Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Pakistan İçişleri Bakanı Naqvi, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile bir araya geldi
Mersin’de 4 kişinin öldüğü silahlı saldırı anı kamerada
Beşiktaş’ta 39 maçlık ikinci Sergen Yalçın dönemi
Shakira, İspanya’da vergi savaşını kazandı
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Van’da 4 metrelik karla mücadele
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28
Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54
Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın"
Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05
"Sessiz katil" hipertansiyona dikkat
Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
3
17 Mayıs 2026 Pazar- 11:12
Şifa dağıtırken kendi yaralarını sardı
4
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
09 Mayıs 2025 Cuma - 13:01
Kilis’te sağlıklı yaşam için fiziksel aktiviteye çağrı
Türkiye genelinde her yıl 10 Mayıs’ta kutlanan ‘Sağlık İçin Hareket Et Günü’ kapsamında, 81 ilde olduğu gibi Kilis’te de vatandaşlar fiziksel aktivite konusunda bilinçlendirildi. Kilis İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Kadir Söylemez, hareketsiz yaşam tarzının pek çok kronik hastalığın temelinde yer aldığını belirterek, sağlıklı yaşamın hareketle mümkün olduğunu söyledi. Kilis İl Sağlık Müdürü Kadir Söylemez, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından bulaşıcı olmayan hastalıkların (kalp-damar hastalıkları, diyabet, bazı kanser türleri vb.) önlenmesi amacıyla ilan edilen bu özel günün, Türkiye’de Sağlık Bakanlığı öncülüğünde toplumda hareketli yaşam bilincini artırmak amacıyla çeşitli etkinliklerle kutlandığını belirtti. Kilis’te düzenlenen farkındalık çalışmaları kapsamında konuşan Söylemez, "Günlük yaşantımıza hareket katmak, sadece fiziksel değil ruhsal sağlığımızı da güçlendirir. Kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için harekete geçmek şart" dedi. Söylemez, yetişkin bireylerin haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapması gerektiğini, çocukların ise her gün en az 60 dakika aktif kalmasının önemini vurguladı. Kilis İl Sağlık Müdürü Söylemez, 1-4 yaş arası çocuklar içinse farklı şiddetlerde toplam 180 dakika hareketin yeterli olduğunu ifade etti. Tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklet sürme, dans gibi enerji harcatan aktivitelerin tercih edilmesini öneren Söylemez, bu alışkanlıkların küçük yaşlarda kazandırılmasının büyük önem taşıdığını belirtti. Sözlerini "Fiziksel aktivite sadece bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur" diyerek tamamlayan İl Sağlık Müdürü Söylemez, 10 Mayıs’ın bu bilinci yaygınlaştırmak için önemli bir fırsat olduğunu vurguladı.
09 Mayıs 2025 Cuma - 12:58
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ’Dijital Entegrasyon Bilgilendirme Toplantısı’ gerçekleştirildi
Kayseri’de görev yapan aile hekimleri ile Kayseri Devlet Hastanesi’nde görevli uzman hekimlerin iletişimini ve iş birliğini güçlendirmek amacıyla, ’Sağlık Basamakları Arası Dijital Entegrasyon’ sistemine yönelik bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Kayseri Devlet Hastanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını yapan İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan; sağlık basamakları arasında kurulan etkili iletişim köprülerinin, vatandaşlara sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesini doğrudan etkilediğine dikkat çekti. Dr. Erşan; "Sağlık Bakanlığımız tarafından hayata geçirilen bu yeni sistem sayesinde, aile hekimlerimiz gerekli gördükleri durumlarda hastalar için doğrudan ikinci basamakta görev yapan uzman hekimlerden randevu oluşturabiliyor. Bu entegrasyonun etkin kullanımı, hem hasta memnuniyetini artırmakta hem de sağlık sistemimizin sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktadır. Sizlerden bu sistemi aktif ve verimli şekilde kullanmanızı bekliyoruz" ifadelerini kullandı. Açılış konuşmasının ardından Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Burhan Akın ise; ’Sağlık Basamakları Arasında Entegrasyon’ konulu sunum gerçekleştirdi. Sunumda; dijital sistemler üzerinden randevu oluşturma süreci ve yeni uygulamalar adım adım anlatıldı. Ayrıca sistemin sunduğu kolaylıklar ile sağlık hizmetlerine katkıları hakkında katılımcılara kapsamlı bilgiler verildi. Toplantının son bölümünde söz alan hekimler, sahada ve entegrasyon sürecinde memnun oldukları hususların yanı sıra karşılaştıkları sorunları da dile getirirken çözüm noktasında karşılıklı istişarelerde bulunuldu.
09 Mayıs 2025 Cuma - 12:53
"Kalbinizi korumak için düzenli sağlık kontrolü yaptırın"
Ani ölüme neden olabilen koroner kalp hastalığının, hastaların yüzde 30’unda hiç belirti göstermediğine dikkat çeken Kalp ve Damar Cerrahı Dr. Tamer Turan "Düzenli sağlık kontrolleri, hastalığın erken yakalanması ve krizin önlenmesi ile uzun ve sağlıklı bir hayat sunacaktır" uyarısında bulundu. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Tamer Turan anne karnında 5-6. haftadan itibaren atmaya başlayan kalbin faaliyetini sağlıklı olarak sürdürebilmesi için oksijen ve enerjiye ihtiyacı olduğunu ve ihtiyacı besleyen damarlara koroner damarlar adı verildiğini söyledi. Bu koroner damar duvarını kaplayan hücrelerin yapısal bütünlüklerini korumak için kolesterole ihtiyaç duyduklarını belirten Dr. Turan "İhtiyaç fazlası ve atık kolesterol hücrelerden uzaklaştırılır; uzaklaştırılamayan atık kolesterol, hücreler ile damar duvarı arasında birikmeye başlar. Vücut bu birikimi uzaklaştıramasa da üzerine kalsiyum birikimi yaparak engellemeye çalışır, bunun net sonucu olarak da damar duvarında kolesterol ve kireç birikir. Damar elastikiyetini kaybeder ve Atherosclerosis ya da halk arasında damar sertliği adını verdiğimiz hastalık ortaya çıkar. Koroner damarlar tutulduğu zaman koroner damar, koroner kalp ya da iskemik (kanlanma bozukluğu) kalp hastalığı adını verdiğimiz hastalık ortaya çıkar" diye konuştu. Damardaki daralmanın yüzde 50’yi aştığı ciddi darlık durumunda damardan geçen kanın akış düzeninin bozulduğuna dikkat çeken Dr. Turan "Kan pıhtı halini alarak damarı tamamen tıkayabilir. Bir bölgeyi besleyen kan akımın kesilmesi o bölgedeki kalp kası hücrelerinin ölümüne neden olur ve ‘İnfarktüs’ olarak adlandırılır. Etkilenen bölgenin özelliği ya da genişliğine bağlı olarak kalp yetersizliğinden ani ölüme kadar uzanan tablolar ortaya çıkar. Kalp kasının kendini yenileme ya da kaybedilen kas hücresinin yerine yenisini yapma özelliği bulunmamaktadır" dedi. "Göğüste ağrı ve nefes darlığı hastalığın habercisi" Dr. Turan Bu hastalığa yol açan nedenleri "Genetik yatkınlık, hipertansiyon, yüksek kolesterol (özellikle LDL kolesterol), sigara kullanımı, şeker hastalığı, ailevi yağ metabolizma bozuklukları, sedanter (hareketsiz) yaşam tarzı, kötü beslenme (yüksek trans yağ ve kolesterol) ve stres" olarak sıraladı. Temel belirtilerin göğüste ağrı veya rahatsızlık hissi, nefes darlığı, yorgunluk ve halsizlik, bulantı ve terleme, baş dönmesi veya bayılma olduğunu anlatan Dr. Turan bu belirtilerin kişiden kişiye farklılık gösterdiğini ve hastaların yüzde 30’unda hiç belirti görülmediğini ifade etti. Belirti ya da yakınması olmayan sessiz kalp hastalarının ya ortaya çıkan krizle ya da herhangi bir sebeple yapılan tıbbı değerlendirmelerde tesadüfen yakalandığını ve bu grupta genellikle kadınlar, yaşlılar ve diyabet hastalarının bulunduğunu sözlerine ekledi. "Medikal, girişimsel veya cerrahi tedavi uygulanabilir" Tedavinin, hastalığın ciddiyetine, semptomların şiddetine, bireysel faktörler ve genel sağlık durumuna göre temel olarak üç gruba ayrıldığını belirten Dr. Turan medikal tedavinin ilaç kullanılarak kalbin iş yükünü azaltmak, kan basıncını kontrol etmek, kan kolesterol dengesini sağlamak, kan akışkanlığını artırarak pıhtılaşmayı engellemek için yapıldığını söyledi. Girişimsel tedavilerin, anjiyo salonlarında daralmış koroner damar bölümlerine anjiyoplasti (balonla genişletme) ve /veya stent yerleştirilmesi yoluyla yapıldığını dile getirdi. Cerrahi tedaviler hakkında bilgi veren Dr. Turan "Vücudun başka bölümlerinden alınan damarların kalbe taşınarak darlık olan bölgenin ötesine kan taşıyacak şekilde yerleştirilmesi ile gerçekleştirilen bypass ameliyatları" olduğunu ifade etti. Hastaların genellikle bu ameliyatlar sırasında kalp-akciğer makinesi adı verilen yapay dolaşıma bağlandığını; kalp ve akciğerin devre dışı bırakılarak operasyonun gerçekleştirildiğini; ardından tekrar çalıştırılarak makineden ayrıldığını anlattı. Son yıllarda çok sayıda damar müdahalesi bile yapılacak olsa yapay dolaşım kullanmadan kalp ve akciğerler çalışırken ameliyat yapıldığını; hastaların hızlı bir iyileşme süreciyle kısa sürede normal yaşama döndüğünü söyledi. "Bu koruyucu önlemlere dikkat edin" Bu hastalığa yakalanmamak, varsa da enfarktüs geçirmeden uzun bir ömür sürmeyi sağlamak için en önemli yaklaşımın "yaşam tarzı değişiklikleri ve koruyucu önlemler" olduğunun altını çizen Dr. Turan şunları dile getirdi: "Düşük kolesterollü, düşük yağlı sağlıklı beslenme alışkanlığı geliştirmek, tahıllı, yüksek lifli, meyve, sebze ağırlıklı düşük tuzlu gıdalar içeren kalp koruyucu diyetler uygundur. Sigara ve alkol tüketimini azaltmak, hareketsiz yaşam tarzını değiştirerek, yürüyüşler, egzersiz uygulamaları faydalı olacaktır. Stresli hayat tarzından uzak kalmak, gerekirse meditasyon ve yoga uygulamalarından yararlanmak olumlu olur. Düzenli sağlık kontrolleri, hastalığın erken yakalanması ve krizin önlenmesi ile uzun ve sağlıklı bir hayat sunacaktır. Ailevi yatkınlık olan bireylerde, erkeklerde 40 yaş, kadınlarda menopoz sonrası mutlaka düzenli kardiyoloji kontrolleri önerilmektedir".
09 Mayıs 2025 Cuma - 12:48
Talasemi konferansında erken teşhisin önemi vurgulandı
Antalya’da Manavgat Belediyesi sağlık söyleşileri kapsamında Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Duran Canatan, "Akdeniz Anemisi, Talasemi Önleme Konferansı" ile Atatürk Kültür Merkezi’nde Manavgatlılar ile buluştu. Toplumsal sağlık bilincini artırmaya yönelik olarak düzenlenen söyleşide, Prof. Dr. Duran Canatan, Akdeniz bölgesinde yaygın görülen kalıtsal bir kan hastalığı olan talasemi hakkında kapsamlı bilgiler verdi. Talasemi taşıyıcılığının ve hastalığın tanımı, genetik geçiş şekli, tanı yöntemleri ve tedavi imkanları gibi birçok önemli konuyu ele alan Canatan, özellikle erken teşhisin hayati önemde olduğunu vurguladı. Etkinliğin ardından kısa bir konuşma yapan Manavgat Belediye Başkanı Op. Dr. Niyazi Nefi Kara, sağlık alanında farkındalık oluşturmayı hedefleyen bu tür etkinliklerin Manavgat Belediyesi’nce sürdürüleceğini belirtti. Kara, "Toplum sağlığını önceleyen, bilimsel veriler ışığında yapılan bu tür söyleşiler, özellikle gençlerimiz ve ailelerimiz için büyük önem taşıyor. Talasemi gibi bölgemizde yaygın görülen hastalıklar konusunda halkımızı bilinçlendirmeye devam edeceğiz" dedi. Konferansın sonunda Manavgat Belediye Başkanı Op. Dr. Niyazi Nefi Kara’nın eşi Dr. Hacer Ceyhan Kara, değerli katkılarından dolayı Prof. Dr. Duran Canatan’a teşekkür plaketi takdim etti. İlgiyle takip edilen etkinlik soru-cevap bölümüyle son buldu.
09 Mayıs 2025 Cuma - 12:20
İnme Farkındalık Günü’nde anlamlı buluşma
Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan, 10 Mayıs İnme Farkındalık Günü dolayısıyla Evde Sağlık Hizmetleri ekibiyle birlikte inme geçiren bir hastayı evinde ziyaret etti. 10 Mayıs İnme Farkındalık Günü kapsamında Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri birimiyle birlikte 70 yaşındaki inme hastası Selahattin Arslan’ı evinde ziyaret etti. Hastaya ve ailesine geçmiş olsun dileklerini ileten Özkan, hasta ve yakınlarının taleplerini dinleyerek, bir süre sohbet etti. Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan İl Sağlık Müdürü Özkan, inmenin beyne giden kan akışının aniden kesilmesiyle oluşan, acil müdahale gerektiren hayati bir durum olduğunu vurguladı. "Zaman çok kritiktir. Erken tanı ve tedavi, kalıcı hasarları önleyebilir ve hayat kurtarabilir. İnme, tıpkı kalp krizi gibi ani gelişir" ifadelerini kullanan Özkan, beyin kanaması (serebral kanama) ve damar tıkanıklığının (serebral tromboz) da inme nedenleri arasında yer aldığını belirtti. "Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır" İnmenin dünyada ve Türkiye’de en sık görülen ölüm ve sakatlık nedenlerinden biri olduğunu hatırlatan Özkan, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, tütün ve alkol kullanımının başlıca risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi. Özkan, inmenin belirtileri arasında ani yüz, kol ya da bacakta kuvvet kaybı veya uyuşma, konuşma bozukluğu, denge kaybı, görme kaybı ve bilinç kaybı gibi durumların bulunduğuna dikkat çekerek, "Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır" dedi. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü, İnme Farkındalık Günü kapsamında toplumda bilinç oluşturmak ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek amacıyla farkındalık çalışmalarını sürdürüyor.
09 Mayıs 2025 Cuma - 12:10
Elazığ’da "hayat kurtar, ellerini temizle" etkinliği
Fırat Üniversitesi Hastanesi çalışanlarına yönelik Dünya El Hijyeni Günü dolayısıyla etkinlik düzenlendi. Fırat Üniversitesi Hastanesi 6. kat konferans salonunda gerçekleştirilen Dünya El Hijyeni konulu etkinliğe Fırat Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Gökhan Artaş, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sevda Korkmaz, Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Uzman Dr. Hilal Kaya ve çok sayıda akademisyen, sağlık çalışanı ve öğrenci katıldı. Etkinlikte konuşan Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, Dünya El Hijyeni Gününün Dünya Sağlık Örgütü tarafından her yıl 5 Mayıs tarihinde kutlandığını, bu günün amacının sağlık hizmetlerinde el hijyeninin önemine dikkat çekmek ve sağlık çalışanları başta olmak üzere toplumun tüm bireylerini el hijyenine uymaya teşvik etmek olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, 2009 yılında Dünya Sağlık Örgütünün "hayat kurtar, ellerini temizle" kampanyasıyla 5 Mayısı Dünya El Hijyeni Günü olarak ilan ettiğini dile getirdi. Prof. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, tıbbi eldivenlerin yüzde yüz koruma sağlamadığını, tıbbi eldivenlerin de eldivensiz eller kadar kolay kirlenebildiğini, eldiven giyilip giyilmediğine bakılmaksızın, doğru zamanda ve doğru şekilde el hijyeninin sağlık hizmetlerinde hastaları ve sağlık çalışanlarını korumak için en önemli önlemlerden biri olduğunu ifade etti. Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, tıbbi eldiven kullanmanın gerekçesinin, sağlık çalışanlarının ellerinin kan ve diğer vücut sıvılarıyla kirlenme riskini, mikroorganizmaların çevreye yayılma riskini, sağlık çalışanından hastaya, hastadan sağlık çalışanına ve bir hastadan başka bir hastaya bulaşma riskini azaltmak olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, özellikle gereksiz yere kullanımda eldivenlerin atık üretimi ve yönetimi üzerindeki çevresel ve iklimsel etkisinin arttığını vurguladı. Prof. Dr. Sağmak Tartar, eldiven kullanımının hiçbir şekilde el hijyeni endikasyonu gerekliliğini ortadan kaldırmadığını ve ellerin su ve sabunla yıkanarak ya da alkol bazlı bir ürünle el ovalanarak sağlanan el hijyeni eyleminin yerini alamayacağını vurguladı. Ayrıca etkinlik sonunda Prof. Dr. Bekir Akgün öncülüğünde Tıp Fakültesi öğrencilerinden oluşan ekip tarafından müzik dinletisi gerçekleştirildi.
09 Mayıs 2025 Cuma - 12:06
İl Sağlık Müdürü Erşan: "Cilt kanseri erken teşhisle önlenebilir, güneşten korunun"
Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan; özellikle yaz mevsiminde artan güneş ışınlarının cilt sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek erken teşhisin önemini vurguladı. Cilt kanserinin; cilt hücrelerinin anormal bir şekilde çoğalması sonucu meydana geldiğini belirten İl Sağlık Müdürü Erşan, "Cildimiz vücudumuzu dış etkenlerden koruyan en büyük organımızdır, ancak güneş ışınları gibi zararlı faktörlere karşı korunmasız kaldığında, cilt kanseri riski artar. Her cilt değişikliği kanser anlamına gelmez, ancak şüpheli değişikliklerde zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Cilt kanserinin en büyük nedeni, güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarıdır. Özellikle 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşe uzun süre maruz kalmak bu riski artırır. Ayrıca, solaryum kullanımı, açık tenli olmak, geçmişte şiddetli güneş yanığı geçirmek, ailede cilt kanseri öyküsü bulunması gibi faktörlerde riski artırabilmektedir. Cilt kanseri genel olarak iki ana gruba ayrılır. En sık görülen grup, melanom dışı cilt kanserleridir. Bu türler genellikle güneşe en çok maruz kalan bölgelerde görülür ve erken dönemde fark edildiğinde tedavisi oldukça başarılıdır. İkinci grup ise melanomdur. Cilde rengini veren hücrelerin anormal çoğalmasıyla ortaya çıkan bu kanser türü daha nadir görülür, ancak hızlı ilerleyebilir ve diğer organlara yayılma riski yüksektir. Bu nedenle melanomun erken tanısı hayati öneme sahiptir. Ülkemizde melanom dışı cilt kanserlere yakalanma hızı erkeklerde yüz binde 23,4; kadınlarda ise yüz binde 15,5’tir. Her yıl yaklaşık 20 bin kişiye melanom dışı cilt kanseri tanısı konulmaktadır. Melanom sıklığı ise erkeklerde yüz binde 1,9; kadınlarda yüz binde 1,2 olup, yıllık melanom vaka sayısı yaklaşık bin 500’dür. Cilt kanserinden korunmak için güneşe çıkarken uygun koruyucu önlemler almak büyük önem taşır. Özellikle yaz mevsiminde dışarıda bulunulacaksa şapka, gözlük ve uzun kollu giysiler tercih edilmelidir. Solaryum gibi yapay UV kaynaklarından uzak durulmalıdır. Cilt sağlığını korumanın en etkili yollarından biri de cildi düzenli olarak gözlemlemektir. Ayda bir kez yapılan kendi kendine cilt muayenesi, ciltte meydana gelen değişikliklerin erken dönemde fark edilmesini sağlar. Bunun için iyi aydınlatılmış bir ortamda ayna karşısında tüm vücut dikkatle incelenmeli, benlerde ya da lekelerde renk, şekil ya da boyut değişiklikleri olup olmadığına bakılmalıdır. Avuç içi, ayak tabanı, kulak arkası, saçlı deri gibi bölgeler de ihmal edilmemelidir. Yeni oluşan, değişen ya da iyileşmeyen ben ve lekeler, kabuklanma, kanama, kaşıntı ya da ciltte olağandışı hisler cilt kanserinin belirtisi olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması büyük önem taşır. Unutmayalım, cilt kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Güneşten korunarak, cildimizi düzenli takip ederek ve şüpheli durumlarda gecikmeden doktora başvurarak sağlığımızı koruyabiliriz. Erken teşhis, her zaman hayat kurtarır" ifadelerini kullandı.
09 Mayıs 2025 Cuma - 11:41
Çölyak hastalarının dikkat etmesi gerekenler: Glütensiz diyet
Diyetisyen Tuba Yıldırım, "Diyete alternatif tedavi henüz bulunamamıştır. Glütensiz diyette yiyecekleri hazırlama ve saklama aşamasında kullanılan malzemelerin glüten içeren besinler ile bulaşa girmemesine dikkat edilmelidir" dedi. Çölyak hastalığında bilinen tek tedavi yönteminin glütensiz diyet uygulaması olduğunu belirten Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Diyetisyen Tuba Yıldırım, çölyak hastalarının beslenme süreci ile ilgili açıklamalarda bulundu. Yıldırım, "Çölyak hastalığı (glüten enteropatisi) buğday, arpa ve çavdarda bulunan glüten proteinine vücudun tepki (intolerans) göstermesi sonucu oluşan sindirim sistemi hastalığıdır. Çölyak hastalığı sürecinde glüten içeren besinler tüketildiğinde bağırsaklarda iltihaplanma olur ve vücutta alerjik reaksiyonlar görülebilir. Hastalığın kesin tanısı ince bağırsak biyopsisi ile konulmaktadır" diye konuştu. Çölyak hastalığındaki bu belirtiler göz ardı edilmemeli Hastalıkta görülebilecek belirtilere dikkat çeken Diyetisyen Yıldırım, "Yaygın görülen belirtiler; şiddetli karın ağrısı, karında şişlik, aşırı gaz oluşumu, baş dönmesi, kusma, ishal, kabızlık, yorgunluk hissi, adet düzensizliği, kilo kaybının görülmesi ve ağızda yaraların oluşması. Çocuklarda en sık görülen belirtiler; karın bölgesinde ağrı, karında şişlik oluşması, ishal, huzursuzluk durumu, iştahın azalması ve iştahsızlık, enfeksiyon sıklığında artış, kusma, kilo alamama, gelişme geriliğinin görülmesi ve boy uzamasının yavaş olması. Yetişkinlerde en sık görülen belirtiler; karın bölgesinin öne doğru şişkin olması, yaşa göre ideal vücut ağırlığının altında olunması, iştahsızlık, kas zayıflığı, kansızlık, dışkıda anormallik ve sık dışkılama, ishal, kusma, ağız içinde oluşan aftlar, gaz şikâyetleri, eklem ve kemik ağrılarının sık görülmesi, ciltte kaşıntılı döküntüler, halsizlik ve sinirlilik hali" şeklinde konuştu. Bilinen tek tedavi yönteminin glütensiz diyet uygulaması olduğunu ifade eden Yıldırım, "Diyete alternatif tedavi henüz bulunamamıştır. Glütensiz diyette yiyecekleri hazırlama ve saklama aşamasında kullanılan malzemelerin glüten içeren besinlerle bulaşa girmemesine dikkat edilmelidir. Çölyak diyeti listesi planlanırken kullanılmaması gereken besinler ise buğday, yulaf, arpa, çavdar, kuskus, bulgur, irmik, makarna, şehriye, simit, kraker, süt/yoğurt ile tüketilen bütün kahvaltılık gevrek, müsli ve yulaf ezmesi çeşitleri, yasaklı tahıl çeşitlerinden yapılan kek, pasta ve poğaça gibi hamur işleri, galeta ununa batırılmış balık veya et çeşitleri, pane edilmiş veya unlanmış sebze ve et yemekleri, yemek ve salatalar için glüten içerikli hazır soslar, mısır gevrekli çikolata, bira arpa ve malt içerikli bütün içecekler."
09 Mayıs 2025 Cuma - 11:35
Elazığ’da sigara bırakma kampanyası sürüyor
Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, sigara bırakma kampanyası çalışmaları kapsamında farkındalık ve toplumsal bilinç oluşturmak üzere "Hepimizin Sağlığı İçin" sloganıyla Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü çalışanlarına yönelik etkinlik düzenlendi. 4 No’lu Sağlıklı Hayat Merkezi Sigara Bırakma Birimi tarafından gerçekleştirilen etkinlik sırasında katılımcılara, kampanyanın amacı, tütün ürünleri kullanımının zararları, bırakmanın faydaları, bırakma sürecinde karşılaşabilecekleri zorluklar ve baş etme yolları konusunda toplu eğitim verildi. Eğitim sonunda kampanyaya katılmak isteyen ve ilk muayeneleri yapılan kurum çalışanlarının bağımlılık skorları tespiti amacıyla karbonmonoksit ölçümleri ile poliklinik takip bilgileri alınarak, tütün ürünü ve sigarayı bırakan kişilere başarı belgesi verileceği hakkında bilgilendirmede bulunuldu.
09 Mayıs 2025 Cuma - 11:34
Elazığ’da Trafik Haftası etkinlikleri
Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, Trafik Haftası kapsamında etkinlik düzenlendi. İl Ambulans Servisi Başhekimliği tarafından Trafik Haftası kapsamında Cumhuriyet Meydanında program düzenlendi. Stant çalışması ile desteklenen etkinlikte, standı ziyaret eden vatandaşlara hastane öncesi acil sağlık hizmetleri tanıtımı yapılırken, ambulans ve UMKE ekipleri tarafından trafik kazasında kurtarma ve acil müdahale simülasyonu gerçekleştirildi.
09 Mayıs 2025 Cuma - 11:15
Genetik yatkınlık prostat kanseri riskini artıyor
Prostat kanseri, genetik yatkınlık ve yaş faktörüyle artan bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, hastalığın erken teşhisi için PSA testinin önemine dikkat çekti. Erkeklerde en sık rastlanan kanser türlerinden biri olup, özellikle yaş faktörü ve genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu dile getirdi. Prostat kanseri, yaşla görülme sıklığı artan ve erkeklerde en sık karşılaşılan kanser türlerinin başında geliyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, özellikle genetik yatkınlık taşıyan bireylerin prostat kanserine karşı daha dikkatli olmaları gerektiğini vurguladı. Aile öyküsünde prostat kanseri bulunan kişilerin 45 yaşından itibaren düzenli olarak PSA değerlerine baktırmaları gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Ersöz, diğer tüm erkeklerde ise bu taramanın 50 yaşında başlamasının uygun olduğunu belirtti. Genetik yatkınlıkta risk artıyor Prostat kanserinin genetik geçiş özelliklerine değinen Doç. Dr. Ersöz, "Ailesinde üç bireyde prostat kanseri olan veya üç nesilde prostat kanseri öyküsü bulunan kişilerde genetik yatkınlık oldukça yüksektir. Özellikle 55 yaş altı iki aile bireyinde hastalığın görülmesi bu riski daha da artırmaktadır" dedi. Erken teşhisin önemine dikkat çeken Ersöz, "Bu gruptaki hastaların 45 yaşından itibaren düzenli olarak PSA testine tabi tutulmaları oldukça önemlidir. Diğer tüm erkeklerin ise 50 yaşından itibaren yılda bir defa prostat spesifik antijen (PSA) testi yaptırmaları önerilmektedir" diye konuştu. Obezite ve sigara riski artırıyor Prostat kanseri riskini artıran faktörler arasında obezitenin ve sigara kullanımının yer aldığını belirten Doç. Dr. Ersöz, "Metabolik sendromun bileşenlerinden özellikle bel çevresinin 102 santimden fazla olması, obezite, hipertansiyon ve sigara kullanımı riski artırmaktadır. Bu nedenle sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, obezitenin önüne geçmek ve sigarayı bırakmak oldukça önemlidir" ifadelerini kullandı. Erken teşhis için düzenli kontroller şart PSA yüksekliği tespit edilen hastalarda ileri görüntüleme yöntemlerine başvurduklarını dile getiren Doç. Dr. Ersöz, "Eğer hastanın PSA değerleri yüksekse, yaşa bağlı prostat büyümesi veya geçirilmiş prostat enfeksiyonları bu artışa neden olabilir. Bu durumda ileri görüntüleme yöntemi olarak multiparametrik MR’ı tercih ediyoruz" dedi. Biyopsi yöntemine de değinen Doç. Dr. Ersöz, "Prostat biyopsisinde en güvenilir yöntem MR perineal biyopsidir. Bu yöntemin enfeksiyon riskinin düşük olması ve hedef dokudan en doğru örneklemeyi sağlaması büyük bir avantajdır" şeklinde konuştu.
09 Mayıs 2025 Cuma - 11:15
Meslektaşlarından merhum Dr. Refik Kul’a vefa
Aliağa ilçesinde görev yaptığı süre boyunca meslek disiplini, güler yüzü ve insan sevgisiyle herkesin gönlünde iz bırakan merhum Dr. Refik Kul, vefatının ardından da unutulmadı. İki ay önce geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Dr. Refik Kul için mesai arkadaşları tarafından lokma hayrı düzenlendi. 11 No’lu Aile Sağlığı Merkezi önünde düzenlenen lokma hayrına, Aliağa sağlık çalışanları, ilçede görev yapan eczacılar ve Ertürk Grup ev sahipliği yaptı. Hayır etkinliğine Aliağa İlçe Sağlık Müdürü Dr. Özkan Orhun, Aliağa Belediyesi Başkan Yardımcısı Mesut Öztürk, sağlık çalışanları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Etkinlikte dualar edilerek Dr. Refik Kul’un ruhuna ithafen lokma dağıtıldı. Katılımcılar, merhum hekimin geride bıraktığı güzel izleri ve hizmetlerini minnetle andı. Meslektaşları, Dr. Kul’un görev yaptığı süre boyunca halk sağlığına sunduğu katkıları ve insanlara gösterdiği özveriyi unutmayacaklarını ifade etti. Kazayla gelen acı kayıp Dr. Refik Kul, 28 Mart 2025 tarihinde 35 KA 5188 plakalı aracıyla İzmir’in Dikili ilçesi Deliktaş mevkiinde seyir halindeyken direksiyon hâkimiyetini kaybederek şarampole yuvarlandı ve olay yerinde hayatını kaybetti. Bu ani kayıp, başta Aliağa olmak üzere tüm sağlık camiasında derin bir üzüntüye yol açtı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder