Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Hakan Safi: "Fenerbahçe’nin şanlı tarihini tekrar geri getireceğiz"
Çağla Tuğaltay cinayetinde flaş gelişme: Ölen komşusunun mezarı açıldı
Bakan Fidan: "Almanya'yla iş birliğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz"
Türk Telekom CEO’su Şahin: "Yerli ve milli haberleşme cihazı üretimi kırmızı çizgimizdir"
Pakistan İçişleri Bakanı Naqvi, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile bir araya geldi
Mersin’de 4 kişinin öldüğü silahlı saldırı anı kamerada
Beşiktaş’ta 39 maçlık ikinci Sergen Yalçın dönemi
SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28
Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54
Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın"
Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05
"Sessiz katil" hipertansiyona dikkat
Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 11:37
"Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir"
3
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:55
Silvan Devlet Hastanesi’nde endoskopi ve kolonoskopi hizmeti
4
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
5
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
08 Mayıs 2025 Perşembe - 10:04
İl Sağlık Müdürü Bildirici ’Talasemi’ hakkında bilgilendirdi
Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü dolayısıyla yayınladığı mesajında hastalık hakkında bilgilendirme yaptı. Türkiye’de beta-talasemi taşıyıcılık oranının yüzde 2,1 olduğunu belirten Doç. Dr. Bildirici, bu oranın bölgelere göre yüzde 0,6 ile yüzde 13 arasında değiştiğini ifade etti. Akraba evliliklerinin sık olması nedeniyle genetik geçişli bir hastalık olan talasemi vakalarının arttığını kaydeden Bildirici, her yıl yüzlerce hasta çocuğun dünyaya geldiğini ve bunun aileler ile toplum üzerinde ciddi maddi ve manevi yükler oluşturduğunu dile getirdi. Talasemi taşıyıcılarının büyük bir kısmının hastalığı taşıdıklarının farkında olmadıklarına dikkat çeken Bildirici, "Genellikle ancak hasta bir çocuk dünyaya geldiğinde ya da özel kan testleri ile taşıyıcılık öğrenilmektedir" dedi. "Bu tarama programı ile amaç, her iki eş adayının da taşıyıcı olması durumunda hasta bebek doğumunun önüne geçmek" Türkiye’de 1 Kasım 2018 tarihinden itibaren "Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı" adı altında uygulanan Hemoglobinopati Kontrol Programı uygulanıyor. Program kapsamında evlilik öncesi sağlık raporu almak isteyen çiftlere aile hekimleri aracılığıyla danışmanlık hizmeti verildiğini belirten Bildirici, erkek eş adayından alınan kan örnekleriyle tarama testlerinin yapıldığını; eğer erkek aday taşıyıcı çıkarsa kadın adayın da teste yönlendirildiğini söyledi. Bu tarama programı ile amaçlarının, her iki eş adayının da taşıyıcı olması durumunda hasta bebek doğumunun önüne geçmek olduğunu vurgulayan Bildirici, "Çiftlerden sadece birinin taşıyıcı olması evlenmelerine engel değildir. Ancak her iki eş adayının da taşıyıcı olması durumunda doğacak çocuklarda hastalık riski yüksek olmaktadır. Bu çiftler genetik danışmanlık merkezlerine yönlendirilmekte ve sağlıklı çocuk sahibi olmaları için gerekli bilgilendirmeler yapılmaktadır" şeklinde konuştu. "Hasta bebek doğum riskinin önceden biliniyor olması büyük önem taşımaktadır" Her iki eş adayının da taşıyıcı olduğu durumlarda, genetik danışmanlık alınarak tüp bebek uygulaması ve preimplantasyon genetik tanı yöntemleri sayesinde sağlıklı bebeklerin dünyaya gelebileceğini belirten Bildirici, "Hasta bebek doğum riskinin önceden biliniyor olması ve bir genetik tanı merkezinin takibinde olunması büyük önem taşımaktadır" dedi. Dünya genelinde 1993 yılından beri 8 Mayıs’ın "Dünya Talasemi Günü" olarak kutlandığını hatırlatan Doç. Dr. Bildirici, ülkemizde de çeşitli etkinliklerle hemoglobinopatilerin önemli bir halk sağlığı sorunu olarak gündemde tutulmasının ve toplumun bilinçlendirilmesinin hedeflendiğini sözlerine ekledi. Doç. Dr. Yaşar Bildirici açıklamasında, mevcut hemoglobinopati hastalarının yaşam süresinin uzatılması ve yaşam kalitelerinin artırılmasının da programın önemli hedeflerinden biri olduğunu vurgulayarak, "Talasemi önlenebilir bir hastalıktır. Bu konuda yapılan taramalar ve bilinçlendirme çalışmaları ile sağlıklı nesiller yetiştirmek mümkün olacaktır" dedi.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 10:03
Medical Point, obezite cerrahisinde de öncü
İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi, obeziteyle mücadelede multidisipliner ekip yaklaşımını benimseyerek obezite cerrahisinde öncü çalışmalar yürütüyor. Alanında uzman cerrahlar, diyetisyenler, psikologlar, endokrinologlar ve hemşirelerden oluşan ekip, her hastaya özel bütüncül bir tedavi süreci sunuyor. Obezite cerrahisi alanındaki bu başarılı multidisipliner yaklaşım, Genel Cerrahi Uzmanları Op. Dr. Gülden Ballı ve Op. Dr. Serhat Buldur’un öncülüğünde, güçlü bir ekip çalışmasıyla hayata geçiriliyor. Cerrahi operasyonları başarıyla gerçekleştiren ekip, hastaların sağlıklı bir yaşama adım atmalarını destekliyor. Op. Dr. Gülden Ballı, "Obezite cerrahisi, sadece kilo verdirmek değil bireyin yaşam kalitesini artırmak, kalp-damar hastalıkları ve diyabet gibi riskleri azaltmak için önemli bir adımdır. Hastalarımıza bu farkındalıkla yaklaşıyoruz" sözleriyle tedavi sürecine yaklaşımlarını ifade etti. Op. Dr. Serhat Buldur ise, "Her hastanın ihtiyacı farklıdır. Bu nedenle kişiye özel, disiplinler arası bir planlama yapıyoruz. Başarı, ekibin uyumlu çalışmasından ve hastayla kurulan güven ilişkisinden doğuyor," diyerek ekibin dinamik yapısına vurgu yaptı. Hastane, obezite cerrahisini yalnızca bir ameliyat süreci olarak görmüyor; bu süreci bir yaşam biçimi değişikliği olarak ele alıyor. Bu kapsamda hastalara ameliyat öncesi ve sonrası psikolojik destek, beslenme danışmanlığı ve metabolik takip hizmeti veriliyor.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 09:53
Tunceli’de Pulmoner Hipertansiyon Kongresi
Tunceli’de Akciğer Damar Hastalıkları Vakfı (ADAM) tarafından Pulmoner Hipertansiyon Kongresi gerçekleştirildi. 4 gün süren kongreye yurt içi ve yurt dışından çok sayıda hekim katılım gösterdi. Tunceli’de ADAM tarafından bir otelde düzenlenen kongreye, Prof. Dr. Cihangir Kaymaz başkanlık ederken, ev sahipliğini Uzman Dr. Barkın Kültürsay üstlendi. Etkinlik, pulmoner hipertansiyon alanındaki güncel bilimsel gelişmelerin, çözümlenememiş sorunların ve klinik uygulamalardaki boşlukların interaktif beyin fırtınası oturumlarıyla ele alındığı özel bir bilimsel platform sundu. Toplantı boyunca pulmoner hipertansiyonun heterojen yapısı, hastalık alt tipleri arasındaki örtüşmeler ve bu alandaki henüz çözüm bulunamamış klinik sorunlar detaylı biçimde tartışıldı. Alanında uzman hekimlerin katkılarıyla şekillenen toplantı, katılımcıların interaktif oturumlarla doğrudan katkı sunabildiği, karşılıklı öğrenme ve yeni çözüm önerileri geliştirme fırsatlarının sağlandığı bir platform oldu. Bu yılki kongrenin Tunceli’de düzenlenmesi, katılımcılar açısından sadece bilimsel değil, aynı zamanda kültürel ve doğayla iç içe bir deneyim anlamına geldiği belirtildi. Daha önce kongrelere ev sahipliği yapmamış olması nedeniyle alternatif bir rota olarak tercih edilen Tunceli, eşsiz doğası ve huzurlu atmosferiyle sağlık profesyonellerine farklı bir bakış açısı sundu.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 09:39
Havalar ısındı, kene kabusu başladı
Doğu Karadeniz Bölgesinde genelde Nisan ayında başlayan kene vakaları bu sene havaların geç ısınmasıyla birlikte ilk vaka Mayıs ayının ilk günlerinde Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’ne geldi.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 09:32
Van’da baharla birlikte astım şikayetlerinde artış yaşanıyor
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Siahmet Atlı, özellikle bahar aylarında artan polen maruziyeti ve hava değişimlerinin astım hastalarında şikayet artışına neden olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Van’da da baharın gelişiyle birlikte polen, hava değişimi ve enfeksiyonlara bağlı astım vakalarında artış yaşanıyor. Solunum yollarında sık tekrarlayan, mikrobik olmayan inflamasyonla seyreden astım hastalığı, dünyada en sık görülen kronik hastalıkların başında gelirken, bulaşıcı olmamasıyla dikkat çekiyor. "Astım ülke ekonomileri üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır" İHA muhabirine konuşan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Siahmet Atlı, baharın gelişiyle birlikte hastaneye başvuran astım hastalarında belirgin bir artış gözlemlediklerini belirtti. Polen maruziyeti, hava değişimleri ve gribal enfeksiyonların astım şikayetlerini artırdığını ifade eden Dr. Atlı, "Astım, solunum yollarını etkileyen, mikrobik olmayan, sık tekrarlayan inflamasyonla seyreden bir solunum yolu hastalığıdır. Dünyada en sık görülen kronik hastalıkların başında gelir ve bulaşıcı değildir. Hem ülkemizde hem de dünyada yaygın görülmesi nedeniyle astım ülke ekonomileri üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır. Bu nedenle astımın kontrolü; iş gücü kaybı, maliyet artışı, bireylerin sağlık durumunun bozulması gibi olumsuz etkilerin önlenmesi açısından büyük önem taşır" dedi. "İlaçlar doktor kontrolünde kullanılmalıdır" Astımın teşhisinin öncelikle klinik testlerle konulduğunu dile getiren Atlı, "Özellikle gece ya da sabaha karşı artan öksürük, polen maruziyetinden sonra başlayan şikayetler; yüzde kızarma, gözlerde yaşarma, hapşırma, hırıltılı solunum, sık sık öksürük ve hava değişikliğiyle artan belirtiler dikkat çekicidir. Teşhisin kesinleştirilmesinde akciğer grafisi, solunum fonksiyon testleri, bronş provokasyon testleri ve kan parametreleri değerlendirilir. Astım tedavisinde temel olarak ‘inhaler’ ilaçlar, yani halk arasında ‘fısfıs’ olarak bilinen ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar, genellikle inhaler steroidlerdir. Ancak bu ilaçların uzun süre kontrolsüz şekilde kullanılmasını önermiyoruz. Kişilerin bu ilaçları mutlaka doktor teşhisi ve bilgilendirmesi sonrasında kullanmaları gerekmektedir" diye konuştu. "Hayatı tehdit eden bir tablo oluşturabilir" Özellikle bahar aylarında artan astım krizlerinin acil servislerde sık karşılaşılan durumlardan olduğunu söyleyen Atlı, "Astım krizleri; ani başlayan solunum yetmezliği, hırıltılı solunum, nefes darlığı, göğüs ağrısı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. İleri vakalarda kalp durmasına kadar gidebilen ciddi ve hayatı tehdit eden bir tablo oluşturabilir. Nefes darlığı, geçmeyen öksürük, dört haftadan uzun süren burun akıntısı, sık tekrar eden öksürük, balgam, hırıltılı solunum ve stresle tetiklenen şikayetler varsa, kişinin mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurması gerekir" şeklinde konuştu. Astımdan korunmak için öncelikle doğru teşhisin konulması ve tedaviye düzenli uyumun şart olduğunu vurgulayan Atlı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kişilerin beslenmelerine dikkat etmeleri, özellikle C vitamini açısından zengin besinler tüketmeleri önerilir. Sebze ve meyve tüketimi, düzenli spor, yeterli sıvı alımı, stresin kontrol altına alınması ve yaşam tarzında bazı düzenlemeler yapılması önemlidir. Günlük yürüyüşler önerilir. Polen maruziyetinden kaçınılmalı, gerekirse maske ve gözlük kullanılmalıdır. Sık sık ellerin ve yüzün yıkanması, evin düzenli olarak havalandırılması gibi önlemler alınabilir." Öte yandan, 6 Mayıs 2025 Dünya Astım Günü dolayısıyla konunun önemine dikkat çeken Atlı, bu özel günün yalnızca bir günle sınırlı kalmayıp farkındalık çalışmalarının bir hafta boyunca gündemde tutulduğunu kaydetti.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 09:28
Van’da baharla birlikte astım şikayetlerinde artış yaşanıyor
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Siahmet Atlı, özellikle bahar aylarında artan polen maruziyeti ve hava değişimlerinin astım hastalarında şikayet artışına neden olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Van’da da baharın gelişiyle birlikte polen, hava değişimi ve enfeksiyonlara bağlı astım vakalarında artış yaşanıyor. Solunum yollarında sık tekrarlayan, mikrobik olmayan inflamasyonla seyreden astım hastalığı, dünyada en sık görülen kronik hastalıkların başında gelirken, bulaşıcı olmamasıyla dikkat çekiyor. "Astım ülke ekonomileri üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır" İHA muhabirine konuşan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Siahmet Atlı, baharın gelişiyle birlikte hastaneye başvuran astım hastalarında belirgin bir artış gözlemlediklerini belirtti. Polen maruziyeti, hava değişimleri ve gribal enfeksiyonların astım şikayetlerini artırdığını ifade eden Dr. Atlı, "Astım, solunum yollarını etkileyen, mikrobik olmayan, sık tekrarlayan inflamasyonla seyreden bir solunum yolu hastalığıdır. Dünyada en sık görülen kronik hastalıkların başında gelir ve bulaşıcı değildir. Hem ülkemizde hem de dünyada yaygın görülmesi nedeniyle astım ülke ekonomileri üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır. Bu nedenle astımın kontrolü; iş gücü kaybı, maliyet artışı, bireylerin sağlık durumunun bozulması gibi olumsuz etkilerin önlenmesi açısından büyük önem taşır" dedi. "İlaçlar doktor kontrolünde kullanılmalıdır" Astımın teşhisinin öncelikle klinik testlerle konulduğunu dile getiren Atlı, "Özellikle gece ya da sabaha karşı artan öksürük, polen maruziyetinden sonra başlayan şikayetler; yüzde kızarma, gözlerde yaşarma, hapşırma, hırıltılı solunum, sık sık öksürük ve hava değişikliğiyle artan belirtiler dikkat çekicidir. Teşhisin kesinleştirilmesinde akciğer grafisi, solunum fonksiyon testleri, bronş provokasyon testleri ve kan parametreleri değerlendirilir. Astım tedavisinde temel olarak ‘inhaler’ ilaçlar, yani halk arasında ‘fısfıs’ olarak bilinen ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar, genellikle inhaler steroidlerdir. Ancak bu ilaçların uzun süre kontrolsüz şekilde kullanılmasını önermiyoruz. Kişilerin bu ilaçları mutlaka doktor teşhisi ve bilgilendirmesi sonrasında kullanmaları gerekmektedir" diye konuştu. "Hayatı tehdit eden bir tablo oluşturabilir" Özellikle bahar aylarında artan astım krizlerinin acil servislerde sık karşılaşılan durumlardan olduğunu söyleyen Atlı, "Astım krizleri; ani başlayan solunum yetmezliği, hırıltılı solunum, nefes darlığı, göğüs ağrısı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. İleri vakalarda kalp durmasına kadar gidebilen ciddi ve hayatı tehdit eden bir tablo oluşturabilir. Nefes darlığı, geçmeyen öksürük, dört haftadan uzun süren burun akıntısı, sık tekrar eden öksürük, balgam, hırıltılı solunum ve stresle tetiklenen şikayetler varsa, kişinin mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurması gerekir" şeklinde konuştu. Astımdan korunmak için öncelikle doğru teşhisin konulması ve tedaviye düzenli uyumun şart olduğunu vurgulayan Atlı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kişilerin beslenmelerine dikkat etmeleri, özellikle C vitamini açısından zengin besinler tüketmeleri önerilir. Sebze ve meyve tüketimi, düzenli spor, yeterli sıvı alımı, stresin kontrol altına alınması ve yaşam tarzında bazı düzenlemeler yapılması önemlidir. Günlük yürüyüşler önerilir. Polen maruziyetinden kaçınılmalı, gerekirse maske ve gözlük kullanılmalıdır. Sık sık ellerin ve yüzün yıkanması, evin düzenli olarak havalandırılması gibi önlemler alınabilir." Öte yandan, 2025 Dünya Astım Günü dolayısıyla konunun önemine dikkat çeken Atlı, bu özel günün yalnızca bir günle sınırlı kalmayıp farkındalık çalışmalarının bir hafta boyunca gündemde tutulduğunu kaydetti.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 09:25
5 milyon kişi evde tek başına, sağlık krizi kapıda
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Okay Abacı, son 10 yılda yalnız yaşayanların sayısında yüzde 81’lik artışa dikkat çekerek, "Kalp hastalıklarının sessiz ama derin sebeplerinden biri ailesizliktir" ifadelerini kullandı. Türkiye’de yalnız yaşayan bireylerin sayısı 2024 itibarıyla 5 milyon 321 bin 540’a ulaştı. Son 10 yılda yüzde 81 oranında artan bu rakam, değişen yaşam biçimlerinin toplum sağlığı üzerindeki etkilerini de gündeme taşıdı. Uzmanlara göre yalnızlık, sadece sosyal değil, aynı zamanda fizyolojik bir tehdit oluşturuyor. Kalp hastalıkları başta olmak üzere pek çok kronik sağlık sorununun arka planında sosyal bağların zayıflaması ve aileden uzak yaşam biçimleri yer alıyor. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Okay Abacı, yalnızlığın kalp ve damar sağlığı üzerindeki etkilerinin uzun yıllardır bilimsel araştırmalara konu olduğunu belirterek, bu konuda toplumsal farkındalığın artması gerektiğini vurguladı. "Yalnızlık, stres hormonlarını yükselterek kalp ritmini bozabilir, tansiyonu artırabilir ve vücutta iltihabi süreçleri tetikleyebilir. Özellikle ileri yaş grubunda bu tabloya depresyon, uyku bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığı da ekleniyor" diyen Prof. Dr. Abacı, yalnızlığın modern toplumun en göz ardı edilen sağlık risklerinden biri haline geldiğini söyledi. Yalnızlık hipertansiyon kadar ciddi tehdit Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Amerikan Kalp Derneği’nin (AHA) yalnızlığı, hipertansiyon ve sigara kullanımı kadar ciddi bir kalp sağlığı tehdidi olarak değerlendirdiğini hatırlatan Abacı, sosyal bağların güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. "Kalp sağlığı sadece biyolojik değil, aynı zamanda psikososyal bir dengedir. Aile, bu dengenin en güçlü koruyucusudur" ifadelerini kullanan Prof. Dr. Abacı, aile içi iletişimin güçlendirilmesinin ve yalnız yaşayan bireyler için sosyal destek mekanizmalarının yaygınlaştırılmasının önemine dikkat çekti. Aile yapısı kalbin koruyucusu Prof. Dr. Abacı, toplumun temel taşı olan aile yapısının, bireyin hem ruhsal hem fiziksel sağlığı üzerinde koruyucu bir etki oluşturduğunu ifade etti. "Güçlü aile bağları, yalnızlığın oluşturduğu stresi önemli ölçüde azaltır. Aile ortamı, bireyin duygusal ihtiyaçlarını karşılarken aynı zamanda düzenli yaşam alışkanlıklarını da destekler," değerlendirmesinde bulundu. Abacı, bireyselleşme eğiliminin yoğunlaştığı şehir hayatında aile içi iletişimin ve komşuluk ilişkilerinin yeniden canlandırılmasının hem toplumsal dayanışmayı hem de sağlık düzeyini artıracağını söyledi. Yalnızlıkla mücadele kalp kriziyle mücadeledir Yalnızlıkla mücadelede bireysel önlemler kadar kamusal politikaların da önemli olduğunu, özellikle son yıllarda devletin hayata geçirdiği aile sağlığı merkezleri, evde sağlık hizmetleri ve sosyal yardım uygulamalarının bu açıdan değerli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Abacı, "Aileyi merkeze alan her politika, sadece toplumsal değil, halk sağlığı açısından da yatırımdır. Yalnızlıkla mücadele, aynı zamanda kalp kriziyle mücadeledir" değerlendirmesinde bulundu.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 09:22
Bu implantlar ömürlük
Rize’de akademisyenler tarafından geliştirilen ‘Akıllı İmplant Projesi’ ile implantların ömrü uzatıldı. Yapılan çalışmaya Rize’de yapıldığı için ‘Rimplant’ adı verildi. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) akademisyenleri 3 yıl süren çalışma sonucunda dünyada bir ilk gerçekleştirdi. Ağız ve Diş Sağlığı’na yönelik gerçekleşen çalışmada, implantlar arasında bir yenilik ortaya koyarak ömrünü insan ömründen uzun tutacak bir proje geliştirilerek implantın ömrünü uzattı. Araştırma Rize’de gerçekleştiği için adı ise ’Rimplant’ oldu. Çalışmaların sonucunda titanyumdan yapılan ‘Metal-Organik Kafes (MOF) yapı içeren anti bakteriyel/antimikrobiyal özellikli dental implant ve bunun üretim yönetimi Türk Patent ve Marka Kurumundan patent tescili aldı. Hayata geçirilen proje ile implantı ömürlük kıldıklarının altını çizen Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vagif Nevruzoğlu "Çalışmanın mühendislik boyutuna baktığımızda çalışma esnasında implant bünyesinde bir boşluk olduğunu fark ettik. Bu boşluğu sıkışmış bir havayla doldurup bu boşluğun statik basınç oluşturması sonucunda olumsuz yönde etkilendiğini gördük. Bizler bu çalışmamızda implantta bulunan boşluğa lazer ışınlarıyla nano boyutlu kanallar açarak anti bakteriyel ajanların dokuya salınımını gerçekleştirdik. İmplantın dış kısmında yer alan anti bakteriyel özelliği direkt dokuyla temas ettiği için zamanla çok hızlı bir şekilde geçerliliğini yitiriyor. Bizler ise bu boşluğa anti bakteriyel ajanlar yükleyip daha sağlıklı ve uzun ömürlü kıldık. Bu bakterinin zamanla tüketilmesi durumunda tekrar vida açılıp yenisini yükleyerek implantı sonsuz kıldık" dedi. Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fatih Şaban Beriş ise diş implantlarını bir üst seviyeye taşıdıklarını ifade ederek "Ekibimizle birlikte tıp dünyasında bazı problemlere çözüm arayışı içerisine girdik. Son çalışmamızda da alternatif olarak diş implantlarını bir üst seviyeye geçirdik. Hem anti bakteriyel ajan hem de ilaç kullanabileceği bir özellik geliştirdik. Bunları da doku ile nüfusun artması için lazer destekli kanallar yerleştirdik. Bu yöntem dokunun ilaca ulaşması yönünde faydalı olmuştur. Böylece kanalların fiziksel dayanıklılığı artmıştır bu da insan ömrünün üstünde bir kullanım süresini kapsamaktadır" şeklinde konuştu.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 18:13
Türkiye’nin 41. inme merkezi Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde açıldı
Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi’nde kurulan İnme Merkezi, düzenlenen törenle hizmete girdi. Türkiye genelindeki 41. inme merkezi, Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi’nde hizmete girdi. Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi’nin konferans salonunda düzenlenen törene eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Emrah Ceviz, İl Sağlık Müdürü Ali Cengiz Kalkan katıldı. 8 milyona yakın hastaya hizmet verildi Programda konuşan eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop, şehir hastanesinin açıldığı günden bu yana yaklaşık 8 milyon hastaya hizmet verdiğini belirtti. Sadece 2024 yılında 1 milyon 700 bin hastaya hizmet sunulduğunu ifade eden Şentop, "Bu hastaların 300 bini şehir dışından geldi. Dolayısıyla hastane, yalnızca Tekirdağ’a değil Trakya ve çevre illere hatta yurtdışından gelen hastalara da hizmet veriyor. Bölgenin sağlık üssü haline geldi" dedi. Zamanla yarışan merkez: İnme Merkezi Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Emrah Ceviz, inme merkezlerinin inmeyi önlemede hayati önem taşıdığını belirterek, "Cumhurbaşkanımızın hayali olan şehir hastanelerimizin bir yenisi Tekirdağ’da açılıyor. 6 yoğun bakım ve 6 servis yatağıyla hizmet verecek bu merkez, önemli bir ihtiyacı karşılayacak" diye konuştu. İl Sağlık Müdürü Ali Cengiz Kalkan ise merkezin zamanla yarışan bir yapıya sahip olduğunu belirtti. Kalkan, "2023 yılında 642, 2024 yılında 677, 2025’in ilk çeyreğinde 180 hastamızı inme nedeniyle il dışına sevk ettik. Bu süreçte 2 bin personel görevlendirildi, bin 319 saat ambulans kullanıldı ve 197 bin 500 kilometre yol yapıldı" dedi. Tekirdağ Valisi Recep Soytürk de şehir hastanesine yönelik memnuniyetin yüksek olduğunu, kentte yapımı süren yeni hastanelerin de kısa sürede tamamlanacağını ifade etti. Konuşmaların ardından Vali Soytürk, Mustafa Şentop’a hediye takdim etti. Emrah Ceviz’e tabloyu İl Sağlık Müdürü Ali Cengiz Kalkan verirken, Başhekim Lütfi Çağatay Onar da Karacakılavuz dokuması hediye etti. Törene Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcısı Erdal Şenol’da katıldı. Tören, edilen dua sonrası protokol üyelerinin kurdele kesimiyle sona erdi.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 18:00
Erol olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ameliyathane kapasitesi artıyor
Çorum’da bir hayırsever iş insanının desteğiyle Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yenilenen tıbbi cihaz ve teknik donanıma ek olarak bir ameliyathane odası daha faaliyete geçirildi. Çorum’da hayırsever bir iş insanı vermiş olduğu destekle Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir ameliyat odası daha kazandırıldı. Geçtiğimiz dönemde tıbbi cihaz, teknik donanım ve fiziki altyapısı tamamlanarak hizmete alınan yeni ameliyathane odasının ardından, bir ameliyathane odası daha hizmete girdi. Hastane yönetiminden yapılan açıklamada, ameliyat sayısındaki artışla birlikte, ameliyat randevusu bekleyen hastalara daha hızlı hizmet sunulmasının hedeflendiği belirtilirken, aynı zamanda teknik altyapısı güçlendirilen ameliyathanelerde nitelikli operasyon kapasitesinin de artırılmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 16:54
Elazığ’da 2025 yılının ilk askom toplantısı
Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, acil sağlık hizmetlerinin değerlendirildiği (Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu) toplantısı düzenlendi. İl Sağlık Müdürü Dr. Emrah Gecekuşu’nun başkanlığında düzenlenen toplantıya hizmet başkanları, kamu, üniversite ve özel hastanelerin yönetici ve idarecileri, il ambulans servisi başhekimi, acil servis sorumlusu hekimler ve ilgili çalışanlar katıldı. 112 acil sağlık hizmetleri ve hastane acil servislerinin 2024 yılı çalışmalarının genel değerlendirmesiyle başlayan toplantıda il genelinde sunulan hizmetlerin kurumlar arası organizasyonu, vatandaşlara sunulan acil sağlık hizmetlerinin kalitesinin arttırılması ve işleyişinin kolaylaştırılmasına yönelik bilgilendirilme yapıldı. 2025 yılının ilk ASKOM değerlendirmesi olarak kayıtlara geçen toplantı sonunda söz alan katılımcıların önerileri doğrultusunda acil sağlık hizmeti sunumunda yaşanan sorunlar ve çözüm yolları ele alınarak, karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 16:04
NEÜ’de yürütülen projeyle yerli kenevirin kemik onarımında kullanılması hedefleniyor
Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Bilim ve Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (BİTAM) araştırmacılarından Dr. Emre Fatih Ediz’in yürütücülüğünü yaptığı "Kemik Doku Rejenerasyonu için 3D Baskılı Nanofiber Kompozit İskele Geliştirilmesi" başlıklı proje, TÜBİTAK 3501-Kariyer Geliştirme Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. NEÜ Bilim ve Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi araştırmacılarından Dr. Emre Fatih Ediz’in yürütücülüğünü yaptığı, "Kemik Doku Rejenerasyonu için 3D Baskılı Nanofiber Kompozit İskele Geliştirilmesi" projesinde; yerli kenevir bitkisinden saf CBD (kanabidiol) maddesi elde edilerek, kemik onarımında kullanılabilecek özel malzemeler geliştirilmesi amaçlanıyor. NEÜ Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Bingöl’ün danışmanlığını üstlendiği projede; BİTAM personellerinden Dr. Veysel Murat Bostancı, NEÜ Tıp Fakültesinden Dr. Öğr. Üyesi Gülsemin Çiçek ve Uzman Dr. Fatma Öz Bağcı araştırmacı olarak görev alıyor. Çalışma Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor Proje hakkında bilgiler veren Dr. Emre Fatih Ediz, çalışmanın temel hedeflerinden birinin yerli kaynakları yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmek olduğunu belirterek, "Proje kapsamında, Konya’nın İçeriçumra ilçesinde faaliyet gösteren Çumra Anadolu Üretim ve Pazarlama Kooperatifi tarafından yetiştirilen yerli tohumlu kenevir bitkisinin yapraklarından farmasötik saflıkta CBD elde etmeyi planlıyoruz. Türkiye’de ilk defa bu saflık düzeyinde CBD eldesini gerçekleştirerek, doğal, biyouyumlu ve rejeneratif özellikte protez iskele malzemeleri geliştirmeyi hedefliyoruz. Böylece hem yerli kenevirin katma değerli ürünlere dönüştürülmesine hem de CBD’nin iyileştirici potansiyelinden yararlanarak kemik doku onarımına yeni bir boyut kazandırmayı amaçlıyoruz" dedi. "Çevreci ve biyoteknolojik yenilikleri bir araya getiriyoruz" Projenin çevreci ve yenilikçi yönlerine de dikkat çeken Ediz, "Bu çalışmada hem çevreci hem de biyoteknolojik yenilikleri bir araya getiriyoruz. Yerli kenevir yapraklarından farmasötik saflıkta CBD eldesini hedeflerken, aynı zamanda balık kılçığı gibi biyolojik atıklardan hidroksiapatit sentezleyeceğiz. Bu malzemelerle yerli biyomürekkep geliştirerek 3D yazıcıda kullanacağız. Böylece kemik doku onarımı için yüksek teknolojiye sahip, çevreci, özelleştirilmiş ve biyoaktif özellikte nanofiber destekli iskele yapıları oluşturacağız" ifadelerini kullandı. "Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltmayı hedefliyoruz" Geliştirilecek biyomalzemenin, akademik katkılarının yanında endüstriyel faydalarının da olacağını kaydeden Ediz, "Bu sistemin, özellikle kemik dokusu hasarlarında, dental implant uygulamalarında ve ortopedik protezlerde kullanılabilecek yerli ve biyoteknolojik çözümler sunarak Türkiye’nin ilgili konularda dışa bağımlılığını azaltmasına katkıda bulunmasını hedefliyoruz. Üniversitemizin gelişmiş Ar-Ge altyapısının kullanılacağı çalışma, kurumumuzun bilimsel üretkenlik ve yerli üretim vizyonuna önemli katkılar sunacak. Yeşil kimya ilkeleriyle uyumlu CBD saflaştırması ve yüksek teknolojili 3D baskı uygulamaları sayesinde geleceğin sağlık teknolojilerine önemli bir katkı sağlamak da amaçlarımız arasında" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder