraki yıllarda da düzenlemeye devam edeceğiz." Sempozyuma her yıl katı sunan Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Süleyman Serdar Koca ise sempozyum hedefinin gerçekleştiğini belirtirken aile hekimi, iç hastalıkları ve fizik tedavi alanında çalışan hekimlere pratik bilgiler ve son geliştirilen kılavuz bilgilerinin paylaşıldığını vurguladı. SANKO Üniversitesi Hastanesi Anadolu Toplantı Salonu’nda düzenlenen sempozyuma, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın ve Türkiye genelinden akademisyenler ile sağlık profesyonelleri katıldı.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:07
Van’da bir ilk: Yapay zeka ile uyku apnesi tespiti
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) bünyesinde görev yapan uzman hekimler ve akademisyenlerin ortak çalışmasıyla geliştirilen yapay zekâ destekli sistem sayesinde, uyku apnesi hastalarına dakikalar içinde yüksek doğruluk oranıyla tanı konulabiliyor. Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan sistem, uyku merkezlerinde yaşanan yoğunluğu azaltmayı ve ölümcül risklerin önüne geçmeyi hedefliyor. Gece uykuda horlama ile birlikte solunum durması yaşayan uyku apnesi hastaları, sabah baş ağrısı, yüksek tansiyon, kalp ritim bozuklukları ve hatta felç gibi ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabiliyor. Uzmanlar, hastalığın erken teşhisinin hayati önem taşıdığına dikkat çekerken; mevcut tanı sürecinin hem uzun sürdüğü hem de yüksek maliyetli olduğu vurgulanıyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Siahmet Atlı, Klinik Nörofizyoloji Uzmanı Dr. Leyla Köse Leba ile Van YYÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri Dr. Hasan Hataş ve Dr. Ramin Rajabioun’un öncülüğünde yürütülen projeyle, yapay zekâ destekli bir tanı sistemi geliştirildi. Derin öğrenme tabanlı bu sistem sayesinde, hastaların uyku laboratuvarında gece boyunca kalmasına gerek kalmadan, yalnızca dakikalar içinde yüzde 98,5 doğruluk oranıyla teşhis konulabiliyor. Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan sistem, uyku merkezlerinde yaşanan yoğunluğu azaltmayı ve ölümcül risklerin önüne geçmeyi hedefliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Siahmet Atlı, İHA muhabirine uyku apnesinin ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını belirtti. Dr. Atlı, "Hastalar gece uykusunda horlama olabilir ya da olmayabilir. Ancak horlamaya eşlik eden ani solunum durmaları, kişide ciddi kaygı oluşturabiliyor. Sabahları yeterli uyku alınamaması, baş ağrısı, stres, düşmeyen tansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp ve ileri safhalarda akciğer yetmezliği ile felç gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle tanı süreci son derece önemli. Ancak bu süreç hem maliyetli hem de oldukça uzun. Örneğin, şu anda elimizde sadece iki yatak bulunduğu için hastalarımıza ancak altı ay sonrasına randevu verebiliyoruz" dedi. "Yüzde 98,5 doğruluk oranıyla tanı koyabiliyoruz" Bu nedenle daha hızlı, düşük maliyetli ve yüksek doğruluk oranına sahip bir yöntem geliştirme amacıyla derin öğrenme tabanlı yapay zekâ destekli sistem üzerine çalıştıklarını dile getiren Atlı, "Bu sistem sayesinde hastaların uyku merkezinde bir gece kalmasına gerek kalmıyor. Böylece yatak işgali, personel ihtiyacı ve raporlama süreçleri ortadan kalkıyor. Dakikalar içinde yüzde 98,5 doğruluk oranıyla tanı koyabiliyoruz. Bu yöntem, Türkiye’de bir ilk olmasının yanı sıra, dünyada da çok az sayıda örneği bulunan yenilikçi bir yaklaşımdır" diye konuştu. "Tanıyı erken koyarak ölümlerin önüne geçmek istiyoruz" Van YYÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hasan Hataş ise obstrüktif uyku apnesinin sınıflandırılmış verilerle görselleştirilip yapay zekâya aktarıldığını ve bu sayede hastanın hangi grupta yer aldığının yüksek doğrulukla belirlenebildiğini ifade etti. Hataş, "Bu çalışma sayesinde uyku odasında uzun süre sıra bekleyen hastalara ciddi bir zaman avantajı sağlanacak. Normalde 1-2 yıl randevu bekleyecek hastaların tanısı, bir bilgisayar başında günde yaklaşık 250 hasta kapasitesiyle konulabilecek. Amacımız tanıyı çok daha erken koyarak ölümlerin önüne geçmektir" şeklinde konuştu. Kişilerin evlerinde kaydettikleri 7-8 saatlik horlama sesinin yaklaşık 5 dakikada görsele çevrilip analiz edilebildiğini belirten Dr. Hataş, bu sayede hekimlerin iş yükünün önemli ölçüde azalacağını ve düşük maliyetli, hızlı bir tanı sisteminin elde edileceğini kaydetti.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:35
Bayburt Devlet Hastanesinde HAP tatbikatı gerçekleştirildi
Bayburt Devlet Hastanesinde hastane afet planı (HAP) tatbikatı gerçekleştirildi. Tatbikatta, olası bir afet anında aksaklıkların neler olabileceği ve acil durum sürecinde izlenecek yol katılımcılara aktarıldı. Hastanelerin, afet ve acil durumlara hazırlıklı olmalarının önemli olduğuna değinen hastane yetkilileri, tatbikatların asıl amacının olası bir afet durumunda görev alacak kişilerin en kısa zamanda hastaneye intikal etmeleri, nasıl bir yol izleyeceklerini bilmeleri, eksiklikler varsa bunların tespit edilip giderilmesi olduğunu kaydettiler.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:33
Yaz aylarında havuz enfeksiyonlarına dikkat
Yaz mevsiminde besin, su ve havuz kaynaklı salgın hastalıkların arttığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Mustafa Ekici, "Sıklıkla mide, bağırsak enfeksiyonları, göz, kulak ve cilt enfeksiyonları, solunum yolu enfeksiyonları görülür. Bunlar arasında kolera, tifo, basilli dizanteri, giardia, Hepatit A ve mantar enfeksiyonları sıklıkla görülür. İnsanların farklı salgılarıyla kirlenen ve uygun dezenfeksiyonu yapılmayan havuz suları enfeksiyonlara yol açar" dedi. Yaz aylarının gelmesiyle sıcaklıkların artması ve tatil dönemlerinin başlaması, havuzlarda geçirilen süreyi de uzatıyor. Ancak uzmanlar, temizliği yeterince sağlanmayan havuz sularının çeşitli enfeksiyonlara davetiye çıkardığını belirtiyor. VM Medical Park Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Ekici, yaz tatilinde karşılaşılan enfeksiyon riskleri ve korunma yolları hakkında bilgilendirmede bulundu. "Yaz mevsiminde su kaynaklı salgın hastalıklar artabilir" Yaz mevsiminde besin, su ve havuz kaynaklı salgın hastalıkların arttığına dikkat çeken Uzm. Dr. Ekici, "Sıklıkla mide, bağırsak enfeksiyonları, göz, kulak ve cilt enfeksiyonları, solunum yolu enfeksiyonları görülür. Bunlar arasında kolera, tifo, basilli dizanteri, giardia, hepatit A ve mantar enfeksiyonları sıklıkla görülür. İnsanların farklı salgılarıyla kirlenen ve uygun dezenfeksiyonu yapılmayan havuz suları, enfeksiyonlara yol açar" diye konuştu. "Sindirim sistemi enfeksiyonu ortaya çıkabilir" Sindirim sistemi enfeksiyonlarının yazın en sık görülen enfeksiyon olduğunu belirten Uzm. Dr. Ekici, "Başlıca Rota virüs, Hepatit A, Salmonella (tifo), E. coli, Shigella (dizanteri) gibi etkenler kirli havuzlarda sirkülasyon ve klorlama yetersizse bulaşır. Yeterli sirkülasyon ve klorlama yapılmayan ortamlarda bu bakteri, virüs ve mantarlar kolaylıkla çoğalırlar. Havuzlarda yeterince sirkülasyon sağlanır ve uygun klorlama yapılırsa bakteri, virüs ve mantar üremesi engellenmiş olur. Besin ve su kaynaklı ishaller de sıklıkla yazın görülebilir. Aşırı sıvı kaybına neden olabilir. Mutlaka doktora başvurulması önerilir" dedi. "İdrar yolu enfeksiyonu olabilir" İdrar yolu ve deri enfeksiyonlarına da değinen Uzm. Dr. Ekici, "İdrar yolu enfeksiyonları, genital enfeksiyonlar; kadınlarda yaygındır, sık idrara çıkma, idrar yapma güçlüğü, bel ağrısı, kasık ağrısı, genital bölgede ağrı ve kaşıntı gibi semptomlarla seyreder. Korunmak için; uzun süre ıslak mayo ile oturulmamalı, havuz sonrası en kısa sürede duş alınmalı, temiz olmayan tuvaletler kullanılmamalıdır. Havuzlardan deri enfeksiyonları ve mantar da bulaşabilir. Aşırı klor içeren suda cilt tahriş olabilir. İltihaplı bir yarayla girilmeden antiseptik solüsyonlarla ayaklar temizlenmeli, duş alınmalıdır. Duşun havuzdan çıkar çıkmaz alınması önerilir" açıklamasında bulundu. "Dış kulak enfeksiyonu görülebilir" Uzun süre suda kalmanın ve kulağa su kaçmasının dış kulak yolu enfeksiyonlarına zemin hazırladığını dile getiren Uzm. Dr. Ekici, "Herhangi bir nedenle kulak zarı zedelenmiş ya da kulağına tüp takılmış kişilerde ciddi kulak yolu enfeksiyonu gelişebilir. Dalma esnasında burun yoluyla bakteriler sinüslere kadar ulaşıp sinüzit yapabilir. Aktif kulak enfeksiyonu olanların havuza girmemesi enfeksiyondan korunmamıza yardımcı olur" dedi. "Gözler olumsuz etkilenebilir" Gözlerde bakteriyel veya klor tahrişi ile konjonktivit gelişebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Ekici, "Bakteriyel enfeksiyonlarda gözde yoğun çapaklanma, batma, gözlerde kızarıklık, ağrı olur. Klora bağlı gelişen konjonktivitlerde kızarıklık ön plandadır. Kapalı alanlarda gözlük kullanılabilir. Korunmak için havuz gözlüğü kullanılmalı, yüzerken gözler kapatılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Korunmak için öneriler" Uzm. Dr. Mustafa Ekici, yaz boyunca sağlıklı kalmak için alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı: "Havuzdan önce ve sonra duş alınmalı. Havuz sonrası kurulanmalı. Islak mayo hemen değiştirilmeli. Ateşli hastalık, ishal, kulak iltihabı varsa havuza giriş ertelenmeli. Havuz bölgesine ayakkabı ile girilmemeli. Ayaklar dezenfekte edilmeli. Kulak tıkacı kullanılmalı. Gözleri korumak için su altı gözlüğü kullanılmalı. Suya girerken bone takılması uygun olur. Şahıslar, ayak cilt, göz veya kulak enfeksiyonu varsa, ishal veya cinsel yolla bulaşan herhangi bir hastalık varsa havuza girilmemelidir." Uzm. Dr. Mustafa Ekici, ateş, kulak ağrısı, ciltte kızarıklık, kaşıntı, gözlerde sulanma gibi şikayetlerin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulmasının altını çizdi.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:25
Hastaneye gelenler ’kas yaşlarını öğrenmek için’ sıraya girdi
Sağlık Bakanlığı tarafından obeziteye savaş açıldığı bu dönemde Adana’da yüzlerce kişi, kurulan ’kas yaşını öğren’ standına akın etti. Sağlık Bakanlığı’nca 81 ilde eş zamanlı başlatılan program ile sağlık personeli, vatandaşların yoğun olduğu meydanlarda, kamusal alanlarda ve etkinlik noktalarında boy kilo endeksi (vücut kitle indeksi) ölçümleri gerçekleştiriyor. Adana’da da hastanelerde ise kas yaşı ölçümü yapılmaya başlandı. Bir sandalyeye eller göğüste birleştirilerek 5 defa oturup kalkılıyor ve süre ölçülüyor. Daha sonra bu ölçülen süre ve kişinin yaşı özel bir programa giriliyor, ardından da kişinin kas yaşı ortaya çıkıyor. Standa gelenlerin büyük bir kısmının kas yaşı kendi yaşlarıyla orantılı çıkarken bazı kişilerin kas yaşı kendi yaşlarının çok üstünde çıktı. Bu kişiler ise ilgili doktorlara yönlendirildi. "Obezite ciddi bir problem" İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatih Necip Arıcı, "Sağlık Bakanlığımızın sağlıklı yaşlanma, obezite konusunda çeşitli çalışmaları var. Çok hızlı bir şekilde obezite, şeker hastalığı, tansiyon hastalığı gibi hastalıkların insidansı sıklığı çok artıyor. Biz burada hem hastalarımızı veyahut da polikliniğimize başvuran kişilerin boy kilo aynı zamanda da kas yaşını ölçüyoruz. Artık obezite toplumumuzda çok ciddi bir problem haline gelmeye başladı. Bu yüzden hem buna dikkat çekmek hem de kas sağlığında problem olan hastalarımızın ölçümlerini yaptıktan sonra bunun sebebi ne olabilir diye polikliniklerimize yönlendirip hastalarımıza randevu verip onların altta yatan nedenine yönelik tetkiklerini planlıyoruz" dedi. "Hasta ile planlamaları yapıyoruz" Kas yaşını öğrenmek isteyen vatandaşları hastanede kurdukları standa davet eden Dr. Fatih Necip Arıcı, "Hastalarımızın yaş ve cinsiyetini öğreniyoruz ardından özel bir sandalyemiz var. Bu sandalyede beş defa oturup kalkmalarını istiyoruz. Biz de bunun süresini tutuyoruz. Akıllı bir hesaplama uygulaması var. Orada bize direkt hastanın kas yaşını veriyor. Biz de ona göre planlamamızı yapıyoruz hastalarımızla ilgili" diye konuştu. "Uygulama çok güzel" Kas yaşını öğrenen Cevdet Dümen, "Kas yaşımı öğrenince çok şaşırdım, uygulama çok güzel. Ben 55 yaşındayım ve 40’lı yaşlarda çıktı kas yaşım. Öğrenince çok daha motive oldum" diyerek düşüncelerini paylaştı. Vatandaşlardan Gülşen Dereli de uygulamadan çok memnun olduğunu değinerek, "Ben 57 yaşındayım ama kas yaşım 40’lı yaşlarda çıktı. Çok güzel oldu, uygulama çok güzel" ifadelerini kullandı.
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:03
’’Köpeğinizin dışarıda yediği yiyecekler sağlınızı riske atmasın’’
Karaciğer Cerrahisi ve Transplantasyonu Uzmanı Prof. Dr. Koray Acarlı, ‘köpek kisti’ olarak bilinen karaciğer kist hidatiği hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Acarlı, köpeklerin dışarda yediği yemeklere dikkat çekti. Özellikle kırsal bölgelere yakın yerlerde köpeklerin doğada ne yediğine dikkat etmek gerekiyor. Çünkü doğa ile iç içe yaşayan sevimli dostlar fark etmeden bir döngünün parçası olabilir ve halk arasında ‘köpek kisti’ olarak bilinen karaciğer kist hidatiği hastalığını insanlara bulaştırabilir. Karaciğer kist hidatiği ile ilgili bilinmesi gerekenleri Karaciğer Cerrahisi ve Transplantasyonu Uzmanı Prof. Dr. Koray Acarlı anlattı. ’’Yurdumuzda özellikle hayvancılık ile uğraşan bölgelerde görülmektedir’’ Hastalığın nasıl oluştuğuna dair bilgi veren Prof. Dr. Koray Acarlı, ’’Karaciğer kist hidatiği, bir parazitin oluşturduğu hastalıktır. Halk arasında ‘köpek kisti’ diye de bilinir. Kist Hidatik hastalığı yurdumuzda özellikle hayvancılık ile uğraşan bölgelerde görülmektedir. Bunun nedeni olgun parazit; kurt, çakal, köpek gibi hayvanların bağırsaklarında ‘esas konak’ olarak yaşar. Ancak üremesi için başka ara konaklara gereksinim duyar. Parazitin yumurtası kurt, çakal, köpek gibi hayvanların dışkısı ile dışarıya atılır. Parazitin evriminde ara konak olarak rol oynayan küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar bu parazit yumurtasının bulaştığı ot ve suyu yiyip içince yumurta onların bağırsaklarına geçer ve burada kurtçuk açığa çıkarak kan dolaşımına karışır ve vücudun değişik yerlerinde, en sık da karaciğerde yerleşerek giderek büyüyen kist veya kistler meydana getirir. Buna hidatik hastalık diyoruz. Bu kistlerin içinde binlerce parazit oluşturacak kurtçuklar mevcuttur. Daha sonra hastalıklı (bu kistlerden içeren) organların kurt, çakal ve köpek gibi hayvanlar tarafından yenmesi ile parazit tekrar bunların bağırsağına ulaşır ve burada gelişerek erişkin parazit haline gelir. Başka bir deyişle parazitin üremesi için böylesine bir siklusa (döngüye) ihtiyacı vardır. İnsan da bu tabloda zaman zaman bir ara konak vazifesi görebilmektedir. Eğer, parazitin yumurtasının bulaştığı maddeler ağız yolu ile alınırsa veya temas da olduğunuz köpeğin bağırsağında parazit var ise bu yumurtaların ağız yolu ile insana bulaşması sıklıkla karaciğerde olmak üzere kistler oluşturur. Aslında köpeklerin direkt suçu yoktur. Köpeğinizi kontrol altında tutarsanız, yediğine içtiğine dikkat ederseniz sorun kalmaz’’ şeklinde konuştu. Prof. Dr. Koray Acarlı, karaciğer kist hidatiği hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri söyle açıkladı: ’’Karaciğer kist hidatiği insandan insana bulaşmaz’’ ’’Karaciğer kist hidatiği insandan insana bulaşmaz. İnsan dışkısında bulunmaz. Ancak aynı ortamda yaşayan insanlarda aynı yolla yani parazit yumurtası bulaşmış kirli gıdaların ortamda bulunan herkes tarafından tüketilmesi durumunda aynı ailenin değişik fertlerinde de olabilir. Hastalık nasıl bir gelişim gösterir? Parazitler yüzde 75-80 oranında karaciğere yerleşir. Ancak akciğer, karın içi diğer organlar ve beyine de yerleştiği görülebilir. Olay nerede olursa olsun, parazitin yerleştiği yerde giderek büyüyen içi basınçlı bir sıvı ile dolu kist oluşur. ’’Karaciğer kist hidatiği karaciğer fonksiyonlarını bozmaz’’ Karaciğer kist hidatiği karaciğer fonksiyonlarını bozmaz. Genellikle karaciğer dokusunu iterek (basınç) kendine yer açtığından karaciğer hücreleri fonksiyonlarına devam ederler. Karaciğer kist hidatiği ne gibi şikayetlere neden olur? Karaciğer kist hidatiği hastalığının özgün bir şikayeti yoktur. Kist karaciğerde tek olabileceği gibi, 2,3 veya daha çok sayıda da olabilir. Kistler tespit edildiğinde birkaç santimden 15-20 santimetreye varan çaplarda olabilirler. Küçük kistler genellikle şikayet nedeni olmaz. Olay genellikle başka nedenler ile yapılan görüntülemelerde. Yani tesadüfen, karaciğerde kistlerin görülmesi ile anlaşılır. Daha büyük kistler ise sağ tarafta ağrı dolgunluk hissi gibi şikayetler ile ortaya çıkarlar. Vakaların az bir kısmında gelişen komplikasyonlar ile daha gürültülü tablolar şeklinde mesela kistin safra yollarına açılması ile ortaya çıkabilir. Hastalığın tanısı Karaciğerde yerleşen kistin evreleri vardır. Evre 1, kistin küçükken görüntüsü basit kistle aynıdır ve karışır. Tanı daha kalın duvar yapısı içinde kız kistlerin olması, duvarda kalsifikasyon gibi ilave bulgular ile konur. Arada kalınan vakalarda endirekt hemaglutinasyon testi (İHA) veya ELİSA yöntemleri yardımcı olur. Görüntülemelerdeki ‘araba tekerleği’ görüntüsü tanı koydurucudur. Kist kendi haline bırakılır ise genellikle giderek büyür ve komplikasyonlara neden olur. Bunlar kistin içinde bakterilerin üremesi, safra yollarını yırtması ve rüptür (delinme, yırtılma)’dır. Kistin safra yollarını yırtması durumunda sarılık ortaya çıkar. Böyle komplikasyonların ortaya çıkması hastalıkla mücadeleyi güçleştiren riskleri artıran olaylardır. Bazen de her canlı gibi kist büyür. Vücut onu kalsiyumla kaplayabilir ve tamamen inaktif olarak bir bilardo topu gibi karaciğer veya akciğerde kalabilir. Yani ölü bir yapı olur. Karaciğerdeki kist kendi kendine patlar mı? Kistin kendi kendine patlaması, delinmesi veya tıptaki adı ile "rüptür" nadiren de olsa görülebilir. Daha ziyade büyük kistlere gelen ani ve şiddetli darbeler böyle bir yırtılmaya neden olabilir. Kistin yırtılması tehlikeli olabilir. Böyle bir durumda iki tablo çok önemlidir. Birincisi, kist içeriği antijenik özellik taşır, yani şiddetli, hayatı tehdit edebilecek allerjik reaksiyonlar uyandırabilir. İkincisi ise, kist içeriği bütün karın boşluğu içerisine yayılarak yaygın hastalık halini alabilir. O zaman hastalıkla mücadele güçleşir. Hastalığın tedavisi Klasik anlamda ("şu ilacı belli bir süre kullan hastalık geçer") bir ilaçla tedavi yoktur. Ancak parazite etkili olduğu bilinen ve diğer tedavi yöntemlerine yardımcı bir ilaç mevcuttur. Hastalığın standart tedavisi kistin boşaltılması, içinde canlı parazit ve geride mümkün ise boşluğun kalmamasının sağlanması.şeklinde dir. Bu en sık cerrahi yöntemler ile sağlanırken, uygun vakalarda iğne ile aspirasyon, laparoskopi gibi teknikler denenebilir. ’’
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:39
Motosiklet kazasında ağır yaralanan genç, Ordu’da sağlığına kavuştu
Ordu’da geçirdiği motosiklet kazası sonucu ağır yaralanan 20 yaşındaki genç, gerçekleştirilen nadir ve kritik bir cerrahi müdahale ile sağlığına kavuştu. Genç hasta, hastaneden yürüyerek taburcu edildi. Ordu’da 17 Mayıs 2025 tarihinde gerçekleşen trafik kazasında Medical Park Ordu Hastanesi’ne getirilen Şimal Öktem’in yapılan tetkiklerinde, boyun omurga bölgesinde hayati tehlike arz eden bir odontoid (dens) kırığı tespit edildi. Hastanedeki tetkiklerde 20 yaşındaki Öktem’in vücudundaki kırıkların, omuriliğe zarar vererek felç veya ölüm riski oluşturabilen, üst servikal travmalar arasında yer alan yüksek enerjili kırıklar olduğu anlaşıldı. "Ameliyatta özel bir teknik uygulandı" Şimal Öktem’in kırığının, tıpta ’Tip 2 odontoid kırığı’ olarak sınıflandırılan ve nadir görülen bir durum olduğunu dile getiren Medical Park Ordu Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Serhat Eroğlu, hastanın kritik durumuyla ilgili "Hastamızın boyun kırığı titizlikle planlanması gereken bir cerrahi gerektiriyordu. Omurilik fonksiyonlarının korunması için odontoid vida tespiti ameliyatı gerçekleştirdik. Bu ameliyat, kırığın konumu itibarıyla özel bir teknik olan anterior odontoid vidalama yöntemiyle yapıldı ve Ordu’da ilk kez uygulandı. Başarılı geçen operasyon sayesinde hastamızın omurilik fonksiyonları korunarak iyileşme süreci hızla ilerledi" dedi. "Hastamız kısa sürede sağlığına kavuştu" Hastanın ameliyat sonrası 1 gece yoğun bakımda yakından izlendiğini belirten Dr. Eroğlu, ertesi gün servise alınarak yürütülen genç hastanın hızla toparlandığını ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Eroğlu, "Boyun omurga kırıkları, özellikle odontoid kırıkları, erken teşhis ve hızlı cerrahi müdahale gerektirir. Bu ameliyat, Ordu’da ilk kez gerçekleştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Ekip çalışması ve multidisipliner yaklaşım sayesinde hastamızın sağlığına kavuşması bizleri çok mutlu etti. Bu başarı, modern tıbbın ve ileri cerrahi tekniklerin bir sonucudur" diye konuştu. Tedavisi yapılan Şimal Öktem, kısa sürede sağlığına kavuşarak hastaneden yürüyerek ayrıldı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder