Son Dakika
|
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
MSB’den "seferberlik emri" iddialarına ilişkin açıklama
Dursun Özbek: "Biz artık küresel ölçekte rekabet eden bir organizasyon olmak zorundayız
Büyükçekmece’deki bıçaklı kavgada 16 yaşındaki çocuğun ölümüne ilişkin yeni detaylara ulaşıldı
İngiltere’de istifa eden eski bakandan Başbakan Starmer ile rekabet çağrısı
Kocaeli semalarında dronlarla "AK Parti" ve "Cumhurbaşkanı Erdoğan" koreografisi
Astana’da Hafif Raylı Sistem hizmete açıldı
Nelson Mandela'nın torunu Nkosi Mandela'dan Libya'da Küresel Sumud Kara Filosu'na destek
SAĞLIK
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:59:13
Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:57
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti
Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. (ST-TB-
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41
Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor
Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21
8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti
Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:17
Prof. Dr. Koca: "Kronik ağrıya doğal çözüm: Nöral terapiye ilgi artıyor"
4
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:28
Kalp anjiyosundan korkmayın
5
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
22 Mayıs 2025 Perşembe - 11:41
Ergenlerde anoreksiya tehlikesi: "Aileler, ‘Okuldan arandık, bayıldı’ diyor, sosyal hayatlarını deva
Türkiye’de ve dünyada zaman zaman ünlü isimlerle gündeme gelen kilo almaktan aşırı korkma hali olarak belirtilen anoreksiya nevrozanın ergenler arasında da tehdit olabildiğini söyleyen uzmanlar uyarıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Dağ, "Bizi en çok zorlayan anoreksiya nevroza, zayıf olmasına rağmen kilo almaktan korkuyorlar. Bazı hastalarımın aileleri, ‘Okuldan arandık, hastamız bayıldı’ diyor ya da acil servislere bayılmayla gelen anoreksiyalı olduğunu anladığımız hastalarımız da var. Sosyal medyanın etkisi küçümsenemez, güzellik anlayışı eşittir zayıflık gibi lanse edilebiliyor, çok yanlış. Son zamanlarda hem atipik anoreksiyanın hem diğer anoreksiya tipinin arttığını gözlemlemekteyim. Daha çok orta ergenlik dönemi 13-17 yaş arası hastaları görmekteyiz, daha riskli bir dönem, sosyal hayatlarını devam ettiremiyorlar " dedi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:51
Cilt yaşlanmasını önlemek için güneşten korunun
Uzmanlar, güneşin cilde olan etkilerinin geniş bir yelpazeyi kapsadığını, doğru koruma olmadığında ise cilt sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu söyledi. Güneş ışınlarına maruz kalmanın, cilt yaşlanmasının bir numaralı sebebi olduğunu ifade eden Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, en etkili yaşlanma önleyici kremin güneş koruyucu olduğunu söyledi. Düzenli olarak güneş kremi kullanmak ise cilt kanserinin ve erken yaşlanma belirtilerinin önlenmesi için kesinlikle en etkili yol olduğunu ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "Güneş ışığı, dünyaya ulaşan iki tür zararlı ışından oluşur. Bunlar, UVA ışınları ve UVB ışınlarıdır. Bunların her ikisi de erken yaşlanmaya, kırışıklıklara ve cilt kanserine yol açabilir. Güneş ışınları insanları yaşlandırdığı için en etkili yaşlanma önleyici krem, güneş koruyucudur. UVB ışınları derinin üst katmanında kalırken, UVA ışınları alt katmana geçebilir. Bulutlu günlerde bile etkisi gösteren ve hatta camdan içeri sızan UVA ışınları dünya yüzeyine yansıyan ultraviyole ışınlarının yüzde 95’ini oluşturur. Bu ışınlar foto yaşlanma dediğimiz cildin destek yapılan olan kollajen ve elastin liflerin dokusunu kaybetmesine ve cilt sıkılığının azalmasına sebep olur. Bunun yanı sıra güneş alerjisi olarak bilinen kızarıklık, kaşıntı, polimorf ışık erüpsiyonu şikâyetlerinin de sebebini oluşturur. Hamilelik maskesi, yanak ve alında koyu lekeler, hatta cilt kanseri oluşumuna da sebep olabilir" dedi. UVB ışınlarının güneş ışınlarının yüzde 5’ini oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "UVB, bulut ve camlardan geçemezler ancak derinin üst katmanına nüfuz edebilirler. Reaktif oksijen radikallerine karşı bariyer fonksiyonu iyi sağlanamadığında bronzlaşma, güneş yanıkları, güneş alerjisi ve cilt kanserlerinden sorumludurlar. Güneş kremi seçerken hem UVA hem de UVB koruma sağlamasına mutlaka dikkat etmek gerekir" şeklinde konuştu. Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "Doğru güneş koruyucuyu seçmek konusu bazen kafa karışıklığı oluşturabilir" derken, "Etiket okurken dikkat etmek gereken bazı noktalar var. UVA ve UVB ortak koruma amacıyla geniş spektrumlu (broad band) yazması son derece önemlidir. UVA koruması: PPD / PA, UVB koruması: SPF değerleri ile ölçülür. SPF’nin düşük, orta, yüksek ve çok yüksek olmak üzere dört farklı koruma düzeyi vardır. Güneş koruyucularda ne kadar çok uygulama yapılırsa o kadar çok korunma sağlanır. Bu sebeple dışarı çıkmadan 30 dakika önce güneş kremi sürülmesi ve 2 saatte bir krem yenileme önerilir. Denizde, suda uzun süre kalınacağı dönemlerde suya dayanıklı formüller tercih edilmelidir. Güneşten koruyucular yüzme, aşırı aktivite ve kurulanma sonrası tekrar uygulanmalıdır" ifadelerini kullandı. "İyi bir güneş koruyucunun hem UVA hem UVB filtresi, suya ve tere dayanıklı olması gerekir" diyen Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "Güneş insanları yaşlandırdığı için en etkili yaşlanma önleyici krem güneş koruyucudur. Kişiye özel uygulama için, mutlaka dermatolog kontrolünde ürün seçmeyi öneriyoruz. Unutmayın cilt bakımı bilginin sihrini taşır" dedi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:37
MEAH’ta enfeksiyon kliniğinin ilk uzmanı Akca oldu
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimi alan Araştırma Görevlisi Dr. Veysel Akca, girdiği uzmanlık sınavını başarıyla tamamlayarak kliniğin ilk uzmanı oldu. Tez danışmanlığını Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Turhan Togan’ın yürüttüğü Dr. Veysel Akca için Ramazan ayı dolayısıyla ertelenen uzmanlık kutlaması, bugün gerçekleştirildi. Başhekimlik toplantı salonunda düzenlenen programa Dr. Akca’nın ailesi, Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ekibi, hekimler, asistanlar ve farklı kliniklerde görev yapan mesai arkadaşları katıldı. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi ve çalışanları olarak, kliniğin ilk uzmanı olan Dr. Veysel Akca’ya yeni görev yerinde başarılar dilendi. Açıklamada, "Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi ailesi olarak Dr. Veysel Akca’yı tebrik ediyor, bundan sonraki meslek yaşantısında üstün başarılar diliyoruz" ifadelerine yer verildi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:35
Azosperm, mikrotese, piezzo elektrik ve kalsiyum iyonofor tedavileri alan kadın çocuk sahibi oldu
Diyarbakır’da azosperm, mikrotese, piezzo elektrik ve kalsiyum iyonofor tedavileri alarak çocuk sahibi olan kadın, ikinci kez anne olmak istiyor. 10 yıllık Selma ve Emrullah Ayman çifti, 10 yıllık evliliklerinde sağlık nedenleri nedeniyle çocuk sahibi olmayınca Mersin ve Mardin gibi illerde tedavi almaya başladı. Ayman çifti, aldığı tedaviler sonuçsuz kalınca Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hakan Çoksüer’e başvurdu. Çift, aldığı azosperm, mikrotese, piezzo elektrik ve kalsiyum iyonofor tedavileriyle 7 yıl sonra ilk çocuklarını aldı. Şimdi ise ikinci çocuklarını kucağına almak için tedavi alıyor. Selma Ayman, 10 yıllık evli olduğunu, 7’inci yıllarında Hakan Çoksüer’in yanına geldiklerini söyledi. Daha önce Mersin ve Mardin’e gittiklerini ve bir sonuç alamayıp en son buraya geldiklerini belirten Ayman, "İlk çocuğumuzu kucağımıza aldık. İkinci çocuk için tedavi almaya geldik. Tedaviler almaya başladık, inşallah ikincisi de olur. Hocamıza ve ekibine her şey için çok teşekkür ederiz. Çok ilgililer" dedi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:22
Sıla Yeşilyaprak: "Su içmek bir ihtiyaç değil, bir yaşam tarzı olmalı"
Hayatın yoğun temposu, çoğu bireyin su içmeyi unutmasına ya da ihmal etmesine yol açıyor. Sağlıklı Yaşam ve Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Sıla Yeşilyaprak, suyun sadece bir içecek değil, yaşamın sürdürülebilirliği için vazgeçilmez bir araç olduğunun altını çizdi. "Vücudumuzun yüzde 60’ı sudan oluşuyor," diyen Yeşilyaprak, şöyle devam etti: "Her gün hücrelerimiz yenileniyor, organlarımız aralıksız çalışıyor ve tüm bu faaliyetlerin temelinde su var. Susuz kalmak, sadece ağız kuruluğu yapmakla kalmaz; yorgunluk, konsantrasyon eksikliği, cilt problemleri ve sindirim sorunları gibi birçok probleme neden olur." Özellikle sıcak havalarda ya da fazla fiziksel aktivitenin olduğu dönemlerde su ihtiyacının arttığını belirten Yeşilyaprak, bireylerin susamayı beklemeden düzenli olarak su içmeleri gerektiğini vurguladı. Günde ne kadar su tüketilmeli? Yeşilyaprak, ortalama bir bireyin kilosu başına en az 30 ml su tüketmesi gerektiğini ifade etti: "Eğer 70 kiloysanız, günde en az 2.1 litre su içmelisiniz. Bu miktar, kahve, çay veya meşrubattan değil; doğrudan su tüketiminden gelmeli. Bitki çayları elbette destekleyici olabilir ama saf suyun yerini hiçbir şey tutamaz." "Cilt sağlığı, bağışıklık, metabolizma, hepsinin ortak noktası su" Yeşilyaprak, su tüketiminin sadece kilo kontrolü için değil, aynı zamanda toksinlerin vücuttan atılması, bağırsak sağlığı, eklem esnekliği ve hatta uyku kalitesi için de kritik bir rol oynadığını belirtti. Yeşilyaprak, "Fonksiyonel tıp perspektifinden baktığımızda, suyun hücre düzeyinde ne kadar büyük bir rol oynadığını görüyoruz. Lütfen su içmeyi günlük ritüelinizin vazgeçilmez bir parçası yapın." diye konuştu. Gün içinde su içmeyi unutanlar için de pratik bir öneri söyleyen Yeşilyaprak, "Telefonunuza saat başı su içme hatırlatıcıları kurabilirsiniz. Masanızda mutlaka cam bir şişe bulundurun. Ve unutmayın; ne kadar erken başlarsanız, vücudunuzun suyu sevdiğini o kadar net hissedersiniz." dedi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:13
Anne karnındaki sıvı karaciğeri koruyor
Akdeniz Üniversitesi’nde yapılan araştırmada doğum sırasında elde edilen amniyotik sıvının hücre hasarını azalttığı, organı daha uzun süre sağlıklı tuttuğu ve kullanılamaz durumdaki karaciğerleri nakle uygun hale getirme potansiyeli taşıdığı belirlendi. Amniyotik sıvı ile hastalıklı karaciğerleri iyileştirmeyi hedeflediklerini belirten Doç. Dr. Özgür Dandin, "Sadece karaciğer değil, pankreas, böbrek ve uterus gibi diğer organlarda da bu sıvının kullanılabileceğini öngörüyoruz" dedi. Akdeniz Üniversitesi’nde yürütülen çalışmada, doğum sırasında elde edilen kök hücre, büyüme faktörleri ve antiinflamatuar bileşenler açısından zengin amniyotik sıvının organ koruma solüsyonuna alternatif olup olamayacağı araştırıldı. TÜBİTAK 1001 Projesi kapsamında yürütülen çalışmada, hayvanlardan çıkarılan karaciğerler klasik solüsyonlarla ve amniyotik sıvı ile dış ortamda nakil süreci taklit edilecek şekilde yaşatıldı ve biyokimyasal, histopatolojik ve akımsal olarak sonuçlar karşılaştırıldı. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde bu sıvının klasik solüsyonlara göre hücre hasarını azalttığı, organı daha uzun süre sağlıklı tuttuğu ve kullanılamaz durumdaki karaciğerleri nakle uygun hale getirme potansiyeli taşıdığı belirlendi. Çalışma, Journal of Surgical Research dergisinde yayımlandı. Araştırmayla ilgili bilgi veren Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ve Tıbbi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Dandin, karaciğer nakli için bekleyen hasta sayısının her yıl arttığını, ancak uygun organ bulunamadığı için çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. "Ülkemizde her sene yaklaşık 2 bin 500 kişi karaciğer beklerken hayatını kaybediyor. 25 bin kadar da diyaliz alan böbrek nakli adayı var. Ancak verici yetersizliği nedeniyle bu hastalar bekleme esnasında vefat edebiliyor" diyen Dandin, çıkarılan bazı organların ise nakle uygun olmaması ve koruma şartları yetersiz olması nedeniyle kullanılamadığını belirtti. "Standart solüsyonlar zararlı olabiliyor" Organların nakil sürecinde uygun şekilde korunması gerektiğini vurgulayan Dandin, "Organlar çıkarıldıktan sonra uzun mesafelerden getirilip hastaya nakledilebiliyor. Bu süreçte kullanılan klasik koruma solüsyonlarının karaciğerde toksik etkilere neden olabileceği biliniyor. Bu solüsyonlar organlar vericiden çıkarılıp alıcıya takılana kadar geçen sürede hem standart soğuk depolama hem de makine destekli dış ortam perfüzyon sistemlerinde kullanılıyor" dedi. Dandin, "Amniyotik sıvı ile dış ortamda perfüze edilen karaciğerlerde programlanmış hücre ölümü anlamına gelen apopitozun azaldığını, yedi saat sonunda hücre nekrozunun görülmediğini tespit ettik. Ayrıca direnç, oksijenlenme ve safra üretiminin de içinde bulunduğu tüm parametrelerde klasik solüsyona göre çok daha iyi sonuçlar elde ettik. Bu çalışmamız Journal of Surgical Research dergisinde yayınlandı" dedi. "Çöpe gidecek karaciğerleri iyileştirmeyi hedefliyoruz" Çalışmanın insan deneylerine aktarılması için Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’na (TÜSEB) 3 milyon TL’lik yeni bir proje başvurusunda bulunduklarını belirten Dandin, "Patolojik incelemeden sonra kullanılmayacak denilerek çöpe atılacak karaciğerleri, dış ortamda amniyotik sıvısıyla iyileştirip iyileştiremeyeceğimizi araştıracağız. Fibrozisin etiyopatogenezinde yer aldığı karaciğer hastalıklarında bu sıvı iyileştirici etki gösterebilir. Amniyotik sıvı ile hastalıklı karaciğerleri iyileştirmeyi hedefliyoruz" dedi. "İnsan çalışmaları ve diğer organlara etkisi değerlendirilecek" Yeni proje kapsamında 18 hasta üzerinde çalışılması planlanıyor. Amniyotik sıvı ile klasik koruma solüsyonlarının etkileri karşılaştırılacak. Doç. Dr. Dandin, çalışmanın sadece karaciğerle sınırlı kalmadığını ifade ederek, "Pankreas, böbrek, uterus gibi diğer organlarda da bu sıvının kullanılabileceğini öngörüyoruz. Eğer başarılı olursa organ açığını ciddi ölçüde azaltabiliriz" diye konuştu. "Biyolojik solüsyonlar tıbbın geleceğini şekillendirebilir" Akademik çalışmalarıyla dikkat çeken Doç. Dr. Dandin, kök hücre ve biyolojik içerikli solüsyonların sadece mevcut klinik uygulamalarla sınırlı kalmayıp, gelecekte çok daha geniş alanlarda kullanılabileceğine dikkat çekti. Uzun vadeli hedefler hakkında bilgi veren Dandin, bu solüsyonların potansiyel kullanım alanlarına dair şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu tür biyolojik sıvılar, hibernasyon temelli projelerde –örneğin astronotların metabolik faaliyetlerini azaltarak yaşam desteği ihtiyacını en aza indirme ve psikolojik/bedensel etkileri azaltma fikri–önemli bir rol üstlenebilir. NASA tarafından planlanan uzun süreli uzay görevlerinde, ileri evre kanser tedavilerinde ya da kişiye özel tedavi yaklaşımlarında bu tür solüsyonların klinik değeri ortaya çıkabilir. Özellikle kök hücre içeren solüsyonlar, sadece koruyucu değil, aynı zamanda rejeneratif yani onarıcı ve iyileştirici ajanlar olarak da değerlendirilmeye başlanmıştır." Bu vizyoner yaklaşım, rejeneratif tıbbın sınırlarını genişletirken, geleceğin bireyselleştirilmiş ve ileri düzey tedavi stratejilerine de ışık tutuyor.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 09:36
Prof. Dr. Aydın: "Anne ve bebeğin sağlığını tehdit eden tehdit eden bir durumu yoksa normal doğumu tercih etmek gerekiyor"
Normal doğum ve bebek sağlığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mustafa Aydın, "Annenin hayatını, sağlığını ya da bebeğin sağlığını ve hayatını tehdit eden tehdit eden bir durumu yoksa fizyolojik olan, doğal olan normal doğumu tercih etmek gerekiyor" dedi. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Aydın normal doğumun bebeklerin sağlığı için önemi hakkında bilgiler verdi. Bebeklerin fizyolojik olarak normal yolla doğduğunu aktara Prof. Dr. Aydın, "Ancak anne ve bebeğin hayatını tehdit eden durumlarda sezaryanla doğum yapılabiliyor. Özellikle annenin sağlığını ya da bebeğin hayatını tehdit eden durumlarda sezaryen yoluyla doğum önerilmektedir. Ama bunun dışında sezaryen sonuçta bir cerrahi girişim olduğu için anne ve bebek sağlığı üzerine olumsuz etkileri olacaktır. Eğer annenin hayatını, sağlığını ya da bebeğin sağlığını ve hayatını tehdit eden tehdit eden bir durumu yoksa fizyolojik olan, doğal olan normal doğumu tercih etmek gerekiyor. Bebeklerle ilgili olarak da, bebekler özellikle normal fizyolojik yolla doğmadıkları zaman. Anne ve bebek anestezi etkisine maruz kalabiliyorlar. Bundan dolayı bebekler doğduktan sonra daha fazla canlandırma ihtiyacı görebiliyorlar. Daha fazla canlandırma sonrası hastane yatışları, yoğun bakım yatışları olabiliyor. Sezaryen ile doğan bebekler özellikle zamanından önce doğduysa bu bebekler annenin doğum sancılarına maruz kalmaması, bebeğin de bu stresi yaşamamasına bağlı olarak akciğerlerdeki sıvılar tam temizlenemeyebiliyor. Bu bebeklerde doğumdan sonra solunum sıkıntısı ve daha fazla yeni doğan yoğun bakım ünitesine yatış gerekebiliyor" diye konuştu. Aydın, "Yine anestezinin, cerrahinin etkisiyle annelerin bebekleriyle hemen buluşamaması veya bebeğin yoğun bakıma yatırılması, annenin bebeğini hemen emizrememesi gibi durumlarda bebekler sıvı kaybı, aşırı sararma, yine bunlara bağlı yoğun bakım yatışları daha fazla görülebiliyor. Onun dışında yine normal doğumda bebek, annenin vajinal sekresyonlarına maruz kalacağı için özellikle bağırsa florası daha sağlıklı gelişmektedir. Sezaryenle doğan bebeklerin bağırsak floraları o an bulunduğu hastane ortamını ilk olarak tanıyabiliyor. Bu şekilde çocukların bağışıklıkları zayıf olabiliyor. Yine başta ilk oluşan bağırsa florası bebeğin yaşamı boyunca alerji ve obezite gibi birçok kronik hastalığın da şekillenmesinde rol oynayabiliyor. O nedenle eğer annenin ve bebeğin sağlığını ve hayatını tehdit eden bir durumu yoksa mümkün olduğu ölçüde bebeklerin doğal olan, fizyolojik olan normal vajinal yolla doğmasını öneririz" şeklinde konuştu.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 09:20
Karaciğer metastazında hastalar artık umutsuz değil
Karaciğerde görülen metastatik tümörler, çoğu zaman hastalarda ciddi bir endişeye neden oluyor. Ancak günümüzde bu tanı artık her zaman "yapılacak bir şey yok" anlamına gelmiyor. Can Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Şafak Öztürk, karaciğer metastazlarında cerrahi ve lokal tedavi yöntemlerinin yüz güldürücü sonuçlar verdiğini söyledi. Karaciğer, vücuttaki birçok kanser türünün yayılabileceği bir organ olması nedeniyle, özellikle kolorektal (kalın bağırsak ve rektum), pankreas, mide ve meme kanseri hastalarında metastaz açısından dikkatle takip ediliyor. Karaciğer metastazlarının uzun yıllar boyunca yalnızca kemoterapi ile tedavi edilmeye çalışıldığını belirten Doç. Dr. Öztürk, son yıllarda geliştirilen tekniklerle artık daha etkin çözümler üretilebildiğini ifade etti. "Her metastaz, tedavisiz kalacak anlamına gelmez" Her metastazın tedavisiz kalacağı anlamına gelmeyeceğine vurgu yapan Öztürk, "Uygun hastalarda cerrahi yöntemlerle metastazlar çıkarılabiliyor. Ayrıca radyofrekans ablasyon (RFA), mikrodalga ablasyon ya da damar içi kemoterapi (TACE) gibi lokal yöntemlerle metastatik odaklara doğrudan müdahale edilebiliyor" diye konuştu. Tedavi kararı kişiye özel veriliyor Metastaz tanısı konulan her hastanın aynı şekilde tedavi edilmediğini vurgulayan Öztürk, "Karaciğerin genel durumu, tümörün yayılımı, hastanın yaşı ve eşlik eden diğer hastalıklar değerlendirilerek bireysel bir tedavi planı hazırlanıyor. Multidisipliner bir yaklaşım şart" ifadelerini kullandı. Karaciğer metastazlarının çoğu zaman belirti vermediğini söyleyen Öztürk, şu uyarılarda bulundu: "Karında dolgunluk hissi, ağrı, iştahsızlık, halsizlik ve kilo kaybı gibi belirtiler göz ardı edilmemeli. Özellikle daha önce başka bir kanser tanısı almış hastalar bu tür şikayetlerde vakit kaybetmeden doktorlarına başvurmalı." Erken müdahale hayati önem taşıyor Doç. Dr. Şafak Öztürk, erken evrede tespit edilen metastazların başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğini, geç kalınmış vakalarda seçeneklerin daralabileceğine dikkati çekerek, "Karaciğerin kendini yenileyebilme kapasitesi sayesinde, uygun cerrahiyle alınan doku kısa sürede toparlanabiliyor. Bu da hastaya yaşam süresi ve kalitesi açısından büyük katkı sağlıyor" dedi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 09:19
Anne ve kızı doğru teşhis ve tedavi ile sağlığına kavuştu
Adana’da bel fıtığı teşhisi konulan ve ameliyat edilen kadının kızı da aynı rahatsızlığa yakalanınca, Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e ulaşan genç kadın hem kendisinin hem de annesinin hayatını kurtardı. Rukiye Şenol, bundan 12 yıl önce vücudunda ağrı şikayetiyle hastaneye gitti. Şenol’a doktorlar bel fıtığı teşhisi koyup tedaviye başladı. Ağrıları dinmeyince bir süre sonrada bel fıtığı ameliyatı yapıldı. Ancak Şenol’un ağrıları yine de dinmedi. Bu arada Şenol yürüyemez hale geldi. Bir süre sonra aynı şikayetler Şenol’un kızı Sabahat Ünal’da da baş gösterince birinin tavsiyesi üzerine Ünal, Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e ulaştı. Şen, Ünal’ı tedavi ettiğinde eklem romatizmasından şüphelenip uzman doktora yönlendirdi. Ünal, Şen’in yönlendirdiği doktora gittiğinde eklem romatizması hastalığı olduğunu öğrenip tedaviye başladı ve sağlığına kavuştu. Ünal, annesinde de benzer şikayetler olduğu için onu da kendisini iyileştiren doktora götürdüğünde onda da eklem romatizması olduğu yıllar önce bel fıtığı teşhisinin yanlış koyulduğu öğrenildi. Sabahat Ünal, "Ben daha önce birçok doktora gittim ama kimse şikayetimi çözemedi. Yaklaşık iki yıl boyunca adeta felç gibiydim. Bana bel fıtığı teşhisi kondu. Bir tanıdığımın aracılığıyla Orhan Hocam’a geldim. Kendisi hemen el muayenesi yaptı ve ‘Senin bel fıtığın yok, bu daha çok romatizmaya benziyor’ dedi. Beni romatoloji uzmanına yönlendirdi. O günden beri çok iyiyim. Ayağa kalkamıyor, yemek bile yapamıyordum. Beni ayağa kaldıran, doğru teşhis oldu" dedi. Annesinin de de aynı şikayetinin 12 yıldır sürdüğüne dikkat çeken Ünal, şöyle devam etti: "Ona bel fıtığı teşhisi kondu ve ameliyat edildi. Zamanla kamburlaşmaya başladı. Başka doktorlara da gittik ama yine ameliyat önerdiler. Annemi de Orhan Hocam’a getirdim. Muayene etti ve ‘Annenizin rahatsızlığı da sizinki gibi romatizmal bir hastalık’ dedi. Şimdi annem de doğru teşhis ile sağlığına kavuşmaya başladı." Anne, Rukiye Şenol ise, "Kendimde bel fıtığı olduğunu sanıyordum, hatta bu yüzden daha önce ameliyat bile oldum. Meğer yanlış teşhismiş. Orhan Hocam’a geldim ve şu an çok iyiyim" diye konuştu. Orhan Şen, doğru teşhis ve tedavinin çok önemli olduğunu belirterek, "Hastamız yaklaşık üç yıl önce şiddetli bel, boyun ve eklem ağrılarıyla başvurdu. Daha önceki tedavisinin tamamı bel fıtığına yönelikti ancak hasta hiçbir fayda görmemiş. Bize geldiğinde muayenesini yaptım ve romatizmaya bağlı bir tutulum olabileceği kanaatiyle romatoloji uzmanı meslektaşıma yönlendirdim. Romatizmaya yönelik tedavisine başlandıktan sonra hastamız üç yıldır gayet iyi durumda. Geçtiğimiz günlerde annesi Rukiye Hanım geldi. Kendisi 10 yıl önce bel fıtığı ameliyatı olmuş ancak zamanla beli öne doğru eğilmeye başlamış, ayak ve el parmaklarında şekil bozuklukları gelişmiş. Buna rağmen başka bir merkezde tekrar bel fıtığı ameliyatı önerilmiş. Muayenemde bu şekil bozukluklarının romatizmal hastalıklara işaret ettiğini gördüm. Tetkiklerini istedim ve incelediğimde romatizmal tutulumları tespit ettim. Onu da romatoloji uzmanı meslektaşıma yönlendirdim" dedi. Şen, şöyle devam etti: "Burada vurgulamak istediğim konu: doğru tanı. Eğer tanı doğruysa verilen ilaç ve yapılan ameliyat da doğru olur. Ancak tanı yanlışsa her şey yanlış olur. Genç meslektaşlarıma önerim; hastaya bütüncül yaklaşsınlar. Yani yalnızca radyolojik görüntüleme tetkiklerine bağlı kalmasınlar."
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 18:50
Özel Sular Akademi Hastanesi’nden sağlık çalışanı cinayetine tepki
Kahramanmaraş Özel Megapoint Hastanesi’nde görevli tıbbi sekreterin eski eşi tarafından pompalı tüfekle öldürülmesine ilişkin Özel Sular Akademi Hastanesi tepki mesajı yayımladı. Özel Megapoint Hastanesi, sağlık çalışanı cinayetiyle ilgili yapılan yazılı açıklamada, "Şehrimizde hizmet veren özel bir sağlık kuruluşunda görev yapan ve daha öncede çalışma arkadaşımız olan sağlık çalışanının, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesi bizi derinden üzmüştür. Hayatını kaybeden sağlık çalışanımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve tüm sağlık camiasına başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Bilinmelidir ki kadına yönelik her türlü şiddet anneye yöneliktir. Mesleği gereği bizim için ayrı bir öneme sahip olan sağlık çalışanının bu şekilde acımasızca ve canice saldırıya maruz kalarak hayatını kaybetmesi biz sağlık camiasını derinden etkilemiş olup derin bir yasa boğmuştur. İşi sadece insanlara sağlık alanında hizmet vermek olan sağlık çalışanının bu denli hayatını kaybetmesi bizleri derinden etkilemiştir. Bu olay, hem kadına yönelik şiddet, hem de sağlık camiamıza yönelik bir tehdit ve toplum vicdanını yaralayan korkunç bir eylemdir. Sağlık camiamızın başı sağ olsun" denildi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 17:20
HG Hospital Hastanesi’nden, Özel Megapoint Hastanesi’ndeki eski eş cinayetine tepki
Kahramanmaraş Özel Megapoint Hastanesi’nde meydana gelen eski eş cinayetiyle ilgili HG Hospital Hastanesi de tepki mesajı yayımladı. HG Hospital Hastanesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren bir sağlık kuruluşunda görev yapan değerli bir sağlık çalışanının, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. İnsan hayatını korumak ve yaşatmak için büyük bir özveriyle görev yapan bir sağlık çalışanının, böylesine vahşi ve acımasız bir saldırıya maruz kalarak yaşamını yitirmesi, bizleri derin bir yasa boğmuştur. Bu menfur olay, yalnızca bir can kaybı değil; aynı zamanda kadına yönelik şiddet, sağlık camiamıza yönelmiş bir tehdit ve toplum vicdanını yaralayan korkunç bir eylemdir. Hayatını kaybeden sağlık çalışanımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve tüm sağlık camiasına başsağlığı ve sabırlar diliyoruz" denildi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 17:15
Muğla EAH’ta ilk enfeksiyon hastalıkları ve mikrobiyoloji kliniği uzmanı
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalında uzmanlık eğitimi gören araştırma görevlisi Dr. Veysel Akca, Mart ayında girdiği uzmanlık sınavını başarıyla tamamlayarak Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Kliniğinin ilk uzmanı oldu. Tez danışmanlığını hastane Başhekimi Prof. Dr. Turhan Togan’ın yaptığı Dr. Veysel Akca’nın uzmanlık yemeği Ramazan ayına denk gelmesi nedeniyle kutlama programı bugün gerçekleştirildi. Başhekimlik toplantı salonunda gerçekleştirilen uzmanlık yemeği kutlama programına ailesi, enfeksiyon hastalıkları kliniği ekibi, hekimler, asistanlar, diğer kliniklerde görev yapan mesai arkadaşları katılım sağladı. Kliniğin ilk uzmanı, Dr. Veysel Akca’nın tayini Afyon Sandıklı Devlet Hastanesine çıktı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder