SAĞLIK
Kadınlar bilinçlenerek güçlendi 29 Nisan 2026 Çarşamba - 16:07:51 Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından kadınların yaşam kalitesini artırmak ve koruyucu sağlık bilincini yaygınlaştırmak amacıyla hayata geçirilen "Kadın Sağlığı Eğitimi" programı tamamlandı. 10 hafta süren eğitimlerin ardından katılımcılar sertifikalarını aldı. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen programa katılan 19 katılımcı, eğitimi başarıyla tamamlayarak sertifika almaya hak kazandı. Altınova TEK Atölye’de düzenlenen sertifika programında katılımcılara sertifikaları, Sosyal Yardımlar Şube Müdürü Zeliha Tümer ile Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli Sosyal Hizmet Uzmanı Simge Nur Öksüz tarafından takdim edildi. Kadınlara kapsamlı eğitimler verildi Program kapsamında katılımcılara; beden farkındalığı, ruhsal ve fiziksel sağlık, ruhsal iyilik hali, üreme sağlığı, iletişim becerileri ve kadın hakları gibi birçok başlıkta eğitimler verildi. Eğitim sürecinde, kadınların deneyimlerini rahatlıkla paylaşabilecekleri güvenli bir ortam oluşturularak bilgiye çekinmeden erişmeleri sağlandı. Bu sayede katılımcıların sağlık bilinci artırılırken onlara sosyalleşme fırsatı da sunuldu. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın "Sağlıklı kadın, güçlü aile; güçlü aile, güçlü toplum" vizyonuyla hayata geçirilen eğitim programları önümüzdeki dönemde de devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:47 Denizli’de parkinson hastaları için yeni dönem Denizli Büyükşehir Belediyesi, parkinson hastalarının yaşam standartlarını yükseltmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bir iş birliğine imza attı. Denizli Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Spor ve Yaşam Merkezi’nde düzenlenen lansmanla tanıtılan "Parkinson Egzersiz Destek Programı", bilimsel metotlarla hazırlanan özel bir rehabilitasyon sürecini kapsıyor. "ParkinSon değil başlangıç" temasıyla hayata geçirilen proje, DBB Gençlik ve Spor Hizmetleri ile Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlıkları koordinasyonunda, uzman nörologlar, fizyoterapistler ve spor eğitmenleri eşliğinde yürütülecek. "Sporun iyileştirici gücünü hastalarımızla buluşturuyoruz" Programın açılışında konuşan Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Ayşe Sarıkaya, projenin fiziksel kazanımlarına dikkat çekerek, "Sporun iyileştirici gücünü parkinson hastalarımızla buluşturuyoruz. Amacımız, hastalarımızın fiziksel hareketliliğini artırırken denge ve koordinasyon becerilerini en üst seviyeye çıkarmaktır" dedi. "Sosyal bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şenay Polatır ise projenin sosyal belediyecilik boyutuna vurgu yaparak, "Dezavantajlı grupların hayatını kolaylaştırmak bizim önceliğimizdir. Bu programla sadece bir egzersiz protokolü değil, aynı zamanda hastalarımızın sosyal hayata tutunabilecekleri bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" ifadelerine yer verdi. "Klinik denetim ve bilimsel yaklaşım şart" Tıbbi perspektiften programın önemini anlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Göksemin Demir, multidisipliner yaklaşımın altını çizdi. Prof. Dr. Demir, "Parkinson ile mücadelede ilaç tedavisi kadar uzman denetimindeki egzersizler de hayatidir. Nörolojik mekanizmayı destekleyen bu özel hareketler, hastalığın etkilerini minimize ederek yaşam standardını bilimsel olarak yükseltecektir" dedi. Kamu-özel sektör iş birliğine dikkat çeken Prof. Dr. Demir, Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu’na bu önemli iş birliği için teşekkürlerini iletti. Lansmanda egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi Konuşmaların ardından program kapsamında uygulanacak olan yoga ve pilates branşlarından kesitlerin sunulduğu bir egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi. Uzman eğitmenler eşliğinde yapılan egzersizler, katılımcılara hareket kabiliyetlerini yeniden kazanma, denge kontrolünü sağlama ve kas güçlerini artırma noktasında somut bir motivasyon sağladı. Lansman ile start verilen program, parkinson hastalarının düzenli olarak katılacağı eğitim seansları ve takip süreçleriyle Denizli’de toplum sağlığına katkı sunmaya devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:13 Şırnak’ta sağlık alanındaki öncelikler Sağlık Bakanı Memişoğlu’na aktarıldı AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile gerçekleştirdiği görüşmede kentteki sağlık yatırımları ve öncelikli ihtiyaçları değerlendirdiklerini açıkladı. Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nu ziyaret ederek kentin sağlık alanındaki ihtiyaçları ile devam eden yatırımları görüştü. Tatar, görüşmede 500 yataklı Şırnak Devlet Hastanesinin Eğitim ve Araştırma Hastanesine dönüştürülmesine yönelik çalışmaların ele alındığını belirtti. Tatar ayrıca Silopi Kadın Doğum Hastanesinin mayıs ayı sonunda hasta kabulüne başlayacağını ifade etti. Tatar ayrıca yoğun bakım kapasitesinin artırılması, tıbbi cihaz eksiklerinin giderilmesi ve İdil Devlet Hastanesinin statüsünün yükseltilmesine ilişkin taleplerini de Sağlık Bakanı Memişoğlu’na ilettiklerini söyledi. Milletvekili Tatar, amaçlarının vatandaşların sağlık hizmetlerine il dışına gitmeden hızlı ve etkin şekilde ulaşabilmesi olduğunu ifade etti. Tatar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na desteklerinden dolayı teşekkür etti. Beytüşşebap Devlet Hastanesinin bu yıl hizmete açılacağı, Cizre’de Kadın Doğum Hastanesi ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinin yıl içerisinde hizmet vereceği kaydedildi. İdil Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin de yıl içinde vatandaşların hizmetine sunulacağı belirtildi.
TVHB Başkanı Eroğlu: "Tüberküloz, dünyanın en eski bulaşıcı kronik hastalıklarından bir tanesi"
24 Mart 2026 Salı - 14:05 TVHB Başkanı Eroğlu: "Tüberküloz, dünyanın en eski bulaşıcı kronik hastalıklarından bir tanesi" Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "Tüberküloz, dünyanın en eski bulaşıcı kronik hastalıklarından bir tanesi. Hayvandan hayvana ya da hayvandan insana şeklinde görülüyor" dedi. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, ‘24 Mart Dünya Tüberküloz Günü’ sebebiyle İhlas Haber Ajansı’na (İHA) özel açıklamalarda bulundu. Tüberküloz hastalığının hem hayvanlar hem de insanlar açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirten Eroğlu, hastalıkla mücadelede denetim ve kontrol mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle sığır tüberkülozunun hem hayvancılık sektöründe ekonomik kayıplara yol açtığını, hem de insanlara bulaşma riski taşıdığını vurgulayan Eroğlu, düzenli tarama ve erken teşhisin hayati önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’de tüberküloz hastalığı alanında yapılan çalışmalara da değinen Eroğlu, bazı bölgelerde ilerleme kaydedildiğini ancak genel anlamda istenilen seviyeye henüz ulaşılamadığını ifade ederek, kaçak hayvan hareketlerinin ve yetersiz denetimlerin hastalığın yayılımını artırdığını sözlerine ekledi. "Tüberküloz, dünyanın en eski bulaşıcı kronik hastalıklarının bir tanesi" Tüberküloz’un ilk olarak 24 Mart 1882 yılında ortaya çıktığını ve o dönemlerde ciddi sıkıntılar doğurduğunu belirten Eroğlu, "Tüberküloz dünyanın en eski bulaşıcı kronik hastalıklarından bir tanesi. Hayvandan hayvana ya da hayvandan insana şeklinde görülüyor ama daha çok sığırların hastalığı. 1882 yılında Robert Koch tarafından tanımlanıyor. 1996’dan itibaren de kurum ve kuruluşlar tarafından ve veteriner hekimler tarafından Dünya Tüberküloz Günü olarak anılıyor. Bugün dolayısıyla hem hastalıkla ilgili bir farkındalık ortaya konması, hem de hastalığa karşı yapılacak çalışmalar, mücadeleler, alınacak önlemler ve kontrol stratejileriyle ilgili konuları gündeme getirme açısından önemli bir gün. Biz de TVHB olarak ülkemizde hala bir sağlık problemi olarak devam eden, hem hayvanlarda hem de insanlarda görülen bu hastalığa karşı alınması gereken önlemleri, yapılacak mücadeleleri, veteriner hekimlerin istihdamından, sahadaki çalışmalarına kadar, hastalığın ülkemizde daha az minimalize edilmesi, görülmesinin azaltılması noktasında halkın bilinçlendirilmesini istiyoruz" diye konuştu. "Hastalık öncelikle akciğere nüfus ediyor" Tüberkülozun öncelikle akciğere yerleştiğini, sonrasında ise tüm vücuda kapasiteli bir şekilde yayıldığını ifade eden Eroğlu, "Hastalık öncelikle akciğere nüfus ediyor. Çeşitli organlarda karaciğer, böbrek, beyin, hatta kemik dokusuna kadar yayılabiliyor. Özellikle hayvanlarda bazen sinsi seyrediyor. Hastalık daha çok tüberkülozlu hayvanların ürünlerini kullanmak suretiyle geçiyor. Yani sütü ve eti yoluyla. Bütün bunları, hem kamuoyunun bilgisine sunmak, hem de veteriner hekimler olarak hangi mücadelelere, nasıl devam edeceğimizle ilgili stratejiler oluşturmak açısından önemli görüyoruz. Hastalıkların yüzde 60’ından fazlası hayvanlardan insanlara ulaşıyor. Tüberküloz da bu hastalıkların önemli olanlarından bir tanesi. İnsanlarda görülen, daha doğrusu insandan insana ulaşan ve etken ile hayvanlarda görülen etken farklı. Veteriner hekim istihdamı, kamuda istihdam edilen veteriner hekim sayısının, Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre yeniden bir tespit edilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu. "Halkın bilgi seviyesinin yükseltilmesi lazım" Eroğlu, hastalığa karşı alınabilecek önlemlerle ilgili şunları kaydetti: "Tüberkülozun yaklaşık yüzde 5 ile 10 civarında hayvandan insana ulaşıyor. Bu da önemli bir miktar. Bunun için halkın bilgi seviyesinin yükseltilmesi lazım. Bazen hasta olmayan hayvanların da muayene edilmesi lazım. Çünkü değişik tablolar gözüküyor. Tüberkülozlu hayvanların eti yenir mi, yenmez mi? Burada veteriner hekimlerin önemli bir rolü var. Mutlaka çiğ süt kullanmamak lazım. Pastörize süt kullanmak ya da çiğ sütü iyice kaynatmak gerekiyor. Etleri iyi pişirmek gerekiyor. Dünya Tüberküloz Günü vesilesiyle bir kez daha veteriner hekimlerin hizmetlerinin tekrar gözden geçirilmesini temenni ediyorum."
Uzmanından tüberkülozda erken tanı uyarısı
24 Mart 2026 Salı - 13:57 Uzmanından tüberkülozda erken tanı uyarısı Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Gizem Çil, tüberkülozun bulaşıcı ancak önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirterek, erken tanı ve düzenli tedavinin hayat kurtardığını vurguladı. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Gizem Çil, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada veremin günümüzde hala önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini belirtti. Hastalığın bulaşıcı olmasına rağmen önlenebilir ve tedavi edilebilir olduğuna dikkat çeken Çil, erken tanının hayati önem taşıdığın söyledi. Tüberkülozun akciğerleri etkilediğini ifade eden Çil, uzun süren öksürük, balgam, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Hastalığın özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda solunum yoluyla kişiden kişiye bulaştığını belirten Çil, vatandaşların belirtiler konusunda bilinçli olması gerektiğini kaydetti. Düzenli ve eksiksiz tedavinin hastalığın tamamen iyileşmesinde kritik rol oynadığını dile getiren Çil, koruyucu önlemler sayesinde bulaş riskinin azaltılabileceğini ifade etti. Uzm. Dr. Çil, "Tüberküloz günümüzde hala önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam eden, bulaşıcı ancak önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Her yıl milyonlarca insanı etkileyen bu hastalık, erken tanı ve uygun tedavi ile tamamen kontrol altına alınabilir. Uzun süren öksürük, balgam, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır" dedi. Toplum farkındalığının artırılmasının tüberkülozla mücadelede büyük önem taşıdığını belirten Çil, "Erken tanı hayat kurtarır. Düzenli ve eksiksiz tedavi hastalığı tamamen iyileştirir. Koruyucu önlemlerle bulaş riski azaltılabilir. Toplum olarak belirtileri erken dönemde tanımak ve sağlık kontrollerini ihmal etmemek en güçlü mücadele yöntemidir" ifadelerini kullandı. Çil, Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla vatandaşları bilinçli olmaya ve sağlık kontrollerini aksatmamaya davet etti.
Kolon kanseri riskini artıran bu faktörlere dikkat!
24 Mart 2026 Salı - 12:01 Kolon kanseri riskini artıran bu faktörlere dikkat! Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Karaca; "Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır" dedi. Kolon kanseri (kolorektal kanserler); özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Karaca; "Toplumdaki kolon kanseri vakalarının yüzde 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların yüzde 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık yüzde 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir. Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır. Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir. Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı yüzde 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise yüzde 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır. Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur" ifadelerini kullandı. Tekrarlama riskine karşı kemoterapinin önemine değinen Doç. Dr. Halit Karaca; "Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir. Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa, kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa, kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense, kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır" diye konuştu.
Öğrencilere verem hastalığı anlatıldı
24 Mart 2026 Salı - 11:36 Öğrencilere verem hastalığı anlatıldı Erzurum’un Oltu ilçesinde, 24 Mart Tüberküloz (Verem) günü Eğitimi ve Farkındalık Haftası kapsamında öğrencilere yönelik bilgilendirme çalışmaları sürdürülüyor. Oltu İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından Oltu Anadolu Kız İmam Hatip Lisesi çok amaçlı salonunda düzenlenen etkinlikte, öğrencilere verem hastalığı hakkında detaylı bilgi verildi. Eğitim, İlçe Sağlık Müdürlüğü doktorlarından Merve Öztürk tarafından gerçekleştirildi. Etkinlikte, tüberkülozun (verem) Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu, ekseriyetle akciğerleri etkileyen bulaşıcı bir hastalık olduğu anlatıldı. Hastalığın; öksürme, hapşırma ve konuşma sırasında havaya yayılan damlacıklar yoluyla bulaştığı ifade edildi. Sunumda, erken tanı ve düzenli tedaviyle tamamen iyileşebilen bir hastalık olan tüberkülozda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekildi. En sık görülen belirtiler arasında iki haftadan uzun süren öksürük, balgam, gece terlemesi, kilo kaybı, halsizlik ve ateşin yer aldığı belirtilerek, bu şikâyetleri yaşayanların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiği vurgulandı. Eğitimde ayrıca hastalığın bulaşma yolları, korunma yöntemleri ve tedavi süreci hakkında bilgiler paylaşıldı. Oltu İlçe Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, Verem Haftası boyunca ilçede bilgilendirme stantlarının açık olacağını, ilkokul ve liselerin yanı sıra halk eğitim merkezleri ile kahvehanelerde de farkındalık çalışmalarının devam edeceğini bildirdi.
Kulak temizlemek isterken işitmenizi kaybedebilirsiniz
24 Mart 2026 Salı - 10:52 Kulak temizlemek isterken işitmenizi kaybedebilirsiniz Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Tarık Yağcı, günlük hayatta farkında olmadan yapılan bazı alışkanlıkların kulak sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirterek, "Kulak aslında kendi kendini temizleyebilen bir organdır. Kulak kiri sandığımız yapı ise dışarıdan gelen toz ve mikroorganizmaları tutarak kulağı koruyan doğal bir salgıdır. Bu nedenle kulağın içini temizlemeye çalışmak çoğu zaman faydadan çok zarar verir" dedi. Kulakların, çevreyle sağlıklı iletişim kurmayı sağlayan en önemli duyu organlarından biri olduğunu ifade eden Yağcı, "İşitme sayesinde konuşmaları anlayabilir, tehlikeleri fark edebilir ve sosyal yaşamımızı sürdürebiliriz. Ancak kulak sağlığı ihmal edildiğinde bu hassas yapı zarar görebilir ve işitme problemleri ortaya çıkabilir. Oysa düzenli ve basit önlemlerle kulak sağlığını korumak mümkündür" dedi. "Pamuklu çubuklar kiri daha derine itiyor" Kulak temizliği amacıyla kullanılan pamuklu çubukların ciddi risk oluşturduğunu vurgulayan Yağcı, "Pamuklu çubuklar kiri temizlemek yerine daha derine iter. Bu da tıkanıklığa, işitme azlığına, dolgunluk hissine ve bazen baş dönmesine neden olabilir. Daha da önemlisi kulak zarına zarar verme riski vardır. Bu nedenle kulak içine hiçbir yabancı cisim sokulmamalıdır" diye konuştu. "Yüksek ses ve kulaklık kullanımı da riskli" Günlük hayatta kulak sağlığını tehdit eden bir diğer önemli alışkanlığın ise yüksek ses maruziyeti olduğunu belirten Yağcı, "İç kulakta işitmeyi sağlayan hücreler oldukça hassastır. Uzun süre yüksek sese maruz kalmak bu hücrelerde geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabilir. Bu nedenle kulaklık kullanımında ses seviyesi düşük tutulmalı ve belirli aralıklarla mola verilmelidir" ifadelerini kullandı. "Çocuklarda belirtiler gözden kaçmamalı" Çocukluk döneminde kulak sağlığının ayrı bir önem taşıdığına dikkat çeken Yağcı, orta kulak enfeksiyonlarının sık görüldüğünü belirterek "Kulak ağrısı, ateş, huzursuzluk ve işitmede azalma gibi belirtiler görülebilir. Çocuklarda televizyonu yüksek sesle izleme veya isme tepki vermeme gibi durumlar fark edildiğinde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar işitme kaybına ve konuşma gelişiminde gecikmeye yol açabilir" dedi. "Basit önlemlerle kulak sağlığınızı koruyabilirsiniz" Ani basınç değişimleri ve su teması gibi durumlara da dikkat çeken Yağcı, "Uçak yolculuğu veya dalış sırasında yutkunma ve sakız çiğneme basıncı dengelemeye yardımcı olabilir. Ayrıca yüzme sonrası kulakların nemli bırakılmaması enfeksiyon riskini azaltır" diye konuştu. "Erken tanı büyük önem taşıyor" Kulak sağlığını korumak için temel kuralları sıralayan Yağcı, "Kulak içine yabancı cisim sokulmamalı, pamuklu çubuk kullanılmamalı, yüksek sesten kaçınılmalı ve kulak enfeksiyonları ihmal edilmemelidir. En küçük şikayette bile doktora başvurmak, işitme sağlığının korunmasında kritik rol oynar" dedi. Sağlıklı kulakların yaşam kalitesinin önemli bir parçası olduğunu belirten Yağcı, kulak sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Servet’ten Varis hastalığı uyarısı
24 Mart 2026 Salı - 10:26 Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Servet’ten Varis hastalığı uyarısı Medical Point Gaziantep Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Servet, varisin yalnızca estetik bir problem olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Son yıllarda Varis vakalarında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Uzmanlar, özellikle hareketsiz yaşam tarzı ve genetik faktörlerin bu artışta önemli rol oynadığını belirtiyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Servet, varisin yalnızca estetik bir problem olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Servet, "Varis, toplardamarların genişleyip işlevini kaybetmesiyle oluşan bir dolaşım hastalığıdır. Tedavi edilmediğinde daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" dedi. "Modern yaşam tarzı riski artırıyor" Uzmanlara göre, uzun süre ayakta kalmak ya da masa başında hareketsiz çalışmak, varis oluşumunu tetikleyen başlıca nedenler arasında yer alıyor. Ayrıca fazla kilo, hormonal değişimler ve dar kıyafet tercihleri de risk faktörleri arasında bulunuyor. "Belirtiler göz ardı edilmemeli" Bacaklarda ağrı, şişlik, yanma hissi ve gece krampları varisin en yaygın belirtileri arasında yer alıyor. Op. Dr. Ercan Servet, bu şikayetleri yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerektiğini ifade etti. "Tedavi yöntemleri gelişiyor" Dr. Servet, günümüzde varis tedavisinde lazer uygulamaları, skleroterapi ve minimal invaziv cerrahi yöntemler başarıyla uygulanıyor. Erken teşhis sayesinde hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Uzmanlardan öneriler Uzmanlar, varisten korunmak için düzenli egzersiz yapılmasını, uzun süre aynı pozisyonda kalınmamasını ve sağlıklı beslenmeye özen gösterilmesini öneriyor. Ayrıca risk grubundaki kişilerin düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Başhekim Yardımcısı Yeler’den kolon ve mide kanserine karşı tarama çağrısı
24 Mart 2026 Salı - 10:13 Başhekim Yardımcısı Yeler’den kolon ve mide kanserine karşı tarama çağrısı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Ayvaz Yeler, kolorektal kanserlerinin erken tanı ile kolaylıkla tedavi edilebildiğini belirterek; aile öyküsü olanların 40, olmayanların ise 45 yaşından itibaren mutlaka rutin tarama programlarına dahil olması gerektiğini söyledi. 1-31 Mart Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı çerçevesinde dünya genelinde ve Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu olan kolorektal kanserlerine karşı farkındalık oluşturmak amacıyla mart ayı boyunca çeşitli bilgilendirme faaliyetleri yürütülüyor. Uzmanlar, Türkiye’de en sık görülen kanser türlerinden biri olan kalın bağırsak kanserine karşı tarama programlarının önemine dikkat çekiyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, kolorektal hem erkeklerde hem de kadınlarda en sık görülen ilk üç kanser türü arasında yer alıyor. "Kolorektal kanserle alakalı tarama programları mevcuttur" Konuya ilişkin konuşan Başhekim Yardımcısı İç Hastalıkları Uzmanı Uzman Dr. Ayvaz Yeler, kolorektal kanserlerin gastrointestinal sistem (GİS) kanserlerinin en sık görülen türlerinden biri olduğunu belirtti. Tarama programına giren kanserlerin toplumda sık görülen ve erken tanı alması gereken gruplar olduğunu ifade eden Dr. Yeler, "Bunlar, erken tanı aldıklarında çok rahat ve kolaylıkla tedavi edilebilen kanserlerdir. Korkulacak ya da çekinilecek kanser grupları değildir. Bu yüzden hem dünyada hem de ülkemizde kolorektal kanserle alakalı tarama programları mevcuttur. Tanı ve erken tanı merkezleri yaygınlaşmış olup gayet uygun bir şekilde hizmet vermektedir. Vatandaşlarımızın belli yaş gruplarında, özellikle ailede kanser öyküsü olan risk gruplarındaki bireylerin mutlaka aile sağlığı merkezlerine ve hastanelere başvurarak taramalarını yaptırmalarını öneriyoruz. Bu taramalar hangileri oluyor ve özellikle kaç yaşında başlıyor? Aile öyküsü varsa, vatandaşlarımıza 40 yaşından sonra mutlaka kolon ve rektum kanserleri açısından tarama öneriyoruz. Aile öyküsü yoksa, 45 yaşından sonra mutlaka kolorektal kanser taraması öneriliyor" dedi. "Erken tanı hayat kurtarır" Kolorektal kanserler için tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tarama programları ve tanı merkezleri yeterli seviyede olduğunu dile getiren Yeler, "Yeter ki siz bu konuda aile sağlığı merkezlerine başvurun. Kolorektal kanserler için ‘gaitada gizli kan’ testi, aile sağlığı merkezlerinde Sağlık Bakanlığımız tarafından rutin tarama programı içerisindedir. Bunu mutlaka geciktirmeden ve aksatmadan yapmamız gerekiyor. Tekrar söyleyeyim; kolorektal kanser taramasının temelinde gaitada gizli kan testi ve kolonoskopi mevcuttur. Birinci derece akrabalarında kolon veya rektum kanseri olanlarda 40 yaşından sonra, olmayanlarda ise 45 yaşından sonra mutlaka bu tarama programlarına dahil olunmalıdır. 40 ile 50 yaş arasında, hastalarımıza mutlaka bir kez olmak üzere kolonoskopi öneriyoruz" diye konuştu. "Van Gölü Havzası’nda mide kanseri riski göz önünde bulundurulmalı" Bölgesel risk faktörlerine de dikkat çeken Yeler, "Van Gölü Havzası olarak mide kanserini çok yaygın gördüğümüz bir bölge olduğumuz için ve mide kanserinde de yine gaitada gizli kan pozitifliği tespit edilebildiği için; hem kolorektal hem de mide kanserleri adına gaitada gizli kan taramalarını mutlaka düzenli yapalım. Sonuç pozitif gelince iç hastalıkları veya gastroenteroloji uzmanımıza mutlaka başvuralım. Endemik kanser bölgelerinde yaşayanlarda veya aile öyküsü olanlarda; semptomunuz ya da şikayetiniz olmasa bile 40-50 yaş arasında mutlaka bir kez kolonoskopi yaptırmanızı öneriyoruz" şeklinde konuştu.