GÜNDEM - 22 Ekim 2025 Çarşamba 12:53

Samsun’da denetimli serbestlik hükümlülerine yönelik ‘Bağımsızlık Köyü’ kurulacak

A
A
A
Samsun’da denetimli serbestlik hükümlülerine yönelik ‘Bağımsızlık Köyü’ kurulacak

Samsun Denetimli Serbestlik Müdürü Mehmet Ofluoğlu, Türkiye’de benzeri yıllar önce İstanbul’da uygulanan ancak mevcut şartlara uygun olmayan bir projenin geliştirilmiş hali olan "Bağımsızlık Köyü"nün Samsun’da kurulacağını, proje kapsamında günlük 400 hükümlüye bağımlılıkla mücadele alanında hizmet verileceğini söyledi.


Samsun Denetimli Serbestlik Müdürü Mehmet Ofluoğlu, "Türkiye’nin Yüzyılı Vizyonu ve 20 Yıllık Deneyimle Denetimli Serbestlik" konulu basın toplantısında Bağımsızlık Köyü’nün ayrıntıları hakkında bilgi verirken, şu anda uygulanan denetimli serbestlik uygulamaları hakkında açıklamalarda bulundu.



"Bağımsızlık Köyü Projesi dünyaya örnek olacak"


Yurt dışından gelenlerin de Samsun’daki Bağımsızlık Köyü’nü örnek alacağını dile getiren Ofluoğlu, "Müdürlük olarak Bağımsızlık Köyü Projesi’nin üzerinde çok duruyoruz. Burada özellikle bağımlılık alanında, uyuşturucu kullanan bireyler anlamında bağımlılıkla mücadeleyi adliye koridorlarının dışına çıkartıp, daha müstakil, eğitim kurumu havasında bir alanda sürdürmek istiyoruz. Çeşitli atölyeler kuracağız. Bunu Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) ve Yeşilay ile birlikte oluşturacağız. Üniversite bize akademik, teorik destek verecek. Uzmanlarımız da olayın pratiğinde ve mutfağında Bağımsızlık Köyü’nde birlikte çalışacağız. Köyün oluşturulacağı bir yer bakıyoruz. Şehrin dışında bir yer istiyoruz. Köy, şu aşamada yatılı hizmet vermeyecek. Yatılı olması için Sağlık Kurumları İşletmeciliği Yönetmeliği’ne uygun olması lazım, onun bir takım şartları var. Bununla ilgili Sağlık Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı çalışıyor. Burayı yatılı planlamıyoruz. Günübirlik ve iki farklı giriş planlıyoruz. Bir yükümlüler, ceza alanlar, tedbir alanlar bir de gönüllüler yani uyuşturucudan uzak durmak isteyip, bu hizmetten faydalanmak isteyenler diye iki farklı giriş yapacağız, onların birbirleri ile temasını önleyeceğiz. Çocuklar, yetişkinler ve kadınlar ayrı olacak. Titizlikle proje üzerinde çalışıyoruz. Proje yıllar öncesinde İstanbul’da uygulanmıştı. Biz Samsun’da İstanbul’un çok ötesinde bir yer yapmış olacağız. İstanbul’daki yer günün ihtiyaçlarını tam olarak karşılamıyor. Bizim Bağımsızlık Köyü emsal olacak, yurt dışından gelen heyetlerin örnek alacağı ve ülkelerine ithal edecekleri bir çalışma olacak. 8 atölye üzerinden başlayacağız. Aynı anda 400 hükümlüyü buradan faydalandırabileceğiz. Şimdiye kadar birçok projeyi hayata geçirdik, altyapımızı hazırladık ve çok nitelikli işler ortaya çıkardık. Müdürlük içerisinde de birimlerimizi kurduk, uzmanlıklarımızı ayarladık. Valilik, SBB, DOKAP, OKA, OMÜ, Gençlik ve Spor Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Müdürlüğü gibi tüm paydaşlarla görüştük. İnşallah projemizi sonuca bağlamak kaldı" dedi.



"Hükümlü ve yükümlü kamu yararına ücretsiz çalışmak zorunda"


Hükümlülerin denetimli serbestlik kapsamında sadece imza atıp evlerine gitmediklerini, kamu yararına ücretsiz olarak çalışmak zorunda olduklarının altını çizen Mehmet Ofluoğlu, "Ortalama 6 bin civarında hükümlüye hizmet üretiyoruz. 92 personelimiz var. Etki alanımız Samsun Ağır Ceza Alanı ile aynı. Merkez ilçelerin yanında Asarcık ve Kavak’ta yargı alanımız içerisinde. Valilikle iş birliği yaptık ve protokol ile yaklaşık 20 okulu, hükümlüler eliyle ücretsiz boyattık. Ayrıca farklı birçok kamu kurumunun tamir, tadilat, onarım ve boya gibi işlerini hükümlülere yaptırıyoruz. Bu işler denetimli serbestlik hükümlülerin aldıkları cezanın karşılığıdır, gerekliliğidir ve yapmak zorundalar. Bunların yanı sıra Atakum’da bulunan tuvaletler, SBB’ye ait park ve bahçelerin temizliği bizim memurlarımız gözetiminde hükümlülere yaptırıldı. Hükümlülerin bu uygulamalardan muaf olmasının şartı ya sigortalı bir işte çalışmaları ya da hastalıklarını raporla belgelemeleridir. Bunun dışındaki her hükümlü ve yükümlü kamu yararına ücretsiz çalışmak zorunda. Yani bu bir cezadır" diye konuştu.



"Suça sürüklenen çocukların aileleri ile de görüşüyoruz"


Çocuk yaştaki suçluların sadece kendileri ile değil, aileleri ile de görüştüklerini belirten Ofluoğlu, "Suça sürüklenen çocukların sadece kendileri ile değil, aileleri ile de görüşüyoruz. Aileleri ile görüşürken de daha profesyonel görüşelim diye uzmanlarımızın her birine aile danışmanlığı eğitimi veriyoruz. Bunun da finansmanını Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı’ndan (OKA) karşılıyoruz. Ayrıca şu anda bulunduğumuz binada suça sürüklenen çocuklar yukarıya çıkmasın, yetişkin hükümlüler ile karşılaşmasın, kimseyi görmesin, aklı çelinmesin diye adliyenin girişinde özel bir birim kurduk. Çocuklar geliyorlar, iş ve işlemlerini girişte halledip, dönüyorlar. Onların uzman ve memurlarını da ayırdık. Çocuk Hizmetleri Büromuzda sanatsal, sportif, kültürel birçok çalışma yapıyoruz" şeklinde konuştu.



"Ev hapsinde olup, elektronik kelepçesi olmayanları manuel takip ediyoruz"


Ev hapsi olup da elektronik kelepçesi olmayan hükümlülerin manuel olarak personel tarafından düzensiz ve belirsiz aralıklarla farklı saatlerde kontrol edildiklerini açıklayan Ofluoğlu, şunları söyledi:


"Ev hapsi veya elektronik kelepçe konusundaki uygulama farklılıkları uzmanların verdiği risk puanından kaynaklanıyor. Kişinin yeniden suç işleme riski yüksekse farklı tedbirler alınır. Risk yüksekse hükümlüye akşamları ev hapsi verilir. Ev hapsinde de elektronik izleme yöntemlerini kullanırız. Bu elektronik kelepçe olarak bilinir. Kendisine GPS ile uygulanan sınırların dışına çıkamaz. Çıktığı an uyarı bize düşer ve 2. uyarıdan sonra dosyayı kapatırız ve kişi kalan süresini ceza infaz kurumunda geçirir. Samsun’da şu anda 36 adet elektronik kelepçe var ve hepsi aktif durumda. Bu sayıyı arttıracağız. Genel müdürlük yerli üretime geçti. Sayıları artıyor. Şu anda 3 bin kişinin üzerinde hükümlü var. Biz kelepçe ile takip etmediğimiz yükümlüleri manuel takip ediyoruz. Memurlarımız veya kolluk kuvvetleri evlere gitmek suretiyle takip ediyor. Bunu belirsiz ve düzensiz aralıklarla farklı saatlerde yapıyor. Bunun bir takım risk ve sakıncaları var. Hem hükümlü ifşa ediliyor, komşuların mobbingine maruz kalabilir hem de denetleyen personel için de riskleri var. Samsun özelinde değerlendirmek lazım birçok bölgede durum böyle. Teknolojiyi daha fazla kullanarak hem suistimallerin önüne geçer hem de daha şeffaf ve net olur. Biz gittik, kontrol edip geri geldik. O arada çıktı mı çıkmadı mı kafamızda soru işareti kalmasın. Daha net, objektif kriterlerle takibini yapma anlamında elektronik kelepçe uygulaması önemli bir uygulama."



Samsun’da denetimli serbestlik hükümlülerine yönelik ‘Bağımsızlık Köyü’ kurulacak

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Çankırı Eczacılık ve sağlığın sembolü sayılan 791 yıllık kadehe sarılı yılan heykeli bu müzede sergileniyor Selçuklu dönemine ait darüşşifa geleneğini yansıtan, eczacılık ve sağlığın sembolü olarak bilinen "kadehe sarılı yılan" Çankırı Müzesinde sergileniyor. Selçuklu döneminde darüşşifa geleneğini yansıtan, tıp ve eczacılığın sembolü olarak kabul edilen "kadehe sarılı yılan" heykeli, Çankırı Müzesi’nde sergileniyor. Taş Mescit’ten (Cemaleddin Ferruh Darüşşifası) çıkartılan eser, sağlık ve tıp tarihi açısından önemli buluntular arasında bulunuyor. 1235 yılında yapılan darüşşifada işlenilen heykelde bulunan yılan şifa ve yenilenmeyi, kadeh ise ilacın ya da şifalı suyun sunumunu temsil ediyor. Orijinal haliyle sergilenen heykel, müzede en çok ziyaret edilen objeler arasında yer alıyor. "Bu yılan eczacılığın temelini oluşturmaktadır" Heykelin orijinal halinin Çankırı Müzesinde sergilendiğini söyleyen İl Kültür ve Turizm Müdürü Muharrem Ovacıklı, "Çankırı Müzesi, Etnografya bölümünde eczacılığın sembolü kadehe sarılı yılan bulunmaktadır. Bu yılan eczacılığın temelini oluşturmaktadır. 1235 yılında Selçuklu döneminde yapılan Çankırı Darüşşifasında işlenen heykel, eczacılığın ve sağlığın sembolüdür. Orijinali ise bu müzede sergilenmektedir. Kadehe sarılı yılan eczacılığın sembolü olduğundan dolayı ilimize gelen ziyaretçilerin müzemizde en çok ziyaret ettiği objelerin başında gelmektedir. Gelen yeri ve yabancı turistlerden ise yoğun ilgi görmektedir. Bu heykel sayesinde tıp dünyasından birçok ziyaretçimizi müzemizde ağırlama imkanı bulmaktayız" dedi.
Diyarbakır Tüm bağırsakları ve midesi karın dışında doğdu, Diyarbakır’da sağlığına kavuştu Mardin’in Kızıltepe ilçesinde nadir görülen bir doğumsal anomali ile dünyaya gelen bebek, Diyarbakır’da gerçekleştirilen başarılı tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu. Tüm bağırsakları ve midesi karın dışında (gastroşizis) doğan bebek, doğumun hemen ardından acil müdahale kapsamında ambulansla Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine sevk edildi. Hastaneye ulaştırılan bebek, zaman kaybedilmeden gece saatlerinde ameliyata alındı. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Suat Çal tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonun ardından bebek, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde tedavi altına alındı. Yaklaşık bir ay süren titiz tedavi sürecinin ardından bebeğin genel sağlık durumunun iyiye gitmesi üzerine taburcu işlemleri gerçekleştirildi. Op. Dr. Çal, gastroşizisin doğumda karın duvarının tam gelişmemesi sonucu bağırsakların karın dışında bulunmasıyla ortaya çıkan ciddi bir tablo olduğunu belirterek, "Bu tür vakalarda en önemli unsur hızlı sevk ve erken cerrahi müdahaledir. Doğumdan hemen sonra yapılan doğru müdahale ve yoğun bakım süreci sayesinde bebeğimiz sağlığına kavuştu. Multidisipliner ekip çalışması bu başarıda büyük rol oynadı" dedi. Diyarbakır İl Sağlık Müdürümüz Uzm. Dr. Emre Asiltürk ise vaka sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, "İlimizde sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve koordineli şekilde yürütülmesi sayesinde bu zorlu vaka da başarıyla sonuçlanmıştır. Sevk sürecinden ameliyata, yoğun bakım takibinden taburculuğa kadar emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın en ileri düzeyde sağlık hizmetine erişimi için çalışmalarımız kararlılıkla devam etmektedir" ifadelerini kullandı. Zorlu bir süreci başarıyla atlatan bebeğin sağlığına kavuşması, hem ailesine hem de sağlık çalışanlarına büyük mutluluk yaşattı. Yetkililer, bu tür vakalarda erken müdahale ve ekip koordinasyonunun hayati önem taşıdığını bir kez daha vurguladı.
Gaziantep Antikacılardan antika tutkunlarına uyarı: "Her eski antika değil" Son zamanlarda çevrimiçi platformlarda eski ev eşyalarının yüksek fiyatlarla satışa çıkarılması ve bu ürünlerin gerçek değerinin çok üstünde fiyatlarla satılması konusunda vatandaşları uyaran antikacılar, her eskinin antika olmadığını belirtti. Antika piyasasında ürünlerin gerçek değerinin çok üzerinde fiyatlarla satılması vatandaşları özellikle de antika tutkunlarını mağdur ediyor. Bir dönemin vazgeçilmezi olan fincan ve perde gibi eşyalar ile geçmiş döneme ait olan ancak antika olmayan ürünler, çevrimiçi platformlarda veya sosyal medya üzerinden yapılan antika mezatlarında antikacı olmayan kişiler tarafından "nostaljik" ya da "antika" adı altında fahiş fiyatlarla satılıyor. Antikacı olmayan kişilerden alışveriş yapılmamalı 70’li ve 80’li yıllara ait eski eşyaların fahiş fiyatlarla satılmaya çalışıldığına dikkat çeken Gaziantep’teki antikacılar, her eski eşyanın antika olmadığını belirterek, vatandaşlara yeterli araştırma yapmadan ve antikacı olmayan kişilerden alışveriş yapmamaları konusunda uyarıda bulunuyor. Antikacılığı babasından öğrenen ve çocukluğundan beri antikacı olan 65 yaşındaki Menderes Kaya, 40-50 yıl öncesine ait eşyaların antika sayılamayacağını belirtti. "Mutlaka bir uzmana danışılmalıdır" Antikanın belli kriterlere bağlı olduğunu belirten Kaya, eski eşyaların sadece nostaljik bir değere sahip olduğunu ifade ederek, "Antika olması için bir eşyanın hem çok eski hem de nadir olması lazım. Eski tür eşyalar satın alınmadan önce mutlaka bir uzmana danışılmalıdır" dedi. "Bu sanatı babamızın teşvikiyle öğrendik" Küçük yaşlarda babasının topladığı antika eserlerle tanıştığını belirten Kaya, "Rahmetli babam bu sanatla uğraşırdı. Osmanlı dönemine ait tüfek, tabanca, kılıç, kama ve hançer gibi malzemeleri toplardı. Eski malzemelerin namlusunun üzerine ağaçlarla imitasyon süsleme yapardı. Bir kısmı eski parçalar olan eski orijinal parçaları yenileriyle takviye edip bir bütün hale getirirdi. İki kardeşim daha vardı, onlarla birlikte bu sanata başladık. Bu sanatta babam 29 tane eleman yetiştirdi. Bizler de o elemanların yanında yetiştik. Bu yaptığımız tüfek, tabanca ve diğer malzemelerin nakış işlerini bizler yapardık. Antik eski namlulu silahlar bir bütün hale getirildiğinde demir üzerine, ahşap üzerine gümüş veya altın kakma sanatı yapmaya başladık. Bu sanatı babamızın teşvikiyle öğrendik. Yıllardır da hala bu meslekle uğraşıyorum" dedi. "Bir parçanın antika olabilmesi için işlenmiş olması lazım" Her eski malzemenin antika olmadığının altını çizen Kaya, "Eski malzemenin üzerine sanat yapılması lazım. El emeği göz nuru bir emeğin olması lazım. Bir de yapılan malzemenin üzerindeki sanatkarın çalışmış olduğu maden de önemlidir. Orijinal Osmanlı kale tüfeği üzerine yapılan çalışma bile alüminyum sarı telle değil de altın gümüş kakma sanatıyla yapılması lazım. Ticaret amaçlı alüminyum çalışma yapıyorlar. Bu tür eşyalara ‘orijinal’ diyorlar ama orijinal olmadığını, imitasyondan yapıldığını söylemeleri lazım. Her malzeme antika değildir. Antika üzerinde sanat, emek ve göz nuru olmalıdır. Antika eserin tarihi olarak, özgeçmiş olarak antik bir zamanı bünyesinde barındırması lazım. Eserin üzerinden 100 yıl geçmesi lazım. Bir parçanın antika olabilmesi için işlenmiş olması lazım. Eski orijinal malzemeleri yeni döküm olarak yapıyorlar. Sosyal medyada da görüntüyle alıcıyla satıcı arasında bir haberleşme oluyor. Resim gönderiliyor. Satıcı arkadaşımızda, ‘bu eser orijinal mi?’ diye soruyor. Evet, belki resimde orijinal gibi gözüküyor diye orijinal diye satılıyor. Esnaf arkadaşlarımızın buna çok dikkat etmesi lazım" diye konuştu.