Son Dakika
|
Gülistan Doku soruşturmasında firari şüpheli Umut Altaş ABD’de teslim oldu
Grand Kartal Otel yangını davasında istinaf kararı onadı
Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun görüşmesinin detayları netleşti
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Türkiye enerjide paradigmayı değiştirdi''
CHP Kurultayı davasında ‘mutlak butlan’ kararına yapılan itiraz reddedildi
ABD Dışişleri Bakanı Rubio: "İran ile görüşmelerde bir miktar ilerleme sağlandı"
Manchester United, 2 yıl daha Michael Carrick’e emanet
Hatay’daki sel ve heyelanda 3 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi kayıp
Mahkeme, CHP 38. Olağan Kurultayının iptal edilmesine karar verdi
CHP’den Milletvekili Hasan Öztürkmen için ihraç talebi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
The Quiet Elegance of Taipei Confucius Temple
Beyaz Saray'da 39 yıl sonra bir ilk: Yemin ederek göreve başladı
Gülistan Doku soruşturmasında firari şüpheli Umut Altaş ABD’de teslim oldu
Bekayi: "Zenginleştirilmiş uranyuma ilişkin ayrıntılara girmeye çalışırsak bir sonuca ulaşamayız"
Türk savunma sanayi şirketleri NATO'nun radarında!
Grand Kartal Otel yangını davasında istinaf kararı onadı
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Gabbard, görevden ayrılacağını açıkladı
Merz: "Batı Şeria’daki yerleşimci şiddeti eşi benzeri görülmemiş boyutlara ulaştı"
SAĞLIK
Medicana Sohbetleri’nin konuğu Deniz Celep oldu
22 Mayıs 2026 Cuma - 17:57:28
Medicana International İzmir Hastanesi’nin düzenlediği Medicana Sohbetleri söyleşi serisinin "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı oturumuna konuk olan TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Deniz Celep; yönetiminde yer aldığı tesiste yüzde 89 kadın istihdamı sağladıklarını ve İzmir’in kadın girişimciliğinde öncü olduğunu belirtti. Kadınların iş dünyasındaki rolünü artırmak için yürütülen projelere ve küresel hedeflere dikkat çeken Celep, "Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor" mesajını verdi. Medicana International İzmir Hastanesi’nin gelenekselleşen "Medicana Sohbetleri" söyleşi serisinin Mayıs ayı konuğu, tarım ve gıda sektörünün öncü girişimcilerinden, TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) İcra Kurulu Başkanı Deniz Celep oldu. Gazeteci Banu Şen’in moderatörlüğünde gerçekleşen "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı söyleşide, kadınların iş hayatındaki gücü, sürdürülebilirlik, inovasyon ve kadın girişimcilerin desteklenmesinin önemi masaya yatırıldı. Söyleşinin açılışında İzmir’in tarih boyunca Amazonlardan bu yana kadına değer veren ve kadın öncülüğünü destekleyen bir şehir olduğunu vurgulayan TOBB İzmir KGK Başkanı Deniz Celep, kentin girişimcilik istatistiklerine dikkat çekti. İş İnsanı Girişimci Deniz Celep, "İzmir’de kadın girişimci oranı yüzde 39 ile Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Ancak küresel ölçekte henüz istediğimiz sıralamalarda değiliz. Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor. Biz de kurul olarak ‘Eşitlik Yıldızları’ gibi projelerimizle eşit işe eşit ücret ve cinsiyet eşitliği konularına odaklanıyor, kadınlarımızın uluslararası temsiliyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz" dedi. Yüzde 89 kadın istihdamı ve dünyanın 35 ülkesine ihracat Ailesinin tarım sektörüne nasıl başladığını ve sektördeki dönüşümünü paylaşan Deniz Celep, 1953 yılında dedesinin kurduğu ilk çiftçi fabrikasından bugüne, 3. kuşak olarak tarıma dayalı sanayide büyümeye devam ettiklerini belirtti. Abisi ile birlikte yönettikleri tesiste Ege Bölgesi’nin ürünlerini dünyanın 35 ülkesine ihraç ettiklerini ifade eden Deniz Celep, şirketteki kadın gücünü şu sözlerle aktardı: "400 çalışanımız içinde yüzde 89 kadın çalışan oranına sahibiz. Ne kadar güçlü bir teknoloji altyapımız olursa olsun, bizim için kadın emeği önceliklidir. Tarımda sürdürülebilirliği, planlamayı ve disiplini sağlayan en büyük güç kadın çalışanlarımızın varlığıdır." Kadın girişimcisinin önündeki en büyük engel: Finansmana erişim Kadın girişimcilerin e-ticaret alanına olan ilgisine ve bu alanda İzmir’den çıkan Tire’deki iğne oyası üreticisi İpek Hanım ile ödüllü bebek taşıma çantası tasarımı yapan Duygu hanım gibi başarı hikayelerine değinen Deniz Celep, en büyük zorluğun finansman olduğunu belirterek, "Kadın girişimciliğinde en kritik nokta finansmana erişim ve nakit akış yönetimidir. Sermaye gücü düşük başlayan kadınlarımızı güçlendirecek projeler üretiyoruz. İş hayatının temel kuralı, gerçekleştirebileceğiniz vaatlerde bulunmaktır. Kısa sürede zengin olma hayalleri yerine, planlı ve kaliteli hizmet sunarak uzun soluklu iş birlikleri kurmalıyız. Bu süreçte kadınların ‘Ben yaptım, sen de yapabilirsin’ diyerek birbirine deneyim aktarması çok kıymetli" sözlerini kaydetti. Kurumların ortak sinerjisi ve gençleri kentte tutma hedefi İzmir’deki oda, borsa ve yerel yönetimlerin kadın projelerine çok büyük destek verdiğini belirten Deniz Celep; EİB, İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarının altını çizdi. İzmir’in Urla, Çeşme, Foça gibi parlayan bölgeleriyle yeniden bir cazibe merkezi olduğunu ifade eden Deniz Celep, genç istihdamını kentte tutmak için TOBB Genç Girişimciler Kurulu ile ortak projeler yürüttüklerini ve Medicana gibi şehre değer katan yatırımların bu anlamda çok önemli birer rol model olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.
22 Mayıs 2026 Cuma - 17:08
Uzmanından bayramda diyabet ve tansiyon hastalarına uyarı
Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Emine Hande Öksüz, özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bayram sürecinde beslenme düzenlerini korumaları gerektiğini söyledi. Bayram dönemlerinde artan kırmızı et, tatlı ve ikram tüketiminin kronik hastalıklarda sağlık risklerini artırabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Öksüz, vatandaşlara önemli tavsiyelerde bulundu. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarına dikkat çeken Uzm. Dr. Öksüz, "Bayramlar; ikramların, tatlıların ve düzensiz öğünlerin arttığı özel dönemlerdir. Ancak özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bu süreçte beslenme ve yaşam düzenlerine daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Artmış kırmızı et, şerbetli tatlı ve ikramların fazlaca tüketilmesi hastalarımızın tedavilerinde aksaklıklara yol açmaktadır" dedi. "Gün içerisinde yeterli su tüketin" Dikkat edilmesi gereken hususları vurgulayan Uzm. Dr. Öksüz, "Bu hususta dikkat edilmesi gereken noktalar, diyabet hastalarımız için öğün saatlerini mümkün olduğunca düzenli sürdürün. Uzun süre aç kalmayın. Şerbetli tatlılar, şekerlemeler ve çikolataları kontrollü tüketin. Mümkünse sütlü tatlıları tercih edin ve küçük porsiyonlar kullanın. Bayram diye ilaç ve insülin dozunuzu aksatmayın, tedavilerinizi düzenli alın. Gün içerisinde yeterli su tüketin. Bayram ziyaretlerinde kısa yürüyüşler yapmak kan şekeri kontrolüne katkı sağlar. Kan şekeri ölçümlerinizi ihmal etmeyin. Halsizlik, aşırı susama, çarpıntı gibi belirtilerde mutlaka kan şekeri ölçümlerinizi yapın. Hipertansiyon hastalarımız için artmış kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinin tüketimi kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyonla ilişkili bulundurulmuştur. Tuzlu yiyecekler, salamura ürünler, işlenmiş etler, aşırı çay-kahve tüketiminden kaçının. Ağır ve yağlı yemekler yerine dengeli porsiyonlar tercih edin. İlaçlarınızı düzenli kullanmaya devam edin. Tansiyon takibinizi ihmal etmeyin; baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı gibi belirtilerde tansiyon ölçümünüzü yapın. Yeterli uyku ve dinlenme sağlamaya çalışın. Aşırı stres ve uykusuzluk tansiyonunuzda yükselmelere yol açabilir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün en sık tüketilmesi gereken besinleri; sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyatlar olarak belirlediğini dile getiren Öksüz, "Bu besinler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak mikrobiyatasını destekler, kolesterol düşürücü etkiye sahiptir ve kan şekerinizdeki dalgalanmaların önüne geçer. Son olarak; tuzu günlük bir çay kaşığını geçmeyecek şekilde tüketmek böbrek sağlığının korunmasında ve hipertansiyonun önlenmesinde yardımcı olur. Unutmayın, bayram sofralarında önemli olan miktar değil, paylaşım ve keyiftir. Sağlıklı tercihlerle bayramınızı güvenle ve huzurla geçirebilirsiniz" ifadelerine yer verdi.
22 Mayıs 2026 Cuma - 16:25
Cizre’de bayram öncesi sağlık denetimi
Şırnak Sağlık Müdürü Opr. Dr. Murat Sili, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde sağlık hizmetlerinde aksama yaşanmaması adına Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesini ziyaret ederek yürütülen çalışmaları yerinde inceledi. Şırnak İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Murat Sili, bayram tatili dönemi boyunca vatandaşların sağlık hizmetlerine kesintisiz ve en etkin şekilde ulaşabilmesi amacıyla saha denetimlerini sıkılaştırdı. Bu kapsamda bölgenin en yoğun sağlık üslerinden biri olan Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesini ziyaret eden Sili, hastane yönetimi ve sağlık personeliyle bir araya geldi. Ziyaret kapsamında hastanenin mevcut genel durumu, acil servis yoğunluğu, poliklinik hizmetleri ve bayram süresince uygulanacak nöbet listeleri detaylıca ele alındı. Yaklaşan Kurban Bayramı tatilinde sunulacak sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmaya yönelik değerlendirmelerde bulunan Opr. Dr. Murat Sili, vatandaşların mağduriyet yaşamaması için tüm tedbirlerin en üst seviyede alındığını söyledi.
22 Mayıs 2026 Cuma - 16:06
Kurban bayramı’nda sağlıklı beslenmenin püf noktaları
Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, Kurban Bayramı’nda artan et ve tatlı tüketimine karşı vatandaşları uyardı. Porsiyon kontrolü, doğru pişirme yöntemi, su tüketimi ve hareketin önemine dikkat çeken Kaleli, bayramın yasaklarla değil dengeyle geçirilmesi gerektiğini söyledi. Bursa, Kurban Bayramı’nda sofralarda kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, bayram sürecinde yasaklarla değil dengeyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaleli, "Amaç kendimizi mahrum bırakmak değil, porsiyon kontrolünü sağlayarak sağlıklı bir bayram geçirmek" dedi. "Kurban eti tüketiminde porsiyon uyarısı" Kırmızı etin yüksek doymuş yağ ve kolesterol içerdiğine dikkat çeken Dyt. Enes Çağrı Kaleli, günlük et tüketiminin 100-150 gramı geçmemesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kolesterol, tansiyon ve gut hastalarının daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kaleli, "Yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğündeki porsiyon ideal kabul ediliyor" diye konuştu. "Et mutlaka dinlendirilerek tüketilmeli" Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceğini söyleyen Kaleli, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kaleli, "Ette oluşan ölüm sertliği hem pişmesini zorlaştırır hem de sindirimi olumsuz etkiler. Dinlendirilmiş et mide ve bağırsak sağlığı açısından çok daha uygundur" dedi. "Pişirme yöntemine dikkat" Kavurma yapılırken ekstra yağ kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kaleli, "Et kendi yağıyla pişirilmeli. Izgara, haşlama ve fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli" ifadelerini kullandı. "Etin yanında mutlaka salata tüketin" Et tüketiminin yanında lifli besinlerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Kaleli, bol limonlu mevsim salatasının sindirimi desteklediğini söyledi. C vitamininin demir emilimini artırdığını belirten Kaleli, "Salataya limon sıkılması veya yanında yeşil biber tüketilmesi oldukça faydalı. Yemekten hemen sonra içilen çay ve kahve ise demir emilimini azaltıyor" dedi. "Tatlı tüketiminde "tadımlık" önerisi" Bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlı tüketiminin kontrolsüz şekilde artabildiğini belirten Dyt. Enes Çağrı Kaleli, vatandaşlara porsiyon kontrolü önerdi. Kaleli, "Her ikramı tamamen tüketmek yerine tadımlık miktarlarda yemek ya da porsiyonu paylaşmak daha sağlıklı bir yöntem olacaktır" diye konuştu. "Su tüketimi ve yürüyüş önerisi" Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Kaleli, günlük en az 2.5-3 litre su içilmesini tavsiye etti. Çay ve kahvenin su yerine geçmediğini ifade eden Kaleli, akşam yemeklerinden sonra yapılacak yürüyüşlerin sindirimi kolaylaştıracağını söyledi. "Önemli olan dengeyi koruyabilmek" Bayramda bir öğünde fazla kaçırmanın büyük bir sorun olmadığını ifade eden Kaleli, "Önemli olan ertesi gün kendinizi cezalandırmak değil, sağlıklı beslenme düzenine kaldığınız yerden devam etmek. Bayram, sevdiklerimizle geçirilen özel bir zaman dilimi" açıklamalarında bulundu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:45
İstanbul’dan Muş’a robotik operasyon
2
22 Mayıs 2026 Cuma- 11:23
37 yaşında hayatını kaybeden beyin cerrahına gözyaşlarıyla veda
3
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:38
GAÜN Çocuk Hastanesi’nde bölgenin ilk pediatrik EPS ünitesi hizmete girdi
4
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:44
Van’da ağız ve diş sağlığı yatırımları güçlenerek devam ediyor
5
22 Mayıs 2026 Cuma- 09:40
"Ani ölümlerin yüzde 50’si kalp ritim bozukluğuna bağlı"
28 Nisan 2025 Pazartesi - 11:42
Uzmanı uyardı, yanlış beden algısı ölüme götürebiliyor
Bireylerin sosyal medyadaki insanlardan etkilenerek kilo vermeye başladıklarını belirten Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bu durumun ilerleyen süreçte ölüme kadar götürebileceğini söyledi. Anoreksiya Nervoza, kişinin gerçekte zayıf olmasına rağmen kendisini kilolu hissetmesi sonucu ortaya çıkan psikolojik kökenli bir yeme bozukluğu olarak biliniyor. Anoreksiya, fiziksel ve psikolojik açıdan ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Genellikle ergenlik döneminde başlayan anoreksiya, en sık 12-20 yaş arası genç kızlarda görülüyor. Erkeklere göre kızlarda yedi kat daha fazla rastlanan hastalık, sosyal medya ve çevresel baskılarla daha da yaygın hale geliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesinde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, kişinin kendini şişman olarak algılayıp sürekli bir kilo verme eğilimi içerisinde olması olduğunu ifade ederek, insanların bu rahatsızlığı psikolojik bir takıntı haline getirdiğini vurguladı. "İnsan sağlığın etkiliyor" Begüm Özkaya, bireylerin çevredeki insanlar tarafından aşırı kilo verdiği anlaşılana kadar kilo verme sürecinin devam ettiğini belirterek, "Anoreksiya nervozanın kelime anlamı sinirsel iştah kaybıdır. Anoreksiya hastalığının en belirgin özelliği kişinin kendini şişman olarak algılayıp sürekli bir kilo verme eğilimi içerisinde olmasıdır. Kişi aynanın karşısında kendisine baktığında ne kadar zayıf olup fit görünse de, kilolu olduğu düşüncesine kapılır. Kişi bu durumu psikolojik olarak takıntı haline getirir. Devamlı olarak kilo verme eğilimi içerisindedir. Yeme bozukluğu alanına giren anoreksiya, hem fiziksel hem de psikolojik olarak insan sağlığını etkilemektedir. Fiziksel olarak kişi uyku problemleri yaşadığı için enerji kaybı yaşar ve hareket etmekte zorlanır. Psikolojik olarak obsesif kompulsif bozukluğu, depresyon ve anksiyete şeklinde çeşitli psikolojik rahatsızlıklarla karşımıza çıkar. Anoreksiya hastalığı olan insanlar mükemmeliyetçi insanlardır. Hırslı oldukları için sürekli kilo verme ve fit görünme eğilimi içeresindedir. Kişi, hayatından karbonhidrat ve şekerli gibi besinleri çıkarıp kalori hesabı yapmaya başlar. Çevredeki insanlar tarafından aşırı kilo verdiği anlaşılana kadar kilo verme süreci devam eder. Daha sonra zararlı olan ilaç, kahve ve çay gibi takviyelere başlar" dedi. "Tedavi edilmesi gerekiyor" Bazı hastaların yatarak tedavi edilmesi gerektiğini söyleyen Özkaya, "Anoreksiya genellikle ergenlik dönemi geçiren 12-20 yaş aralığındaki kız çocuklarında daha çok görülür. Erkeklere göre kızlarda 7 kat daha fazla görülür. Nadir bir durum olsa da yetişkinlerde de anoreksiya hastalığı ortaya çıkmaktadır. Sosyal medyanın etkisi ile genç kızlarda, manken gibi görünme düşüncesi oluşuyor. İnternetteki kızlar gibi görünmem, zayıf olmam lazım gibi düşüncelere kapılıp kişi kilo vermeye başlıyor. Biyolojik olarak genetik faktörler de karşımıza çıkıyor. Hastanın ailesinin geçmişine bakıp, yeme bozukluğu veya çeşitli psikolojik rahatsızlıkların aktarımı olup olmadığına bakıyoruz. Tedavi olunmadığında kişinin yaşamını olumsuz şekilde etkileyecek boyuta gelmektedir. Tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Kişinin diyetisyen, psikolog ve psikiyatri eşliğinde komplike bir tedavi görmesi gerekir. Kişi vücut ağırlığının yüzde 30’unu kaybetmişse ayakta değil, yatarak tedavisine devam edilmesi büyük önem arz etmektedir. Dikkat edilmediği takdirde sonuçları kişinin yaşamsal ve bedensel vücut ağırlığını etkilediği için yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyip ölüme kadar götürmektedir" diye konuştu.
28 Nisan 2025 Pazartesi - 11:28
Uzmanı uyardı: "Her bel fıtığında ameliyat şart değil"
Her bel fıtığı hastasının ameliyat olmaması gerektiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Nehir Barut, "Sadece yüzde 5 civarında hastada ameliyat gerekli olur. Yatak istirahati, ağrı kesici medikal tedaviler ve bazen fizik tedavi ile rahatlama sağlanabilir. Hastaların büyük çoğunluğunda bu yöntemlerle şikayetler gerilemektedir. Dirençli ağrı, kuvvet kaybı, idrar kaçırma gibi şikayetler varsa cerrahi tedavi kaçınılmazdır. Cerrahinin gecikmesi, felç gibi geri dönüşü olmayan nörolojik komplikasyonlara yol açabilir" dedi. VM Medical Park Gebze Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Nehir Barut, bel fıtığı ve tedavi yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Bel fıtığının tanımını yapan Op. Dr. Barut, "Bel fıtığı, bel omurgaları arasındaki disk adı verilen kıkırdak yastıkların zaman içinde zorlanma ve yıpranma nedeniyle yırtılması, kopması ve yerinden kayması sonucu oluşan sinir köklerinin sıkışmasıdır" diye konuştu. "35-40 yaşlarında sık gözüküyor" Bel fıtığına neden olan durumlardan bahseden Op. Dr. Barut, "Bel fıtıkları genel olarak ağır kaldırma sonucuyla tetiklenir. Bununla birlikte aşırı kilo (obezite), ani hareketler, yaşlılık, uzun süre aynı pozisyonda oturmak, genetik faktörler ve sigara tüketimi de bel fıtığına neden olan faktörler arasında gösterebilir. Sıklıkla 30-50 yaşları arasında görülür. Özellikle 35-40 yaşlarında pik yapar" şeklinde konuştu. "Bacaklara yayılan şiddetli ağrı, uyuşma görülebilir" Belirtilere de değinen Barut, "Bel hareketlerinde kısıtlanma kasların gerilmesi ve spazmı sonucu görülür. Yürüme ve oturma sırasında zorlanma fıtığın sinirleri etkilemesiyle ortaya çıkar. Ayak ve bacak kaslarında güçsüzlük omurgadaki sinirlerin zarar görmesi sonucu gelişir. Bacaklara yayılan şiddetli ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas güçsüzlüğü olabilir. Manyetik rezonans görüntüleme (MRI), bel fıtığı tanısında en yaygın kullanılan yöntemdir. Omurganın kemik yapısının incelenmesinde röntgen ve bilgisayarlı tomografi istenebilir. Ayrıca, bazı özel durumlarda sinir iletim hızları, sinir hasarı ve kas zayıflığının tespiti için EMG (Elektromiyografi) tetkiki istenebilir" ifadelerini kullandı. "Sıcak veya soğuk kompres uygulaması iyi gelebilir" Bel fıtığına iyi gelen önerilerde bulunan Op. Dr. Barut, "Sıcak veya soğuk kompres uygulaması, fizik tedavi, istirahat ve kasları çalıştırmak ve ağrı kesiciler bel fıtığı sonucu yaşanan ağrıyı dindirmeye yardım edebilir. Ağrı kesici ilaçlar ve anti-enflamatuar ilaçlar kullanılır. Bel bölgesi, vücudun ağırlık merkezidir ve gün içinde yaptığımız tüm hareketlerden etkilenmektedir. Düzenli yürüyüşler, kan dolaşımını artırarak bel bölgesine daha fazla oksijen gitmesine yardımcı olabilir. Bel fıtığı olanlar için karın kaslarını güçlendirmek önemlidir. Pelvik tilt, kedi-inek pozisyonu, köprü egzersizi, çocuk pozu ve diz göğse çekme egzersizleri ile bel ve karın kaslarını güçlendirir, omurga esnekliğini artırır ve ağrıyı hafifletir. Ağır kaldırmamak önemlidir. Ani hareketlerden kaçınılmalıdır. Sağlıklı bir kiloya sahip olunmalıdır. Düzenli egzersiz yapılmalıdır. İyi bir duruş pozisyonu edinilmelidir. Sigara bırakılmalıdır" açıklamasında bulundu. "Bazen fizik tedavi ile rahatlama sağlanabilir" Tedavi yollarına dikkat çeken Op. Dr. Barut, "Yatak istirahati, ağrı kesici medikal tedaviler ve bazen fizik tedavi ile rahatlama sağlanabilir. Hastaların büyük çoğunluğunda bu yöntemlerle şikayetler gerilemektedir. Dirençli ağrı, kuvvet kaybı, idrar kaçırma gibi şikayetler varsa cerrahi tedavi kaçınılmazdır" diye konuştu. "Sadece yüzde 5 civarında hastada ameliyat gerekli olur" Her bel fıtığı hastasının ameliyat olmaması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Barut, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sadece yüzde 5 civarında hastada ameliyat gerekli olur. Acil ameliyat gerektiren durumlar da vardır. İlerleyici güç kaybı, örneğin hastanın bacak-ayak kaslarında ilerleyici güç kaybı meydana geliyorsa, bu ciddi bir sinir sıkışmasının işareti olabilir. Düşük ayak (foot drop), hastanın ayak bileğini yer çekimine karşı yukarı kaldırmakta zorlanması veya bunu hiç yapamaması durumudur. Bu durumda ameliyat aciliyet kazanır. İdrar ve büyük abdest kontrol kaybı, sfinkter kaslarında güçsüzlük sonucu hastanın idrarını veya büyük abdestini tutamaması durumunda hızlı müdahale gereklidir. Bu, omurilik üzerindeki ciddi baskının göstergesidir ve ameliyat gecikirse sinir hasarı kalıcı hale gelebilir. Hastanın başvuru sırasında belirgin nörolojik kayıpları varsa (örneğin, bacakta hissizlik ve felç durumu), sinir üzerindeki basının hızla ortadan kaldırılması için cerrahi müdahale şarttır. Cerrahinin gecikmesi, felç gibi geri dönüşü olmayan nörolojik komplikasyonlara yol açabilir. Bu yüzden yukarıda belirtiler ortaya çıktığında zaman kaybetmeden bir omurga cerrahisi uzmanına başvurmak hayati önem taşır."
28 Nisan 2025 Pazartesi - 11:28
Uzmanı uyardı, yanlış beden algısı ölüme götürebiliyor
Bireylerin sosyal medyadaki insanlardan etkilenerek kilo vermeye başladıklarını belirten Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bu durumun ilerleyen süreçte ölüme kadar götürebileceğini söyledi. Anoreksiya Nervoza, kişinin gerçekte zayıf olmasına rağmen kendisini kilolu hissetmesi sonucu ortaya çıkan psikolojik kökenli bir yeme bozukluğu olarak biliniyor. Anoreksiya, fiziksel ve psikolojik açıdan ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Genellikle ergenlik döneminde başlayan anoreksiya, en sık 12-20 yaş arası genç kızlarda görülüyor. Erkeklere göre kızlarda yedi kat daha fazla rastlanan hastalık, sosyal medya ve çevresel baskılarla daha da yaygın hale geliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesinde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, kişinin kendini şişman olarak algılayıp sürekli bir kilo verme eğilimi içerisinde olması olduğunu ifade ederek, insanların bu rahatsızlığı psikolojik bir takıntı haline getirdiğini vurguladı. "İnsan sağlığın etkiliyor" Begüm Özkaya, bireylerin çevredeki insanlar tarafından aşırı kilo verdiği anlaşılana kadar kilo verme sürecinin devam ettiğini belirterek, "Anoreksiya Nervoza’nın kelime anlamı sinirsel iştah kaybıdır. Anoreksiya hastalığının en belirgin özelliği kişinin kendini şişman olarak algılayıp sürekli bir kilo verme eğilimi içerisinde olmasıdır. Kişi aynanın karşısında kendisine baktığında ne kadar zayıf olup fit görünse de, kilolu olduğu düşüncesine kapılır. Kişi bu durumu psikolojik olarak takıntı haline getirir. Devamlı olarak kilo verme eğilimi içerisindedir. Yeme bozukluğu alanına giren anoreksiya, hem fiziksel hem de psikolojik olarak insan sağlığını etkilemektedir. Fiziksel olarak kişi uyku problemleri yaşadığı için enerji kaybı yaşar ve hareket etmekte zorlanır. Psikolojik olarak obsesif kompulsif bozukluğu, depresyon ve anksiyete şeklinde çeşitli psikolojik rahatsızlıklarla karşımıza çıkar. Anoreksiya hastalığı olan insanlar mükemmeliyetçi insanlardır. Hırslı oldukları için sürekli kilo verme ve fit görünme eğilimi içeresindedir. Kişi, hayatından karbonhidrat ve şekerli gibi besinleri çıkarıp kalori hesabı yapmaya başlar. Çevredeki insanlar tarafından aşırı kilo verdiği anlaşılana kadar kilo verme süreci devam eder. Daha sonra zararlı olan ilaç, kahve ve çay gibi takviyelere başlar" dedi. "Tedavi edilmesi gerekiyor" Bazı hastaların yatarak tedavi edilmesi gerektiğini söyleyen Özkaya, "Anoreksiya genellikle ergenlik dönemi geçiren 12-20 yaş aralığındaki kız çocuklarında daha çok görülür. Erkeklere göre kızlarda 7 kat daha fazla görülür. Nadir bir durum olsa da yetişkinlerde de anoreksiya hastalığı ortaya çıkmaktadır. Sosyal medyanın etkisi ile genç kızlarda, manken gibi görünme düşüncesi oluşuyor. İnternetteki kızlar gibi görünmem, zayıf olmam lazım gibi düşüncelere kapılıp kişi kilo vermeye başlıyor. Biyolojik olarak genetik faktörler de karşımıza çıkıyor. Hastanın ailesinin geçmişine bakıp, yeme bozukluğu veya çeşitli psikolojik rahatsızlıkların aktarımı olup olmadığına bakıyoruz. Tedavi olunmadığında kişinin yaşamını olumsuz şekilde etkileyecek boyuta gelmektedir. Tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Kişinin diyetisyen, psikolog ve psikiyatri eşliğinde komplike bir tedavi görmesi gerekir. Kişi vücut ağırlığının yüzde 30’unu kaybetmişse ayakta değil, yatarak tedavisine devam edilmesi büyük önem arz etmektedir. Dikkat edilmediği takdirde sonuçları kişinin yaşamsal ve bedensel vücut ağırlığını etkilediği için yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyip ölüme kadar götürmektedir" diye konuştu.
28 Nisan 2025 Pazartesi - 11:28
Keçiören Belediyesinden kan bağışı kampanyası
Keçiören Belediyesi Türk Kızılay iş birliğinde "Hayat Kurtarmak Elinizde" sloganıyla kan bağışı kampanyası düzenlendi. Keçiören Belediyesi, kan bağışı konusunda halkın desteğini ve farkındalığı artırmak için harekete geçti. Türk Kızılay iş birliğinde "Hayat Kurtarmak Elinizde" sloganıyla bağış yapmak isteyenler kan toplama merkezine davet edildi. Keçiören Belediyesi hizmet binası içine kurulan kan toplama merkezinde gönüllü vatandaşlar ve belediye personeli kan bağışında bulundu. "Düzenli kan bağışı yapılmalı" İnsan sağlığının her şeyden önemli olduğunu ve kan bağışının hayat kurtardığını söyleyen Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, "Acil kan ihtiyacının karşılanması noktasında kan bağışında bulunmak hayat kurtarmak anlamına geliyor. Hastanelerimizin, hastalarımızın, hekimlerimizin işini kolaylaştırmak adına düzenli kan bağışında bulunma çağrımızı her daim yapıyoruz. Sağlık koşulları uygun olan herkesi kan bağışlamaya davet ediyoruz. Bağışta bulunan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.
28 Nisan 2025 Pazartesi - 10:57
Geleceğin endişesi "Eko-kaygıya" dikkat
Uzm. Dr. Fatma Arkaz, gelecek kaygısı konusunda atılması gereken adımlardan bahsetti. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz, iklim değişikliği yalnızca buzulların erimesine, sıcaklıkların artmasına ya da kuraklıkların yaşanmasına neden olmadığını, aynı zamanda kişilerin iç dünyasını da sessizce değiştirdiğini söyledi. Kaygı, belirsizlikler ve geleceğe dair umut kaybı, bu krizin ruh sağlığımıza bıraktığı görünmeyen izleri olduğuna dikkati çeken Arkaz, "Aşırı sıcaklar, kuraklıklar, su sıkıntısı, orman yangınları ve seller gibi olaylar her geçen gün daha sık yaşanıyor ve bunların insan yaşamını nasıl etkilediğine dair haberler sürekli gündemde yerini alıyor. Bu olayların sadece çevresel değil, aynı zamanda sağlık ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri de gitgide daha görünür hale geliyor" dedi. "Psikolojik dayanıklılık, geliştirilebilir bir kapasitedir ve bu süreçte atılabilecek adımlar, hem bireyin içe ait gücünü artırabilir hem de toplumsal dayanışmayı besleyebilir" diyen Uzm. Dr. Fatma Arkaz, gelecek kaygısı konusunda atılması gereken adımlardan bahsetti. "İklim değişikliği ruh sağlığını olumsuz etkiliyor" Arkaz, şunları söyledi: "İklim değişikliği; insan kaynaklı faaliyetlerin, küresel atmosferin bileşimini doğrudan ya da dolaylı biçimde etkilemesi sonucunda ortaya çıkan uzun vadeli iklimsel farklılaşmalar olarak tanımlanmaktadır. İklim değişikliği, beklenenden çok daha hızlı bir şekilde meydana gelmekte ve bu hız onu bir iklim krizi haline getirmektedir. İnsanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturan bu kriz, sağlık tehlikelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İklim değişikliğinin zihinsel ve duygusal dünyamızı da etkilediğini anlamaya başladıkça, bu etkilere isim verebilmek için yeni kavramlar gelişiyor. Örneğin, "ekolojik yas" ve "eko-kaygı", insanların iklim değişikliğiyle birlikte hissettiği kayıp ve endişeleri tanımlamak için kullanılan yeni terimlerdir." "Toplum olarak desteğe ihtiyaç var" Eko-kaygının aslında iklim krizine verilen doğal ve insani bir tepki olduğunu belirten Arkaz, "Ancak zamanla bu kaygı, bireylerin toplum ve gelecek hakkındaki umutlarını sarsabilir; yerini öfke, umutsuzluk ya da çaresizlik gibi duygular alabilir. Artan sıcaklıklar, zaten var olan ruhsal sorunları daha da ağırlaştırabilirken; aşırı hava olayları ve doğal afetler, insanların yaşadığı travmaların sayısını da artırıyor. Bu durum, toplum genelinde ruh sağlığı alanında daha fazla desteğe ihtiyaç duyulacağını açıkça ortaya koyuyor" ifadelerini kullandı. "Umutsuzluğa sürüklüyor" Arkaz, iklim krizine karşı yürütülen mücadele yalnızca doğayı korumakla sınırlı olmaması gerektiğini vurgulayarak, "İnsanın iç dünyasını da onarmayı hedeflemelidir. Çünkü bu kriz, sadece ekosistemleri değil; kişilerin umutlarını, güven duygusunu ve geleceğe dair hayalleri de sarsmaktadır. Bu yüzden çözüm arayışları, bireysel çabaların ötesine geçip toplumsal bir dayanışma ve ruhsal iyileşme sürecine dönüşmelidir. Doğayla kurulan bağ güçlendikçe, sadece ağaçlar değil; içimizdeki denge ve huzur da yeniden filizlenebilir" ifadelerini kullandı. "Bilinçlenerek güçlenmek mümkün" "Ruh sağlığını korumak ve güçlendirmek için doğayla ve toplumla yeniden bağ kurmalı, bilinçli tercihler yapmalı ve dayanışma içinde olunmalıdır. Çünkü iklim krizi, sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir müdahale alanıdır" diyerek sözlerini sürdüren Arkaz, ruh sağlığını olumlu yönde etkilemek için doğayla yeniden bağ kurulması, çevre dostu yaşam tarzını benimsenmesi ve duygularla sağlıklı şekilde başa çıkmanın öğrenilmesi gerektiğini kaydetti.
28 Nisan 2025 Pazartesi - 10:52
Uluslararası Katılımlı Türk Spor Hekimliği Kongresi’nin 20’ncisi düzenleniyor
Türkiye Spor Hekimleri Derneği tarafından bu yıl 20.’si düzenlenecek Uluslararası Katılımlı Türk Spor Hekimliği Kongresi, 9-11 Mayıs’ta Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Prof. Dr. Muhiddin Erel ve 20 Mayıs Amfilerinde gerçekleştirilecek. Bu yıl 20’ncisi Türkiye Spor Hekimleri Derneği tarafından düzenlenecek Uluslararası Katılımlı Türk Spor Hekimliği Kongresi, 9-11 Mayıs’ta Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Prof. Dr. Muhiddin Erel ve 20 Mayıs Amfilerinde gerçekleştirilecek. Türkiye Spor Hekimleri Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Metin Ergün, yaptığı açıklamada; kongrede spor yaralanmalarının önlenmesi, tanısı ve tedavisi konularının "Her Yönüyle Spor Yaralanmaları" ana teması altında yerli ve yabancı katılımcıların katılımıyla bilimsel ve güncel yeniliklere odaklanılarak konuşulacağını söyledi. Teknolojik gelişmeler ele alınacak Yurt içinden ve dışından katılımcıların yer alacağı kongrede 17 panel, 16 konferans, 3 kurs, 2 uydu sempozyumu ve 1 workshop gerçekleştirilecek. İlk gün açılış konuşmalarının ardından "Spor Hekimliğinin Anadolu’daki Kökleri" başlıklı dersle başlayacak kongrede spor yaralanmalarının önlenmesinde teknolojik gelişmeler ele alınacak. Son dönemde özellikle basketbolcularda sık görülen ön çapraz bağ yaralanmaları da ayrı bir panelde 4 ayrı uzman tarafından ele alınacak. Son dönemde kullanımı artan tedavi yöntemlerinden kök hücre de bir uydu sempozyumda görüşülecek. Spor yaralanmalarında eksozom uygulamaları başlıklı sempozyumun yanı sıra pediatrik spor hekimliği ile kadın sporculara özgü yaralanmalar da ele alınacak.
28 Nisan 2025 Pazartesi - 10:40
Deprem korkusuyla başa çıkmak için öneriler
Depremin hemen ardından korku, ne yaptığını ve nerede olduğunu bilememe, duygularını hissedememe ve kafa karışıklığı gibi belirtiler yaşanabileceğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. İpek Buse Güzelce, "Kişi, olayı hatırlamak istemese de anılar zihnine kendiliğinden gelebilir. Bu belirtilerle başa çıkmak için temel ihtiyaçlarınıza özen gösterin; özellikle uyku ve iştahınızı dengelemeye çalışın. Yaşadıklarınızı sizi dinleyebilecek bir yakınınızla paylaşmaktan çekinmeyin. Günlük küçük rutinlerinize dönmeye çalışın" dedi. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. İpek Buse Güzelce, doğal afetlerin ruh sağlığı üzerine etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Doğal afetler karşısında ruhsal etkilenmelerin kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Güzelce, "İnsan doğası gereği, karşılaşılan afetler karşısında belli derecelerde ruhsal etkilenme herkes tarafından yaşanır. Yaşadığımız coğrafyada deprem başta olmak üzere, doğal afetler karşısında ruhsal zorlanmalar yaşayabilir, ruhsal tepkiler ortaya çıkarabiliriz" diye konuştu. Deprem sonrası yaşanabilecek olumsuz durumlardan bahseden Uzm. Dr. Güzelce, "Depremin hemen ardından yaşayabileceğiniz tepkiler arasında korku, ne yaptığınızı ve nerede olduğunuzu bilememe, duygularınızı hissedememe, kafa karışıklığı ve tepki vermeme olabilir. Bu tepkiler, ‘olağandışı durumlara verilen olağan tepkiler’ olarak tanımlanır. Çoğu kişi için bu tepkiler, olaydan sonra ilk haftalarda zamanla azalır ve ortadan kalkar. Tedavi veya müdahaleye gerek kalmadan kişi olay öncesi haline dönebilir" dedi. "Olayla ilgili kâbuslar görülebilir" Bu tepkilerin yanı sıra olay anını tekrar hatırlama, olayın istenmeden tekrar tekrar zihne gelmesi gibi belirtilerin de görülebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Güzelce, şu bilgileri paylaştı: "Bu durum ‘yeniden yaşantılama’ olarak adlandırılır. Kişi, olayı hatırlamak istemese de anılar zihnine istenmeden gelebilir. Bu anılar çok canlı olabilir ve kişi sanki olay yeniden oluyormuş gibi hissedebilir. Bu hatırlamalarla birlikte iç sıkıntısı, çarpıntı, terleme gibi bedensel belirtiler de tetiklenebilir. Olayla ilgili kâbuslar görülebilir. Ayrıca, olayın tamamını veya bazı kısımlarını hatırlayamama, depremin olduğu eve girememe, olayla ilgili konuşmak istememe, uykusuzluk, sinirlilik, aşırı irkilme gibi tepkiler de ortaya çıkabilir. Yaşadıklarınız karşısında kendinizi çaresiz hissedebilir ve karamsar düşünceler içinde bulabilirsiniz." "Tepkilere karşı öneriler" Uzm. Dr. Güzelce, deprem sonrası travmalarımızı nasıl yönetebileceğimiz ve kendimizi nasıl iyi hissedeceğimiz konusunda şu önerilerde bulundu: "Temel ihtiyaçlarınıza özen gösterin, özellikle uyku ve iştahınızı dengelemeye çalışın. Duygularınıza izin verin; yaşayabileceğiniz üzüntü, kaygı, korku gibi duygular olağan tepkilerdir. Duygularınızı ve yaşadıklarınızı sizi dinleyebilecek bir yakınınızla konuşmaktan çekinmeyin. Günlük küçük rutinlerinize dönmeye çalışın. İlk günlerde yaşayabileceğiniz uykusuzluk ve iştah değişiklikleri gibi durumlarda sakinleştirici veya yatıştırıcı ilaçları kullanmamaya özen gösterin. Depreme ait görsel ve videolara maruziyetinizi kısıtlayın. Nefes egzersizleri veya gevşeme tekniklerini deneyin. Derin nefes almak, bedenin rahatlamasına ve zihnin sakinleşmesine yardımcı olabilir." "İlk haftalarda bazı şikâyetler görülmesi normal" Hangi durumlarda uzman destek alınması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Güzelce, "İlk haftalarda bu belirtilerin görülmesi doğaldır. Ancak, şikayetler ilerleyen haftalar içinde azalmıyorsa, yaşantınızı etkiliyor ve yaşamınıza uyum sağlamanızı zorlaştırıyorsa, uyku ve iştah değişikliklerinde düzelme olmuyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak uygun olacaktır" ifadelerini kullandı. 1 aydan uzun süren olumsuz belirtiler hakkında uyarılarda bulunan Uzm. Dr. Güzelce, "Eğer bu belirtiler 1 aydan uzun sürerse ya da zamanla azalmak yerine daha da yoğunlaşırsa, bu durum Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) olarak adlandırılabilir. Bu yüzden belirtiler geçmiyorsa ya da kişinin hayat kalitesini ciddi şekilde etkilemeye devam ediyorsa, bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak çok önemlidir. Erken destek almak iyileşme sürecini kolaylaştırır. TSSB belirtileri her insanda farklı şekillerde yaşanabilir. TSSB, tedavi edilebilir bir durumdur; ancak kendi kendine geçme olasılığı düşüktür. Tedavide hem ilaçların hem de psikoterapinin yeri vardır" dedi. "Tedavi seçenekleri" Travma ile ilişkili ruhsal bozukluklarda temel tedavi yönteminin psikoterapi olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Güzelce, uygulanabilecek tedavi seçeneklerini şöyle sıraladı: "Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Travma Odaklı Terapiler: Kişinin travmayla baş etmesini, düşünce ve davranışlarını yeniden düzenlemesini sağlar. EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): Travmatik anıların daha az rahatsız edici hale gelmesine yardımcı olan özel bir terapi yöntemidir. İlaç tedavisi: Bazı durumlarda, özellikle kaygı, uyku problemleri veya depresyon belirtileri yoğunsa, psikiyatrist tarafından ilaç desteği verilebilir." Uzm. Dr. Güzelce, "Her bireyin ihtiyacı farklıdır. Bu yüzden tedavi kişiye özel planlanır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
28 Nisan 2025 Pazartesi - 10:39
Diş Hekimi İsmail Güleç: "Yapay zekâ ile kusursuz diş implant ve kaplama tedavisi mümkün"
Yapay zekâ alanında yaşanan teknolojik gelişmeler birçok alanda kendini göstermeye devam ediyor. Birçok sektörde olduğu gibi sağlık alanında da yapay zeka kullanılıyor. Bu kapsamda yapay zekâ destekli robotik implant tekniğiyle diş implantları çene kemiğinin en doğru noktasına saniyeler içinde yerleştirilebiliyor. Günümüzde kullanılan akıllı implantlar ise hem iyileşme sürecini hem de kemik oluşumunu hızlandırıyor. Yapay zeka alanındaki yeni gelişmeler birçok sektör tarafından kullanılmaya başlandı. Bir taraftan yapay zekânın ortadan kaldıracağı meslekler üzerine sürekli makaleler yayımlansa da diğer taraftan da hayatımızı kolaylaştırıcı etkisi üzerine yeni gelişmeler ortaya çıkıyor. Yapay zeka sağlık alanında da kullanılmaya başlandı. Yapay zekâ destekli robotik implant tedavisiyle neredeyse kusursuza yakın bir tedavi gerçekleşebiliyor. Denta New Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Kurucusu ve Medikal Direktörü Diş Hekimi İsmail Güleç, son üç yıldır yapay zekâ destekli robotik implant tekniğiyle tedavilerin başarı oranının yüzde 100’e yaklaştığını vurguladı. "Yapay zekâ ile uzun ömürlü implantlar mümkün" İmplant tedavisinin temelde diş eksikliğini gidermek için uygulanan bir tedavi olduğunun altını çizen Diş Hekimi İsmail Güleç, yapay zekânın tedavideki rolünü şöyle anlattı: "Yapay zekâ destekli robotik implant tedavileri biz hekimlere birçok avantaj sağlamakta. Üç yıldır bu tekniği kullanan bir diş hekimi olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, bu teknik sayesinde tedavideki başarı oranı yüzde 100’e yaklaştı. Tedavi sürecine değinecek olursam. Hastalarımız kliniğe geldiklerinde öncelikle onlardan üç boyutlu tomografi alıyoruz. Sonra introoral scaner yani ağız içi tarayıcılar ile ağız içerisindeki dişlerin, diş etinin ve kemiğin genel olarak üç boyutlu modeli bilgisayar ortamına aktarıyoruz. Daha sonra bilgisayar ortamındaki bu iki veri birbiri üzerine eşleştiriliyor. Hastanın kemik yapısı üç boyutlu olarak bilgisayar ortamına tüm koordinatlarıyla aktarılmış oluyor. İşte yapay zekâ tam da burada devreye giriyor. Kemiğin içerisine yerleştirilecek implantın en iyi pozisyonun tespiti ve ideal koordinatları yapay zekâ tarafından saniyeler içerisinde bize gösteriliyor. Tespit edilip o bölgeye sanal ortamda implantlar yerleştiriyoruz. Bunu daha sonra ağız içerisine taşıyabilmek için cerrahi guide yani özel bir rehber model hazırlıyoruz. Bu Guide Cad-cam ile laboratuvarda üretiliyor, sonrasında operasyona aldığımız hastanın ağız içerisine yerleştiriyoruz. Koordinatları belirlenmiş implantları kemik içerisine fiziki olarak özel fizyodispenser makineler ile yerleştirmekte. Dolayısıyla implantın yerleştirilebileceği en iyi koordinatı daha önceden tespit edildiği için, bilgisayar ortamında bu ölçümler ve analizler yapıldığı için implantlar çok başarılı bir şekilde yapılıyor." İsmail Güleç, yapay zekâ destekli robotik implant tedavilerinin önemli sonuçlarından birisinin de ameliyat sonrası yaşanacak şişlik, morluk gibi travmaların en aza inmesini sağlaması ve implantların çok daha uzun ömürlü olmasına olanak sağladığının altını çizdi. "Diş hekimin deneyimine dikkat edilmeli" Yapay zekâ destekli robotik implant tekniğinin sadece implant ve kaplama tedavisinde değil tomografi, röntgen gibi görüntüleme alanında da diş hekimlerine yardımcı olduğunun altını çizen İsmail Güleç, dikkat edilecek noktalar konusunda da uyarıda bulundu. İsmail Güleç, bu tedaviyi alacak olan kişilerin gittikleri kliniğin teknolojik alt yapısının uygunluğuna dikkat etmesinin ve ayrıca tedaviyi uygulayacak diş hekiminin bu alandaki deneyiminin kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. "Akıllı implantlarla hızlı iyileşme mümkün" Bir diğer önemli gelişmenin akıllı implantlar olduğunu söyleyen Güleç, halk arasında akıllı implant diye bilinen hidrofilik implant sistemleri sayesinde hızlı iyileşmenin mümkün olabileceğini söyledi. Güleç bu sistemi şöyle anlattı: "Akıllı Hidrofilik İmplantlar özel bir kapsül içerisinde gelir ve bu kapsülün içerisinde geliştirilmiş solüsyon içinde saklanır. İmplant yapılacağı sırada bu solüsyondan çıkartılır ve çeneye yerleştirilir. Bu implantlar, bu solüsyon sayesinde kandaki iyileşme hücrelerini etrafına toplar. Bu da implantın etrafında çok sağlam, implantı tamamen sıkı tutan bir kemik oluşmasını ve iyileşme hızını arttırır."
28 Nisan 2025 Pazartesi - 10:36
Deli bat bat otu, yanlış tüketildiğinde ciddi zehirlenmelere yol açabiliyor
Doğu Anadolu’ya özgü endemik bir tür olan deli bat bat otu, yanlış tüketildiğinde ciddi zehirlenmelere yol açabiliyor. Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada kendiliğinden yetişen bazı bitkiler yeniden gündeme geldi. Bu bitkilerden biri de Erzincan, Elazığ, Tunceli, Erzurum, Kars, Ardahan gibi Doğu Anadolu Bölgesi’nde deli bat bat otu olarak bilinen ve yanlış tüketimi halinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bitki türü. Deli bat bat otu, son günlerde yaşanan zehirlenme vakalarıyla dikkatleri üzerine çekti. Deli bat bat otu nedir? Deli bat bat otu, Türkiye’nin doğu illerinde yaygın olarak görülen, endemik (yani sadece belirli bölgelerde yetişen) bir bitki türüdür. Görünüşü itibarıyla masum gibi görünse de içeriğindeki toksik maddeler nedeniyle insan sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabilir. Bu bitkinin yanlışlıkla tüketilmesi sonucu başta çocuklar olmak üzere her yaştan bireyde zehirlenme vakaları meydana gelebilmektedir. Tüketilmesi hangi tehlikelere yol açıyor? Halüsinasyon görme, nöbet geçirme, vücut sıcaklığında artış, ağızda ve ciltte kuruluk, taşikardi (kalp atış hızının artması) Bu belirtiler ciddi boyutlara ulaşabiliyor ve özellikle çocuklarda hayati risk oluşturabiliyor. Bu nedenle, doğada tanınmayan bitkilerin tüketiminden kesinlikle kaçınılması gerektiği vurgulanıyor.
28 Nisan 2025 Pazartesi - 09:58
D vitamini eksikliğine dikkat
Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Sezer, D vitamini eksikliğinin bazı kanser türlerinin gelişimine zemin hazırlayabileceğine dikkat çekerek, "D vitamini vücutta yalnızca bir vitamin gibi değil, bağışıklık sisteminin işleyişinde, iltihapların kontrolünde ve hücre çoğalmasının düzenlenmesinde önemli rol oynayan bir hormon gibi görev yapıyor. Eksikliği durumunda, bu süreçlerde aksaklıklar yaşanabiliyor ve bazı hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla kanser oluşumu tetiklenebiliyor" dedi. Medical Park Seyhan Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Sezer, D vitamini eksikliğinin yalnızca kemik sağlığını değil, bağışıklık sistemi, iltihaplanma süreçleri ve hücresel onarım mekanizmalarını da etkileyerek bazı kanser türlerinin gelişimine zemin hazırlayabileceğini vurguladı. Prof. Dr. Sezer, özellikle modern yaşam tarzının bireyleri doğal ışık kaynaklarından uzaklaştırdığını ve bu durumun toplum genelinde D vitamini yetersizliğini yaygınlaştırdığını ifade etti. "Kanser tedavisinde destekleyici bir faktördür" D vitaminin bağışıklık sistemini desteklediğine değinen Prof. Dr. Sezer, "D vitamini vücutta yalnızca bir vitamin gibi değil, bağışıklık sisteminin işleyişinde, iltihapların kontrolünde ve hücre çoğalmasının düzenlenmesinde önemli rol oynayan bir hormon gibi görev yapıyor. Eksikliği durumunda, bu süreçlerde aksaklıklar yaşanabiliyor ve bazı hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla kanser oluşumu tetiklenebiliyor. Özellikle D vitamininin tümör büyümesini baskılayıcı etkisi vardır. Bu özelliği sayesinde D vitamini düzeylerinin dengede tutulmasının yalnızca koruyucu değil, aynı zamanda tedaviye destekleyici bir faktördür" diye konuştu. "Kolorektal kanser artıyor" Yeni kolorektal kanser vakalarındaki artışın, çeşitli yaşam tarzı faktörlerinden kaynaklandığını belirten Sezer, "Hareketsiz yaşam biçimi, aşırı yağlı beslenme, yaşın ilerlemesi, obezite ve diyabet gibi unsurlar bu riskleri artırırken, D vitamini eksikliği de önemli bir tetikleyici faktör olarak karşımıza çıkıyor" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Sezer, D vitamini eksikliğinin bağırsak florasında bozulmalar ve kronik iltihaplanmalarla birleşerek kolorektal kanserin gelişimine katkıda bulunduğunu vurgulayarak, bu ikili etkileşimin, kanser riskini daha da pekiştirebileceğini belirtti. "Düşük D vitamini düzeyleri tedavi yanıtını da zayıflatabilir" Kanser tedavisinde başarıya ulaşmak için hastanın genel sağlık durumunun çok önemli olduğunu vurgulayan Sezer, "Vitamin ve mineral eksiklikleri, bağışıklık sisteminin tedaviye vereceği tepkiyi doğrudan etkileyebilir. D vitamini eksikliği, tedaviye yanıtı azaltabilir, tedavi sürecini uzatabilir ve nüks riskini artırabilir" ifadelerini kullandı. "D vitamini eksikliğine iyi gelen öneriler" Prof. Dr. Sezer, D vitamini eksikliğinin önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek şu önerilerde bulundu: "Günlük yaşamda kısa süreli ve kontrollü güneşlenme, D vitamini açısından zengin gıdaların tüketimi ve gerekirse doktor tavsiyesiyle alınacak takviyelerle bu eksikliği gidermek mümkündür. Bu basit ama etkili adımlar, yalnızca genel sağlığın desteklenmesine değil, bazı kanser türlerinin gelişiminin önlenmesine de yardımcı olur."
28 Nisan 2025 Pazartesi - 09:40
Prof. Dr. Koruk, "Endoskopi ile içiniz rahat olsun"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Koruk, "Sindirim sistemi hastalıklarında geç kalmak, hayat kalitesinden ve bazen hayattan çalmak demektir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Koruk, sindirim sistemi hastalıkları ve mide bağırsak kaynaklı rahatsızlıklar ile ilgili bilgi verdi. Prof. Dr. Koruk, "Birçok hasta mide yanması, şişkinlik veya basit kabızlık gibi şikayetleri önemsemiyor. Oysa bu semptomlar, bazen ciddi bir hastalığın ya da tümörün habercisi olabilir" uyarısında bulundu. Prof. Dr. Koruk, "Endoskopi yalnızca hastalık teşhisi için değil, aynı zamanda poliplerin çıkarılması, kanama noktalarının tespiti ve durdurulması gibi pek çok tedavi edici müdahale içeriyor. Erken başvuru, hem hayat kurtarıcı olabilir hem de daha az invaziv tedavilerle çözüm sunar" dedi. "Mide, yemek borusu ve kalın bağırsak kanserleri genellikle ileri evrelere gelene kadar belirti vermez" Sindirim sistemi kanserlerinin erken evrede teşhis edilmesi durumunda tamamen tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Koruk, "Mide, yemek borusu ve kalın bağırsak kanserleri genellikle ileri evrelere gelene kadar belirti vermez. Bu nedenle özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerin, hiçbir şikayetleri olmasa bile düzenli aralıklarla endoskopi ve kolonoskopi yaptırmaları büyük önem taşır. Aile öyküsü olan bireylerde ise bu taramalara daha erken yaşta başlanmalıdır" şeklinde konuştu. "Toplumdaki endoskopi korkusu yersiz" Endoskopiye dair toplumda yanlış bilinen bazı yargıların, hastaların sağlığını riske attığını vurgulayan Prof. Dr. Koruk, "Bazı hastalar, işlemin ağrılı veya zor olduğunu düşündüğü için yıllarca muayeneye gelmiyor. Oysa günümüzde sedasyon altında, yani uyku halindeyken yapılan endoskopi sayesinde hastalar işlem sırasında hiçbir şey hissetmiyor. Aynı gün taburcu olup günlük hayatlarına dönebiliyorlar. Endoskopi artık korkulacak değil, aksine geciktirildiğinde ciddi riskler taşıyan bir fırsattır" ifadelerini kullandı. "Sürekli mide ağrısı veya yanması yaşayanlar. Yutma güçlüğü çekenler" Prof. Dr. Koruk, "Sürekli mide ağrısı veya yanması yaşayanlar. Yutma güçlüğü çekenler. Sürekli şişkinlik, bulantı veya kusma şikayetleri olanlar. Kansızlık ya da gizli kan kaybı tespit edilenler. 50 yaş üzerindeki bireyler (tarama amaçlı). Ailesinde mide, yemek borusu veya kolon kanseri öyküsü bulunanlar. Geç kalmadan, şikâyetleri hafife almadan ve korkulara teslim olmadan hekiminize başvurun. Endoskopi yalnızca bir teşhis aracı değil; zamanında başvurulursa hayat kurtaran bir silahtır" diye konuştu.
28 Nisan 2025 Pazartesi - 09:29
Aort atardamarı iki kez yırtıldı, Eskişehir Şehir Hastanesinde hayata yeniden döndü
Eskişehir Şehir Hastanesine aort damarı yırtığı şikâyetiyle gelen ve adeta ölümle burun buruna kalan İhsan Arıkan, alanında uzman doktorların hızlı ve başarılı müdahalesiyle sağlığına ve yeni hayatına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor. Eskişehir Şehir Hastanesinde eşine az rastlanacak bir durum yaşandı. 50 yaşındaki İhsan Arıkan, sabah işe gitmeden önce hissettiği rahatsızlık nedeniyle hastaneye başvurdu. Tetkikler sonucunda kendisinin apandisit olarak düşündüğü hastalığın aort atardamar yırtılması olduğu ortaya çıktı. Öte yandan Arıkan’ın iç kanama geçirdiğinin tespit edilmesiyle birlikte adeta zamanla yarış başladı. Uzman doktorlar tarafından yapılan değerlendirmeyle birlikte hastaya hızlıca müdahale edildi. Eskişehir Şehir Hastanesi’nde gerekli tedavileri gören İhsan Arıkan, yüksek riskli bir ameliyat geçirmesine rağmen yapılan başarılı müdahale ve tedaviyle birlikte sağlığına kavuşurken, başından geçen zorlu süreci basın mensuplarıyla paylaştı. "Masada kalma ihtimalimden bahsettiler, ‘Olsun, ben size güveniyorum’ dedim" Aort atardamarının yırtılmasıyla birlikte acil müdahaleye alınan İhsan Arıkan, Şehir Hastanesi’ndeki uzman kalp ve damar cerrahisi ekinin başarılı tedavileri sonucunda süreci geride bırakarak sağlığına kavuşup yeniden hayata döndü. Arıkan başından geçen zorlu süreci, "Sabah 6-6 buçuk gibi işe gitmek için kalktığımda rahatsızlandım. En başta kasığıma ağrı girdi, sonra bütün bacağım uyuştu. Ben ilk önce apandisit zannederek hastaneye gittim. Sonra bana ‘Bu apandisit değil, senin aort atardamarında yırtılma var’ dediler. Bir de iç kanamam varmış. ‘Seni yarım saat bir saat içinde ameliyat masasına yatırmazsak yapabileceğimiz hiçbir şey kalmayacak’ dediler" şeklinde anlattı. Ameliyat öncesindeki bütün risklerin farkında olduğunu ve buna rağmen inancını hiç kaybetmediğini belirten Arıkan, "Ben her şeyi göze almıştım. Hocam durumu anlattı, büyük bir risk ve hayati tehlikem olduğunu söyledi. Yine de kabul ettim, ‘Ne olacaksa olsun’ dedim. Masada kalma ihtimalimden bahsettiler, ‘Olsun, ben size güveniyorum’ dedim. Eğer vadem geldiyse ölürüm, gelmediyse yaşarım. Önce Allah’a sonra doktorlarımıza güvendim. Sağ olsunlar, şükür bugünleri gördüm" ifadelerini kullandı. "Ameliyat ne kadar zorsa ameliyat sonrası da bir o kadar riskli, çünkü aortun ikinci defa yırtılma ihtimali var" Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi ekibinde yer alan Op. Dr. İbrahim Çağrı Kaya, aort atardamar yırtığının yüksek ölüm riski taşıyan bir rahatsızlık olduğuna değinerek, tedaviyle ilgili detayları aktardı. İhsan Arıkan’ın operasyonunu başarılı bir şekilde tamamlayan Op. Dr. Kaya, aort yırtıklarında karşılaşılabilecek hayati riskleri, "Hastamızın kalpten çıkan ana aort damarında ciddi bir yırtık olduğu tanısı konmuştu. Sağ olsun kendisi bize güvendi ve ameliyatı da gayet başarılı geçti. Aort damarı yırtılması aslında kalp damar cerrahisinin en tehlikeli acil durumu sayılıyor. Bizim için ameliyat ne kadar zorluysa ameliyat sonrası da bir o kadar riskli. Çünkü aortun ikinci defa yırtılma ihtimali var" şeklinde açıkladı. "Sadece bu ameliyatların yapıldığı merkezlerde bile tekrar ikinci bir ameliyat yapılamıyor" Op. Dr. İbrahim Çağrı Kaya’nın bahsettiği şekilde gelişen süreçle birlikte İhsan Arıkan’da ikinci kez aort atardamar yırtılması meydana geldi. Oldukça riskli bir durumla karşı karşıya kaldıklarını belirten Kaya, Arıkan’ın kendisini kararlı bir şekilde doktorların eline teslim ettiğini dile getirerek, şu ifadelere yer verdi: "İlk başta takipleri gayet iyi giderken sonraki kontrolde aort damarından beynini ve kollarını besleyen ve tam da hayati dalların çıktığı kısımdan ciddi bir yeni yırtık geliştiğini tespit ettik. Bu durum zaten başlı başına zorken bir de henüz yeni kalp ameliyatı geçirmiş olması riski daha da artırıyordu. Sadece bu ameliyatların yapıldığı merkezlerde bile tekrar ikinci bir ameliyat yapılamıyor. Kendisine bu durumu anlattık; o da sağ olsun bu riske rağmen bana, ekibime ve hastanemize güvendi. Bu ameliyatı belki kafamızda onlarca defa yaptık İhsan için. Bütün hamleleri tekrar tekrar planlayıp çok ciddi bir hazırlıkla girdik operasyona. 8-8 buçuk saat süren bir ameliyat oldu. Kendisi şu an gayet sağlıklı, takiplerini yapıyoruz. ,İnşallah birkaç gün içerisinde de taburcu etmeyi planlıyoruz."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder