SAĞLIK
Medicana Sohbetleri’nin konuğu Deniz Celep oldu 22 Mayıs 2026 Cuma - 17:57:28 Medicana International İzmir Hastanesi’nin düzenlediği Medicana Sohbetleri söyleşi serisinin "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı oturumuna konuk olan TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Deniz Celep; yönetiminde yer aldığı tesiste yüzde 89 kadın istihdamı sağladıklarını ve İzmir’in kadın girişimciliğinde öncü olduğunu belirtti. Kadınların iş dünyasındaki rolünü artırmak için yürütülen projelere ve küresel hedeflere dikkat çeken Celep, "Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor" mesajını verdi. Medicana International İzmir Hastanesi’nin gelenekselleşen "Medicana Sohbetleri" söyleşi serisinin Mayıs ayı konuğu, tarım ve gıda sektörünün öncü girişimcilerinden, TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) İcra Kurulu Başkanı Deniz Celep oldu. Gazeteci Banu Şen’in moderatörlüğünde gerçekleşen "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı söyleşide, kadınların iş hayatındaki gücü, sürdürülebilirlik, inovasyon ve kadın girişimcilerin desteklenmesinin önemi masaya yatırıldı. Söyleşinin açılışında İzmir’in tarih boyunca Amazonlardan bu yana kadına değer veren ve kadın öncülüğünü destekleyen bir şehir olduğunu vurgulayan TOBB İzmir KGK Başkanı Deniz Celep, kentin girişimcilik istatistiklerine dikkat çekti. İş İnsanı Girişimci Deniz Celep, "İzmir’de kadın girişimci oranı yüzde 39 ile Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Ancak küresel ölçekte henüz istediğimiz sıralamalarda değiliz. Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor. Biz de kurul olarak ‘Eşitlik Yıldızları’ gibi projelerimizle eşit işe eşit ücret ve cinsiyet eşitliği konularına odaklanıyor, kadınlarımızın uluslararası temsiliyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz" dedi. Yüzde 89 kadın istihdamı ve dünyanın 35 ülkesine ihracat Ailesinin tarım sektörüne nasıl başladığını ve sektördeki dönüşümünü paylaşan Deniz Celep, 1953 yılında dedesinin kurduğu ilk çiftçi fabrikasından bugüne, 3. kuşak olarak tarıma dayalı sanayide büyümeye devam ettiklerini belirtti. Abisi ile birlikte yönettikleri tesiste Ege Bölgesi’nin ürünlerini dünyanın 35 ülkesine ihraç ettiklerini ifade eden Deniz Celep, şirketteki kadın gücünü şu sözlerle aktardı: "400 çalışanımız içinde yüzde 89 kadın çalışan oranına sahibiz. Ne kadar güçlü bir teknoloji altyapımız olursa olsun, bizim için kadın emeği önceliklidir. Tarımda sürdürülebilirliği, planlamayı ve disiplini sağlayan en büyük güç kadın çalışanlarımızın varlığıdır." Kadın girişimcisinin önündeki en büyük engel: Finansmana erişim Kadın girişimcilerin e-ticaret alanına olan ilgisine ve bu alanda İzmir’den çıkan Tire’deki iğne oyası üreticisi İpek Hanım ile ödüllü bebek taşıma çantası tasarımı yapan Duygu hanım gibi başarı hikayelerine değinen Deniz Celep, en büyük zorluğun finansman olduğunu belirterek, "Kadın girişimciliğinde en kritik nokta finansmana erişim ve nakit akış yönetimidir. Sermaye gücü düşük başlayan kadınlarımızı güçlendirecek projeler üretiyoruz. İş hayatının temel kuralı, gerçekleştirebileceğiniz vaatlerde bulunmaktır. Kısa sürede zengin olma hayalleri yerine, planlı ve kaliteli hizmet sunarak uzun soluklu iş birlikleri kurmalıyız. Bu süreçte kadınların ‘Ben yaptım, sen de yapabilirsin’ diyerek birbirine deneyim aktarması çok kıymetli" sözlerini kaydetti. Kurumların ortak sinerjisi ve gençleri kentte tutma hedefi İzmir’deki oda, borsa ve yerel yönetimlerin kadın projelerine çok büyük destek verdiğini belirten Deniz Celep; EİB, İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarının altını çizdi. İzmir’in Urla, Çeşme, Foça gibi parlayan bölgeleriyle yeniden bir cazibe merkezi olduğunu ifade eden Deniz Celep, genç istihdamını kentte tutmak için TOBB Genç Girişimciler Kurulu ile ortak projeler yürüttüklerini ve Medicana gibi şehre değer katan yatırımların bu anlamda çok önemli birer rol model olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.
22 Mayıs 2026 Cuma - 17:08 Uzmanından bayramda diyabet ve tansiyon hastalarına uyarı Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Emine Hande Öksüz, özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bayram sürecinde beslenme düzenlerini korumaları gerektiğini söyledi. Bayram dönemlerinde artan kırmızı et, tatlı ve ikram tüketiminin kronik hastalıklarda sağlık risklerini artırabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Öksüz, vatandaşlara önemli tavsiyelerde bulundu. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarına dikkat çeken Uzm. Dr. Öksüz, "Bayramlar; ikramların, tatlıların ve düzensiz öğünlerin arttığı özel dönemlerdir. Ancak özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bu süreçte beslenme ve yaşam düzenlerine daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Artmış kırmızı et, şerbetli tatlı ve ikramların fazlaca tüketilmesi hastalarımızın tedavilerinde aksaklıklara yol açmaktadır" dedi. "Gün içerisinde yeterli su tüketin" Dikkat edilmesi gereken hususları vurgulayan Uzm. Dr. Öksüz, "Bu hususta dikkat edilmesi gereken noktalar, diyabet hastalarımız için öğün saatlerini mümkün olduğunca düzenli sürdürün. Uzun süre aç kalmayın. Şerbetli tatlılar, şekerlemeler ve çikolataları kontrollü tüketin. Mümkünse sütlü tatlıları tercih edin ve küçük porsiyonlar kullanın. Bayram diye ilaç ve insülin dozunuzu aksatmayın, tedavilerinizi düzenli alın. Gün içerisinde yeterli su tüketin. Bayram ziyaretlerinde kısa yürüyüşler yapmak kan şekeri kontrolüne katkı sağlar. Kan şekeri ölçümlerinizi ihmal etmeyin. Halsizlik, aşırı susama, çarpıntı gibi belirtilerde mutlaka kan şekeri ölçümlerinizi yapın. Hipertansiyon hastalarımız için artmış kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinin tüketimi kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyonla ilişkili bulundurulmuştur. Tuzlu yiyecekler, salamura ürünler, işlenmiş etler, aşırı çay-kahve tüketiminden kaçının. Ağır ve yağlı yemekler yerine dengeli porsiyonlar tercih edin. İlaçlarınızı düzenli kullanmaya devam edin. Tansiyon takibinizi ihmal etmeyin; baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı gibi belirtilerde tansiyon ölçümünüzü yapın. Yeterli uyku ve dinlenme sağlamaya çalışın. Aşırı stres ve uykusuzluk tansiyonunuzda yükselmelere yol açabilir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün en sık tüketilmesi gereken besinleri; sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyatlar olarak belirlediğini dile getiren Öksüz, "Bu besinler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak mikrobiyatasını destekler, kolesterol düşürücü etkiye sahiptir ve kan şekerinizdeki dalgalanmaların önüne geçer. Son olarak; tuzu günlük bir çay kaşığını geçmeyecek şekilde tüketmek böbrek sağlığının korunmasında ve hipertansiyonun önlenmesinde yardımcı olur. Unutmayın, bayram sofralarında önemli olan miktar değil, paylaşım ve keyiftir. Sağlıklı tercihlerle bayramınızı güvenle ve huzurla geçirebilirsiniz" ifadelerine yer verdi.
22 Mayıs 2026 Cuma - 16:06 Kurban bayramı’nda sağlıklı beslenmenin püf noktaları Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, Kurban Bayramı’nda artan et ve tatlı tüketimine karşı vatandaşları uyardı. Porsiyon kontrolü, doğru pişirme yöntemi, su tüketimi ve hareketin önemine dikkat çeken Kaleli, bayramın yasaklarla değil dengeyle geçirilmesi gerektiğini söyledi. Bursa, Kurban Bayramı’nda sofralarda kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, bayram sürecinde yasaklarla değil dengeyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaleli, "Amaç kendimizi mahrum bırakmak değil, porsiyon kontrolünü sağlayarak sağlıklı bir bayram geçirmek" dedi. "Kurban eti tüketiminde porsiyon uyarısı" Kırmızı etin yüksek doymuş yağ ve kolesterol içerdiğine dikkat çeken Dyt. Enes Çağrı Kaleli, günlük et tüketiminin 100-150 gramı geçmemesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kolesterol, tansiyon ve gut hastalarının daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kaleli, "Yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğündeki porsiyon ideal kabul ediliyor" diye konuştu. "Et mutlaka dinlendirilerek tüketilmeli" Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceğini söyleyen Kaleli, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kaleli, "Ette oluşan ölüm sertliği hem pişmesini zorlaştırır hem de sindirimi olumsuz etkiler. Dinlendirilmiş et mide ve bağırsak sağlığı açısından çok daha uygundur" dedi. "Pişirme yöntemine dikkat" Kavurma yapılırken ekstra yağ kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kaleli, "Et kendi yağıyla pişirilmeli. Izgara, haşlama ve fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli" ifadelerini kullandı. "Etin yanında mutlaka salata tüketin" Et tüketiminin yanında lifli besinlerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Kaleli, bol limonlu mevsim salatasının sindirimi desteklediğini söyledi. C vitamininin demir emilimini artırdığını belirten Kaleli, "Salataya limon sıkılması veya yanında yeşil biber tüketilmesi oldukça faydalı. Yemekten hemen sonra içilen çay ve kahve ise demir emilimini azaltıyor" dedi. "Tatlı tüketiminde "tadımlık" önerisi" Bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlı tüketiminin kontrolsüz şekilde artabildiğini belirten Dyt. Enes Çağrı Kaleli, vatandaşlara porsiyon kontrolü önerdi. Kaleli, "Her ikramı tamamen tüketmek yerine tadımlık miktarlarda yemek ya da porsiyonu paylaşmak daha sağlıklı bir yöntem olacaktır" diye konuştu. "Su tüketimi ve yürüyüş önerisi" Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Kaleli, günlük en az 2.5-3 litre su içilmesini tavsiye etti. Çay ve kahvenin su yerine geçmediğini ifade eden Kaleli, akşam yemeklerinden sonra yapılacak yürüyüşlerin sindirimi kolaylaştıracağını söyledi. "Önemli olan dengeyi koruyabilmek" Bayramda bir öğünde fazla kaçırmanın büyük bir sorun olmadığını ifade eden Kaleli, "Önemli olan ertesi gün kendinizi cezalandırmak değil, sağlıklı beslenme düzenine kaldığınız yerden devam etmek. Bayram, sevdiklerimizle geçirilen özel bir zaman dilimi" açıklamalarında bulundu.
Hastane hastane dolaştı, şifayı 10 yıl sonra Gaziantep Şehir Hastanesi’nde buldu
24 Nisan 2025 Perşembe - 17:04 Hastane hastane dolaştı, şifayı 10 yıl sonra Gaziantep Şehir Hastanesi’nde buldu Gaziantep’te 10 yıl boyunca şiddetli göğüs ağrısı nedeniyle hastane hastane dolaşan ve hastalığına bir türlü çare bulamayan Selvi Yiğit, şifayı Gaziantep Şehir Hastanesi’nde buldu. 2013-2014 yıllarında başlayan şiddetli kas ağrıları, bayılma ve günlük yaşamı olumsuz etkileyen sağlık problemleri nedeniyle uzun yıllar tedavi gören 4 çocuk annesi 42 yaşındaki Selvi Yiğit, yıllarca hastalığına bir çare bulamadı. Araban ilçesinde yaşayan ve sürekli şiddetli göğüs ağrısı çeken Yiğit’e çeşitli hastanelere gitmesine ve defalarca farklı tedaviler uygulanmasına rağmen bir türlü doğru teşhis konulamadı. Gaziantep Şehir Hastanesi’nde kıkırdak tümörü tanısı konuldu Gittiği çeşitli hastanelerde aldığı tedavilerde doktorlar tarafından KOAH, böbrek rahatsızlığı, kas ağrısı, kas yırtılması, astım ve psikolojik hastalık gibi teşhisler konulan Yiğit, iki ay önce geçmeyen ağrıları nedeniyle Gaziantep Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Gördüğü tedavilere ve kullandığı ilaçlara rağmen göğüs ağrıları bir türlü geçmeyen Yiğit’e Gaziantep Şehir Hastanesinde Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Bayrakçı tarafından yapılan kontrollerde ve tetkiklerde kıkırdak tümörü tanısı konuldu. Kıkırdak tümöründen 10 yıl sonra kurtuldu, hastanedeki tedavisinin ardından taburcu edilecek 10 yıl boyunca neredeyse gitmediği hastane ve doktor kalmayan ve 10 yıl sonra hastalığına gerçek teşhis konulan Yiğit, iki hafta önce ise hastanede ameliyat oldu. Uzun süredir yaşam kalitesini düşüren kıkırdak tümöründen 10 yıl sonra kurtulan Yiğit, hastanedeki tedavisinin ardından taburcu edilecek. "Her seferinde farklı teşhisler kondu ama ağrılarım hiç geçmedi" Göğüs ağrısı şikayeti ile hastane hastane dolaşan Selvi Yiğit, tedavi sonrası yıllarca çektiği çilesinin son bulduğunu anlattı. Ameliyatın ardından sağlığına kavuştuğunu ve göğüs ağrılarının azaldığını söyleyen Yiğit, "10 seneye yakındır bu hastalığı çekiyordum. İlk ağrıda ilçede devlet hastanesine gitmiştim. ’Böbrekte taş var’ dediler. Beni genel cerraha gönderdiler. Onlar da ’kas ağrısı var’ dediler. Bir daha geldim, ağrılarım devam etti ve ’kas yırtığı var’ dediler. İlaç verip gönderdiler. Bir süre böyle devam etti. Daha sonra Adıyaman’da devlet hastanesine gittim. Burada da ’kas ağrısı var’ dediler. Burada da tedavi gördüm, yine hastalığıma bir teşhis konulamadı. İlaç tedavisi yanıt vermeyince beni göğüs hastalıklarına gönderdiler. Orada da ’astım ve koah’ dediler. ’Hastalığına bir çare yok, senin hastalığın psikolojik’ dediler ve beni psikoloğa gönderdiler. Psikolojik ilaçlar kullandım ve daha kötü oldum. Her gittiğim hastanede doktora, ’nefes alamıyorum, göğsümde ağrı var’ diyorum ama devamlı bana ’psikolojik rahatsızlığın var’ diyorlar. Psikoloğa gittim, ilaçları kullandım ve daha kötü oldum. Daha sonra ise beni fizik tedaviye gönderdiler. Bana devamlı iğne ve ilaç verdiler, ayaklarımı hissetmiyordum. Ağrılarımın devam ettiğini söyleyince, ’senin rahatsızlığın kas ağrısı değil’ dediler" dedi. Şifayı Gaziantep Şehir Hastanesi’nde buldu Bir yakınımın tavsiyesi ile Gaziantep Şehir Hastanesi’ne geldiğini anlatan Selvi Yiğit, "Gaziantep Şehir Hastanesinde Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Bayrakçı beni tedavi etti. Tedavi eder etmez kemiğimde sorun olduğunu ve ameliyata alınmam gerektiğini söyledi. Ameliyat oldum. Şu an çok şükür iyiyim. Sadece ameliyattan kaynaklı biraz ağrılarım var" diye konuştu. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Bayrakçı ise Selvi Yiğit’te kıkırdak tümörü tespit ettiklerini ve ameliyata aldıklarını ifade ederek, birkaç gün içerisinde taburcu olacağını söyledi.
Eskişehir Şehir Hastanesi’nde Ebeler Haftası kutlama etkinliği
24 Nisan 2025 Perşembe - 16:26 Eskişehir Şehir Hastanesi’nde Ebeler Haftası kutlama etkinliği Eskişehir Şehir Hastanesi’nde, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Hastane Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Fatih Alper Ayıldız, Yunus Emre Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Gamze Akın Mumcu ve hastane personellerinin katılımı ile Ebeler Haftası kutlama etkinliği düzenlendi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasından ardından konuşan Hastane Başhekimi Ayyıldız, ebeliğin sağlık hizmetlerinin temel taşlarından biri olduğunu belirtti. Ebelerin doğum sürecinin önemli bir parçası olduğuna işaret eden Ayyıldız, "Hamilelikten doğuma, ve hatta sonrasına kadar, ebeler anne ve bebeklerin sağlık ve refahını korumak için önemli bir rol üstlenirler. Bugün, sizlerin değerini ve katkılarını kutlamak için özel bir gün. Bu günü, sizlere teşekkür etmenin ve minnettarlığımızı ifade etmenin bir yolu olarak düşünmekteyiz. Sizlerin emeklerine ve özverilerinize bir kez daha teşekkür ediyoruz" dedi. Hastane Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Nurcan Turan ise konuşmasında; "Ebelerimiz doğum öncesi ve sonrası süreçte annelerimizin yanında olup insanoğlunun başına gelen en büyük olaylardan birine yardım ve şahitlik etmektedir. Sağlık sisteminin vazgeçilmez birer parçasısınız. Ben de bu vesileyle, tüm ebe arkadaşlarımı yürekten kutluyor, sağlıklı, mutlu başarılı bir meslek hayatı diliyorum." diye konuştu. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici de "Önce İnsan diyerek halka hizmet şiar edinmiş, insanların sağlıkları için çok önemli ve kutsal bir görevi ifa eden, şefkatli şifalı elleriyle ömürlerini hayat kurtarmaya adamış, bu yüce mesleğin mensubu bütün fedakar ve cefakar ebelerimizin Ebeler Haftasını kutluyorum.’’ diye belirtti. Hastanenin en genç ebesi Nurseda Koyuncu, "Bu mesleğe yeni başlamış bir ebe olarak taktir edersiniz ki mesleğimiz zor yolumuz uzun hep bunun farkında olarak ama yolda ki güzelliklere odaklanarak yürümeyi öğrendim. Bu yüzden ebelik mesleğinde uzun yıllardır bulunan ,iş hayatımda bir yerlere güzel dokunuşlar yapan, bana mesleğimi daha da sevdiren tanıdığım bütün ebelere teşekkürü bir borç bilirim." dedi. En kıdemli ebe Nilüfer Dogumsel, meslekte 40 yıldır çalıştığını anlattı ve "Şahsıma doğum odasında 3 bine yakın doğum yaptırdım. Bir daha dünyaya gelsem yine ebe olarak çalışmak isterdim. Tüm ebe arkadaşlarıma çalışma hayatlarında empati kurmalarını mesleklerini sevmelerini ve özveriyle çalışmalarını tavsiye ediyor, tüm ebelerin Ebeler Haftasını kutluyorum.’’ diye konuştu. Programın akabinde meslekte 30 yılını tamamlamış ebelerimize teşekkür plaketleri takdim edildi. Program toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Bahar geldi, alerjiler arttı: Uzmanından uyarılar
24 Nisan 2025 Perşembe - 15:39 Bahar geldi, alerjiler arttı: Uzmanından uyarılar DÜZCE (İHA) – Bahar aylarının gelmesiyle birlikte toz alerjisi şikayetleri arttı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, aileleri toz taşınımı, ev içi temizlik ve maske kullanımı gibi konularda uyararak tavsiyelerde bulundu. Baharın gelişiyle birlikte birçok ailede telaş başladı. Özellikle toz alerjisi çocukları olan ailelerde tedirginlik artarken, Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, aileleri uyardı. Toz taşınımı nedeniyle ailelerin panik yaşadığını ancak çözüm yolları bulunabileceğini belirten Dr. Yurtseven, "Toz alerjileri, özellikle bahar aylarının gelmesiyle hepimizin korkulu rüyası oluyor. Astımı olanlar ve alerjik belirtileri bulunan kişiler bu dönemde panik yaşayabiliyor. Ancak gerekli önlemleri alırsak bu süreci en hafif şekilde atlatabiliriz. Bu toz taşınımı genellikle Sahra Çölü gibi sıcak iklim bölgelerinden rüzgarla bizim bölgelere ulaşıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü bu konuda uyarılarda bulunuyor. Aileler bu uyarıları yakından takip etmeli ve çocuklarını dışarıya çıkarırken dikkatli olmalılar. Çocukların toza maruz kalma süresini azaltmak, alerjik semptomları önlemek açısından çok önemli. Bu tozlar burun yoluyla solunduğunda akciğerlere ulaşarak alerjik belirtileri artırabiliyor" dedi. "Küçük ve yıkanabilir halılar tercih edilmeli" Çocukların zorunlu olmadıkça dışarıya çıkarılmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Yurtseven, sözlerine şöyle devam etti: "Zorunlu durumlarda dışarı çıkmaları gerekiyorsa maske kullanılabilir. Trafiğin yoğun olduğu saatlerde dışarıda bulunmaktan kaçınılmalı. Yağmur yağdıktan sonra tozlar yere inerek araçların ve yolların üzerinde birikebiliyor, bu da şikayetlerin artmasına sebep olabilir. Peki evde ne gibi önlemler alınabilir? Bu tozlar sadece dış ortamda değil, ev içinde de bulunabiliyor. Kıyafetlere temasla toz yayılabiliyor. Bu yüzden yatmadan önce duş almak faydalı olabilir. Duvardan duvara halılar yerine daha küçük ve yıkanabilir halılar tercih edilmeli. Ev sık sık elektrikli süpürgeyle temizlenmeli. Ev tozu akarları alerjik çocuklarda semptomların artmasına yol açabiliyor. Yastık ve yorganların düzenli olarak değiştirilmesi de önemli" "Evin nem oranı yüzde 50’nin altında tutulmalı" Özge Yurtseven, nem ve rutubetin, toz akarlarının yaşamını kolaylaştıran unsurlar olduğunu ifade ederek, "Evin nem oranı yüzde 50’nin altında tutulmalıdır. Çocukların odalarında büyük mobilyalar, yüklükler, kitaplıklar gibi toz biriktirebilecek eşyaların olması da tozu artıran etkenlerdir. Bu konulara dikkat edildiği takdirde, çocuklar bu dönemi daha konforlu bir şekilde geçirebilir" diye konuştu.
Yunus Emre Devlet Hastanesi ebelerinden ‘Doğal olan normal doğum’ çağrısı
24 Nisan 2025 Perşembe - 15:29 Yunus Emre Devlet Hastanesi ebelerinden ‘Doğal olan normal doğum’ çağrısı Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi Gebe Okulu’nda ebe olarak görev yapan personeller, normal doğum yönteminin anne adayları açısından önemine ve faydalarına dikkat çekti. Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen ‘Doğal olan normal doğum’ projesiyle ilgili çalışmalar sürüyor. Bu çerçevede Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerince anne adayları bilgilendirilirken, Yunus Emre Devlet Hastanesi Gebe Okulu’nda görev yapan personel ‘Neden normal doğum yapmalıyız?’ sorusunu cevapladı. Alanında uzman sağlık personelleri, normal doğum sürecinin hem anne hem de bebek sağlığı açısından daha yararlı olduğunu vurguladı. "Normal doğan bebeklerde daha az solunum problemi oluşur" Ebe Ayşe Banu Deniz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Doğum sürecinde anne tarafından salgılanan hormonlar sayesinde bebek doğar doğmaz annenin sütü gelir ve anne bebeğini hemen emzirmeye başlayabilir. Ayrıca, bebek doğum kanalından geçerken akciğerlerinin uğradığı baskıyla yuttuğu suyu kolaylıkla çıkarabilir ve normal doğan bebeklerde daha az solunum problemi oluşur. "Normal doğumda sezaryene göre günlük hayata dönmek çok daha kolaydır" Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde görev yapan ve 41 yıllık ebe olan Zeynep Büyüköz de normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından daha faydalı olduğunu dile getirdi. Konuya ilişkin Büyüköz, "Normal doğum yapmak hastaneden ayrılma sürenizi kısaltır ve sezaryene göre günlük hayata dönmek çok daha kolaydır" dedi. "Normal olan tıbbi bir zorunluluk olmadığı sürece normal doğumdur" Normal doğumun önemine ilişkin açıklamalarda bulunan bir başka ebe, annelerin sosyal hayatlarına hızlıca dönebilmeleri açısından normal doğumun en sağlıklı yöntem olduğunun altını çizerek, görüşlerini şu sözlerle aktardı: "Bir ebe olarak annelerin en özel anında normal doğuma tanıklık etmenin çok mutluluk verici bir deneyim olduğunu ifade etti. "Normal olan, tıbbi bir zorunluluk olmadığı sürece normal doğumdur. Üstelik annelerimiz, normal doğum sonrası sosyal yaşantılarına çok daha kısa bir sürede dönebilmektedir." "Normal doğumda ilk temas çok önemli, doğar doğmaz annesi onu hissediyor" Konuyla ilgili konuşan ve Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yeni doğum yapmış olan bir anne, normal yöntemle doğum yaptığını ve 1 gün içinde ayağa kalkıp gündelik hayatına devam edebildiğini belirtti. Bununla birlikte doğum yapmış olan annenin eşi de, "Normal doğumda ilk temas çok önemli. Doğar doğmaz annesi onu hissediyor ve bu esnada bilincinin açık olması da çok önemli. Bir baba olarak normal doğum sürecinde eşimin hep yanındaydım ve ona destek oldum, bence en güzeli de bu şekilde" ifadelerini kullandı.
Çocukların Atatürk sevgisi tuvale yansıdı
24 Nisan 2025 Perşembe - 15:29 Çocukların Atatürk sevgisi tuvale yansıdı Medicana International İzmir Hastanesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel anlamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. MBA Okulları Dokuz Eylül Kampüsü öğrencilerinin hazırladığı ‘Atamızın Sevgi İzleri’ adlı resim sergisi, 28 Nisan Pazartesi gününe kadar sanatseverlerle buluşacak. Medicana International İzmir Hastanesi’nin ev sahipliğinde ‘Atamızın Sevgi İzleri’ adlı resim sergisinin açılışı yapıldı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel olarak MBA’lı çocuklar tarafından hazırlanan 21 resmin yer aldığı serginin açılışına MBA Dokuz Eylül Kampüs Müdürü Hakan Solmaz, okul yöneticileri, resim öğretmenleri ve çocuklar ile aileleri katıldı. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan sevgi, bu topraklarda yetişen her çocuğun yüreğinde ayrı bir yer tutuyor. Minik sanatçılarımızın duygularını resimle ifade ettikleri bu özel sergiye ev sahipliği yapmaktan gurur duyuyoruz" dedi. 23 Nisan’ı çocuklarla birlikte kutluyor olmaktan mutlu olduklarını belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Atatürk’ün geleceği emanet ettiği çocuklara ve onları yetiştiren öğretmenlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu. "Hepimize hem umut hem ilham verdi" MBA Dokuz Eylül Kampüsü Müdürü Hakan Solmaz ise, "Sanatın birleştirici gücüyle çocuklarımızın yüreklerinden süzülen çizgiler, ‘Atamızın Sevgi İzleri’ adlı özel sergimizde hayat buldu. MBA Okulları Dokuz Eylül kampüsü olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, çocuklarımızın Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu sevgiyi ve bağlılığı sanat yoluyla ifade ettiği bu anlamlı buluşmayı büyük bir gurur ve heyecanla Medicana International İzmir Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirdik. Küçük yaşta sanatı bir ifade biçimi olarak benimseyen öğrencilerimizin eserleri, bizlere hem umut hem de ilham verdi. Bu özel serginin gerçekleşmesinde Medicana International İzmir Hastanesi’ne, emeği geçen tüm öğrencilerimize, velilerimize ve öğretmenlerimize yürekten teşekkürlerimi sunuyorum" ifadelerini kullandı. Törende sergiye katılan çocuklara teşekkür belgesinin yanı sıra boya seti hediye edildi. Ayrıca MBA öğrencilerinin 14 Mart Tıp Bayramı için hazırladığı resimler de hastane yöneticilerine takdim edildi. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Remzi Karşı ve MBA Dokuz Eylül Kampüs Müdürü Hakan Solmaz, resimleri tek tek inceleyerek, öğrencilerle konuştu. Minik ressamların Atatürk sevgisini ve bayram coşkusunu yansıtan özgün çalışmalardan oluşan sergi, 28 Nisan Pazartesi gününe kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.
Geleceğin eczacıları kendi pastillerini üretti
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:57 Geleceğin eczacıları kendi pastillerini üretti Eczacılık Fakültesi öğrencileri, "Majistral Hazırlık Etkinliği" kapsamında düzenlenen atölyede, antiseptik özellikli pastiller hazırlayarak teorik bilgilerini pratiğe dönüştürdü. Yakın Doğu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Kuzey Kıbrıs Eczacılık Öğrencileri Birliği (NEUPSANC) ve Öğrenci Dekanlığı iş birliğinde düzenlenen "Majistral Hazırlık Etkinliği" kapsamında, eczacılık öğrencilerine yönelik "Pastil Hazırlama" uygulaması gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Öğrenci Dekanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren NEUPSANC tarafından organize edilen etkinlik, öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamaya dökerek mesleki becerilerini geliştirmeyi amaçladı. Farmasötik teknoloji alanındaki temel üretim süreçlerinden biri olan pastil hazırlama uygulaması sayesinde katılımcılar, majistral formülasyonların hazırlanması, uygun tekniklerin kullanımı ve kalite kontrol süreçleri hakkında detaylı bilgi edinme fırsatı buldu. Eczacılık mesleğinin temel uygulamalarını pekiştirme ve pratik deneyim kazanma açısından büyük önem taşıyan etkinlik, öğrencilerin mesleki gelişimlerine önemli katkılar sundu. Uygulamalı eğitim ortamında bilgi ve becerilerini geliştirme imkanı bulan öğrenciler, geleceğin eczacıları olarak daha donanımlı bir şekilde mesleklerine hazırlanma yolunda önemli bir adım attılar. Çok sayıda öğrencinin yer aldığı etkinliğe; Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Çalış, Üniversite Öğrenci Dekanı aynı zamanda Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dudu Özkum Yavuz ile NEUPSANC Başkanı Tanaka Moses Nyabvure katılım gösterdi. Laboratuvar ortamında üretim yaptılar, kendi pastillerini hazırladılar Etkinlik kapsamında öğrenciler, antiseptik özellikte sert şeker pastilleri hazırlayarak hem üretim sürecini adım adım deneyimledi hem de farmasötik formülasyonlara dair uygulamalı bilgi edindi. Şeker, bal, damıtılmış su, aroma verici olarak limon yağı veya nane yağı ile renklendirici maddeler kullanılarak hazırlanan pastiller, belirli bir ısıda karamelize edilip kalıplara döküldü ve soğutularak katılaştırıldı. Öğrenciler, pastil yapımında kullanılan yardımcı maddelerin tat, kıvam ve raf ömrü üzerindeki etkilerini gözlemledi. Hazırlanan pastillerin boğaz ağrısı, öksürük ve ağız iltihaplarında lokal etki sağlayabileceği gibi, vitamin içeriğiyle bağışıklığı destekleyen formüller de içerebileceği aktarıldı. Bu uygulama, eczacılık öğrencilerinin ilaç hazırlama sürecine dair teorik bilgilerini pekiştirip pratik becerilerini artırmalarını da sağladı. Aynı zamanda hasta dostu dozaj formları hakkında da farkındalık oluşturdu. Teorik bilgileri pratiğe dönüştü Etkinlikte, Yakın Doğu Üniversitesi’nin birçok eczacılık fakültesinde bulunmayan alt yapı imkanlarına sahip olduğunun altını çizen Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Çalış, "Genç öğretim üyesi kadromuzla eczacılık eğitiminde fark oluşturan bir yere sahibiz. Gelişmeleri anında izleyen ve geleceğin eczacılarını yetiştirmek üzere eğitim programını sürekli güncelleyen bir fakülteyiz. Öğrencilerimizi mutlu görmek bizleri de mutlu ediyor" dedi. Düzenlenen atölye çalışmalarının, öğrencilerin temel farmasötik üretim süreçlerini yerinde öğrenmelerine imkan sunduğunu belirten Üniversite Öğrenci Dekanı, Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dudu Özkum Yavuz ise "Bu tür uygulamalar, öğrencilerimizi geleceğe daha hazır hale getiriyor ve mesleğe olan güvenlerini artırıyor" ifadelerini kullandı. NEUPSANC Başkanı Tanaka Moses Nyabvure ise öğrenci odaklı etkinliklerin önemine vurgu yaparak, "Bu tür uygulamalar sayesinde teorik bilgimizi pratiğe dökme fırsatı buluyoruz. Kendi ellerimizle bir ürün hazırlamak motivasyonumuzu artırırken, mesleki yetkinliğimizi de pekiştiriyor" dedi.
Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği yurt içi ve yurtdışından gelen hastaların tedavisini üstleniyor
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:19 Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği yurt içi ve yurtdışından gelen hastaların tedavisini üstleniyor Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, hem yurt içi hem de yurt dışından gelen birçok hastanın tanı ve tedavisini gerçekleştiriyor. Çocuk Cerrahisi, bebeklerde doğumsal bozuklukların yanı sıra çocukluk döneminde sonradan edinilmiş hastalıklar ve çeşitli travmaların tanı tedavisi ile ilgilenen bir branş olarak ön plana çıkıyor. Doğumdan erişkin yaşa kadar 0-18 yaş grubu çocuklarla ilgili birçok cerrahi işlemlerin yapıldığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde kalp dışı göğüs cerrahisi, boyun patolojileri, çocuk ürolojisi, onkolojik cerrahi, sindirim sistemi cerrahisi, çocuk endokrin cerrahisi, çocuk jinekolojisi, tanısal ve girişimsel endoskopik uygulamalar gibi birçok işlem uygulanıyor. Deneyimli kadrosu, modern teknolojisi ile ön plana çıkan klinik, yurt içi ve yurt dışından gelen birçok hastanın tedavisini üstleniyor. "Çocuk cerrahisinin acili hiç bitmez" Prof. Dr. Müjdem Nur Azılı, İHA muhabirine yaptığı açıklamada yenidoğan bir bebeğin 18 yaşına gelene kadar yaşayabileceği tüm cerrahi problemlerin çocuk cerrahisi bölümünde yapıldığını dile getirerek, "Çocuk cerrahisinin acili hiç bitmez. Yabancı cisim yutması, bazen soluk borusuna kaçan ceviz, fındık hayatı riske eder ve çocuk cerrahi her zaman oradadır. Çok hızlı endoskopik olarak bunların çıkarılmasından mesuldür. Bu anlamda çok önemli. 2 yaş altı çocuklar fındık, fıstık gibi çiğneme fonksiyonu henüz aktif olmayan çocukların beslenme prensipleri bunları 3 yaşından sonra vermek konusunda hayati risk eden problemlerin altını çizmek isteriz. Yine çamaşır suyu, tuz ruhu, kireç sökücü gibi temizlik malzemelerini çocukların yanlışlıkla yutarak yemek borusu ve midenin yanıkları hayatı boyunca bununla ilgili sıkıntıya yol açabiliyor. Tekrarlayan genişletmeler erken dönemde hayati risk söz konusudur. Yine çocuk cerrahisi bunun tanı ve tedavi sürecini sahiplenmiş branş türü olarak karşımıza çıkıyor" diye konuştu. "Yurt içi ve yurt dışından gelen hastaların tedavisini üstleniyoruz" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahi Kliniği’nin Türkiye ve dünyada önemli kliniklerin arasında yer bulduğunu söyleyen Prof. Dr. Azılı, "Çocuk cerrahisi asistan eğitimimiz de var. Çok sayıda çocuk cerrahisi asistanımız eğitim sürecine devam ediyor. Tüm illerden ve yurt dışından birçok hasta sevki alıyoruz ve bunların tedavisini üstleniyoruz. Çocuk cerrahisi yoğun bakımımızın ve çocuk yanık yoğun bakımımızın özelleşmiş olması bize bu yönde katkı sağlıyor" dedi. Türk tıbbının diğer branşlarda olduğu gibi çocuk cerrahisi manasında da yetkin ve etkin bir noktada olduğunu söyleyen Azılı, "Akademik olarak yurt içi ve yurt dışı birçok kongrede Türk hekimlerinin ne kadar kıymetli ve orada başarılı olduğunu görmek bizi mutlu ediyor" ifadelerini kullandı.
Profesörler ağrı pilinde umut tacirliği yapanlara karşı uyardı: "Felçlileri yürütüyoruz, koşturuyoruz gibi durumlar söz konusu değil"
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:06 Profesörler ağrı pilinde umut tacirliği yapanlara karşı uyardı: "Felçlileri yürütüyoruz, koşturuyoruz gibi durumlar söz konusu değil" Algoloji uzmanı doktorlar Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde (OMÜ) bir araya geldi. Ağrı pilinde umut tacirliği yapanlara karşı vatandaşlara ve sivil toplum kuruluşlarına seslenen doktorlar, ağrı pilinin felci hastaları yürüme, koşturma veya fiziksel kapasitelerini arttırmak gibi bir durum söz konusu olmadığına dikkat çekti. Türk Algoloji Ağrı Derneği ve Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı iş birliğiyle OMÜ Tıp Fakültesi’nde bir toplantı düzenlendi. Toplantıda ağrı piliyle ilgili yanlış algıları düzeltmek ve farkındalığı arttırmak için mesajlar verildi. Toplantıda ayrıca OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Danacı, OMÜ Tıp Fakültesi Başhekimi Prof. Dr. Ünsal Özgen, OMÜ Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Kurucu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Güldoğuş, OMÜ Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Dr. Bora Uzuner, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Kurçaloğlu, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı yandal uzmanlık öğrencisi Uzm. Dr. Pınar Uzun’ da konuşma sunum yaptı. "Hasta yürütülmesi veyahut eski fiziksel kapasitesi kavuşturulması söz konusu değildir" Ağrı pilinin kullanımıyla ilgili konuşan Türk Algoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gül Köknel Talu, "Ağrı pili kronik hastası olan hastalar bir tedavi seçeneğiydi. Ancak bu tedavi seçeneğine ulaşmak için hastanın çok iyi değerlendirilmesi, diğer uygulanabilecek yöntemlerin uygulanmış olması ve bu uygulama sonucunda başarısızlık elde edilmiş olması çok önemlidir. Çünkü ilk olarak uygulanabilecek bir yöntem değildir. Oldukça komplike ve maliyetli bir yöntemdir. Bu nedenle bütün tedavi basamaklarının doğru bir şekilde uygulanması, yetersiz kalındığında bu sistemin gündeme getirilmesi gerekmektedir. Bunun dışında fonksiyonel bazlı problemlerde, Parkinson hastalarında, hareket bozukluklarında, idrar, gaita tutamayanlarda fonksiyonel olarak bir etkinliği bulunan yöntemdir. Bugün burada toplanmamızın en önemli nedenlerinden biri bir umut olan yöntemin umut tacirliği olarak kullanılmasına bir farkındalık oluşturmaktır. Omurga felci hastalarda bu yöntemin uygulanarak yürüme veya fiziksel kapasitelerini arttırmak gibi bir durum söz konusu değildir. Belirli nöropatik ağrılarından bu etkili olabilir ancak, dışarıda gördüğümüz, üzülerek izlediğimiz bu yöntemin uygulanarak hasta yürütülmesi veyahut eski fiziksel kapasitesi kavuşturulması söz konusu değildir" dedi. "Bu hem umut tacirliğidir hem de maddi kayıplara neden oluyor" OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Özkan, " Üniversite yaptığımız program aslında bir sosyal sorumluluk projesidir. Biz ağrı pillerini kim için takıyoruz? Ne için takıyoruz? Doğru işlem nedir? Onları anlatmaya çalışıyoruz. Bizi dernek olarak ya da algologlar olarak ilgilendirmeyen bir takım spekülatif konuşmaların önüne geçmeye çalışıyoruz. Hastalarımızın mağdur olmaması, maddi ve manevi kayıplara uğramaması ve bu konuda sivil toplum örgütlerine farkındalık oluşturmak için bu toplantı gerçekleşti. Ağrı pilini farklı amaçlarla kullanmak bizim için söz konusu değil. Kronik ağrılar dediğimiz geçmeyen ağrılarda hastanın ağrısını geçirmek ağrısıyla kullanıyoruz. Hastada önemli nörolojik kayıplar oluşmuşsa hastaya herhangi bir şekilde bunları uygulamıyoruz. Ağrı için uyguladığımızda gerçekten önemli oranda fayda görüyoruz. Hastalarımızın hayatlarını mümkün olan en ağrısız şekilde geçirmesini sağlıyoruz. Felçlileri yürütüyoruz, koşturuyoruz, her türlü travmayı, nörolojik hasarı engelliyoruz gibi durumlar söz konusu değil. Bu hem umut tacirliğidir hem de maddi kayıplara neden oluyor. Kişi böyle bir sonuç karşısında her şeyini verebilecek pozisyona geliyor. Kesinlikle bu konuda toplumumuzu, sivil toplum örgütlerini göreve davet ediyoruz" diye konuştu. Ağrı pili kullanan hastalar: Konforumuz arttı, uyku uyuyoruz Ağrı pili kullanan Abdullah Koç, "Uzun yıllardır belirli bir rahatsızlığımdan ötürü aşırı ağrılarım vardı. Bunlar çekilmez bir hal almıştı. Her türlü ilacı, araç ve gereci kullanmam sonucu ağrılarım geçmeyince Hollanda’da doktorum böyle bir sistem olduğundan bahsetti. Bunun üzerinde ben bu sistemle tanıştım. Kişinin istemesi lazım. 2 haftalık bir deneme dönemi var. Bu deneme döneminde vücutla uyum sağlarsa rahat ediyorsun. Şu anda ben en yeni sisteme sahibim. Bu sistem beyne ağrıyı vermiyor. Ağrı 7/24 benimle beraber ama çok aşağılardadır. Bir dağ düşünün ben dağın zirvesindeyim ağrı dağın eteklerindedir. Bazı anlarda kapatmam gerekiyor. Kapattığım zaman ortalıkta yanardağına dönüşüyor" şeklinde konuştu. Ağrı pili kullanan Hüseyin Koç, "Bel fıtığı nüksetti. Farklı tedaviler uygulandı. Fizik tedavi uygulandı. Belden bir iğne uygulaması yapıldı. Randuman alamadık. Ameliyat olamaya karar verdik. Bu sefer ameliyata girdik. Kalp yetersizliği olduğu için ameliyata dayanamayacağımız ortaya çıktı. Ameliyattan dışarıyla alındık. Kurula girdik. Kurul bize pil takılmasına karar verdi. Pil 15 gün denendi ve randıman verdi. Ağrılarım dindi. Konforum arttı. Uyku uymaya başladım. Şükür olsun 5 yıldır normal hayatımdan hiçbir eksiğim yok" ifadelerini kullandı. Toplantıda ayrıca OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Danacı, OMÜ Tıp Fakültesi Başhekimi Prof. Dr. Ünsal Özgen, OMÜ Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Kurucu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Güldoğuş, OMÜ Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Dr. Bora Uzuner, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Kurçaloğlu, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı yandal uzmanlık öğrencisi Uzm. Dr. Pınar Uzun’ da konuşma ve sunum yaptı. Toplantıya Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı ve Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Terzi de katıldı.