SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28 Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29 Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54 Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın" Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05 "Sessiz katil" hipertansiyona dikkat Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Geçmeyen bel ağrılarına dikkat
06 Mayıs 2025 Salı - 16:03 Geçmeyen bel ağrılarına dikkat SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Romatoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Bünyamin Kısacık, 7 Mayıs Dünya Ankilozan Spondilit (AS) Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, geçmeyen bel ağrılarının hafife alınmaması gerektiğini söyledi. Ankilozan Spondilit adı verilen hastalığın halk arasında ‘omurga’ ya da ‘kalça romatizması’ olarak da bilindiğini kaydeden Prof. Dr. Kısacık, hastalıkla ilgili şu bilgileri verdi: "Ankilozan Spondilit; genetik temelli, kronik ve ilerlediğinde sakatlığa neden olabilen bir romatizma türüdür. Genellikle 40 yaş altında başlar ve çoğu hasta tanı aldığında henüz 20’li yaşlardadır. Hastalığın en belirgin şikâyeti bel ve kalça bölgesinde yoğunlaşan ağrıdır. Ancak bu ağrı, klasik bel ağrısından farklıdır. Özellikle geceleri artar ve sabaha karşı en şiddetli hâline gelir. İlginç bir şekilde, hareket ettikçe bu ağrı azalır. Ayrıca diz, ayak bileği ve topuk gibi eklemlerde de ağrı ve şişlik görülebilir. Bazı hastalar gözün ön kısmında iltihaplanma (Üveit) şikâyetiyle de bize başvurabilir." Tanı genellikle geç konuluyor En kötü tarafının, hastalığın genellikle geç tanı alması olduğunu ve bu durumun hastalarda sakatlık gelişmesine ve iş gücü kaybına yol açabildiğini belirten Prof. Dr. Kısacık, şöyle devam etti: "Tanısı geç konmuş ve yıllarca çektiği acılar yüzünden ifadesi değişmiş hastalarımın hikâyelerini hala tek tek anımsıyorum. Hastalarıma gerçekten de ne yaşadıklarını anlayabildiğim için her zaman söylediğim gibi; ‘Bu ağrıyı bir siz, bir de ben çok iyi biliyorum. Tanı, genellikle iltihaplı bölgelerin röntgen ya da manyetik rezonans (MR) görüntülemeleriyle konur. Tedavi ise kişiye özel planlanır; ilaç tedavileriyle birlikte yaşam tarzı değişikliklerini de içerir." Tedavi sonrası hastalarının sıkça, ‘Hocam, tedaviden sonra adeta yeniden doğdum’ diyerek yaşadıkları mutluluğu dile getirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Kısacık, "Evet, bu çok zor bir hastalık. Ancak erken tanı konduğunda tedaviyle yaşam kalitesi ciddi oranda artırılabilir" diye konuştu.
Siirt’te gebe okulu, kadınları doğuma ve anneliğe hazırlanıyor
06 Mayıs 2025 Salı - 13:33 Siirt’te gebe okulu, kadınları doğuma ve anneliğe hazırlanıyor Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde "gebe okulu" ile anne adaylarının doğuma sağlıklı ve huzurlu hazırlanması amaçlanıyor. Gebelik sürecinde bilinçli ve sağlıklı bir yol izlemek isteyen kadınlar gebe okulunda aldıkları eğitimlerle süreç hakkında kapsamlı bilgi edinme fırsatına sahip oluyorlar. Hastanede doğumu kolaylaştıracak egzersizler yaptırılan gebelere, doğum yöntemleri, doğum öncesi ve sonrası beslenme, bebek bakımı ve emzirme yöntemleri ile anne sütünün önemi konularında bilgi veriliyor. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sinem Kılıç, gebe okulunda anne adaylarına, gebelik süresince ve doğum sonrası bakımla ilgili bilgilendirmeler yapıldığını söyledi. Gebelik planlayan hastaları ve gebeleri haftası fark etmeksizin gebe okuluna da davet etmekte olduklarını belirten Dr. Kılıç, her gebeye "Bir Ebe Projesi" kapsamında gebelere bir ebeyle birebir iletişim sağlaması, gebelik sürecini ve doğum sürecini daha rahat atlatması, kendini daha güvende hissetmesi açısından da önerdikleri ve faydalandıkları yöntemler olduğunu ifade etti. Dr. Kılıç, gebe okulunda haftanın 3 günü eğitimler planlanmakta olduğunu söyleyerek, "Hastalarımız poliklinikten yönlendirilmektedir. Gebe kayıtları alındıktan sonra program çerçevesinde planlı bir şekilde çağırıyoruz. Hem teorik eğitimler veriyor, hem de pratik olarak burada gerekirse maketler üzerinden bebek bakımıyla ilgili, gebeliğin ilerleme haftalarıyla ilgili bilgiler veriyoruz. Gebelikte sık karşılaşılan sorunlar ve çözüm yöntemleriyle ilgili önerilerimizi anlatıyoruz. Gebelik sürecini güvenli ve rahat geçirebilmeleri için bilmek istedikleri, sormak istedikleri her türlü soruya burada cevap bulmaya çalışıyoruz. Ayrıca egzersiz çalışmaları yapılmaktadır. Bunları aksatmadan yapmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Gebelik ve doğum sonrasında da ihtiyaç duydukları ilk bakımla ilgili bilgilerimizi de veriyoruz. Böylece gebelerimiz hem kendilerini daha rahat hem de daha güvende hissederek doğumu daha güvenli bir ortamda gerçekleştirmiş oluyorlar." dedi.
16 yaşındaki çocuğun bağışlanan organları 6 kişiye umut oldu
06 Mayıs 2025 Salı - 13:32 16 yaşındaki çocuğun bağışlanan organları 6 kişiye umut oldu Samsun’da motosiklet kazası sonucu kaldırıldığı hastanede beyin ölümü gerçekleşen 16 yaşındaki Iraklı çocuğun bağışlanan organları 6 kişiye umut oldu. Samsun’un Bafra ilçesinde motosiklet kazasında ağır yaralanan Irak uyruklu Elias Naif Elias Nasır (16), 27 Nisan’da Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Hastanenin yoğun bakım servisinde tedavi altına alınan Iraklı çocuğun dün beyin ölümü gerçekleşince ailesi organlarını bağışlama kararı aldı. Bugün Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ameliyatla bağışlanan organları alınan Elias Naif Elias Nasır’ın kalbi Ankara Bilkent Hastanesine, karaciğeri, 2 böbreği ve 2 korneası ise nakledilmek üzere Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde gönderildi. Iraklı Elias Naif Elias Nasır’ın dayısı Meşal Gaip Hussein Nasır (37), "Biz 9 senedir Samsun’dayız. Biz de hayır yapmak istedik. Organları bağışlama kararı aldık" dedi. Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Bağışı Koordinatörü Recep Erik, "Motosiklet kazası sonucu hastanemizde tedavi gören 16 yaşındaki Iraklı çocuğun dün beyin ölümü gerçekleşti. Ailesi ile irtibata geçince organlarını bağışlama kararı aldılar. Hastamıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Organ nakli bizim için çok önemliydi. Türkiye’de organ naklinin azlığından şikayet ediyoruz sürekli. Organ nakli yapılan hastalara şifa diliyorum" diye konuştu. Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait ambulans uçak, Samsun’dan Ankara’ya kalp grefti başarıyla ulaştırdı.
ESOGÜ’den 6 Mayıs Dünya Astım Günü açıklaması
06 Mayıs 2025 Salı - 13:29 ESOGÜ’den 6 Mayıs Dünya Astım Günü açıklaması Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Anadolu Şubesi Başkanı Doç. Dr. Şenay Yılmaz, 6 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Her yıl Mayıs ayının ilk Salı günü, ’Dünya Astım Günü’ olarak yer alıyor. ESOGÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Anadolu Şubesi Başkanı Doç. Dr. Şenay Yılmaz, astım hastalığına dair detaylar ve konuya ilişkin bilgilendirmeler yaptı. "Astım tedavisinin amacı şikayetlerin kontrol altına alınması ve hastanın yaşamını normale en yakın şekilde devam ettirmesidir" Astım belirtilerine, astıma yol açan tetikleyici etkenlere ve kontrol sağlayıcı tedavi yöntemlerine değinen Doç. Dr. Yılmaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Astım, akciğer içi hava yollarında mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu duvarının daralması sonucu ortaya çıkan müzmin (kronik) bir akciğer hastalığıdır. Dünyada 350 milyon kişinin astım hastası olduğu, her yıl 400 binden fazla kişinin ölümünün astıma bağlı olduğu bilinmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2023 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre ise ülkemizde her 1000 ölümden yaklaşık 3’ü astım nedeniyle gerçekleşmiştir. Görülme sıklığı ile neden olduğu engellilik ve ölümler, astım konusunda farkındalığın artırılmasının gerekliliğini ortaya koymuş olup bu çerçevede, her yıl Mayıs ayının ilk Salı günü ‘Dünya Astım Günü’ olarak belirlenmiştir. Astım; tekrarlayan ve ataklar halinde gelen nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı/hışıltı/ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir. Doğru tanı için şikayetlerin değerlendirilmesinin yanı sıra, solunum fonksiyon testlerinin yapılması ve geriye dönüşümlü bu hava yolu darlığının gösterilmesi önemlidir. Astım tedavisinin amacı hastalığın şikayetlerinin kontrol altına alınması ve hastanın yaşamını normale en yakın şekilde devam ettirmesidir. Hastalığın ağırlığına uygun ilaç tedavilerinin verilmesi, hastanın verilen tedavileri önerilen şekilde ve doğru teknikle uygulaması, astım tetikleyicilerinden uzak durulması, birlikte seyreden diğer hastalıkların da tedavi edilmesi ile astımın belirtileri kontrol altına alınabilmektedir. Astım ilaçlarının büyük bir kısmı nefes alma yolu (inhalasyon) ile kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçları içeren cihazların (inhaler) önerilen şekilde ve doğru bir teknikle kullanılması tedavinin etkin yapılabilmesi için çok önemlidir. Astım kontrolünü güçleştiren etkenler arasında ilaçların doğru teknikle ve belirtilen düzende kullanılmaması, solunum yolu enfeksiyonları, alerjenler, sigara dumanı ve kimyasallar gibi tetikleyicilere maruz kalmak sayılabilir. Astım kontrolünün sağlanmasında astım şikayetlerini artıran faktörlerin belirlenmesi, bu faktörlerden uzak durmanın sağlanması ve düzenli takip altında tedavinin sürdürülmesi önem taşımaktadır."
Baharın güzelliği astım hastaları için risk taşıyabilir
06 Mayıs 2025 Salı - 12:53 Baharın güzelliği astım hastaları için risk taşıyabilir Bahar ayları en çok astım hastalarını etkiliyor. Polen yoğunluğu, hava değişimleri ve çevresel tetikleyiciler nedeniyle astım hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor. Astım hastalarının yaşam kalitesini koruyabilmesi için doktor takibi ve ilaç kullanımını özellikle ihmal etmemesi önem taşıyor. Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Güler Göğüş, astım hakkında uyarılarda bulundu. Medicana Kadıköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Güler Göğüş, özellikle nisan ve mayıs aylarında yoğun olarak görülen polenlerin, açık havada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte daha fazla temas riski oluşturduğunu belirterek, "Ağaç, çimen ve ot polenleri bahar aylarında en yoğun seviyelerine ulaşır. Astım hastalarının bu dönemde dışarı çıkarken gözlük ve maske kullanması, eve geldiklerinde kıyafetlerini değiştirmesi ve mümkünse duş alması önerilir. Ayrıca sabah saatleri, polen yoğunluğunun en yüksek olduğu zaman dilimi olduğu için dışarı çıkış saatleri de buna göre planlanmalıdır" dedi. Ev ortamında da önlem alınabilir Ev ortamında da alınacak bazı basit önlemlerle astım etkilerinin azaltılabileceğini belirten Uzm. Dr. Güler Göğüş, "Toz tutan halılar, perdeler, peluş oyuncaklar ve evcil hayvan tüyleri de tetikleyici olabilir. Haftalık temizlik düzeni, nem oranının kontrolü ve hava filtreleme sistemleri astım kontrolü açısından önemlidir" diye konuştu. Farkındalık erken tanı ve tedavi için bir fırsat Astımla barışık bir yaşam mümkün: Kişiye özel tedavi ve yaşam düzenlemeleri büyük rol oynuyor.Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Güler Göğüş, astım hastalarının yaşam kalitesini koruyabilmesi için doktor takibi ve ilaç kullanımının aksatılmaması gerektiğini ifade etti. "Astım tedavisi kişiye özeldir. Düzenli solunum testleri ile hastalığın seyri izlenmeli, semptomlar artarsa tedavi yeniden değerlendirilmelidir. Maalesef birçok hasta kendini iyi hissettiğinde ilaçlarını bırakıyor. Bu da atak riskini artırıyor" dedi. 300 milyon astım hastası var Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya genelinde 300 milyondan fazla insan astım ile yaşarken, Türkiye’de yaklaşık 4 milyon kişinin bu hastalıkla mücadele ettiği tahmin ediliyor. Uzm. Dr. Güler Göğüş, "Astım hastaları doğru bilgi ve bilinçle atakları önleyebilir ve sağlıklı bir yaşam sürebilir. Bu özel gün, hem hastalar hem de yakınları için bilinçlenme adına önemli bir fırsat" diyerek açıklamasını tamamladı.
Kepez Belediyesi çölyak hastalarının yanında
06 Mayıs 2025 Salı - 12:52 Kepez Belediyesi çölyak hastalarının yanında Kepez Belediyesi, çölyak hastaları ve sağlıklı beslenmek isteyenlerin yanında. Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, günde 3 binden fazla glutensiz ürünün hijyenik şartlarda üretildiğini belirterek, "Halk sağlığına verdiğimiz önemin bir göstergesi olan glutensiz ekmek üretim tesisimiz alanında örnek bir tesis olarak faaliyet gösteriyor" dedi. Antalya’nın Kepez Belediyesi iştiraki olan Kepez Kalkınma ve Dayanışma Vakfı Fırın İktisadi İşletmesi, çölyak hastaları ile sağlıklı beslenmek isteyenlere yönelik olarak günde 3 binden fazla glütensiz ürünü tüketime sunuyor. Halk sağlığına büyük önem verdiklerini belirten Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Glutensiz ekmek üretim tesisimiz, alanında örnek bir tesis olarak faaliyet gösteriyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan alınan tüm izinlerle en ileri teknolojiye sahip elektronik makinelerle gıda güvenliği standartlarına tam uyumlu şekilde üretim yapıyoruz. Tesisimizde hijyen kurallarına titizlikle uyulurken, gıda mühendislerinin denetiminde üretim gerçekleştiriliyor" dedi. Toplumun her kesimine dokunan sosyal belediyecilik Kepez Vakfı ekmek üretim tesislerinin sadece çölyak hastalarının değil, sağlıklı beslenmek isteyen vatandaşların da ihtiyaçlarını karşıladığı ve toplumun her kesimlerine dokunan bir sosyal belediyecilik hizmeti olduğunu söyleyen Başkan Kocagöz, "Hep birlikte daha sağlıklı ve mutlu bir Kepez için çalışmaya devam edeceğiz. Kepez Kalkınma ve Dayanışma Vakfı bünyesindeki ekmek fabrikası ile hem üretiyor hem de yapılan karla ihtiyaç sahiplerine yardım elini uzatıyoruz. Kar için değil, sosyal yardımlaşmayı öne çıkaran bir anlayışla öğrencilere burs veriyoruz" diye konuştu. Örnek bir sosyal belediyecilik yatırımı olan Kepez Vakfı Ekmek Fabrikası, üretim çeşitliliği ile dikkati çekiyor. Önce insan sağlığı ilkesiyle üretim yaparak ilçe sakinlerinin uygun fiyatlı, lezzetli ve sağlıklı ekmek ihtiyacını karşılıyor. Her damak zevkine uygun ekmek var Kepez Ekmek’in üretim hattında her damak zevkine uygun ekmek imal ediliyor. Üretim hattından tatlı-tuzlu kuru pasta, un kurabiyesi, sade, kepekli ve susamlı galeta, ay çekirdekli burgulu galeta, yaprak galeta, misket kuru pasta, pastane bezesi ile özel yapım yaş pasta, ekler, çikolata topu, triliçe, tramisu, supangile, sütlaç, ıslak kek gibi sütlü ve şerbetli tattılar da vatandaşların beğenisine sunuluyor. Kepez Ekmek Fabrikası’nda pişen simit, poğaça ve açma çeşitleri de vatandaşların kahvaltılık talebini karşılıyor. Kepez Ekmek Fabrikası’nda günde 45 bin normal ekmek, 3 bin 350 adet çeşitli ekmekler, 2 bin 300 adet simit-boğaca ve 20 bin 500 adet roll ekmek üretiliyor. Kepez’de Çölyak hastaları için Glutensiz üretim Kepez Belediyesi, normal ekmek yiyemeyen çölyak hastalarını da unutmadı. Kepez Vakfı Ekmek Fabrikası’nda günde ortalama bin 100 adet glutensiz ekmekle birlikte çeşitli gramajlarda glutensiz sandviç ekmeği, tost ekmeği, gobit ekmeği, yarım ekmek, susamlı ekmek, tahıllı ekmek, köy ekmeği, baton ekmek, tatlı-tuzlu kuru pasta, kurabiye, muffin kek, simit, poğaça ve açma üretimi yapılıyor. Kepez Vakfı Fabrikası’nın örnek bir sosyal belediyecilik hizmeti olan glutensiz üretim hizmeti, sadece Kepez’le sınırlı kalmayıp, Antalya’nın dört bir yanına ve Türkiye’nin 20’ye yakın iline ulaşarak geniş bir kitleye hizmet veriyor.
Keçiören Belediyesi, ‘Sağlıklı Beslenme ve Obezite’ başlıklı eğitim verdi
06 Mayıs 2025 Salı - 12:30 Keçiören Belediyesi, ‘Sağlıklı Beslenme ve Obezite’ başlıklı eğitim verdi Keçiören Belediyesi hem personele hem de stajyerlere yönelik ‘Sağlıklı Beslenme ve Obezite’ başlıklı eğitim düzenledi. Keçiören Belediyesi hem personele hem de stajyerlere yönelik eğitimlere devam ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Beslenen Aktif Öğrencilerle Büyüyen Türkiye" projesi kapsamında belediye bünyesinde bulunan stajyer öğrencilere "Sağlıklı Beslenme ve Obezite" konulu eğitim verildi. Keçiören İlçe Sağlık Merkezi’nden Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Saadet Karpuzoğlu, belediye meclis salonunda öğrencilerle bir araya geldi. Sağlıklı ve doğru beslenmeye vurgu yapılan sunumda öğrencilere dengeli ve doğal beslenmenin, kahvaltı başta olmak üzere ana öğünleri düzenli şekilde yapmanın ve su içmenin önemi anlatıldı. Bu yaşlarda beslenmeyle ilgili atılabilecek her yanlış adımın ileriki yaşlarda doğurabileceği üzücü sonuçlar konusunda da bilgilendirilen öğrencilere özellikle de paketli gıdaların zararları konusunda ciddi uyarılar yapıldı. Yanlış beslenme sonucu oluşabilecek obezitenin neden olacağı birçok hastalık hakkında öğrenciler bilgilendirildi. "Gençlerimizin kendilerini geliştirmeleri için destek olmaya devam edeceğiz" Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, "Gençlerimizin beden sağlığı ve kişisel gelişimleri için eğitimleri önemsiyoruz. Bu nedenle eğitim çalışmalarımıza ara vermeden devam ederek gençlerimizin kendilerini geliştirmeleri için destek olmaya devam edeceğiz" dedi.
Depresyonda olan hasta 56 gün boyunca uyudu
06 Mayıs 2025 Salı - 12:30 Depresyonda olan hasta 56 gün boyunca uyudu Samsun’da bir hasta psikiyatrik rahatsızlık sebebiyle 56 gün boyunca uyudu. Hastaya uygulanan elektrokonvülsif terapi (EKT) sayesinde hasta 56’ncı gün gözlerini açtı. Samsun’da yaşayan 26 yaşındaki genç kadın, yalnızca depresyon geçmişi bulunmasına rağmen bilinç kaybı şikâyetiyle ilk olarak ilçe hastanesine getirildi. Bilinci kapalı şekilde hastaneye kaldırılan genç hasta burada 32 gün boyunca hastanede yatırıldı. Hastaya sayısız tetkik yapıldı ama neden bir türlü uyanmadığı, gözlerini açmadığı, konuşmadığı anlaşılamadı. Sonrasında hasta Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi sevk edildi. Burada OMÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç tarafından hasta yoğun bakımda izlenmeye başladı. "Donmuş gibiydi. Bilimin, ekip çalışmasının ve sabrın zaferi" Hastanın 56 gün boyunca hiçbir uyarıyı yanıtlamadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç, "Bize sevk edildiğinde yoğun bakımda izlemeye başladık. Hasta gözlerini açmıyor, ağrılı uyaranlara dahi yanıt vermiyor, adeta kaskatı kesilmiş şekilde yatıyordu. Tüm nörolojik, metabolik, enfeksiyöz, toksik ve endokrin tetkikler normaldi. Sayısız ihtimali dışladık ama nedenini bulamadık. Organik bir bozukluk yoktu ama hasta adeta ‘donmuş’ gibiydi. O noktada bunun psikiyatrik bir durum olabileceğini düşündük. Durumu psikiyatri, nöroloji ve yoğun bakım uzmanlarının ortak değerlendirdiği bir konsey ile ele aldık. Tüm bulguları birlikte değerlendirerek, bunun bir katatoni tablosu olabileceğine karar verdik. Katatoni, bazı ağır psikiyatrik hastalıklarda görülebilen ve kişinin konuşmaması, hareket etmemesi, çevreyle tüm bağını koparması gibi belirtilerle ortaya çıkan bir durumdur. Özellikle ağır depresyonlarda bu tablo gelişebilir. Dışarıdan bakıldığında bilinci kapalı gibi görünür ama aslında içeride bir tür ‘donma hali’ yaşanır. Literatürde bu kadar uzun süren katatoni vakaları bildirilmiştir fakat bu kadar ağır ve tedaviye gecikmiş olgular oldukça nadirdir. Biz de bu tabloya geç kalmadan müdahale ettik. EKT (elektrokonvülsif terapi) tedavisine başladık. 56. gün, 5. seansın ardından bir sabah gözlerini açtı. Bize baktı, yemek yedi. O anı tarif etmek zor. Bu vaka bize şunu gösterdi: Depresyon sadece üzgün olmak değildir. Bazen insanı tamamen susturabilir, durdurabilir. Bu, yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda insani bir umut hikayesiydi. Bilimin, ekip çalışmasının ve sabrın zaferiydi" dedi.
Kendisi kadar yanlış uygulamalar da öldürüyor
06 Mayıs 2025 Salı - 12:28 Kendisi kadar yanlış uygulamalar da öldürüyor Kene vakalarında yanlış uygulamaların ölümcül sonuçlar doğurabileceğini belirten Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Çetin, vücuda yapışan kenenin uzman bir kişi tarafından çıkarılması gerektiğini vurguladı. Türkiye genelinde hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte kene popülasyonu da hızla yükselişe geçti. Özellikle Sivas, Tokat, Amasya, Erzincan, Gümüşhane, Giresun ve Yozgat gibi illerde yoğunlaşan kene vakaları, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı riskini de beraberinde getiriyor. Nisan ve Mayıs aylarıyla birlikte kene vakalarında artış başlamasıyla birlikte ciddi ve ölümcül hastalıklara yol açabiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Çetin, kene vakalarının görülmeye başlandığını belirterek, "Kurban Bayramı’nın yaklaşmasıyla beraber büyük ve küçükbaş hayvan hareketliliği başlamaktadır. Özellikle Orta Anadolu bölgesinden ve Doğu Anadolu bölgesinden, Batı illerimize doğru kurbanlık hayvanların hareketliliği söz konusu. Bu süreçte, hayvanların üzerindeki keneler hayvanlarla beraber başka illere taşınabilir. Bu noktada il tarım müdürlüklerine önemli görevler düşmektedir. Hayvanlar, üzerinde kene olmadan veyahut keneleri giderilmiş ve ilaçlanmış olarak sevkiyatı yapılırsa kenenin Doğu ve Orta Anadolu illerinden batı illerine doğru hareketliliğinin azalacağını düşünüyorum" dedi. "Vakalar görülmeye başladı" İlhan Çetin, bu aylarda kene popülasyonunda ciddi bir artış görüldüğünü belirterek, "Kene popülasyonu Sivas, Yozgat, Tokat, Amasya, Erzincan, Gümüşhane ve Giresun gibi illerde yoğunlukta olmak üzere, ülkemizin hemen hemen tamamında ortaya çıkar. Özellikle Nisan-Mayıs ayları ile birlikte kene popülasyonunda ciddi bir artış görülmektedir. Havaların ısınmasıyla birlikte kenelerin yumurtadan çıkıp tabiattaki yerini almasıyla, bol miktarda kenenin ortaya çıktığını biliyoruz. İnsanların, havaların ısınması ile tabiata çıkmasından dolayı kene ısırma vakalarını görmeye başlıyoruz. Hem ilimizde hem de çevre illerde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı vakaları görülmeye başlamıştır. Bu dönemde alınacak bir takım önlemler ve tedbirler kene sayısını azaltmak açısından önem arz etmektedir. Keneyle yapılan mücadele, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığıyla da mücadelenin yolunu aşmak demektir. Risk grupları içerisinde de yer alan hayvancılıkla uğraşan kişilerin hayvanların üzerlerinde kene görmeye başladıkları andan itibaren keneyle mücadeleye başlamaları gerekmektedir. Bu konuda çok sayıda etkili ilaç bulunuyor" dedi. "Tahliller ile tespit edebiliyoruz" Hayvancılıkla uğraşan insanların hayvanların üzerindeki kenelerin elle çıkarılmaması gerektiğini söyleyen Çetin, "Her yıl bu aylarda bilim insanları ve sağlık çalışanları olarak vatandaşlarımızı kene konusunda uyarmaktayız. Kenenin yoğun olduğu illerde aktivite yaparken dikkat etmemizde fayda var. Özellikle piknik gibi bir etkinlik yapacaksak, piknikte kullandığımız örtülerin beyaz veya açık renkli olmasına özen göstermeliyiz. Hayvancılıkla uğraşan insanların hayvanlarıyla uğraşırken hayvanların üzerindeki kenelerin elle çıkarılması, el ile kene kırma işleminin yapılmaması çok önemlidir. Bu tür işlemleri yapan kişilerin kenelerden ve hayvanlardan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığını aldıklarını, ciddi manada hastalandıkları hatta hayatlarını kaybettiklerinde görülmektedir. Eğer herhangi bir şekilde vücudumuzun herhangi bir bölgesine kene yapışmış ve ısırmış ise kendimiz değil, bu konuda yetkin bir sağlık personelin tarafından çıkarılması gerekmektedir. Kene yapışmış ve çıkarılmış olsa dahi, 3-5 gün sonra kan tahlilleri yaparak ısırma olayından dolayı vücuda herhangi bir etkisinin olup olmadığını kan tahlilleri ile tespit edebiliyoruz" diye konuştu. "Ciddi sıkıntılara sokabilir" Tabiatta açık renkli kıyafetler giyilmesini öneren Çetin, "Tabiatta etkinlik yaparken açık renkli giysiler giyilmesini öneriyoruz. Böylelikle üzerimize herhangi bir şekilde kene gelmiş ise rahat bir şekilde görülebilir. İnsanlar üzerine yapışmış, ısırmış olan keneleri kendileri çıkartmaya çalışıyor. Üzerine sigara basmak ve kolonya dökmek gibi keneyi rahatsız ederek çıkartma yöntemleri uyguluyorlar. Bu tür yöntemler uygulandığında keneler kusmak suretiyle vücutlarındaki virüsü daha yoğun bir şekilde insan vücuduna vermektedir. Bu insanların hasta olma ihtimalleri yükselmekle birlikte ölme oranlarının da çok daha yüksek olduğunu bilmekteyiz. Mutlaka bir sağlık personeli tarafından kene tedavisinin yapılmasında fayda vardır. Yanlış uygulamalar insanları ciddi sıkıntılara sokabilir ve hayatlarını kaybetmelerine sebebiyet verebilir" şeklinde konuştu.
104 yaşındaki hasta, kalp ameliyatıyla sağlığına kavuştu
06 Mayıs 2025 Salı - 12:26 104 yaşındaki hasta, kalp ameliyatıyla sağlığına kavuştu Bursa’da 104 yaşındaki kadın hasta, Bursa Şehir Hastanesi’nde yapılan kalp kapakçığı ameliyatıyla sağlığına kavuştu. Nefes darlığı, kuru öksürük ve baş dönmesi şikâyetleri ile Bursa Şehir Hastanesi’ne başvuran 104 yaşındaki Embiye Kadıoğlu’nun kalbinde aort kapağı kalınlaşması ve darlığı tespit edildi. Tetkikleri gerçekleştiren Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Erkan, Kadıoğlu’nun ileri yaşına rağmen ameliyat kararı aldı. Hastane bünyesinde başarıyla gerçekleştirilen operasyon sonucu Kadıoğlu sağlığına kavuştu. Yapılan operasyonla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Hakan Erkan, hastanın aynı hastanede çalışan meslektaşının annesi olduğu bilgisini verdi. Hastanın ileri yaşına rağmen herhangi bir ilaç kullanımını gerektirecek kronik bir hastalığı bulunmadığını vurgulayan Prof. Dr. Erkan, "Biz de yapmış olduğumuz tetkiklerde organ sistemlerinin çok iyi çalıştığını gördük. Sadece kalp kapakçığında ileri yaşa bağlı olarak kireçlenmeye bağlı bir daralma söz konusuydu. Biz de hastaya, yakınlarıyla risklerini anlatarak işlemi yapmaya karar verdik. Yaklaşık 30-40 dakika süren bir ameliyatla kalp kapakçığını değiştirdik ve hastamızı şu anda da şifa ile taburcu etmeyi planlıyoruz" şeklinde konuştu. Tıbbi alandaki teknolojik gelişmelerin kalple ilgili operasyonlarda daha riskli hastaların başarıyla tedavi edilmesini sağladığına dikkat çeken Erkan, "Bu sayede hastanemizde ileri yaşa sahip bir hastamızı, kısa bir operasyon ve kısa bir takip süresinden sonra taburcu etmenin mutluluğunu yaşıyoruz" diye konuştu. "Kendini çok iyi hissediyor" Aynı hastanede anestezi uzmanı olarak görev yapan Embiye Kadıoğlu’nun oğlu Dr. Özcan Kadıoğlu ise, "Annem 104 yaşında ve bir ay öncesine kadar sağlıklıydı. Gündelik işlerini kendisi görebiliyordu ama bir aydan beri gittikçe artan bir nefes darlığı, kuru öksürük ve baş dönmesi şikâyetleri gittikçe arttı. Nihayetinde Bursa Şehir Hastanesi’nde gereken tahlil ve tetkikler yapıldı. Maalesef ciddi aort kapağı, kalınlaşması ve darlığı olduğu söylendi. Bu hastalığın tedavisi ameliyat. Ama ne güzel ki ikinci bir seçenek olarak kapalı kapak değişimi (TAVİ) denilen işlem de yapılabiliyor. Annem için açık ameliyat uygun bir seçenek değildi. Yaşından dolayı riskleri çok yüksekti. O yüzden TAVİ yapılmasını düşündük" ifadelerini kullandı. Hastanede birlikte görev yaptığı Prof. Dr. Hakan Erkan’ın bu işlemi başarıyla yaptığını bildiğini belirten Kadıoğlu, "Daha önceden kendisiyle görüştüm ve bana, ’evet yaşından dolayı riski var ama ben bu işlemi yaparım, kabul ederseniz’ dedi. Ben hemen kabul ettim. Çok kısa sürede işlem hazırlıkları tamamlandı. İşlemin kendisi de çok kısa sürdü ve hiçbir sorun yaşanmadan annem yoğun bakıma sonra buradan da servise çıktı. Şu an serviste yatıyoruz ve taburcu olmak üzere bekliyoruz. Annemin hiçbir sorunu yok, şikâyetleri geçti ve şu an kendini çok iyi hissediyor" dedi.