SAĞLIK
Kurban Bayramı’nda "Tatil Kalbi Sendromu" uyarısı: "Kırmızı et ve hareketsizlik kalbi zorluyor" 23 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:52:34 Koşuyolu Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Gültekin Günhan Demir, Kurban Bayramı’nda artan kırmızı et tüketimi, hareketsizlik ve yoğun fiziksel eforun kalp sağlığı üzerinde ciddi risk oluşturabileceğini belirterek özellikle 40 yaş üstü vatandaşları uyardı. Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Kalp Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Aritmi Kliniği’nden Doç. Dr. Gültekin Günhan Demir, Kurban Bayramı döneminde artan kırmızı et tüketimi, yoğun yemek düzeni ve hareketsiz yaşamın kalp sağlığı üzerinde ciddi risk oluşturabileceğini söyledi. Yurt dışında "Holiday Heart Syndrome" olarak bilinen ve Türkçede "Tatil Kalbi Sendromu" şeklinde ifade edilen durumun bayram dönemlerinde daha sık görüldüğünü belirten Demir, özellikle risk grubundaki vatandaşların ölçülü davranması gerektiğini ifade etti. "Bayram dönemlerinde kalp rahatsızlıkları artıyor" Bayram dönemlerinde sadece acemi kasap vakalarının değil, kalp krizi ve ritim bozukluğu gibi acil kardiyolojik rahatsızlıkların da arttığını belirten Demir, "Noel ve Şükran Günü gibi yoğun yemek tüketiminin olduğu dönemlerde yapılan çalışmalarda acil kardiyoloji başvurularında yüzde 30-40 oranında artış olduğu görülüyor. Ülkemizde de Kurban Bayramı’nda durum farklı değil, hatta daha ağır olabilir" dedi. "Kırmızı et ve hareketsizlik kalbi zorluyor" Kurban Bayramı boyunca günlerce kırmızı et, kavurma ve sakatat tüketildiğine dikkat çeken Demir, "Bu yiyecekler yüksek oranda kolesterol, doymuş yağ ve tuz içeriyor. Bunun yanında pilav, börek, turşu ve ayran gibi ürünlerle birlikte tuz yükü daha da artıyor. Bayramlarda insanlar genellikle oturuyor, dinleniyor ve hareket minimum seviyeye düşüyor. Tüm bunlar kalp ve damar sistemi üzerinde ciddi yük oluşturuyor" diye konuştu. "Anahtar kelime ölçü olmalı" Özellikle 40 yaş üstü, hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi, sigara kullanımı ve kilo fazlası bulunan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini ifade eden Demir, ölçülü beslenmenin önemine vurgu yaparak, "Et tüketiminin yanında yeşillik tüketmek, öğün aralarını açmak ve porsiyonları küçültmek önemli. Ağır yemek yenildiyse şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli. Sigara tüketiminden kaçınılmalı ve mümkünse yürüyüş yapılmalı" ifadelerini kullandı. "Büyükbaş kurban kesimi ciddi efor gerektiriyor" Kurban kesiminin özellikle büyükbaş hayvanlarda ciddi fiziksel güç gerektirdiğini belirten Demir, yakın zamanda kardiyak kontrolden geçmemiş vatandaşların dikkatli olması gerektiğini söyledi. Demir, "40 yaş üstü kişiler kendilerini fit hissetseler bile büyükbaş hayvan kesimi ciddi kondisyon gerektiriyor. Ani ve yoğun fiziksel yüklenme altta yatan damar tıkanıklıklarını tetikleyebilir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki kişilerin profesyonel destek alması önemli" şeklinde konuştu. "Belirtiler hafife alınmamalı" Bayram ortamının bozulmaması düşüncesiyle birçok kişinin şikayetlerini ertelediğini belirten Demir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ve baskı hissi gibi belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini kaydetti. Demir, "’Çok yemek yedim, hazımsızlıktır geçer’ düşüncesi yanlış olabilir. Bu tür şikayetler varsa vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalı. Ayrıca ağır yemek sonrası uzun yola çıkılmamalı" dedi.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:24 Bayramda sağlıklı beslenmenin altın kuralları BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde; kontrolsüz et tüketimi, hatalı pişirme yöntemleri ve hijyen risklerine karşı uyarılarda bulundu. Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, Kurban Bayramı’nın, geleneksel olarak et tüketiminin belirgin şekilde arttığı, aile sofralarının zenginleştiği bir dönem olduğunu, ancak bu sürecin sindirim problemleri başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarını beraberinde getirebileceğini kaydederek, "Bayram boyunca beslenme alışkanlıklarını dengelemek ve hijyen kurallarına özen göstermek büyük önem taşır" dedi. BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, bayramı sağlıklı geçirmek isteyen vatandaşlar için bazı önerilerde bulundu. Bayramın ilk günlerinde en sık yapılan hatalardan birinin, yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi olduğunu belirten Asu Kurtuluş, "Taze kesilen et, ‘rigor mortis’ olarak adlandırılan evrede olduğu için hem daha serttir hem de sindirimi zorlaştırır. Etin daha yumuşak, lezzetli ve sindirilebilir hale gelmesi için kesimden sonra en az 12-24 saat boyunca uygun şartlarda dinlendirilmesi gerekir" dedi. Öğünlerde denge ve lif şart Bayram süresince kırmızı et tüketiminin artmasıyla birlikte günlük protein ve yağ alımının ciddi ölçüde yükseldiğini ifade eden Kurtuluş, porsiyon kontrolünün önemine değindi. Sadece et ağırlıklı beslenmek yerine, öğünlerde sebze, tam tahıllar ve fermente süt ürünleri gibi besinlere de yer verilmesi gerektiğini belirten Kurtuluş, "Özellikle lif bakımından zengin sebzeler, yüksek protein alımının bağırsaklar üzerindeki olumsuz etkilerini dengeleyerek kabızlık riskini azaltır. Aynı zamanda yoğurt gibi probiyotik kaynakları da bağırsak sağlığını destekleyici önemli unsurlar arasında yer alır" diye konuştu. Kronik hastalığı olanlar için kritik uyarı Diyetisyen Asu Kurtuluş; diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve böbrek rahatsızlığı olan kişiler için porsiyon kontrolünün, uygun pişirme yöntemlerinin ve dengeli beslenmenin çok daha kritik olduğunu hatırlattı. Kurtuluş, "Pişirme yöntemleri de en az tüketilen miktar kadar önemlidir. Kızartma yerine haşlama, fırınlama veya ızgara tercih edilmelidir. Etin kendi yağıyla pişirilmesi yeterli olduğundan ekstra yağ eklenmemeli, böylece günlük yağ alımı kontrol altında tutulmalıdır" ifadelerini kullandı. Kesimden sofraya hijyen zinciri Kurban Bayramı’nda en kritik konulardan birinin hijyen olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, kesim aşamasından başlayarak etin sofraya gelene kadar geçen tüm süreçte hijyen kurallarına uyulmamasının, gıda kaynaklı enfeksiyon riskini ciddi şekilde artırdığını söyledi. Kesim işleminin mutlaka uygun, temiz ve mümkünse bu iş için ayrılmış alanlarda yapılması gerektiğini ifade eden Kurtuluş, kesim sonrası etlerin en kısa sürede parçalanarak küçük porsiyonlara ayrılmasını ve uygun saklama alanlarına alınmasını önerdi. Su tüketimini ihmal etmeyin Artan et tüketimiyle birlikte su tüketiminin çoğu zaman ihmal edildiğine dikkat çeken Kurtuluş, metabolik dengeyi korumak için günlük en az 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini belirtti. Tatlı tüketimi konusunda da küçük porsiyonların ya da meyve içerikli alternatiflerin tercih edilmesini tavsiye etti. BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Kurban Bayramı’nı sağlıklı bir şekilde geçirmek aslında küçük ama etkili önlemlerle mümkündür. Dengeli beslenme, doğru pişirme teknikleri ve hijyen kurallarına dikkat edildiğinde hem bayram sofralarının keyfi çıkarılabilir hem de sağlık korunabilir."
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:00 Cilt kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor Manisa Şehir Hastanesi Dermatoloji Hekimi Uzm. Dr. İmge Durmaz, "Benlerdeki asimetri, düzensiz kenar görünümü, renk değişikliği, büyüme ya da iyileşmeyen yaralar dikkatle değerlendirilmelidir" dedi. Manisa Şehir Hastanesi Dermatoloji Hekimi Uzm. Dr. İmge Durmaz, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında güneşin zararlı etkileri, cilt kanserinden korunma yöntemleri ve erken tanının önemi ile ilgili farkındalık oluşturmak amacıyla açıklamalarda bulundu. Cilt kanserinin dünyadaki en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Durmaz, "Cilt kanseri, dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer almakta; ancak erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olmaktadır. Benlerdeki asimetri, düzensiz kenar görünümü, renk değişikliği, büyüme ya da iyileşmeyen yaralar dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle çocukluk ve genç yaşlarda yoğun güneş yanığı öyküsü bulunan kişilerde risk artabilmektedir. Bu nedenle yalnızca yaz aylarında değil, günlük yaşamda da güneşten korunma alışkanlığı kazanılması büyük önem taşır. Güneş koruyucu ürünlerin düzenli kullanılması, uzun süre direkt güneş maruziyetinden kaçınılması ve ciltte fark edilen değişikliklerin gecikmeden dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi hayati önem taşımaktadır. Cildinizi ihmal etmeyin, değişimleri önemseyin. Unutmayalım; erken teşhis hayat kurtarır" dedi.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:00 Dünya genelinde 316 milyon kişi bağımlılıkla mücadele ediyor Bağımlılık, yalnızca madde kullanımından ibaret olmayan; bireyin ruhsal, duygusal ve sosyal yaşamını derinden etkileyen küresel bir halk sağlığı sorunu olarak büyümeye devam ediyor. Prof. Dr. Kültegin Ögel, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) 2025 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre, dünya genelinde yaklaşık 316 milyon kişinin uyuşturucu madde kullandığını belirtti. Son 10 yılda bağımlılık oranlarında ciddi artış gözlendiğine dikkat çeken Ögel, özellikle gençler arasında yaygınlaşan bağımlılık davranışları yalnızca biyolojik değil; psikolojik, travmatik ve sosyal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı. Ögel, Türkiye’de de tabloya dikkat çekerek, "Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi verilerine göre, bağımlılık nedeniyle tedavi başvuruları her yıl artış gösterirken, davranışsal bağımlılıklar, dijital bağımlılık ve madde kullanımına bağlı ruhsal sorunlar giderek daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor" dedi. Uzmanlara göre, bağımlılık tedavisinde yalnızca fiziksel arınma yeterli olmuyor. Duyguların ifade edilmesi, travmaların işlenmesi ve bireyin kendisiyle yeniden sağlıklı bağ kurabilmesi tedavinin en kritik aşamalarından biri olarak görülüyor. Bu noktada ise sanat terapisi, bağımlılık tedavisinde dikkat çeken destekleyici yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor. Klinik Psikoloğu Beyza Selvi, bağımlılık sürecinin yalnızca madde kullanımından ibaret olmadığını, aynı zamanda yoğun duygusal çatışmalar ve baş etme güçlükleriyle ilişkili çok boyutlu bir süreç olduğunu belirtti. Selvi, sanat terapisinin özellikle sözel ifade konusunda zorlanan bireyler için önemli bir alan açtığını ifade ederek önemli noktanın altını çizerek, "Bağımlılık sürecindeki bireyler çoğu zaman ifade etmekte zorlandıkları yoğun duygular yaşayabiliyor. Sanat terapisi, bireyin duygu ve düşüncelerini resim, renk, şekil ve semboller aracılığıyla dışa vurmasını sağlayarak sözel olarak ulaşılması güç alanlara temas edebiliyor. Sanat terapisi, bireyin yalnızca mevcut duygularını değil; geçmiş yaşantılarını, ihtiyaçlarını ve baş etme biçimlerini de fark etmesine yardımcı oluyor. Kişi yaptığı çalışmalar aracılığıyla kendilik farkındalığını artırabiliyor. Bu süreç, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyi güçlendirirken değişim motivasyonunu da destekliyor" dedi. Selvi, grup sanat terapilerinin kişilerarası farkındalığı geliştirdiğini belirterek, "Katılımcılar benzer deneyimlere sahip bireylerle bir araya geldiklerinde yalnız olmadıklarını fark ediyorlar. Bu paylaşım süreci empatiyi ve sosyal destek duygusunu güçlendiriyor. Sanat terapisinin en önemli özelliklerinden biri de bireye ’doğru’ ya da ’yanlış’ baskısı hissettirmeyen güvenli bir alan oluşturması. Bu yöntemde estetik kaygı ya da doğru-yanlış değerlendirmesi bulunmaz. Bu da bireyin kendini daha özgür ve güvenli bir şekilde ifade etmesine alan açar" dedi.
Hastane hastane dolaştı, şifayı 10 yıl sonra Gaziantep Şehir Hastanesi’nde buldu
24 Nisan 2025 Perşembe - 17:04 Hastane hastane dolaştı, şifayı 10 yıl sonra Gaziantep Şehir Hastanesi’nde buldu Gaziantep’te 10 yıl boyunca şiddetli göğüs ağrısı nedeniyle hastane hastane dolaşan ve hastalığına bir türlü çare bulamayan Selvi Yiğit, şifayı Gaziantep Şehir Hastanesi’nde buldu. 2013-2014 yıllarında başlayan şiddetli kas ağrıları, bayılma ve günlük yaşamı olumsuz etkileyen sağlık problemleri nedeniyle uzun yıllar tedavi gören 4 çocuk annesi 42 yaşındaki Selvi Yiğit, yıllarca hastalığına bir çare bulamadı. Araban ilçesinde yaşayan ve sürekli şiddetli göğüs ağrısı çeken Yiğit’e çeşitli hastanelere gitmesine ve defalarca farklı tedaviler uygulanmasına rağmen bir türlü doğru teşhis konulamadı. Gaziantep Şehir Hastanesi’nde kıkırdak tümörü tanısı konuldu Gittiği çeşitli hastanelerde aldığı tedavilerde doktorlar tarafından KOAH, böbrek rahatsızlığı, kas ağrısı, kas yırtılması, astım ve psikolojik hastalık gibi teşhisler konulan Yiğit, iki ay önce geçmeyen ağrıları nedeniyle Gaziantep Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Gördüğü tedavilere ve kullandığı ilaçlara rağmen göğüs ağrıları bir türlü geçmeyen Yiğit’e Gaziantep Şehir Hastanesinde Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Bayrakçı tarafından yapılan kontrollerde ve tetkiklerde kıkırdak tümörü tanısı konuldu. Kıkırdak tümöründen 10 yıl sonra kurtuldu, hastanedeki tedavisinin ardından taburcu edilecek 10 yıl boyunca neredeyse gitmediği hastane ve doktor kalmayan ve 10 yıl sonra hastalığına gerçek teşhis konulan Yiğit, iki hafta önce ise hastanede ameliyat oldu. Uzun süredir yaşam kalitesini düşüren kıkırdak tümöründen 10 yıl sonra kurtulan Yiğit, hastanedeki tedavisinin ardından taburcu edilecek. "Her seferinde farklı teşhisler kondu ama ağrılarım hiç geçmedi" Göğüs ağrısı şikayeti ile hastane hastane dolaşan Selvi Yiğit, tedavi sonrası yıllarca çektiği çilesinin son bulduğunu anlattı. Ameliyatın ardından sağlığına kavuştuğunu ve göğüs ağrılarının azaldığını söyleyen Yiğit, "10 seneye yakındır bu hastalığı çekiyordum. İlk ağrıda ilçede devlet hastanesine gitmiştim. ’Böbrekte taş var’ dediler. Beni genel cerraha gönderdiler. Onlar da ’kas ağrısı var’ dediler. Bir daha geldim, ağrılarım devam etti ve ’kas yırtığı var’ dediler. İlaç verip gönderdiler. Bir süre böyle devam etti. Daha sonra Adıyaman’da devlet hastanesine gittim. Burada da ’kas ağrısı var’ dediler. Burada da tedavi gördüm, yine hastalığıma bir teşhis konulamadı. İlaç tedavisi yanıt vermeyince beni göğüs hastalıklarına gönderdiler. Orada da ’astım ve koah’ dediler. ’Hastalığına bir çare yok, senin hastalığın psikolojik’ dediler ve beni psikoloğa gönderdiler. Psikolojik ilaçlar kullandım ve daha kötü oldum. Her gittiğim hastanede doktora, ’nefes alamıyorum, göğsümde ağrı var’ diyorum ama devamlı bana ’psikolojik rahatsızlığın var’ diyorlar. Psikoloğa gittim, ilaçları kullandım ve daha kötü oldum. Daha sonra ise beni fizik tedaviye gönderdiler. Bana devamlı iğne ve ilaç verdiler, ayaklarımı hissetmiyordum. Ağrılarımın devam ettiğini söyleyince, ’senin rahatsızlığın kas ağrısı değil’ dediler" dedi. Şifayı Gaziantep Şehir Hastanesi’nde buldu Bir yakınımın tavsiyesi ile Gaziantep Şehir Hastanesi’ne geldiğini anlatan Selvi Yiğit, "Gaziantep Şehir Hastanesinde Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Bayrakçı beni tedavi etti. Tedavi eder etmez kemiğimde sorun olduğunu ve ameliyata alınmam gerektiğini söyledi. Ameliyat oldum. Şu an çok şükür iyiyim. Sadece ameliyattan kaynaklı biraz ağrılarım var" diye konuştu. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Bayrakçı ise Selvi Yiğit’te kıkırdak tümörü tespit ettiklerini ve ameliyata aldıklarını ifade ederek, birkaç gün içerisinde taburcu olacağını söyledi.
Eskişehir Şehir Hastanesi’nde Ebeler Haftası kutlama etkinliği
24 Nisan 2025 Perşembe - 16:26 Eskişehir Şehir Hastanesi’nde Ebeler Haftası kutlama etkinliği Eskişehir Şehir Hastanesi’nde, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Hastane Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Fatih Alper Ayıldız, Yunus Emre Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Gamze Akın Mumcu ve hastane personellerinin katılımı ile Ebeler Haftası kutlama etkinliği düzenlendi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasından ardından konuşan Hastane Başhekimi Ayyıldız, ebeliğin sağlık hizmetlerinin temel taşlarından biri olduğunu belirtti. Ebelerin doğum sürecinin önemli bir parçası olduğuna işaret eden Ayyıldız, "Hamilelikten doğuma, ve hatta sonrasına kadar, ebeler anne ve bebeklerin sağlık ve refahını korumak için önemli bir rol üstlenirler. Bugün, sizlerin değerini ve katkılarını kutlamak için özel bir gün. Bu günü, sizlere teşekkür etmenin ve minnettarlığımızı ifade etmenin bir yolu olarak düşünmekteyiz. Sizlerin emeklerine ve özverilerinize bir kez daha teşekkür ediyoruz" dedi. Hastane Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Nurcan Turan ise konuşmasında; "Ebelerimiz doğum öncesi ve sonrası süreçte annelerimizin yanında olup insanoğlunun başına gelen en büyük olaylardan birine yardım ve şahitlik etmektedir. Sağlık sisteminin vazgeçilmez birer parçasısınız. Ben de bu vesileyle, tüm ebe arkadaşlarımı yürekten kutluyor, sağlıklı, mutlu başarılı bir meslek hayatı diliyorum." diye konuştu. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici de "Önce İnsan diyerek halka hizmet şiar edinmiş, insanların sağlıkları için çok önemli ve kutsal bir görevi ifa eden, şefkatli şifalı elleriyle ömürlerini hayat kurtarmaya adamış, bu yüce mesleğin mensubu bütün fedakar ve cefakar ebelerimizin Ebeler Haftasını kutluyorum.’’ diye belirtti. Hastanenin en genç ebesi Nurseda Koyuncu, "Bu mesleğe yeni başlamış bir ebe olarak taktir edersiniz ki mesleğimiz zor yolumuz uzun hep bunun farkında olarak ama yolda ki güzelliklere odaklanarak yürümeyi öğrendim. Bu yüzden ebelik mesleğinde uzun yıllardır bulunan ,iş hayatımda bir yerlere güzel dokunuşlar yapan, bana mesleğimi daha da sevdiren tanıdığım bütün ebelere teşekkürü bir borç bilirim." dedi. En kıdemli ebe Nilüfer Dogumsel, meslekte 40 yıldır çalıştığını anlattı ve "Şahsıma doğum odasında 3 bine yakın doğum yaptırdım. Bir daha dünyaya gelsem yine ebe olarak çalışmak isterdim. Tüm ebe arkadaşlarıma çalışma hayatlarında empati kurmalarını mesleklerini sevmelerini ve özveriyle çalışmalarını tavsiye ediyor, tüm ebelerin Ebeler Haftasını kutluyorum.’’ diye konuştu. Programın akabinde meslekte 30 yılını tamamlamış ebelerimize teşekkür plaketleri takdim edildi. Program toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Bahar geldi, alerjiler arttı: Uzmanından uyarılar
24 Nisan 2025 Perşembe - 15:39 Bahar geldi, alerjiler arttı: Uzmanından uyarılar DÜZCE (İHA) – Bahar aylarının gelmesiyle birlikte toz alerjisi şikayetleri arttı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, aileleri toz taşınımı, ev içi temizlik ve maske kullanımı gibi konularda uyararak tavsiyelerde bulundu. Baharın gelişiyle birlikte birçok ailede telaş başladı. Özellikle toz alerjisi çocukları olan ailelerde tedirginlik artarken, Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, aileleri uyardı. Toz taşınımı nedeniyle ailelerin panik yaşadığını ancak çözüm yolları bulunabileceğini belirten Dr. Yurtseven, "Toz alerjileri, özellikle bahar aylarının gelmesiyle hepimizin korkulu rüyası oluyor. Astımı olanlar ve alerjik belirtileri bulunan kişiler bu dönemde panik yaşayabiliyor. Ancak gerekli önlemleri alırsak bu süreci en hafif şekilde atlatabiliriz. Bu toz taşınımı genellikle Sahra Çölü gibi sıcak iklim bölgelerinden rüzgarla bizim bölgelere ulaşıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü bu konuda uyarılarda bulunuyor. Aileler bu uyarıları yakından takip etmeli ve çocuklarını dışarıya çıkarırken dikkatli olmalılar. Çocukların toza maruz kalma süresini azaltmak, alerjik semptomları önlemek açısından çok önemli. Bu tozlar burun yoluyla solunduğunda akciğerlere ulaşarak alerjik belirtileri artırabiliyor" dedi. "Küçük ve yıkanabilir halılar tercih edilmeli" Çocukların zorunlu olmadıkça dışarıya çıkarılmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Yurtseven, sözlerine şöyle devam etti: "Zorunlu durumlarda dışarı çıkmaları gerekiyorsa maske kullanılabilir. Trafiğin yoğun olduğu saatlerde dışarıda bulunmaktan kaçınılmalı. Yağmur yağdıktan sonra tozlar yere inerek araçların ve yolların üzerinde birikebiliyor, bu da şikayetlerin artmasına sebep olabilir. Peki evde ne gibi önlemler alınabilir? Bu tozlar sadece dış ortamda değil, ev içinde de bulunabiliyor. Kıyafetlere temasla toz yayılabiliyor. Bu yüzden yatmadan önce duş almak faydalı olabilir. Duvardan duvara halılar yerine daha küçük ve yıkanabilir halılar tercih edilmeli. Ev sık sık elektrikli süpürgeyle temizlenmeli. Ev tozu akarları alerjik çocuklarda semptomların artmasına yol açabiliyor. Yastık ve yorganların düzenli olarak değiştirilmesi de önemli" "Evin nem oranı yüzde 50’nin altında tutulmalı" Özge Yurtseven, nem ve rutubetin, toz akarlarının yaşamını kolaylaştıran unsurlar olduğunu ifade ederek, "Evin nem oranı yüzde 50’nin altında tutulmalıdır. Çocukların odalarında büyük mobilyalar, yüklükler, kitaplıklar gibi toz biriktirebilecek eşyaların olması da tozu artıran etkenlerdir. Bu konulara dikkat edildiği takdirde, çocuklar bu dönemi daha konforlu bir şekilde geçirebilir" diye konuştu.
Yunus Emre Devlet Hastanesi ebelerinden ‘Doğal olan normal doğum’ çağrısı
24 Nisan 2025 Perşembe - 15:29 Yunus Emre Devlet Hastanesi ebelerinden ‘Doğal olan normal doğum’ çağrısı Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi Gebe Okulu’nda ebe olarak görev yapan personeller, normal doğum yönteminin anne adayları açısından önemine ve faydalarına dikkat çekti. Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen ‘Doğal olan normal doğum’ projesiyle ilgili çalışmalar sürüyor. Bu çerçevede Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerince anne adayları bilgilendirilirken, Yunus Emre Devlet Hastanesi Gebe Okulu’nda görev yapan personel ‘Neden normal doğum yapmalıyız?’ sorusunu cevapladı. Alanında uzman sağlık personelleri, normal doğum sürecinin hem anne hem de bebek sağlığı açısından daha yararlı olduğunu vurguladı. "Normal doğan bebeklerde daha az solunum problemi oluşur" Ebe Ayşe Banu Deniz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Doğum sürecinde anne tarafından salgılanan hormonlar sayesinde bebek doğar doğmaz annenin sütü gelir ve anne bebeğini hemen emzirmeye başlayabilir. Ayrıca, bebek doğum kanalından geçerken akciğerlerinin uğradığı baskıyla yuttuğu suyu kolaylıkla çıkarabilir ve normal doğan bebeklerde daha az solunum problemi oluşur. "Normal doğumda sezaryene göre günlük hayata dönmek çok daha kolaydır" Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde görev yapan ve 41 yıllık ebe olan Zeynep Büyüköz de normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından daha faydalı olduğunu dile getirdi. Konuya ilişkin Büyüköz, "Normal doğum yapmak hastaneden ayrılma sürenizi kısaltır ve sezaryene göre günlük hayata dönmek çok daha kolaydır" dedi. "Normal olan tıbbi bir zorunluluk olmadığı sürece normal doğumdur" Normal doğumun önemine ilişkin açıklamalarda bulunan bir başka ebe, annelerin sosyal hayatlarına hızlıca dönebilmeleri açısından normal doğumun en sağlıklı yöntem olduğunun altını çizerek, görüşlerini şu sözlerle aktardı: "Bir ebe olarak annelerin en özel anında normal doğuma tanıklık etmenin çok mutluluk verici bir deneyim olduğunu ifade etti. "Normal olan, tıbbi bir zorunluluk olmadığı sürece normal doğumdur. Üstelik annelerimiz, normal doğum sonrası sosyal yaşantılarına çok daha kısa bir sürede dönebilmektedir." "Normal doğumda ilk temas çok önemli, doğar doğmaz annesi onu hissediyor" Konuyla ilgili konuşan ve Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yeni doğum yapmış olan bir anne, normal yöntemle doğum yaptığını ve 1 gün içinde ayağa kalkıp gündelik hayatına devam edebildiğini belirtti. Bununla birlikte doğum yapmış olan annenin eşi de, "Normal doğumda ilk temas çok önemli. Doğar doğmaz annesi onu hissediyor ve bu esnada bilincinin açık olması da çok önemli. Bir baba olarak normal doğum sürecinde eşimin hep yanındaydım ve ona destek oldum, bence en güzeli de bu şekilde" ifadelerini kullandı.
Çocukların Atatürk sevgisi tuvale yansıdı
24 Nisan 2025 Perşembe - 15:29 Çocukların Atatürk sevgisi tuvale yansıdı Medicana International İzmir Hastanesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel anlamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. MBA Okulları Dokuz Eylül Kampüsü öğrencilerinin hazırladığı ‘Atamızın Sevgi İzleri’ adlı resim sergisi, 28 Nisan Pazartesi gününe kadar sanatseverlerle buluşacak. Medicana International İzmir Hastanesi’nin ev sahipliğinde ‘Atamızın Sevgi İzleri’ adlı resim sergisinin açılışı yapıldı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel olarak MBA’lı çocuklar tarafından hazırlanan 21 resmin yer aldığı serginin açılışına MBA Dokuz Eylül Kampüs Müdürü Hakan Solmaz, okul yöneticileri, resim öğretmenleri ve çocuklar ile aileleri katıldı. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan sevgi, bu topraklarda yetişen her çocuğun yüreğinde ayrı bir yer tutuyor. Minik sanatçılarımızın duygularını resimle ifade ettikleri bu özel sergiye ev sahipliği yapmaktan gurur duyuyoruz" dedi. 23 Nisan’ı çocuklarla birlikte kutluyor olmaktan mutlu olduklarını belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Atatürk’ün geleceği emanet ettiği çocuklara ve onları yetiştiren öğretmenlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu. "Hepimize hem umut hem ilham verdi" MBA Dokuz Eylül Kampüsü Müdürü Hakan Solmaz ise, "Sanatın birleştirici gücüyle çocuklarımızın yüreklerinden süzülen çizgiler, ‘Atamızın Sevgi İzleri’ adlı özel sergimizde hayat buldu. MBA Okulları Dokuz Eylül kampüsü olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, çocuklarımızın Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu sevgiyi ve bağlılığı sanat yoluyla ifade ettiği bu anlamlı buluşmayı büyük bir gurur ve heyecanla Medicana International İzmir Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirdik. Küçük yaşta sanatı bir ifade biçimi olarak benimseyen öğrencilerimizin eserleri, bizlere hem umut hem de ilham verdi. Bu özel serginin gerçekleşmesinde Medicana International İzmir Hastanesi’ne, emeği geçen tüm öğrencilerimize, velilerimize ve öğretmenlerimize yürekten teşekkürlerimi sunuyorum" ifadelerini kullandı. Törende sergiye katılan çocuklara teşekkür belgesinin yanı sıra boya seti hediye edildi. Ayrıca MBA öğrencilerinin 14 Mart Tıp Bayramı için hazırladığı resimler de hastane yöneticilerine takdim edildi. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Remzi Karşı ve MBA Dokuz Eylül Kampüs Müdürü Hakan Solmaz, resimleri tek tek inceleyerek, öğrencilerle konuştu. Minik ressamların Atatürk sevgisini ve bayram coşkusunu yansıtan özgün çalışmalardan oluşan sergi, 28 Nisan Pazartesi gününe kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.
Geleceğin eczacıları kendi pastillerini üretti
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:57 Geleceğin eczacıları kendi pastillerini üretti Eczacılık Fakültesi öğrencileri, "Majistral Hazırlık Etkinliği" kapsamında düzenlenen atölyede, antiseptik özellikli pastiller hazırlayarak teorik bilgilerini pratiğe dönüştürdü. Yakın Doğu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Kuzey Kıbrıs Eczacılık Öğrencileri Birliği (NEUPSANC) ve Öğrenci Dekanlığı iş birliğinde düzenlenen "Majistral Hazırlık Etkinliği" kapsamında, eczacılık öğrencilerine yönelik "Pastil Hazırlama" uygulaması gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Öğrenci Dekanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren NEUPSANC tarafından organize edilen etkinlik, öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamaya dökerek mesleki becerilerini geliştirmeyi amaçladı. Farmasötik teknoloji alanındaki temel üretim süreçlerinden biri olan pastil hazırlama uygulaması sayesinde katılımcılar, majistral formülasyonların hazırlanması, uygun tekniklerin kullanımı ve kalite kontrol süreçleri hakkında detaylı bilgi edinme fırsatı buldu. Eczacılık mesleğinin temel uygulamalarını pekiştirme ve pratik deneyim kazanma açısından büyük önem taşıyan etkinlik, öğrencilerin mesleki gelişimlerine önemli katkılar sundu. Uygulamalı eğitim ortamında bilgi ve becerilerini geliştirme imkanı bulan öğrenciler, geleceğin eczacıları olarak daha donanımlı bir şekilde mesleklerine hazırlanma yolunda önemli bir adım attılar. Çok sayıda öğrencinin yer aldığı etkinliğe; Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Çalış, Üniversite Öğrenci Dekanı aynı zamanda Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dudu Özkum Yavuz ile NEUPSANC Başkanı Tanaka Moses Nyabvure katılım gösterdi. Laboratuvar ortamında üretim yaptılar, kendi pastillerini hazırladılar Etkinlik kapsamında öğrenciler, antiseptik özellikte sert şeker pastilleri hazırlayarak hem üretim sürecini adım adım deneyimledi hem de farmasötik formülasyonlara dair uygulamalı bilgi edindi. Şeker, bal, damıtılmış su, aroma verici olarak limon yağı veya nane yağı ile renklendirici maddeler kullanılarak hazırlanan pastiller, belirli bir ısıda karamelize edilip kalıplara döküldü ve soğutularak katılaştırıldı. Öğrenciler, pastil yapımında kullanılan yardımcı maddelerin tat, kıvam ve raf ömrü üzerindeki etkilerini gözlemledi. Hazırlanan pastillerin boğaz ağrısı, öksürük ve ağız iltihaplarında lokal etki sağlayabileceği gibi, vitamin içeriğiyle bağışıklığı destekleyen formüller de içerebileceği aktarıldı. Bu uygulama, eczacılık öğrencilerinin ilaç hazırlama sürecine dair teorik bilgilerini pekiştirip pratik becerilerini artırmalarını da sağladı. Aynı zamanda hasta dostu dozaj formları hakkında da farkındalık oluşturdu. Teorik bilgileri pratiğe dönüştü Etkinlikte, Yakın Doğu Üniversitesi’nin birçok eczacılık fakültesinde bulunmayan alt yapı imkanlarına sahip olduğunun altını çizen Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Çalış, "Genç öğretim üyesi kadromuzla eczacılık eğitiminde fark oluşturan bir yere sahibiz. Gelişmeleri anında izleyen ve geleceğin eczacılarını yetiştirmek üzere eğitim programını sürekli güncelleyen bir fakülteyiz. Öğrencilerimizi mutlu görmek bizleri de mutlu ediyor" dedi. Düzenlenen atölye çalışmalarının, öğrencilerin temel farmasötik üretim süreçlerini yerinde öğrenmelerine imkan sunduğunu belirten Üniversite Öğrenci Dekanı, Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dudu Özkum Yavuz ise "Bu tür uygulamalar, öğrencilerimizi geleceğe daha hazır hale getiriyor ve mesleğe olan güvenlerini artırıyor" ifadelerini kullandı. NEUPSANC Başkanı Tanaka Moses Nyabvure ise öğrenci odaklı etkinliklerin önemine vurgu yaparak, "Bu tür uygulamalar sayesinde teorik bilgimizi pratiğe dökme fırsatı buluyoruz. Kendi ellerimizle bir ürün hazırlamak motivasyonumuzu artırırken, mesleki yetkinliğimizi de pekiştiriyor" dedi.
Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği yurt içi ve yurtdışından gelen hastaların tedavisini üstleniyor
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:19 Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği yurt içi ve yurtdışından gelen hastaların tedavisini üstleniyor Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, hem yurt içi hem de yurt dışından gelen birçok hastanın tanı ve tedavisini gerçekleştiriyor. Çocuk Cerrahisi, bebeklerde doğumsal bozuklukların yanı sıra çocukluk döneminde sonradan edinilmiş hastalıklar ve çeşitli travmaların tanı tedavisi ile ilgilenen bir branş olarak ön plana çıkıyor. Doğumdan erişkin yaşa kadar 0-18 yaş grubu çocuklarla ilgili birçok cerrahi işlemlerin yapıldığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde kalp dışı göğüs cerrahisi, boyun patolojileri, çocuk ürolojisi, onkolojik cerrahi, sindirim sistemi cerrahisi, çocuk endokrin cerrahisi, çocuk jinekolojisi, tanısal ve girişimsel endoskopik uygulamalar gibi birçok işlem uygulanıyor. Deneyimli kadrosu, modern teknolojisi ile ön plana çıkan klinik, yurt içi ve yurt dışından gelen birçok hastanın tedavisini üstleniyor. "Çocuk cerrahisinin acili hiç bitmez" Prof. Dr. Müjdem Nur Azılı, İHA muhabirine yaptığı açıklamada yenidoğan bir bebeğin 18 yaşına gelene kadar yaşayabileceği tüm cerrahi problemlerin çocuk cerrahisi bölümünde yapıldığını dile getirerek, "Çocuk cerrahisinin acili hiç bitmez. Yabancı cisim yutması, bazen soluk borusuna kaçan ceviz, fındık hayatı riske eder ve çocuk cerrahi her zaman oradadır. Çok hızlı endoskopik olarak bunların çıkarılmasından mesuldür. Bu anlamda çok önemli. 2 yaş altı çocuklar fındık, fıstık gibi çiğneme fonksiyonu henüz aktif olmayan çocukların beslenme prensipleri bunları 3 yaşından sonra vermek konusunda hayati risk eden problemlerin altını çizmek isteriz. Yine çamaşır suyu, tuz ruhu, kireç sökücü gibi temizlik malzemelerini çocukların yanlışlıkla yutarak yemek borusu ve midenin yanıkları hayatı boyunca bununla ilgili sıkıntıya yol açabiliyor. Tekrarlayan genişletmeler erken dönemde hayati risk söz konusudur. Yine çocuk cerrahisi bunun tanı ve tedavi sürecini sahiplenmiş branş türü olarak karşımıza çıkıyor" diye konuştu. "Yurt içi ve yurt dışından gelen hastaların tedavisini üstleniyoruz" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahi Kliniği’nin Türkiye ve dünyada önemli kliniklerin arasında yer bulduğunu söyleyen Prof. Dr. Azılı, "Çocuk cerrahisi asistan eğitimimiz de var. Çok sayıda çocuk cerrahisi asistanımız eğitim sürecine devam ediyor. Tüm illerden ve yurt dışından birçok hasta sevki alıyoruz ve bunların tedavisini üstleniyoruz. Çocuk cerrahisi yoğun bakımımızın ve çocuk yanık yoğun bakımımızın özelleşmiş olması bize bu yönde katkı sağlıyor" dedi. Türk tıbbının diğer branşlarda olduğu gibi çocuk cerrahisi manasında da yetkin ve etkin bir noktada olduğunu söyleyen Azılı, "Akademik olarak yurt içi ve yurt dışı birçok kongrede Türk hekimlerinin ne kadar kıymetli ve orada başarılı olduğunu görmek bizi mutlu ediyor" ifadelerini kullandı.
Profesörler ağrı pilinde umut tacirliği yapanlara karşı uyardı: "Felçlileri yürütüyoruz, koşturuyoruz gibi durumlar söz konusu değil"
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:06 Profesörler ağrı pilinde umut tacirliği yapanlara karşı uyardı: "Felçlileri yürütüyoruz, koşturuyoruz gibi durumlar söz konusu değil" Algoloji uzmanı doktorlar Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde (OMÜ) bir araya geldi. Ağrı pilinde umut tacirliği yapanlara karşı vatandaşlara ve sivil toplum kuruluşlarına seslenen doktorlar, ağrı pilinin felci hastaları yürüme, koşturma veya fiziksel kapasitelerini arttırmak gibi bir durum söz konusu olmadığına dikkat çekti. Türk Algoloji Ağrı Derneği ve Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı iş birliğiyle OMÜ Tıp Fakültesi’nde bir toplantı düzenlendi. Toplantıda ağrı piliyle ilgili yanlış algıları düzeltmek ve farkındalığı arttırmak için mesajlar verildi. Toplantıda ayrıca OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Danacı, OMÜ Tıp Fakültesi Başhekimi Prof. Dr. Ünsal Özgen, OMÜ Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Kurucu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Güldoğuş, OMÜ Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Dr. Bora Uzuner, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Kurçaloğlu, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı yandal uzmanlık öğrencisi Uzm. Dr. Pınar Uzun’ da konuşma sunum yaptı. "Hasta yürütülmesi veyahut eski fiziksel kapasitesi kavuşturulması söz konusu değildir" Ağrı pilinin kullanımıyla ilgili konuşan Türk Algoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gül Köknel Talu, "Ağrı pili kronik hastası olan hastalar bir tedavi seçeneğiydi. Ancak bu tedavi seçeneğine ulaşmak için hastanın çok iyi değerlendirilmesi, diğer uygulanabilecek yöntemlerin uygulanmış olması ve bu uygulama sonucunda başarısızlık elde edilmiş olması çok önemlidir. Çünkü ilk olarak uygulanabilecek bir yöntem değildir. Oldukça komplike ve maliyetli bir yöntemdir. Bu nedenle bütün tedavi basamaklarının doğru bir şekilde uygulanması, yetersiz kalındığında bu sistemin gündeme getirilmesi gerekmektedir. Bunun dışında fonksiyonel bazlı problemlerde, Parkinson hastalarında, hareket bozukluklarında, idrar, gaita tutamayanlarda fonksiyonel olarak bir etkinliği bulunan yöntemdir. Bugün burada toplanmamızın en önemli nedenlerinden biri bir umut olan yöntemin umut tacirliği olarak kullanılmasına bir farkındalık oluşturmaktır. Omurga felci hastalarda bu yöntemin uygulanarak yürüme veya fiziksel kapasitelerini arttırmak gibi bir durum söz konusu değildir. Belirli nöropatik ağrılarından bu etkili olabilir ancak, dışarıda gördüğümüz, üzülerek izlediğimiz bu yöntemin uygulanarak hasta yürütülmesi veyahut eski fiziksel kapasitesi kavuşturulması söz konusu değildir" dedi. "Bu hem umut tacirliğidir hem de maddi kayıplara neden oluyor" OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Özkan, " Üniversite yaptığımız program aslında bir sosyal sorumluluk projesidir. Biz ağrı pillerini kim için takıyoruz? Ne için takıyoruz? Doğru işlem nedir? Onları anlatmaya çalışıyoruz. Bizi dernek olarak ya da algologlar olarak ilgilendirmeyen bir takım spekülatif konuşmaların önüne geçmeye çalışıyoruz. Hastalarımızın mağdur olmaması, maddi ve manevi kayıplara uğramaması ve bu konuda sivil toplum örgütlerine farkındalık oluşturmak için bu toplantı gerçekleşti. Ağrı pilini farklı amaçlarla kullanmak bizim için söz konusu değil. Kronik ağrılar dediğimiz geçmeyen ağrılarda hastanın ağrısını geçirmek ağrısıyla kullanıyoruz. Hastada önemli nörolojik kayıplar oluşmuşsa hastaya herhangi bir şekilde bunları uygulamıyoruz. Ağrı için uyguladığımızda gerçekten önemli oranda fayda görüyoruz. Hastalarımızın hayatlarını mümkün olan en ağrısız şekilde geçirmesini sağlıyoruz. Felçlileri yürütüyoruz, koşturuyoruz, her türlü travmayı, nörolojik hasarı engelliyoruz gibi durumlar söz konusu değil. Bu hem umut tacirliğidir hem de maddi kayıplara neden oluyor. Kişi böyle bir sonuç karşısında her şeyini verebilecek pozisyona geliyor. Kesinlikle bu konuda toplumumuzu, sivil toplum örgütlerini göreve davet ediyoruz" diye konuştu. Ağrı pili kullanan hastalar: Konforumuz arttı, uyku uyuyoruz Ağrı pili kullanan Abdullah Koç, "Uzun yıllardır belirli bir rahatsızlığımdan ötürü aşırı ağrılarım vardı. Bunlar çekilmez bir hal almıştı. Her türlü ilacı, araç ve gereci kullanmam sonucu ağrılarım geçmeyince Hollanda’da doktorum böyle bir sistem olduğundan bahsetti. Bunun üzerinde ben bu sistemle tanıştım. Kişinin istemesi lazım. 2 haftalık bir deneme dönemi var. Bu deneme döneminde vücutla uyum sağlarsa rahat ediyorsun. Şu anda ben en yeni sisteme sahibim. Bu sistem beyne ağrıyı vermiyor. Ağrı 7/24 benimle beraber ama çok aşağılardadır. Bir dağ düşünün ben dağın zirvesindeyim ağrı dağın eteklerindedir. Bazı anlarda kapatmam gerekiyor. Kapattığım zaman ortalıkta yanardağına dönüşüyor" şeklinde konuştu. Ağrı pili kullanan Hüseyin Koç, "Bel fıtığı nüksetti. Farklı tedaviler uygulandı. Fizik tedavi uygulandı. Belden bir iğne uygulaması yapıldı. Randuman alamadık. Ameliyat olamaya karar verdik. Bu sefer ameliyata girdik. Kalp yetersizliği olduğu için ameliyata dayanamayacağımız ortaya çıktı. Ameliyattan dışarıyla alındık. Kurula girdik. Kurul bize pil takılmasına karar verdi. Pil 15 gün denendi ve randıman verdi. Ağrılarım dindi. Konforum arttı. Uyku uymaya başladım. Şükür olsun 5 yıldır normal hayatımdan hiçbir eksiğim yok" ifadelerini kullandı. Toplantıda ayrıca OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Danacı, OMÜ Tıp Fakültesi Başhekimi Prof. Dr. Ünsal Özgen, OMÜ Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Kurucu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Güldoğuş, OMÜ Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Dr. Bora Uzuner, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Kurçaloğlu, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı yandal uzmanlık öğrencisi Uzm. Dr. Pınar Uzun’ da konuşma ve sunum yaptı. Toplantıya Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı ve Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Terzi de katıldı.