SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası 17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21 Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29 Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21 Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39 Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Medical Point Hastanesi’ne TEMOS’tan yeniden uluslararası akreditasyon
16 Mayıs 2025 Cuma - 11:12 Medical Point Hastanesi’ne TEMOS’tan yeniden uluslararası akreditasyon İzmir Medical Point Hastanesi, hasta ve çalışan güvenliğini esas alan sağlık hizmetleriyle uluslararası alanda bir başarıya daha imza attı. Almanya merkezli bağımsız akreditasyon kuruluşu TEMOS tarafından geçtiğimiz yıl yapılan denetimlerle akredite edilen hastane, bu yıl gerçekleştirilen yeniden değerlendirme sürecinden de başarıyla geçti. Sağlık sektöründe kalite standartlarını belirleyen önemli otoritelerden biri olan TEMOS’un ikinci kez onayladığı Medical Point Hastanesi, böylece hem hizmet kalitesi hem de hasta güvenliği konusundaki sürdürülebilir yaklaşımını belgeledi. Yeniden akreditasyon sürecinde, hastanenin klinik hizmetlerden yönetsel süreçlere, hasta deneyiminden dijital altyapıya kadar birçok başlıkta uluslararası standartları sağladığı görüldü. Medical Point Hastanesi, kalite yönetimi süreçlerini Kaliteyi Geliştirme ve Değiştirme Müdürlüğü koordinasyonunda yürütüyor. Sürekli gelişim ve iyileştirmeyi merkezine alan müdürlük, tüm birimlerle eşgüdüm içerisinde çalışarak hasta ve çalışan memnuniyetini artırmaya yönelik projelere imza atıyor. Medical Point Yönetim Kurulu Başkanı Veysi Kubba, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Sağlıkta kalite ve güvenlik bizim için vazgeçilmez önceliklerdir. TEMOS gibi saygın bir kurumun yeniden değerlendirmesinden başarıyla geçmek, bu anlayışın bir sonucudur. Kaliteyi tek bir departmanın değil, tüm ekibimizin ortak sorumluluğu olarak görüyoruz. Bu başarıda emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Hastalarımıza en iyi hizmeti sunmak için aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz." Hasta ve çalışan güvenliği konusunda yalnızca ulusal değil, uluslararası düzeyde de örnek gösterilen uygulamaları hayata geçiren Medical Point Hastanesi, yeni dönem için de kalite odaklı projelerini sürdürmeyi hedefliyor.
Hava kirliliği yüksek tansiyon riskini yüzde 15 artırıyor
16 Mayıs 2025 Cuma - 11:11 Hava kirliliği yüksek tansiyon riskini yüzde 15 artırıyor Yüksek tansiyon, belirti vermeden ilerleyerek kalp, beyin ve böbrek gibi hayati organlara zarar verebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mustafa Hakan Şahin, "Havadaki ince toz miktarında her 10 mikrogramlık (yani milyonda bir gramlık) artış, yüksek tansiyon riskini yaklaşık yüzde 15 oranında artırmaktadır" dedi. Yüksek tansiyon, kanın atardamar duvarlarına uyguladığı kuvvetin sürekli olarak çok yüksek olmasıyla tanımlanıyor. Çoğu hipertansiyon hastası, tansiyonunun yüksek olduğunu hissetmeyebiliyor. Herhangi bir belirti vermeden ilerleyen hipertansiyon, kalp krizi ve felç gibi ölümcül sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Hakan Şahin, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında yaptığı açıklamada, hastalığın risk faktörleri ve erken tanının önemi hakkında bilgilendirmede bulundu. "Tansiyon yüksekliği birçok hastalığın habercisi olabilir" Tansiyonun kalbin vücuda kan pompalaması sırasında damarlarda oluşturduğu basınca bağlı olarak oluştuğunu belirten Uzm. Dr. Şahin, "Kalp kasılırken büyük, gevşerken küçük tansiyon oluşur. Büyük tansiyonun 120’yi, küçük tansiyonun 80’i geçmesi kişiyi tansiyon açısından riske sokar. Büyük tansiyonun 120-139, küçük tansiyonun 80-89 aralığında olmasına hipertansiyon öncesi dönem denir. Bu düzeydeki tansiyon, ek risk faktörleri varsa ilaç tedavisi gerektirebilir; yoksa yaşam tarzı değişikliği yeterlidir" ifadelerini kullandı. "Tansiyonun tek seferlik yüksekliği değil ortalaması önem taşıyor" Hipertansiyon tanısı için tek bir ölçümün yeterli olmadığını belirten Şahin, "Tansiyonun bir kez yüksek olması değil, ortalama değeri değerlidir. Devamlı olan tansiyon yüksekliği damarlara zarar vererek kalp, beyin, böbrek hastalıklarına neden olur. Hormonal hastalıklar, böbrek hastalıkları ve damarsal problemler bazı bireylerde hipertansiyona yol açabilir. Ancak tüm hipertansiyon hastalarının sadece yüzde 5-10’unda tıbbi bir neden tespit edilebilir. Geri kalan yüzde 90-95 hastada altta yatan belirgin bir hastalık yoktur" dedi. "Genetikten uykuya, birçok faktör hipertansiyona zemin hazırlıyor" Hipertansiyona neden olabilecek durumlara ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Şahin, genetik geçişin yüzde 30-50 oranında olduğunu, yaş ilerledikçe hipertansiyon sıklığının da arttığını belirtti. Sağlıksız beslenme, fazla tuz tüketimi, potasyum eksikliği, obezite, hareketsizlik, sigara, alkol, stres, yetersiz uyku ve uyku apnesi gibi faktörlerin de yüksek tansiyonla ilişkili olduğunu ifade eden Şahin, "Ülkemizde günlük tüketilen tuz miktarı 20 gram civarındadır. Bu miktar, önerilen sınırın dört katı" uyarısında bulundu. Çevresel etkenler: Hava, gürültü, kimyasallar ve ağır metaller Hava kirliliğinin de hipertansiyon riskini artıran unsurlar arasında yer aldığını vurgulayan Şahin, "Havadaki partikül madde miktarındaki her 10 g/m’lük artış, hipertansiyon riskini yaklaşık yüzde 15 oranında artırmaktadır" diye konuştu. Toprak ve sudaki ağır metal kirliliğinin de tansiyon üzerinde etkili olduğuna dikkat çeken Şahin, kurşun, kadminyum, arsenik gibi maddelerin hipertansiyon sıklığını artırdığını kaydetti. Ayrıca, çevresel gürültü kirliliğinin, özellikle trafik ve şehir gürültüsüne uzun süre maruz kalan bireylerde stres yanıtı ve uyku bozukluğu yoluyla hipertansiyon riskini artırabileceğini ifade etti. "Tansiyonunuzu düzenli ölçtürün, risklere karşı bilinçli olun" Hipertansiyonun erken tespit edilmesinin ölümcül hastalıkların engellenmesinde büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Mustafa Hakan Şahin, hiçbir şikayeti olmayan bireylerin bile yılda bir kez tansiyon ölçtürmesi gerektiğini söyledi. Şahin, çevresel faktörlere karşı farkındalık oluşturulması ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesinin hipertansiyonla mücadelede temel adımlar olduğunu sözlerine ekledi.
(ÖZEL) ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ uygulamasında vatandaşla sağlık personeli arasında ilginç diyaloglar
16 Mayıs 2025 Cuma - 10:49 (ÖZEL) ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ uygulamasında vatandaşla sağlık personeli arasında ilginç diyaloglar Eskişehir’de ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ uygulamasına vatandaşlar yoğun ilgi gösterirken, ideal kiloda olduğu üzerine sağlık personeliyle iddiaya giren ve beden kitle endeksi üst sınırda çıkan kadın bu durumu "Eyvah" diyerek karşıladı. Yurt genelinde 2010 yılında başlatılan ’Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı’ çerçevesinde güncellenerek uygulanmaya devam eden ’Türkiye Obezite ile Mücadele ve Fiziksel Aktivite Eylem Planı’ doğrultusunda yakın bir tarihte saha kampanyası başlatıldı. Uygulama için kent merkezlerinde vatandaşların boy ve kilo ölçümü yapılıp beden kitle endeksinin hesaplandığı stantlar kuruldu. En az 10 milyon kişiye ulaşılmasının hedeflendiği kampanyaya yoğun ilgi gösterilirken, vatandaşlar ile sağlık personeli arasında ilginç diyaloglar ortaya çıktı. İdeal boy ve kiloda olduğunu iddia eden kadının beden kitle endeksi yüksek çıktı Sağlık personelinin boy ve kilo ölçümü yapmak amacıyla standa davet ettiği bazı vatandaşlar tereddüt etti. İdeal boy ve kiloda olduğunu iddia eden bir kadın, sağlık personeli ile iddiaya girdi. Sağlık personelinin, "Bakalım siz mi kazanacaksınız, biz mi kazanacağız" diyerek boyunu ve kilosunu ölçtüğü vatandaşın beden kitle endeksi üst sınırda çıktı. Kadın bu durumu, "Eyvah" diyerek karşılarken, sağlık personelinin dondurma yerken çevirdiği bir başka vatandaşın ise obez sınıfında olduğu belirlendi. Komik diyaloglar görenlerin yüzünde tebessüm oluşturdu. Beden kitle endeksi yüksek çıkan vatandaşlar yetkililer tarafından bilgilendirilip Sağlıklı Yaşam Merkezlerine yönlendirildi. "Uzun süredir kilomu ölçmüyordum, kilo vermeyi sürekli erteliyordum" Boy ve kilo ölçümü yaptıran Fatma Dağlı, "Sonuçlarım biraz kötü. Aslında 2 yıldır spor yapmadığım için kilo almışım. Şu anda 99 kiloyum, 1.70 boyundayım. Bilgilendirme yaptılar, beslenmeyle alakalı biraz konuştuk. Uzun süredir kilomu ölçmüyordum, kilo vermeyi sürekli erteliyordum. O yüzden biraz farkındalık oluştu" dedi. "Bu kadar çabuk uygulamaya geçeceğini düşünmemiştim" Yapılan ölçüm sonucunda beden kitle endeksi ideal çıkan Mine Erten, "Böyle bir uygulamanın olması gerçekten çok güzel. İnşallah bu uygulamanın sonunda tedaviye ihtiyacı olan insanlar yönlendirilir. Umarım çok işe yarar çünkü, ben de dahil olmak üzere çoğu insan bilinçli değil. O yüzden sağlıklı yaşamak ve beslenmek adına çok gerekli bir uygulama ama bu kadar çabuk uygulamaya geçeceğini düşünmemiştim. Bence güzel bir uygulama. Umarım devamı da gelir" şeklinde konuştu. "İlk çağırdıklarında bir çekince oldu, kararsız kaldım" Arkadaşlarıyla birlikte uygulamaya katılım sağlayan Efehan Bulun, şunları aktardı: "Sonuçlar gayet iyi çıktı. Boy ve kilomun gayet iyi, fit olduğumu söylediler. Gayet güzel bir proje olmuş. İnsanlar kendilerinin boy ve kilolarını nasıl ölçebileceğini daha doğru bir şekilde öğrenmiş olur. İlk çağırdıklarında bir çekince oldu, kararsız kaldım çünkü çarşıda yürürken bir anda böyle bir teklif geldi. Biz de bir deneyelim dedik." "Vatandaşlar kilolarını gördükleri zaman hayrete düşüyor" Gerçekleştirilen uygulamayla ilgili bilgi paylaşan Uzm. Diyetisyen Aylin Sayan Ataç ise, "2010 yılından beri sürdürülen bir ’Türkiye Sağlıklı Beslenme Hareketli Hayat Programı’mız var. Bakanlığımız o program çerçevesinde bir kampanya başlattı. Onunla ilgili ’İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyasını sürdürüyoruz. Hedefimiz 10 milyon vatandaşımıza ulaşıp kilolarını ve boylarını ölçmek. Kilo ve boy ölçümü yapıldıktan sonra beden kitle endeksi hesaplanıyor. Daha sonra, beden kitle endeksi durumuna göre vatandaşları Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendiriyoruz. Vatandaşlarımızın ilgisi oldukça yoğun. İnsanlar evde uzun süredir tartılmamış oluyorlar. Bu nedenle kilolarını gördüklerinde bir farkındalık yaşayabiliyorlar" ifadelerini kullandı.
OMÜ’de Metabolik Cerrahide Beslenme Sempozyumu
16 Mayıs 2025 Cuma - 10:45 OMÜ’de Metabolik Cerrahide Beslenme Sempozyumu Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü ile Metabolik Cerrahi Diyetisyenliği Derneği iş birliğinde "Metabolik Cerrahide Beslenme Sempozyumu" düzenlendi. Sempozyumun açılış konuşmalarını OMÜ Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Pınar Sökülmez Kaya, Metabolik Cerrahi Diyetisyenliği Derneği Başkanı Doç. Dr. Nihal Zekiye Erdem ve OMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Esra Pancar Yüksel gerçekleştirdi. Konuşmalarda, disiplinlerarası yaklaşımın sağlık hizmetlerinde artan önemi ve bu tür bilimsel etkinliklerin mesleki gelişime katkısı vurgulandı. Giderek artan metabolik hastalıkların tedavisinde etkili bir seçenek olan metabolik ve bariatrik cerrahinin, sadece cerrahi müdahale ile değil; öncesinde ve sonrasında yapılan doğru beslenme planlamalarıyla başarıya ulaştığı ifade edildi. Sempozyum boyunca, bu bütüncül yaklaşımın önemi detaylı biçimde ele alındı. Özellikle obezite ve tip 2 diyabet gibi kronik hastalıklarda beslenmenin, riskleri azaltma, iyileşmeyi hızlandırma ve uzun vadeli kilo kontrolünü sağlama gibi kritik rolleri vurgulandı. Etkinlikte; obezitenin etiyolojisinden metabolik ve bariatrik cerrahi yöntemlerine, dört aşamalı beslenme planından vitamin-mineral takviyelerine kadar birçok konu, alanında uzman akademisyenler ve klinisyenler tarafından sunuldu. Ayrıca vaka sunumları, beslenme destek ürünleri ve beslenme tarifleri gibi uygulamalı bölümlerle katılımcıların bilgileri pekiştirildi. Katılımcılar, sempozyumu bilimsel yeniliklerin paylaşıldığı, güncel kılavuzların tartışıldığı ve meslektaşlar arasında güçlü bir bilgi alışverişi ortamı sunan verimli bir buluşma olarak değerlendirdi. Özellikle beslenme ve diyetetik öğrencileri, sahadan gelen deneyimlerle mesleki vizyonlarını geliştirme fırsatı buldu. Sempozyum, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Menopoz sonrası ‘sessiz katile’ dikkat
16 Mayıs 2025 Cuma - 10:13 Menopoz sonrası ‘sessiz katile’ dikkat Türkiye’de her 3 kişiden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Uzm. Dr. Ali Vardar, "Kadınlarda erkeklerden daha sık gözlemleniyor. Menopoz ayrıca bir kadının hipertansiyon geliştirme riskini önemli ölçüde artırıyor. Bu nedenle 40 yaşından sonra düzenli kontrollerinizi aksatmayın" uyarısında bulundu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Ali Vardar, yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyonun atardamarlardaki kan basıncının yükselmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu söyledi. Yüksek tansiyonun en temel nedenlerinin aşırı tuz tüketimi, hareketsiz yaşam, sigara, alkol tüketimi, obezite, diyabet ve stres olduğunu aktaran Uzm. Dr. Ali Vardar, yüksek tansiyon hastalarına "Mutlaka sağlıklı beslenin, sigarayı bırakın, egzersiz yapın, kilo verin" uyarısında bulundu. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü nedeniyle açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Ali Vardar, hipertansiyonun dünyada yaklaşık olarak 1 milyar insanı etkilediğini ve Dünya sağlık örgütü raporuna göre; yüksek kan basıncının ise en önde gelen ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirtti. Türkiye’de her 3 kişiden 1’i hipertansiyon hastası Her 3 kişiden 1’inde hipertansiyon olduğunu aktaran Uzm. Dr. Vardar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hipertansiyon pek çok sorunu tetikleyebilecek önemli bir sağlık problemi. İhmal edilmesi halinde can kaybına varabilecek sonuçlara neden olur. Hipertansiyonun neden olduğu hastalıklar arasında kalp krizi, beyin kanaması, böbrek yetmezliği gibi hayati önemde sağlık sorunları yer alıyor. Türkiye’de her üç kişiden birinde görülen hipertansiyon modern yaşamın getirdiği sorunlar nedeniyle yaşlıların yanı sıra 20’li yaşlardaki kişilerde ve çocuklarda bile görülebiliyor. Ülkemizde hipertansiyon görülme sıklığı yüksek olmasına rağmen hastaların sadece yüzde 40’ı bunun farkında." 40 yaşından sonra kontrollerinizi aksatmayın Toplumda kadınların hipertansiyondan nadiren etkilendiğine dair yanlış bir kanı olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Ali Vardar, şunları kaydetti: "Kadınların hipertansiyon geliştirme ihtimali erkeklerle aynı. 65 yaşından sonra erkeklerden daha fazla. Özellikle, doğum kontrol haplarının kullanıldığı (Oral kontraseptifler), gebelik ve menopoz gibi yaşamın üç dönemi bir kadının kan basıncını etkileyebilir. Gebelikte yüksek tansiyon veya gebelik hipertansiyonu ilk 20 haftadan sonra ortaya çıkabilir ve doğumdan sonra ortadan kalkar. Eğer yakalanıp tedavi edilmezse hipertansiyon bebeğe ve anneye zarar verebilir. Menopoz ayrıca bir kadının hipertansiyon geliştirme riskini önemli ölçüde artırır. Bu nedenle 40 yaşından sonra düzenli kontrolleri aksatmayın." Ekonomik baskı tetikliyor Hipertansiyon görülme oranının genetik ve çevresel etkenlere bağlı farklılık gösterdiğini de aktaran Uzm. Dr. Vardar, "Sanayileşmiş toplumlarda yapılan epidemiyolojik çalışmalarda; yetişkinlerde gözlenen hipertansiyon oranı yüzde 25 ila 55 arasında değişiyor. Hipertansiyonu olan bireylerin çoğu, ekonomik olarak gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Bu ülkelerde hipertansiyonun bu denli sık olması ve giderek artması ’epidemiyolojik geçiş’ sürecine bağlı" ifadelerini kullandı.
Sinop’ta VKİ ölçümü: Hedef 25 bin kişi
16 Mayıs 2025 Cuma - 10:11 Sinop’ta VKİ ölçümü: Hedef 25 bin kişi SİNOP (İHA) – Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vizyonu çerçevesinde başlattığı vücut kitle indeksi (VKİ) ölçüm uygulaması, Türkiye genelinde olduğu gibi Sinop’ta da yoğun ilgi gördü. İl genelinde en az 25 bin kişiye ulaşılması hedeflenirken, vatandaşların sağlık durumlarının sahada belirlenmesiyle, koruyucu sağlık hizmetlerinde önemli bir adım atılıyor. Bakan Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun öncülüğünde yürütülen uygulama, bireylerin mevcut sağlık durumlarını tespit etmeyi, fazla kiloya bağlı risk faktörlerini erken safhada belirlemeyi ve bu doğrultuda Sağlıklı Hayat Merkezleri aracılığıyla bireysel sağlık rehberliği sunmayı amaçlıyor. Sinop İl Sağlık Müdürlüğü tarafından koordine edilen uygulama kapsamında, ekipler şehir genelinde belirlenen alanlarda ölçüm faaliyetlerine başladı. İlk uygulamalardan biri Sinop Üniversitesi yerleşkesinde gerçekleştirilirken, öğrenci ve vatandaşların yoğun ilgisi dikkat çekti. İl Sağlık Müdürü Dr. Metin Arslan yaptığı açıklamada, "Sağlık Bakanlığımızın kararlılıkla yürüttüğü bu uygulama, koruyucu sağlık hizmetlerinde bir kilometre taşıdır. Sayın Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun öncülüğünde geliştirilen bu model, yalnızca ölçüm yapmakla kalmayıp; bireylerin sağlık geçmişi, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzlarını da bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmektedir" dedi. Sinop halkının sağlık bilincine vurgu yapan Dr. Arslan, "Sinop halkı, sağlığına önem veren ve katılım konusunda örnek bir topluluktur. Bu doğrultuda belirlenen her noktada etkin bir ölçüm ve yönlendirme süreci yürütüyoruz. Her bireyin sağlıklı bir gelecek için bu uygulamada yer almasını önemsiyor ve teşvik ediyoruz" diye konuştu. 10 Mayıs- 10 Temmuz 2025 tarihleri arasında Türkiye genelinde yürütülecek olan programda, 10 milyon vatandaşa ulaşılması hedefleniyor. Sinop’taki ölçüm noktalarında, vatandaşların boy, kilo ve VKİ ölçümleri yapılıyor; ihtiyaç halinde ise Sağlıklı Hayat Merkezleri’ne yönlendirilerek diyetisyen eşliğinde bireysel sağlık danışmanlığı sunuluyor. Açıklamasının sonunda Dr. Arslan, "Sinop’un her ferdini sağlığın merkezine alan bir anlayışla hareket ediyoruz. Unutulmamalıdır ki sağlık, sadece hastalıkla mücadele değil; riskleri daha ortaya çıkmadan önlemektir. Sayın Bakanımızın vizyonu ve Sağlık Bakanlığımızın kararlılığıyla, bugün sağlıklı bir toplumun temelleri daha güçlü atılmaktadır. Tüm halkımızı bu önemli çalışmanın parçası olmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Çocuklarda D vitamini eksikliğine dikkat
16 Mayıs 2025 Cuma - 10:06 Çocuklarda D vitamini eksikliğine dikkat Vitaminler, büyüme, gelişme ve bağışıklık sisteminin düzenlenmesi için önem taşıdığını ifade eden uzmanlar, özellikle çocuklar için çok gerekli olan vitaminlerin başında D vitamini geldiğini söyledi. Çocuklarda D vitamini eksikliği, kemik yoğunluğunu olumsuz etkileyerek raşitizm gibi hastalıklara yol açabildiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Oysa D vitamini ihtiyacı doğal yoldan güneş sayesinde karşılanabiliyor. Bunun yanında tüketilen besinler deD vitaminiaçısından oldukça önemli oluyor. D vitamininin en fazla somon, uskumru, sardalye gibi yağlı balıklarda, karaciğer ve yumurta sarısında, maydanoz, brokoli, süt ve süt ürünlerinde bulunmaktadır. D vitamininin başlıca kaynağı, ciltte güneş ışınlarının etkisiyle aktifleşen D3 formudur. Normal şartlar altında insan vücudunda bulunan D vitaminin yüzde 90 ile 95’i güneş ışınlarının etkisi ile deride sentez edilir. D vitamini eksikliği, vücudun tüm sistemlerini etkilemekte ve pek çok hastalığa davetiye çıkarmaktadır. Günümüzün hayat şartları, kapalı ortamlarda çalışmak, açık havada az zaman geçirmek, yetersiz beslenme D vitamini eksikliğini artırmaktadır. D vitamini eksikliği, her yaş grubunu etkileyen ve önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olan bir etkendir" dedi. D vitamini eksikliğinin büyüme ve gelişmede geriliğe sebep olabildiğini belirten Uzm. Dr. Mesut Arslan, D vitamini eksikliği belirtilerini şöyle anlattı; "Sık enfeksiyon geçirme, ishal, saçlı deride pullanma, cilt yaralarının geç iyileşmesi, diş çürümesi, yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, kemik ağrısı, davranış bozuklukları, mafsallarda şişme, gözaltı morlukları, aşırı terleme, kilo vermekte güçlük çekme ve sürekli üşüme diğer yaygın belirtilerdir. D vitamini eksikliği kişilerde, kanser, kronik yorgunluk, diyabet, hipertansiyon, depresyon, romatizma ve kalp hastalıkları gibi rahatsızlıklara yol açabilir. D vitamini eksikliği, kemik yoğunluğunu da olumsuz etkiler ve çocuklarda raşitizm denen hastalığa sebebiyet verebilir. Raşitizm, D vitamini eksikliğinden dolayı kemiklerin yumuşaması ve zayıflaması anlamına gelir. Bu hastalık, bacaklarda eğrilik, el ve ayak bileklerinde kalınlaşma, büyüme geriliği, göğüs kemiği bozulması gibi kemik yapısında kalıcı bozukluklara sebep olabilmektedir." D vitamini takviyesinde uygun doza hekim karar vermeli Yüksek D vitamini seviyesinin de, organlarda ve yumuşak dokularda kalsiyum birikmesine sebebiyet verdiğini ifade eden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "D vitaminifazlalığıkanda kalsiyum yükselmesine, böbrek hastalıklarına, böbrek taşlarına ve damar sorunlarına yol açabilmektedir. Fazla D vitamini, zehirlenmelere yol açabilmekte ve bu zehirlenme sonucunda gelişen böbrek yetmezliği ve kalp yetmezliği ölüme sebep olabilmektedir. Bu sebeple D vitamini tedavisi almadan önce mutlaka doktora danışılmalı ve kişiye uygun D vitamini eksikliği tedavisi uygun dozlarda yapılmalıdır" diye konuştu.
Hızlı tükenen ilişkiler duygusal tükenmişliğe yol açıyor
16 Mayıs 2025 Cuma - 10:02 Hızlı tükenen ilişkiler duygusal tükenmişliğe yol açıyor Günümüzde birçok ilişki, başladığı hızla sonlanıyor. İlişkilerin eskiye nazaran daha hızlı bir şekilde yaşanıp bittiğine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psk. Kübra Adam, modern dünyanın "hız" odaklı yaşam biçiminin duygusal bağları da şekillendirdiğini söyledi. Sosyal medya, beklenti baskısı ve yüzeysel iletişim tarzı, ilişkilerin kalıcılığını tehdit ederken, bireylerde duygusal tükenmişlik ve yalnızlık hissi giderek artıyor. Değişen değer yargıları, kişisel sınırlar, özgürlükler, karşımızdaki kişiden beklentiler, istekler, yoğun tempolu iş hayatı, gelecekten beklentiler gibi birçok faktör ilişkileri etkiliyor. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psk. Kübra Adam, hızlı tükenen ilişkiler üzerinde açıklamalarda bulundu. Günümüz ilişkilerinde fark edilen en dikkat çekici eğilimlerden birinin de hızlı başlayıp hızla tükenmeleri olduğunu, yeni neslin ilişkileri çoğu zaman romantik bir bağdan daha çok tüketilebilir bir deneyim gibi yaşadığını vurgulayan Klinik Psk. Kübra Adam, ilişkilerdeki bu hızlı kopuşların arkasında, bireysel farkındalık eksikliği, sabırsızlık ve duygusal olgunluk sorunlarının yattığını ifade etti. İlişkilerin gidişatında toplumsal dönüşümün büyük payı olduğunu söyleyen Kübra Adam, "Günümüz dünyasında bireyler hız ve doyum odaklı yaşamaya alıştı. Bu durum, ilişkilerde de kendini gösteriyor. Artık birçok kişi, ilişkiye emek vermek yerine, beklentilerinin hemen karşılanmasını istiyor. Oysaki bir ilişki, zamanla inşa edilir" dedi. "Tanışma süreci yaşanmadan olan ilişki dağılabilir" Her hızlı başlayan ilişkinin yüzeysel olmayacağını ancak aynı hızla derinleşmeden bitmesinin tehlikeli olduğunu vurgulayan Psk. Kübra Adam, "Tanışma süreci yaşanmadan, karşılıklı değerler ve hedefler sorgulanmadan kurulan ilişkiler, küçük bir krizde dağılabilir. Bu da hem bireyde özgüven kaybına hem de gelecekteki ilişkilerinde bağ kurma zorluklarına yol açabilir" ifadelerini kullandı. Duygusal olgunluk önemli İlişkilerin sağlıklı ilerlemesi için bireylerin duygusal olgunluğa ulaşmasının şart olduğunu vurgulayan Klinik Psk. Kübra Adam, şöyle devam etti: "Kendini tanıyan, kendi sınırlarını çizebilen, geleceğe dair beklentilerinin ne olduğunu bilen bireyler, hayatına kabul edeceği kişide de hangi özellikler olması gerektiğini bilerek seçim yapar. İlişki yürütmek sadece anlaşmak değil, anlamak ve sabretmektir. Duygusal olarak olgunlaşmamış bireyler, ilişki içinde sorumluluk almaktan kaçınabilir. En küçük anlaşmazlıkta geri çekilme, sessizlik ya da terk etme gibi yollar tercih edilebilir. Bu da bağ kurmayı zorlaştırabilir. Partnerine değer veren, ilişkideki beklentilere cevap veren, karşılıklı birbirine zaman ayıran ve en önemlisi başka ilişkilerle kıyaslanmayan bir ilişki daha sağlıklı olacaktır. Bu sebeplerle bireysel terapiyle kendini tanımak ve bağ kurma becerilerini geliştirmek uzun vadede daha sağlıklı birliktelikler kurulmasına katkı sağlar."
Gut hastalığı sessizce eklem sağlığınızı tehdit ediyor
16 Mayıs 2025 Cuma - 09:57 Gut hastalığı sessizce eklem sağlığınızı tehdit ediyor Medical Point Gaziantep Hastanesi Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nuh Ataş, gut hastalığına dair önemli bilgiler paylaştı ve erken tanının önemine dikkat çekti. Gut hastalığının, vücutta ürik asit düzeyinin artması sonucu ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Nuh Ataş, "Günümüzde yaygın olarak görülen romatizmal hastalıklardan biri olan gut, özellikle eklem sağlığı üzerinde yıkıcı etkilere yol açabiliyor. Ürik asit, normalde idrar yoluyla vücuttan atılması gereken bir maddedir. Ancak, fazla üretildiğinde ya da böbrekler yoluyla yeterince atılamadığında eklemlerde kristal formunda birikir. Bu kristaller, bağışıklık sistemini uyararak iltihaplı ataklara neden olur" dedi. "En sık ayak başparmağını etkiliyor" Doç. Dr. Ataş, "Gut hastalığı, genellikle ayak başparmağında aniden başlayan şiddetli ağrı, şişlik ve kızarıklıkla kendini gösterir. Ancak diz, ayak bileği, dirsek gibi diğer eklemler de etkilenebilir. Hastalar genellikle geceleri başlayan, çok şiddetli ağrılarla acil servise başvurur. Zamanla bu ataklar sıklaşabilir ve tedavi edilmezse eklemlerde kalıcı hasarlara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Beslenme alışkanlıkları hastalığı tetikleyebiliyor" Doç. Dr. Ataş, "Gut hastalığının tetikleyicileri arasında kırmızı et, deniz ürünleri, alkol ve fruktoz içeren içeceklerin aşırı tüketimi önemli rol oynar. Bu gıdalar vücutta ürik asit düzeyini artırarak ataklara zemin hazırlar. Özellikle genetik yatkınlığı olan bireylerde, sağlıklı beslenme alışkanlıklarıyla hastalık riski önemli ölçüde azaltılabilir" dedi. "Doğru tedaviyle kontrol altına alınabiliyor" Gut hastalığının uygun tedaviyle kontrol altına alınabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Nuh Ataş, "Erken tanı konulan hastalarda, doğru ilaç tedavisiyle hem ataklar azaltılabilir hem de eklem hasarı önlenebilir. Bu nedenle, özellikle ani başlayan ve şiddetli seyreden eklem ağrısı yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir romatoloji uzmanına başvurmaları büyük önem taşıyor" diye konuştu.
Uzman Op. Dr. Öcük, "Liposuctionda merdiven altı uygulamalardan uzak durulmalı"
16 Mayıs 2025 Cuma - 09:55 Uzman Op. Dr. Öcük, "Liposuctionda merdiven altı uygulamalardan uzak durulmalı" Gaziantep Hatem Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özcan Öcük, "Liposuction kilo verme yöntemi değil, vücut şekillendirme ameliyatıdır" dedi. Gaziantep Hatem Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özcan Öcük, Liposuction hakkında önemli bilgiler verdi. Uzman doktor, halk arasında genellikle yanlış bilinen Liposuction işleminin bir zayıflama yöntemi olmadığını, asıl amacının vücut şekillendirmek olduğunu vurguladı. Liposuction işleminin mutlaka tam teşekküllü bir hastanede yapılması gerektiğini vurgulayan Öcük, merdiven altı yerlerde yapılan işlemlerin tehlike oluşturduğunu söyledi. "Kilo vermek için değil, şekillendirme için kullanılır" 4 yıldır plastik cerrahi uzmanı olan ve 2 yıldır Hatem Hastanesi’nde görev yapan Dr. Özcan Öcük, Liposuction ile ilgili bilgiler vererek, "Liposuction işlemi, vücudu şekillendirmek amacıyla uygulanan cerrahi bir yöntemdir. Karın bölgesi, sırt, meme bölgesi ve bacaklar gibi birçok alanda uygulanabilir. Ancak altını çizmek gerekir ki, bu bir kilo verme yöntemi değildir. Uygun hastalarda, vücudun estetik olarak yeniden şekillendirilmesini sağlıyoruz" dedi. İyileşme süreci uygulama alanına göre değişiyor Dr. Öcük, işlemin yaygınlığına bağlı olarak iyileşme süresinin değişebileceğini belirterek, "Eğer işlem geniş alanlarda uygulanırsa, örneğin karın ve bacaklar gibi, hastalar genellikle bir hafta içinde işlerine dönebilir. Daha sınırlı bölgelerde yapılan işlemlerde ise iyileşme süreci 4 ila 5 gün arasında değişmektedir" şeklinde konuştu. "Merdiven altı uygulamalardan uzak durulmalı" Liposuction işleminin mutlaka tam teşekküllü bir hastanede yapılması gerektiğini vurgulayan Öcük, merdiven altı uygulamalara karşı uyarıda bulunarak, "Bu işlem kesinlikle poliklinik ortamlarında ya da uygun donanımı olmayan merkezlerde yapılmamalıdır. Çünkü ciddi riskler barındırır, emboli, yağ embolisi, kanama, hematom gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bu nedenle işlemin yoğun bakım ünitesi bulunan, ameliyathanesi tam donanımlı bir hastanede yapılması şarttır" ifadelerini kullandı. "Her hasta için kişiye özel planlama gerekir" Liposuction öncesinde hasta muayenesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Dr. Özcan Öcük, "Her hastanın vücut yapısı, ihtiyacı ve beklentisi farklıdır. Bu yüzden her işlem öncesinde detaylı bir muayene ve kişiye özel planlama yapılmalıdır. Bazen hastalarımızın istediği değil, onlar için en uygun ve sağlıklı olan uygulamayı öneriyoruz. Doğru karar muayene ile verilir" diye konuştu.
Mükemmeliyetçi kişiler psikolojik olarak zorlanıyor
16 Mayıs 2025 Cuma - 09:24 Mükemmeliyetçi kişiler psikolojik olarak zorlanıyor Psikolog Eda Kalaycıoğlu, mükemmel olma arzusunda aşırıya kaçılmasının kişinin ruh sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi. Kişinin kendisinden beklentisi çok yüksek ya da gerçekçi olmadığında bunun stres, kaygı, huzursuzluk, baskı yaratabileceğini belirten Kalaycıoğlu, "Bu da kendisiyle ilgili tükenmişlik ve hayal kırıklığı yaşamasına yol açabilmektedir. Bireyler mükemmeliyetçiliği dengeli bir şekilde hayatlarında yönetebilirlerse zihinsel ve psikolojik sağlığın olumlu yönde etkilenmesine katkı sağlar." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi’nden Klinik Psikolog Eda Kalaycıoğlu, çağımızda başarı ve mükemmel sonuçlar elde etme arzusuyla özdeşleşen "mükemmeliyetçilik" kavramının genellikle kişinin hayatında "bir yanda başarıya giden yol, diğer yanda ise ruhsal ve psikolojik zorluklar" olarak iki zıt sonuç doğurabildiğine dikkat çekti. "Mükemmeliyetçi tutum her zaman kötü değildir, bireyleri yüksek seviyede performans göstermeye, planlı çalışma ve ayrıntılara dikkat etmeye motive edebilir." diyen Kalaycıoğlu şöyle konuştu: "Bu tutum; kişinin koyduğu hedeflerine ulaşmasına, kişisel gelişimine ve başarısına katkı sağlar. Birey mükemmel olmak için ne kadar çok çabalarsa, performansı nesnel olarak iyi olsa bile, kendisiyle ilgili yetersizlik algısı; kaygı, öfke, umutsuzluk ve utanç gibi duygular yaşamasına neden olur. Rahatsız edici bu duyguların yaşanması yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Birçok insan, mükemmeliyetçi tutumları nedeniyle hedeflerine ulaşamama kaygısı yaşar. Bu kaygı, erteleme davranışlarına yol açabilir. Mükemmeliyetçi bir kişi, belirlediği ideal hedeflere ulaşamama korkusuyla işleri tamamlamakta gecikebilir veya işe başlamakta zorlanabilir. Sonuç olarak, düşük öz güven, sürekli öz eleştiri ve tatminsizlik; stres, içe kapanma, mutsuzluk ve umutsuzluk gibi duygusal zorluklara neden olabilir." Sağlıklı beklentiler geliştirin Klinik Psikolog Kalaycıoğlu, mükemmeliyetçi tutumların, başlangıçta bir motivasyon kaynağı gibi görünse de, uzun vadede kaygı, depresyon, stres, düşük öz-değer ve ilişkilerdeki zorluklarla birleşerek kişinin ruh sağlığını zedeleyebileceğinin bir kez daha altını çizdi; "Bunun yerine, daha sağlıklı beklentiler geliştirmek, hem bireyin kendisi için hem de başkaları için psikolojik iyi oluşu artırabilir. Bireyler için daha gerçekçi zihinsel hedefler ve davranışsal amaçlar koymak, mükemmeliyetçi tutumları makul bir düzeyde tutarak, sağlıklı bir yaşam sürdürmelerine yardımcı olabilir." dedi. Ulaşılabilir hedefler koyun Kalaycıoğlu, mükemmeliyetçilikle başa çıkmanın yollarının olduğunu söyledi. İlk sırada "hedeflerin ulaşılabilir olması"nın geldiğini belirten Kalaycıoğlu şu önerilerde bulundu: "Belirlediğiniz hedeflerin ulaşılabilir olduğundan emin olun. Mükemmeliyetçi düşünceler ve tutumlar yerine, hedeflerinizi daha esnek ve adım adım ulaşılabilir bir şekilde oluşturun. Örneğin, ‘Bugün bütün projeyi mükemmel bir şekilde bitirmeliyim’ yerine, ‘Bugün bu bölümün bir kısmını tamamlamalıyım’ gibi daha spesifik ve ulaşılabilir hedefler belirlemek, süreci yönetilebilir kılacaktır. Bu yaklaşım, hem motivasyonunuzu artırır hem de hedefe ulaşmada daha başarılı olmanızı sağlar. Kendinizin ve başkalarının üzerindeki yüksek standartlarınızı gözden geçirin. ‘Her şey mükemmel olmak zorunda değil’ gibi kendinize hatırlatıcı ifadeler kullanın. ‘Bu hata, başarısız olduğum anlamına gelmiyor, öğrenmeye devam ediyorum’ diyerek kendinizi motive edin. Büyük hedeflere ulaşana kadar, küçük zaferlerinizi tanıyın ve kutlayın. Bu, mükemmeliyetçi baskıları hafifletmeye yardımcı olabilir. Küçük başarıları kutlamak, psikolojik olarak kişiyi güçlendirir, dengeli bir yaklaşım geliştirmeye katkı sağlar ve daha sağlıklı bir başarı anlayışı oluşturur. Bu şekilde, sürecin her aşamasında motivasyonunuzu yüksek tutarak, büyük hedeflere daha sağlıklı bir şekilde ulaşabilirsiniz. Kendinizi eleştirirken, motive edici ve destekleyici bir dil kullanmayı sürdürün. ‘Elimden gelenin en iyisini yaptım’ şeklinde bir içsel konuşma tarzı, kişiyi güçlendirir ve hedeflerine ulaşmakta destekler. Başkalarının başarılarıyla kendinizi kıyaslamak, mükemmeliyetçiliği besleyebilir. Bunun yerine, kendi ilerlemenize odaklanarak takdir edin. Sosyal destek almak, başkalarına duygusal olarak açılmak ve desteğe ihtiyaç duyduğunuzu kabul etmek, mükemmeliyetçi tutumda önemli bir parçadır. Bu destekler, stresin azalmasına, daha sağlıklı düşünme kalıplarının gelişmesine, kendini değerli hissetmeye ve nihayetinde daha dengeli bir yaşam sürmeye yardımcı olabilir. Kendinize karşı daha nazik olmak ve süreç içinde küçük adımlarla ilerlemek, uzun vadede başarılı bir yaşam sürmenin; zihinsel ve psikolojik iyi oluşun anahtarı olabilir."