Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Hakan Safi: "Fenerbahçe’nin şanlı tarihini tekrar geri getireceğiz"
Çağla Tuğaltay cinayetinde flaş gelişme: Ölen komşusunun mezarı açıldı
Bakan Fidan: "Almanya'yla iş birliğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz"
Türk Telekom CEO’su Şahin: "Yerli ve milli haberleşme cihazı üretimi kırmızı çizgimizdir"
Pakistan İçişleri Bakanı Naqvi, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile bir araya geldi
Mersin’de 4 kişinin öldüğü silahlı saldırı anı kamerada
Beşiktaş’ta 39 maçlık ikinci Sergen Yalçın dönemi
SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28
Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54
Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın"
Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05
"Sessiz katil" hipertansiyona dikkat
Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 11:37
"Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir"
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
4
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:55
Silvan Devlet Hastanesi’nde endoskopi ve kolonoskopi hizmeti
5
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
06 Mayıs 2025 Salı - 12:10
Eski Devlet hastanesi hizmet binası yıkılıyor
1954 yılında yapılan Balıkesir Devlet Hastanesi yeni hizmet binası yapımı içindeki binanın yıkımına başlandı. Hastane Baş Hekimi Dr. Erdal Ünal yaptığ konuşmasında şu ifadelere yer verdi. "Bugün, uzun yıllardır sağlık hizmeti sunduğumuz hastane binamızın önünde son kez bir araya geldik. A, B ve E. bloklarımız, binlerce hastaya şifa dağıtılan, nice hatıraya tanıklık eden alanlardı. Yenilenme sürecine tanıklık ederken, geçmişe duyduğumuz vefa ile son bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Bu yapılar yerini, daha modern, daha donanımlı ve çağın imkanlarına uygun bir sağlık kompleksine bırakacak. Programımıza; İl Sağlık Müdürümüz Uz. Dr. Serkan Kadir Keskin ve diğer daire başkanlarımız katılım sağlamışlardır. Nazik destekleri ve kıymetli katılımları için teşekkür ederiz. Tüm ekip arkadaşlarımıza bugüne kadar verdikleri emekler için şükranlarımızı sunar, yeni binamızda da aynı kararlılıkla hizmet vermeye devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız." Yeni hastane nasıl olacak; Yıkılan hastanenin yerine, 2 Blok Hastane Binası, 1 blok kapalı otopark, 1 adet acil binası ve 96 bin metrekare kapalı alandan oluşan proje; 35 bin 429 metrekare alan içerisinde 400 yatak kapasiteli olarak hizmet verecek olup, 2 kat bodrum, zemin artı 8 kat olacak şekilde planlandı. Bölgenin 1. derece deprem bölgesinde yer alması sebebi ile 192 adet sismik izolatörle yapılan hastane binası 800 araçlık otoparka sahip olacak ve 400 yataklı planlanan projede 108 adet çift kişilik oda, 84 adet tek kişilik yatak yer alacak. Hastane binasında 82 poliklinik, 13 adet ameliyathane, 88 yoğun bakım yatağı, 20 adet fizik tedavi ünitesi, 10 yataklı diyaliz ünitesi, 5 yatak ve 6 adet kemoterapi ünitesi, SDL ve 28 yataklı palyatif yoğun bakım üniteleri bulunacağı açıklandı.
06 Mayıs 2025 Salı - 12:04
Otizmli çocuklar ve annelerine ücretsiz diş taraması
Afyonkarahisar’da yaşayan otizmli bireyler ve annelerinin ücretsiz diş kontrolleri yapıldı. Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve Afyonkarahisar Engelliler Platformu iş birliğinde otizmli bireyler ve annelerine yönelik anlamlı bir diş tarama etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlik, Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaçam’ın bilgilendirici sunumuyla başladı. Ardından otizmli çocuklar ve anneleri, uzman ekip tarafından diş taramasından geçirildi. Diş Hekimliği Fakültesi öğrencilerinden oluşan Geleceğin Diş Hekimleri Kulübü üyeleri, bu özel günde anneleri unutmadı. Anneler Günü dolayısıyla otizmli çocukların annelerine çiçek takdim edilerek günleri kutlandı. Etkinlikte konuşan Ulusal Otizm Konfederasyonu Başkanı Fatma Kilci Kavas, "Özel çocuklarımız kadar özel çocuk annelerinin sağlığı da çok önemli. Anne sağlıklı ve mutlu olursa çocuk da sağlıklı ve mutlu olur. Bu anlamda yapılan etkinliği çok anlamlı buluyorum" dedi.
06 Mayıs 2025 Salı - 11:58
Uzmanı uyardı: "Düşük ve orta gelirli ülkelerde astım artıyor"
Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Gazi Gülbaş son yıllarda gelir düzeyi düşük-orta ülkelerde astım vakalarında artış gözlemlendiğini ifade ederek, "Astım önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Erken tanı ve doğru tedavi yaşam kalitesini artırır ve hayat kurtarır" dedi. Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) verilerine göre, astım dünya çapında 300 milyonun üzerinde kişiyi etkilerken her yıl 450 binden fazla kişi astıma bağlı hayatını kaybediyor. Astım hastalığı hakkında bilgi veren Medicana International Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Gazi Gülbaş Türkiye’de de astımın çocukluk döneminin en yaygın solunum yolu hastalıklarından biri olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: "Astım her yaş grubunda görülebilir, ancak çocuklar ve genç yetişkinler arasında yaygındır. Günümüzde her 10 çocuktan 1-2’si astım hastasıdır. Ülkemizde astım sıklığı, düşük sosyo-ekonomik düzeydeki bireylerde daha yüksek olabilir. Düşük gelirli aileler, sağlık hizmetlerine ve tedaviye daha az erişim sağlayabildikleri gibi kötü konut şartları, hava kirliliği gibi astımı etkileyen çevresel faktörler de bu bölgelerde daha yaygındır." Mikroplarla etkileşimin önleyici etkileri olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Gazi Gülbaş astımın gelişiminde rol oynayan birçok faktör olduğunu belirterek, "Örneğin, çiftliklerde büyüyen çocuklarda astım riski, şehirde büyüyen çocuklara göre daha düşüktür. Aşırı hijyenik ortamlarda büyüyen çocukların bağışıklık sistemi yeterince ‘eğitilemediği’ için astım gelişme riski artabilir. Öte yandan çocukluk çağında geçirilen solunum yolu enfeksiyonlarının astım riskini artırdığı bulunmuştur. Annenin gebelik esnasında sigara içiciliği ve doğum sonrası çocukların erken yaşta pasif sigara dumanına maruziyetinin astım riskini artırdığı gösterilmiştir. Çocukluk döneminde aşırı kilolu veya obez olmak, özellikle kız çocuklarında astım ve wheezing için bir risk faktörüdür. Anne adayının stresli bir ortamda bulunması, çocuğun astım gelişimi ile ilişkili bulunmuştur. Psikososyal stres, özellikle anne stresinin erken dönemde astım riskini artırdığına dair kanıtlar vardır" ifadelerini kullandı. Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı bilimsellikten uzak Prof. Dr. Gazi Gülbaş son dönemlerde sıkça gündeme gelen astım tedavisinde kullanılan ilaçların bağımlılık yaptığı, kilo artışına yol açtığı söylemlerine ilişkin de, "Son 30-40 yıl içerisinde astım tedavisinde önemli gelişmeler oldu. Daha önceleri sistemik yolla yapılan tedavi seçeneklerinin yerini solunum yoluyla uygulanan ilaçlar almıştır. Bu tedavi seçeneği, ilaçların yan etkilerini oldukça azaltmıştır ve astım ataklarının sıklığını ve şiddetini önemli oranda azaltmıştır. Etkili ve doğru şekilde uygulanan astım tedavisi ile astımlı bireylerin şikayetleri kontrol altına alınır ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri sağlanır. İlaçların bağımlılık yaptığı bilimsel gerçeklerden uzak bir bilgidir. Solunum yoluyla alınan steroidlerin kilo alımına veya kemik erimesine sebep olduğu bilgisi de gerçeği yansıtmamaktadır" şeklinde görüş verdi.
06 Mayıs 2025 Salı - 11:36
Tavsiye üzerine gittiği "Sağlıklı Hayat Merkezi"nde bir yılda 18 kilo verdi
Kastamonu’da geçirdiği rahatsızlık üzerine aile hekiminin tavsiyesiyle Sağlıklı Hayat Merkezine müracaat eden 66 yaşındaki kadın, bir yılda 18 kilo vererek 64 kiloya kadar düştü. Sağlık Bakanlığı’nın 2017 yılında toplumu sağlıklı hayata teşvik etmek, birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirerek bu hizmetlere ulaşımı kolaylaştırmak ve ikinci, üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin yükünü hafifletmek amacıyla kurduğu Sağlıklı Hayat Merkezi (SHM) sayıları Türkiye genelinde her geçen yıl artış gösteriyor. Sağlıklı hayat merkezlerinde obezite ve kanser taramalarının yanı sıra, kadın ve üreme sağlığı, çocuk gelişimi, ruh sağlığı, tütün ve madde bağımlılığıyla mücadele gibi birçok farklı alanda sağlık hizmetleri sunuluyor. Kastamonu’da, bir yıl önce geçirdiği grip salgını nedeniyle aile hekimine müracaat eden 66 yaşında aşçılık yapan Nihal Baltacı, aile hekiminin yönlendirmesiyle KETEM Sağlıklı Hayat Merkezine başvurdu. Burada sağlık kontrolünden geçirilen Nihal Baltacı, Diyetisyen Tuba Hızıroğlu’nun tavsiyeleri ile bir yıl içerisinde 18 kilo verdi. 82 kilodan 64 kiloya kadar düşen Nihal Baltacı, şu anda giydiği elbiselerin içerisinde kaybolduğunu belirterek, kilo verdikten sonra çok rahatladığını ve nefes almasının da kolaylaştığını söyledi. "Bacaklarım ağrıyordu, yürüyemiyordum, şu anda bacaklarım ağrımıyor" Fazla kiloları nedeniyle hareket etmekte güçlük çektiğini söyleyen 66 yaşında aşçılık yapan Nihal Baltacı, "Sağlık Ocağına, basit bir grip algınlığı şikayetiyle gitmiştim. Biraz öksürük vardı, kan tahlili yapıldı. Oradaki doktor ondan sonra beni bu merkeze yönlendirdi. Kan tahlili sonuçlarına göre en azından 10 kilo vermem gerektiğini söylediler. Bende bunun üzerine Sağlıklı Hayat Merkezine (SHM) geldim ama 10 kilo değil 18 kilo verdim. Çok şükür şu anda da çok iyiyim. Toplum Sağlığı Merkezinde Diyetisyen Tuğba hocamla tanıştım. Ondan sonrasında da hocamın sayesinde 18 kilo civarında vermiş bulunmaktayım. Çok şükür çok rahatım ve şu anda kuş gibi oldum. Tabiri caizse yürümem rahatladı, nefes alıp vermem düzenlendi. Hocama çok şey borçluyum. Bacaklarım ağrıyordu, yürüyemiyordum, şu anda bacaklarım ağrımıyor, hocamın verdiği liste doğrultusunda diyetimi yaptım ve fazla kilolarımı verdim, çok rahatladım. Allah razı olsun hocamızdan. Şu an hala çalışıyorum, iş yerimden çıktım geldim buraya. Ben her gün 145 kişilik yemek yapıyorum. Aşçıyım, çalıştığım yerde büyük ağır şeyleri kaldırmakta bayağı bir rahatladım" dedi. Kilolu haldeyken giydiği elbiseleri şu anda giyemediğini ve içinde kaybolduğunu belirten Baltacı, "Eski elbiselerimin içinde olduğu gibi dönüyorum. Hep yeni kıyafetler almak zorunda kaldım. Giyemiyorum eski elbiselerimi, imkanı yok, giyemiyorum. Çok bollaştılar çünkü. Kilo vermek isteyen herkesi hocamla tanıştırmak için buraya gönderiyorum. Çok kişileri buraya yönlendirdim. Gerçekten buraya gelsinler hocam ile tanışsınlar, fazla kilolarını büyük ölçüde verirler, rahatlarlar. Ben şu anda çok rahat oldum. Allah razı olsun hocamdan, bundan sonraki hedefimde 60 kiloya kadar inmek" diye konuştu. "Sağlımıza ve beslenmemize dikkat ederek yolumuza devam edeceğiz" Kastamonu Sağlıklı Hayat Merkezi Diyetisyeni Tuğba Hızıroğlu ise, "Merkezimizde besleme danışmanlığı hizmeti vermekteyiz. Nihal Baltacı, danışanımızla 18 kilogram verdik. Nihal hanım çok güzel bir şekilde diyetine uydu. Beslenme alışkanlıklarını bu yönde değiştirdi. Şu an mesela istediği ideal kiloya ulaştı ve artık bunu devam ettiriyor. Ömrümüzün sadece birkaç ay diyet yaparak kilo vermek olarak değil de bundan sonra sağlımıza dikkat ederek beslenmemize dikkat ederek yoluna devam edecek. Şu an ideal kilosuna ulaştı. Kendisinin de gayet sağlıklı hissediyor ve artık bunu bu şekilde devam ettirecek. Bize başvurmak isteyen danışanlarımız, kilo problemi olduğunu düşünenler, sağlıklı beslenmeyle ilgili kafasında soru işareti olanlar ya da diyabeti, hipertansiyon gibi karın hastalıkları olanlar bizlere başvurabilirler. Bizlere başvurmadan önce aile hekimliklerine başvurup bir kan tahlillerinin yapılması sonrasında da aile hekimleri tarafından bunu değerlendirmesinin ardından bizlere başvurabilirsiniz" şeklinde konuştu. "Halkımızı randevu alarak Sağlıklı Hayat Merkezlerini ziyaret etmeye davet ediyoruz" Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı bünyesinde görev yapan Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Şeydanur Yaylaoğlu da, "Sağlıklı Yaşam Merkezleri, bireyleri henüz hastalıklar ortaya çıkmadan önce risk faktörlerinden koruyarak sağlıklı bir hayatı teşvik etmek için kurulmuş halkımızın ihtiyaç duyabileceği birçok alanda sağlık profesyonellerine ulaşmasını kolaylaştıran birinci basamak sağlık kuruluşlarıdır. Bizim buradaki amacımız sağlığı korumak, sağlık okuryazarlığını artırmak ve daha güçlü bir toplum oluşturmak diyebiliriz. Bilindiği üzere günümüzde kronik hastalıklar olarak adlandırdığımız yüksek tansiyon, şeker, kalp ve böbrek hastalığı gibi birçok hastalık, erken dönemlerinde doğru adımlar atılırsa süreci çok daha iyi bir şekilde yönetebildiğimiz hastalıklar. Yine kanser hastalığı da taramalarda elde edilen erken teşhis ile hayatların kurtulmasını mümkün kılan hastalık olarak biliniyor. Sağlıklı Hayat Merkezleri, tam olarak bu noktada devreye giriyor ve bünyesinde bulunan KETEM ile birlikte hekim, diş hekimi, psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, çocuk sağlığı uzmanı, sosyal çalışma uzmanı ve diğer birçok alandaki sağlık mesleği mensupları sayesinde halkımıza ihtiyaç duyduğu alanlarda danışmanlık hizmeti veriyoruz. Aynı zamanda KETEM’de de kanser taramaları yapılarak gerekli hallerde uzman hekimlere yönlendirilmesini sağlanıyor. Sağlıklı Hayat Merkezi, Kastamonu’da şu an yalnızca bir tane var. Bu Sağlıklı Hayat Merkezimiz, Toplum Sağlığı Merkezi binası içinde normal mesai saatleri içinde ve randevu alarak hizmet veriyor" ifadelerini kullandı. "Kurumumuzda 2024 yılında 15 bini aşkın kişiye danışmanlık hizmeti verdik" Geçen yıl 15 binden fazla kişiye danışmanlık hizmeti verdiklerine işaret eden Yaylaoğlu, "Kurulduğu günden bu yana danışan sayılarını sürekli artıran kurumumuzda 2024 yılında 15 bini aşkın kişiye danışmanlık hizmeti verdik. Ancak bizlerin amacı bu hizmetlerden faydalanan kişi sayısını artırmak, dolayısıyla da daha çok kişinin bilmesini ve bu hizmetleri talep etmesini istiyoruz. Kişiler buraya aile hekimi ya da uzman hekimlerin yönlendirmesiyle gelebileceği gibi kendileri de telefonla arayarak randevu oluşturabilirler ya da binamıza uğrayarak vaka koordinatörümüzle iletişime geçebilirler. Vaka koordinatörü kişiyi karşıladıktan sonra ihtiyaç duyduğu alanlarda kendisine randevu oluşturabilir. Bizim burada verdiğimiz bütün hizmetler ücretsiz ve sadece orta ve ileri yaş grubuna değil gençlere de hizmet veriyoruz. Gençlerin de özellikle sağlıklı yaşam alışkanlıklarının temelinin gençlikte atıldığını unutulmaması gerekiyor. Dolayısıyla herhangi bir yaş sınırlamamız yok. Gençlerin de buradaki hizmetlerden faydalanması bizim için önemli. Şu an Sağlık Bakanlığımız Sağlıklı Hayat Akademisi Projesini yürürlüğe aldı ve böyle bir proje de yürütüyoruz. Bu proje yine sağlıklı hayat merkezlerinde yürütülüyor. Projemizin amacı sağlık okuryazarlığını artırmak, kişilerin sağlık hizmetlerinden etkin şekilde faydalanmasını sağlamak ve yaşam kalitesini arttırmak. Bunun için önceden belirlenmiş bir eğitim konularımız var. 13 farklı konuda alanında uzman kişiler eğitim veriyor. Bunda da eğer eğitime kişiler devamlılık sağlarsa sonunda katılım belgesi veriyoruz. Bireyler isterlerse kendi gruplarını oluşturup sağlıklı hayat merkezine gelerek talepte bulunup kendi gruplarıyla bu eğitimlere katılabiliyorlar. Dilerlerse de tek başına gelip mevcut gruplara dahil olabiliyorlar. Bizler hem Sağlıklı Hayat Akademisi Projesine katılmaları için hem de diğer danışmanlık hizmetlerinden faydalanmaları için halkımızı randevu alarak Sağlıklı Hayat Merkezlerini ziyaret etmeye davet ediyoruz" dedi.
06 Mayıs 2025 Salı - 11:15
Soma Devlet Hastanesi’nde ilk kez ’Kapalı mide delinmesi ameliyatı’ yapıldı
Soma Devlet Hastanesi, sağlık alanında önemli bir başarıya imza attı. Hastanede ilk kez mide delinmesi (peptik ülser perforasyonu) vakası kapalı (laparoskopik) yöntemle başarıyla ameliyat edildi. 51 yaşındaki Özlem Ayaz, 24 Nisan gecesi şiddetli karın ağrısıyla hastanenin acil servisine başvurdu. Yapılan muayene ve tetkiklerde mide delinmesinden şüphelenildi ve hasta acilen ameliyata alındı. Operasyonu gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammed Burak Koyuncu, "İlçe hastanelerinde genellikle açık ameliyat tercih edilirken biz laparoskopik yöntemi uyguladık. Üç trokarla gerçekleştirdiğimiz operasyonda mide çıkışındaki delik onarıldı ve omentoplasti ile işlem tamamlandı. Hastamız beşinci gününde şifa ile taburcu edildi." dedi. Koyuncu, laparoskopik yöntemin açık ameliyata göre daha az enfeksiyon riski, daha kısa iyileşme süresi ve daha az ağrı gibi birçok avantaj sunduğunu belirtti. Ameliyat sonrası açıklama yapan Özlem Ayaz ise, "Dr. Koyuncu’nun yaklaşımı çok güven vericiydi. Kendisine minnettarım, adeta yeniden doğdum." dedi. Soma Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Gökhan Kıvanç Yaşar, operasyonun ilçede modern cerrahi uygulamaların başarıyla yapılabileceğini gösterdiğini vurgulayarak, Dr. Koyuncu ve ekibine teşekkür etti.
06 Mayıs 2025 Salı - 10:56
Şırnak’ta toz taşınımının tetiklediği hastalıklara dikkat çekildi
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Muhammed Uveys Demir, Şırnak’ta ve sınır illerde etkili olan toz taşınımında kronik solunum yolu hastalarının daha dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Son haftalarda özellikle Şırnak ve sınır illerde etkili olan toz taşınımı, astım hastaları başta olmak üzere solunum yolu hastalıkları olan bireyler için risk oluşturuyor. Şırnak Devlet Hastanesi’nde Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzman Doktor Muhammed Uveys Demir, Dünya Astım Günü’nde toz taşınımı nedeniyle özellikle kronik solunum yolu hastalarının daha dikkatli olmaları gerektiğini belirtti. Astımın tekrarlayan öksürük, nefes darlığı, hışırtılı solunum semptomlar ile kendini gösteren kronik bir hastalık olduğunu ifade eden Demir, "Bu duruma sebep olan çeşitli faktörler de bulunmaktadır. Özellikle ilimiz Şırnak ve çevre illerde de zaman zaman etkili olan fırtınalar ile gelen toz taşınımı astım başta olmak üzere bir çok solonum yolları hastalıklarını tetikleyebilmektedir. Özellikle kronik solunum hastalığı olanların bugünler de daha dikkatli olması, dışarı çıkarken maske takması ve mümkünse kapalı ortamlarda kalmaya özen göstermesi büyük önem taşımaktadır" dedi.
06 Mayıs 2025 Salı - 10:50
Kadın sağlığı alanında bilimsel gelişmeler Adana’da masaya yatırıldı
Çukurova Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi iş birliğinde Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği’nce düzenlenen Adana Bölge Toplantısı, Türkiye’nin önde gelen kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarını bir araya getirdi. İki gün süren programda, jinekolojik onkolojideki güncel yaklaşımlar, cerrahi teknikler ve multidisipliner tedavi uygulamaları değerlendirildi. Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Doğum Dersliği’ndeki toplantının ilk günü, "Sitoredüktif Over Kanseri Cerrahisi" kursu ile başladı. Kurs kapsamında, over kanserinde hasta değerlendirmesi, cerrahi prosedürler ve ileri teknikler katılımcılarla paylaşıldı. Canlı cerrahi oturumu ile teorik bilgiler uygulamayla pekiştirildi. Toplantının ikinci günü ise Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kışla Yerleşkesi’nde düzenlenen bilimsel panellerle devam etti. Serviks, over, endometrium kanserleri ile ilgili en güncel tedavi yaklaşımları, HPV taramaları ve premalign lezyon yönetimi gibi konular çok sayıda akademisyenin katılımıyla ele alındı. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Vardar, toplantı sonrası yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: "Birinci gün Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nde yumurtalık kanseri cerrahisinde en yeni gelişmeler çok değerli hocalarımız tarafından anlatıldı ve canlı bir ameliyatla genç meslektaşlarımıza over kanser cerrahisi konusunda nasıl bir teknik kullanılması gerektiğini gösteren bir ameliyat yaptık. İkinci günde de Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde yumurtalık, rahim, rahim ağzı kanserleri ile ilgili en son gelişmeleri meslektaşlarımızla paylaştık. Bölge hekimlerine önemli katkısı olan bu toplantıda emeği geçen herkese teşekkür ederim." Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Esra Kuşçu ise, "İki büyük üniversitemizin önderliğinde yapılan kurslarımızın bu yıl onuncusu düzenlendi. Çok değerli bilgilerin paylaşıldığı toplantıya bizleri davet eden ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi. Bu yılki toplantının Prof. Dr. Ali Ayhan anısına düzenlendiğini belirten Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hüsnü Çelik de, "Rahmetli hocamızın çok isteyerek ve severek yaptığı, geleneksel hale getirdiği bu toplantıyı devam ettiriyoruz. Kadın kanserleri alanında uzmanlaşan hekimlere, bu hastalıkların tanısında güncel bilgi ve deneyimlerin aktarılması açısından önemli bir toplantı" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2025 Salı - 10:49
Uzmanından Dünya Astım Günü’nde toz taşınımının tetiklediği hastalıklara uyarı
Şırnak’ta, Dünya Astım Günü’nde Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Muhammed Uveys Demir, kentte ve sınır illerde etkili olan toz taşınımında kronik solunum yolu hastalarının daha dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarı da bulundu. Son iki haftada özellikle Şırnak ve sınır illerde etkili olan toz taşınımı, astım hastaları başta olmak üzere solunum yolu hastalıkları olan bireyler için risk oluşturuyor. Şırnak Devlet Hastanesi’nde Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzman Doktor Muhammed Uveys Demir, toz taşınımı nedeniyle özellikle kronik solunum yolu hastalarının daha dikkatli olmaları gerektiğini belirtti. Astım’ın; tekrarlayan öksürük, nefes darlığı, hışırtılı solunum semptomlar ile kendini gösteren kronik bir hastalık olduğunu ifade eden Demir, "Bu duruma sebep olan çeşitli faktörler de bulunmaktadır. Özellikle ilimiz Şırnak ve çevre illerde de zaman zaman etkili olan fırtınalar ile gelen toz taşınımı astım başta olmak üzere bir çok solonum yolları hastalıklarını tetikleyebilmektedir. Özellikle kronik solunum hastalığı olanların bugünler de daha dikkatli olması, dışarı çıkarken maske takması ve mümkünse kapalı ortamlarda kalmaya özen göstermesi büyük önem taşımaktadır" dedi. (MŞ-RK-Y)
06 Mayıs 2025 Salı - 10:46
Scooter kazaları ciddi yaralanmalara yol açabiliyor
Elektrikli scooter, hızlı ve pratik ulaşım imkanı sunarken yetersiz güvenlik önlemleri ve altyapı eksiklikleri nedeniyle kaza risklerini beraberinde getiriyor. Çocukların koruyucu ekipmanları olmadan bu aletleri kullanmaları neticesinde ciddi yaralanmalar yaşandığını belirten Can Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Eralp Kaçmaz, "Çocuk yaş grubunda kas koordinasyonunun yeterince gelişmemiş olması nedeniyle kazalarda ciddi kırık ve çıkıklara neden olabiliyor" dedi. Son yıllarda elektrikli scooter kısa mesafeli şehir içi ulaşımda yoğun bir şekilde tercih edilmeye başlandı. Bu araçlar hızlı erişilebilir olmalarına rağmen, yetersiz güvenlik önlemleri ve altyapı eksiklikleri nedeniyle ciddi kazalara ve yaralanmalara da yol açabiliyor. Havaların ısınmasıyla scooter kullanımların arttığı bu dönemlerde ortopedi servislerinde de kırık ve yaralanma şikayetlerinde yoğunluklar yaşanıyor. Vatandaşların scooteri hem eğlence hem de ulaşım aracı olarak kullandığını belirten Can Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Eralp Kaçmaz, "Bu cihazların hızla hareket etmesi ve denge kaybının kolay olması, ciddi kazaları da beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle, scooter kullanırken korunma önlemleri almak çok önemli. Çocuklar, kas koordinasyonu henüz tam gelişmediği için bu cihazları kullanırken daha fazla risk altındalar. Hem çocuklar hem de yetişkinler için koruyucu ekipmanlar, kazaların önlenmesinde büyük rol oynuyor" ifadelerini kullandı. "En sık karşılaşılan yaralanmalar el ve ayak bileği" Scooter kazalarında en sık karşılaşılan yaralanmaların el bileği ve ayak bileği bölgesinde olduğunu vurgulayan Kaçmaz, "Bu bölgelerde meydana gelen kırıklar veya çıkıklar, ciddi sonuçlar doğurabiliyor ve bazen cerrahi müdahale gerektirebiliyor. Ebeveynler olarak, çocuklarımıza güvenli scooter kullanımı hakkında eğitim vermek ve onlara korunma yöntemlerini öğretmek çok önemli. Çocuklar küçük yaşlarda kas koordinasyonu gelişmediği için, onlara bu tarz cihazları kullanmalarını öğretmeden önce yaşlarına uygun olup olmadığını dikkatlice değerlendirmek gerekiyor. Scooter mekanik yapısı, tek kişilik kullanıma göre tasarlanmıştır, bu nedenle birden fazla kişinin binmesi veya yük taşınması gibi hatalar kazalara yol açabiliyor. Bu hataları önlemek, güvenli bir sürüş sağlamak adına çok önemli. Ayrıca, kask takmak kafa yaralanmalarını önlemenin en etkili yoludur. Bu basit ama etkili önlemlerle, scooter gibi araçların güvenli ve keyifli bir şekilde kullanılmasına devam edilebilir" diye ekledi. "Ameliyat oldum ve operasyon oldukça başarılı geçti" Scooter kazası geçirip dizinden ameliyat olan Aziz Anka Umurbilir (14) ise "Bir yerden dönüyordum, hızlı gidiyordum. Bir anda kontrolümü kaybettim ve çok kötü bir şekilde yuvarlandım. Sol tarafıma düştüm, dizimi hiç kıpırdatamıyordum. Şiddetli bir acı hissediyordum. Hemen acile gittik ama orada gereken müdahale yapılamadı. Daha sonra hocamıza başvurduk. Ameliyat oldum ve operasyon oldukça başarılı geçti. Şu anda neredeyse hiç ağrım yok. O gün scootere binerken hiçbir koruyucu ekipman kullanmadım. Bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu şimdi çok iyi anlıyorum. Bir daha scooter kullanmayı düşünmüyorum ama eğer tekrar binersem, mutlaka tam güvenlik ekipmanlarıyla ve dikkatli bir şekilde süreceğim. Scooter kullanacak olanlara bir tavsiyem var. Koruyucu ekipmanlarınızı mutlaka takın ve çok dikkatli olun" sözlerini kaydetti.
06 Mayıs 2025 Salı - 10:43
Scooter kazaları ciddi yaralanmalara yol açabiliyor
Elektrikli scooter, hızlı ve pratik ulaşım imkanı sunarken yetersiz güvenlik önlemleri ve altyapı eksiklikleri nedeniyle kaza risklerini beraberinde getiriyor. Çocukların koruyucu ekipmanları olmadan bu aletleri kullanmaları neticesinde ciddi yaralanmalar yaşandığını belirten Can Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Eralp Kaçmaz, "Çocuk yaş grubunda kas koordinasyonunun yeterince gelişmemiş olması nedeniyle kazalarda ciddi kırık ve çıkıklara neden olabiliyor" dedi. Son yıllarda elektrikli scooter kısa mesafeli şehir içi ulaşımda yoğun bir şekilde tercih edilmeye başlandı. Bu araçlar hızlı erişilebilir olmalarına rağmen, yetersiz güvenlik önlemleri ve altyapı eksiklikleri nedeniyle ciddi kazalara ve yaralanmalara da yol açabiliyor. Havaların ısınmasıyla scooter kullanımların arttığı bu dönemlerde ortopedi servislerinde de kırık ve yaralanma şikayetlerinde yoğunluklar yaşanıyor. Vatandaşların scooteri hem eğlence hem de ulaşım aracı olarak kullandığını belirten Can Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Eralp Kaçmaz, "Bu cihazların hızla hareket etmesi ve denge kaybının kolay olması, ciddi kazaları da beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle, scooter kullanırken korunma önlemleri almak çok önemli. Çocuklar, kas koordinasyonu henüz tam gelişmediği için bu cihazları kullanırken daha fazla risk altındalar. Hem çocuklar hem de yetişkinler için koruyucu ekipmanlar, kazaların önlenmesinde büyük rol oynuyor" ifadelerini kullandı. "En sık karşılaşılan yaralanmalar el ve ayak bileği" Scooter kazalarında en sık karşılaşılan yaralanmaların el bileği ve ayak bileği bölgesinde olduğunu vurgulayan Kaçmaz, "Bu bölgelerde meydana gelen kırıklar veya çıkıklar, ciddi sonuçlar doğurabiliyor ve bazen cerrahi müdahale gerektirebiliyor. Ebeveynler olarak, çocuklarımıza güvenli scooter kullanımı hakkında eğitim vermek ve onlara korunma yöntemlerini öğretmek çok önemli. Çocuklar küçük yaşlarda kas koordinasyonu gelişmediği için, onlara bu tarz cihazları kullanmalarını öğretmeden önce yaşlarına uygun olup olmadığını dikkatlice değerlendirmek gerekiyor. Scooter mekanik yapısı, tek kişilik kullanıma göre tasarlanmıştır, bu nedenle birden fazla kişinin binmesi veya yük taşınması gibi hatalar kazalara yol açabiliyor. Bu hataları önlemek, güvenli bir sürüş sağlamak adına çok önemli. Ayrıca, kask takmak kafa yaralanmalarını önlemenin en etkili yoludur. Bu basit ama etkili önlemlerle, scooter gibi araçların güvenli ve keyifli bir şekilde kullanılmasına devam edilebilir" diye ekledi. "Ameliyat oldum ve operasyon oldukça başarılı geçti" Scooter kazası geçirip dizinden ameliyat olan Aziz Anka Umurbilir (14) ise "Bir yerden dönüyordum, hızlı gidiyordum. Bir anda kontrolümü kaybettim ve çok kötü bir şekilde yuvarlandım. Sol tarafıma düştüm, dizimi hiç kıpırdatamıyordum. Şiddetli bir acı hissediyordum. Hemen acile gittik ama orada gereken müdahale yapılamadı. Daha sonra hocamıza başvurduk. Ameliyat oldum ve operasyon oldukça başarılı geçti. Şu anda neredeyse hiç ağrım yok. O gün scootere binerken hiçbir koruyucu ekipman kullanmadım. Bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu şimdi çok iyi anlıyorum. Bir daha scooter kullanmayı düşünmüyorum ama eğer tekrar binersem, mutlaka tam güvenlik ekipmanlarıyla ve dikkatli bir şekilde süreceğim. Scooter kullanacak olanlara bir tavsiyem var. Koruyucu ekipmanlarınızı mutlaka takın ve çok dikkatli olun" sözlerini kaydetti. (AD-
06 Mayıs 2025 Salı - 10:42
Elektronik sigara gençleri hedef alıyor
Elektronik sigara (e-sigara) kullanımının gençler arasında yoğunlaşan bir bağımlılık haline geldiğini vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, "Dünyada 13-15 yaş grubundaki 38 milyondan fazla ergende e-sigara kullanımı mevcuttur. E-sigara, agresif pazarlama stratejisi güden tütün sektörünce sigara içmeyenler için de cazibe olarak sunularak normal sigara içicilerinin bırakma hedeflerini baltalamaktadır. Mevcut sigara içicileri için doğrusu, bağımlılıktan kurtulmak amacıyla profesyonel bırakma merkezlerinden destek almaktır" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, elektronik sigara kullanımının zararları hakkında açıklamalarda bulundu. Elektronik sigara (e-sigara) kullanımının gençler arasında yoğunlaşan bir bağımlılık haline geldiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Alkan, "Tütün sektörü aroma ve tat katkı maddeleri ile ergenleri bağımlı yapma stratejisi uygulamaktadır. E-sigaralardan gençleri korumak gereklidir. Bunu da, ergenlerde tüm tütün ve aromalı tütün ürünlerinin yasaklanmasını vetütün satın alma yaşının 18’den 21’e çıkarılmasını sağlayarak başarabiliriz" diye konuştu. "Dünyada 38 milyondan fazla ergen e-sigara içicisi" İstatistiki verilerden bahseden Uzm. Dr. Alkan, "Dünyada 13-15 yaş grubundaki 38 milyondan fazla ergende e-sigara kullanımı mevcuttur. ABD’de 2,5 milyon, AB’de ise 8,3 milyon e- sigara içicisi genç belirlenmiştir. Erkek ve kız çocuklarda e- sigara kullanım oranı benzer bulunmuştur (yüzde 12). ABD’de gençlerde e- sigara ve tütün kullanımı 2001 yılında yüzde 13 iken 2018’de bu oranın yüzde 20,8 ’e yükselerek tahmini 3 milyon öğrenciye ulaştığı tahmin edilmektedir. Bu gençlerin tütün sektörünce nasıl ele geçirildiğinin ispatıdır" dedi. E-sigaranın zararlı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Alkan, "E-sigara, agresif pazarlama stratejisi güden tütün sektörünce sigara içmeyenler için de cazibe olarak sunulmakta olup, eski sigara içicilerin sigarasız kalma isteklerini ve bırakma yolundakilerin hedeflerini baltalamaktadır. Mevcut sigara içicileri için önerilen, bağımlılıktan kurtulmak amacıyla profesyonel bırakma merkezlerinden destek almaktır" şeklinde konuştu. "Kalp krizine ve astıma neden olabiliyor" E-sigaranın vücuda zararlarını anlatan Uzm. Dr. Alkan, şunları söyledi: "E-sigara aerosollerindeki propilenglikol, flavourinler, nitrozaminler ve metaller kimyasal oksitlenme ve inflamasyon oluşturarak damarlarda tromboz (pıhtı), damar hasarı, koroner damar kasılması oluşturur. Bu mekanizmalarla koroner damarlardaki kan akışı azalarak kalp krizi ve ani ölümler meydana gelebilir. Akciğerlerde ise hava yolu ve boğaz irritasyonu ile gıcık, öksürük, pnömoni, hava yolu duyarlılığı ve astıma neden olabilmektedir. Ayrıca e-sigara içeriğinde bulunan formaldehit ve asetaldehit gibi zehirli maddeler kanser yapıcı etkiye sahiptir. E-sigara aerosollerine pasif maruziyetin dahi kanser, kalp hastalıkları, amfizem ve astım riskini arttırdığı tespit edilmiştir. Ergenlerde (adolesanlarda) yoğun nikotin maruziyeti özellikle beyin ve nörolojik hasara neden olmaktadır." "Tüm e- sigaralar önemli sağlık riskleri taşır" E-sigaranın dünya çapında 40 ülkede e-sigaraların yasaklandığını dile getiren Uzm. Dr. Alkan, "Tüm e- sigaralar önemli sağlık riskleri taşır ve nikotin bağımlılığına yol açar. Sigara bırakmak için e- sigaraya başlanmamalıdır. E- sigaraların tütün sigarasını bırakmaya yardımcı olduğuna dair bir veri yoktur, kanıtlar yetersizdir. E- sigara, sigarayı bırakmak için nikotin replasman tedavisi olarak desteklenemez. Kullanılması asla uygun değildir. Kapalı alan yasağının geleneksel sigaralarda olduğu gibi e- sigaralar açısından da geçerli olması kanaatindeyiz" dedi.
06 Mayıs 2025 Salı - 10:37
Prof. Dr. Havlucu’dan astım hastalarına polen uyarısı
Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Hafsa Sultan Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Yavuz Havlucu, Manisa’nın polen yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerden biri olduğunu belirterek, polenlerden korunmanın özellikle astım hastaları için büyük önem taşıdığını vurguladı. Prof. Dr. Havlucu, Dünya Astım Günü kapsamında yaptığı açıklamada, astım hastalığının akciğer içi hava yollarında mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu duvarının daralması sonucu ortaya çıkan kronik bir akciğer hastalığı olduğunu söyledi. Her 1000 ölümden 3’ü astımdan Dünyada 350 milyon kişinin astım hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Havlucu, "Her yıl 400 binden fazla kişi astıma bağlı nedenlerle hayatını kaybetmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2023 verilerine göre, ülkemizde her 1000 ölümden yaklaşık 3’ü astım nedeniyle gerçekleşmiştir" dedi. Prof. Dr. Havlucu, bu yıl Dünya Astım Günü’nün temasının, küresel rehber GINA tarafından "Astımda inhaler tedavi: Ne kadar doğru, o kadar etkili" olarak belirlendiğini ifade etti. Astım belirtilerine dikkat çekti Astımın tekrarlayan nefes darlığı, hırıltı, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterdiğini kaydeden Havlucu, doğru tanının solunum fonksiyon testleri ile konulabileceğini belirtti. "Tedavinin amacı: Normal yaşama en yakın seviye" Hastalığın kontrol altına alınması için ilaçların doğru teknikle kullanılması gerektiğini vurgulayan Havlucu, "Uluslararası rehberlere göre, 12 yaş ve üzeri hastalarda yalnızca nefes açıcı ilaçların kullanılması yerine inhaler kortizonla birlikte kullanım önerilmektedir. Bu sayede hastalar, iş ve okul dahil olmak üzere günlük yaşamlarına kısıtlama olmadan devam edebilirler" ifadelerini kullandı. Astım kontrolünü güçleştiren ve kolaylaştıran etkenler Astım kontrolünü zorlaştıran etkenler arasında ilaçların yanlış kullanımı, enfeksiyonlar, allerjenler ve sigara dumanının yer aldığını belirten Havlucu, kontrolü kolaylaştıran faktörleri ise şöyle sıraladı: "Tütün ürünlerinden uzak durulması, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, kilo kontrolü, temiz hava ortamı ve ilaçların doktor önerisine uygun şekilde kullanılması." Polenlerden korunma uyarısı Manisa’nın polen yoğunluğu yüksek illerden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Havlucu, polen mevsiminde alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı: "Şapka (siperli) ve gözlük kullanın, uzun kollu giysiler giyin, dışarıdan eve gelince giysilerinizi değiştirin, yüzünüzü ve saçınızı bol su ile yıkayın veya duş alın, ev ve araç içinde polen girişine izin vermeyin, çamaşırlarınızı evde kurutun, kapı ve pencereleri sabah ve öğle saatlerinde kapalı tutun, polen filtreli klima kullanın, araç camlarını kapalı tutun, toplu taşımada açık pencere ve kapılardan uzak oturun." Polenlerin özellikle sabah ve öğle saatlerinde yoğun olduğunu, yağmur sonrası ve akşam saatlerinde ise azaldığını ifade eden Havlucu, dış mekan aktivitelerinin buna göre planlanması gerektiğini söyledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder