SAĞLIK
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:59:13 Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:57 Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. (ST-TB-
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41 Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Bodrum’da arızalı su isale hatlarının 3 bin 200 metresi yenilendi
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 16:59 Bodrum’da arızalı su isale hatlarının 3 bin 200 metresi yenilendi Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan Bodrum arızalı içme suyu hatlarındaki yenileme çalışmalarının 3 bin 200 metrelik kısmı tamamlandı. MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül de projenin hızlı ve aksaksız olarak devam etmesi için bölgede sürekli saha incelemelerinde bulunuyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından Başkan Ahmet Aras’ın Bodrum ana içme suyu hatlarının yenilenmesine dair verdiği talimat üzerine başlatılan proje hızla ilerliyor. Yarımada’nın farklı noktalarında yapılan çalışmalar aynı anda ve koordineli şekilde devam ederken, ana hatların 3 bin 200 metrelik kısmı yenilendi. Çalışmaların en kısa sürede tamamlanarak Bodrum’da yıllardır yaşanan ve vatandaşların mağduriyetine sebebiyet veren arıza kaynaklı su kesintilerinin bir an önce ortadan kaldırılması amaçlanıyor. Yeni içme suyu deposu inşası için kazı çalışmaları başladı Bodrum’da başlatılan ve yaklaşık 1 Milyar TL maliyeti ile Yarımada tarihinin en büyük yatırımı olan ana isale hatlarının yenileme projesinde, boru yenileme işlemlerinin yanı sıra yeni içme suyu depoları da yapılıyor. Suyun kontrolü, basınç düzenlemeleri ve mahallelere sorunsuz olarak su aktarımı sağlanması amacıyla 1000 m3 kapasiteli 2 içme suyu deposundan Turgutreis bölgesinde planlanan deponun kazı işlemlerine başlandı. Çalışmalar kapsamında Torba’da 1300, Ortakent - Yahşi - Müskebi - Gümbet güzergahında 800, Turgutreis - İslamhaneleri Mahalleleri arasında ise 1100 metre hat yenilendi. Şengül, "Başkanımız çalışmaların en kısa sürede bitirilmesi talimatı verdi" Sürekli saha ziyaretleri ve projenin akışı hakkında yerinde bilgi alan MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, Bodrum’da devam eden kazı çalışmalarını incelemeye devam ediyor. Şengül, haftasonları ve resmi tatillerde Bodrum’a giderek incelemelerde bulunuyor. Özellikle Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın hat yenileme çalışmalarının biran önce tamamlanması ve Bodrum halkının bu çileden kurtulması için büyük hassasiyet gösterdiğini söyleyen Şengül, "Başkanımız Bodrum gibi dünyaca ünlü bir turizm merkezinde kazı çalışmalarının çok uzun süreler devam etmesinin kentin prestijine büyük zarar vereceği düşüncesiyle yenileme çalışmalarının en kısa sürede tamamlanması talimatını verdi. Bizlerde başkanımızın bu talimatlarını yerine getirmek Bodrum halkına en hızlı ve iyi şekilde hizmet vermek için çalışmalarımızı büyük bir hassasiyet içinde sürdürüyoruz. En kısa sürede çalışmalarımızı tamamlamak ve Bodrum’a modern, uzun yıllar hizmet verebilecek, arıza kaynaklı kesintilerin minimum düzeyde olduğu bir altyapı sistemi oluşturacağız" dedi.
Protez ameliyatlarında sınır ötesi başarı
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 14:00 Protez ameliyatlarında sınır ötesi başarı Rusya’da düzenlenen "Uzuv Restorasyonu ve Uzatma İçin Yenilikçi Teknolojiler" başlıklı seminerde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Adnan Kara ile Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ağırman da yer aldı. Seminerde, uzuv restorasyonu ve protezlerin geleceğini şekillendiren yenilikçi çözümler ele alındı. Rusya’nın başkenti Moskova’da bulunan Skolkovo İnovasyon Merkezi, "Uzuv Restorasyonu ve Uzatma İçin Yenilikçi Teknolojiler: Osseointegrasyon, Precice ve Robotik Rehabilitasyon Çözümleri" seminerine ev sahipliği yaptı. Seminere tıp, teknoloji ve rehabilitasyon alanlarında dünyanın önde gelen isimleri katılım sağladı. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Adnan Kara uzuv restorasyonu konusundaki uzmanlığıyla öne çıkarken, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ağırman modern rehabilitasyon teknikleri hakkında katılımcılara bilgi paylaşımında bulundu. Osseointegrasyon ile protezlerde devrim Seminerin en dikkat çekici konularından biri, protezlerin doğrudan hastanın kemiğine entegre edilmesini mümkün kılan yenilikçi bir teknoloji olan osseointegrasyon yöntemi oldu. Bu yöntemin, protezlerin daha güvenli bir şekilde sabitlenmesini sağlarken, işlevselliğini artırdığı ve hastaların yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme sağladığı belirtildi. Osseointegrasyon sayesinde, hastalar geleneksel protez yöntemlerine kıyasla çok daha özgür bir şekilde hareket edebiliyor ve günlük yaşamlarını daha aktif bir şekilde sürdürebiliyor. Seminerde, osseointegrasyonun yanı sıra birçok yenilikçi teknoloji hakkında da bilgi verildi. Bunlardan biri olan Manyetik Çubuk Teknolojisi (Precice), uzuv uzatma tedavisinde çığır açarak uzuv kusurlarına yönelik yeni imkanlar sunuyor. Bir diğer önemli yenilik ise Robotik Rehabilitasyon Çözümleri oldu. Bu teknoloji, rehabilitasyon süreçlerini daha verimli hale getirerek hastaların çok daha hızlı ve etkili bir şekilde iyileşmesine imkan tanıyor. İleri teknolojilerle umut dolu bir gelecek Seminer, tıp teknolojilerinin gelişiminde bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Tanıtılan yenilikler, sadece hastaların yaşam kalitesini artırmakla kalmadı, aynı zamanda uluslararası iş birliğiyle ortak çözümler geliştirilmesi için de yeni ufuklar açtı. Bu çözümler, teknolojik ilerlemenin ötesinde, dünya genelindeki hastalara umut veren bir gelecek vaadi olarak büyük bir anlam taşıdı.
Doç. Dr. Füsun Karaşahin: "Sağlıklı toplum için hedefimiz 90 bin kişiye ulaşmak"
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 13:37 Doç. Dr. Füsun Karaşahin: "Sağlıklı toplum için hedefimiz 90 bin kişiye ulaşmak" Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Doç. Dr. Emine Füsun Karaşahin, kent genelinde yürütülen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Karaşahin, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmeyi amaçlayan kampanyanın ilk haftasında 7.500 kişiye ulaşıldığını belirtti. Kampanyanın 10 Mayıs’ta başladığını ve 10 Temmuz’a kadar devam edeceğini ifade eden Karaşahin, "Amacımız, vatandaşlarımızın beden kitle indeksini öğrenmelerini sağlayarak sağlıklarını riske atmadan yaşamlarını sürdürmelerine destek olmak. 90 bin kişiye ulaşmak istiyoruz" dedi. Sigarayı bırak kampanyasıyla kapsam genişletildi Doç. Dr. Karaşahin, 20 Mayıs itibarıyla kampanyaya "Sigarayı Bırak, Hayatını Değiştir" adı altında yeni bir modül eklendiğini de açıkladı. Kurulan stantlarda nefes ölçümleri yapıldığını belirten Karaşahin, "Vatandaşlarımızın nefeslerindeki karbon monoksit oranlarını ölçüyoruz. Ayrıca nikotin bağımlılık testleriyle kişilerin bağımlılık düzeylerini belirleyerek ALO 171 danışma hattı ve sigara bırakma polikliniklerine yönlendirme sağlıyoruz" diye konuştu. "Halk sağlığı, toplumun ortak sorumluluğudur" Karaşahin, açıklamasının sonunda halk sağlığının yalnızca sağlık çalışanlarının değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çekerek, "Kanser taramaları, çocuk sağlığı hizmetleri ve ruh sağlığı farkındalığı gibi pek çok alanda çalışmalarımız sürecek. Erzurum halkını bu kampanyalara aktif olarak katılmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Göz kapaklarınız yorgunluğunuzu ele vermesin
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:54 Göz kapaklarınız yorgunluğunuzu ele vermesin Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İbrahim Gözen, göz kapağı estetiğiyle hem daha genç bir görünüm hem de daha iyi bir görüşün mümkün olduğunu söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İbrahim Gözen, göz kapağı estetiği hakkında bilgi verdi. Gözen, "Zamanla göz kapaklarında oluşan sarkma ve torbalanmalar kişiyi yorgun ve yaşlı gösterir. Blefaroplasti, bu sorunlara estetik ve fonksiyonel çözümler sunar" dedi. Sadece güzellik değil, görüşünüz de iyileşir Üst göz kapağındaki düşüklüğün görüş alanını daraltabildiğine dikkat çeken Dr. Gözen, "Bazı hastalar kitap okurken veya araç kullanırken görüşlerinin azaldığını belirtiyor. Bu durumda estetik müdahale, fonksiyonel bir ihtiyaç haline gelir. Göz çevresinde belirgin sarkma yaşayanlar, genetik olarak göz kapağı düşüklüğü bulunanlar, göz altı torbaları nedeniyle yorgun görünümden şikayet edenler GÖZ kapağı estetiğine ihtiyaç duyabilir" ifadelerini kullandı. Dr. Gözen, 35 yaş sonrası bu operasyonun daha sık tercih edildiğini, ancak genç yaşta da genetik nedenlerle ihtiyaç duyulabileceğini de belirtti. "Kısa süreli operasyon, uzun süreli sonuç" Operasyonun lokal anestezi altında 1-1,5 saat sürdüğünü belirten Dr. Gözen, "Ameliyat sonrası ilk birkaç gün hafif şişlik ve morluklar görülebilir. Soğuk kompres ve istirahat ile bu belirtiler kısa sürede azalır. Dikişler genellikle 5-7 gün içinde alınır ve hastalar çoğunlukla bir hafta içinde günlük yaşamlarına dönebilir" şeklinde konuştu. "Göz kapağı estetiği, etkileri uzun yıllar süren bir işlem" Dr. Gözen, "Göz kapağı estetiği, etkileri uzun yıllar süren bir işlemdir. Elbette yaşlanma süreci devam eder ancak operasyon sonrası bakışlar canlanır, yüz ifadesi daha enerjik ve genç bir hal alır. Kişinin özgüveni de gözle görülür biçimde artar" ifadelerine yer verdi. "Bakışlarınız yorgun değil, enerjik olsun" Estetik operasyonun psikolojik faydalarına da değinen Dr. Gözen, "Göz kapağı estetiği küçük bir müdahale gibi görünse de, hem estetik hem psikolojik açıdan önemli sonuçlar doğurabilir. Ancak her cerrahi işlemde olduğu gibi bu operasyon da kişiye özel değerlendirme gerektirir. Kliniğimizde her hastayla detaylı bir ön görüşme yapıyor, yüz yapısına ve ihtiyaçlarına uygun en doğru planlamayı birlikte oluşturuyoruz. Unutmayın, bakışlarınız yorgun değil, enerjik ve genç olmalı. Çünkü siz buna değersiniz" diye konuştu.
Kadın doğum uzmanı: "Sezaryen doğum oranı yüzde altmışlarda, bu korkutucu bir durum"
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:15 Kadın doğum uzmanı: "Sezaryen doğum oranı yüzde altmışlarda, bu korkutucu bir durum" Avrupa’da yüzde 10’lar seviyesinde olan sezaryen doğum oranı, Türkiye’de yüzde 60’lara ulaştı. Kadın doğum doktoru Merve Özalp Çelikçi, üç ay önce yaptığı normal doğumla kendi deneyimini de paylaşarak kadınları normal doğuma teşvik etti. Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Dr. Çelikçi, "Bizim ülkemizde şuan da ilk sezaryen oranı yaklaşık yüzde altmışlarda. Bu biz hekimler içinde korkutucu bir durum. Çünkü hastanın ilk sezaryenden sonra ikinci, üçüncü sezaryenden sonra veya başka bir jinekolojik problemlerde olacak ameliyatlarında da bizim için zorluğa sebep oluyor. Ülkemizde bu oran çok yüksek. Avrupa ülkelerinde sezaryen doğum oranı yüzde onların altında." dedi. Türkiye’de sezaryen doğum oranlarının giderek artması, sağlık uzmanlarını endişelendiriyor. Avrupa ülkelerinde yüzde 10’lar seviyesinde olan sezaryen doğum oranı, Türkiye’de yüzde 60’lara kadar çıktı. Ümraniye Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Dr. Merve Özalp Çelikçi, sezaryenin bir doğum şekli değil, cerrahi bir müdahale olduğuna dikkat çekerek, normal doğumun hem anne hem de bebek sağlığı açısından daha faydalı olduğunu vurguladı. 3 ay önce kendi çocuğunu da normal doğumla dünyaya getirdiğini belirten Dr. Özalp Çelikçi, bu deneyimiyle toplumda farkındalık oluşturmak ve anneleri bilinçlendirmek istediğini söyledi. "Normal doğum yapan hastaları kontrol muayenesine çağırdığımızda, sanki hiç doğum yapmamış gibiydiler" Yaklaşık 3 ay önce kendisinin de normal doğum yaptığını söyleyen Dr. Merve Özalp Çelikçi, "Aslında bizim için zorlayan şey normal doğumun bir tercih meselesi haline gelmemesi. Normalde tüm doğumlar fizyolojik olarak ilerlerse normal doğumla sonuçlanabilir. Bu anne sağlığını veya bebek sağlığını etkileyen bir durum olmadığı sürece annenin yapısı buna uygunsa, sağlık durumu buna el veriyorsa, biz öncelikle hastaya zaten normal doğum için takip edip onu öneriyoruz. Ama anne ya da bebek sağlığını tehlikeye sokan bir durum olursa, sezaryen doğum da bunun için bulunmuş gayet iyi bir çözüm ve biz bunu mecbur kaldığımız durumlarda anneyle konuşarak, bunu ifade ederek sezaryen öneriyoruz. Normal doğumu istememin ve bunun için çaba göstermemin nedeni, normal doğum yapan hastaları kontrol muayenesine çağırdığımızda, sanki hiç doğum yapmamış gibiydiler. Kucaklarında bebekleriyle geliyorlar, iyileşme süreçleri o kadar hızlı oluyordu ki, buna karşılık sezaryenle doğum yapan hastalarımızın toparlanma süreci biraz daha zor geçiyor; bebeklerine bakım verirken daha fazla zorlandıklarını gözlemliyordum. Bu nedenle, ben de gebeliğimin 12. haftasından itibaren spora başladım. Hastanemizde bulunan gebe okulunda nefes egzersizleri yaptık, çeşitli pilates egzersizleriyle kendimi normal doğuma hazırlamaya çalıştım. Açıkçası, sürecin bu şekilde sonlanmasını istiyordum" dedi. Gebe okullarında verilen eğitim ve motivasyonun normal doğum seçiminde etkili olduğunun altını çizen Dr. Çelikçi, "Bizim için en rahat olan, bizim hastanemizde olduğu gibi, gebe okuluna gitmiş, gebeliğin belki de 12. haftasından itibaren ‘ben normal doğum yapabilirim, ben bebeğim için en iyisini yapmak istiyorum, ben hareketimi artırıyorum, sporumu yapıyorum, doğumu araştırıyorum’ diyen hasta karşımıza geldiği gibi, gebe okulu mezunu deyince biz bir rahatlıyoruz. Bilinçli, eğitimli gebe bizim için daha kolay oluyor. O yüzden bu politikalarla veya değişik etkinliklerle hastalar bilinçlenirse, bizim de o hastalara söylediklerimizi hastaların anlaması daha kolay oluyor." ifadelerini kullandı. Hastanenin doğumhane sorumlu ebesi Sevgi Balcı Çöl ise, "Normal doğumda anne direkt hayatına devam edebiliyor, anne-bebek bağlanması daha kısa sürede ve hızlı sağlanıyor, emzirmeye çok hızlı bir geçiş yapabiliyoruz. Enfeksiyon ve kanama riski gibi komplikasyonlar daha az oluyor. Ama tabii ki sezaryen de bebek ve anne hayatını kurtarmada etkili bir ameliyat. Doğum çeşidi değil aslında normalde. Onda emzirmeye daha hızlı geçiş yapabiliyoruz, bebekler emme konusunda daha iyi oluyorlar. Sezaryen ameliyatından sonra hastanede kalış süresi biraz daha uzuyor. Bu sebepten dolayı enfeksiyon riski daha fazla oluyor." şeklinde konuştu.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Galip Erdem: "Astım ataklarına karşı çocuğunuzu sigara dumanından koruyun"
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:26 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Galip Erdem: "Astım ataklarına karşı çocuğunuzu sigara dumanından koruyun" Liv Hospital Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Galip Erdem, çocuklarda astım hakkında açıklamalarda bulundu. Erdem, "Astım ataklarına karşı çocuğunuzu sigara dumanından koruyun" dedi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Galip Erdem, çocuklarda astıma yol açacak etmenler, astımın gelişimini arttıran faktörler ve alınması gereken tedbirler hakkında açıklamalarda bulundu. Astım ataklarını önlemenin en etkili yolunun dikkatli planlama yapmak ve tetikleyici faktörlerden uzak durmak olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Erdem, "Sigara dumanı veya hava kirliliği gibi çevresel etkenlere maruz kalmak, astımda önemli bir risk unsurudur. Ayrıca ev tozu akarları, evcil hayvan tüyleri, polenler ve küf gibi alerjenlere karşı duyarlılık da astım gelişiminde rol oynayabilir. Bu yüzden çocuğunuzu astımı tetikleyebilecek etkenlere maruz bırakmayın. Özellikle bulunduğu ortamlarda sigara içilmesine kesinlikle izin vermeyin" dedi. "Astım belirtileri insanlar arasında değişkenlik gösterir" Astımın nasıl oluştuğu hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Erdem, "Astım; hışıltı, öksürük ve solunum zorluğu gibi belirtileri içeren bir hastalıktır. Hava yolu ödem ya da fazla mukus (salgı) nedeniyle tıkandığında hava yolu irritasyonuna bağlı ödem ve bunun sonucunda daralma olduğunda bronş aşırı duyarlılığı olur. Hava yolu fazla duyarlı olup, duman, soğuk hava ya da fizik egzersiz gibi uyaranlara kolaylıkla aşırı yanıt verir. Hava yolu yanıt verdiğinde daha dar hale gelir ve solunumu zorlaştırır. Astım belirtileri insanlar arasında değişkenlik gösterir ve yukarıdaki belirtilen tümü herkeste ortaya çıkmaz" şeklinde konuştu. "5 yaşından küçüklerde astım tanısını koymak daha zor" Astım belirtilerinin zaman içerisinde değiştiğinin, geliştiğinin ve kaybolabildiğinin altını çizen Uzm. Dr. Erdem, "Çocukluk çağı astımı 5 ile 16 yaş arasındaki çocukları etkileyen astımı anlatır. 5 yaşından önce astımın tanısını koymak, bu yaş grubundakiler tanı için gereken testleri yapamayabileceği için daha zordur. Küçük çocukların bazılarına yine de astım benzeri belirtiler için tedavi verilir ve tanı daha ileri yaşlarda koyulur’’ ifadelerini kullandı. "Geceleri öksürük görülür" Çocuklarda astımı işaret eden belirtilerden bahseden Uzm. Dr. Erdem, şu bilgileri paylaştı: "Nefes verirken ıslık ya da hırıltı sesi duyulması oldukça yaygındır. Bunun yanı sıra, nefes darlığı ile birlikte göğüste sıkışma ya da baskı hissi de sık karşılaşılan belirtilerdendir. Özellikle geceleri ya da fiziksel egzersiz sonrasında artan sık öksürük dikkat çekici bir bulgudur. Ayrıca nefes alıp verirken göğüs duvarında gözle görülür şekilde çekilmelerin oluşması, fiziksel aktiviteler sırasında çabuk yorulma, egzersiz yaparken zorlanma (egzersiz intoleransı) ve uykuya dalmakta güçlük çekme ya da gece uyanmaları gibi durumlar da çocuklarda astımın işaretleri olabilir. Çocuğunuzda sürekli devam eden, aralıklı olarak ortaya çıkan ya da özellikle fiziksel aktivite sırasında artan bir öksürük varsa, bir çocuk doktoruna başvurmanız gerekir. Bunun yanı sıra, çocuğunuz nefes verirken hırıltı ya da ıslık sesi çıkarıyorsa, nefes darlığı ya da hızlı nefes alma gibi belirtiler gösteriyorsa doktora gitmek önemlidir. Göğüste çekilmeler, göğüs sıkışması şikayetleri, bronşit ya da zatürre gibi hastalıkların tekrarlayan atakları da tıbbi değerlendirme gerektiren durumlar arasındadır." "Astım tanısı olmasa da şiddetli solunum güçlüğünü ciddiye alın" Bazı şiddetli vakalarda nefes almakta zorlanan çocuklarda göğüs ve yan bölgelerde içe doğru çekilmeler gözlemlenebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Galip Erdem, ‘’Bu tür durumlarda çocuğun kalp atışlarında artış, terleme ve göğüs ağrısı gibi ciddi belirtiler ortaya çıkabilir. Eğer çocuğunuz nefes alırken bir cümlenin ortasında konuşmayı kesmek zorunda kalacak kadar zorlanıyorsa, nefes alırken karın kaslarını kullanıyorsa, burun delikleri nefes alırken genişliyorsa ve karın bölgesi nefes sırasında kaburgaların altına doğru çekiliyorsa, acil tıbbi yardım alınması gereklidir. Çocuğunuzda astım teşhisi konmamış olsa bile, nefes almada zorluk fark ederseniz hemen tıbbi yardım alın. Astım atakları şiddete göre değişse de öksürükle başlayabilir, hırıltıya ve zor nefes almaya ilerleyebilir’’ şeklinde konuştu. "Genetik faktörler çocuklukta astıma neden olabilir" Çocukluk çağı astımının kesin nedenleri tam olarak bilinmese de hastalığın gelişiminde etkili olabileceği düşünülen bazı faktörler olduğunu işaret eden Uzm. Dr. Erdem, "Ailede alerjiye yatkınlık bulunması ve ebeveynlerden birinde astım öyküsünün olması, çocukta astım gelişme riskini artırabilir. Sigara dumanı veya diğer hava kirliliği gibi çevresel etkenlere maruz kalmak da önemli bir risk unsurudur. Ayrıca soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlar, tütün dumanı, ev tozu akarları, evcil hayvan tüyleri, polenler ve küf gibi alerjenlere karşı duyarlılık da astım gelişiminde rol oynayabilir. Bunun yanı sıra, fiziksel aktivite, hava değişiklikleri ya da soğuk hava da belirtileri tetikleyebilir. Ancak bazı durumlarda astım belirtileri herhangi bir belirgin tetikleyici olmadan da ortaya çıkabilir’’ dedi. "Astım gelişimini artıran çevresel ve genetik faktörler’’ Çocuklarda astıma neden olabilecek çeşitli risk faktörleri bulunduğuna değinen Uzm. Dr. Erdem, "Bunlar arasında doğum öncesi dönem de dâhil olmak üzere tütün dumanına maruz kalma önemli bir yer tutar. Daha önce cilt reaksiyonları, gıda alerjileri ya da saman nezlesi gibi alerjik reaksiyonlar geçirmek de riski artırır. Ailede astım ya da alerji öyküsünün bulunması genetik yatkınlığı işaret eder. Kirliliğin yoğun olduğu bir bölgede yaşamak da çevresel bir risk faktörü olarak öne çıkar. Obezite, kronik burun akıntısı veya tıkanıklığı, sinüs iltihabı ya da zatürre gibi solunum yolu hastalıkları da astım gelişiminde etkili olabilir. Ayrıca gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH) olan çocuklar ve erkek cinsiyetteki bireyler de daha yüksek risk altındadır’’ ifadelerini kullandı. "Tetikleyici etkenlerden uzak durulmalı" Astımı önleme yollarından bahseden Uzm. Dr. Erdem, "Astım ataklarını önlemenin en etkili yolu, dikkatli planlama yapmak ve tetikleyici faktörlerden uzak durmaktır. Özellikle çocuğunuzun bulunduğu ortamlarda sigara içilmesine kesinlikle izin vermeyin. Ayrıca çocuğunuzu düzenli fiziksel aktiviteye teşvik etmek, sağlıklı bir kiloda kalmasına yardımcı olmak ve mide ekşimesi gibi reflü semptomlarını kontrol altında tutmak da önemlidir. Düzenli doktor kontrolleri ile astımın seyri izlenmeli ve muhtemel ataklar önceden engellenmeye çalışılmalıdır’’ dedi.
Bu belirtileri taşıyanlarda KKKA virüsü görülebilir
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:11 Bu belirtileri taşıyanlarda KKKA virüsü görülebilir Sivas, Tokat ve Yozgat’ta yoğun olarak görülen ve bulaştığı insanı ölüme kadar götürebilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü vakaları artmaya başladı. Kene tarafından taşınan virüsü anlatan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Bakır, dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. Sivas çevresinde baş gösteren ve her yıl birçok kişinin ölümüne neden olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü, havaların ısınmasıyla birlikte tekrar baş gösterdi. Kırsal alanlarda görülen kene tarafından insanlara ve hayvanlara bulaşan virüs, bölgede yaşayan insanların kâbusu oldu. Medicana Sivas Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Bakır, KKKA virüsü ile ilgili bilgiler vererek dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. "Kanama ile seyreden bir hastalık" KKKA virüsünün 2001’li yıllardan itibaren görülmeye başlandığını ifade eden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Bakır, "Mart, Nisan aylarıyla başlayıp Ağustos, Eylül gibi son bulan ama bazen de yıl boyunca görülebilen, kanama ile seyreden bir hastalık. Tabii insanlar kenenin hedeflediği canlılar değil ama bildiğiniz gibi kene, kan emerek yaşayan bir canlı. Dolayısıyla bu canlı, kan emmek üzere bir canlı ararken insana rast geldiği zaman tutunuyor ve kan emiyor. Tabii sadece tutunma değil, aynı zamanda kene ile ilgili çeşitli temaslar da olabiliyor. Özellikle bizim yöremizde gördüğümüz şey, hayvandan kene temizleme işi var. Bu kene temizleme sırasında, kenenin vücut sıvılarıyla, bütünlüğü bozulmuş deri ve deri dışındaki mukozaların temasıyla bulaşma olabiliyor" dedi. Kırsaldan dönünce tarama yapılması önemli İnsanların bireysel olarak korunması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Bakır, "Özellikle kırsal alanlara gittiğinde kenenin tutunmasını önleyici önlemler alması gerekiyor. Kene, çıplak alan bulduğu zaman kan emmek üzere programlanmış bir canlı ve dolayısıyla bu canlı kan emmek üzere bir canlı ararken insana tesadüf ettiği zaman bulaşıyor. Dolayısıyla bize düşen görev, bu alanlara gittiğimiz zaman vücudumuzun açık bölgelerini kapatmamız gerekiyor. Özellikle ayaklar; uzun pantolon giyip çorabın içine sokmamız gerekiyor ya da çizme giymemiz lazım. Tabii ki kollar da önemli. Yani vücudun herhangi bir noktasını açık bıraktığınız zaman, tesadüf ettiği zaman kene tutunabiliyor. Açıkçası kapalı giyinmek gerekiyor. Tabii ki zor, kırsal alanda çalışan bireyler için kene temasından korunmak önemli bir olay diye düşünüyorum. Tabii ki kırsal alandan döndükten sonra bu kişilerin vücutlarının kene açısından taranmasının yararı var. Çünkü bu kene tutunmuş ise eve geldiğinde bir başka kişi tarafından tespit edilmesi, o kenenin uzaklaştırılması gerekiyor" şeklinde konuştu. Bazı belirtiler KKKA virüsü göstergesi olabilir KKKA virüsünün farklı şekillerde belirtiler gösterebildiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Bakır, "Bu insanlarımızda halsizlik, kırgınlık, ateş ilk belirtiler olabilir. Vücut ağrıları, baş ağrıları, kas ağrıları, bel ağrısı, karın ağrısı gibi değişik organ ve sistemlerde ağrı, bulantı, ishal olabiliyor. "Kanamalı ateş" diyoruz ama olguların hepsinde kanama görülecek diye bir şey yok. Bir kısmında gözüküyor. Kanama da genellikle görülen olgularda 3-5 gün içinde bu belirtiler ortaya çıkıyor. Zaten belirtiler, şüpheli kene teması varsa ve bu belirtiler de mevcutsa, bir sağlık kuruluşuna mutlaka başvurulması gerekiyor. Tedavi olup takip edilmesi açısından bu önemlidir" diye konuştu.
Gebelik diyabetinde doğru beslenme anne ve bebek sağlığını etkiliyor
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:53 Gebelik diyabetinde doğru beslenme anne ve bebek sağlığını etkiliyor Denizli Özel Egekent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, gebelik diyabetinde doğru beslenmenin anne ve bebek sağlığı üzerinde ciddi etkileri olduğunu belirtti. Denizli Özel Egekent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, ‘Gebelikte Diyabet ve Sağlıklı Beslenme Yöntemleri’ hakkında önemli uyarılarda bulundu. Gebelikte diyabetin hem anne hem de bebek sağlığı üzerinde ciddi etkileri olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, "Gebelikte görülen diyabete, genetik faktörlerin yanı sıra yanlış beslenme alışkanlıkları da neden olabiliyor. Gebelik döneminde diyabet riskini azaltmak için doğru beslenme, büyük önem taşıyor. Gebelik sırasında sık yapılan kan şekeri ölçümleri, diyabetin erken teşhisi ve takibinde hayati rol oynuyor. Gebelik diyabetinin önlenmesinde ve yönetiminde sağlıklı beslenme temel oluşturuyor. Bu süreçte şeker ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak çok önemli. Bu gibi gıdaların yerine sebze, meyve, tam tahıllar ve protein kaynaklarının tercih edilmesi gerekiyor. Ayrıca, öğünlerin düzenli ve dengeli olması, kan şekerinin stabil kalmasına yardımcı olurken, aşırı karbonhidrat tüketiminden kaçınılmalıdır" dedi. "Doğru beslenme bebeğin gelişimi için önemli" Gebelikte kiloya dikkat edilmesi ve egzersiz alışkanlıklarının da diyabet riskini azaltmada etkili olabileceğini vurgulayan Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, şu uyarılarda bulundu: "Gebelik diyabeti tanısı alan anne adaylarının, mutlaka uzman bir sağlık ekibiyle yakın takipte olmalarını öneriyoruz. Sağlıklı beslenme ve düzenli kontrollerle, diyabet kontrol altına alınabilecek ve sağlıklı bir gebelik süreci geçirilebilecektir. Anne adaylarının bu konularda bilinçli ve dikkatli olmaları gerekiyor. Gebelikte doğru beslenme yalnızca diyabeti önlemekle kalmayıp, aynı zamanda doğacak bebeğin gelişimi üzerinde de olumlu etkileri olacaktır"
Mersin’de kadınlara kanser farkındalık eğitimi
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:40 Mersin’de kadınlara kanser farkındalık eğitimi Mersin Büyükşehir Belediyesi, bir üniversite ile iş birliğiyle kadınlara yönelik kanser farkındalık eğitimi düzenledi. Etkinlikte, meme ve rahim ağzı kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerinin belirtileri, risk faktörleri, erken teşhisin önemi ve korunma yöntemleri anlatıldı. Mersin Büyükşehir Belediyesi çağımızda en yaygın görülen hastalıklardan birisi olan kansere dikkat çekmek için, kadınlara yönelik kanser hastalığına yönelik bilgilendirme eğitimi düzenledi. Etkinlikte, kanser belirtileri, yaş gruplarına göre görülme sıklıkları, meme kanseri ve rahim ağzı kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerinin risk faktörleri, erken teşhisin önemi, korunma yolları ve tedavi süreçleri ele alındı.Seminerde, özellikle kadınları etkileyen kanser türleri ile ilgili kapsamlı bilgiler verildi. "Kadınlara yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarımız devam ediyor" Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Kadın Şube Müdürü Edibe Sahil, kadınlara yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları kapsamında son olarak kanser ve kanser türlerini kapsayan bir program gerçekleştirdiklerini söyledi. Sahil," Dezavantajlı mahallelerden, kırsal bölgede yaşayan kadınlardan ve bisikletli kadın topluluklarından oluşan bir gruba, kanser hastalığı ile ilgili eğitim düzenledik. Eğitimde, kanser türleri, kanseri önlemenin yolları, erken teşhisin önemi, evde kendi kendimize yapabileceğimiz kanser taramaları hakkında bilgilendirmede bulunuldu" şeklinde konuştu. Etkinliğe katılan Meral Baş, kendisinin de 4. evre bir kanser hastası olduğunu ve bu eğitimlerin daha çok yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, "Etkinlik gayet güzeldi. Hocamız bizlere güzel bilgiler verdi. Erken teşhis hayat kurtarır. Kadınların kesinlikle her 6 ayda bir kontrole gitmesi gerekir"ifadelerini kullandı.