Son Dakika
|
Antalya’da akran zorbalığı!
MHP Genel Başkanı Bahçeli’den CHP’ye kongre için ’9 Eylül’ önerisi
Futbolcu Furkan Perker bayram tatili yolunda ailesiyle kaza geçirdi: 5 yaralı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Büyük Çamlıca Camii'nde bayram mesajı!
Acemi kasaplar hastaneye koştu!
MHP lideri Bahçeli, Merhum Türkeş’in kabrini ziyaret etti
Artvin’de sağanak taşkınlara neden oldu
Demokrasi şehitleri mağdurları ilk kez Dolmabahçe’de
Arafat'ta 2 milyon Müslüman hacı oldu
Sele kapılan amca ve yeğenin son görüntüleri ortaya çıktı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Transparent Steel Church Revives Belgium’s Historic Herkenrode Abbey
Edirnekapı Şehitliği’nde bayram ziyareti
Rize’de kaçan kurbanlık sahiplerine zor anlar yaşattı
Kurbanlığı araçtan sarkıtıp kilometrelerce sürükledi
Vatandaşlar Kurban Bayramı namazını Ayasofya’da kıldı
MHP lideri Bahçeli, Merhum Türkeş’in kabrini ziyaret etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şerif ile telefonda görüştü
Trump: "Sağlık kontrolümü az önce tamamladım, her şey mükemmel"
SAĞLIK
Hastanede geleneksel bayramlaşma programı
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:37:49
Özel İmperial Hastanesi’nde Kurban Bayramı dolayısıyla geleneksel bayramlaşma programı düzenlendi. Hastane yönetimi, hekimler ve çalışanların katılımıyla gerçekleşen programda bayramın birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu ön plana çıktı. Programa Yönetim Kurulu Üyesi Yüksel Şahin, Başhekim Uzm. Dr. Cemil Bayarslan, Genel Müdür Cihan Başoğlu, hekimler ve hastane çalışanları katıldı. Programda konuşan Genel Müdür Cihan Başoğlu, Kurban Bayramı’nın tüm insanlığa sağlık, huzur, mutluluk ve bereket getirmesi temennisinde bulunarak, tüm çalışanların ve vatandaşların bayramını kutladı. Özel İmperial Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Yüksel Şahin ise, "Bayramın getirdiği sevgi, birlik ve dayanışma duygularının hayatımıza huzur ve mutluluk katmasını diliyor, tüm çalışanlarımızın ve vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz" diye konuştu. Programda bayramların toplumsal dayanışmayı güçlendiren özel günler olduğuna vurgu yapılarak, sevgi, paylaşma ve birlik duygularının önemine dikkat çekildi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:58
Etin kalitesini bozup proteinini düşürmeyin
Kurban Bayramı’nda kurbanlıkların kesiminin ardından hemen dolaplara alınan etlerin kalitesinin düştüğünü belirten uzmanlar, etlerin 5-6 saat bekletilmesinin son derece önemli olduğunu kaydetti. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi 2. Başkanı Önder Yıldız, kurban kesiminin ardından etin nasıl saklanması gerektiğine ilişkin bilgiler verdi. Vatandaşların kesim sonrası en büyük hatasının etleri hemen dolaplara kaldırmak olduğunu söyleyen Yıldız, "Kesimden sonrası bizim için son derece önemli. Kesimden sonra etlerin uygun ortamlarda 5-6 saat süreyle güneş almayan yerde küçük parçalara ayırılmış şekilde bekletilmesi gerekir. Bu, etin olgunlaşmasını sağlayacak, bakterilerin üremesini engelleyecek. Hem de insanlarımızın sağlıklı bir şekilde et tüketimini sağlayacaktır" dedi. Etlerin hemen dolaba atılmasının birçok kayıplara neden olduğuna değinen Yıldız, "Halkımızın yaptığı en büyük hata şu; kesimden sonra etlerin hemen buzdolabı ya da derin donduruculara konularak muhafaza edileceğini düşünüp uygulaması. Bu uygulama etin kalitesini bozuyor. Ölüm sertleşmesi ve orada oluşabilecek olumsuz bakterilerin yok edilmesi noktasında etlerin küçük parçalara ayrılarak güneş almayan yerlerde 5-6 saat muhafaza edilerek olgunlaşmasını sağlaması gerekir. Bu ortamların oluşturulmasının ardından paketlenerek ya buzdolabına ya da derin donduruculara konulabilir. Eğer ki böyle yapılmazsa buradaki risk başta etin kalitesini düşürür, bozulur. Olgunlaşma bakterileri orada görev yapmadığı için lezzetinde, kokusunda ve sertliğinde bazı sıkıntılar oluyor. Tüketiminde de hem damak tadı olarak hem kalite olarak hem de protein ile besleyici değerler yönünden kayıplara neden oluyor. Bunlara dikkat etmemiz son derece önemli" diye konuştu.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:51
Baş diyetisyenden kurban eti uyarısı: "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir"
Diyetisyen Filiz Beycan, Kurban Bayramı boyunca aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, kurban etinin en az 12-24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Diyetisyeni Filiz Beycan, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bayram boyunca kontrolsüz et tüketiminin sindirim sistemi problemleri başta olmak üzere kolesterol, trigliserid ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini ifade eden Beycan, özellikle kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram sabahında hafif bir kahvaltı yapılmasının önemli olduğunu belirten Beycan, "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir. Etin içerisindeki ölüm sertliği dediğimiz bir sertlik oluşur ve bu da sindirim sistemimizde problemlere yol açabilir. Yediğimizde eğer hazımsızlık, şişkinlik oluşmasını istemiyorsak etimizi mutlaka dinlendirmeliyiz. Onun için ilk önce kahvaltıda peynir, yumurta tarzı protein kaynaklarından oluşan, yanına zeytin, yeşillikler eklenmiş bir dilim tam buğday ekmeği tarzında bir kahvaltı yapabiliriz" dedi. "Gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor" Et pişirme yöntemlerine de değinen Beycan, "Daha çok haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmemiz gerekiyor. İçerisine ekstra tereyağı veya kuyruk yağı gibi yağlar kullanmamak lazım ki sağlığımız olumsuz etkilenmesin. Bir diğer önemli hususumuz sebze yemeklerini mutlaka tüketmemiz lazım. Hem etin sindirimini artırabilmek hem de içerisindeki demir emilimini artırabilmek için yanına sebze veya salata ilavesi yapmamız gerekiyor. Mutlaka yanında su tüketimi çok önemli. Böbreklerimize proteinden bir yük binecektir. Bu yükün hafifletilmesi için de gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor. Aynı zamanda kahve ve çayın fazla tüketilmesi de vücuttaki sıvı ihtiyacını artıracağı için su tüketimi bu yönden de önemli" şeklinde konuştu. "Etin yanında asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edilebilir" Vatandaşların en sık yaptığı hatalardan birinin eti kesilir kesilmez tüketmek olduğunu söyleyen Beycan, "Eti kesilir kesilmez pişirmememiz gerekiyor ki sindirim sisteminde problemlere, hazımsızlığa, şişkinliğe, kabızlığa yol açmasın. Bir diğer husus yine etin yanında mutlaka sebze ve salatanın tüketilmesi gerekiyor. Bu da bizim sindirim sistemimizi daha rahatlatacaktır. Çok kızartmalı, yağlı değil de haşlama tarzı olabilir. İçerisinde baharatları çok fazla kullanmamak gerekir ki sindirim sistemimiz daha rahat çalışsın. Bunlara dikkat edebiliriz. Yine dediğimiz gibi su tüketimi çok önemli. Etin yanında mutlaka asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edebiliriz" ifadelerini kullandı. "Kolesterol hastaları haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketebilir" Kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların beslenmelerine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beycan, "Eğer hastamız diyabet hastasıysa tatlı tüketmesini, hamur işi tüketmesini hiç istemiyoruz. Ancak ikramlık olarak meyve tüketebilir veya kuru yemiş, kuru meyve gibi hafif ikramlıklar tercih edilebilir. Bunun yanında eğer kalp damar hastalığı mevcutsa, kolesterol yükseklikleri varsa et miktarları çok önemli. Haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketmesi gerekiyor. Yine pişirirken yağlı değil de yağsız etleri tercih etmesini istiyoruz. Bunun yanında tansiyon hastalarımız için pişirirken içerisine ekstra tuz ilavesi yapmamalarını istiyoruz ki tansiyon yükselmesi meydana gelmesin. Sindirim ve mide problemleri olanlarda da daha çok haşlama öneriyoruz. Kızartılmış etler sindirim sisteminde problemlere yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Eti tekrar dondurmuyoruz, aksi halde zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" Etin saklama koşullarına ilişkin de bilgi veren Beycan, etlerin küçük porsiyonlara ayrılması gerektiğini ifade ederek, "3-4 gün içerisinde tüketeceksek buzdolabında 0-4 derecede, bir hafta içerisinde tüketeceksek daha çok eksi 2 derecede saklayabiliriz. Ama uzun vadede, yaklaşık 6 ay kadar bir süre saklamayı planlıyorsak eksi 18 derecede dondurarak muhafaza etmemiz gerekiyor. Pişireceğimiz zaman da oda sıcaklığında, kaynar su altında veya kalorifer yanında çözdürme işlemi yapmamalıyız. Buzdolabı içerisinde uzun sürede çözdürme yapmamız gerekiyor ki bakterilerin oluşmasını önleyelim. Ve çözdürdüğümüz eti tekrar dondurmuyoruz. Eğer dondurursak zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" şeklinde konuştu. Bayram boyunca aşırı et tüketiminin halsizlik, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi ve gut gibi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirten Beycan, dengeli porsiyonlarla birlikte sebze tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:45
Diyetisyen Gamze Söylemez: "Etin en az 24 saat dinlendirip yumuşamasını bekleyin"
Kurban etinin, hayvan kesildikten hemen sonra pişirilmemesi gerektiğini hatırlatan Diyetisyen Gamze Söylemez, etin en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kesilen etin daha sert olduğunu ve bu nedenle sindirimi zorlayacağını ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez; "Dinlendirişmiş eti yavaş ve kısık ateşte kendi suyu ile pişirin, bu esnada iç yağ ve kuyruk yağı da koymayın. Etler büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine konularak veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler eksi 18 derece derin dondurucuda 3 ay süreyle saklanabilir. Etler kıyma haline getirilirse, buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Parça et ise 2-3 gün saklanabilir" dedi. "Etin yanında pirinç pilavı, patates, börek olmasın" Sindirimi zor olan kırmızı etin, hazımsızlık ve şişkinlik olmaması için akşam yemeklerinde değil, öğle yemeklerinde yenilmesini tavsiye eden Söylemez, sözlerine şöyle devam etti; "Kurban etini yine kırmızı et gibi geç saatte tüketmeyin. Bayram diye et yemeyi abartmayın. Günde 100-150 gramdan (örneğin yaklaşık 3-4 köfte) daha fazla et yemeyin. Ayrıca etin yanında pirinç pilavı, patates, börek gibi glisemik indeksi yüksek besinleri de tüketmemeye özen gösterin. Zira bayramda hazımsızlık ve kabızlık yakınmaları sık görülebileceğinden etin yanında sebze yemekleri ya da salata yiyin." "Kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olanlar dikkat " Eti mangalda yapmanın ya da kavurma olarak tüketmenin, Kurban Bayramı’nın önemli ritüellerinden biri olarak görüldüğünü ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez, "Kavurmayı ne kahvaltıda ne de geç saatteki akşam yemeklerinde yemeyin. İlla eti mangalda pişirecekseniz yakmayın. Mangalda yanmış et mide, pankreas ve kalın bağırsak kanseri için risk oluşturabilir. Düzenli beslenin 2-3 saatte bir bir şeyler atışırın. Sıvı alımına dikkat edin ve günde 2-3 litre su tüketin. Çay, kahve gibi kafeinli içeceklerden uzak durun. Yemekleri çok iyi çiğneyerek tüketin Bayramda bilinçsizce et/çikolata/tatlı tüketimi mide yanması gaz şişkinlik hazımsızlık ve bağırsak sistemi bozukluklarına yol açabilir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolünde dikkatli olmalıdır. Sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin artırılması anlamında günlük yürüyüşler yapabilir, bayram süresi boyunca kilo kontrolünüze destek olabilirsiniz" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
26 Mayıs 2026 Salı- 10:58
Onkoloji bölümü çalışanı kanseri çalıştığı hastanede yendi: "Elime kitle geldi, erken evre çok önemli"
2
22 Mart 2024 Cuma- 09:52
Kalın bağırsak kanseri farkındalık ayı
3
26 Mayıs 2026 Salı- 08:45
18 yıldır nakil kalbiyle yaşıyor: Üç bypasslı hastaya riskli pil operasyonu
4
26 Mayıs 2026 Salı- 11:38
Dermatoloji Uzmanı Dr. Kurt’tan deri kanseri uyarısı
5
11 Mart 2026 Çarşamba- 11:00
"Tedavisi yok" denilen hastalıkta umut
13 Nisan 2025 Pazar - 17:41
Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgül Balık SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde
Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgül Balık, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Uzm. Dr. Özgül Balık, 1969 yılında Bingöl / Karlıova’da doğdu. 1992 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Deri ve Zührevi Hastalıkları ihtisasını tamamladı. 2014 yılında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nde Sağlık İşletmeciliği eğitimini bitirdi. 1992-1996 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, 1996-1997 yıllarında Adıyaman Devlet Hastanesi’nde, 2004-2008 yılları arasında Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’nde, 2008-2009 yıllarında Gaziantep’te özel bir hastanede, 2009-2012 yılları arasında Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’nde hastalarını kabul eden Uzm. Dr. Balık, 2012-2013 yıllarında Gaziantep Oğuzeli Devlet Hastanesi’nde Başhekim, 2014-2015 yıllarında Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü’nde Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. 2015 yılında Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’nde, 2020 yılından bu yana Nizip ve Gaziantep’te özel sağlık kuruluşlarında Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı olarak çalıştı. Uzm. Dr. Balık’ın uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan yedi makalesi, uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildirileri, ulusal hakemli dergilerde yayınlanan 11 makalesi, ulusal bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında basılan beş bildirisi bulunmaktadır. Uzm. Dr. Özgül Balık’ın mesleki ilgi alanları; Mantar Hastalıkları, Sedef Hastalığı (Psoriasis), Egzamalar, Saç ve Tırnak Hastalıkları, Deri Kanserleri, Estetik - Kozmetik Dermatoloji, Ergenlik Sivilceleri ve İzleri, Kriyoterapi, Elektrokoterizasyon, Botoks Tedavisi, Mezoterapi, Altın İğne Uygulaması, PRP, Leke Tedavisi, Gençlik Aşıları, Çocukluk Çağı Egzamaları, Nevus (Ben) Tedavi ve Takibi, Dermatolojik Cerrahi, Lazer Uygulamaları, Eksozom Tedavisi.
13 Nisan 2025 Pazar - 13:41
Uzmanından alerji uyarısı: "Tedavinin ilk adımı; alerjenden kaçınmaktır"
Bahar mevsiminin beraberinde alerji riskini getirdiğini hatırlatan Pediatrist Özlem Çakmak Yılmaz, alerjik hastalıklardaki artışın "hijyen hipotezi" ile açıklandığını söyledi. Bu hipotezin hijyen şartlarının iyileşmesinden doğal yaşamdan uzaklaşmaya, beslenme alışkanlıklarının değişmesine kadar yaşamdaki pek çok değişimin bağışıklık sistemimizde aşırı yanıt reaksiyonuna yol açtığını belirten Uzm. Dr. Yılmaz, "Yapılan son çalışmalara göre ülkemizde her 10 çocuktan birinde astım, her 4 çocuktan birinde ise alerjik rinit görülmektedir. Alerjenden kaçınmak tedavinin ilk adımıdır" dedi. Hava sıcaklıklarının önümüzdeki günlerde tekrar artışa geçmesi beklenirken, Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Çakmak Yılmaz havaların ısınması, çiçeklerin açması ve ağaçların yeşermesi ile birlikte alerji şikayetlerinin görülmeye başlayacağını söyledi. Alerjinin normalde zararlı olmayan ev tozu akarları, polenler, besinler gibi maddelere karşı vücudun verdiği abartılı cevap olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Yılmaz, "Bu abartılı cevap bazen tüm vücutta, bazen vücudun bir kısmında olabilir. Gözde olursa alerjik konjonktivit, üst solunum yollarında olursa alerjik rinit (saman nezlesi), akciğerlerde olursa astım, ciltte olursa ürtiker, egzama ya da kontak dermatit olarak adlandırılır" diye konuştu. "Her 10 çocuktan birinde astım, her 4 çocuktan birinde ise alerjik rinit görülmektedir" Alerjik hastalıkların son yıllarda giderek artan sıklığının "hijyen hipotezi" ile açıklanmaya çalışıldığını kaydeden Uzm. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu hipoteze göre sosyal ve ekonomik gelişime paralel olarak hijyen standartlarının iyileşmesi, doğal yaşamdan uzaklaşılması, beslenme alışkanlıklarının değişimi, çekirdek aile yaşamı, hava kirliliği, tütün dumanına maruz kalınması gibi değişiklikler bağışıklık sistemimizde aşırı yanıt reaksiyonuna sebep olmaktadır. Yapılan son çalışmalara göre ülkemizde her 10 çocuktan birinde astım, her 4 çocuktan birinde ise alerjik rinit görülmektedir. Ebeveynlerden birisi alerjikse çocukta alerji gelişme riski yaklaşık yüzde 30’dur, her iki ebeveyn alerjikse bu ihtimal yüzde 60’ın üzerine çıkmaktadır" dedi. Uzm. Dr. Yılmaz, belirtileri sıraladı Bahar alerjisinin nedenin çoğunlukla ağaçlar ve çimenlerden yayılan polenler olduğunu, polenlerin havadan burun, göz ve boğazımıza yapışarak biriktiğini vurgulayan Uzm. Dr. Yılmaz, "Bahar aylarında görülen burun akıntısı, hapşırık, göz kaşıntısı gibi belirtiler halk arasında saman nezlesi (alerjik rinit) olarak biliniyor" ifadelerini kullandı. Çocukların kaşıntı ve akıntı nedeniyle burunlarını avuç içleri ile sıklıkla yukarı kaldırdığını, bu hareketin burun sırtında yatay çizgilenme meydana getirebileceğini belirten Yılmaz, "Buna ’’alerjik selam’’ denir. Gözaltlarında çizgilenme ve morarma şeklinde renk değişikliği görülebilir" dedi. "Tedavinin ilk adımı; alerjenden kaçınmaktır" Alerjenden kaçınmanın alerji tedavisinin olmazsa olmaz ilk basamağı olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Yılmaz, korunma önerilerinde bulundu, şöyle konuştu: "Maruziyetin tamamen engellenmesi pek mümkün değildir ancak polenlerin havada en yoğun olarak bulunduğu gün içinde ve mevsim dönemlerinde duyarlılığı olan kişilere bazı önlemler alabilir. Koruyucu önlemler; rüzgarlı havalarda dışarı çıkılmaması, pencerelerin kapalı tutulması, dışarıdan gelince elbiselerin değiştirilmesi ve banyo yapılması, gün içinde 10-16 saatleri arasında dış ortam aktivitesinin sınırlandırılması, ev ve araba pencerelerinin kapalı tutulması, mümkünse polenleri tutabilen filtrelerin takıldığı havalandırma sisteminin evde ya da arabada kullanılması, evin düzenli ıslak biçimde silinmesi olarak sıralanabilir. Dışarı çıkmak zorunlu ise yüz maskesi ve gözlük takmak yararlı olabilir. Tüm bu önlemlere rağmen şikayetlerinde gerileme olmayan kişilere ise ilaç tedavisi başlanması gerekebilmektedir." Öte yandan Uzm. Dr. Yılmaz, günümüzde havada bulunan polen ve sporların m3 havadaki miktarları volumetrik yöntemle tespit edilebildiğini söyledi. İzmir’de günlük polen durumunun Ege Üniversitesi ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen "İzmir Polen Alerji Bülteni" sitesinden İzmir ili ve çevresi için, atmosferdeki baskın polen türlerini ve meteorolojik hava durumu tahminlerine göre düzeltmesi yapılmış günlük ve saatlik polen maruziyetlerinin izlenebileceğini kaydetti.
13 Nisan 2025 Pazar - 12:34
Fatma Ceylan Aile Sağlığı Merkezi için protokol imzalandı
Sivas’ta Eski Sanayi Kentsel Dönüşüm alanında hayırsever iş insanı Adem Ceylan tarafından yaptırılacak olan "Fatma Ceylan Aile Sağlığı Merkezi" için protokol imza töreni düzenlendi. Sivas Demircilerardı Mahallesi’nde inşa edilecek olan ve bölge halkının birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştıracak modern bir merkez olarak planlanan, Fatma Ceylan Aile Sağlığı Merkezi için Sivas Valiliği’nde protokol imzalandı. Sivas Valisi Yılmaz Şimşek’in ev sahipliğinde gerçekleşen törene, hayırsever Adem Ceylan ile İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Onur Mahmutoğlu katıldı. Konuşmaların ardından protokol imzalandı. Törende konuşan Vali Yılmaz Şimşek, "Bu ulvi davranışından dolayı Adem Bey’i tebrik ediyorum. Örnek bir hayırseverlik sergiliyor. Bu davranışın herkese ilham olmasını diliyorum. Allah hayırlarını kabul etsin. Yapacağımız bu protokolün ilimize ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum. İnşallah bu tür hayırseverlerimizin sayısı daha da artar" dedi. İş insanı Adem Ceylan ise, "Sivas’a geldiğimiz günden bu yana gördüğümüz misafirperverlik için Vali Şimşek’e teşekkür ederim. Aile olarak annem adına bir sağlık ocağı yaptırmak istedik, bugüne nasip oldu. İnşallah yıl sonuna kadar hizmete açacağız" diye konuştu.
13 Nisan 2025 Pazar - 12:17
Sol gözünü 30 yıl sonra 24 ayar altınla yapılan tedavi sonucu kapattı
Eskişehir'de yaşayan ve 15 yaşındayken geçirdiği yüz felcinden dolayı sol gözünü kapatamayan 56 yaşındaki Ümmü Gülsüm Cihan, Eskişehir Şehir Hastanesi'nde uygulanan 24 ayar altın ile yapılan implantasyon ile gözünü kapatırken, bacağından alınan yama ile ağzının köşesini kapatıldı. Yüz simetrisi daha iyi bir hale gelen Cihan, 41 yıl sonra iki gözünü kapatarak uyuyabildiğini belirtti.
13 Nisan 2025 Pazar - 11:39
Vali Aydoğdu, hastanede incelemede bulundu
Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dörtyol Yerleşkesini ziyaret ederek incelemelerde bulundu. İlk olarak bugün hizmete başlayan Acil Servis alanında incelemelerde bulunarak İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin ve Başhekim Prof. Dr. Ufuk Kurukluyıldız’dan sunulan hizmetler ve yapılan çalışmalar hakkında bilgiler alan Vali Aydoğdu, Acil Servis’te tedavi gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerini iletti. Daha sonra Yoğun Bakım, Ameliyathane ve Yataklı Servis’leri ziyaret ederek incelemelerde bulunan ve tedavileri devam eden hastalarımıza acil şifalar dileyen Vali Aydoğdu, "Devletimiz sağlık sektöründe çok önemli yatırımları hayata geçirmekte. Hizmete yeni giren modern ve yüksek standartlı bu hastanemiz de sağlık hizmetlerinin daha etkin ve kaliteli bir şekilde sunulmasını sağlayacak. Erzincanlı hemşehrilerimiz ve çevre illerden gelecek olan vatandaşlarımız sağlık hizmetlerini çok daha iyi koşullarda alma imkânına sahip olacaklar. Yeni hastanemizin şehrimize ve tüm vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum." dedi.
13 Nisan 2025 Pazar - 10:25
Yorgunluğunuz iki haftadan fazla sürüyorsa dikkat edin
Kış aylarında yavaşlayan metabolizmanın baharın gelişine ayak uyduramamasından kaynaklananbaharyorgunluğu, ortalama iki-üç hafta süren halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik haliyle kendini gösteriyor. İç Hastalıkları Uzm. Dr. Serdal Baysal, bahar yorgunluğunun birçok kişinin sosyal ve iş hayatını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek; halsizlik, yorgunluk gibi durumların iki haftadan uzun sürmesi halinde doktora başvurulması gerektiğini söyledi. Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Serdal Baysal, bahar yorgunluğunun belirtilerini şöyle anlattı: "Boyun, sırt, omuz ve yaygın eklem ağrıları, mide bağırsak sisteminde değişikliğe bağlı olarak mide ağrıları, şişlik, gaz, kabızlık ve ishal, iştah değişiklikleri, nöropsikiyatrik değişikliklere bağlı olarak sinirlilik, baş ağrısı, sıkıntı, uyku düzensizlikleri, cilt, kalp, tansiyon ve şeker hastalıklarında artış görülür. Bahar aylarında havadaki ısı, ışık, nem ve havadaki iyon değişikliklerine bağlı olarak insan metabolizmasında da değişiklikler olur. Hormonal değişikliklere bağlı olarak mide şikâyetlerinde artış veya mide hastalıklarının nüksü, tansiyon ve şeker regülasyonunda bozulma görülebilir. Yine bahar aylarındaki hareket ve beslenme alışkanlığındaki değişiklik de bahar yorgunluğunun ortaya çıkmasına neden olabilir." Bahar yorgunluğundan korunabilirsiniz Uzm. Dr. Serdal Baysal, açık havada yürüyüş yaparak, günlük duş alarak, bol sıvı tüketerek, az ve sık aralıklarla beslenerek, vitamin ve mineral içeriği zengin içecek ve yiyecekler tüketerek, hobilerle uğraşarak, müzik dinleyerel, sigara, alkol ve kafein içeren gıda tüketimini azaltarak, bahar yorgunluğundan korunmanın mümkün olduğunu kaydetti. Vücudunuzu susuz bırakmayın Uzm. Dr. Serdal Baysal, şöyle devam etti; "Vücudun susuz kalması; susuzluğun düzeyi ile ait olmakla birlikte yorgunluktan komaya kadar değişen ciddi sağlık sorunlarına neden olur. Düzenli egzersiz olarak sabah veya akşam yürüyüşleri, bisiklet kullanma, jimnastik yapılabilir. Bahar aylarında vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı arttığı için bol sebze ve meyve tüketilmeli. Sıcak havalarda artan su ihtiyacı nedeniyle günlük 2-3 litre sıvı alınmalı, alkollü ve kafeinli içecekler mümkün olduğunca az tüketilmeli, karbonhidratlı gıdalar yorgunluk ve dikkatsizliğe neden olduğu için az tüketilmeli. Ağır yemekler yerine sebzeli ve zeytinyağlı gıdalar tercih edilmeli, kavurma ve ızgara etler yerine de haşlama etler tüketilmelidir. Yorgunluk, bir hastalık değil bir şikâyettir. Birçok hastalıkta yorgunluk ilk bulgu olabilir, bu nedenle uzun süren yorgunluklarda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalı."
13 Nisan 2025 Pazar - 10:07
Uzmanı açıkladı: "Reflü sadece mide hastalığı değil, çoğu zamanda ağızda başlar"
Uzman Diş Hekimi ve Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, son dönemde artan reflü vakalarına dikkat çekerek çarpıcı bir tespitte bulundu. Prof. Dr. Özkan, "Reflü sanıldığı gibi sadece mide kaynaklı bir hastalık değil. Çoğu zaman sessizce ağızda başlar" dedi. Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, diş eksikliğinin reflü vakalarını tetiklediğini açıkladı. Son dönemlerde artan reflü vakalarının diş eksikliği ile bağlantılı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özkan, esas sorunun ağızda başladığına dikkat çekti. "Çiğneme işlev kaybı, mideyi çaresiz bırakıyor" Ağızdaki diş eksikliklerin tüm vücudu etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Her reflü hastası önce midesine bakıyor ama çoğu zaman esas sorun ağızda başlıyor. Diş eksikliği ve çiğneme işlev kaybı, mideyi çaresiz bırakıyor. Çoğu zaman yıllardır reflü tedavisi gören hastaların, diş eksikliği aslında bu zincirin ilk halkası. Sindirim ağızda başlar, ağızdaki diş eksikliği bütün vücudu etkiler. Diş eksikliği, sadece estetik bir problem değil. Sindirimin en temel yapı taşı olan çiğneme mekanizması bozulduğunda, mideye büyük görevler yükleniyor. Yeterince çiğnenmeden yutulan büyük lokmalar, mideyi zorluyor. Sonuç, artan mide asidi, yemek borusuna geri kaçıyor. Yani reflü oluşuyor" dedi. "Diş yoksa bu sistem çöker" Bir dişin eksikliğinin tüm sindirim sistemini çökerttiğini dile getiren Prof. Dr. Birkan Özkan, "Bir dişin eksikliği, bir diğer organın yükünü artırır. Sindirim zinciri ağzın içinde başlar ve mide bağırsakta devam eder. Eğer o zincir eksikse, o adımlar zincirleme bozulur. İnsanlar sadece ne yediğini değil, nasıl yediğini de unutuyor. Diş eksikliği olan bireyler zamanla sert besinlerden uzaklaşıyor. Bu da yanlış bir beslenme alışkanlığı oluşturuyor. Yumuşak gıdalar, nişastalı yiyecekler, hamurlu gıdalar, şekerli içecekler çiğnemeye gerek kalmadan yutulabildiği için tercih ediliyor. Fakat bu tip besinler mide asidini artırıyor, sindirimi zorluyor, bağırsak sağlığını bozuyor ve reflüye zemin hazırlıyor. Diş eksikliği insanları sadece yanlış beslenmeye değil, sindirim bozukluklarına da sürüklüyor. Lifli, doğal, proteinden zengin besinler çiğneme ister. Diş yoksa bu sistem çöker" şeklinde konuştu. "Tükürük azaldığında mide asit etkisi artıyor" Reflü sebebiyle mideden salgılanan asidin dişleri erittiğine de dikkat çeken Özkan, "Diş eksikliği nedeniyle azalan çiğneme hareketi, tükürük bezlerinin tükürük salınım miktarını azaltmaktadır. Halbuki tükürük, ağız ve yemek borusunu mide asidine karşı koruyan doğal bir tampon sistemidir. Tükürük azaldığında, mide asidinin yakıcı etkisi daha hızlı yayılır. Bu da reflüyü sadece mide rahatsızlığı olmaktan çıkarır; ağız, diş, çene ve boğaz sağlığını da tehdit eder. Tükürük sadece nem kaynağı değil, kimyasal bir savunma aracıdır. Diş eksikliği nedeniyle azalan tükürük, mide asidinin önündeki en büyük engeli kaldırır. Reflü sadece mideyi yakmaz, dişleri de eritir. Gece oluşan reflü ataklarında mide asidi, ağız boşluğuna kadar yükselebilir. Bu durum diş minesi üzerinde kimyasal erozyon oluşturur. Özellikle ön ve azı dişlerinin iç yüzeylerinde gözle görülemeyen ama derin etkiler bırakabilir. Reflü hastalarının çoğunda sabah ağız kokusu, dişlerde hassasiyet, diş çürüğü artışı, diş eti çekilmesi ve mine kaybı gözlenir. Çünkü asit, gece boyunca dişleri adeta yavaşça eritir" diye konuştu. Diş kaybı, reflü ve stres üçgeni Diş eksikliğinin yalnızca fiziksel değil, psikolojik etkiler de oluşturduğunun da altını çizen Prof. Dr. Birkan Özkan, sözlerine şöyle devam etti: "Diş eksikliği neticesinde gelişen estetik ve işlevsel kayıplar yaşayan kişilerde sosyal izolasyon ve psikolojik stres gelişebilir. Stres ise mide asidini artırır, çiğneme sorununu büyütür, ayrıca reflü sırasında mide asidi, vagus siniri aracılığıyla çene kaslarında refleks kasılmalarına sebep olabilir buda diş sıkma (bruksizm) davranışlarını tetikler. Bu durum çene kaslarında gerginlik, çene eklem ağrısı, baş ağrısı ve geceleri farkında olunmadan gelişen uyku kalitesizliği gibi zincirleme rahatsızlıklar oluşturur. Reflü, diş kaybı ve stres birbirini besleyen, birbirini güçlendiren sessiz bir üçgendir. Bu döngüyü kırmanın ilk adımı eksik dişleri yerine koymaktır" "Eksik dişleri görmezden gelmeyin" Bilimsel veriler ışığında önerilerde bulunan Özkan, "Arka diş eksikliği olan bireylerde reflü semptomları yüzde 37 oranında daha yaygın. Yumuşak, işlenmiş gıdaların reflü riskini yüzde 45 oranında artırdığı tespit edildi. Reflü hastalarının yüzde 42’sinde bruksizm (gece diş sıkma) davranışı mevcut. Eksik diş tedavisi ertelenmemeli, implant, köprü veya protezle ağız çift taraflı çiğnemeye yeniden kazandırılmalı. Uzun süreli diş eksikliği oluşan bireylerde diş pozisyonlarının değişmesine bağlı bozulan çiğneme mekanizması düzeltilmesi amacıyla anatomik diş dolgularıyla karşıt dişlerin orantılı kapanışlarının sağlanması ile çiğneme işlevinin en etkin seviyeye getirilmelidir. Beslenme bilinçli olmalı, işlenmiş gıdalar, karbonhidrat ağırlıklı yiyecekler bırakılmalı. Lifli ve doğal gıdalar tercih edilmeli. Reflüyle savaşta gündüz de gece de önlem şart. Yatmadan en az 3 saat önce yemek yemeyin, yatağın başını 15 cm yükseltin. Reflü mideye özel bir hastalık gibi görünse de, çoğu zaman diş eksikliği ile başlayan sessiz bir zincirin sonucudur. Eksik dişleri görmezden gelmeyin. Dişler sadece gülüşünüz değil, mide sağlığınızın da temelidir" dedi.
13 Nisan 2025 Pazar - 09:59
Kalp krizi anında hayat kurtaracak 7 adım
Türkiye’de her yıl ortalama 300 bin kişi kalp krizi geçiriyor. Bu sessiz ama ölümcül tehlike, her yaş grubundan insanı etkisi altına alıyor. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Nuri Cömert, alınması gereken önlemler ve kalp krizi anında yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün son verilerine göre Avrupa’nın en genç nüfusa sahip ülkelerinden biri olan Türkiye’de kalp krizlerinin beşte biri erken yaşta gerçekleşiyor. Sağlık sorunları arasında yüzde 42’lik oranla kalp krizi ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de bir numaralı ölüm sebebi olan hastalıklar söz konusu olduğunda; şu anda herhangi bir kalp ve damar hastalığı olsun ya da olmasın riskin, herkes için geçerli olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nuri Cömert, "14-20 Nisan Kalp Sağlığı Haftası" nedeniyle; kalp krizlerine yol açan risk faktörlerine karşı alınması gereken önlemler ve kalp krizi anında yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi. Cömert, kalp damar hastalıklarının herkes için gündem olması gerektiğini ve önlenebilir hastalıklar arasında olduğunu, düzenli kontroller sayesinde kalp krizi ve ölüm oranlarının düşürülebileceğini söyledi. Türkiye’de modern yaşamın insanları aktif bir yaşam sürdürmekten alıkoyduğunu ve bu yaşamın getirdiği hareketsizliğin kalbi doğrudan etkilediğinin altını çizen Cömert, "20 yıl önce sadece 60 yaş üstü hastalarda kalp krizi görülürken; düzensiz beslenme, hareketsiz yaşam tarzı ve bilgisayar, akıllı telefon gibi elektronik cihazların kullanımının artması nedeniyle artık 45 yaş altı kişiler de kalp krizi geçirebilmektedir. Modern yaşam artık insanları aktif bir yaşam sürmekten alıkoymakta ve bu yaşamın getirdiği hareketsizlik doğrudan kalbi etkilemektedir" dedi. "Sigaradan uzak durun, kalp krizi riskini yüzde 50 azaltın" Kalp damar sağlığı konusunda yapılan en büyük yanlışların başında ise hiç kalp hastası olunmayacağının düşünülmesi geldiğini vurgulayan Cömert, "Genetik risk faktörlerinin farkında olmamak ve sigara kullanmak da diğer yanlışların başında gelmektedir. Sadece sigarayı bırakmak bile kalp krizi riski yüzde 50 azaltılabilir. Aktif bir yaşam benimsemek, düzenli ve dengeli beslenmek, sağlık kontrollerini aksatmamak ve iyileştirilmiş bir yaşam tarzını benimsemek ile kalp krizinin sizden uzak durmasını sağlayabilirsiniz. Kalp damar hastalığı riskinizi öğrenmek için şu sorulara cevap verin; ’kötü huylu kolesterol ve kan şekeri seviyeniz nasıl’ ve ’tansiyon değerlerinizi biliyor musunuz?’ Bu sorulardan herhangi birine yanıtınız ’hayır’ ise öncelikle sadece bu değerleri öğrenmek için bir uzmana başvurun" şeklinde konuştu. "Kalp krizi geliyorum der" Kalp hastalıklarının önlenebilir hastalıklar grubunda olduğunu söyleyen Uz. Dr. Nuri Cömert, "Temel testler sonrası bulunduğunuz risk grubuna göre doktorunuz muayene ve kontrol sıklığını belirleyecektir. Yüksek riskli gruptaki kişilere yıllık kontroller önerilirken, düşük risk grubundaki kişiler için kontrol aralıkları uzun tutulabilir. Kalp hastalıkları önlenebilir hastalıklar grubundadır. Erken teşhis edilen ve kalbinizin korunmuş olduğu durumdaki tedaviler son derece başarılı sonuçlar vermektedir. İstirahat halinde, göğüs orta hattında huzursuzluk, ezici, baskı veya yanma tarzında bazen sol kola, sırt ve omuza yansıyan ağrı hissediyorsanız kalp krizi geçiriyor olabilirsiniz. Ani gelişen nefes darlığı, soğuk terleme ve ölüm kaygısı da kalp krizi habercisi olabilir. Kimi zaman kalbin alt yüzeyini besleyen damar tıkanıklarında ilk şikayet bulantı, kusma ve baygınlık hissi olabilir" ifadelerini kullandı. "İlk yardım eğitimi alın" Kalp krizinin zamana karşı bir yarış olduğunun altını çizen ve ilk 3 dakikanın önemli olduğunu söyleyen Cömert, "Kalp krizinin belirtilerini bilmek ve farkında olmak erken müdahalenin temel esasıdır. Kalp krizi öncesi hissedilen göğüs ağrısının farkında olmak erken tanı ve tedavi açısından bir şans olabilir. Kalp krizinde en önemli durum kalp ve solunum durmasıdır. Ailesinde kalp hastalığı olan bireylerin ilk yardım eğitimi almaları, kalp masajı ve yaşam desteği durumunda müdahaleyi bilmeleri önemlidir. Kalp hastası olan kişiler ilaç listesi yapmalı ve bunu yanında bulundurmalıdır. Kendinizin veya yakınınızdaki birinin kalp krizi geçirdiğini düşünüyorsanız mutlaka hemen 112 Acil çağrı numarasıyla profesyonel destek istenmelidir. Varsa kişiye hemen aspirin verilmeli ve çiğnemesi sağlanmalıdır. Kişi oturtulmalı veya yatar duruma getirilmelidir. Kıyafetler sıkıysa gevşetilmelidir. Kişinin derin ve yavaş nefes alıp vermesi sağlanmalıdır. Kişiyi öksürtmek nabız farklılığı hissedildiğinde faydalı olabilir. Kalp krizi geçiren kişi yalnız bırakılmamalı, aralıklı olarak bilinç ve solunum durumu kontrol edilmelidir" dedi.
13 Nisan 2025 Pazar - 09:24
Erzurum’da 381 işletmeye denetim
Erzurum’da yem, gıda ve gıda ile temas eden madde malzeme üreten işletmelere yönelik denetimler sürüyor. 07-11 Nisan 2025 tarihleri arasında; 381 denetim yapılırken olumsuzluk tespit edilen hususlarda işletmelere 1 adet idari yaptırım kararı uygulandı. Analize dayalı yapılan çalışmalarda ise 23 adet numune alındı. Tüketicilerin her an ulaşabilecekleri Alo 174 Gıda hattı ile 7/24 gıda kontrolümüzde olup gelen 12 başvuru değerlendirildi.
12 Nisan 2025 Cumartesi - 17:59
Samsun’da "8. Karadeniz Meme Kongresi" düzenlendi
Samsun’da düzenlenen "8. Karadeniz Meme Kongresi"nde hekimler, kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseriyle ilgili son gelişmeleri değerlendirdi. Uzmanlar, erken teşhis ve multidisipliner yaklaşımın tedavideki başarıyı önemli ölçüde artırdığını vurguladı. Samsun Meme Derneği tarafından "8. Karadeniz Meme Kongresi" düzenlendi. Bir otelde yapılan kongrede 90 konuşmacı ve 200 katılımcı meme kanserinde son gelişmeleri masaya yatırdı. Kongrede İhlas Haber Ajansı’na (İHA) açıklamalarda bulunan hekimler, meme kanserinin önemine dikkat çekti. "Her 8 kadından biri meme kanserine yakalanıyor" Medicana International Samsun Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İdris Yücel, meme kanserinin tek tip değil, çok değişkenli bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Meme kanseri tek bir hastalık olarak ele alınmamalı. Çok değişkenli bir hastalık. 2 ayrı kadında 2 ayrı şekilde kendini gösterebiliyor. Her 8 kadından biri hayatı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Meme kanseri çok ciddi bir sağlık sorunu. Erken teşhis, tedavide başarı oranını çok ciddi şekilde artırıyor" dedi. "Kadınlarda en sık görülen kanser türü" Medical Park Samsun Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Necati Özen, meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirterek, "Kanser nedeniyle hayatını kaybeden kadınlar arasında meme kanseri ilk sırada yer alıyor. Ancak korkulacak bir hastalık değil. Erken tanı konduğunda tedavi başarı oranı oldukça yüksek" şeklinde konuştu. "Her 8 kadından 1’ini etkiliyor" Meme Derneği Başkanı ve VM Medical Park Samsun Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Kemal, kongre kapsamında 2 gün boyunca bilgi ve tecrübe paylaşımı yapıldığını belirterek, "Meme kanseri hem dünyada hem de ülkemizde en sık görülen kanser türüdür. Her 8 kadından 1’ini etkiliyor. Meme kanseri artık sadece ileri yaşlarda değil, genç yaşlarda da karşımıza çıkıyor. Kadın olmak en büyük risk faktörlerinden biri. Bu hastalıkla mücadelede genel cerrahlar, onkologlar, radyologlar, patologlar hep birlikte bir ekip olarak çalışıyoruz. Gerçekten kahramanlık hikayeleri yazabiliyoruz. 2 gündür Samsun’da 8. Meme Kongresi’nde bir araya geldik. Güncel bilgiler ışığında tecrübe paylaşımı yapıyoruz. 90’nın üzerinde konuşmacı ve 200’ün üzerinde katılımcı katıldı" şeklinde konuştu. "Kendi kendine muayene hayati önemde" Medicana International Samsun Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Özlem Karaca Ocak ise kadınların kendi kendine yapacağı düzenli meme muayenesinin erken teşhis için büyük önem taşıdığını söyledi. Ocak, "Kadınlarda en sık görülen kanser türü meme kanseridir. Bu nedenle meme kanseri konusunda her gün bilim alanında gelişmeler mevcuttur. Meme kanserinde erken teşhis ve tedavi çok değerli. Her ay düzenli yapılan kendi kendine muayene sayesinde memedeki değişiklikler erken fark edilebilir. Bu da hem yaşamı hem memeyi kurtarabilir" ifadelerini kullandı.
12 Nisan 2025 Cumartesi - 17:43
8. Karadeniz Meme Kongresi: "Kadınlarda en sık ölüme neden olan kanser türü meme kanseri"
Samsun’da düzenlenen “8. Karadeniz Meme Kongresi”nde hekimler, kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseriyle ilgili son gelişmeleri değerlendirdi. Uzmanlar, erken teşhis ve multidisipliner yaklaşımın tedavideki başarıyı önemli ölçüde artırdığını vurguladı. Samsun Meme Derneği tarafından “8. Karadeniz Meme Kongresi” düzenlendi. Bir otelde yapılan kongrede 90 konuşmacı ve 200 katılımcı meme kanserinde son gelişmeleri masaya yatırdı. Kongrede İhlas Haber Ajansı’na(İHA) özel açıklamalarda bulunan hekimler, meme kanserinin önemine dikkat çekti. "Her 8 kadından biri meme kanserine yakalanıyor" Medicana International Samsun Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İdris Yücel, meme kanserinin tek tip değil, çok değişkenli bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Meme kanseri tek bir hastalık olarak ele alınmamalı. Çok değişkenli bir hastalık. 2 ayrı kadında 2 ayrı şekilde kendini gösterebiliyor. Her 8 kadından biri hayatı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Meme kanseri çok ciddi bir sağlık sorunu. Erken teşhis, tedavide başarı oranını çok ciddi şekilde artırıyor” dedi. "Kadınlarda en sık görülen kanser türü" Medical Park Samsun Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Necati Özen, meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirterek, “Kanser nedeniyle hayatını kaybeden kadınlar arasında meme kanseri ilk sırada yer alıyor. Ancak korkulacak bir hastalık değil. Erken tanı konduğunda tedavi başarı oranı oldukça yüksek” şeklinde konuştu. "Her 8 kadından 1’ini etkiliyor" Meme Derneği Başkanı ve VM Medical Park Samsun Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Kemal, kongre kapsamında 2 gün boyunca bilgi ve tecrübe paylaşımı yapıldığını belirterek, “Meme kanseri hem dünyada hem de ülkemizde en sık görülen kanser türüdür. Her 8 kadından 1’ini etkiliyor. Meme kanseri artık sadece ileri yaşlarda değil, genç yaşlarda da karşımıza çıkıyor. Kadın olmak en büyük risk faktörlerinden biri. Bu hastalıkla mücadelede genel cerrahlar, onkologlar, radyologlar, patologlar hep birlikte bir ekip olarak çalışıyoruz. Gerçekten kahramanlık hikayeleri yazabiliyoruz. 2 gündür Samsun’da 8. Meme Kongresi’nde bir araya geldik. Güncel bilgiler ışığında tecrübe paylaşımı yapıyoruz. 90’nın üzerinde konuşmacı ve 200’ün üzerinde katılımcı katıldı" şeklinde konuştu. "Kendi kendine muayene hayati önemde" Medicana International Samsun Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Özlem Karaca Ocak ise kadınların kendi kendine yapacağı düzenli meme muayenesinin erken teşhis için büyük önem taşıdığını söyledi. Ocak, “Kadınlarda en sık görülen kanser türü meme kanseridir. Bu nedenle meme kanseri konusunda her gün bilim alanında gelişmeler mevcuttur. Meme kanserinde erken teşhis ve tedavi çok değerli. Her ay düzenli yapılan kendi kendine muayene sayesinde memedeki değişiklikler erken fark edilebilir. Bu da hem yaşamı hem memeyi kurtarabilir" ifadelerini kullandı. (FAÜ-
12 Nisan 2025 Cumartesi - 15:31
Ayağından yaralanan kadının yardımına paletli ambulans ile yetiştiler
Bolu’nun Gerede ilçesinde, kar kalınlığının 30 santimetreyi aştığı köy yolunda sağlık ekipleri, düşerek ayağını zedeleyen 58 yaşındaki kadının yardımına paletli ambulans ile yetişti. Gerede’nin Bahçedere köyünde evinden dışarı çıktığı sırada dengesini kaybederek düşen Feriha Cansever (58), ayağından yaralandı. Yakınlarının 112 Acil Çağrı Merkezi’ni araması üzerine bölgeye sağlık ekipleri sevk edildi. Kar kalınlığının 30 santimetreyi geçtiği köy yolunda ilerlemekte güçlük çeken ekipler, bölgeye paletli ambulansla ulaştı. İlk müdahalesi ambulansta yapılan Cansever, paletli ambulansla hastaneye sevk edildi. Cansever’in sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Ekiplerin zorlu hava ve yol şartlarına rağmen hızlı müdahalesi takdir topladı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder