SAĞLIK
Baş diyetisyenden kurban eti uyarısı: "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir" 27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:51:50 Diyetisyen Filiz Beycan, Kurban Bayramı boyunca aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, kurban etinin en az 12-24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Diyetisyeni Filiz Beycan, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bayram boyunca kontrolsüz et tüketiminin sindirim sistemi problemleri başta olmak üzere kolesterol, trigliserid ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini ifade eden Beycan, özellikle kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram sabahında hafif bir kahvaltı yapılmasının önemli olduğunu belirten Beycan, "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir. Etin içerisindeki ölüm sertliği dediğimiz bir sertlik oluşur ve bu da sindirim sistemimizde problemlere yol açabilir. Yediğimizde eğer hazımsızlık, şişkinlik oluşmasını istemiyorsak etimizi mutlaka dinlendirmeliyiz. Onun için ilk önce kahvaltıda peynir, yumurta tarzı protein kaynaklarından oluşan, yanına zeytin, yeşillikler eklenmiş bir dilim tam buğday ekmeği tarzında bir kahvaltı yapabiliriz" dedi. "Gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor" Et pişirme yöntemlerine de değinen Beycan, "Daha çok haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmemiz gerekiyor. İçerisine ekstra tereyağı veya kuyruk yağı gibi yağlar kullanmamak lazım ki sağlığımız olumsuz etkilenmesin. Bir diğer önemli hususumuz sebze yemeklerini mutlaka tüketmemiz lazım. Hem etin sindirimini artırabilmek hem de içerisindeki demir emilimini artırabilmek için yanına sebze veya salata ilavesi yapmamız gerekiyor. Mutlaka yanında su tüketimi çok önemli. Böbreklerimize proteinden bir yük binecektir. Bu yükün hafifletilmesi için de gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor. Aynı zamanda kahve ve çayın fazla tüketilmesi de vücuttaki sıvı ihtiyacını artıracağı için su tüketimi bu yönden de önemli" şeklinde konuştu. "Etin yanında asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edilebilir" Vatandaşların en sık yaptığı hatalardan birinin eti kesilir kesilmez tüketmek olduğunu söyleyen Beycan, "Eti kesilir kesilmez pişirmememiz gerekiyor ki sindirim sisteminde problemlere, hazımsızlığa, şişkinliğe, kabızlığa yol açmasın. Bir diğer husus yine etin yanında mutlaka sebze ve salatanın tüketilmesi gerekiyor. Bu da bizim sindirim sistemimizi daha rahatlatacaktır. Çok kızartmalı, yağlı değil de haşlama tarzı olabilir. İçerisinde baharatları çok fazla kullanmamak gerekir ki sindirim sistemimiz daha rahat çalışsın. Bunlara dikkat edebiliriz. Yine dediğimiz gibi su tüketimi çok önemli. Etin yanında mutlaka asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edebiliriz" ifadelerini kullandı. "Kolesterol hastaları haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketebilir" Kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların beslenmelerine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beycan, "Eğer hastamız diyabet hastasıysa tatlı tüketmesini, hamur işi tüketmesini hiç istemiyoruz. Ancak ikramlık olarak meyve tüketebilir veya kuru yemiş, kuru meyve gibi hafif ikramlıklar tercih edilebilir. Bunun yanında eğer kalp damar hastalığı mevcutsa, kolesterol yükseklikleri varsa et miktarları çok önemli. Haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketmesi gerekiyor. Yine pişirirken yağlı değil de yağsız etleri tercih etmesini istiyoruz. Bunun yanında tansiyon hastalarımız için pişirirken içerisine ekstra tuz ilavesi yapmamalarını istiyoruz ki tansiyon yükselmesi meydana gelmesin. Sindirim ve mide problemleri olanlarda da daha çok haşlama öneriyoruz. Kızartılmış etler sindirim sisteminde problemlere yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Eti tekrar dondurmuyoruz, aksi halde zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" Etin saklama koşullarına ilişkin de bilgi veren Beycan, etlerin küçük porsiyonlara ayrılması gerektiğini ifade ederek, "3-4 gün içerisinde tüketeceksek buzdolabında 0-4 derecede, bir hafta içerisinde tüketeceksek daha çok eksi 2 derecede saklayabiliriz. Ama uzun vadede, yaklaşık 6 ay kadar bir süre saklamayı planlıyorsak eksi 18 derecede dondurarak muhafaza etmemiz gerekiyor. Pişireceğimiz zaman da oda sıcaklığında, kaynar su altında veya kalorifer yanında çözdürme işlemi yapmamalıyız. Buzdolabı içerisinde uzun sürede çözdürme yapmamız gerekiyor ki bakterilerin oluşmasını önleyelim. Ve çözdürdüğümüz eti tekrar dondurmuyoruz. Eğer dondurursak zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" şeklinde konuştu. Bayram boyunca aşırı et tüketiminin halsizlik, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi ve gut gibi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirten Beycan, dengeli porsiyonlarla birlikte sebze tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:45 Diyetisyen Gamze Söylemez: "Etin en az 24 saat dinlendirip yumuşamasını bekleyin" Kurban etinin, hayvan kesildikten hemen sonra pişirilmemesi gerektiğini hatırlatan Diyetisyen Gamze Söylemez, etin en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kesilen etin daha sert olduğunu ve bu nedenle sindirimi zorlayacağını ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez; "Dinlendirişmiş eti yavaş ve kısık ateşte kendi suyu ile pişirin, bu esnada iç yağ ve kuyruk yağı da koymayın. Etler büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine konularak veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler eksi 18 derece derin dondurucuda 3 ay süreyle saklanabilir. Etler kıyma haline getirilirse, buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Parça et ise 2-3 gün saklanabilir" dedi. "Etin yanında pirinç pilavı, patates, börek olmasın" Sindirimi zor olan kırmızı etin, hazımsızlık ve şişkinlik olmaması için akşam yemeklerinde değil, öğle yemeklerinde yenilmesini tavsiye eden Söylemez, sözlerine şöyle devam etti; "Kurban etini yine kırmızı et gibi geç saatte tüketmeyin. Bayram diye et yemeyi abartmayın. Günde 100-150 gramdan (örneğin yaklaşık 3-4 köfte) daha fazla et yemeyin. Ayrıca etin yanında pirinç pilavı, patates, börek gibi glisemik indeksi yüksek besinleri de tüketmemeye özen gösterin. Zira bayramda hazımsızlık ve kabızlık yakınmaları sık görülebileceğinden etin yanında sebze yemekleri ya da salata yiyin." "Kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olanlar dikkat " Eti mangalda yapmanın ya da kavurma olarak tüketmenin, Kurban Bayramı’nın önemli ritüellerinden biri olarak görüldüğünü ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez, "Kavurmayı ne kahvaltıda ne de geç saatteki akşam yemeklerinde yemeyin. İlla eti mangalda pişirecekseniz yakmayın. Mangalda yanmış et mide, pankreas ve kalın bağırsak kanseri için risk oluşturabilir. Düzenli beslenin 2-3 saatte bir bir şeyler atışırın. Sıvı alımına dikkat edin ve günde 2-3 litre su tüketin. Çay, kahve gibi kafeinli içeceklerden uzak durun. Yemekleri çok iyi çiğneyerek tüketin Bayramda bilinçsizce et/çikolata/tatlı tüketimi mide yanması gaz şişkinlik hazımsızlık ve bağırsak sistemi bozukluklarına yol açabilir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolünde dikkatli olmalıdır. Sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin artırılması anlamında günlük yürüyüşler yapabilir, bayram süresi boyunca kilo kontrolünüze destek olabilirsiniz" diye konuştu.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:11 Kene popülasyonu arttı, uzmanlar tedbir çağrısı yaptı Yağmur yağışları ve havaların ısınmasıyla birlikte ortaya çıkan kenelere karşı uzmanlar vatandaşları uyardı. İlkbahar ve yaz aylarının gelmesiyle kene vakalarında artış yaşanırken, özellikle kene ısırmaları sonucu görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının insan sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğu belirtildi. Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Mikrobiyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Karakeçili, özellikle haziran ortası ve temmuz aylarında vaka yoğunluğunun arttığını söyledi. Bu yıl kene popülasyonunun fazla olduğuna dikkati çeken Karakeçili, keneye maruz kalan vatandaşların en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti. Karakeçili, hastaneye ulaşımın mümkün olmadığı durumlarda kenenin çıplak elle temas edilmeden çıkarılması gerektiğini belirterek, "Eldiven ya da poşet yardımıyla cımbız kullanılarak uygun şekilde çıkarılmasını öneriyoruz." dedi. Kırsal alanlarda kapalı kıyafet tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Karakeçili, şunları kaydetti: "Kapalı ayakkabı giyilmeli ve pantolon paçaları çorapların içine sokulmalı. Çünkü keneler yerden gelerek vücudumuza tutunuyor. Ayrıca vücudun düzenli olarak kontrol edilmesi gerekiyor." Kenelere karşı koruyucu spreylerin de kullanılabileceğini aktaran Karakeçili, vatandaşların panik yapmadan bilinçli hareket etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:49 Annelik estetiği, birden fazla bölgeyi düzeltebilir Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Mahmut Özyılmaz, doğum sonrası vücutta bazı kalıcı değişiklikler ortaya çıkabileceğini belirterek, "Karın kaslarında gevşeme, ciltte sarkma, memelerde sarkma, hacim kaybı ve bacaklarda yağlanma doğum sonrası en sık görülen sorunlardır. Annelik estetiği ’mommy makevover’ ile bu sorunların kalıcı olmasının önüne geçilebilir. Doğum sonrası vücutta oluşan deformasyonların düzeltilmesi, kadının kendini yeniden iyi hissetmesini ve özgüveninin artmasını sağlar" dedi. Annelik estetiği, diğer bir adıyla "mommy makeover" uygulamaları hakkında bilgi veren Acıbadem Bursa Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Mahmut Özyılmaz, "Gebelik ve doğum sonrası vücutta oluşan değişimler her zaman kalıcı olmak zorunda değil. Annelik estetiği, deforme olan bölgeleri yeniden şekillendirmek ve vücut oranlarını toparlamak amacıyla planlanan kombine cerrahi işlemleri içerir. Doğru planlama ile annelik estetiği sayesinde kadınlar kendilerini yeniden daha iyi hissedebilir" diye konuştu. "Her hastaya aynı işlem uygulanmaz" Annelik estetiğinin kişiye özel planlandığını vurgulayan Özyılmaz, "Her hastada tüm ameliyatlara gerek olmayabilir. Hastanın ihtiyaçları, beklentileri, vücut yapısı ve sağlık durumu değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılır" ifadelerini kullandı. "En sık meme estetiği ve karın germe uygulanıyor" Doğum ve emzirme sonrası en fazla değişimin meme bölgesinde görüldüğünü belirten Özyılmaz, "Meme büyütme, meme dikleştirme, gerekirse dikleştirme ile birlikte büyütme ya da meme küçültme ameliyatları planlanabilir. Burada hastanın beklentisi ve vücut ölçüleri mutlaka dikkate alınır" diye konuştu. Karın bölgesindeki değişimlere de değinen Özyılmaz, "Gebelik sonrası karın kaslarında gevşeme, ciltte sarkma ve yağlanma oluşabilir. Karın germe ameliyatı ile sarkan deri alınır, karın kasları sıkılaştırılır ve bel hattı yeniden şekillendirilir" dedi. "Dirençli yağlar liposuction ile alınabiliyor" Diyet ve egzersize rağmen bazı bölgelerde yağlanmanın kalabildiğini ifade eden Özyılmaz, "Bel, basen, bacak içi ve diz içi gibi alanlarda dirençli yağ birikimleri görülebilir. Liposuction ile bu bölgelerdeki yağlar alınarak vücut hatları daha dengeli hale getirilebilir" dedi. "Doğumdan sonra en az 1 yıl beklenmeli" Annelik estetiğinin doğum yapmış, emzirme dönemi tamamlanmış ve genel sağlık durumu uygun olan hastalara uygulanabileceğini belirten Özyılmaz, "Doğumdan sonra en az 1 yıl geçmesi ve kilo verme sürecinin tamamlanmış olması önemlidir" diye konuştu. "Bazı hastalarda tek ameliyatta yapılabilir" Birden fazla işlemin aynı seansta yapılabildiğini belirten Özyılmaz, "Tek ameliyatta tüm işlemler uygulanabilir. Ancak bunun için hastanın sağlık durumu, kilosu, sigara kullanımı ve ek hastalıklarının olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir" dedi. "Yaklaşık 10 günlük dinlenme süreci yeterli olabilir" İyileşme süreci hakkında bilgi veren Özyılmaz, "Kombine ameliyatlarda genellikle 2 gece hastane yatışı gerekir. Sonrasında evde yaklaşık 10 günlük istirahat süreci yeterli olabilir" ifadelerini kullandı. "Amaç sadece görünüm değil, özgüvenin yeniden kazanılması" Son olarak annelik estetiğinin psikolojik etkisine dikkat çeken Özyılmaz, "Doğum sonrası vücutta oluşan deformasyonların düzeltilmesi, kadının kendini yeniden iyi hissetmesini ve özgüveninin artmasını sağlar. Başarılı sonuç için doğru planlama, hasta uyumu ve deneyimli bir uzmanla ilerlemek büyük önem taşır" dedi.
"Kalp sağlığınız için risk faktörlerini kontrol altına alın"
15 Nisan 2025 Salı - 12:42 "Kalp sağlığınız için risk faktörlerini kontrol altına alın" Türkiye’de her yıl yaklaşık 125 bin kişinin kalp krizi sebebiyle hayatını kaybettiğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahriye Vatansever Ağca, kalp damar hastalıklarına neden olan risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla ölümlerin yüzde 70’inin ortadan kaldırılacağına dikkat çekti. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahriye Vatansever Ağca, Kalp Sağlığı Haftası kapsamında açıklamalarda bulundu. Kalp damar hastalıklarının Türkiye’de birinci sıra ölüm nedeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ağca, "TÜİK verilerine göre Türkiye’deki tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 35 ile 40’ı kalp damar hastalıkları nedeniyle meydana gelmektedir. Ülkemizde her yıl 125 bin kişi kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetmektedir" şeklinde konuştu. Kalp damar hastalıklarının önlenmesinde kalp damar sağlığını etkileyen risk faktörlerini bilmenin ve buna yönelik tedbir almanın hayati önem arz ettiğini belirten Prof. Dr. Ağca, "Tansiyonunuzu, kan şekerinizi ve kolesterol seviyelerinizi düzenli olarak ölçtürmeniz; varsa hipertansiyon, diyabet ve kolesterol hastalıklarınızın tedavisini doktorunuzun önerileri doğrultusunda yapmanız önemlidir" ifadelerini kullandı. Sigarayı bırakın Sigara ve tütün ürünlerinin kullanımı, kalp damar sağlığını ciddi bir şekilde tehdit ettiğinin altını çizen Ağca, "Hiç sigara içmemek kalp sağlığı açısından çok önemli. Eğer sigara içiyorsanız mutlaka sigarayı bırakmanız gerekmektedir. Psikososyal stres, hareketsiz yaşam ve aşırı kilolu olma yani obezite kalp sağlığını tehdit eden diğer risk faktörleridir. Bunlarla mücadele kalp damar sağlığınızı iyileştirecektir" dedi. Prof. Dr. Ağca son olarak tüm bu risk faktörlerinin kontrol edilmesi sonucu kalp ve damar hastalıkları nedeniyle ortaya çıkan ölümlerin yüzde 70’inin ortadan kaldırılacağını ifade etti.
Kök hücre tedavi yöntemleri Samsun’da konuşulacak
15 Nisan 2025 Salı - 12:23 Kök hücre tedavi yöntemleri Samsun’da konuşulacak Liv Hospital Rejeneratif Tıp Kök Hücre Üretim Merkezi Direktörü Prof. Dr. Erdal Karaöz, 17 Nisan’da Samsun’da kök hücre alanındaki bilimsel gelişmeleri paylaşmak üzere bölge doktorlarıyla bir araya gelecek. Parkinson, alzheimer, spinal kord yaralanması, serebnal palsi, ataksi ve huntington hastalığı. İlk duyulduğunda her ne kadar çok ürkütücü gelse de son yıllarda kök hücre tabanlı hücresel tedavilerle bu hastalıklar tedavi edilebiliyor. Liv Hospital Rejeneratif Tıp Kök Hücre Üretim Merkezi Direktörü Prof. Dr. Erdal Karaöz, 17 Nisan’da Samsun’da kök hücre alanındaki bilimsel gelişmeleri paylaşmak üzere bölge doktorlarıyla bir araya gelecek. Kök hücre tedavisi ve hangi hastalıklarda uygulanabileceğini anlatan Karaöz, Sağlık Bakanlığı onayı olmayan standart dışı uygulamalara dikkat çekti. Kök hücre tedavisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Erdal Karaöz, ’’Son yıllarda kök hücre tabanlı hücresel tedaviler konusu tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de oldukça gündemde. Özelikle merkezi sinir sistemi organları dediğimiz beyin, beyincik, beyin sapı ve omuriliği ilgilendiren genetik tabanlı ya da travmaya bağlı olarak gelişebilen parkinson, alzheimer, spinal kord yaralanması, serebral palsi, ataksi ve huntington hastalığı gibi hastalıkların ortak özelliği bu organlarda işlev gören hücrelerin bir nedenden dolayı ölmesi esasına dayanmaktadır. Kök hücre tedavisinin hedefi de bu ölmüş hücrelerin yerine yeni sağlıklı hücreleri koyabilmek ve hastalığın patolojisi sonucunda ortaya çıkan immünolojik etkileri ve inflamatuar süreci (yangıyı) ortadan kaldırmaktır’’ dedi. ’’Kök hücre konusunda bilim insanları arasında konsensüs oluştu’’ Prof. Dr. Karaöz, sözlerine şöyle devam etti: ’’Başta nörodejeneratif hastalıklar olmak üzere bazı sağlık sorunlarını tıp yüzde yüz tedavi edememektedir. Bu hastalıkların ortak noktası ilgili oldukları doku ve organlardaki işlev gören hücrelerin bir nedenden dolayı işlevini yitirmesidir. Örneğin parkinson hastalığında beyindeki dopamin üreten hücreler bir nedenden dolayı öldükleri için o hastalığın belirtileri ortaya çıkmaktadır. Ya da Alzheimer hastalığında da bir hücresel kayıp ya da ölüm olduğu için o kişiler hastalığın belirtilerini gösterir. İşte bu ölmüş hücrelerin yerine koyabilecek ya da bu ölüm sürecini engelleyebilecek yegane çözüm olarak kök hücre replasmanı olduğu konusunda giderek artan düzeyde bilim insanları arasında konsensüs oluşmuştur.’’
Karnındaki 23 santimetrelik kitle başarıyla çıkarıldı
15 Nisan 2025 Salı - 12:13 Karnındaki 23 santimetrelik kitle başarıyla çıkarıldı İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, Birgül Ermekin karnındaki 23 santimetrelik kitle alındı. Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Toyly Meredov liderliğinde başarılı bir operasyon geçiren Birgül Ermekin sağlığına kavuştu. İEÜ Medical Point Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Toyly (Toylu) Meredov, "Hastamız bir yıl önce over kanseri tanısı almış ve başka bir merkezde ameliyat olmuştu. Ancak, bir yıl içinde hastamızın karnında, tüm leğen kemiğini dolduran ve göbeğine kadar uzanan 23 cm’lik yeni bir kitle gelişti" diye konuştu. Kitle, hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkiliyordu Op. Dr. Toyly Meredov, kitlenin hastanın yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü belirtirken, "Hastamız yemek yeme, günlük aktivitelerini sürdürme ve hatta kemoterapi almasında dahi büyük sorunlar yaşıyordu. Kitle, karın içindeki ana damarlara baskı yaparak hayati riskler oluşturuyordu" ifadelerini kullandı. Kemoterapi almasının önündeki engel kalktı Op. Dr. Toyly Meredov, "Hastamızla tüm detayları konuştuk ve ameliyat kararı aldık. Ameliyatımız başarılı geçti ve hastamızın karnındaki kitleyi tamamen çıkardık. Bu sayede hem hastamızın şikayetlerini ortadan kaldırdık hem de kemoterapi almasının önündeki engeli kaldırmış olduk. Yani, hem semptomatik hem de terapötik bir tedavi yapmış olduk" dedi. "Hayat kalitem arttı" Ermekin, "Toyly Bey tomografide kitlenin yerini görünce hemen ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Ameliyattan sonra kitle çıkınca rahatladım. Şimdi yeniden yemek yiyebiliyorum, kendi başıma dolaşabiliyorum. Hayat kalitem arttı" diye konuştu. "Ameliyat için hiç beklemesinler" Birgül Ermekin, "Op. Dr. Toyly Meredov’a ve tüm hastane ekibine minnettarım. Benim gibi bu durumda olan hastalar hiç vakit kaybetmeden tedavileri için hekime başvursunlar. Çünkü o aradaki ağrılar, sıkıntılar gerçekten çok kötü" dedi. Kantar, erken teşhis ve müdahalenin hayat kurtardığını vurguladı.
İl Sağlık Müdürü Özkan: "Hastalara en kaliteli sağlık hizmetini sunmaya devam edeceğiz"
15 Nisan 2025 Salı - 12:03 İl Sağlık Müdürü Özkan: "Hastalara en kaliteli sağlık hizmetini sunmaya devam edeceğiz" 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü nedeniyle, İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan öncülüğünde, Kamu Hastaneleri Hizmetleri, Kepez Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Ramazan Gürkan ve Evde Sağlık Hizmetleri ekibi, Kepez Devlet Hastanesine bağlı Evde Sağlık Hizmetleri biriminden hizmet alan 73 yaşındaki Parkinson hastası Mehmet Pekşen’i evinde ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Hasta ve hasta yakınlarının istek ve taleplerini dinleyen İl Sağlık Müdürü Özkan, ziyaret sonrası yaptığı açıklamada, "Evde sağlık hizmetleri birimlerimiz tarafından verilen hizmetin kalitesini ve verimliliğini değerlendirerek dokunabildiğimiz yüreklerin duygularını paylaşıyoruz. Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine kolay erişimini sağlamak ve onların yanında olduğumuzu hissettirmek bizim öncelikli görevlerimizden biridir. Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında yürütülen çalışmalarla, yatağa bağımlı ve hareket kısıtlılığı bulunan hastalara en kaliteli sağlık hizmetini sunmaya devam edeceğiz’’ dedi. Ardından açıklamasına devam eden Özkan, "Parkinson hastalığı, beynin hareketi kontrol eden bölgesinde dopamin üreten hücrelerin zamanla azalmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir rahatsızlıktır. Titreme, kas sertliği, hareketlerde yavaşlama ve denge problemleri gibi belirtilerle kendini gösterir. Hastalık genellikle 60 yaş üstü bireylerde görülse de daha erken yaşlarda da ortaya çıkabilir. Parkinson hastalığının henüz kesin bir tedavisi bulunmadığı, ancak ilaç tedavileri ve düzenli fizyoterapi ile hastalığın etkilerinin büyük ölçüde kontrol altına alınabileceği belirtiliyor. Bu yüzden erken tanı, düzenli doktor takibi ve hastaların yaşam alanlarında sağlanacak destek hizmetleri, evde sağlık hizmetlerinin, özellikle yaşlı ve kronik hastalığı bulunan bireyler için büyük bir önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.
Sinop’ta 17 yaşındaki bir hastanın kalın bağırsağını delen kürdan kapalı yöntemle çıkarıldı
15 Nisan 2025 Salı - 11:27 Sinop’ta 17 yaşındaki bir hastanın kalın bağırsağını delen kürdan kapalı yöntemle çıkarıldı Sinop’ta 17 yaşındaki bir hastanın kalın bağırsağını delen yabancı cisim kapalı yöntemle çıkarıldı. Cismin kürdan olduğu belirlendi. Sinop Atatürk Devlet Hastanesi’nde gerçekleştirilen cerrahi müdahale ile, 17 yaşındaki bir hastanın kalın bağırsağını delen yabancı cisim kapalı yöntemle çıkarıldı. Hastanın karın ağrısı şikayetiyle başvurduğu ve yapılan görüntüleme sonuçlarında ilk etapta belirgin bir bulgu tespit edilmediği belirtildi. Tomografi sonuçlarının normal olduğu hastada, Radyoloji Uzmanı Dr. Zeynep Çetiner tarafından gerçekleştirilen ultrasonografi sırasında bağırsak bölgesinde şüpheli bir görüntü tespit edildi. Bu bulgunun ardından hasta hemen ameliyata alındı. Uzmanlar Opr. Dr. Aytaç Taşcı ve Opr. Dr. Sema Tural Bozoğlu tarafından gerçekleştirilen laparoskopik (kapalı) cerrahi işlemle, hastanın kalın bağırsağına saplanmış halde bulunan kürdan yalnızca üç küçük kesi ile çıkarıldı. Sinop Atatürk Devlet Hastanesi’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi. "Türkiye’de daha önce biri çocuk olmak üzere toplamda 3 kişide kürdan yutulmasına bağlı bağırsak perforasyonu vakası bildirilmişti. Ancak bu vaka, Türkiye’de bildirilen ilk kapalı cerrahi yöntemle tedavi edilen kürdan perforasyonu olarak kayda geçti. Yabancı cisimlerin, özellikle de kürdan gibi sivri yapıların sindirim sisteminde perforasyon gibi ciddi komplikasyonlara yol açabileceği bilinmektedir. Bu tür durumlarda erken tanı ve müdahale hayati önem taşımaktadır. Uzmanlar, yabancı cisimlerin zamanında müdahale edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabileceğini, hatta ölümle sonuçlanabilecek hayati tehlikeler oluşturabileceğini vurgulamaktadır. Erken tanı ve müdahale ile bu tür vakaların başarıyla tedavi edilebileceği ifade edildi. Sinop Atatürk Devlet Hastanesi, "Son yıllarda sunduğu çağdaş tedavi yöntemleri ve uzman kadrosu ile sağlık hizmetlerinde önemli bir hamle yapmıştır. Her geçen gün artan başarılarıyla, bölgedeki hastalara daha nitelikli sağlık hizmetleri sunmaya devam etmektedir. Modern tanı ve tedavi tekniklerini en etkili şekilde kullanarak, hastaların sağlığına kavuşmalarında büyük rol oynamaktadır. Hastanın genel durumu iyi olup, kısa süre içinde taburculuğu planlanmaktadır. Sinop Atatürk Devlet Hastanesi, sağlık alanındaki başarılarını her geçen gün artırarak, bölge halkının güvenini kazanmaya devam etmektedir" açıklamasında bulundu.
Prof. Dr. Alper Sevinç: "Ağrısız şişlikler sarkom habercisi olabilir"
15 Nisan 2025 Salı - 11:19 Prof. Dr. Alper Sevinç: "Ağrısız şişlikler sarkom habercisi olabilir" Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Sevinç, nadir görülen ancak agresif ilerleyen sarkom türü kanserlerde erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirterek, vatandaşları vücutlarındaki anormal kitlelere karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı. Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Sevinç, nadir görülen ancak agresif seyreden bir kanser türü olan yumuşak doku kanseri (sarkom) hakkında önemli bilgiler paylaştı. Prof. Dr. Sevinç, sarkomların erken teşhis edilmesinin, hastaların yaşam kalitesini ve hayatta kalma oranlarını doğrudan etkilediğini vurguladı. Sarkom hakkında bilgi veren Prof. Dr. Alper Sevinç, "Sarkomlar, genellikle vücudun bağ dokusu, kas, yağ, damarlar ve sinirler gibi yumuşak dokularında ya da kemiklerde gelişen kanser türleridir. Genellikle ağrısız şişlik veya kitle şeklinde ortaya çıkar. Ancak bazı vakalarda ağrı, kırılma riski veya hareket kısıtlılığı gibi belirtiler de görülebilir" dedi. "Multidisipliner yaklaşım şart" Prof. Dr. Sevinç, sarkom tedavisinde multidisipliner bir yaklaşımın şart olduğunu belirtti. Sevinç, "Cerrahi müdahale, kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapinin birlikte planlandığı bu yaklaşım, tedavi başarısını artırırken hastaların yaşam kalitesine de katkı sağlıyor. Aynı zamanda destekleyici tedavi yöntemleri de süreçte aktif şekilde uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "Klinik araştırmalar devam ediyor" Sevinç, "Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde sarkom tedavisine yönelik klinik araştırmalar ve yenilikçi tedavi protokolleri üzerine çalışmalar sürüyor. Bu çalışmalar, daha etkili ilaçların ve kişiye özel tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine katkı sunuyor" ifadelerine yer verdi. "Erken teşhis hayat kurtarır" Prof. Dr. Sevinç, sarkomların erken evrede tespit edilmesinin hastalığın seyrini değiştirebileceğini belirtti. Prof. Dr. Sevinç, vatandaşlara, vücutlarında fark ettikleri anormal şişlik ya da kitleleri gecikmeden bir uzmana göstermeleri çağrısında bulundu. Sevinç, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve sigaradan uzak durmanın sadece sarkom değil, birçok kanser türünün önlenmesinde önemli rol oynadığını sözlerine ekledi.
Türkiye’de her yıl 40 bin kişi akciğer kanserinden hayatını kaybediyor
15 Nisan 2025 Salı - 11:15 Türkiye’de her yıl 40 bin kişi akciğer kanserinden hayatını kaybediyor Antalya’da düzenlenen 10. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi’nde konuşan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyrık, Türkiye’de her yıl yaklaşık 50 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konduğunu belirterek, hastaların büyük bölümünün geç evrede tanı aldığına dikkat çekti. Kıyrık, "Yılda 40 bin kişiyi bu hastalıktan kaybediyoruz. Covid’den kaybettiğimiz hastaların 100 bin civarında olduğunu varsayarsak, 3 yılda kaybettiğimizi ancak Covid’de kaybettik" dedi. 10. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi (UASK), 9-12 Nisan tarihlerinde Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği’nce (ASYOD) Antalya’da gerçekleştirildi. Kongrede, solunum yolu hastalıklarından tütün bağımlılığına, akciğer kanserinden yapay zekâ destekli tanı yöntemlerine kadar birçok başlık ele alındı. Kongreye katılan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyrık, Türkiye’de akciğer kanserine bağlı ölümlerin ciddiyetine dikkat çekti. Kıyrık, "Akciğer kanserinin Türkiye’de önemli bir sağlık problemi olduğunu düşünüyoruz. Yılda 40 bin kişiyi biz bu hastalıktan kaybediyoruz. Covid’den kaybettiğimiz hastaların 100 bin civarında olduğunu varsayarsak, 3 yılda kaybettiğimizi ancak Covid’de kaybettik. Her yıl 40 bin insanımızı akciğer kanserinden kaybetmeye devam etmemeliyiz" ifadelerini kullandı. "Temel neden sigara ve tütün ürünleri" Akciğer kanserinin etiyolojisinde en önemli faktörün sigara olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Kıyrık, "Hastalarımızın yüzde 90’ı sigara içicisi. Bu noktada sadece sigarayı değil, elektronik sigara, nargile, puro ve pipo gibi diğer tütün ürünlerini de değerlendirmek gerekiyor" dedi. Kıyrık, sigaranın yanı sıra bazı mesleki maruziyetlerin de risk oluşturduğunu kaydederek, "Tozlu işlerde çalışanlar, asbest maruziyeti olanlar, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayanlar risk altında. Köy yaşamı, tandırda yemek pişirme, fırında ekmek yapımı gibi alışkanlıklar da özellikle kadınlarda sigara içmeseler dahi riski artırabiliyor" şeklinde konuştu. "50-80 yaş arası tarama programına alınmalı" Akciğer kanseri görülme yaşının genellikle 50 ile 80 arasında olduğuna işaret eden Kıyrık, "20 yıl boyunca sigara içmiş bir kişi 50-80 yaş arasındaysa bu bireylere mutlaka tarama öneriyoruz. Erken teşhis, hastalıktan kurtulma şansı sunarken; ileri evrede tanı, maalesef genç yaşta kayıplarla sonuçlanabiliyor" uyarısında bulundu. Kıyrık, Sağlık Bakanlığı nezdinde bu konuda girişimlerin sürdüğünü belirterek, "İnsanlarımız, nasıl arabayı 10-15 bin kilometrede bakıma götürüyorsa, kendilerini de belli bir yaştan sonra akciğer kanseri taramasından geçirmeliler. Özellikle ailesinde kanser geçmişi olanlar daha büyük risk taşıyor. Bu nedenle taramanın bir yaşam biçimi haline gelmesi gerekiyor" ifadelerine yer verdi. "11 yaşında sigaraya başlayan biri, 20 yıl sonra akciğer kanseriyle karşı karşıya kalabiliyor" Türkiye’de sigaraya başlama yaşının 11’e kadar düştüğünü belirten Kıyrık, erken yaşta sigara kullanımının büyük risk taşıdığını vurguladı. Kıyrık, "11 yaşında sigaraya başlayan biri, 20 yıl sonra 30’lu yaşlarında akciğer kanseriyle karşı karşıya kalabiliyor. Üstelik sigara miktarı da önemli; günde bir paketle başlamakla birkaç dal içmek arasında büyük fark var" şeklinde konuştu. Ailevi risklere de dikkat çeken Kıyrık, "Babası akciğer kanseri olan hastalarımız var, oğlu da akciğer kanseri oluyor. Baba-oğul birlikte hastalığı yaşıyorlar. Kimi zaman bu kişiler hayatta kalıyor, kimi zaman da maalesef kaybediyoruz. Bunlar oldukça üzücü tablolar" ifadelerini kullandı.
Uyku hastalıklarının sürücü sağlığı ve güvenliği üzerindeki etkileri
15 Nisan 2025 Salı - 11:10 Uyku hastalıklarının sürücü sağlığı ve güvenliği üzerindeki etkileri Eskişehir Şehir Hastanesi Uyku Merkezi’nde görevli Prof. Dr. Vural Fidan, uyku hastalıklarının sürücü sağlığı ve güvenliği üzerindeki etkilerinin çok önemli olduğunu belirterek, "Sürücü sağlık raporlarında uyku hastalıklarının detaylı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor" dedi. Fidan, uykusuzluk, uyku apnesi, narkolepsi gibi problemlerin sürücülerin dikkat ve reaksiyon sürelerini azaltarak, trafik kazalarına neden olabildiğini anlattı. Bu sebeple, sürücü sağlık raporlarında uyku hastalıklarının değerlendirilmesi ve bu konuda bilinç oluşturulmasının büyük önem taşıdığına işaret eden Prof. Dr. Fidan, "Uyku hastalıklarının çeşitli türleri vardır ve her birinin farklı belirtileri bulunmaktadır. Bu belirtiler arasında uyku apnesi, narkolepsi ve diğer uyku bozukluklarına yönelik belirtiler bulunmaktadır. Bu hastalıklardan biri olan uyku apnesi, genellikle uykuda solunumun durmasıyla karakterizedir. Narkolepsi ise, ani uyku nöbetleri ve ani kas kaybı ile kendini gösteren bir uyku bozukluğudur. Diğer uyku bozuklukları ise, uykusuzluk, uyku vücudunun dengesizliği, sabahları yorgun uyanma gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Uyku hastalıkları, sürücüler üzerinde ciddi etkilere sahiptir. Bu hastalıklar, dikkat eksikliği, reaksiyon sürelerinde azalma ve artan trafik kazaları riski gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Sürücülerin güvenliği ve diğer trafik kullanıcılarının sağlığı açısından bu durum oldukça önemlidir. Bu nedenle, sürücü sağlık raporlarında uyku hastalıklarının detaylı bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. "Uyku hastalıklarının tedavi seçenekleri arasında birçok farklı yöntem bulunmaktadır" Prof. Dr. Vural Fidan, uyku bozukluklarının tanısı, sürücülerin uyku apnesi, narkolepsi veya diğer uyku bozuklukları gibi belirli uyku hastalıklarının varlığının kesin olarak belirlenmesini kapsadığını anlatarak şunları söyledi; "Bu tanı süreci genellikle uyku testleri, polisomnografi veya uyku laboratuvarı testleri gibi detaylı incelemeleri içerir. Tanının konulması, sürücülerin uyku hastalıklarıyla ilişkili risklerinin belirlenmesine ve uygun tedavi planlarının oluşturulmasına yardımcı olur. Uyku hastalıklarının tedavi seçenekleri arasında birçok farklı yöntem bulunmaktadır. CPAP (Continuous Positive Airway Pressure) cihazı, uyku apnesi gibi durumlar için etkili bir tedavi seçeneğidir. Ayrıca diğer uyku bozuklukları için davranış terapileri, ilaç tedavisi ve cerrahi müdahale gibi seçenekler de mevcuttur. Bu tedavi seçenekleri, sürücülerde uyku hastalıklarının etkilerini azaltarak trafik güvenliğini artırmaya yardımcı olmaktadır."