SAĞLIK
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:37 "Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir" Çocukluk ve ergenlikte görülen skolyozun çoğu zaman belirgin ağrı oluşturmadan ilerlediğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kadir Abul, "Türkiye’de e-Nabız sistemi üzerinden daha önce çekilmiş görüntülerin (filmlerin) tekrar kontrol edilmesi, skolyozun erken teşhis edilmesinde faydalı olabilir. Bazen başka nedenlerle çekilmiş akciğer grafileri ya da karın filmlerinde skolyoza ait erken bulgular bulunabiliyor. Erken tanı sayesinde bazı çocuklarda cerrahiye ihtiyaç kalmadan takip ve korse tedavisiyle başarılı sonuçlar alınabilir" dedi. Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kadir Abul, skolyozun her zaman çocukluk çağından itibaren belirgin şekilde görülmeyebileceğini belirtti. Ailelerin çoğu zaman skolyozun yıllardır var olan bir durum olduğunu düşündüğüne dikkat çeken Dr. Abul, "Oysa bazı çocuklarda erken çocukluk döneminde hiçbir belirti olmayabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki hızlı büyüme atağı sırasında skolyoz yeni başlayabilir ya da çok kısa sürede belirgin hale gelebilir" diye konuştu. Skolyozun özellikle ergenlik döneminde sessiz ilerleyebildiğini ifade eden Dr. Abul, "Bu süreçte çocukta belirgin bir ağrı, hareket kısıtlılığı ya da günlük yaşamı etkileyen ciddi bir şikayet olmayabilir. Eğrilik ilerlediği halde aile uzun süre bunu fark etmeyebilir" dedi. "Küçük duruş değişiklikleri önemsenmeli" Skolyozun en yanıltıcı yönlerinden birinin ağrı oluşturmadan ilerlemesi olduğunu belirten Abul, ailelerin yalnızca ağrı şikayetine odaklanmaması gerektiğini söyledi. Abul, "Bir omuzun diğerinden daha yüksek olması, kürek kemiklerinden birinin daha belirgin görünmesi, bel oyuntularında eşitsizlik olması, kalçalardan birinin yukarıda görünmesi ya da gövdenin hafif yana kaymış gibi durması skolyoz açısından önemli ipuçları verebilir" ifadelerini kullandı. Ergenlik dönemindeki çocukların fiziksel değişimlerinin aileler tarafından her zaman kolay fark edilemeyebileceğini anlatan Abul, "Çocuk büyüdükçe mahremiyet duygusu artıyor. Bu nedenle ailelerin çocuğu detaylı gözlemlemesi zorlaşabiliyor. Hafif asimetriler çoğu zaman duruş bozukluğu ya da büyüme sürecinin doğal bir parçası sanılarak gözden kaçabiliyor" dedi. "Hızlı büyüme döneminde risk artıyor" Skolyozda ’sessiz ilerleme’ kavramının önemine dikkat çeken Abul, hızlı büyüme dönemlerinde riskin belirgin şekilde arttığını belirtti. Abul, "Çocuk hızlı büyürken omurga da hızlı uzar. Eğer omurgada skolyoza ait bir eğrilik başlamışsa, bu eğrilik de aynı dönemde hızla artabilir. Özellikle birkaç ay içinde belirgin boy uzaması olan çocuklarda omurga dikkatle takip edilmelidir" diye konuştu. Kız çocuklarında adet öncesi ve sonrası dönemin, erkek çocuklarında ise hızlı boy uzamasının olduğu yılların skolyoz açısından kritik dönemler olduğunu dile getiren Abul, düzenli gözlem ve kontrollerin önem taşıdığını söyledi. "Daha önce yoktu’ düşüncesi yanıltabiliyor" Ailelerin çoğu zaman ’Daha önce hiçbir sorun yoktu’ şeklinde düşündüğünü kaydeden Abul, şu bilgileri paylaştı: "Küçük eğrilikler uzun süre fark edilmeyebilir. Skolyoz başlangıç aşamasında ağrı yapmayabilir. Kıyafetlerin altında fark edilmesi zor olabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda gözden kaçması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Erken fark edilmeyen eğrilikler zamanla ileri seviyelere ulaşabilir. 60 dereceye ulaşan skolyoz çoğu zaman bir anda oluşmaz. Başlangıçta küçük olan eğrilik, düzenli takip yapılmadığında hızlı büyüme döneminde ilerleyebilir." "e-Nabız’daki eski filmler, erken teşhiste önemli ipuçları verebilir" Türkiye’de ailelerin e-Nabız sistemi üzerinden daha önce başka nedenlerle çekilmiş görüntüleri hekimlerine tekrar kontrol ettirmelerinin erken teşhis konusunda faydalı olabileceğini belirten Abul, "Bazen başka nedenlerle çekilmiş akciğer grafileri ya da karın filmlerinde skolyoza ait erken bulgular bulunabiliyor. Ancak bu durum o dönemde aileler tarafından fark edilmemiş olabiliyor. Bu yüzden eski görüntülerin uzman hekim tarafından değerlendirilmesi, eğriliğin ne kadar süredir var olduğu ve ilerleme gösterip göstermediği konusunda önemli bilgiler sağlayabilir" dedi. "Korse tedavisi ameliyat riskini azaltabiliyor" Korse tedavisinin doğru hastada etkili sonuçlar sağlayabildiğini hatırlatan Abul, "Her skolyoz hastasının korse adayı olmayabilir. Korse tedavisi özellikle büyümesi devam eden, eğriliği ilerleme riski taşıyan ve orta dereceli skolyozu bulunan çocuklarda uygulanır. Buradaki amaç çoğu zaman eğriliği tamamen ortadan kaldırmak değil, büyüme tamamlanana kadar ilerlemesini durdurmaktır. Korse tedavisi yalnızca teknik bir uygulama olarak görülmemelidir. Çocuğun yaşı, büyüme potansiyeli, eğriliğin tipi, Cobb açısı ve tedaviye uyum birlikte değerlendirilmelidir" açıklamasında bulundu. "Tedavide hasta uyumu büyük önem taşıyor" Bilimsel çalışmaların korse kullanım süresi ile tedavi başarısı arasında doğrudan ilişki olduğunu gösterdiğine değinen Abul, şunları söyledi: "Korse yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan korsenin önerilen süre boyunca düzenli kullanılabilmesidir. Ergenlik dönemindeki çocuklar için korse kullanımı psikolojik ve sosyal açıdan zorlayıcı olabilir. Okul hayatı, kıyafet seçimi, arkadaş çevresi ve beden algısı bu süreci etkileyebilir. Bu nedenle ailelerin baskıcı değil destekleyici yaklaşması gerekir." "Cerrahi tedavi kişiye özel planlanıyor" Skolyozda cerrahi tedavinin genellikle ileri dereceli eğriliklerde gündeme geldiğini belirten Doç. Dr. Abul, Modern cerrahi yöntemler artık çok daha güvenli hale gelmektedir. Günümüzde skolyoz cerrahisinde üç boyutlu planlama yapılıyor. Sadece eğriliği düzeltmek değil, omurganın dengeli yapısını korumak da hedefleniyor. Modern cerrahide pedikül vidası sistemleri, nöromonitörizasyon ve seçici füzyon teknikleri kullanılır. Amaç yalnızca röntgen görüntüsünü düzeltmek değil, uzun vadede dengeli, güvenli ve sağlıklı bir omurga yapısını koruyabilmektir" dedi. "Evde basit gözlemler erken farkındalık sağlayabilir" Ailelerin evde yapabilecekleri basit gözlemlerin erken teşhis açısından önemli olabileceğini dile getiren Abul, "Çocuklar belirli aralıklarla gözlemlenmelidir. Çocuk dizlerini bükmeden öne eğildiğinde sırtın bir tarafında belirgin yükseklik, kaburga çıkıntısı ya da bel bölgesinde asimetrik kabarıklık görülüyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir. Evde yapılan gözlemler tanı koymak için yeterli olmaz. Bu gözlemler yalnızca farkındalık sağlar. Kesin değerlendirme mutlaka uzman muayenesiyle yapılmalıdır. Skolyozda erken teşhis tedavi başarısını artırır. Erken tanı sayesinde bazı çocuklarda cerrahiye ihtiyaç kalmadan takip ve korse tedavisiyle başarılı sonuçlar alınabilir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:16 Aileleri korkutan iddialara uzmanından rahatlatan açıklama Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Hekimi Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı, son günlerde çocuklarda "kalp krizi" görüldüğüne dair çıkan haberlerin ailelerde kaygıya neden olduğunu belirterek, çocukluk çağında erişkin tipi kalp krizinin son derece nadir görüldüğünü söyledi. Sarı, ailelerin paniğe kapılmadan doğru bilgi kaynaklarına başvurması gerektiğini vurguladı. Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Hekimi Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı tarafından çocuklarda kalp sağlığı konusunda toplumu doğru bilgilendirmek amacıyla hazırlanan açıklamada, "kalp krizi" kavramının çoğu zaman yanlış kullanıldığına dikkat çekildi. Kalp krizinin tıbbi adıyla miyokard enfarktüsü olduğunu ifade eden Sarı, bunun genellikle kalbi besleyen koroner damarların tıkanması sonucu ortaya çıktığını ve erişkinlerde damar sertliği nedeniyle daha sık görüldüğünü belirtti. Çocuklarda ise bu mekanizmayla gelişen kalp krizinin oldukça nadir olduğunun altını çizdi. Öte yandan çocuklarda ciddi kalp rahatsızlıklarının tamamen görülmediği anlamına gelmediğini kaydeden Sarı, ritim bozuklukları, kalp kası hastalıkları, doğuştan gelen kalp anomalileri, miyokardit gibi kalp kası iltihapları ve koroner damarlarla ilgili bazı özel durumların ciddi tablolara yol açabileceğini ifade etti. Ailelerin özellikle sosyal medyada yayılan bilgi kirliliğine karşı dikkatli olması gerektiğini belirten Sarı, tıbbi konularda çocuk sağlığı ve çocuk kardiyolojisi uzmanlarının görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Bazı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini de vurgulayan Sarı, "Çocukta eforla ortaya çıkan göğüs ağrısı, egzersiz sırasında bayılma veya bayılacak gibi olma, tekrarlayan çarpıntı, morarma, açıklanamayan nefes darlığı, çabuk yorulma, bilinen kalp hastalığı varlığında yeni gelişen şikayetler ya da ailede genç yaşta ani ölüm öyküsü varsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi. Çocukluk çağındaki kalp hastalıklarının önemli bir kısmının erken tanı ve düzenli takip ile güvenli şekilde yönetilebildiğini ifade eden Sarı, ailelerin rutin sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı, "Çocuklarda erişkin tipi kalp krizi çok nadir görülen bir durumdur. Kaygı verici haberler karşısında paniğe kapılmadan, ancak uyarıcı belirtileri de ihmal etmeden bilinçli hareket edilmelidir" ifadelerini kullandı.
Ağrı’da kalp hastası yeni doğan bebek ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:27 Ağrı’da kalp hastası yeni doğan bebek ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi Ağrı’da doğuştan kalp rahatsızlığı bulunan 16 saatlik erkek bebek, Sağlık Bakanlığına ait ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde dün sabah 3 kilo 440 gram ağırlığında dünyaya gelen bebeğin yapılan ilk kontrollerinde konjenital kalp hastalığı bulunduğu belirlendi. Bebeğin cerrahi tedavisinin yapılabilmesi için ileri düzey bir sağlık merkezine nakline karar verildi. Ağrı İl Sağlık Müdürlüğünün girişimleriyle Sağlık Bakanlığından ambulans uçak talep edildi. Bunun üzerine Ağrı’ya gönderilen ambulans uçak, Ahmed-i Hani Havalimanı’nda hazır bekletildi. Bebek, hastaneden ambulansla havalimanına götürüldükten sonra uçakla Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine nakledildi. Ağrı İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer, sağlık ekiplerinin 7 gün 24 saat esasına göre fedakârca çalıştığını vurgulayarak, bebeğin sağlığına kavuşması için tüm imkânların seferber edildiğini söyledi. Ağrı Valiliğinden yapılan açıklamada, "Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 3.440 gram ağırlığında dünyaya gelen ve doğuştan konjenital kalp hastalığı tanısı konulan 16 saatlik yenidoğan bebek, ileri düzey tedavi gereksinimi nedeniyle Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda uçak ambulansla Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne sevk edilmiştir. Minik yavrumuza acil şifalar diliyor, ailesine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz." ifadelerine yer verildi.
Sakarya Büyükşehir’den Dünya Çölyak Günü’nde anlamlı adım
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:44 Sakarya Büyükşehir’den Dünya Çölyak Günü’nde anlamlı adım Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü’nde düzenlenen özel programa katıldı. Çölyak hastaları ve aileleriyle bir araya gelen Başkan Alemdar, Demokrasi Meydanı’nda çölyak hassasiyeti olanlar için glütensiz ürünlerin yer alacağı bir noktayı hizmete alacakları müjdesini verdi. Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü’nde Büyükşehir’in anlamlı ve özel organizasyonunda çölyak hastaları ve aileleriyle buluştu. Sakarya’da ikamet eden çölyak hastaları ve yakınlarının yoğun ilgi gösterdiği programa, Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Ahmet Öksüzoğlu, Şube Müdürü İbrahim İkiz ve Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dt. Metin Çoban katıldı. Alemdar, çölyak hastalığıyla mücadele eden her bir vatandaşın yanında olduklarını vurgulayarak önemli bir müjdeyi paylaştı. 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda glütensiz ürünlerin yer alacağı, çölyak hassasiyeti üzerine üretilen birçok gıda ürününü satılacağı bir nokta oluşturulacağını açıklayan Alemdar, sürecin 2 haftalık süreç içerisinde tamamlanacağını ifade etti. Alemdar başlatılan çalışmayla ilgili bilgi verirken, "Her şeyden önce şunu ifade etmeliyim ki, sizlerin yaşadığı zorlukları biliyoruz. Bu anlamda bizler de yaşadığınız zorluklara kayıtsız kalmayacağız. Bu kapsamda en kısa süre içerisinde Demokrasi Meydanı’nda Çölyak hastalarımız için temel gıda ürünlerinin bulunacağı bir alan oluşturacağız. Ekiplerimiz gereken hazırlıkları yapacak ve kısa sürede bu ürünler vatandaşlarımızla buluşacak" ifadelerini kullandı. Başkan Alemdar, "Hepimizin hayatında farklı imtihanlar var. Bizim görevimiz, sizlerin emaneti olan bu şehirde sizlerin taleplerine kulak vermek ve çözümler üretmektir. Sizlerin verdiği bu kıymetli mücadelede Rabbim kolaylık versin. Unutmayın, bizim hem kapımız hem de gönlümüz sizlere her zaman açık. İnşallah hayatımızda gelişen zorlukları el ele vererek hep birlikte aşacağız" şeklinde konuştu. Görüşmede katılımcıların taleplerini dinleyen Alemdar, günün anısına hatıra fotoğrafları çekildi.
Elazığ’da hemşireler ve ebeler günü kutlandı
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:21 Elazığ’da hemşireler ve ebeler günü kutlandı Elazığ’da hemşireler ve ebeler günü Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde düzenlenen etkinlikte kutlandı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Hemşirelik Hizmetleri Müdürlüğü, 5 Mayıs Ebeler Günü ve 12-14 Mayıs Hemşireler Günü dolayısıyla ‘Sağlıkta Gücümüz: Hemşireler ve Ebelerle Geleceğe’ temalı kapsamlı ve anlamlı bir program düzenledi. Programa, hastane başhekimi Prof. Dr. Gökhan Artaş, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr Gamze Kırkıl, başhekim yardımcıları, kurum müdürleri ve müdür yardımcıları, öğretim üyeleri, klinik yöneticileri, hemşireler ile öğrenciler katıldı. Konuşmaların yapıldığı programın ikinci bölümünde panel düzenlendi. Doç. Dr. Dilek Güneş moderatörlüğündeki panelde 4 akademisyen konuşmalarıyla katkı sundu. Bir sağlık çalışanında bulunması gereken en önemli özelliğin empati olduğunu dile getiren Başhekim Prof. Dr. Gökhan Artaş, "Empatiyi kurarken birincisi çalıştığımız ortamdaki mesai arkadaşlarımıza karşı olan sevgimiz ve saygımız, bir de bize canlarını emanet eden hastalarımıza karşı olan saygımızdır. Bunları hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. 50’nci yılımızda Fırat Üniversitesi, Türkiye’de söz sahibi bir üniversite haline geldi. Bizler hekimler olarak sağlıktaki en temel taşımız olan hemşireler ve ebelerimizin kıymetinin bilincinde olan insanlarız. Bu bilinç ile arkadaşlarımıza her konuda imkanlar dahilinde yardımcı olmak üzere elimizden geleni yapmaya karşı kendimizi borçlu hissediyoruz" dedi. Etkinlik, müzik dinletisi ve teşekkür belgelerinin takdimiyle sona erdi.
SANKO Hastanesi Başhemşiresi Özyılmaz: "Hemşireler, insan sağlığı için çok kutsal bir görevi yerine getirmektedir"
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:16 SANKO Hastanesi Başhemşiresi Özyılmaz: "Hemşireler, insan sağlığı için çok kutsal bir görevi yerine getirmektedir" SANKO Üniversitesi Hastanesi Başhemşiresi Ceylan Özyılmaz, 12-18 Mayıs Hemşirelik Haftası nedeniyle mesaj yayımladı. Özyılmaz, "Hemşirelerimiz ‘önce insan’ diyerek insan sağlığı için çok önemli ve kutsal olan hemşirelik görevini yerine getirmektedir" dedi. Pandemi, göç, afet, iklim değişikliği vb. küresel sorunlarla başa çıkmada ön saflarda yer alan hemşirelerin sağlığını ve refahını desteklemek için bu sene Uluslararası Hemşireler Konseyi’nin (ICN) temasını ‘Hemşirelerimiz. Geleceğimiz. Hemşirelere değer vermek ekonomileri güçlendirir’ olarak belirlediğini hatırlatan Özyılmaz, mesajını şöyle sürdürdü: "Bu tema ile hemşirelerin sağlık ve refahının desteklenmesinin sağlık sistemlerine katkı sağlayacağı ve beraberinde toplum sağlığını da iyileştirerek güçlendireceği ifade edilmiştir. Sağlık sistemlerinin merkezinde yer alan hemşirelik mesleğine, süregelen etik değerlerin yanında 21’inci yüzyılda bilimsel ve teknolojik gelişmeler de katkı sunmaktadır. Teknoloji ile uyumlu, dijital anlamda iletişime açık ve hızlı geri bildirim isteyen bir kuşakla karşı karşıya kaldığımız günümüzde, hemşireliğin temeli olan insani değerlerden asla ödün vermiyoruz. Elektronik sağlık kayıtları, robotik bakım sistemleri ve yapay zeka destekli karar sistemleri hemşirelerin iş yükünü yönetmesine ve hasta bakımını geliştirmesine katkı sağlamaktadır. Hemşirelerimiz hem hasta bakımı hem de veri yönetimi için teknolojiyi aktif kullanmaktadır." "Günümüzde sadece bakım veren değil eğitimci, savunucu, yönetici ve araştırmacı roller de üstlenen hemşirelerimiz çoğalmaktadır" diyen Özyılmaz, mesajını şöyle sonlandırdı: "Bu vesileyle görevlerini yerine getirmek için büyük bir özveri ve gayretle çalışan tüm hemşirelerimizin Hemşirelik Haftası’nı kutluyorum."
Ebelik eğitimleriyle normal doğum güçleniyor
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:12 Ebelik eğitimleriyle normal doğum güçleniyor Sağlık Bakanlığı tarafından "Doğal Olan Normal Doğum" temasıyla yürütülen "Normal Doğum Eylem Planı" E8 "Ebelik Eğitimlerinin Güçlendirilmesi" programı kapsamında kamu hastanelerinde çalışan ebelerin normal doğum bilgi ve becerilerinin güçlendirilmesi amacıyla düzenlenen eğitimler başladı. Tıbbi zorunluluk olmadıkça yapılan sezaryenlerin önlenmesi, normal doğumun teşvik edilmesi ve bu yolla anne, bebek sağlığının korunması amacıyla düzenlenen eğitimlere Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü akademisyenleri de aktif rol alıyor. Eğitimler, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Başkanlıkları ve Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman Soğukpınar’ın koordinasyonunda gerçekleştiriliyor. Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Esin Çeber Turfan, toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik her çalışmada yer almaktan ve kamu kurumlarıyla iş birliği içinde sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya katkı sunmaktan gurur duyduklarını ifade etti. Dekan Prof. Dr. Esin Çeber Turfan, "Rektörümüz Prof. Dr. Necdet Budak’ın da çok önem verdiği Üniversitemizin Toplumsal Katkı süreçlerine katılımı doğrultusunda Sağlık Bakanlığının ‘Doğal Olan Normal Doğum’ temalı planın E8 maddesinde yer alan ‘Ebelik Eğitimlerinin Güçlendirilmesi’ faaliyetlerinde fakültemizin aktif rol üstelenmesinden memnuniyet duyuyoruz" dedi. Kamu hastanelerinde çalışan ebelerin normal doğum süreçlerinde bilgi ve beceri düzeyini artırmak amacıyla İzmir’in beş farklı Kamu hastanesinde yapılacak eğitimlerin ilki İzmir Şehir Hastanesinde gerçekleştirildi. Program Koordinatörü Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman Soğukpınar her biri beşer gün süren eğitimlerin, eğitici eğitimine katılan ebeler ile Ebelik Bölümü öğretim üye ve elemanlarının "Anne Dostu" uygulamalara ilişkin geniş bir içerikte verildiğini belirtti. Sağlık Bakanlığı tarafından tıbbi olarak zorunlu olmadığı sürece sezaryen oranlarının azaltılması, normal doğumun özendirilmesi ve nüfus artış hızının sürdürülebilir bir seviyede tutulması amacıyla hayata geçirdiği ‘Normal Doğum Eylem Planı’ kapsamında sürdürülecek eğitimlere katkı sağlamaya devam edeceklerini belirtti. Bu eğitimlerle, kamu hastanelerinde çalışan ebe unvanlı personelin doğum salonu-ünitesindeki görevlerinde daha güvenli, kanıta dayalı ve anne-bebek sağlığını önceleyen uygulamaları benimsemelerini hedeflediklerini ifade etti.
Çocuklarda el, ayak, ağız hastalığına dikkat
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:46 Çocuklarda el, ayak, ağız hastalığına dikkat Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil, coxsackievirus 16 virüsünün yol açtığı el, ayak, ağız hastalığı daha çok genellikle 5 ila 7 yaş arası çocukları etkiliğini söyleyerek, "Dil, diş eti ya da yanakların iç kısmında kabarcık şeklinde çıkan lezyonların yanı sıra yüksek ateş, boğaz ağrısı ve iştah kaybı gibi belirtilerle kendini gösteren el ayak ağız hastalığı bulaşıcıdır" dedi. Koksaki virüs A16 ve enterovirüs 71 olarak adlandırılan iki virüsün bulaşmasıyla oluşan el ayak ağız hastalığı temas yoluyla bulaşmakta, en sık çocuklarda görülen bu hastalık aile bireylerine de bulaşabilir olmakta. Hastalık ve korunma yolları için bilgi veren Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil, "El ayak ağız hastalığı, genellikle bebekler ve küçük çocuklar arasında yaygın görülen, ancak bazen yetişkinlerin de hasta veya taşıyıcı olduğu viral bir hastalıktır. Genellikle koksaki virüsü ve diğer enterovirüslersebep olur. Hastalık, bağışıklık sistemi düşük olan çocuklarda daha sık görülse de, sağlıklı bireylere de rahatça bulaşabilir. Yaz döneminde havuzlarda, sonbahar kış döneminde kalabalık ortamlarda bulaşma sık görülür. El ayak ağız hastalığı, adını, vücutta en çok etkilenen bölgeler olan eller, ayaklarve ağızda oluşturduğu lezyonlardan almaktadır. Bu hastalık, virüslerin vücuda girmesiyle başlar ve vücutta birkaç gün süren semptomlara yol açar. Çoğunlukla ateş, döküntü ve ağız içi yaralar ile kendini gösterir" dedi. "Bu döküntüler başlangıçta kırmızımsı, sonra içi su dolu kabarcıklara dönüşebilir" Hastalığın belirtileri hakkında bilgi veren Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil, "El ayak ağız hastalığı genellikle 3-7 gün süren bir hastalıktır. En yaygın belirtiler ateş, hastalık genellikle yüksek ateşle başlar. Ateş, özellikle hastalığın ilk günlerinde 38-40C’ye kadar çıkabilir. Ağız içinde yaralar, çocuklarda, dilde, damakta, diş etlerinde ve ağzın içinde küçük, beyaz ve ağrılı yaralar oluşur. Bu yaralar, çocuğun yemek yemesini, sıvı alımını zorlaştırabilir ve ağrıya yol açabilir.Döküntüler, en belirgin semptomlardan biridir. Genellikle ellerde, ayaklarda, popoda ve bazen vücutta da döküntüler görülür. Bu döküntüler başlangıçta kırmızımsı, sonra içi su dolu kabarcıklara dönüşebilir. İştahsızlık ve halsizlik, ağız içindeki yaralar nedeniyle çocuklar yemek yemekte zorlanabilir. Bunun yanı sıra genel bir halsizlik ve huzursuzluk hali de gözlemlenir. El ayak ağız hastalığı son derece bulaşıcıdır ve başlıca şu yollarla yayılır. Damlacık yolu, hasta bir kişinin öksürmesi, hapşırması ya da konuşmasıyla yayılan damlacıklar yoluyla bulaşabilir. Temas yolu, virüs, hasta bir kişinin elleriyle dokunduğu yüzeylerde, oyuncaklarda veya kişisel eşyalarında uzun süre hayatta kalabilir. Bu nedenle çocuklar, sık sık ellerini yıkamaları gerektiğini unutmamalıdır. Fekal-oral yolla bulaş: virüs, dışkı yoluyla da yayılabilir. Özellikle tuvalet sonrası ellerin düzgün yıkanmaması enfeksiyonun yayılmasını hızlandırabilir. Risk faktörleri arasında çocukların kalabalık ortamlarda bulunmaları, kreşler, okullar veya oyun gruplarında vakaların artması sayılabilir. Yetişkinler de virüsü taşıyıcı olarak çocuklarına bulaştırabilir" dedi. "Hastalığın aktif olduğu dönemde, okul ve kreşe gitmemesi önerilir" Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil, hastalığın tedavi yöntemleri hakkında bilgi vererek, "El ayak ağız hastalığının spesifik bir tedavisi yoktur, ancak belirtiler genellikle birkaç gün içinde geçer. Tedavi, semptomları hafifletmeye yöneliktir: Ateşi düşürücü- ağrı kesiciler, yüksek ateşi kontrol altına almak için veya ağızdaki yaraların neden olduğu ağrı için doktor önerisiyle kullanılabilir. Ağız gargaraları- ağız spreyleri, ağızdaki yaraların neden olduğu ağrı için kullanılabilir. Bazı çocuklar için soğuk içecekler ve dondurma, ağrıyı hafifletebilir. Bol sıvı alımı, ağızda yaralar olduğunda çocukların sıvı alımını zorlaştırabilir. Su, ayran, taze meyve suları gibi sıvıların tüketimi teşvik edilmelidir. Sıvı kaybını önlemek için düzenli olarak su içmeleri sağlanmalıdır. El ayak ağız hastalığının yayılmasını önlemek için alabileceğiniz bazı önlemler şunlardır. Elleri sık sık yıkama, çocuklar, sık sık sabunlu su ile ellerini yıkamalıdır. Özellikle tuvalet kullanımı sonrası, yemek yemeden önce ve dışarıdan eve geldiklerinde ellerini yıkamaları önemlidir. Hijyen kurallarına dikkat etme, çocuğunuzun kişisel eşyalarını (örneğin, oyuncaklar, çatal-bıçak vb.) başkalarıyla paylaşmaması sağlanmalıdır. Ayrıca evde sık kullanılan yüzeylerin (kapı kolları, oyuncaklar, telefonlar gibi) düzenli olarak temizlenmesi virüsün yayılmasını engeller. Hasta kişilerle teması sınırlama, el ayak ağız hastalığı bulaşıcı olduğundan, hasta olan çocukları evde tutmak ve toplu ortamlardan uzak tutmak çok önemlidir. Hastalığın aktif olduğu dönemde, okul ve kreşe gitmemesi önerilir. Bağışıklık sistemi güçlendirici beslenme, sağlıklı bir beslenme, çocuğun bağışıklık sistemini güçlendirecek ve hastalıklara karşı daha dirençli olmasını sağlayacaktır" dedi. "El ayak ağız hastalığı genellikle ciddi bir sağlık sorunu oluşturmaz, ancak çocukları ve aileleri zorlayabilen bir hastalıktır" Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil son olarak hastalık ne zaman ciddi olacağını anlatarak, "Çoğu çocuk el ayak ağız hastalığından sonra tamamen iyileşir, ancak bazı durumlarda komplikasyonlar gelişebilir. Eğer çocuğunuzda şu belirtiler görülürse, bir sağlık profesyoneline başvurmanız önemlidir: Yüksek ateşin 3 günden fazla sürmesi, ağızda geniş yaraların oluşturduğu şiddetli ağrı, aşırı halsizlik, hiç sıvı tüketememesi döküntülerin kötüleşmesi ya da enfeksiyon belirtileri olması (sarı renkli akıntı, şişlik gibi). El ayak ağız hastalığı genellikle ciddi bir sağlık sorunu oluşturmaz, ancak çocukları ve aileleri zorlayabilen bir hastalıktır. Erken tanı ve uygun tedavi ile iyileşme süreci hızlandırılabilir. Unutmayın, hijyen önlemleri almak, erken dönemde semptomları yönetmek ve hastalığın bulaşmasını engellemek, sağlıklı bir iyileşme süreci için oldukça önemlidir" ifadelerine yer verdi.
Yurt dışında kanser tanısı aldı, Türkiye’de sağlığına kavuştu
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:39 Yurt dışında kanser tanısı aldı, Türkiye’de sağlığına kavuştu Yurt dışında böbrek kanseri tanısı konulan hasta, Türkiye’ye döndüğünde kapalı ameliyatla sağlığına kavuştu. Operasyonu gerçekleştiren Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, "Ciddi yapışıklıklara rağmen sadece kitlenin çıkarıldığı ve böbreğin korunduğu başarılı bir ameliyat oldu" dedi. Dubai’de ağrı şikayetiyle acil olarak hastaneye başvurduğunda hem böbrek taşı hem de 4,5 santimlik bir kitle tespit edildiğini söyleyen Çiğdem Eken, kendisine böbrek kanseri teşhisi konulduğunu ifade etti. Ameliyatı orada olmak istemediğini dile getiren Eken, "Türkiye’ye döndüğümde farklı hastanelere de gittim; ancak doktorlar, ameliyatta böbreğimin alınma ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyorlardı. Böbreğimin alınmasını hiç istemedim. Hastane düzeni, fiziki şartlar, bilgilendirme eksiklikleri gibi faktörler nedeniyle psikolojik olarak çok yıprandım, böbreğimi kaybetme korkum daha da arttı. Son olarak doktorum Serdar Bey’in adını duyarak kendisine başvurdum" diye konuştu. Laparoskopik parsiyel nefrektomi yöntemiyle böbreği zarar görmeden kitlesi alınan 61 yaşındaki Eken, operasyonun ardından ikinci günde taburcu edildi. "Ciddi yapışıklıklara rağmen kitleyi çıkardık" Acıbadem Bodrum Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, tedavisini üstlendiği Eken’in sağlık durumu hakkında bilgi verdi. Hastanın daha önce geçirdiği bağırsak ameliyatı nedeniyle karın içinde ciddi yapışıklıklar oluştuğunu belirten Doç. Dr. Yalçın, "Zor diyebileceğimiz bir vakaydı. Bu ameliyatı laparoskopik dediğimiz kapalı yöntemle gerçekleştirdik. Karından sadece birkaç 4-5 mm’lik küçük cilt kesileri ile girerek kamera eşliğinde sadece böbreğin üstündeki kitleyi çıkarmayı başardık. Kalan böbrek dokusu neredeyse normal büyüklükte ve tüm özelliklerini sürdürebilecek durumda. Böbrek damarını sadece 15 dakika kadar geçici süre ile kapatıp böbrek kan akımının kesildiği ve ‘böbrek iskemisi’ adını verdiğimiz yöntem ile hem kitleden kurtulduk hem de böbreği aktif olarak çalışır halde koruduk" dedi. Ameliyat sırasında "Frozen" adı verilen patoloji yöntemiyle sağlam böbrek dokusunun da değerlendirildiğini aktaran Doç. Dr. Yalçın, ameliyatı gerçekleştiren ekibin deneyiminin de sürecin başarısında önemli rol oynadığını söyledi. "Tüm kanserlerin yüzde 4’ü böbrek kanseri" "Böbreklerin başlıca görevinin kandan atık maddeleri ve fazla sıvıyı filtreleyerek idrar yoluyla atılım sağlamak, böylece vücudun sıvı, elektrolit, mineral ve asit-baz dengesini korumaktır; ayrıca halk arasında ‘tansiyon’ olarak bilinen kan basıncını düzenlemeye katkı sağlamaktır" diye konuşan Doç. Dr. Yalçın, "Böbrek kanseri, normal işlevini sürdüren hücrelerin şekil ve görevlerini kaybederek kontrolsüz şekilde büyümesiyle ortaya çıkar" dedi. Tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturan böbrek tümörlerinde son yıllarda artış gözlendiğine dikkat çeken Doç. Dr. Yalçın, bu kanserlerin erken evrede yakalanması ve yapılan cerrahi tedavilerle başarılı sonuçlar alınabildiğini dile getirdi. Yalçın, tedavinin kişiden kişiye; hastalığın evresine, tümörün böbrekteki konumuna, büyüklüğüne, derecesine ve diğer organlara yayılıp yayılmadığına göre planlandığını anlattı. "Erken tanı organı koruyor ve yaşam kalitesini arttırıyor" Erken tanı ve kişiye özel cerrahi müdahalelerin, böbrek kanseri tedavisinde organ koruyucu ve yaşam kalitesini yüksek tutan yaklaşımlar sunduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yalçın şunları söyledi: "Tümörün ameliyatla çıkarılmasının amaçlandığı cerrahi yaklaşım, tedavi protokolünün ilk sırasında yer alıyor. Özellikle küçük tümörlerde, böbreğin korunup sadece tümörün çıkarıldığı ‘parsiyel nefrektomi’ altın standart olarak kabul ediliyor. Bu işlem, laparoskopik veya robotik yöntemlerle uygulanabiliyor. Daha büyük tümörlerde ise yerleşim yerine göre cerrahi şekilleniyor; eğer tümör damarlanmanın yoğun olduğu merkezi bölgede yer alıyorsa böbreğin tamamı alınabiliyor. Ancak tümör böbreğin kenarlarına yakın bir bölgede yerleşmişse, parsiyel nefrektomiyle böbrek korunabiliyor"
Lokman Hekim Hastanesinden Nahçıvan’a çıkarma
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:22 Lokman Hekim Hastanesinden Nahçıvan’a çıkarma Van’da yıllardır sağlık sektöründe önemli hizmetler veren Özel Lokman Hekim Van Hastaneleri, Nahçıvan’a çıkarma yaptı. Lokman Hekim Van Hastaneleri Genel Müdürü Fatih Doğan, Uluslararası Hasta Birim Sorumlusu Ayhan Kurt, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Tuncer, Ortopedi Uzmanı Operatör Dr. Abdürrahim Gözen, Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Operatör Dr. Mehmet Siraç Demir, Genel Cerrah Uzmanı Operatör Dr. Davut Demir ve İç Hastalıklar Uzmanı Dr. Faruk Şaylık, Nahçıvan’a çıkarma yaparak burada iki gün boyunca ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Ziyaretleri ile ilgili açıklamada bulunan Van Hastaneleri Genel Müdürü Fatih Doğan, "Sağlık, evrensel bir hizmet sunumudur. Bu nedenle yurtdışındaki hastalara da sağlık turizmi kapsamında bundan önce olduğu gibi bundan sonra da hizmet vermeye devam edeceğiz. Daha önce de Nahçıvan’dan hastanelerimize tedavi amacıyla hastalar geliyordu. Önceki yıllarda olduğu gibi bundan sonra da Nahçıvan halkının Van’da başta sağlık olmak üzere elimizden gelen tüm ihtiyaçlarını karşılayacağız. Amacımız Van’a ulaşım imkanı olan çevre ülkeler açısından şehrimizi ve kurumumuzu bir cazibe merkezi haline getirmek. Nahçıvan’a yaptığımız ziyaretten memnun bir şekilde ayrılıyoruz. Ben bu duygularla bizleri ağırlamalarından dolayı Nahıçan Sağlık Bakanı Samig Sadıkhov ve Nahçıvan Sahbuz Devlet Hastanesi Başhekimi Emine Huseynova’ya teşekkür ediyorum" dedi.
Kenelerin evcil hayvanlarla yayılmasına karşı uyarı
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:08 Kenelerin evcil hayvanlarla yayılmasına karşı uyarı Uzmanlar, evcil hayvanlarını ormanlık bölgelerde gezdirenlerin keneye karşı daha dikkatli olmaları uyarısında bulundu. Yabani hayvanların yanı sıra evcil hayvanların da keneyi bir bölgeden başka bir bölgeye taşıma riskine karşı uzmanlar uyardı. Veteriner Hekim Fatih Koç, evcil hayvanlarını yeşillik alanlarda, ormanlık bölgelerde gezdirenlerin keneye karşı daha dikkatli olması gerektiğini kaydetti. Koç, eve dönüşlerde insanların vücudunda kene olup olmadığı yönünde yaptığı kontrolü beslediği evcil hayvanına da yapması gerektiğini söyledi. Evcil hayvanların 1-2 ay arayla aşılanması gerektiğini belirten Koç, "Kedi ve köpeklerini dışarıda gezdirdiklerinde kene taşıma ihtimalleri olabilir. Bu amaçla onların iç dış parazitlerini yapmalarını ve kontrollerini yapmalarını öneririm. Kene taşıyıcıdır. Bakteri ve virüsleri taşırlar. Bu sebepten dolayı hem sevimli dostlarımıza hem de bizlere çok büyük zararlar verebiliyor" dedi. Evcil hayvanlara gezinti yaptırıldıktan sonra eve dönüldüğünde mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini belirten Koç, "Bahçe ve mesire alanlarında sevimli dostlarımızla gezinti yaptığımızda eve döndüğümüzde onların üzerinde, kendi üzerimizde, giysilerimizde kene olmuş olabilir. Bunları evimize taşıyor olabiliriz. Bu vesileyle sevdiğimiz dostlarımıza, eşimize, dostumuza zarar veriyor olabiliriz. Bu vesileyle hem onların kontrolünü hem de kendi kontrolümüzü yaparak koruma önlemini almış olabiliriz" diye konuştu. Kenenin olduğu her yerde risk olduğuna dikkat çeken Koç, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı ilk önce Kırım’da görülmüştür. Kenenin olduğu her yerde bu hastalık olabilir. İspanya’da binlerce insanın ölümüne sebep olmuş bir hastalık. Kene öldürücü değildir. Kenenin taşıdığı virüsler öldürücüdür. Bu vesileyle her kene de potansiyel bir mikrop taşıyıcı diyebiliriz. Bu sebepten dolayı da kendi kontrolümüzü yapmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.