Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Hakan Safi: "Fenerbahçe’nin şanlı tarihini tekrar geri getireceğiz"
Çağla Tuğaltay cinayetinde flaş gelişme: Ölen komşusunun mezarı açıldı
Bakan Fidan: "Almanya'yla iş birliğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz"
Türk Telekom CEO’su Şahin: "Yerli ve milli haberleşme cihazı üretimi kırmızı çizgimizdir"
Pakistan İçişleri Bakanı Naqvi, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile bir araya geldi
Mersin’de 4 kişinin öldüğü silahlı saldırı anı kamerada
Beşiktaş’ta 39 maçlık ikinci Sergen Yalçın dönemi
SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28
Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54
Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın"
Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05
"Sessiz katil" hipertansiyona dikkat
Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 11:37
"Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir"
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
4
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:55
Silvan Devlet Hastanesi’nde endoskopi ve kolonoskopi hizmeti
5
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:54
Mersin’deki hastanede PET/CT hizmeti ücretsiz veriliyor
Özel Mersin Ortadoğu Hastanesi, kanser tanı ve tedavisinde dünya genelinde en gelişmiş görüntüleme tekniklerinden biri olan PET/CT (Pozitron Emisyon Tomografisi-Bilgisayarlı Tomografi) çekimlerini ücretsiz sunmaya başladı. Özel Mersin Ortadoğu Hastanesi, milyonlarca insanın umudu olan PET/CT görüntüleme teknolojisini artık tamamen ücretsiz sunuyor. Kanserin erken evrede tespit edilmesini sağlayan bu ileri tanı yöntemiyle, tedaviye zamanında başlanmasının önü açılıyor. Hastane, bu adımıyla hem sağlıkta fırsat eşitliği sağlıyor hem de yaşam süresini ve kalitesini artırmayı hedefliyor. "Erken teşhis için hayati öneme sahip" Hastane Yönetim Kurulu Başkanı Engin Şahin, PET/CT’nin sadece teşhis değil, aynı zamanda tedavi planlamasında da büyük öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, "Kanser tanısında en etkili yöntemlerden biri olan PET/CT, aynı zamanda uygulanan tedaviye vücudun nasıl yanıt verdiğini de açıkça gösteriyor. Kemoterapi, radyoterapi gibi tedavilerden sonra bu çekimler sayesinde hastalığın gerileyip gerilemediğini tespit edebiliyoruz. Bu sayede hastaya özel bir tedavi planı oluşturmak mümkün oluyor" dedi. Şahin, PET/CT’nin vücuttaki anormal hücresel aktiviteleri yüksek doğrulukla belirlediğini belirtti. Şahin, "Bu teknoloji sayesinde vücutta kan akışı, oksijen kullanımı ve glikoz metabolizması gibi hayati işlevlerin durumu inceleniyor. Hastalık taşıyan bölgeler, görüntülemede parlak lekeler halinde beliriyor ve böylece tümörler veya metastazlar net bir şekilde saptanabiliyor" ifadelerini kullandı. Bu hizmetin ücretsiz sunulmasıyla birlikte, özellikle maddi imkanları sınırlı olan vatandaşların da bu ileri düzey görüntüleme hizmetinden faydalanabileceğini kaydeden Şahin, "Sağlık hizmetlerinde fırsat eşitliği bizim için temel ilkedir. Kanserle mücadelede erken teşhis hayat kurtarır. Biz de bu ilkeyle hareket ederek hastalarımıza destek olmayı görev biliyoruz" diye konuştu. "Hastalar için konforlu ve güvenli süreç" Şahin, PET/CT çekimlerinin konforlu bir şekilde gerçekleştirildiğini ve hastaların işlemin ardından normal yaşamlarına devam edebildiklerini de belirterek, "Çekim sonrası hastalar hemen günlük hayatlarına dönebilir. Eğer görüntüleme sırasında riskli bir durum tespit edilirse, hastamızın tedavi süreci hızla başlatılır. Amacımız, hastalığı en erken evrede tespit ederek, en etkili tedavi sürecine en kısa sürede başlanmasını sağlamaktır" şeklinde konuştu. PET/CT, hücresel düzeyde metabolik aktiviteyi görüntüleyerek sadece anatomik değil, biyolojik bilgi de sağlayan bir teknoloji. Özellikle onkoloji hastalarının tanısında, hastalığın yayılımının tespitinde ve uygulanan tedavilere yanıtın değerlendirilmesinde etkin bir rol oynamakta.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:49
Türkiye’de 56 seyahat sağlığı merkezi ile bireysel danışmanlık hizmeti sunuluyor
Türkiye genelinde faaliyet yürüten 56 seyahat sağlığı merkezi ile seyahat öncesi gidilecek ülkenin sağlık riskleri, aşı gereklilikleri, sıtma gibi endemik hastalıklara karşı ilaçla koruma gibi konularda bireysel danışmanlık hizmeti sunuluyor. Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü dünyada gelişen salgın hastalıklara karşı Türkiye’yi koruma görevini kararlılıkla sürdürürken, seyahat sağlığı hizmeti de bu kapsamda stratejik bir halk sağlığı uygulaması olarak öne çıkıyor. Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen seyahat sağlığı hizmeti, yalnızca Türk vatandaşlarına değil, Türkiye’de bulunan yabancı uyruklu kişilere de sunuluyor. Türk vatandaşları için ücretsiz olarak verilen hizmet, yabancı uyruklu kişilere belirlenmiş bir ücret karşılığında sağlanıyor. Türkiye’de 56 seyahat sağlığı merkezi bireysel danışmanlık hizmeti sunuyor Seyahat sağlığı hizmeti, Dünya Sağlık Teşkilatı’nın (DST) Uluslararası Sağlık Tüzüğü çerçevesinde yetkilendirilmiş merkezler aracılığıyla yürütülüyor. Türkiye genelinde faaliyet gösteren 56 seyahat sağlığı merkezinde seyahat öncesinde gidilecek ülkenin sağlık riskleri, aşı gereklilikleri, sıtma gibi endemik hastalıklara karşı ilaçla koruma (kemoprofilaksi), hijyen önlemleri ve sağlık çantası hazırlığı gibi konularda bireysel danışmanlık hizmeti sunuluyor. "Vatandaşların yurt dışı seyahat sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2,9 arttı" Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü Dr. Osman Kan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları kaydetti: "2024 yılında dünya çapında 1,4 milyar insan ülkeler arası seyahat etti. Türk vatandaşlarının yurt dışı seyahat sayısı da bir önceki yıla göre yüzde 2,9 artarak 11 milyon 390 bine ulaştı. Afrika’dan Asya-Pasifik’e, Latin Amerika’dan Okyanusya’ya kadar uzanan coğrafyalarda diplomatik, ticari ve insani temaslar yoğunlaşırken vatandaşlarımız sarıhumma, sıtma, tifo gibi bulaşıcı hastalık riski taşıyan bölgelere seyahat ediyor. Bu nedenle seyahat sağlığı hizmetlerinin kapsamı ve önemi giderek artmaktadır. Amacımız, vatandaşlarımızın sağlıklı ve güvenli bir seyahat geçirmesi için gereken desteği sunmaktır." Osman Kan, "Sağlıklı bir seyahat için önleminizi alın" çağrısıyla hem bireysel sağlığı hem de toplum sağlığını koruma hedefiyle hizmetlerin sürdürüldüğünü vurguladı. Aşı uygulamaları ve uluslararası geçerliliğe sahip sertifika Sarıhumma, tifo ve çocuk felci gibi hastalıklara karşı yapılan koruyucu aşılar, soğuk zincir şartlarında saklanan güvenli aşılar ile uygulanıyor. Ardından uluslararası geçerliliğe sahip sertifikalar düzenleniyor. Aşı ve ilaçlar dijital sistemlerle takip edilirken, tüm merkezlerde ısı kontrol sistemleri ve acil durum planları ile uygulama güvenliği sağlanıyor.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:45
MEAH’ta "daha iyi kemiklerin olsun" etkinliğiyle osteoporoza dikkat çekildi
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi poliklinik girişinde, osteoporoz hastalığına dikkat çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla anlamlı bir etkinlik düzenlendi. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Aydoğmuş’un sorumluluğunda, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 1 öğrencileri tarafından Sosyal Sorumluluk Projesi kapsamında hayata geçirilen etkinlikte, "Daha İyi Kemiklerin Olsun, Sessiz Tehlikeyi İhmal Etme" sloganıyla bilgilendirme broşürleri dağıtıldı. Etkinlikte osteoporozun, yani halk arasında bilinen adıyla kemik erimesinin, düşük kemik yoğunluğu ve kemik dokusunda oluşan bozulmalar nedeniyle kemiklerin zayıflamasına ve kırılgan hale gelmesine yol açan, sessiz ilerleyen ancak ciddi sonuçlar doğurabilen bir hastalık olduğu vurgulandı. Başhekim yardımcısı Kolcuoğlu’ndan destek Etkinlik alanını ziyaret eden Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Op. Dr. Süreyya Kolcuoğlu, Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Aydoğmuş ve projeye katkı sunan tıp fakültesi öğrencilerine teşekkür ederek, toplum sağlığına katkı sunan bu tür farkındalık çalışmalarının önemine dikkat çekti.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:10
Akdeniz Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi’ne 5 yıllık akreditasyon
Akdeniz Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi, Hemşirelik Eğitimi Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Kurulu (HEPDAK) tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 17 Mart 2025’ten itibaren 5 yıl süreyle, 30 Eylül 2030’a kadar geçerli olacak şekilde yeniden akredite edildi. 30 yıla yaklaşan köklü bir geçmişe sahip Hemşirelik Fakültesi, aldığı bu akreditasyonla kalite güvencesine ve akreditasyon süreçlerine verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu. Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hatice Yangın yaptığı açıklamada, "Akreditasyon başvuru sürecinde desteklerini esirgemeyen başta Rektörümüz Prof. Dr. Özlenen Özkan olmak üzere, Rektör Yardımcılarımız Prof. Dr. Ayşe Gülbin Arıcı, Prof. Dr. Şükrü Özen ve Prof. Dr. Cengiz Toker’e şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca sürece özveriyle katkı sunan Akreditasyon Komisyonu üyelerine, fakültemizin tüm akademik ve idari personeline, öğrencilerimize ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum." dedi. Prof. Dr. Hatice Yangın, bundan sonraki dönemde de eğitimde kalite standartlarını yükseltmeye ve sağlık sektörüne nitelikli hemşireler kazandırmaya devam edeceklerini vurguladı.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:54
KBB Uzmanı Opr. Dr. Onur Altınbaş, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Onur Altınbaş, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Opr. Dr. Onur Altınbaş, 1991 yılında Gaziantep’te doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2017 yılında mezun olan oldu, mecburi hizmetini 2017-2018 yıllarında Muş’un Malazgirt ilçesinde yaptı. Uzmanlık eğitimini 2018-2023 yılları arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda tamamladı. Opr. Dr. Altınbaş, mecburi hizmet görevini Ekim 2023-Nisan 2025 yılları arasında Gaziantep Şehir Hastanesi’nde yaptı. Mayıs 2025 itibarıyla SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanı olarak hastalarını kabul etmeye başlayan Opr. Dr. Altınbaş, evli ve 1 çocuk babasıdır. Opr. Dr. Altınbaş’ın ilgi alanları rinoplasti ve fonksiyonel burun cerrahisi, endoskopik (kapalı) kulak ameliyatları, horlama cerrahisi, kulak hastalıkları ve cerrahisi, baş - boyun tümörleri cerrahisi, tükürük bezi hastalıkları ve cerrahisi, doğumsal boyun kitleleri ve cerrahisi, denge hastalıkları. kepçe kulak onarımı, tiroit cerrahisi, ses hastalıkları ve cerrahisi, paranazal sinüs hastalıkları ve cerrahisi.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:04
İzmir Ekonomi’den ‘sağlıklı yaşam’a destek
İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) ve Sağlıkta Kalite Derneği (SAĞKAL), toplum sağlığını güçlendirecek yeni projelerin geliştirilmesi hedefiyle iş birliği gerçekleştirdi. 3 yıl süreyle geçerli olacak protokol, İEÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu ve SAĞKAL Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. Cüneyt Tuğrul tarafından imzalandı. Kanserde erken teşhis ve tedavi süreçlerini destekleyen çalışmalar yapan, Umut Evleri’ni kurarak şimdiye dek yüzlerce hastaya ücretsiz barınma imkanı sağlayan Sağlıkta Kalite Derneği ve İzmir Ekonomi Üniversitesi, iş birliği kapsamında ortak çalışmalar yapacak. Kanser farkındalığının artması, hastalıkla mücadele için nelere dikkat edilmesi gerektiği, sağlıklı yaş almanın yolları, psiko-sosyal destekler, sağlıklı beslenme ve dezavantajlı gruplara yönelik eğitim çalışmaları gibi birçok konuda kent geneline hitap eden projeler geliştirilecek. İEÜ, çeşitli seminer ve çalıştay gibi etkinliklerin gerçekleşmesi için de SAĞKAL’a bilimsel ve akademik konularda destek verecek. İEÜ Tıp Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda eğitim gören gençler, Umut Evleri’nde yapılan çalışmalara katılarak deneyim kazanma ve hayata dokunma imkanı da bulacak. "Eğitim, kampüsle sınırlı kalmamalı" İEÜ’nün ev sahipliğinde gerçekleşen protokol imza töreninde konuşan Rektör Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu, eğitimin sadece kampüsle sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. Öğrencilere, hayatın içinde olacakları ve hastalarla bire bir iletişim kuracakları ortamı sunmanın çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Abacıoğlu, "Konaklama başta olmak üzere, kanser hastalarının birçok ihtiyacını karşılamak amacıyla SAĞKAL bünyesinde ücretsiz hizmet veren Balçova Umut Evi’ni ziyaret ettim. Burada güçlü bir alt yapı olduğunu, hastalara yönelik içten ve başarılı çalışmaların yapıldığını gördüm. Burası, öğrencilerimiz için bir eğitim alanı da olabilir diye düşündük. Çünkü; insanların sağlığını savunmak, sağlıkta lider olmak, sadece okul sıralarında öğrenilmez. Öğrencilerimiz, bizzat halkın içine inmeli, hayatta ne olduğunu görmeli. Hayat ile hekimlik arasında kalın bir çizgi olamaz. Umut Evleri, bu noktada öğrencilerimizin mutlaka görmesi ve içinde yer alması gereken bir proje. Bu nedenle SAĞKAL ile yapılan iş birliğini önemli ve değerli görüyorum" ifadelerini kullandı. "Kaliteli sağlik herkesin hakkı" SAĞKAL Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. Cüneyt Tuğrul, yapılan iş birliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Umut Evleri, bizim çok önem verdiğimiz ve gurur duyduğumuz bir proje. Umut Evleri’nde şimdiye dek yüzlerce kişiye ulaştık. Umut Evleri, aynı zamanda psiko-sosyal rehabilitasyon merkezi olarak da çalışıyor. Burada, yoga egzersizleri ve mandala çalışmaları yapıyor, çeşitli kurslar da açıyoruz. El beceri eğitimleri, okuma günleri etkinlikleri düzenliyoruz. Biz, tüm bunları destekçilerimiz ve gönüllü çalışanlarımızla yaptık. Kaliteli sağlık herkesin hakkı. Bunun için faaliyetlerimizi sadece Umut Evleri ile sınırlı tutmuyoruz. Mikro-öğrenmeye yönelik yeni çalışmalar yaparak, eğitim programları hazırlayarak, sağlıklı beslenmenin önemini vurgulayarak, ‘Sağlıklı Kal’ mottosuyla projeler üretebiliriz. Bu konuda, İzmir Ekonomi Üniversitesi ile başarılı işlere imza atarak, örnek çözümler geliştireceğimize inanıyorum" diye konuştu.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:53
Cilt kanseri vakalarında artış: Güneşten korunmak hayat kurtarıyor
Hem Türkiye’de hem de dünyada cilt kanseri vakalarında artış görüldüğüne dikkat çeken Uzm. Dr. Yusuf Kelleci, cilt kanserinden korunmak için yapılması gerekenleri anlattı. Kelleci, "Güneşin zararlı etkilerine bağlı cilt hasarlarının yüzde 90’ı, korunma önlemleriyle engellenebilmektedir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl dünyada yaklaşık 132 bin melanom cilt kanseri vakası teşhis ediliyor. Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 5 binden fazla yeni cilt kanseri vakası bildiriliyor. Ciltte oluşan lezyonlar, lekeler ve değişimler çoğu zaman hafife alınsa da, Türkiye’de ve dünyada artan cilt kanseri vakaları bu konuda toplumun bilinçlendirilmesini zorunlu kılıyor. Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Yusuf Kelleci, "Güneşin zararlı etkilerine bağlı cilt hasarlarının yüzde 90’ı, korunma önlemleriyle engellenebilmektedir" açıklamalarında bulundu. Özellikle yaz ayları yaklaşırken güneşin zararlı UV ışınlarına karşı önlem almak önem taşıyor. Güneş ışınlarına uzun süre ve korumasız maruz kalmak ciltte kalıcı hasarlara ve zamanla kanser oluşumuna yol açabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl dünyada yaklaşık 132 bin melanom cilt kanseri vakası teşhis ediliyor. Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 5 binden fazla yeni cilt kanseri vakası bildiriliyor. Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Yusuf Kelleci, "Güneşin zararlı etkilerine bağlı cilt hasarlarının yüzde 90’ı, korunma önlemleriyle engellenebilmektedir" açıklamalarında bulundu. "Deri, vücudumuzun dış etkenlere karşı ilk savunma hattı, en geniş organı ve yaşam kalitemizi doğrudan etkileyen önemli bir yapıdır. Her gün güneşe, kimyasallara, çevresel toksinlere maruz kalan bu organ, zamanla birikimsel hasarlar görebilir" diyen Medicana Çamlıca Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Yusuf Kelleci, özellikle çocukluk çağında yaşanan güneş yanıklarının ileriki yaşlarda deri kanseri gelişme riskini kalıcı olarak artıracağını, bu nedenle güneşten korunmanın, erken yaşta başlaması gereken bir alışkanlık olduğunu söyledi. Güneş ışınlarının görünmeyen yüzüne dikkat Yaşamın devamı için gerekli olsa da güneş ışınlarına kontrolsüz ve yoğun maruz kalmanın ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Yusuf Kelleci, en büyük tehditlerden biri olan ultraviyole (UV) ışınlarının üç ana gruba ayrıldığını belirterek bu ışınların özelliklerini şöyle anlattı: UVA (320-400 nm): Derinin alt tabakalarına kadar nüfuz edebilir. Camdan geçebildiği gibi bulutlu havalarda da etkisini sürdürür. Ciltte yaşlanma, elastikiyet kaybı, leke oluşumu ve DNA hasarı gibi uzun vadeli etkilere yol açar. UVB (280-320 nm): Cildin üst tabakasını etkiler, güneş yanıklarının başlıca nedenidir. DNA’ya doğrudan zarar vererek deri kanserlerinin gelişiminde önemli rol oynar. UVC (100-280 nm): Atmosferdeki ozon tabakası tarafından emilir ancak bazı yapay kaynaklarda bulunabilir ve risk teşkil edebilir. Her leke masum olmayabilir Deri kanserinin vücudun herhangi bir yerinde oluşabilen ve erken fark edildiğinde büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Yusuf Kelleci, "Cilt kanseri yalnızca güneşle ilişkilendirilmemelidir. Ciltte görülen benlerin şekil, renk veya boyut değiştirmesi gibi belirtiler de ciddiye alınmalıdır. Her bireyin kendi cildini düzenli olarak kontrol etmesi ve şüpheli durumlarda uzman bir hekime başvurması hayati önem taşımaktadır" dedi. Vücutta görülen benlerin ‘ABCDE’ kuralına göre takip edilebileceğini belirten Uzm. Dr. Yusuf Kelleci, bu işaretlerden biri veya birkaçı varsa vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini söyleyerek ‘ABCDE’ kuralını şöyle açıkladı: "A, asimetri, benin bir yarısı diğerine benzemiyorsa; B, sınır, düzensiz, girintili-çıkıntılı kenarlarsa; C, renk, farklı renk tonları içeriyorsa, D, çap, 6 mm’den büyükse; E, evrim, zamanla büyüyor, kabuklanıyor, kaşınıyor veya kanıyorsa mutlaka takip altında tutulmalıdır." 10 adımda cilt kanserinden korunun Günlük yaşamda alınacak basit önlemlerle bu riskin önemli ölçüde azaltılmasının mümkün olabileceğini belirten Uzm. Dr. Yusuf Kelleci, cilt sağlığını korumak ve cilt kanserinden korunmak için dikkat edilmesi gereken 10 etkili adımı şu şekilde sıraladı: 1. SPF 30 ve üzeri güneş kremi kullanın. 2. Kremi dışarı çıkmadan 20 dakika önce sürün. 3. Her 2 saatte bir ve yüzme / terleme sonrası tekrar uygulayın. 4. Geniş kenarlı şapka ve UV korumalı gözlük takın. 5. Sık dokunmuş, açık renkli giysiler tercih edin. 6. 10:00 - 16:00 saatleri arasında gölgede kalmaya çalışın. 7. Solaryumdan uzak durun. 8. Çocukları doğrudan güneş ışığına maruz bırakmayın. 9. Yıllık cilt muayenesi yaptırın. 10. Cildinizi düzenli olarak kendiniz kontrol edin.
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:30
Uzmanından cilt sağlığına faydalı beslenme önerileri
Cilt sağlığı ile beslenme arasında doğrudan bir ilişkinin olduğunu belirten Diyetisyen Serkan Aksoy, "Özellikle antioksidan zengini meyveler (yaban mersini, nar, kivi) serbest radikallerin cilde verdiği zararı önleyerek yaşlanma belirtilerini geciktiriyor. Su tüketimimiz cildi dolgunlaştırıp daha canlı görünmesine katkı sağlıyor. Öte yandan, fazla şekerli ve işlenmiş gıdalar, cildin dengesini bozup sivilcelere ve mat bir görünüme yol açabiliyor" dedi. İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Diyetisyen Serkan Aksoy, cilde iyi gelen besinler hakkında açıklamalarda bulundu. Cilt sağlığı ile beslenme arasında doğrudan bir ilişki olduğunu söyleyen Dyt. Aksoy, "Cildimiz sadece sürdüğümüz kremlerle değil, yediğimiz içtiğimiz her şeyle beslenir. Aslında parlak, sağlıklı bir cilt istiyorsak işe önce tabağımızdan başlamamız gerekiyor. Renkli sebzeler ve meyvelerle dolu bir beslenme düzeni, cildimize antioksidan desteği vererek onu dış etkenlere karşı korur. Antioksidanlardan zengin besinleri beslenme programımızda yer vermemiz cildimizden serbest radikallerin zararlı etkilerini uzaklaştırırken; lifli besinler tüketmemiz sindirimi destekleyerek toksinlerin vücuttan atılmasına ve dolayısıyla cildin temiz kalmasına yardımcı olur. Omega-3 gibi sağlıklı yağlar ise cildin nemini içeriden destekleyip iltihaplanmayı önlemeye yardımcı olur" diye konuştu. "Su tüketimi önemli" Bol su içmenin de en basit ve en etkili güzellik sırrı olduğunu dile getiren Dyt. Aksoy, "Su tüketimimiz cildi dolgunlaştırıp daha canlı görünmesine katkı sağlar. Öte yandan, fazla şekerli ve işlenmiş gıdalar, cildin dengesini bozup sivilcelere ve mat bir görünüme yol açabilir. Yani sadece yüzümüze sürdüğümüz ürünlerle değil, her gün seçtiğimiz yiyeceklerle de cildimizin geleceğini şekillendiriyoruz. Yaş aldıkça vücudumuzda kolajenlerimiz de azaldığından cildimiz yer çekimine yenik düşebilir bu sebeple kolajenden zengin beslenme önem kazanmaktadır" dedi. "Cilde iyi gelen besinler" Cilde iyi gelen besinlerden bahseden Dyt. Aksoy, şu bilgileri paylaştı: "Özellikle antioksidan zengini meyveler (yaban mersini, nar, kivi) serbest radikallerin cilde verdiği zararı önleyerek yaşlanma belirtilerini geciktirir. C vitamini açısından zengin besinler (portakal, kırmızı biber, brokoli) ise sadece bağışıklığı desteklemekle kalmaz aynı zamanda ciltte kolajen üretimini artırarak sıkılığını ve esnekliğini korumasına yardımcı olur. Kolajen, cildin temel yapı taşıdır ve yaş aldıkça üretimi azalır, bu yüzden hem kolajen destekli gıdalar (kemik suyu, balık, yumurta) hem de vücudun kendi kolajenini üretmesini destekleyen besinler (yeşil yapraklı sebzeler, sarımsak, chia ve keten tohumu) büyük önem taşır. Sağlıklı yağ kaynakları (avokado, zeytinyağı, somon gibi) cildi içeriden nemlendirirken, ceviz ve badem gibi E vitamini deposu kuruyemişler cilt bariyerini güçlendirir. Tabi her fırsatta tekrarlanması gereken bir nokta bol su tüketimidir. Cildin doğal nem dengesini korur ve parlak bir görünüm sağlar. Özetle, cildimiz aslında bir aynadır; biz ona doğru besinleri sundukça, o da ışıldayarak karşılık verir." "Cilt sağlığını destekleyen vitaminler" Dyt. Aksoy, hangi vitaminlerin cilt sağlığını desteklediğini şöyle sıraladı: "C Vitamini: Cildin kolajen üretimini destekler, tonunu aydınlatır ve lekelerle savaşır. Turunçgiller, kivi, çilek ve brokoli C vitamini açısından çok zengin. E Vitamini: Cildi serbest radikallerin zararına karşı korur, yaşlanmayı yavaşlatır. Badem, ay çekirdeği ve avokado E vitamini dolu yiyecekler arasında. A Vitamini (Retinol): Hücre yenilenmesini hızlandırır, cildi pürüzsüzleştirir ve akneye karşı destek olur. Havuç, tatlı patates ve koyu yeşil yapraklı sebzeler iyi kaynaklardır. D Vitamini: Cilt bariyerini güçlendirir, kuruluğu ve hassasiyeti azaltır. Güneş ışığı en doğal kaynağıdır; ayrıca yumurta ve somon da D vitamini içerir. B3 Vitamini (Niasinamid): Cildin elastikiyetini artırır, tonu eşitler ve ince çizgilerin önlenmesine yardımcı olur. Hindi eti, yer fıstığı ve kahverengi pirinç güzel kaynaklardır." Cilt sağlığını olumsuz etkileyen besinler Cilt sağlığını olumsuz etkileyen besinlere de değinen Dyt. Aksoy, "Özellikle işlenmiş şeker ve rafine karbonhidratlar (beyaz ekmek, kekler, şekerlemeler) kan şekerinde ani dalgalanmalara yol açarak, vücutta iltihaplanmayı tetikler. Bu da akne oluşumunu artırabilir, ciltte mat ve yorgun bir görünüm oluşturabilir. Aşırı süt ve süt ürünleri tüketimi bazı kişilerde hormonal dalgalanmalara neden olup sivilceyi tetikleyebilir. Doymuş yağlardan ve trans yağlardan (fast food, kızartmalar, paketli atıştırmalıklar) zengin bir beslenme şekli ise cildin elastikiyetini azaltıp erken kırışıklıklara zemin hazırlayabilir. Ayrıca aşırı tuzlu gıdalar da (cips, turşu, işlenmiş et ürünleri) vücutta su tutulumuna yol açarak ciltte şişkinlik ve göz altı torbalarına neden olabilir. Bir de tabi ki alkol var; fazla alkol tüketimi cildi susuz bırakır, doğal parlaklığını soldurur ve zamanla cilt tonunu bozabilir. Özetle, cildin canlı ve sağlıklı kalmasını istiyorsak, sadece sürdüklerimize değil, tabağımıza koyduklarımıza da dikkat etmek gerekir" ifadelerini kullandı. "Cilde iyi gelen diyet önerisi" Dyt. Aksoy, cilde iyi gelen örnek bir diyet menüsünü şu şekilde paylaştı: "Sabah: Zeytinyağlı avokadolu veya zeytinli tam buğday ekmeği + haşlanmış yumurta + yeşil çay + 1 küçük avuç çiğ badem + birkaç taze yaban mersini Öğle: Izgara somon veya ızgara hindi eti + rokalı, havuçlu salata + limonlu sos İkindi: Ev yapımı yoğurt + 1 tatlı kaşığı chia tohumu Akşam: Zeytinyağlı sebze yemeği + 1 dilim tam buğday ekmeği Gece: Bir bardak ılık su veya papatya çayı."
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:10
Klinik Psikolog Karaçiçek: "Ani hava değişimi depresif yapabiliyor"
Klinik Psikolog Fulda Koyun Karaçiçek, güneşli havadan birden yağışlı havaya geçme gibi dalgalanmaların psikoloji üzerinde çok büyük etkilere sahip olduğunu belirterek, "Beyindeki serotonin düzeyleri değişebilir. Bu da motivasyon bozukluğuna, huzursuzluğa ve hafif depresif belirtilere yol açabilir" dedi. Özel Medline Adana Hastanesinde görevli Klinik Psikolog Karaçiçek, hava düzensizliği, ani ısı değişimleri, güneşli havadan birden yağışlı havaya geçme gibi dalgalanmaların, psikoloji üzerinde çok büyük etkilere sahip olduğunu ifade etti. Karaçiçek, hava bir gün güneşliyken ertesi gün kapalı ve yağmurlu olduğunda, beyindeki serotonin düzeyleri değişebildiğini, bunun da motivasyon bozukluğuna, huzursuzluğa ve hafif depresif belirtilere yol açabileceğini kaydetti. Karaçiçek, "Aynı zamanda, ilkbahar ve sonbahardaki hava geçişleri, zaten var olan depresyonu tetikleyebilir. Güneş ışığının azalması, biyolojik sağlığımızı da bozduğu için istikrarlı ruh halimiz olumsuz etkilenebilir. Ani hava değişimleri, anksiyete artışına da neden olabiliyor. Bazı araştırmalar, barometrik basınç değişimlerinin migren ve panik atağı tetiklediğini gösteriyor" diye konuştu. Havanın sürekli değişmesinin, vücudun biyolojik ritmini bozarak insanları zorladığına dikkat çeken Karaçiçek şöyle devam etti: "Genel bir halsizlik, isteksizlik ve odaklanma problemi, beraberinde öfkeyi de getirebiliyor. Güneşli bir günden sonra yağışlı bir günün gelmesi, enerjik bir insanın bile dışa dönüklüğünü engelleyebiliyor, sosyal hayatını kısıtlayabiliyor. İsteksizlik, sosyal aktivitelere katılmakta zorlanmaya neden oluyor. Bu durumda, hastalar tedirgin hissedebiliyor ve psikolojik olarak çöküş yaşayabilir." Karaçiçek bu durumda yapılabilecekleri de şöyle sıraladı: "Bu durumlarda biz, şunu öneriyoruz. Güneşli havalardan mümkün olduğunca faydalanmalıyız. Güneş ışığı, serotonin seviyesini artırarak ruh halimizi iyileştirir. Her gün en az 30 dakika yürüyüş yapmalıyız. Yürüyüş, endorfin salgılamamızı sağlar ve bu da bize mutluluk verir. Hava kötüyse ve dışarı çıkamıyorsak, pilates, yoga ve ev egzersizleri iyi birer alternatif olabilir. Uyku düzenimize dikkat etmeliyiz. Her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak, biyolojik ritmimizi korumaya yardımcı olur. Uyumadan önce ekranlardan uzak durmalıyız. Beslenmemize özen göstermeliyiz. Dengeli ve sağlıklı beslenme, hava değişimlerinin bizi etkilemesine engel olabilir. Hobilerimize zaman ayırmalıyız. Film izlemek, müzik dinlemek, kitap okumak veya küçük ev projeleriyle uğraşmak, ruh halimizi olumlu yönde etkiler. Planlı bir gün geçirmek, belirsizliği azaltarak psikolojik dengemizi korumamıza yardımcı olur. Ayrıca, hava kötü olsa bile sevdiklerimizle iletişimde kalmak bizi daha iyi hissettirir."
07 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:07
Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar
DÜZCE(İHA) – Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev yapan Diş Hekimi Jale Demir, diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlara değinerek önemli açıklamalarda bulundu. Uzun yıllar sigara kullanan ve daha önce hiç diş beyazlatma hizmeti almayan hastanın tedavi sürecine değinerek sözlerine başlayan Dr. Jale Demir, hastanın diş beyazlatma nedenin biri de sigarayı bırakmak için motivasyon kazanma isteği olduğunu vurgulayarak, diş beyazlatmanın sadece estetik görünüş değil, bir tedavi olarak bilinmesi gerektiğinin altını çizdi. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kişinin fiziksel, ruhsal ve sosyal anlamda tam iyilik halinin sağlık olarak tanımlandığını hatırlatarak sözlerine devam eden Jale Demir, bu nedenle sağlıklı bir gülüş için estetik kadar etkili olan diğer bir durumun ise beyaz dişler olduğunu vurguladı. Dişlerin; gri, sarı, beyaz ve tonları gibi farklı renk ve tonlarda olabileceklerini söyleyen Demir, doğal rengine sahip dişlerin zamanla çeşitli sebeplere bağlı olarak renk değişimlere maruz kalabildiğini ifade etti. Diş renginin bozulmasına sebep olan etmenler ve diş beyazlatma teknikleri Diş beyazlatmada en sık tercih edilen yöntemin ofis tipi beyazlatma olduğunu söyleyen Diş Hekimi Jale Demir, "Bu yöntem, klinik ortamda, yüksek konsantrasyonlu hidrojen peroksit içeren beyazlatıcı jellerin diş yüzeyine uygulanması ve genellikle özel ışık sistemleriyle (LED, plazma ışık ya da lazer) aktive edilmesiyle gerçekleştirilir. Bu yöntem, tek seansta belirgin bir beyazlatma sağlaması nedeniyle özellikle zamandan tasarruf etmek isteyen bireyler arasında oldukça popülerdir. Dişlerin renklenmesinin altında ise hem harici hem de dahili nedenler yatmaktadır. Çay, kahve, meyve suyu, kola gibi pigmentli içeceklerin aşırı tüketimi gibi beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı, yetersiz ağız hijyeni ve travmalar çevresel faktörler olarak harici renklenmeye sebep olurken, genetik faktörler, florozis (aşırı flor alımı), tetrasiklin gibi antibiyotiklerin kullanımına bağlı renklenmeler veya yaşa bağlı mine aşınmaları gibi etmenler renklenmelere yol açar. Dolayısıyla beyazlatma işlemi planlanmadan önce renklenmenin tipi ve kaynağı doğru analiz edilmelidir" dedi. Ofis tipi beyazlatmaya ek olarak ev tipi (home bleaching) beyazlatma yönteminin de sıklıkla kullanıldığını ifade eden Demir, kişiye özel hazırlanan ağız plakları ve düşük konsantrasyonda beyazlatıcı jellerin kullanılarak hastanın, tedaviyi kendi evinde gerçekleştirdiğini dile getirdi. Bu yöntemin genellikle daha uzun sürede sonuç verdiğinin altını8 çezen Jale Demir, bazı vakalarda kombine uygulamalar (önce ofis tipi, sonra evde destekleyici ev tipi) ile daha stabil ve uzun ömürlü sonuçlar elde edildiğini söyledi. Diş beyazlatma işlemlerinin kalıcılığı ne kadar sürer? Diş beyazlatmanın kalıcılığının; uygulanan yönteme, hastanın yaşam tarzına ve dişin yapısal özelliklerine bağlı olarak değişiklik gösterdiğinin bilgisini veren Diş Hekimi Jale Demir, "Beyazlık genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında korunabilir. Ancak sigara kullanımı, kahve, kırmızı şarap gibi renk verici maddelerin aşırı tüketimi gibi etmenler kalıcılığı azaltır. Düzenli ağız hijyeni sağlanması, beyazlatıcı diş macunlarının uygun şekilde kullanılması ve profesyonel diş temizliği ile beyazlatmanın etkisi daha uzun süre muhafaza edilebilir" şeklinde konuştu. Diş beyazlatma sonrası nelere dikkat edilmelidir? Diş beyazlatma işleminden sonra özellikle ilk 48 saat boyunca dişler daha hassas hale geldiğinden, renklenmeye yol açabilecek yiyecek ve içeceklerden kaçınmak gerektiğini ve bu dönemde beyaz diyet uygulanması önemli olduğunu vurgulayan Jale Demir, tedavi sonrası dönemde; beyaz peynir, süt, yoğurt, tavuk eti, beyaz pirinç gibi açık renkli gıdaların tüketilmesi önerisinde bulundu. Ayrıca sigara, çay, kahve ve asidik içeceklerden uzak durulması gerektiğini de hatırlatan Demir, alınacak bu önlemler sonucunda yeni oluşacak renklenmelerin önüne geçilmiş olacağını ifade etti. Beyazlatma sonrası hassasiyet normal midir? Hassasiyet nasıl giderilir? Diş beyazlatma işlemi sonrasında geçici diş hassasiyeti görülmesinin oldukça normal olduğunu ve bu hassasiyetin ekseriya 24 ila 72 saat içerisinde kendiliğinden kaybolduğunu söyleyen Jale Demir, "Özellikle ince mine tabakasına sahip bireylerde bu hassasiyet daha belirgin olabilir. Bu durumun önüne geçmede potasyum nitrat veya florid içeren hassasiyet giderici diş macunlarının kullanımı yardımcı olur. Ayrıca diş hekimleri, ihtiyaç duyulması halinde florid uygulamalarıyla mineyi destekleyerek hassasiyeti hızlıca azaltabilirler" dedi. Beyazlatma işlemleri tüm bireylere uygulanabilir mi? Beyazlatma işlemlerinin her birey için uygun olmadığını dile getiren Jale Demir, "Hamile veya emziren kadınlar, 16 yaş altı gençler, aktif diş eti hastalığı veya çürük problemi olan bireylerde beyazlatma yapılması önerilmez. Ayrıca, ağızda büyük çaplı dolgu, kuron, kaplama gibi restoratif materyaller bulunan bireylerde doğal diş ile restorasyonlar arasında renk uyumsuzlukları oluşabileceğinden işlem öncesi detaylı bir planlama yapılmalıdır" ifadelerine yer verdi. Diş rengi genetik midir? Beyazlatma herkeste aynı etkiyi gösterir mi? Diş renginin büyük ölçüde genetik faktörlere bağlı olduğunu açıklayan Diş Hekimi Demir, "Dişe rengini veren kromofor denilen organik uzun zincirli moleküllerdir ve beyazlatma işlemi kromofor zincirinin kırılıp oksidasyona uğraması sonucu oluşur. Her bireyin başlangıç diş rengi farklıdır ve beyazlatmaya verdikleri yanıt da değişkenlik gösterir. Özellikle sarı tonlu dişler beyazlatmaya daha iyi yanıt verirken, gri ya da morumsu tonlarda (örneğin tetrasiklin renklenmelerinde) istenen sonuca ulaşmak daha zor olabilir. Bu nedenle tedavi öncesinde hastanın beklentileri doğru yönetilmeli ve kişiye özel bir beyazlatma protokolü oluşturulmalıdır" dedi. Beyazlatma işlemi dişlere zarar verir mi? Doğru şekilde, kontrollü olarak ve uygun ürünlerle yapıldığında diş beyazlatma işleminin dişlere kalıcı bir zarar vermeyeceğinin altını çizen Jale Demir, "Bilinçsiz ürün kullanımı, aşırı uygulamalar ya da yetkisiz kişiler tarafından yapılan işlemler mine tabakasında aşınma, pulpa hasarı ve kalıcı hassasiyet gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle işlemin mutlaka bir diş hekimi kontrolünde gerçekleştirilmesi kritik öneme sahiptir. Beyazlatma ajanı olarak kullanılan materyal yüksek konsantrasyonda (Yüzde 25-40) hidrojen peroksit veya karbamid peroksit solüsyonlarıdır. Uygulanan bölgede su ve oksijene ayrışır ve oksijen sayesinde oksidasyon-redüksiyon tepkimesi meydana gelerek beyazlatma sağlanır. Bu işlemi hızlandırmak için de fotosensitive ajanlar ve light cure sistemler kullanılmıştır. Işık kaynağı peroksiti aktive ederek beyazlatma işleminin kimyasal reaksiyonunu başlatır. Kliniğimizde yüzde 35 hidrojen peroksit içeren diş beyazlatma ajanı kullanılmaktadır" diyerek diş beyazlatma işleminin uzman hekimler eşliğinde yapılması gerektiğini vurguladı. Estetik beklentiler ile gerçekçi sonuçlar arasında nasıl bir denge kurulmalı? Hastaların "olabildiğince beyaz" dişler istediğini, hekimlerin ise; doğal ve sağlıklı bir beyazlık hedeflediklerini söyleyen Jale Demir, "Aşırı beyaz dişler doğal görünmediği gibi, mine yapısına zarar verebilir. Bu nedenle beyazlatma işlemleri sırasında hastanın yüz tipi, ten rengi, yaş faktörleri gibi kriterler göz önüne alınarak doğal bir estetik hedeflenmelidir. Hekim ve hasta arasında gerçekçi bir beklenti yönetimi yapılması tedavinin başarısını artırır" dedi. Diş beyazlatma işlemi sonrası tekrar renklenme olursa ne yapılmalı? Zamanla doğal olarak bir miktar renk değişimi yaşanabileceğini ifade eden Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Diş Hekimi Jale Demir, "Bu durumda, ‘touch-up’ uygulamaları yani küçük destekleyici beyazlatma seansları yapılabilir. Ev tipi hafif beyazlatıcı jellerle yapılan kısa süreli uygulamalar renk stabilizasyonu sağlar. Ayrıca düzenli profesyonel diş temizliği ve ağız hijyeninin sürdürülmesi, renk kaybını minimuma indirir. Diş beyazlatma, tüm bu açıklamalar doğrultusunda estetik diş hekimliği günümüzde bütünsellik içeren bir tedavidir. Sağlıklı ve beyaz gülüşler temenni ederim" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.
06 Mayıs 2025 Salı - 20:01
Fethiye’deki hastanede doğallık ve kişiye özel planlama
Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Atalay Şahin, yaz aylarına hazırlanırken doğal ve dengeli bir görünüm hedefleyenler için minimal ve etkili estetik uygulamalar konusunda önemli bilgiler paylaştı. Yaz ayları yaklaşırken birçok kişi aynaya baktığında tazelenmiş, sağlıklı ve doğal bir görünüm görmek isterken, bu noktada estetik ve plastik cerrahide son yılların en çok konuşulan yaklaşımı doğallık ve kişiye özel planlama öne çıkıyor. Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Atalay Şahin, yaz öncesi yapılan estetik işlemlerde hızlı iyileşme süreci ve doğal görünümün ön planda olduğunu vurgulayarak, "Estetik müdahale artık abartılı değişimlerden çok kişinin yüz ve beden yapısına uygun, küçük ama etkili dokunuşlarla kendini daha iyi hissetmesini sağlamayı amaçlıyor" dedi. Op. Dr. Şahin yaz öncesi en sık tercih edilen uygulamaların; ameliyatsız yüz gençleştirme (botoks, dolgu), vücut şekillendirme ve liposuction, burun estetiği, meme dikleştirme, meme büyütme, meme küçültme, karın germe, koltuk altı botoxu (terleme botoxu) olduğunu belirtti. Dr. Şahin, minimal invaziv uygulamaların hem iyileşme süresini kısalttığını hem de günlük hayata hızlı dönüş sağladığını kaydederken, ayrıca her bireyin ihtiyacının ve estetik anlayışının farklı olduğunu söyleyerek, kişiye özel estetik planlamanın önemini vurguladı.
06 Mayıs 2025 Salı - 17:56
Sigara dumanı, hava kirliliği ve beslenme şekli astımın seyrini etkiliyor
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalında görevli Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 6 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin astıma zemin hazırladığını söyleyen Özşahin, "Çevresel faktörler olarak alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği ve beslenme alışkanlıkları astımın gelişmesinde etkili olmaktadır. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri, küf mantarları ve hamamböceği gibi alerjenlere karşı duyarlılık astımlı hastalarda çok sık görülmektedir. Yaşadığımız ortamlarda rutubet ve küf olması, sigara dumanına maruz kalınması astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Astımlı hastalarda havayolları aşırı duyarlı olup uyaranlara (alerjenler, hava kirliliği, vb.) karşı aşırı yanıt vermektedir. Tetikleyici olarak kabul ettiğimiz alerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliği astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır" dedi. Astım hastalığının bulgularının öksürük, nefes darlığı, göğüste sertlik ve hışıltı olduğunu dile getiren Özşahin, "Bu şikâyetlerin uzun sürmesi veya tekrarlaması halinde hastada astım düşünülmelidir. Astımda görülen öksürük, inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha fazladır ve uykudan uyandırabilir. Astım hastalığı kronik olup hasta ve hekim iş birliği ile hastalığın kontrolünün sağlanması mümkündür. Tedavinin hedefi astım belirtilerinin azaltılması ve bireyin normal günlük aktivitelerini yapılabilmesidir. Astım krizlerinin olmaması, acil başvurularının olmaması, gece ve gündüz belirtilerinin kaybolması ve hastanın günlük aktivitelerini zorlanmadan yapması astım kontrolünün temel göstergeleridir. Alerjisi olan bir hastanın alerjenlerden korunması, sigara dumanına maruz kalınmasının engellenmesi, grip aşısının her yıl yapılması, aşırı kilolardan kaçınılması ve ilaçların düzenli ve doğru kullanımı önemlidir. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların büyük bölümü solunum yolu ile alınmaktadır. Bu ilaçların doğru teknikle kullanımı hastalığın kontrolü için çok önemlidir. Astım kronik bir hastalık olduğu için bu sorunların aşılması ancak iyi bir hekim ve hasta iş birliği ile sağlanabilir. Hastanın ve ailenin eğitimi ve hekim ile iyi iş birliğinin kurulması astım kontrolünün sağlanmasının en önemli basamağıdır. Bu sayede astım daha kolay bir şekilde kontrol altına alınabilir" ifadelerine yer verdi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder