Son Dakika
|
İran-ABD arasında Hürmüz merkezli anlaşma taslağı iddiası
Antalya’da akran zorbalığı!
MHP Genel Başkanı Bahçeli’den CHP’ye kongre için ’9 Eylül’ önerisi
Futbolcu Furkan Perker bayram tatili yolunda ailesiyle kaza geçirdi: 5 yaralı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Büyük Çamlıca Camii'nde bayram mesajı!
Acemi kasaplar hastaneye koştu!
MHP lideri Bahçeli, Merhum Türkeş’in kabrini ziyaret etti
Artvin’de sağanak taşkınlara neden oldu
Demokrasi şehitleri mağdurları ilk kez Dolmabahçe’de
Arafat'ta 2 milyon Müslüman hacı oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Transparent Steel Church Revives Belgium’s Historic Herkenrode Abbey
Mescid-i Aksa'da bayram namazı 140 bin Müslümanla kılındı
Edirnekapı Şehitliği’nde bayram ziyareti
Rize’de kaçan kurbanlık sahiplerine zor anlar yaşattı
Kurbanlığı araçtan sarkıtıp kilometrelerce sürükledi
Vatandaşlar Kurban Bayramı namazını Ayasofya’da kıldı
MHP lideri Bahçeli, Merhum Türkeş’in kabrini ziyaret etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şerif ile telefonda görüştü
SAĞLIK
Hastanede geleneksel bayramlaşma programı
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:37:49
Özel İmperial Hastanesi’nde Kurban Bayramı dolayısıyla geleneksel bayramlaşma programı düzenlendi. Hastane yönetimi, hekimler ve çalışanların katılımıyla gerçekleşen programda bayramın birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu ön plana çıktı. Programa Yönetim Kurulu Üyesi Yüksel Şahin, Başhekim Uzm. Dr. Cemil Bayarslan, Genel Müdür Cihan Başoğlu, hekimler ve hastane çalışanları katıldı. Programda konuşan Genel Müdür Cihan Başoğlu, Kurban Bayramı’nın tüm insanlığa sağlık, huzur, mutluluk ve bereket getirmesi temennisinde bulunarak, tüm çalışanların ve vatandaşların bayramını kutladı. Özel İmperial Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Yüksel Şahin ise, "Bayramın getirdiği sevgi, birlik ve dayanışma duygularının hayatımıza huzur ve mutluluk katmasını diliyor, tüm çalışanlarımızın ve vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz" diye konuştu. Programda bayramların toplumsal dayanışmayı güçlendiren özel günler olduğuna vurgu yapılarak, sevgi, paylaşma ve birlik duygularının önemine dikkat çekildi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:58
Etin kalitesini bozup proteinini düşürmeyin
Kurban Bayramı’nda kurbanlıkların kesiminin ardından hemen dolaplara alınan etlerin kalitesinin düştüğünü belirten uzmanlar, etlerin 5-6 saat bekletilmesinin son derece önemli olduğunu kaydetti. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi 2. Başkanı Önder Yıldız, kurban kesiminin ardından etin nasıl saklanması gerektiğine ilişkin bilgiler verdi. Vatandaşların kesim sonrası en büyük hatasının etleri hemen dolaplara kaldırmak olduğunu söyleyen Yıldız, "Kesimden sonrası bizim için son derece önemli. Kesimden sonra etlerin uygun ortamlarda 5-6 saat süreyle güneş almayan yerde küçük parçalara ayırılmış şekilde bekletilmesi gerekir. Bu, etin olgunlaşmasını sağlayacak, bakterilerin üremesini engelleyecek. Hem de insanlarımızın sağlıklı bir şekilde et tüketimini sağlayacaktır" dedi. Etlerin hemen dolaba atılmasının birçok kayıplara neden olduğuna değinen Yıldız, "Halkımızın yaptığı en büyük hata şu; kesimden sonra etlerin hemen buzdolabı ya da derin donduruculara konularak muhafaza edileceğini düşünüp uygulaması. Bu uygulama etin kalitesini bozuyor. Ölüm sertleşmesi ve orada oluşabilecek olumsuz bakterilerin yok edilmesi noktasında etlerin küçük parçalara ayrılarak güneş almayan yerlerde 5-6 saat muhafaza edilerek olgunlaşmasını sağlaması gerekir. Bu ortamların oluşturulmasının ardından paketlenerek ya buzdolabına ya da derin donduruculara konulabilir. Eğer ki böyle yapılmazsa buradaki risk başta etin kalitesini düşürür, bozulur. Olgunlaşma bakterileri orada görev yapmadığı için lezzetinde, kokusunda ve sertliğinde bazı sıkıntılar oluyor. Tüketiminde de hem damak tadı olarak hem kalite olarak hem de protein ile besleyici değerler yönünden kayıplara neden oluyor. Bunlara dikkat etmemiz son derece önemli" diye konuştu.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:51
Baş diyetisyenden kurban eti uyarısı: "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir"
Diyetisyen Filiz Beycan, Kurban Bayramı boyunca aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, kurban etinin en az 12-24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Diyetisyeni Filiz Beycan, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bayram boyunca kontrolsüz et tüketiminin sindirim sistemi problemleri başta olmak üzere kolesterol, trigliserid ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini ifade eden Beycan, özellikle kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram sabahında hafif bir kahvaltı yapılmasının önemli olduğunu belirten Beycan, "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir. Etin içerisindeki ölüm sertliği dediğimiz bir sertlik oluşur ve bu da sindirim sistemimizde problemlere yol açabilir. Yediğimizde eğer hazımsızlık, şişkinlik oluşmasını istemiyorsak etimizi mutlaka dinlendirmeliyiz. Onun için ilk önce kahvaltıda peynir, yumurta tarzı protein kaynaklarından oluşan, yanına zeytin, yeşillikler eklenmiş bir dilim tam buğday ekmeği tarzında bir kahvaltı yapabiliriz" dedi. "Gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor" Et pişirme yöntemlerine de değinen Beycan, "Daha çok haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmemiz gerekiyor. İçerisine ekstra tereyağı veya kuyruk yağı gibi yağlar kullanmamak lazım ki sağlığımız olumsuz etkilenmesin. Bir diğer önemli hususumuz sebze yemeklerini mutlaka tüketmemiz lazım. Hem etin sindirimini artırabilmek hem de içerisindeki demir emilimini artırabilmek için yanına sebze veya salata ilavesi yapmamız gerekiyor. Mutlaka yanında su tüketimi çok önemli. Böbreklerimize proteinden bir yük binecektir. Bu yükün hafifletilmesi için de gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor. Aynı zamanda kahve ve çayın fazla tüketilmesi de vücuttaki sıvı ihtiyacını artıracağı için su tüketimi bu yönden de önemli" şeklinde konuştu. "Etin yanında asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edilebilir" Vatandaşların en sık yaptığı hatalardan birinin eti kesilir kesilmez tüketmek olduğunu söyleyen Beycan, "Eti kesilir kesilmez pişirmememiz gerekiyor ki sindirim sisteminde problemlere, hazımsızlığa, şişkinliğe, kabızlığa yol açmasın. Bir diğer husus yine etin yanında mutlaka sebze ve salatanın tüketilmesi gerekiyor. Bu da bizim sindirim sistemimizi daha rahatlatacaktır. Çok kızartmalı, yağlı değil de haşlama tarzı olabilir. İçerisinde baharatları çok fazla kullanmamak gerekir ki sindirim sistemimiz daha rahat çalışsın. Bunlara dikkat edebiliriz. Yine dediğimiz gibi su tüketimi çok önemli. Etin yanında mutlaka asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edebiliriz" ifadelerini kullandı. "Kolesterol hastaları haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketebilir" Kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların beslenmelerine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beycan, "Eğer hastamız diyabet hastasıysa tatlı tüketmesini, hamur işi tüketmesini hiç istemiyoruz. Ancak ikramlık olarak meyve tüketebilir veya kuru yemiş, kuru meyve gibi hafif ikramlıklar tercih edilebilir. Bunun yanında eğer kalp damar hastalığı mevcutsa, kolesterol yükseklikleri varsa et miktarları çok önemli. Haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketmesi gerekiyor. Yine pişirirken yağlı değil de yağsız etleri tercih etmesini istiyoruz. Bunun yanında tansiyon hastalarımız için pişirirken içerisine ekstra tuz ilavesi yapmamalarını istiyoruz ki tansiyon yükselmesi meydana gelmesin. Sindirim ve mide problemleri olanlarda da daha çok haşlama öneriyoruz. Kızartılmış etler sindirim sisteminde problemlere yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Eti tekrar dondurmuyoruz, aksi halde zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" Etin saklama koşullarına ilişkin de bilgi veren Beycan, etlerin küçük porsiyonlara ayrılması gerektiğini ifade ederek, "3-4 gün içerisinde tüketeceksek buzdolabında 0-4 derecede, bir hafta içerisinde tüketeceksek daha çok eksi 2 derecede saklayabiliriz. Ama uzun vadede, yaklaşık 6 ay kadar bir süre saklamayı planlıyorsak eksi 18 derecede dondurarak muhafaza etmemiz gerekiyor. Pişireceğimiz zaman da oda sıcaklığında, kaynar su altında veya kalorifer yanında çözdürme işlemi yapmamalıyız. Buzdolabı içerisinde uzun sürede çözdürme yapmamız gerekiyor ki bakterilerin oluşmasını önleyelim. Ve çözdürdüğümüz eti tekrar dondurmuyoruz. Eğer dondurursak zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" şeklinde konuştu. Bayram boyunca aşırı et tüketiminin halsizlik, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi ve gut gibi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirten Beycan, dengeli porsiyonlarla birlikte sebze tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:45
Diyetisyen Gamze Söylemez: "Etin en az 24 saat dinlendirip yumuşamasını bekleyin"
Kurban etinin, hayvan kesildikten hemen sonra pişirilmemesi gerektiğini hatırlatan Diyetisyen Gamze Söylemez, etin en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kesilen etin daha sert olduğunu ve bu nedenle sindirimi zorlayacağını ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez; "Dinlendirişmiş eti yavaş ve kısık ateşte kendi suyu ile pişirin, bu esnada iç yağ ve kuyruk yağı da koymayın. Etler büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine konularak veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler eksi 18 derece derin dondurucuda 3 ay süreyle saklanabilir. Etler kıyma haline getirilirse, buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Parça et ise 2-3 gün saklanabilir" dedi. "Etin yanında pirinç pilavı, patates, börek olmasın" Sindirimi zor olan kırmızı etin, hazımsızlık ve şişkinlik olmaması için akşam yemeklerinde değil, öğle yemeklerinde yenilmesini tavsiye eden Söylemez, sözlerine şöyle devam etti; "Kurban etini yine kırmızı et gibi geç saatte tüketmeyin. Bayram diye et yemeyi abartmayın. Günde 100-150 gramdan (örneğin yaklaşık 3-4 köfte) daha fazla et yemeyin. Ayrıca etin yanında pirinç pilavı, patates, börek gibi glisemik indeksi yüksek besinleri de tüketmemeye özen gösterin. Zira bayramda hazımsızlık ve kabızlık yakınmaları sık görülebileceğinden etin yanında sebze yemekleri ya da salata yiyin." "Kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olanlar dikkat " Eti mangalda yapmanın ya da kavurma olarak tüketmenin, Kurban Bayramı’nın önemli ritüellerinden biri olarak görüldüğünü ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez, "Kavurmayı ne kahvaltıda ne de geç saatteki akşam yemeklerinde yemeyin. İlla eti mangalda pişirecekseniz yakmayın. Mangalda yanmış et mide, pankreas ve kalın bağırsak kanseri için risk oluşturabilir. Düzenli beslenin 2-3 saatte bir bir şeyler atışırın. Sıvı alımına dikkat edin ve günde 2-3 litre su tüketin. Çay, kahve gibi kafeinli içeceklerden uzak durun. Yemekleri çok iyi çiğneyerek tüketin Bayramda bilinçsizce et/çikolata/tatlı tüketimi mide yanması gaz şişkinlik hazımsızlık ve bağırsak sistemi bozukluklarına yol açabilir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolünde dikkatli olmalıdır. Sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin artırılması anlamında günlük yürüyüşler yapabilir, bayram süresi boyunca kilo kontrolünüze destek olabilirsiniz" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
26 Mayıs 2026 Salı- 10:58
Onkoloji bölümü çalışanı kanseri çalıştığı hastanede yendi: "Elime kitle geldi, erken evre çok önemli"
2
22 Mart 2024 Cuma- 09:52
Kalın bağırsak kanseri farkındalık ayı
3
26 Mayıs 2026 Salı- 11:38
Dermatoloji Uzmanı Dr. Kurt’tan deri kanseri uyarısı
4
26 Mayıs 2026 Salı- 08:45
18 yıldır nakil kalbiyle yaşıyor: Üç bypasslı hastaya riskli pil operasyonu
5
11 Mart 2026 Çarşamba- 11:00
"Tedavisi yok" denilen hastalıkta umut
11 Nisan 2025 Cuma - 16:50
Alanya’da prostat kanseri ameliyatı ilk kez laparoskopik yöntemle yapıldı
Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Üroloji Kliniği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ali Akkoç ve ekibi, Alanya’da bir ilke imza atarak kapalı prostat kanseri ameliyatını (Laparoskopik Radikal Prostatektomi) gerçekleştirdi. Laparoskopik olarak gerçekleştirilen bu operasyon, açık cerrahiye kıyasla hastalara önemli avantajlar sunan modern bir yöntem olarak dikkat çekiyor. Alanya’da yaşayan 65 yaşındaki Ramazan Karataş’a prostat kanseri tanısı konulmasının ardından hekimi Doç. Dr. Ali Akkoç tarafından laparoskopik radikal prostatektomi ameliyatı önerildi. Hastanın da onayı alındıktan sonra Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Avşar ve Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Topçuoğlu’nun da katıldığı operasyon başarıyla gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası, hastanın 4’üncü gününde taburcu edildiğini belirten Doç. Dr. Akkoç, "Laparoskopik cerrahi, açık cerrahiye kıyasla hastalara önemli faydalar sunmaktadır. Daha az ağrı, daha düşük enfeksiyon riski, daha hızlı iyileşme süreci ve minimal yara izleri ile kozmetik açıdan daha iyi sonuçlar bu yöntemin başlıca avantajlarıdır. Geleneksel açık radikal prostatektomi (açık prostat kanseri ameliyatı) yönteminde, göbek altından yaklaşık 15-20 cm’lik kesi yapılarak prostat bezine ulaşılırken, bu durum hastalar için daha fazla ağrı, daha uzun iyileşme süresi ve daha belirgin yara izine neden olabiliyor. Ayrıca, açık cerrahi sonrası enfeksiyon riski de daha yüksek olabiliyor. Laparoskopik radikal prostatektomi ameliyatı ise karın bölgesine açılan 0,5-1 cm’lik 4-5 adet küçük delik aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Bu deliklerden içeri sokulan özel cerrahi aletler ve kamera sistemi sayesinde, prostat bezi minimal invaziv şekilde çıkarılabilirken, hastalara birçok avantaj sağlıyor" dedi. Ayrıca deneyim ve beceri gerektiren bu ameliyatın Alanya’da yapılmasından dolayı mutluluk duyduğunu ifade eden Doç. Dr. Ali Akkoç "İleri düzey laparoskopik deneyim ve beceri gerektiren bu gibi kanser ameliyatlarının Alanya’da yapılmasından büyük mutluluk duyuyoruz. Eskiden hastalarımız bu tür kompleks operasyonlar için büyük şehirlere sevk edilirken, artık bu ileri düzey cerrahi müdahaleleri Alanya’mızda gerçekleştirebiliyoruz. Üroloji ailesi olarak, Alanya ve bölgemizde bu tür özellikli sağlık hizmetlerini sunmaya ve hastalarımızın yaşam kalitesini artırmak için ileri tıbbi teknolojileri kullanmaya devam edeceğiz’’ ifadelerini kullandı.
11 Nisan 2025 Cuma - 16:33
Sinop’ta 1. basamak sağlık hizmetlerine 110 bin başvuru
Sinop’ta 2025 yılı Mart ayında 1. basamak aile hekimlerine başvuru sayısı 109 bin 649 olarak açıklandı. Sinop Valiliği, İl Sağlık Müdürlüğü’nün Mart ayına ait 1. basamak sağlık hizmetleri verilerini kamuoyuyla paylaştı. 2025 yılı Mart ayında 1. basamak aile hekimlerine başvuru sayısı 109 bin 649 olarak kaydedildi. Sağlıklı Hayat Merkezi’ne ise psikolog, diyetisyen, çocuk gelişimci, fizyoterapist ve sosyal çalışmacı gibi uzmanlardan destek almak üzere toplam 581 başvuru yapıldı. Ayrıca Sigara Bırakma Polikliniği’ne 32 kişi başvururken, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) bünyesinde sunulan kanser tarama hizmetleri kapsamında, 217 mamografi çekimi, 216 serviks kanseri taraması, 1128 kolorektal kanser taraması yapıldı. Öte yandan, kanser taramalarına erişimi kolaylaştırmak adına en uzak köylerden 124 vatandaş, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sağlanan taşıma desteğiyle hizmetlere ulaştırıldı. Yetkililer, vatandaşların daha verimli sağlık hizmeti alabilmesi ve hastanelerdeki yoğunluğu azaltmak amacıyla muayene ve rutin kontrollerde öncelikle 1. basamak sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini vurguladı. Ayrıca yetkililer, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve sağlıklı hayat merkezlerinin sunduğu hizmetlerin toplum sağlığı açısından hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, Sinop halkını bu merkezleri daha aktif kullanmaya çağırdı.
11 Nisan 2025 Cuma - 15:49
10 bin ton tıbbi atık bertaraf edildi
Türkiye’nin en donanımlı tıbbi atık sterilizasyon merkezlerinden biri Muğla’da hizmet veriyor. Her ay ortalama 125 ton tıbbi atık çevreye zarar vermeden, bilimsel yöntemlerle bertaraf ediliyor. 10 bin ton tıbbi atık güvenli yöntemlerle bertaraf edildi Muğla Büyükşehir Belediyesi, 13 ilçedeki sağlık kuruluşlarından toplanan tıbbi atıkları, lisanslı araçlarla sterilizasyon ve bertaraf tesisine ulaştırarak yüksek basınç ve sıcaklık yöntemiyle güvenli şekilde imha ediyor. Türkiye’nin en modern ve teknolojik altyapıya sahip tıbbi atık sterilizasyon merkezlerinden biri olan bu tesis, kurulduğu günden bu yana 10 bin tonun üzerinde tıbbi atığın bertaraf edilmesini sağladı. Tesis, saatte 500 kilogram tıbbi atık bertaraf etme kapasitesiyle bölge için kritik bir çevresel sağlık altyapısı sunuyor. Sadece 2024 yılı içinde 600 ton tıbbi atık çevreye zarar vermeyecek şekilde imha edildi. Her ay ortalama 125 ton atık sterilize edilerek zararsız hale getiriliyor. Bilimsel ve çevreci yöntemler kullanılıyor Tıbbi atıkların taşınmasında lisanslı araçlar kullanılırken, bertaraf sürecinde atıklar yüksek basınç ve buhara maruz bırakılıyor. Sterilizasyonun ardından atıklar parçalanarak hacmi küçültülüyor ve evsel atık statüsüne getirilerek Menteşe Düzenli Depolama Tesisinde bertaraf ediliyor. İşlemlerin güvenilirliği, kimyasal ve biyolojik indikatörlerle düzenli olarak test ediliyor. 2024 yılında 600 ton atık bertaraf edildi Muğla Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı’nda çevre mühendisi olarak görev yapan Hadi Özer, yürütülen çalışmaları şu sözlerle aktardı: "Muğla Büyükşehir Belediyesi Tıbbi Atık Sterilizasyon ve Bertaraf Tesisinde çevre sağlığını koruyan çalışmalar yapmaya devam etmekteyiz. Tıbbi Atık yönetim planına uygun olarak lisanslı araçlarla testimize getirilen tıbbi atıklar yüksek sıcaklık ve basınç altında testimizde bertaraf edilmektedir. Tesis kurulduğu günden itibaren 10 bin tıbbi atık bertaraf sağlanmıştır. 2024 yılında ise Bin 600 ton tıbbi atık bertaraf edilmiştir" Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras çevre dostu yatırımların önemine dikkat çekti. Başkan Aras, tıbbi atıkların doğaya veya insan sağlığına zarar vermesini önlemin yalnızca teknik bir görev değil; aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk olduğunu, 13 ilçenin tamamında faaliyet gösteren sağlık kuruluşlarının atıkları, güvenli taşıma ve imha süreçleriyle bertaraf edildiğini ve bu çalışma sayesinde hem çevre kirliliğinin önüne geçildiğini açıkladı.
11 Nisan 2025 Cuma - 14:54
Sağlıklı hayat akademisi programa başladı
Bursa’da Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) programının ilk dersi Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun katıldığı online toplantıyla başladı. Sağlıklı Bakanlığı tarafından hayata geçirilen program, Türkiye genelinde eş zamanlı olarak yürütülürken Bursa’da bulunan 13 Sağlıklı Hayat Merkezi’nde vatandaşların yoğun katılımıyla ilk eğitim gerçekleştirildi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Mustafa Çetin, Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) programının amacının toplum sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak, sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak ve sağlık okuryazarlığı düzeyini artırmak olduğunu belirtti. Eğitimlerin 13 modülden oluştuğunu ve kanser taramaları, akılcı ilaç kullanımı, bağımlılıkla mücadele, fiziksel aktivite ve doğru egzersiz, ruh sağlığı, sağlıklı beslenme gibi birçok konuda eğitimlerin verileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Çetin, tüm vatandaşları sağlıklı hayat merkezlerinde ücretsiz yürütülen programa davet etti.
11 Nisan 2025 Cuma - 14:00
"Sağlıklı Hayat İçin SAHA’dayız" Projesi Türkiye genelinde başladı
Sağlık okuryazarlığını artırmayı amaçlayan "Sağlıklı Hayat İçin SAHA’dayız" projesi, 81 ilde eş zamanlı olarak başlatıldı. Antalya’da 7 Sağlıklı Hayat Merkezi’nde 230 katılımcı ile eğitimler başladı. Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) Projesi, bireylerin sağlık okuryazarlığını artırarak sağlık hizmetlerinden daha etkin yararlanmalarını sağlamak ve yaşam kalitelerini yükseltmek amacıyla başlatıldı. Proje, 10 Nisan 2025 tarihinde Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun ilk dersi ile tüm Türkiye’de eş zamanlı olarak başlatıldı. Antalya’da 19 ilçede 7 Sağlıklı Hayat Merkezi’nde 230 katılımcı ile eğitimler başladı. SAHA eğitimlerinde, sağlıklı yaşam, obeziteyle mücadele, beslenme alışkanlıkları, ruh sağlığı, bağımlılık ile mücadele, kanser taramaları gibi önemli konularda eğitimler verilecek. Ayrıca katılımcılara kronik hastalıklar ve yaşam tarzı değişiklikleri konusunda danışmanlık hizmetleri sunulacak. Bu proje ile sağlık alanında bilinç oluşturulması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması ve toplum sağlığının güçlendirilmesi amaçlanıyor.
11 Nisan 2025 Cuma - 13:09
Bağışıklık için baharda beslenmeye dikkat
Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, bahar aylarında bağışıklık sistemlerini desteklemenin ve enerji seviyesinin korunması için beslenmenin çok önemli olduğunu söyleyerek, "Antioksidan açısından zengin gıdalar vücudu arındırır ve bağışıklığı güçlendirir" dedi. Baharda mevsim sebze ve meyvelerinin tüketiminin önemli olduğunu söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, "Bahar aylarında nasıl beslenmeliyiz, üzerimizde oluşturmuş olduğu yorgunlukları nasıl atabiliriz gibi sorularla çok fazla karşılaşıyoruz bu dönemde. Bahar aylarında bağışıklık sistemlerimizi desteklemek, enerji seviyemizi korumak ve bahar yorgunluğunu önlemek için beslenmeye dikkat etmek önemli. Mevsim sebze ve meyvelerinin tüketimi çok önemli diyoruz bu dönemde. Bahar mevsimi de taze yeşillikler, enginar ve kuşkonmaz gibi besinlerin en bol olduğu dönemlerdir. Antioksidan açısından zengin olan bu gıdalar vücudu arındırır ve bağışıklığı güçlendirir. Su tüketimine çok dikkat etmeliyiz. Kıştan çıkan vücut toksinleri atmak ve metabolizmayı hızlandırmak için suya daha fazla ihtiyaç duyuyor. Günde en az 2-2,5 litre su içmek bahar yorgunluğunu azaltmaya yardımcı olur" dedi. Merd, baharda lif oranı yüksek besinlerin de tercih edilmesi gerektiğini söyleyerek, "Lif oranı yüksek besinler tercih edilmeli. Çünkü sindirim sistemimizin düzenlenmesi için tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve kuru baklagiller gibi lif açısından zengin besinleri tüketmek çok önemlidir. Bu besinlerin bağırsak sağlığını desteklemede ve detoks etkisi oluşturmakta da etkisi vardır. Probiyotik ve prebiyotiklere yer verilmesini istiyoruz. Hem şişkinlik şikayetlerimizin önlenmesinde ki bahar aylarında sık karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi de şişkinlik şikayetleridir. Bu dönemde onları azaltmak için probiyotik ve prebiyotik besinlere yer vermeliyiz. Yani yoğurt, ayran ve turşu gibi besinlere yer verirsek gaz şikayetlerimiz önlenmiş olur. Kuru baklagilleri yaparken 72 saat suda bekletip asitlerini uzaklaştırmak için suyunu sık değiştirip o şekilde pişirirsek yine şişkinlik şikayetlerimizin önüne geçecektir" ifadelerini kullandı.
11 Nisan 2025 Cuma - 12:41
Hisarcık’ta "Sağlık İçin Hep Birlikte Yürüyoruz" etkinliği
Kütahya Dumlupınar Üniversitesine bağlı Hisarcık Meslek Yüksek Okulu koordinasyonunda, Kaymakamlık ve İlçe Devlet Hastanesi’nin katkılarıyla ilçede "Sağlık İçin Birlikte Yürüyoruz" etkinliği düzenlendi. Dünya Sağlık Haftası etkinlikleri çerçevesindeki etkinlik, sağlık bilincini artırmak ve toplumda fiziksel aktivitenin önemini vurgulamak amacıyla "Sağlık İçin Adım Atalım, Birlikte Yürüyelim" mottosuyla gerçekleştirilen yürüyüşe, Kaymakam Muhammet Samet Bahar, Belediye Başkanı Mustafa Demirtaş, Hisarcık Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. Burak Kavaslar, Hisarcık İlçe Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Halil İbrahim Bircan, kurum amirleri, akademik ve idari personel, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı. Katılımcılar, belirlenen parkurda hep birlikte yürüyerek sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekti. Kaymakam Muhammet Samet Bahar ve Hisarcık Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. Burak Kavaslar etkinlikte birer konuşma yaparak toplumun sağlıklı yaşam bilincinin artırılması için bu tür etkinliklerin büyük önem taşıdığını belirttiler. Ayrıca, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen tüm katılımcılara teşekkür ettiler.
11 Nisan 2025 Cuma - 12:37
Jinekolojik kanserlerde minimal invaziv cerrahi dönemi
Jinekolojik kanserlerin önlenmesinde teşhis ve tedavinin rolüne değinen Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, rahim kanseri, rahim ağzı kanseri, yumurtalık kanseri ve vulva kanserinde minimal invaziv cerrahi yöntemini anlattı. Kadın kanserlerinde 4 farklı kanser türünün bulunduğunu söyleyen Medicana International İstanbul Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, "Rahim kanseri (uterus), rahim ağzı kanseri (serviks), yumurtalık kanseri (over), vulva kanseri (dış genital bölge) bu hastalıklar arasındadır. Rahim kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biridir. Rahim ağzı kanseri kadınlar arasında en sık görülen ikinci kanser türüdür ve kansere de yüzde 98 oranında HPV (insan papilloma virüsü) neden olmaktadır. Bazı HPV virüsleri vücudun savunma sisteminden güçlü çıkar ve rahim ağzı kanserine neden olabilir. Epitel hücrelerde ya da embriyonik döneme ait hücrelerde meydana gelen kontrolsüz bölünme ve çoğalma sonucunda yumurtalık kanseri oluşabilir. Vulva Kanseri (Dış genital bölge): Vulva; kadın üreme sisteminin dış görünüşünü kapsayan alana denilir. Bu bölgede yer alan dokuları oluşturan hücrelerin, anormal ve kontrolsüz şekilde çoğalması sonucu tümör benzeri yapılar meydana getirmesi vulva kanseri olarak adlandırılır" şeklinde konuştu. Bu etkenler kadın kanserlerine yol açıyor Jinekolojik kanserlerin nedenlerinin hangi organda ortaya çıktığına bağlı olarak farklılık gösterdiğini ifade eden Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, "Tüm kadın kanserleri genetik geçiş, HPV gibi enfeksiyonlar, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, korunmasız cinsel ilişki ve çok eşlilik, tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı, erken ya da geç menopoz ve obezite gibi etkenlerden kaynaklanır" dedi. Kadın kanserlerinin hastalığın türüne ve evresine göre farklı belirtiler gösterdiğine değinen Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, "Menopoza giren kadınlarda kanama veya akıntı, adet düzensizliği, adet dışında kanamalar, cinsel ilişki sonrasında ağrı, karında ağrı, karında şişlik, vajen bölgesinde yara ve kaşıntı, yeme içme sorunları kadın kanserlerinin belirtileri arasında yer alır. Jinekolojik kanserlerde tanı ise görüntüleme yöntemleri, kan belirteçleri, smear, HPV DNA, kolposkopi gibi yöntemlerle konur. Tanı sonrası tedavi sürecinde ilaçlar, kemoterapi, radyoterapi, açık ve kapalı ameliyatların yeri mevcuttur" şeklinde konuştu. Minimal invaziv cerrrahi tedavide avantaj sağlıyor Toplumda kapalı ameliyat olarak da bilenen minimal invaziv cerrahi, vücutta minimum düzeyde hasar oluşturması hedeflenerek küçük kesiler yoluyla gerçekleştirilen kapalı ameliyat yöntemidir. Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, "Jinekolojik onkolojide kullanılan laparoskopik cerrahi, anestezi altında genellikle 0,3-1,5 cm arasında küçük cerrahi kesilerle yapılan bir cerrahi işlemdir. Karın bölgesine açılan kesiden vücut içine yerleştirilen ‘laparoskop’ denilen, ucunda ışığı olan fiber optik bir kamera sayesinde karın içi organların görüntülenmesi net bir şekilde sağlanabilmektedir. Bu sayede cerrah, monitör aracılığıyla ilgili bölgeyi rahatça görebilmektedir. Yapılacak cerrahi, işlem türüne göre yeterli sayıda diğer laparoskopik aletler karın bölgesinde yapılan küçük kesiler ve trokarlar yardımıyla karın içine yerleştirilir. İşlem yüksek çözünürlüklü bir monitörden izlenerek yapılır. Artan teknoloji ve gelişen laparoskopik aletler sayesinde minimal invaziv yöntemlerin rahim duvarı ve rahim ağzı kanseri tedavisinde kullanımı son zamanlarda giderek artmıştır. Yumurtalık kanseri tedavisinde de laparoskopik cerrahinin yeri vardır" şeklinde konuştu.
11 Nisan 2025 Cuma - 12:34
Şeker ASM hizmete girdi
Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin sağlık konusundaki yatırımlarından birisi olan Şeker Mahallesi’ndeki Nejla-Mehmet Çalapkorur Aile Sağlığı Merkezi, vatandaşlara hizmet vermeye başladı. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın talimatları ile sağlık alanındaki çalışmalarını da sürdüren Büyükşehir Belediyesi, söz konusu hizmetlerine bir yenisini daha ekledi. Bu kapsamda belediye ve hayırsever iş birliğinin örneklerinden birisi olan Nejla-Mehmet Çalapkorur Aile Sağlığı Merkezi, mahalleli vatandaşlara hizmet vermeye başladı. Kocasinan ilçesi Şeker Mahallesi’nde toplam 320 metrekarelik inşaat alanında yapımı tamamlanan, içerisinde 4 muayene odası, aşı-bebek-çocuk izleme odası, acil müdahale odası, üreme sağlığı ve gebe işlem odası ile laboratuvar yer alan Nejla-Mehmet Çalapkorur Aile Sağlığı Merkezi, bulunduğu alanla uyumlu bir çevre düzenine sahip şekilde vatandaşların hizmetine sunuldu. 8 milyon TL’lik yatırım Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile hayırsever iş birliğinde hayata geçen Şeker Mahallesi’ndeki Nejla-Mehmet Çalapkorur Aile Sağlığı Merkezi, konforlu, donanımlı bir sağlık merkezi olarak vatandaşlara kapılarını açarken, gerçekleşen projenin yatırım tutarı ise 7 milyon 979 bin 921 TL oldu.
11 Nisan 2025 Cuma - 12:08
11 Nisan Dünya Parkinson Günü: "Hastalığı ortadan kaldıracak tedavi yok ama yönetmek mümkün"
Parkinson hastalığı hakkında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl 11 Nisan Dünya Parkinson Günü olarak kutlanıyor. Aynı zamanda 11 Nisan, hastalığı ilk tanımlayan doktor olarak bilinen ve hastalığa ismini veren James Parkinson’un da doğum günü. Bugüne özel açıklamalarda bulunan Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Doç. Dr. Figen Bakıcı, "Parkinson hastalığını ortadan kaldıracak tedavi yok ama yönetmek mümkün" dedi. "Parkinson çok eski çağlardan beri bilinen bir hastalık" Parkinson hastalığının çok eski çağlardan beri bilinen bir hastalık olduğunu söyleyen Doç. Dr. Figen Bakıcı, "Parkinson hastalığı aslında çok eski çağlardan beri bilinen bir hastalıktır. Ancak tıp literatürüne girişi, 1800’lü yıllarda James Parkinson tarafından olmuştur. Bugünün anlamı da, bir Parkinson hastasının yetiştirdiği lalelere onun adının verilmesi ve daha sonraki yıllarda o kırmızı lalenin sembol olarak kabul edilip, bugünün farkındalık günü ilan edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Hepimiz bu nedenle bugüne katılıyoruz. Parkinson hastalığı, başlangıçta bir hareket sistemi hastalığı olarak tanımlanmıştır. Ancak ilerleyen yıllarda, yalnızca hareket sistemiyle sınırlı olmadığı, birçok sistemi etkilediği görülmüştür. Motor bulguların yanı sıra, "non-motor bulgular" dediğimiz, hareket sistemi dışında kalan belirtiler de ortaya çıkmaktadır. Hastalığın temelinde, "nigrostriatal hücreler" olarak adlandırılan hücrelerin ölümü ve buna bağlı olarak dopamin yetersizliği yer almaktadır. Sonrasında ise, istenmeyen bazı proteinlerin yalnızca merkezi sinir sisteminde değil, bağırsaklardan cilde kadar vücudun birçok yerinde biriktiği görülmüştür." şeklinde konuştu. "Hastalığı ortadan kaldıracak tedavi yok ama yönetmek mümkün" Hastalığın neden oluştuğunu halen tam olarak bilinmediğini belirten Bakıcı, " Parkinson hastalığının neden oluştuğunu halen tam olarak bilmiyoruz. Genetik ve çevresel faktörlerin bir arada rol oynadığını düşünüyoruz. Genetik nedenler, toplam vakaların yaklaşık %10-15’ini oluşturur. En sık karşılaştığımız grup ise, 60 yaş sonrası ortaya çıkan ve "sporadik" dediğimiz, genetik olmayan vakalardır. Genetik kökenli formların bir kısmı "otozomal dominant" dediğimiz, yani tek bir gen mutasyonuyla ortaya çıkan türlerdir. Diğer kısmı ise "otozomal resesif" dediğimiz, hem anneden hem babadan geçen genlerin birleşmesiyle ortaya çıkan formlardır. Bunların dışında, bazı genlerin hastalığa yatkınlık oluşturduğunu da biliyoruz. Çevresel faktörler arasında ise özellikle metal toksisitesi, tarım ilaçları ve çeşitli toksik ajanların etkili olduğunu düşünüyoruz. Tüm bu etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan karmaşık bir tablo söz konusudur. Henüz nedenini tam olarak bilemediğimiz için, hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedaviye ulaşmış değiliz. Ancak bu, Parkinson hastalığını yönetemeyeceğimiz anlamına gelmiyor." ifadelerini kullandı. "Parkinson, artık daha kolay tanınıyor" Parkinson hastalığının bulguları ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Figen Bakıcı, "Parkinson hastalığında genellikle ilk dikkat çeken bulgular, asimetrik bir şekilde, yani vücudun bir tarafında başlayan hareket yavaşlığı, kas sertliği ve ağrılardır. Bunlara otururken ya da dinlenme hâlindeyken ortaya çıkan titreme eklenir. Hastalar yürürken bu titremenin arttığı da gözlemlenir. Normalde yürüyen bir kişinin her iki kolu da belli bir ritimle sallanır. Ancak Parkinson hastalarında bu kol sallanmasının belirgin şekilde azaldığı görülür. Yürüyüş genellikle küçük adımlarla, ayaklarını sürüyerek olur. Dönüş hareketlerinde ise hastaların tereddüt ettiği, dönmekte zorlandığı fark edilir. Bazı hastalar ise yürürken aniden öne doğru fırlayabilir. Bu durumun tıpta özel isimleri vardır ve nörologlar bu belirtileri çok iyi tanır. Günümüzde nöroloji eğitimi oldukça gelişmiş durumda olduğu için, Parkinson hastalığının tanınmaması gibi bir durum söz konusu değildir" sözlerini kullandı.
11 Nisan 2025 Cuma - 11:45
Uzmanlardan, çocukluk dönemi işitme kaybında tanı ve tedavi konferansı
İzmir’de farklı üniversitelerden işitme alanında uzman akademisyenlerin konuşmacı olarak yer aldığı ‘Çocukluk Dönemi İşitme Kaybında Tanıdan Tedaviye’ konulu bilgilendirme konferansı düzenlendi. Duymer İşitme Cihazları Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su Salih Baz, "İşitme sağlığının ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Hedefimiz, bu tarz etkinlikleri tüm Türkiye’ye yaymak." dedi. Duymer İşitme Cihazları tarafından Çiğli’de düzenlenen konferansın moderatörlüğünü Türkiye Odyologlar ile Konuşma Bozuklukları Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meral Didem Türkyılmaz yaptı. Farklı üniversitelerden işitme alanında uzman akademisyenlerin konuşmacı olarak yer aldığı konferansta, işitme kaybı rahatsızlığı ve tanı sonrası tedavi süreciyle ilgili bilgiler paylaşıldı. "İşitme sağlığının önemini biliyoruz" Duymer İşitme Cihazları Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su Salih Baz, "Türkiye genelinde 125 şubemizle, beş global markanın da tek yetkili distribütörü olarak, 500’ü aşkın çalışanımızla işitme sağlığı alanında özel sektörün en dominant temsilcilerinden biriyiz. ‘Şimdi Farkına Var, Yarına Ses Ver’ sloganıyla işitme kayıplarına ve özellikle çocuk işitme sağlığına dikkat çekiyoruz. Hedefimiz, bu tarz etkinlikleri tüm Türkiye’ye yaymak. Sektördeki gücümüzü sosyal sorumluluk projeleriyle pekiştirerek halkımızı işitme sağlığı konusunda bilinçlendirmek istiyoruz. Biz işitme sağlığının ne kadar önemli olduğunu biliyoruz" diye konuştu. "Kulak muayenesinin gerçekleştirilmesi çok önemli" Prof. Dr. Meral Didem Türkyılmaz, devletin erken tanı ve müdahale programlarını desteklediklerinden bahseden Prof. Dr. Meral Didem Türkyılmaz, "Ne kadar çok erken tanı ve erken müdahaleye ulaşabilirsek, ne kadar çok kişinin hayatına dokunabilirsek amacımıza ulaşmış oluyoruz. Yeni programları da elimizden geldiğince desteklemeye devam edeceğiz. İşitme sağlığının korunması açısından, toplumsal bilinci artırmak asıl hedefimiz. İşitme kaybını beklemeden; herhangi bir belirti olmasa dahi işitme testi yaptırılması ve kulak muayenesinin gerçekleştirilmesi çok önemli. Eğer dinleme, sesleri ayırt etme, yönergeleri takip etme gibi konularda problemler yaşıyorsanız mutlaka bir işitme sağlığı profesyoneline başvurmalısınız" ifadelerine yer verdi. "Yüksek ses ileride işitme kaybına neden oluyor" Gürültüye maruz kalmanın, özellikle çocuklar ve gençlerin sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Umut Akyol, şunları kaydetti: "İşitme duyusu, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın temel şartlarından biridir. İşitme kaybı olduğunda hem fiziksel hem de sosyal problemler ortaya çıkar. Özellikle çocuklar için işitme çok daha kritik. Sosyal gelişim, akademik başarı, çevreyle iletişim kurabilme gibi birçok alanda işitme duyusu kilit rol oynar. Gürültü kirliliği maalesef ülkemizde çok yaygın. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte çocuklar uzun saatler ekran başında kulaklıkla yüksek sese maruz kalıyor. Bu durum ilerleyen yaşlarda işitme kaybı ve çınlamaya neden olabiliyor. Özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi gürültü kirliliğinden korumalıyız. Küçük çocuklarda işitme kayıpları ne kadar erken tanınırsa o kadar uzun ve sağlıklı bir yaşam olur. Çocuklar televizyonun sesini çok açıyorsa, yakınına gidiyorsa, siz seslendiğinizde size ‘he’ diye tepki veriyorsa, bunun altında işitme kaybı olabileceğini düşünmek lazım. Böyle bir durumda uzmana başvurulmalı" "Kulaklara yabancı cisim sokulmamalı" Prof. Dr. Akyol, ayrıca kulakları temizlemek için pamuklu çubuk, havlu, mendil veya özel temizleyici çubuklar kullanmanın yanlış ve sağlığa zararlı olduğunu, kulaklara hiçbir yabancı cismin sokulmaması gerektiğini belirtti.
11 Nisan 2025 Cuma - 11:39
Van’da acil tıp uzmanlarına ‘afet eğitimi’ verildi
Türkiye Acil Tıp Derneği organizasyonunda yürütülen "Afet Okulu" projesi kapsamında Van’da acil tıp uzmanlarına yönelik kapsamlı bir eğitim programı düzenlendi. Van Uygulama Oteli’nde gerçekleştirilen eğitimlerde, geçmişte afet sahasında aktif görev almış 16 deneyimli acil tıp uzmanı tarafından katılımcılara eğitim verildi. Eğitim programında; afet psikolojisi, afet yönetimi, paydaş kurumlarla koordinasyon gibi başlıklarda teorik ve pratik bilgiler aktarılırken, muhtemel bir afet durumunda sağlık hizmetlerinin nasıl organize edilmesi gerektiği üzerine detaylı çalışmalar yapıldı. Daha önce İstanbul, İzmir, Kocaeli, Mersin, Antalya ve Diyarbakır’da gerçekleştirilen eğitimlerin ardından Van, Afet Okulu Projesi’nin 7’nci durağı oldu. Projeyle ülke genelinde afetlere hazırlık kapasitesinin artırılması, sağlık çalışanlarının afet yönetimi konusunda bilinçlendirilmesi ve afet anında hızlı ve etkin müdahale kapasitesinin geliştirilmesi amaçlanıyor. "Afet günü gelmeden tüm planlarımızı yapmalıyız" İHA muhabirine konuşan Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, kentte 11-13 Nisan tarihleri arasında ‘Afet Okulu’ eğitimlerinin düzenlendiğini belirtti. Bu eğitimlerin Türkiye Acil Tıp Derneği öncülüğünde gerçekleştirildiğini hatırlatan İl Müdürü Op. Dr. Tosun, "Bu eğitim, ülkemizin bir deprem ve afet bölgesi olması gerçeğinden hareketle büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle başta hekimlerimiz olmak üzere sahadaki tüm sağlık personelimizle, sağlık yöneticilerimizin afete hazır olması gerekmektedir. Afet günü gelmeden tüm planlarımızı yapmalı ve o günlere hazır bir şekilde beklemeliyiz. Bu doğrultuda, İl Sağlık Müdürlüğü olarak Sağlık Hizmetleri Başkanlığımız ile birlikte afetle ilgili çalışmalarımıza büyük önem veriyoruz. Afet planlarımızı güncelleyip, düzenli olarak yaptığımız tatbikatlarla o günlere hazır olmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda bu ve benzeri eğitimleri ilimizde sürekli hale getirerek, ekip arkadaşlarımızın afet bilincini en üst noktaya taşımak ve afet organizasyon şemamızı dinç tutmak istiyoruz. Amacımız, o gün geldiğinde Allah korusun en hızlı şekilde sahadaki tüm vatandaşlarımıza hizmet sunabilmektir" dedi. "Afetler ülkemizin bir gerçeğidir" Afetin olacağı ilin hazırlıklı olmasının tek başına yeterli olmadığının altını çizen Van İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzman Dr. Mehmet Tatlı ise "Çünkü afet anında o ildeki yöneticiler ve sağlık çalışanları da afetzede konumundadır. Bu nedenle afetlere karşı tüm Türkiye’nin topyekûn hazır olması gerekmektedir. İşte bu nedenle bugün Van’da gerçekleştireceğimiz Afet Okulu eğitimine yalnızca Van’daki acil uzmanları ve yöneticiler değil, aynı zamanda çevre illerden, muhtemel bir afette bize destek olabilecek sağlık profesyonelleri de dahil edilmiştir. Bir afet durumunda biz onlara, onlar da bize destek olacak. Bu dayanışmayla tüm Türkiye, muhtemel bir afeti tek yürek olarak daha hızlı ve etkili bir şekilde yönetebilecektir" diye konuştu. Türkiye Acil Tıp Derneği Başkan Yardımcısı ve Afet Okulu Projesi Koordinatörü Doç. Dr. Funda Karbek Akarca da, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde sahada yaşanan sıkıntıların gözlemlendiğini belirterek, "Bu eksiklikleri gidermek adına Türkiye Acil Tıp Derneği Yönetim Kurulu olarak ciddi çalışmalar gerçekleştirdik. Evet, acil tıp uzmanları deprem sonrası bölgeye akın akın gitti, ancak afet yönetimi konusunda çeşitli aksaklıklar yaşandı. Biz de bu sıkıntıları gidermek amacıyla ulusal çapta 10 bölgeyi kapsayan Afet Okulu projemizi oluşturduk. Bu proje kapsamında, 3 gün boyunca hem teorik eğitimler veriliyor hem de gittiğimiz bölgenin afet hazırlıkları yerinde inceleniyor" şeklinde konuştu. Afet Okulu’nun karşılaşılabilecek afet durumlarında alınması gereken aksiyonlara dair bir hazırlık ve eğitim süreci olduğunu ifade eden Türkiye Acil Tıp Derneği Afet Komisyon Üyesi Prof. Dr. Murat Orak ise şunları söyledi: "Daha önce afetleri ‘doğal’ ve ‘beşeri’ olarak sınıflandırırdık. Ancak artık ‘doğal afet’ kavramı yerine ‘doğal tehlike’ ifadesi kullanılmaktadır. Çünkü bu tehlikeyi afet haline getiren, biz insanların yaptığı hatalardır. İyi bir afet yönetimi için en önemli unsur, hazırlıklı olmaktır. Bu da bireysel ve kurumsal düzeyde planlamayla mümkündür. Bununla birlikte, her bireyin eğitildiği, her duruma hazır toplumlar oluşturmak yani toplumsal dayanıklılığı artırmak da temel hedefimizdir." Kentte 3 gün sürecek eğitim programına, Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzman Dr. Mehmet Tatlı ve Doğu ile Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nden gelen 27 acil tıp uzmanı katıldı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder