SAĞLIK
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:59:13 Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:57 Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. (ST-TB-
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41 Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Çocuklardaki alerji nezle ile karıştırılıyor
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:49 Çocuklardaki alerji nezle ile karıştırılıyor Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, alerjilerin mevsim geçişlerinde özellikle okul çağındaki çocuklarda sık görüldüğünü belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Doğanın canlandığı, havada polen yoğunluğunun arttığı zaman dilimlerinde, çocuklarda alerjik reaksiyonların da artış gösterdiğini ifade eden Medicana Konya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, çoğu zaman bu durumun nezle ile karıştırıldığını vurguladı. Alerjik çocuklar sık hastalanıyor Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde açık havada geçirilen zamanın da artmasıyla çocuklarda sık burun akıntısı, gözlerde kaşıntı, öksürük ve hapşırık gibi belirtiler görülebiliyor. Bu tablonun çoğu zaman nezle sanılsa da aslında alerjik kökenli olabildiğini, bu durumun; artan toz miktarı ve değişen hava şartları nedeniyle hassas bünyeli çocuklarda çeşitli belirtilere neden olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, "Çocuklarda alerji burun tıkanıklığı, sık hapşırma, öksürük, nefes darlığı, gözlerde sulanma, kızarıklık ve kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkmaktadır. Bu dönemlerde en sık karşılaşılan alerji türü, halk arasında ‘saman nezlesi’ olarak bilinen alerjik rinit olmaktadır. Alerjik rinitin dışında alerjik astım ve konjunktivit gibi alerji çeşitleri de bulunmaktadır" dedi. Mevsim geçişleri başarıyı da etkileyebilir Alerjilerin genellikle şikayetlerin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi ve fizik muayene bulgularıyla teşhis edilebildiğini belirten Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, şunları söyledi: "Muayenede alerjik çocukların burun mukozası ödemli, soluk ve şiş olur. Gözaltlarında mor halkalar görülebilir. Burnun sürekli yukarı kaldırılması sonucu burun sırtında buruşukluk oluşur ki buna ‘alerjik selam’ denir. Bu durum sıklıkla nezle ile karıştırılır. Ancak nezlede genellikle ateş olur, alerjik reaksiyonlarda ise uzun süren ama ateşsiz bir süreç yaşanır." Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, bu tür alerjik belirtilerin yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel etkiler de doğurabileceğini ifade ederek, "Özellikle okul çağındaki çocuklarda dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu ve buna bağlı olarak okul başarısında düşüş görülebilir" şeklinde konuştu. Alerjiden korunmak için alınması gereken önlemler Uzm. Dr. Hüseyin Yıldız, çocukların bu dönemde korunması için önerilerde bulunarak, "Polenlerin yoğun olduğu sabah saatlerinde açık havaya çıkmaktan kaçınılmalı; kapalı alanlar daha geç saatlerde havalandırılmalıdır. El hijyenine özen gösterilmeli, dışarıdan gelen ebeveynler, çocuklarla temas kurmadan önce ellerini ve yüzlerini yıkamalıdır. Doğa yürüyüşleri öğle saatlerinde, güneşli ve havadar ortamlarda yapılmalı, açık hava etkinliklerinde şapka ve gözlük kullanılmalı, dışarıda giyilen kıyafetler eve gelince hemen değiştirilmelidir. Ortam havasını filtreleyen özel klimalar tercih edilmeli ve bu cihazlarda polen filtresi kullanılmalıdır. Halı, kilim gibi toz toplayıcı eşyalar mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Çocuklar sigara dumanına maruz bırakılmamalıdır. Bağışıklık sisteminin güçlü kalması için dengeli beslenme ve düzenli uyku alışkanlığı önemlidir."
Minik kızın midesinden devasa bir saç yumağı çıktı
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:49 Minik kızın midesinden devasa bir saç yumağı çıktı Eskişehir’de mide ağrısı, bulantı ile iştahsızlık şikayetleriyle hastaneye giden ve midesinden devasa bir saç yumağı çıkarılan 9 yaşındaki bir kız çocuğu sağlığına kavuştu. Eskişehir Şehir Hastanesi’ne müracaat eden küçük hastaya doktorlar tarafından endoskopik ve radyolojik muayeneler yapıldı. İncelemeler sonucunda, 9 yaşındaki kız çocuğunun midesinde devasa bir saç yumağı bulunduğu tespit edildi. Tıp literatüründe ’bezoar’ olarak adlandırılan ve genellikle uzun süreli saç ya da yabancı madde yeme alışkanlığı sonucu mide içinde birikerek oluştuğu belirtilen kitleyle ilgili Çocuk Cerrahisi Uzmanları Op. Dr. Berkay Tekkanat ve Op. Dr. İbrahim Yıldırım tarafından cerrahi işlem gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası birkaç gün boyunca gözlem altında tutulan hastanın sağlıklı bir şekilde taburcu edildiği öğrenildi. "Kitle o kadar büyümüş ki, mideyi tamamen doldurduğunu gördük" Operasyonla ilgili açıklamada bulunan Op. Dr. Berkay Tekkanat, "Hastamızın uzun süredir saç yutma alışkanlığı olduğu öğrenildi. Bu saçlar sindirilemediği için zamanla mide içerisinde birikmiş ve devasa bir kitle halini almış. Bu durum, hem fiziksel hem psikolojik açıdan önemli bir sorun. Kitle o kadar büyümüş ki, mideyi tamamen doldurduğunu gördük. Bu tür durumlar zamanında fark edilmediğinde, bağırsak tıkanıklığı, mide delinmesi gibi ciddi ve hayati tehlike arz eden komplikasyonlara yol açabiliyor. Neyse ki zamanında müdahale ettik ve başarılı bir ameliyatla bu kitleyi çıkardık" dedi. "Çocuk yaş grubunda oldukça nadir görülen bir tablo" Operasyonda görev alan bir diğer cerrah Op. Dr. İbrahim Yıldırım ise, şunları söyledi: "Bezoar oluşumu, özellikle çocuk yaş grubunda oldukça nadir görülen bir tablo. Ancak son yıllarda, çeşitli faktörlere bağlı olarak saç yeme alışkanlığının (trikofaji) daha sık karşımıza çıkmaya başladığını gözlemliyoruz. Ailelerin bu tür davranışları fark etmesi ve zamanında bir uzmana başvurması hayati önem taşıyor. Bu vaka, bize hem tıbbi hem de psikolojik açıdan bütüncül yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı."
Kurban etinin doğru pişirilmesi hem sağlığı hem de besin değerini koruyor
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:32 Kurban etinin doğru pişirilmesi hem sağlığı hem de besin değerini koruyor Denizli Özel Egekent Hastanesi Diyetisyen Cemile Gül, et tüketiminin arttığı Kurban Bayramı öncesi yaptığı bilgilendirmede, "Etin doğru şekilde pişirilmesi ve uygun yöntemlerle hazırlanması, hem sağlıklı hem de besin değerlerini korumamızı sağlar" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Diyetisyen Cemile Gül, Kurban Bayramında doğru beslenme ve doğru et pişirme yöntemleriyle ilgili önemli bilgiler verdi. Bayramda tüketilen etlerin doğru pişirilmesi ve sağlıklı yöntemlerle hazırlanmasının hem sindirim sistemi sağlığı hem de genel sağlık açısından faydalı olacağını belirten Dyt. Camile Gül, "Kurban Bayramı, sevdiklerimizle bir araya gelerek dini ve kültürel değerlerimizi yaşadığımız özel bir zaman dilimidir. Bu dönemde beslenme alışkanlıklarımıza dikkat etmek, sağlığımızı korumak açısından oldukça önemlidir. Özellikle kızartma yerine ızgara, fırın veya haşlama yöntemlerini tercih etmek, fazla yağ ve kaloriden uzak durmamıza yardımcı olur. Etin doğru şekilde pişirilmesi ve uygun yöntemlerle hazırlanması, hem sağlıklı hem de besin değerlerini korumamızı sağlar" diye konuştu. "Az veya çok pişirmenin zararları var" Etlerin az veya çok pişirilmesinin beraberinde bir takım sağlık riskleri getirdiğini kaydeden Diyetisyen Cemile Gül, "Kurban edilen hayvan kesildikten sonra rigor mortis dediğimiz ölüm katılığı oluşur. Ölüm katılığı dediğimiz etin sertleşme halinin geçmesi için et 24 saat dinlendirilmelidir, et haşlama, ızgara, fırınlama yöntemleriyle pişirilebilir. Kızartmalardan kaçınılmalıdır. Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma yöntemi çeşitli ‘kanserojen maddelerin’ oluşumuna neden olabilmektedir. Tam tersi az pişmiş etlerin tüketilmesi de zoonoz hastalıkları oluşabilmektedir, Yüksek ateş yüzeydeki proteinleri birdenbire katılaştırır ve ısı etin iç kısmına ulaşamaz. Etlerin iç sıcaklığı en az 75 derece olmalıdır. Çok yüksek ısı, etin dış yüzeyinin yanmasına ve su kaybının fazla olmasına yol açarak besin öğesi kaybını artırır, çiğ olarak çözündürülen et hemen pişirilmeli ve çiğ olarak tekrar dondurulmamalıdır, hayvanların kesilmesi, yüzülmesi, karkasın parçalanması, etin nakli, muhafazası, pişirilmesi ve tüketime sunulması aşamalarında kişisel hijyen kuralları ihmal edilmemelidir" ifadelerini kullandı. "Ölçülü ve bilinçli beslenme" Bayram süresince tüketilen diğer yiyecekler ve tatlılar konusunda da dikkatli olunması gerektiğine değinen Diyetisyen Gül, "Sağlıklı ve doğru et pişirme yöntemleri ile bayramda da sağlığımızı koruyabilir, sevdiklerimizle birlikte keyifli ve dengeli bir bayram geçirebiliriz. Sağlıklı beslenme, bayramın ruhuna uygun bir şekilde sevdiklerimizle kaliteli vakit geçirmekle de ilgilidir" diyerek, ölçülü ve bilinçli beslenmenin önemini vurguladı.
Anne-baba adayları gebelik eğitiminde bilgilendirildi
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:11 Anne-baba adayları gebelik eğitiminde bilgilendirildi Özel Ümit Hastaneleri tarafından düzenlenen gebelik eğitimleri aralıksız devam ediyor. Son eğitim, Taşbaşı Kırmızı Salon’da anne ve baba adaylarının katılımıyla gerçekleştirildi. Eğitim programında uzman hekimler, gebelik süreci ve doğum sonrası bakım konularında katılımcılara kapsamlı bilgiler verdi. Eğitime, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Abdurrahman Akçay ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Kuğu konuşmacı olarak katıldı. Alanlarında uzman iki doktor, gebelik sürecinden bebek bakımına kadar birçok konuda katılımcıların merak ettiği soruları yanıtladı. Doğru bilgi ve doğru uygulama Op. Dr. Abdurrahman Akçay, gebelikle ilgili sıkça sorulan konulara bilimsel veriler ışığında açıklık getirdi. Akçay, doğal yollardan aylık gebelik oluşma oranının yüzde 18-20 arasında olduğunu belirtti. Aşılama yönteminde de bu oranın benzer seviyelerde olduğunu vurgulayan Akçay, tüp bebek uygulamalarında döllenmenin laboratuvar ortamında yüzde 95-99 oranında gerçekleştiğini, ancak transfer sonrası tutunma oranının yüzde 50-60, sağlıklı doğum oranının ise yüzde 30-35 seviyelerinde olduğunu ifade etti. "Gebelik sabır gerektirir" diyen Akçay, çiftlerin en az bir yıl boyunca özel bir çabaya girmeden doğal yollarla gebelik için beklemeleri gerektiğini vurguladı. "Yanlış numune, yanlış teşhis" Dr. Akçay, gebelik takibi sürecinde düzenli yapılan kan ve idrar testlerinin önemine de dikkat çekti. En sık karşılaşılan problemlerden birinin yanlış idrar örneği verme olduğunu belirten Akçay, doğru idrar örneği almak için genital bölgenin temizlenip kurulanması gerektiğini anlattı. Aksi takdirde akıntıların idrara bulaşması nedeniyle yanlışlıkla idrar yolu enfeksiyonu tanısı konabildiğini ve bunun gereksiz antibiyotik kullanımına yol açtığını söyledi. Yenidoğan bakımı Eğitimin ikinci bölümünde söz alan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Kuğu, yenidoğan dönemine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Sarılık, ciltte oluşan kabarcıklar ve kızarıklıkların ne anlama gelebileceği, kilo alımının nasıl izlenmesi gerektiği, göz sağlığı, ağız temizliği ve pamukçuk problemleri hakkında detaylı açıklamalar yaptı. Ayrıca, göbek bağı temizliği ve yenidoğan tarama testlerinin önemi üzerinde durdu. Yenidoğan sarılığı Yenidoğan sarılığı hakkında konuşan Dr. Kuğu, bu durum doğumdan sonraki ilk haftada sık görülür ve çoğu zaman fizyolojiktir. Ancak göz aklarında belirgin sararma, uyuşukluk, beslenme güçlüğü gibi belirtiler varsa acilen doktora başvurulmalıdır. Yenidoğan cildinde kabarcıklar ve kızarıklıkların ise, genellikle zararsız ve geçici döküntüler olduğun aktaran Kuğu, "Ancak döküntüler yaygınsa, ateş eşlik ediyorsa ya da bebek huzursuzsa enfeksiyon ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır." şeklinde konuştu. Anne ve baba adaylarının ilgiyle takip ettiği eğitimde, hem doğum öncesi hem de doğum sonrası süreçler hakkında bilimsel temellere dayanan birçok önemli bilgi katılımcılarla paylaşıldı.
Op. Dr. Gülden Ballı: "Hemoroid sanıldığı kadar basit değil, uzman genel cerrah müdahalesi şart"
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:05 Op. Dr. Gülden Ballı: "Hemoroid sanıldığı kadar basit değil, uzman genel cerrah müdahalesi şart" Toplumda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman çekinildiği için geç tanı alan hemoroid (basur) hastalığı hakkında önemli uyarılarda bulunan Medical Point Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gülden Ballı, bu rahatsızlığın yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebileceğini belirterek, genel cerrahi uzmanına başvurmanın önemine dikkat çekti. "Hemoroid, makat bölgesindeki damarların genişlemesiyle oluşan ve zamanla kanama, ağrı, kaşıntı gibi şikâyetlere yol açan bir hastalıktır. Birçok kişi utanma duygusuyla doktora başvurmayı geciktiriyor. Oysa erken tanı ve doğru tedaviyle hastalık büyük oranda kontrol altına alınabiliyor," diyen Dr. Ballı, yanlış uygulamaların hemoroidin kronik hale dönüşmesine neden olabileceği uyarısında bulundu. "Her basur ağrısı aynı değildir" Hemoroidin iç ve dış olmak üzere iki ana tipi olduğunu belirten Dr. Ballı, şu açıklamada bulundu "Toplumda çoğu zaman basit bir kabızlık ya da oturuş pozisyonuyla ilişkilendirilen bu hastalık, bazen çok daha ciddi anal hastalıkların belirtisi olabilir. Bu nedenle ‘basit bir basur’ deyip geçmemeli, mutlaka bir genel cerrahi uzmanı değerlendirmelidir. Biz, tanıda anoskopi, rektoskopi gibi yöntemlerle detaylı inceleme yaparak hemoroidin evresini belirliyor, buna göre kişiye özel tedavi planlıyoruz." Cerrahi müdahale ne zaman gerekli? İlaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle erken evrede kontrol altına alınabilen hemoroid, ileri evrelerde ise cerrahi müdahale gerektirebildiğini ifade eden Dr. Ballı: "Her hastaya cerrahi önermiyoruz. Ancak ileri evre, tekrarlayan, kanamalı ve yaşam kalitesini düşüren hemoroid vakalarında cerrahi seçenekler devreye giriyor. Günümüzde lazer hemoroidoplasti, band ligasyonu gibi modern ve hastayı zorlamayan yöntemlerle başarılı sonuçlar elde ediyoruz." dedi. "Utandığınız her gün, gecikmiş tedaviye dönüşebilir" Toplumda hemoroidin hala bir tabu olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Gülden Ballı, "Bu bir utanılacak durum değil, tıbbi bir problemdir. Kendi kendinize bitkisel çözümler ya da rastgele kremlerle vakit kaybetmeyin. Geciken her gün, tedaviyi zorlaştırabilir. Genel cerrahlar olarak hemoroidi sadece tedavi etmiyoruz, aynı zamanda hastalığın altında yatan nedenleri de ele alarak tekrarlamasını önlemeye odaklanıyoruz." diye konuştu.
Sakarya’dan dünyaya tıp eğitimi: SEAH, uluslararası eğitimin üssü oldu
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:52 Sakarya’dan dünyaya tıp eğitimi: SEAH, uluslararası eğitimin üssü oldu SEAH bünyesinde hizmet veren Girişimsel Radyoloji ve Anjiyografi Merkezi, yeni tanı konulmuş veya tedavi planı oluşturulmuş tümörlerde, saatler süren ameliyatlar yerine ufak bir kesiyle dakikalar içinde müdahale edilebiliyor. Girişimsel radyoloji alanındaki eğitimlerde ilk sırada tercih edilen Fransa’nın Lyon kenti uzun yıllardır bu alanda öncülük yaparken, artık bu eğitimlerin önemli bir kısmı dünya standartlarına uygun altyapısı ve teknolojik donanımıyla dikkat çeken Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde veriliyor. Girişimsel Radyoloji ve Anjiyografi Merkezi, tümör tedavilerinde büyük cerrahi müdahalelere alternatif oluşturarak hastalara konforlu bir tedavi sunuyor. Yeni tanı konulmuş veya tedavi planı oluşturulmuş tümörlerde, saatler süren ameliyatlar yerine, merkezde uygulanan işlemler sayesinde ufak bir kesiyle dakikalar içinde müdahale edilebiliyor. Dünya standartlarına uygun altyapısı ve teknolojik donanımıyla dikkat çeken merkez, artık dünyaya da eğitim veriyor. Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği tarafından uluslararası eğitim merkezi olarak akredite edilen SEAH Girişimsel Radyoloji Merkezi, çeşitli ülkelerden gelen hekimlere ileri düzey eğitimler veriyor. Girişimsel radyoloji alanındaki eğitimlerde ilk sırada tercih edilen Fransa’nın Lyon kenti uzun yıllardır bu alanda öncülük yaparken, artık bu eğitimlerin önemli bir kısmı Sakarya’da veriliyor. Özellikle son dönemde Irak ve Ukrayna’dan gelen hekimlere uygulamalı eğitimlerin sunulduğu merkez, Türkiye’nin sağlık alanında uluslararası tanınırlığını da artırıyor. "Artık tıpta birçok alanda işlemler icra etmekteyiz" SEAH’ta yaklaşık 5 yıl önce faaliyete başlayan merkezde, çeşitli illerden gelen hastalara atardamar ve bacak damar tıkanıklıkları, miyom, varikosel onkoloji, anevrizma (damar balonlaşması) endovasküler, kanser tedavisi, iğne biyopsileri, temel drenaj işlemleri ve kist-apse gibi tedavi hizmetleri sunuluyor. Üstün teknolojik cihazların kullanıldığı merkez, girişimlerin ardından Avrupa Kardiyovasküler ve Girişimsel Radyoloji Derneğince (CIRSE) eğitim merkezi olarak da kabul edildi. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Halil Öztürk, "Girişimsel Radyoloji, radyolojik görüntüleme cihazları ile birlikte teşhis veya tedavi hedefli küçük cerrahi operasyonları gerçekleştirdiğimiz ve son 50 yılda ciddi bir gelişme kaydeden bilim dalıdır. Artık tıpta birçok alanda işlemler icra etmekteyiz, vücudun hemen hemen her bölgesinde teşhis veya işlemler gerçekleştirmekteyiz. Bununla birlikte Girişimsel Radyoloji de tıbbın, gelişen önemli branşlarından bir tanesidir. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi de Girişimsel Radyoloji konusunda ülkemizde önde gelen merkezlerden biri haline geldi" dedi. "Eğitimler artık Lyon kentinde değil, SEAH’ta verilmeye başlandı" Daha önce eğitimlerinde Fransa’nın Lyon kentinde yapıldığını belirten Öztürk, "Bunun yanı sıra eğitimde de ön plana çıkıyor. Kliniğimizde yapmış olduğumuz işlemleri akademik ortamlarda sunmaya ve bilimsel yazılar haline getirmeye başladık. Ve bunlar da dikkat çekti. Yurt dışında bu süreçleri koordine eden büyük dernekler var. Bunlardan en bilineni de Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği. Belli özelliklerde ve altyapısını tamamlamış merkezleri akredite etmekte. Biz de bu akreditasyon için başvurumuzu yaptık ve Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği’nin akredite edip, tavsiye ettiği bir eğitim kliniği haline geldik. Bu gelişmeler neticesinde de Avrupa’da verilmekte olan bazı uluslararası eğitimler artık Türkiye’de verilmeye başlanıldı. O eğitimlerin verildiği yerlerden bir tanesi de Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi oldu. Bu eğitimler genellikle küçük gruplar halinde oluşuyor. Son olarak Irak’tan gelen 4 ve Ukrayna’dan gelen 1 hekim arkadaşımıza kliniğimizdeki uygulamaları, Girişimsel Radyolojik işlemleri anlatan bir eğitim verdik. Bu eğitimler genelde Fransa’nın Lyon kentinde düzenli olarak veriliyordu. Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği’nin, kliniğimizi akredite etmesi ve tavsiye ettiği eğitim merkezi olarak ilan etmesinden sonra bu eğitimler artık Lyon kentinde değil, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde verilmeye başlandı. Tabi ülkemiz adına gurur verici bir şey bu" diye konuştu. "Genel anesteziye ihtiyaç duymadan, daha az acı hissettiren tedavi seçeneğini sunabiliyoruz" Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Ömer Faruk Topaloğlu, "Bölümümüzde, ameliyatsız tedavi olarak halk arasında bilinen girişimsel radyoloji işlemlerin büyük bir kısmını uygulamaktayız. Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği tarafından tanımlanan bir merkez olduğumuz için çeşitli eğitimler vesilesi ile yurt dışından gelen doktor ekibine bazı konularda pratik ve teorik olarak eğitimler vermekteyiz. Son yıllarda girişimsel radyoloji alanında çok ciddi gelişmeler kaydedildi. Vücudun farklı yerlerinde meydana gelen kanserler ile alakalı bundan önce elimizde olmayan tedavi imkanları gittikçe hız kazandı. Girişimsel radyoloji de bu alanda çok önemli bir yer tutmakta. Özellikle daha önceden sadece cerrahi olarak çıkarılabilen, uzun ameliyat süreleri ile tedavi edilebilen hastalık süreçleri şu an girişimsel radyolojinin de gelişmesi ile birlikte çok daha kısa işlem süreleri ile tamamlanıyor. Çoğu hastada genel anesteziye ihtiyaç duymadan, daha az acı hissettiren tedavi seçeneğini sunabiliyoruz. Teknoloji ile birlikte artık çok küçük bir iğne deliğinden uyguladığımız ablasyon yöntemleri ile lezyonları, kanserleri ve tümör hücrelerini tedavi edebiliyoruz. Bu işlemler gelişmeden önce, hastalar sistemik kemoterapi, radyoterapi tedavileri veya cerrahi tedavilere yönlendirilebiliyordu. Bunlar hala günümüzde hastalık evresine göre seçenekler arasında. Ancak artık bazı hasta gruplarında alternatif olarak özellikle erken evrede biz hastalarımıza ameliyatsız daha kısa sürede daha konforlu bir tedavi seçeneği olarak girişimsel radyolojide hizmet vermeye çalışıyoruz. Daha az ağrılı, daha doğru, güvenli ve kısa süreli işlemler yapabiliyoruz" şeklinde konuştu. "Hastalara en iyi neticeyi vermeye çalışıyoruz" Topaloğlu, "Az önce bir hastamızın karaciğerine kolon kanseri sebebi ile metastaz dediğimiz yayılım yapmış bir lezyona tedavi işlemi yaptık. Bu işlemde karaciğerin bir bölgesinde kolon kanserinin yayılımına dışarıdan, küçük bir iğne deliğinden girerek yerleştirdiğimiz ablasyon dediğimiz yakma işlemi ile 5 dakikada lezyonunu yakarak tedavi ettik. Bu çok pratik ve hasta açısından da konforlu yöntem oluyor. Özellikle işlem esnasında da hastamız, ‘ben buraya en az 1 saat işlem sürecek diye gelmiştim ama 5 dakikada işlemim bitti’ diyerek bize teşekkürlerini iletti. Bu hem bizim hem de hasta açısından sevindirici. Hastalığın evresine göre erken evre dönemlerinde verdiğimiz tedaviler ile tamamen hastalıkların ortadan kalktığı olguların olması girişimsel radyoloji olarak bizi mutlu etmekte. Ancak tabi hastalık evresi ilerledikçe burada multidisipliner farklı bölümler ile ortak çalışmak çok önem arz etmektedir. Hastalığın evresinin ilerlediği durumlarda sadece girişimsel radyolojik tedaviler değil, ek olarak onkolojik ve cerrahi tedavilere de hastalarımızı muhakkak yönlendirmemiz gerekiyor. Bu konuda bölümler arası konsey toplantıları ve çalışmaları oldukça önem arz ediyor. Bizim de burada aslında yapmaya çalıştığımız, tek bir branşın altından kalkabileceği bir yükten ziyade hastalığın evresine göre bölümler arasında ortak bir kararla hastalara en iyi neticeyi vermeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.
Sakarya’dan dünyaya tıp eğitimi: SEAH, uluslararası eğitimin üssü oldu
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:48 Sakarya’dan dünyaya tıp eğitimi: SEAH, uluslararası eğitimin üssü oldu SEAH bünyesinde hizmet veren Girişimsel Radyoloji ve Anjiyografi Merkezi, yeni tanı konulmuş veya tedavi planı oluşturulmuş tümörlerde, saatler süren ameliyatlar yerine ufak bir kesiyle dakikalar içinde müdahale edilebiliyor. Girişimsel radyoloji alanındaki eğitimlerde ilk sırada tercih edilen Fransa’nın Lyon kenti uzun yıllardır bu alanda öncülük yaparken, artık bu eğitimlerin önemli bir kısmı dünya standartlarına uygun altyapısı ve teknolojik donanımıyla dikkat çeken Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde veriliyor. Girişimsel Radyoloji ve Anjiyografi Merkezi, tümör tedavilerinde büyük cerrahi müdahalelere alternatif oluşturarak hastalara konforlu bir tedavi sunuyor. Yeni tanı konulmuş veya tedavi planı oluşturulmuş tümörlerde, saatler süren ameliyatlar yerine, merkezde uygulanan işlemler sayesinde ufak bir kesiyle dakikalar içinde müdahale edilebiliyor. Dünya standartlarına uygun altyapısı ve teknolojik donanımıyla dikkat çeken merkez, artık dünyaya da eğitim veriyor. Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği tarafından uluslararası eğitim merkezi olarak akredite edilen SEAH Girişimsel Radyoloji Merkezi, çeşitli ülkelerden gelen hekimlere ileri düzey eğitimler veriyor. Girişimsel radyoloji alanındaki eğitimlerde ilk sırada tercih edilen Fransa’nın Lyon kenti uzun yıllardır bu alanda öncülük yaparken, artık bu eğitimlerin önemli bir kısmı Sakarya’da veriliyor. Özellikle son dönemde Irak ve Ukrayna’dan gelen hekimlere uygulamalı eğitimlerin sunulduğu merkez, Türkiye’nin sağlık alanında uluslararası tanınırlığını da artırıyor. "Artık tıpta birçok alanda işlemler icra etmekteyiz" SEAH’ta yaklaşık 5 yıl önce faaliyete başlayan merkezde, çeşitli illerden gelen hastalara atardamar ve bacak damar tıkanıklıkları, miyom, varikosel onkoloji, anevrizma (damar balonlaşması) endovasküler, kanser tedavisi, iğne biyopsileri, temel drenaj işlemleri ve kist-apse gibi tedavi hizmetleri sunuluyor. Üstün teknolojik cihazların kullanıldığı merkez, girişimlerin ardından Avrupa Kardiyovasküler ve Girişimsel Radyoloji Derneğince (CIRSE) eğitim merkezi olarak da kabul edildi. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Halil Öztürk, "Girişimsel Radyoloji, radyolojik görüntüleme cihazları ile birlikte teşhis veya tedavi hedefli küçük cerrahi operasyonları gerçekleştirdiğimiz ve son 50 yılda ciddi bir gelişme kaydeden bilim dalıdır. Artık tıpta birçok alanda işlemler icra etmekteyiz, vücudun hemen hemen her bölgesinde teşhis veya işlemler gerçekleştirmekteyiz. Bununla birlikte Girişimsel Radyoloji de tıbbın, gelişen önemli branşlarından bir tanesidir. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi de Girişimsel Radyoloji konusunda ülkemizde önde gelen merkezlerden biri haline geldi" dedi. "Eğitimler artık Lyon kentinde değil, SEAH’ta verilmeye başlandı" Daha önce eğitimlerinde Fransa’nın Lyon kentinde yapıldığını belirten Öztürk, "Bunun yanı sıra eğitimde de ön plana çıkıyor. Kliniğimizde yapmış olduğumuz işlemleri akademik ortamlarda sunmaya ve bilimsel yazılar haline getirmeye başladık. Ve bunlar da dikkat çekti. Yurt dışında bu süreçleri koordine eden büyük dernekler var. Bunlardan en bilineni de Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği. Belli özelliklerde ve altyapısını tamamlamış merkezleri akredite etmekte. Biz de bu akreditasyon için başvurumuzu yaptık ve Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği’nin akredite edip, tavsiye ettiği bir eğitim kliniği haline geldik. Bu gelişmeler neticesinde de Avrupa’da verilmekte olan bazı uluslararası eğitimler artık Türkiye’de verilmeye başlanıldı. O eğitimlerin verildiği yerlerden bir tanesi de Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi oldu. Bu eğitimler genellikle küçük gruplar halinde oluşuyor. Son olarak Irak’tan gelen 4 ve Ukrayna’dan gelen 1 hekim arkadaşımıza kliniğimizdeki uygulamaları, Girişimsel Radyolojik işlemleri anlatan bir eğitim verdik. Bu eğitimler genelde Fransa’nın Lyon kentinde düzenli olarak veriliyordu. Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği’nin, kliniğimizi akredite etmesi ve tavsiye ettiği eğitim merkezi olarak ilan etmesinden sonra bu eğitimler artık Lyon kentinde değil, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde verilmeye başlandı. Tabi ülkemiz adına gurur verici bir şey bu" diye konuştu. "Genel anesteziye ihtiyaç duymadan, daha az acı hissettiren tedavi seçeneğini sunabiliyoruz" Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Ömer Faruk Topaloğlu, "Bölümümüzde, ameliyatsız tedavi olarak halk arasında bilinen girişimsel radyoloji işlemlerin büyük bir kısmını uygulamaktayız. Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği tarafından tanımlanan bir merkez olduğumuz için çeşitli eğitimler vesilesi ile yurt dışından gelen doktor ekibine bazı konularda pratik ve teorik olarak eğitimler vermekteyiz. Son yıllarda girişimsel radyoloji alanında çok ciddi gelişmeler kaydedildi. Vücudun farklı yerlerinde meydana gelen kanserler ile alakalı bundan önce elimizde olmayan tedavi imkanları gittikçe hız kazandı. Girişimsel radyoloji de bu alanda çok önemli bir yer tutmakta. Özellikle daha önceden sadece cerrahi olarak çıkarılabilen, uzun ameliyat süreleri ile tedavi edilebilen hastalık süreçleri şu an girişimsel radyolojinin de gelişmesi ile birlikte çok daha kısa işlem süreleri ile tamamlanıyor. Çoğu hastada genel anesteziye ihtiyaç duymadan, daha az acı hissettiren tedavi seçeneğini sunabiliyoruz. Teknoloji ile birlikte artık çok küçük bir iğne deliğinden uyguladığımız ablasyon yöntemleri ile lezyonları, kanserleri ve tümör hücrelerini tedavi edebiliyoruz. Bu işlemler gelişmeden önce, hastalar sistemik kemoterapi, radyoterapi tedavileri veya cerrahi tedavilere yönlendirilebiliyordu. Bunlar hala günümüzde hastalık evresine göre seçenekler arasında. Ancak artık bazı hasta gruplarında alternatif olarak özellikle erken evrede biz hastalarımıza ameliyatsız daha kısa sürede daha konforlu bir tedavi seçeneği olarak girişimsel radyolojide hizmet vermeye çalışıyoruz. Daha az ağrılı, daha doğru, güvenli ve kısa süreli işlemler yapabiliyoruz" şeklinde konuştu. "Hastalara en iyi neticeyi vermeye çalışıyoruz" Topaloğlu, "Az önce bir hastamızın karaciğerine kolon kanseri sebebi ile metastaz dediğimiz yayılım yapmış bir lezyona tedavi işlemi yaptık. Bu işlemde karaciğerin bir bölgesinde kolon kanserinin yayılımına dışarıdan, küçük bir iğne deliğinden girerek yerleştirdiğimiz ablasyon dediğimiz yakma işlemi ile 5 dakikada lezyonunu yakarak tedavi ettik. Bu çok pratik ve hasta açısından da konforlu yöntem oluyor. Özellikle işlem esnasında da hastamız, ‘ben buraya en az 1 saat işlem sürecek diye gelmiştim ama 5 dakikada işlemim bitti’ diyerek bize teşekkürlerini iletti. Bu hem bizim hem de hasta açısından sevindirici. Hastalığın evresine göre erken evre dönemlerinde verdiğimiz tedaviler ile tamamen hastalıkların ortadan kalktığı olguların olması girişimsel radyoloji olarak bizi mutlu etmekte. Ancak tabi hastalık evresi ilerledikçe burada multidisipliner farklı bölümler ile ortak çalışmak çok önem arz etmektedir. Hastalığın evresinin ilerlediği durumlarda sadece girişimsel radyolojik tedaviler değil, ek olarak onkolojik ve cerrahi tedavilere de hastalarımızı muhakkak yönlendirmemiz gerekiyor. Bu konuda bölümler arası konsey toplantıları ve çalışmaları oldukça önem arz ediyor. Bizim de burada aslında yapmaya çalıştığımız, tek bir branşın altından kalkabileceği bir yükten ziyade hastalığın evresine göre bölümler arasında ortak bir kararla hastalara en iyi neticeyi vermeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.
Horlama ve uyku apnesine cerrahisiz çözüm: Horlama apareyleri
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:42 Horlama ve uyku apnesine cerrahisiz çözüm: Horlama apareyleri Cerrahi müdahaleye gerek kalmamasını sağlayan horlama apareyleriyle ilgili bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Beril Koyuncu, horlama apareylerinin özellikle uyku apnesi ve horlama tedavilerinde etkili sonuçlar verdiğini vurguladı. Horlama, toplumda birçok kişinin yaşadığı, sosyal açıdan çevresindekileri rahatsız eden ve aile içi yaşamlarında gerilimlere sebep olan bir durum olmasıyla dikkat çekiyor. Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Beril Koyuncu, horlama apareyinin, horlama sorununun önlenmesinde etkili bir yöntem olduğunu belirtti. Horlama protezleri olarak da bilinen horlama apareylerinin, diş hekimleri tarafından hazırlandığını belirten Koyuncu, bu apareylerin hastanın ağız yapısına uygun şekilde hazırlandığını ifade etti. Hastadan elde edilen ölçülere göre modellerin üzerinde hazırlanan horlama apareylerinin, hem alt hem üst dişler üzerine takıldığını söyleyen Dr. Koyuncu, böylece alt çeneyi ve dili olduğundan daha ön pozisyonda konumlandırarak hava yolunu açık tuttuğunu belirtti. Ayrıca, hastaların aparey kullanımına başlamadan önce detaylı bir muayeneden geçmelerinin önemli olduğunu vurgulayan Dr. Beril Koyuncu, amacına uygun olarak etkili olması için diş hekimi kontrolünde düzenli ayarlamalar yapılması gerektiğini de belirtti. Uyku apnesi hayati tehlikeye yol açabiliyor Horlamanın daha şiddetli olduğu durumlarda dilin arkası, yumuşak damak ve küçük dil dokularının gevşemesi sonucu bu dokuların çökmesi ve birbirlerine yapışıp üst hava yollarının kapanması ile "uyku apnesi" olarak adlandırılan, solunumun tamamen durduğu kısa aralıklarla meydana gelir. Aralıkların süresinin uzaması kişide hayati tehlikeye bile yol açabilir. Dr. Koyuncu, uyku apnesi görülen kişilerde kaliteli uyku uyuyamama, yorgun uyanma, gün içerisinde yorgunluk, halsizlik ve dikkat eksikliği gibi durumların gözlendiğini vurguladı. Koyuncu, bu durumun gözlendiği hastalarda mesleki performans düşüklüğünün de sıklıkla gözlemlendiğini ifade etti. Horlama apareyi birçok sorun için kullanılabilir Dr. Beril Koyuncu, hafif ve orta düzeyde horlama problemi olanların, uyku apnesi yaşayan ancak cerrahi müdahaleye gerek duyulmayan hastaların, uyku apnesi tedavisinde tercih edilebilen CPAP cihazını efektif kullanamayan kişilerin, ağız açık uyuma alışkanlığı olan ve uyku kalitesini artırmak isteyen bireylerin diş hekimine danışarak bu konuda bilgi alabileceğini belirtti. Koyuncu, sözlerini şöyle sonlandırdı: "Cerrahi müdahaleye gerek kalmamasını sağlayan bu apareyler sayesinde, dokulardaki çökmeler önlenerek solunum yolu açılır, horlama azalır ve uyku kalitesinin artması ile güne daha dinç başlanır."
Onkoloji Hasta Servisi, 4 yılda 8 bin 500’ün üzerinde hasta taşıdı
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:17 Onkoloji Hasta Servisi, 4 yılda 8 bin 500’ün üzerinde hasta taşıdı Mersin Büyükşehir Belediyesinin, onkoloji hastalarına yönelik 2021 yılında hayata geçirdiği ’Onkoloji Hasta Servis Hizmeti’ ile 8 bin 500’ün üzerinde hastanın tedavi için naklini gerçekleştirdiği bildirildi. Kemoterapi ve radyoterapi tedavisi alan vatandaşlar, hizmet sayesinde ücretsiz olarak evlerinden alınıp hastaneye, tedavileri tamamlandıktan sonra da evlerine getiriliyor. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından hayata geçirilen ’Onkoloji Hasta Servis Hizmeti’, kemoterapi ve radyoterapi tedavisi alan vatandaşlara ücretsiz ulaşım imkanı sunuyor. 2021 yılından bu yana kesintisiz devam eden hizmet kapsamında, merkeze bağlı 4 ilçe ve Tarsus’ta görev yapan 3 araçla, 8 bin 500’ün üzerinde nakil gerçekleştirildi. Uygulama kapsamında, onkoloji hastaları tedavi gördükleri günlerde evlerinden alınarak hastanelere ulaştırılıyor. Tedavi sonrası aynı gün içinde hastaneden alınarak evlerine bırakılıyor. Böylece hastaların tedavi süreçleri daha konforlu ve güvenli hale getiriliyor. Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşlar; tedavi alacakları haftadan bir hafta önce cuma gününe kadar başvuru yapabiliyor. "Hayatımızı kolaylaştırıyorlar" Halk Sağlığı ve Denetim Şube Müdürü Uzman Doktor Bahar Gülcay Çat, kemoterapi, radyoterapi gibi bağışıklık sistemi baskılanmış tedavi alan onkoloji hastalarının, toplu taşıma ya da diğer ulaşımlarda yaşayabileceği sorunların önüne geçebilmek için, 2021 yılında Onkoloji Hasta Servis Hizmeti’ni başlattıklarını ifade etti. Dr. Çat, "Hastalarımızı, tedavi aldıkları günlerde evlerinden alıp hastaneye götürüyoruz. Tedavi sonrasında da özellikle yorgun ve halsiz düşme durumları olabileceği için, hastaneden alıp evlerine dönüşlerini gerçekleştiriyoruz. Merkeze bağlı 4 ilçe ve Tarsus’ta yaşayan vatandaşlarımız bu hizmetimizden yararlanabiliyor. 2021 yılından beri 8 bin 500’ün üzerinde nakil hizmeti gerçekleştirdik" dedi. Onkoloji Hasta Servis Hizmeti’nden yararlanan Birgül Eryılmaz da hizmet sayesinden rahat bir şekilde hastaneye gidip, tedavilerinin ardından evlerine geldiklerini kaydetti. Eryılmaz’ın yeğeni Pelin Zenginoğlu ise hizmetten çok memnun olduklarını dile getirerek, "Düzenli bir şekilde geliyorlar. Evimizden alıp, evimize bırakıyorlar. Hayatımızı kolaylaştırıyorlar" diye konuştu.