SAĞLIK
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29:27 Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54 Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın" Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05 "Sessiz katil" hipertansiyona dikkat Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
İnsülin direnci çağın vebası olarak kabul ediliyor
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:19 İnsülin direnci çağın vebası olarak kabul ediliyor Denizli Özel Tekden Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, vücudun yağ depolaması artıran insülin direnci hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Uzman Dr. Mehmet Acımış, "40 yaş üstünde her 3 kişiden birinde insülin direnci vardır. İnsülin direnciniz varsa, kalp krizi, prostat, pankreas, kalın bağırsak, karaciğer kanserlere yol açabilir" dedi. Denizli Özel Tekden Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, insülin dirençli hastalar hakkında önemli bilgiler verdi. Yenilen gıdalardaki şekerin hücre içerisine geçişi, enerji olarak kullanılması ve kan şekerimizin düzenlenmesi, pankreastan salgılanan insülin hormonu aracılığıyla gerçekleştiğini belirtti. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, ailesinde şeker hastası olan, fiziksel aktivitesi kısıtlı olanlar, bel çevresinde yağlanma, obezite, aşırı karbonhidrat tüketen, ileri yaş, uykusuzluk, stres, kortizom gibi ilaç kullanan riskli kişilerde kan şekerin normal seviyelerde tutulabilmesi için yüksek miktarda insüline ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Laboratuvar sonuçlarına göre tanı konulduğunu belirten Uzman Dr. Acımış, "İnsülin duyarsızlığı olan kişilerde şekerin hücre içerisine girişi zorlaşmakta, kanda şeker yükselmekte, önceleri gizli şeker, zamanla da erişkin tip şeker hastalığı gelişmektedir. Tanısı laboratuvar sonuçlarına göre konulur. Açlık kan şekeriyle, açlık insülünizi çarpıp 405’e böldüğünüzde çıkan sonuç 2,5’ün üzerinde ise insülin direnci varlığınız ortaya konulur. İnsülin direnci kan şekerinizi ne miktarda insülinle dengelediğiniz konusudur" dedi. "40 Yaş üstünde her 3 kişiden birinde insülin direnci vardır" İnsülin direncinin sadece şeker hastalığı değil aynı zamanda kalp krizi, bazı kanserlere ve bir dizi hastalıkların gelişimini de tetiklediğini belirten Uzman Dr. Acımış, "40 yaş üstünde her 3 kişiden birinde insülin direnci vardır. İnsülin direnci sadece şeker hastalığı değil, aynı zamanda bir dizi hastalığın gelişimini de tetiklemektedir. İnsülin direnciniz varsa, yüksek tansiyon, kan yağı yüksekliği, kalp krizi gibi kalp damar hastalığı, felç, bunama gibi beyin damar hastalığı, rahim, meme, prostat, pankreas, kalın bağırsak, karaciğer kanserleri, obezite, karaciğerde yağlanma, safra kesesinde taş ve gut gibi önemli hastalıkların gelişimine zemin teşkil edebilir" diye konuştu. İnsülin direncini önlemek için sağlıklı yaşam tarzını benimsemek gerekiyor İnsülin direncinin fark edilmesi halinde önlenebilir bir hastalık olduğunu ve bunun için ise sağlıklı beslenmek gerektiğini dile getiren Uzman Dr. Acımış, "Bu hastalar kolay kilo alıp zor kilo veren bel çevresi geniş olur. Sabahları yorgun kalkan, aşırı yemek yiyen, tatlı krizine giren, yemek sonrası uyku, odaklanma sorunu yaşarlar. Şeker düşüklüğü eşlik ediyorsa terleme, sinirlilik, çarpıntısı olur. Kadın hastalarda tüylenme, adet düzensizliği, gebe kalamama gibi sıkıntılardan başvurabilirler. İnsülin direnci fark edilmesi halinde önlenebilir bir hastalıktır. Yaşam tarzı değişikliği, kilo verdirilmesi, fiziksel aktivitelerin artırılması, beslenmenin düzeltilmesi ve tıbbi tedavi ile yönetilebilir bir hastalıktır. Fark edilmezse beklenilen yaşamda kısalma ve yaşam standardınızı düşürme potansiyeli sahiptir. İnsülin direnci Çağın vebası olarak kabul edilmektedir." ifadelerini kullandı. İnsülin direnci ile ilgili risk analizi yaptırmak için bilgiler veren Uzman Dr. Acımış, "Bel çevreniz kadın ise 88, erkek ise 102 santimin üzerinde ise tansiyonunuz 135’e 85 milimetre civarının üzerinde ise kan şekeriniz 100 miligram üstünde ise trigliserid 150 miligram üzerinde ise iyi cins kolesterol kadınlarda 50 beylerde 40 miligramın altında ise insülin direnci ile ilgili risk analizi yaptırtmanız gerekiyor" dedi.
Uzmanlar: "Akılcı ilaç kullanımı ülke ekonomisine katkıdır"
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:11 Uzmanlar: "Akılcı ilaç kullanımı ülke ekonomisine katkıdır" Atatürk Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, lise öğrencilerine akılcı ilaç kullanımı ile ilgili hassas ve pratik bilgiler verdi. Özellikle antibiyotik kullanımında uyulacak kuralları sıkça dile getirdi. Atatürk Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi ve Cansağlığı Vakfı, akıllı ilaç kullanımına dikkat çekmek ve bu anlamda farkındalık oluşturmak için Erzurum İbrahim Hakkı Fen Lisesi öğrencilerine yönelik bir program düzenledi. Programda konuşan Atatürk Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, dünyada akıllı ilaç kullanımı ile ilgili olarak yapılan ilk tespitlerde; klinik ihtiyaçlara göre uygun biçimde, kişisel ihtiyaçları karşılayacak, uygun dozda, yeterli zaman diliminde, topluma en düşük maliyetle kolayca almaları için uyulması gereken kurallar olarak ortaya çıktığını ifade ederek, "Burada en başta sağlık hizmeti kalitesini arttırmak geliyor. Tedavi maliyetlerini azaltmak ve ilaç tüketimini engellemekte var. İlaç kullanımında özensiz davranılmaması gerek" diye konuştu. "Antibiyotik kullanımı önemli" Antibiyotik kullanımına dikkat çeken Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, "Mutlaka gününde, saatinde ve doktorun verdiği günlük dozda kullanmanız gerekiyor. Siz özensiz davranırsanız, ilacı sabah aldınız, akşam dozuna atlarsanız, sonrasında tekrardan sabah aldınız, yine akşam da düzensiz bir şekilde dozları almaya devam ederseniz, bu antibiyotik tedavisinin size hiçbir yararı olmaz. Antibiyotik tedavisinde temel uygun dozda, uygun zaman aralığında ilacı tedavi bitene kadar sürdürmektir. Antibiyotik kutuları ağrı kesici tabletler gibi değildir. Antibiyotik kutuları bir tedavi prosedürüdür. Orada tabletler bitene kadar siz ilacı içmek yükümlülüğündesiniz" şeklinde konuştu. "İlaç kullanımında doktor ve eczacı önemli" İlaç kullanımı ile alakalı öğrencileri bilgilendiren Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü "İlaçta çiğneme, bölme ve kırma. Bunlar uygulama yoluna giriyor bir nevi. Bazı ilaç türleri var. Kırılmaması gerekiyor. Bazı ilaç türleri var çiğnenmemesi gerekiyor. Bazıları da var bölüp içmeniz gerekiyor. Bunu da yine doktorunuzun size önerdiği şekilde yapmanız gerekiyor. Ama doktor ya da eczacınıza danışmadan kesinlikle bir ilacı bölüp çiğneyip ya da kırarak içmemeniz gerekiyor. Bunu danışarak yapmanız gerekiyor. Yine uygulama süresi, uygulama dozu ve doz aralıklarında hata yaparsanız akılcı olmayan ilaç kullanımına girmiş oluyorsunuz. Ve süresi geçmiş ilaçların kullanılması, ilaçlar evde kullanılmadığı sürece depo ediliyor. İstifleniyor evlerde. Özellikle buzdolabının kapağında. Ki bu çok yanlış bir hareket. Çoğu ilacı özellikle şurupları ailelerimiz buzdolabının kapağında saklıyorlar. İlaçlar eczaneden aldığınızda buzdolabından mı size veriliyor? Yok. Siz ilaçlarınızı belli ilaçlar dışında insülin kalemleri vesaire onları söylemiyorum. Ama genel olarak tablet ve şuruplar oda sıcaklığında saklanması gereken ilaçlar. Bunu nereden bileceğiz diye sorarsanız ilaçların kutusunda, kutunun üzerinde saklama şartları yazar. Doktor tavsiyesi dışında doktor, eczacı tavsiyesi dışında kullanılmaması gereken ilaçlar" "Bitkisel ürünler destekleyici tedavidir" Bilinçsiz gıda takviyesi ve bitkisel ürünlerin kullanımında da sıkça yapılan yanlışların olduğuna dikkat çeken Eczacılık Fakültesi Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, " Burası çok önemli. Bilinçsiz gıda takviyesi ve bitkisel Bunlar neler? Vitaminler, magnezyum preparatları ve günümüzde çok görüyoruz. Sosyal medyada başka platformlarda magnezyum al, D vitamini al, C vitamini al çok faydalı deniliyor. Magnezyumda faydalı, demirde, C vitamine de. Burada dikkat etmeniz gereken doktor muayenesi olmadan, kan tahlillerinize bakmadan gıda ya da besin takviyesi alamazsınız. Belki C vitamini sizde çok yüksek. D vitamini çok yüksek. Bitkisel ürünler de yine komşudan duyduğunuz, aktardan duydunuz. Bu besin diyabete iyi geliyormuş. Bu besin kolesterolü çok iyi geliyormuş. Bu besin tansiyonuma çok iyi geliyormuş. Böyle şeyler yok arkadaşlar. İlaç farklı bir şey, takviye edici ek destek farklı bir şey. İlaç tamamen hastalığa yönelik. Bitkisel ürünler destekleyici tedavi olarak geçer. Tamamlayıcı tedavi kesinlikle değildir. Yine doktorunuza ve eczacınıza danışmadan kesinlikle kullanmayın. "Dünyada ilaç ve askeri harcama zirvede" Viral kaynaklı hastalıklara antibiyotiğin hiçbir tedavisi olmadığını ifade eden Aydın, "Diyelim ki viral bir enfeksiyonunuz var. Grip oldunuz. Çok halsiz hissediyorsunuz. Ne yapacaksınız? Ya ben doktora gideyim de bir antibiyotik yazdırayım kendime. Tamamen yanlış. Viral kaynaklıysa siz onu ya antiviral ilaç alarak tedavi etmeniz gerekiyor ya da C vitamini takviyesi yaparak onu tedavi etmeniz gerekiyor. Bazen başınız ağırabilirç İlk önce bir su için, camı açın, bir hava alın. Çalışma potansiyeli çok yüksek gençlersiniz. Test çözerken başınız çok eğik duruyor. Belki o yüzden bile başınız ağrıyabilir. İlk önce bir kalkın. Camları açın. Bir ensenize soğuk su vurun. Ardından su için bolca, on dakika mola verin. Bakın gerçekten başınızın ağrısı gidecek. Anneler telefonlara çok takar ya. Çok telefona da bakmayın. Başınızın ağrımasının en büyük sebebi de o. Telefona bakınca ağrımasının sebebi de telefondaki ışınlar direkt gözünüze denk geliyor Ve göz bunu algılamak için göz de bir organ. Nasıl kalp gibi kalp nasıl ki? Kan pompalıyor. Gözde sizin sürekli görmeniz için orada bir işlev de. Vücudunuzdaki bakteriler kullandığınız ilaca karşı direnç geliştirme potansiyeline sahip. Çok direnç geliştirme potansiyeline sahip. O yüzden antibiyotik tedavisi aldığınızda sizden ricam mutlaka kutu bitene kadar tedavinizi bitirmeniz. Yine gereksiz tedavi maliyeti, işten geri kalma ve kazanç kaybı gibi ekonomik zararlar. Gençler dünya ekonomisini eline almış iki büyük etken var. Birincisi ilaç diğeri askeriye. Askeri malzemeler. Diğeri de ilaç. Dünyanın ekonomisi bunlar üzerinden dönüyor. En büyük ekonomiler bunlar üzerinden dönüyor. Ve siz ne kadar fazla ilaç alırsanız, ne kadar fazla sormadan, doktora, eczacıya danışmadan bu işlemleri yaparsanız inanılmaz derecede ülke ekonomisine zarar veriyorsunuz. Antibiyotikler en çok satılan ilaç grupları arasında. İnanılmaz derecede tüketiliyor. Gerek var mı? Bence yok. Antibiyotik ve ağrı kesiciler sizin yaş grubunuza hitap ettiği için çok dikkatli kullanmanız gerekiyor. Antibiyotik direnci gelişirse biz bunun önünü alamayız. Yeni bir molekül oluşturmamız lazım. Yeni bir molekül sentezlememiz lazım. O yüzden antibiyotikleri kutunuz bitene kadar düzenli bir şekilde kullanın" dedi. "Öğrenciler bizim birer gönüllü elçimiz" Atatürk Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi Koordinatörü Yusuf Bayraktar, "Akılcı ilaç kullanımı konusunda bir etkinlik düzenliyoruz. Can Sağlığı Vakfı’yla ortak olarak yapıyoruz bu etkinliği. Lise öğrencilerine akılcı ilaç kullanımının önemini anlatmak istiyoruz. Buradaki muhataplarımız her ne kadar öğrenciler olsa da aslında buradaki öğrenciler bizim için birer bilim elçileri. Biz onları bilim elçileri olarak bir tanıtıyoruz. Neden bilim elçileri diyoruz? Çünkü öğrencilere anlattığımız bilgileri, bilimsel bilgileri ailelerine ulaştırma hedefliyoruz aslında bugünkü etkinliğimizde. Dolayısıyla bununla ilgili dokümanlar hazırladık. Hazırladığımız dökümanlarda akılcı ilaç kullanımının önemini anlattık. Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu da velilere hitaben, akılcı ilaç kullanımının önemin bir mektup hazırladı onları öğrencilerimiz aracılığıyla elçilerimiz aracılığıyla ailelerine ulaştırmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Atatürk Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğrencisi Emine Kılıç şöyle konuştu "Aynı zamanda Can Sağlığı Vakfının il temsilcisiyim. Buradaki amacımız ilacın akıllı kullanımıyla alakalı. Lise zamanlarında öğrencilerin en yaptığı şey ki düzensiz ve bilinçsiz ilaç kullanımı. Burada eczacılık fakültesinden gelen hocamızla beraber o onun anlattığı değerli bilgilerden yola çıkarak ilacın aslında nasıl düzenli kullanılması gerektiğini, antibiyotik dirençliliğini anlatacağız öğrencilere. Bu yüzden burada toplanmış bulunmaktayız"
"Metal aksesuar ve tekstil boyasına dikkat: Egzamanın gizli tetikleyicileri"
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:06 "Metal aksesuar ve tekstil boyasına dikkat: Egzamanın gizli tetikleyicileri" "Günümüzde her yaş grubunda sıkça rastlanan egzama, yalnızca geçici bir kaşıntı ya da kızarıklık olarak görülse de doğru tanı ve tedavi süreci yönetilmezse kronikleşerek yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebiliyor" diyen Dr. Nermin Bahat, "Metal aksesuar ve tekstil boyasına dikkat edin. Egzamanın gizli tetikleyicileri olabilirler" uyarısında bulundu. BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nermin Bahat, egzamanın genellikle bağışıklık sisteminin verdiği tepkiler sonucu ortaya çıktığını ve çevresel ya da kimyasal etkenlerle şiddetlenebileceğini söyledi. Dr.Bahat, "Egzama; cildin koruyucu bariyer yapısının bozulmasıyla oluşur. Bu, alerjen maddelere karşı cildin aşırı tepki vermesine neden olur" diyerek özellikle deterjan, sabun, tekstil boyaları, metal aksesuarlar ve kozmetik ürünlerin tetikleyici olabileceğini vurguladı. Egzamada en sık görülen belirtiler Egzamanın belirtilerinin kişiden kişiye değişebildiğini ama genellikle yoğun kaşıntı, ciltte pullanma, çatlama ve zaman zaman ağrılı yaralarla kendini gösterdiğini aktaran Dr. Bahat, "Sürekli kaşıma hissi uyandıran egzama, uykusuzluk, stres ve sosyal yaşamdan çekilme gibi ciddi psikolojik etkilere de yol açabiliyor" şeklinde konuştu. Yanlış ürünler egzamayı derinleştirebilir Hastanemize egzama şikâyetiyle başvuran birçok hastada, uygunsuz kozmetik ürünlerin ya da kulaktan dolma tedavilerin hastalığı daha da kötüleştirdiğini gözlemlediklerini belirten Dr. Bahat, "Hastalar, ciltleri kurudukça daha fazla yıkama ya da farklı kremler deneme eğiliminde oluyor. Ancak bu müdahaleler cilt dengesini bozarak egzamayı yaygınlaştırabiliyor" dedi. Egzama tedavisinde standart bir formül bulunmadığını ifade eden Dr. Bahat, "Her hastanın yaşam tarzı, cilt tipi ve altta yatan nedenlere göre ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Tedavide öncelikli olarak cildi nemlendirmek, kaşıntıyı kontrol altına almak ve varsa enfeksiyonu ortadan kaldırmak gerekir. Gerekli durumlarda topikal kortizonlar, bağışıklık düzenleyici kremler ve antihistaminik ilaçlar kullanılabilir" önerisinde bulundu. Egzama ile yaşam: Erken tanı ile kontrol altına alınabilir Egzamanın bazı kişilerde yıllarca sürebileceğini fakat doğru bakım ve hekim desteğiyle şikâyetlerin en aza indirilebileceğini belirten Dr. Bahat, "Egzama ile yaşamayı öğrenmek, tetikleyicileri tanımak ve cilt bakımını ihmal etmemek bu hastalıkla başa çıkmanın temelidir" ifadelerini kullandı. Egzamanın genellikle hafif belirtilerle başladığını, fakat zamanında önlem alınmadığında şiddetli formlara dönüşebileceğini vurgulayan Dr. Bahat, "Toplumda ’geçer’ diye ertelenen birçok cilt sorunu egzama gibi kronikleşebilir. Özellikle geçmeyen kaşıntı, tekrarlayan döküntü veya cilt çatlakları olan bireyler mutlaka bir dermatoloji uzmanına muayene olmalıdır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Nadir görülen hastalıktan başarılı operasyonla kurtuldu
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:44 Nadir görülen hastalıktan başarılı operasyonla kurtuldu Kalp yetmezliği ve ani ölüme neden olabilen doğuştan gelen ’Alcapa’ hastası , Kahramanmaraş’ta yapılan başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Hastalığın nadir görüldüğünü belirten Doç. Dr. Erdinç Eroğlu, "Kalbimizdeki ana damarımızın ağır damarından değil de akciğer atar damarından çıktığı bir hastalık. Ameliyat olmasaydı yakın zamanda kalp yetmezliği gelişip daha kötü senaryolar olabilirdi, riskli ameliyatımızı yaptık, şu an için her şey yolunda" dedi. Mersin’in Silifke ilçesinde yaşayan 37 yaşındaki Mücahit Şimşek, kalbindeki rahatsızlığından dolayı, yaptığı araştırmalarda Kahramanmaraş’taki HG Hospital Hastanesinde görevli Kalp ve Damar Cerrahisi Doç. Dr. Erdinç Eroğlu’na ulaştı. Şimşek’in hastanede yapılan tetkikleri sonucunda, 300 binde bir görülen ’sol koroner arter ve dallarının pulmoner arterden çıkan bir kalp hastalığı olarak bilinen Alcapa olduğu belirlendi. Bunun üzerine riskli olduğu belirtilen ameliyatı Doç. Dr. Erdinç Eroğlu ve ekibi yaptı. Şimşek, başarılı geçen ameliyat ile sağlığına kavuştu. "Ameliyat olmasaydı yakın zamanda daha kötü senaryolar olabilirdi" Hastanın durumu ile ilgili bilgi veren Dr. Eroğlu, "Oldukça nadir görülen Alcapa Sendromu dediğimiz bir hastalık. Toplumda 300 binde 1 görülen, çok nadir görülen bir hastalık. Ve ameliyatı da oldukça riskli ve zor olan bir ameliyattı. Sağ olsun kendisi Mersin’den bize ulaştı. HG Hospital’a geldi. Ameliyatı burada olmak istediğini söyledi. Biz de bu ameliyatı gerçekleştirdik. Bu ameliyat oldukça nadir yapılan ve hastalığımızda çok nadir görülen bir hastalık. Kalbimizdeki ana damarımızın ağır damarından değil de akciğer atar damarından çıktığı bir hastalık. Ve hastada bunların çoğu bebeklik çağında kaybediliyor. Mücahit Bey çok şanslı bu yaşa kadar gelmiş ama eğer ameliyatı olmasaydı yakın zamanda kalp yetmezliği gelişip daha kötü senaryolar olabilirdi. Çok şükür biz o durumu ortadan kaldırdık. Riskli ameliyatımızı yaptık. Şu an için her şey yolunda. Kendisini Mersin’e yolcu edeceğiz" dedi. "Biz hastanın kendi damarını olması gereken yere getirdik" Hayalinin artık yurt dışından gelen hastaları tedavi etmek olduğunu da ifade eden Dr. Eroğlu, "Aslında benim hayalim yurt dışından da hasta gelmesi. İnşallah ileride onları da alacağız. Mücahit ile başladık. Yakında Antalya’dan da bir hasta gelecek. İnşallah onu da ameliyat yapacağız. Gerçekten de şehrimizde böyle güzel bir hastane olması oldukça gurur verici. Bölgeye hizmet etmek çok mutlu edici. İnşallah bu şekilde devam edip hizmetlerimizi sürdüreceğiz. Şimdi doğuştan olan bir hastalık bu ve çok nadir bu yaşlara gelir bu hastalar. Genelde bebeklik çağında eğer ameliyatı olmazsa hastaları kaybederiz. Ama Mücahit Bey’in durumu çok şanslı. Çünkü diğer sağ koroner damarı yani kalp damarı çok gelişmiş ve diğer damarları töler etmiş. Ama bu hastalar tedavi olmayınca kalp yetmezliği gelişip çok hızlı bir şekilde kötüleşip hayatlarını kaybediyorlar. Biz hastanın kendi damarını olması gereken yere getirdik. Oraya tekrar baypasını yaptık. Çok da güzel bir ameliyat oldu. Ondan sonra inşallah kalbi daha sağlıklı olacak. Normal hayatını sürdürüp devam edecek inşallah" diye konuştu. "Mutluyum, sevinçliyim" Hastalığı öğrendiğinde araştırmalara başladığını anlatan Mücahit Şimşek ise "Nasıl yaptırabilirim derken Erdinç hocamla sosyal medya aracılığıyla tanıştım. İletişime geçtim kendisiyle. ’Ben bu ameliyatı yaparım, daha önce de yaptım’ dedi. Ve kendisiyle iletişime geçtik. Sonra buraya geldik. Tekrardan görüştük kendisiyle. Ameliyata aldı, başarılı oldu. Mutluyum, sevinçliyim. Çok çok teşekkür ederim. Çok başarılılar. Bize çok iyi baktılar burada" ifadelerini kullandı.
Otizmli gençlerin hayatına ışık tutan araştırma: Sosyal ve ekonomik zorluklar öne çıktı
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:07 Otizmli gençlerin hayatına ışık tutan araştırma: Sosyal ve ekonomik zorluklar öne çıktı Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği çatısı altında, Prof. Dr. Meryem Özlem Kütük ve Prof. Dr. Ali Evren Tufan’ın koordinasyonunda yürütülen "Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Gençlerin Yaşam Yolculuğu-Türkiye Örneklemi" araştırması, otizmli bireylerin yaşamlarına dair önemli veriler sundu. Çocuk ve ergen psikiyatristlerinin yanı sıra erişkin psikiyatristleri, psikologlar ve özel eğitim uzmanlarının katkısıyla hazırlanan çalışma, Türkiye genelinde 18 yaş üstü otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı bireylerin sosyal, ekonomik ve psikolojik durumlarını kapsamlı şekilde inceledi. Araştırma sonuçları, OSB’li genç ve yetişkinlerin en çok zorlandıkları alanların başında sosyal etkileşim ve istihdam imkanlarına erişimin geldiğini ortaya koydu. Sosyal alanlardaki yetersizlik, bu bireylerin toplumsal yaşama katılımını sınırlarken, ekonomik bağımsızlık ve iş yaşamına dâhil olamama da yaşam kalitelerini ciddi şekilde etkiliyor. Çalışma, otizmli bireylerin yaşamlarına yönelik politika ve hizmetlerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, özellikle toplumsal entegrasyon ve istihdam desteklerinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Bu kapsamlı araştırma, otizmli bireylerin sesine kulak verilmesinin ve onların ihtiyaçlarına uygun sosyal politikaların geliştirilmesinin aciliyetini bir kez daha gözler önüne serdi. Araştırma hakkında bilgi veren Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Miraç Barış Usta, "Derneğimizin yürüttüğü bu çalışma, başta çocuk ve ergen psikiyatristlerinin katkılarıyla, erişkin psikiyatrist, psikologlar ve özel eğitim alanında çalışan profesyonellerin de destek verdiği geniş bir uzman ağı tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışma ekibine dahil olmamakla birlikte, Türkiye genelinde OSB’li gençlerin ve yetişkinlerin yaşam deneyimlerini anlamayı amaçlamış, onların karşılaştığı sosyal ve ekonomik zorlukları daha iyi kavrayabilmek için önemli veriler sağlaması açısından kliniğimiz ve gelecek çalışmalarımız için çok önem taşımaktadır. Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, OSB tanılı genç ve yetişkinlerin yaşamlarındaki en büyük eksikliklerin başında sosyal alanlara erişim ve istihdam fırsatlarının geldiğini net bir şekilde ortaya koymasıdır. Sosyal etkileşim fırsatlarının sınırlı olması, toplumsal katılımın önünde ciddi bir engel olarak öne çıkarken, ekonomik bağımsızlık ve iş hayatına katılım konusundaki kısıtlılıklar da bu bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sonuçlar, otizmli bireylerin toplumsal hayata tam katılımını destekleyecek politika ve uygulamaların önemini bir kez daha ortaya koymakta, bu alandaki ihtiyaçların acilen ele alınması gerektiğine işaret etmektedir" dedi.