GÜNDEM - 28 Ocak 2026 Çarşamba 11:01

Samsun’dan dünyanın zirvesine 7 bin kilometrelik pedal

A
A
A
Samsun’dan dünyanın zirvesine 7 bin kilometrelik pedal

Samsunlu beden eğitimi ve spor öğretmenliği mezunu Coşkun Keskiner, çocukluk hayalini gerçekleştirmek için çıktığı bisiklet yolculuğunda 7 bin kilometre pedal çevirerek Nepal’e ulaştı. Keskiner, zorlu yolculuğun ardından 5 bin 364 metre yüksekliğindeki Everest Base Camp’e bisikletiyle ulaşmayı başardı.


Samsun’da yaşayan 35 yaşındaki Coşkun Keskiner, dünyanın en yüksek dağı Everest’i bisikletiyle görmek için Samsun’daki evinden yola çıktı. Aylar süren yolculuğunda Türkiye, İran, Hindistan ve Nepal’i geçen Keskiner, toplamda 7 bin kilometrelik parkuru tamamladı. Nepal’e ulaştıktan sonra asıl hedefi olan Everest Base Camp’e çıkan Keskiner, bisikletle çok az kişinin denediği bir rotayı başarıyla tamamladı.



"Sonunda hayalimi gerçekleştirdim"


Yaşadığı süreci anlatan Coşkun Keskiner, "Bisikletimle dünyanın en yüksek dağını görebilmek için Samsun’daki evimden yola çıkarak Nepal’e kadar bisiklet sürdüm. Yaklaşık 7 bin kilometrelik bir serüvenin ardından bu hedefime ulaştım. Nepal’e vardıktan sonra da asıl hedefim olan 5 bin 364 metre yüksekliğindeki Everest Base Camp’e çıktım. Bu rota yürüyüşçüler arasında oldukça meşhur ancak bisikletle çok fazla denenmiyor. Uzun yıllardır ‘acaba yapabilir miyim’ diye düşünüyordum. Sonunda hayalimi gerçekleştirdim" dedi.



"47 derece sıcaklıkta su ve yiyecek bulmak çok zordu"


Yolculuğunun bin kilometresini Türkiye’de tamamladığını belirten Keskiner, "Yaklaşık 3 bin 500 kilometre İran’da, 2 bin kilometre Hindistan’da, kalan kısmı ise Nepal’de geçti. Yolculuk boyunca çok güzel anılar biriktirdim ama ciddi zorluklar da yaşadım. İran’ın son bin kilometresi neredeyse tamamen çöldü. Yerleşim yeri yok denecek kadar azdı. 47 derece sıcaklıkta su ve yiyecek bulmak çok zordu. Kum fırtınasına yakalandım" diye konuştu.



"Pakistan sınırında savaş vardı"


Pakistan sınırında savaş nedeniyle beklemek zorunda kaldığını ifade eden Keskiner, "Pakistan sınırına geldiğimde Hindistan-Pakistan savaşı nedeniyle sınır kapalıydı. Haftalarca sınırda bekledim. Savaş sona ermesine rağmen sınır açılmayınca rotamı değiştirmek zorunda kaldım. Hindistan’a uçtum ancak bisikletim İran Havalimanı’nda kaldı. Hindistan’da bisikletimin bana ulaşması için yaklaşık bir ay bekledim" ifadelerini kullandı.



Muson yağmurlarında 2 bin kilometre pedal


Muson yağmurları altında binlerce kilometre pedal çevirdiğini söyleyen Keskiner, "Bisikletim geldikten sonra tekrar yola çıktım. Bu kez muson yağmurlarına yakalandım ve yaklaşık 2 bin kilometreyi yağmur altında sürdüm. Everest Base Camp’e çıkarken çok fazla basamak var. Asıl zorluk da burada başlıyor. 3 bin 500 metrelerden sonra oksijen seviyesi ciddi şekilde düşüyor. Gece uyuyamadım, nefes almakta zorlandım" dedi.



"Sponsorum olmadan bu yolculuğu yapıyorum"


Hedefine ulaşmanın mutluluğunu yaşadığını dile getiren Keskiner, "5 bin 364 metreye çıktığınızda etrafınızda devasa dağlar var. Orada insan bu evrende ne kadar küçük olduğunu hissediyor. Şu anda bisiklet turlarıma devam ediyorum ve Vietnam’dayım. Herhangi bir sponsorum yok. Kendi imkanlarımla bu yolculukları yapıyorum. Türkiye’ye dönüp çalışıyor, sonra yeniden yola çıkıyorum" şeklinde konuştu.



Samsun’dan dünyanın zirvesine 7 bin kilometrelik pedal

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Durak kavgası cinayete dönmüştü: Baba ve oğluna 15 yıl 10 ay hapis Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde istediği durakta inemediği için şoförle tartışan Erdal Kara’nın, otobüs sahibinin oğlu tarafından öldürülmesine ilişkin açılan davada karar çıktı. Konuşmak istediğini ancak Kara’nın elinde orakla gelerek kendisini yaraladığını söyleyen sanık, "Babamı korumak istedim. Korkuyla yere doğru ateş ettim" dedi. Sanık, "haksız tahrik" indirimi de uygulanarak 11 yıl 8 ay hapse çarptırıldı, babasına ise 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Olay, 30 Ağustos 2024’de Suadiye Mahallesi Karadere Caddesi’nde meydana geldi. Erdal Kara (50), eşi ile birlikte özel halk otobüsüne bindi. Bir süre sonra inmek için düğmeye basan Kara, aracın biraz daha ileride durması sebebiyle şoför Emirhan S. ile tartıştı. Şoförün duramadığını söylemesi üzerine Erdal Kara’nın, Emirhan S. ve otobüs sahibine küfür ederek araçtan indiği iddia edildi. Yaşananların otobüs sahibi Nizam Kıvanç ile oğlu Bedirhan Kıvanç’a anlatılmasıyla olay daha da büyüdü. Bedirhan Kıvanç, Emirhan S. ile birlikte Erdal Kara’nın evinin önüne gitti. Bir süre sonra Nizam Kıvanç da olay yerine geldi. Burada çıkan kavgada Bedirhan Kıvanç, tüfekle Kara’ya ateş etti. Kanlar içinde kalan Kara, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Gözaltına alınan Bedirhan Kıvanç çıkarıldığı mahkemece tutuklandı, babası ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. "Korku ve panikle ayaklarına doğru ateş ettim" Olayla ilgili açılan dava, Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam etti. Duruşmaya tutuklu sanık Bedirhan Kıvanç, tutuksuz sanık Nizam Kıvanç ve taraf avukatları katıldı. Savunması için söz hakkı verilen tutuklu sanık Bedirhan Kıvanç, "Babam beni azmettirmedi. Babamdan emir almadım, emir verse de böyle bir şey yapmam. Emirhan gelip olayı anlatınca, Erdal abi ile konuşmak amacıyla kendisini aradım ve evinin önüne gittim. Kavga için gitmedim. Erdal abi elinde orakla geldi. Orağı boynuma doladı. Orağı elimle tutmasaydım kafama darbe alacaktım ve ölecektim. Elim sayesinde hayatta kaldım. Babam geldi ancak yine durmadı. Babama, ’Seni öldüreceğim’ dedi. Babam 65 yaşında, kendini koruyacak durumda değil. Bagajdan tüfeği aldım, 2 el havaya ateş ettim, durmayınca korku ve panikle ayaklarına doğru ateş ettim. Kan görünce silahı bıraktım. Emirhan’ı ilk yardım yapsın diye bıraktım. Keşke öyle bir şey olmasaydı, küçücük bir hırs bizi bu duruma getirdi, pişmanım" diye konuştu. Azmettirme suçundan yargılanan tutuksuz sanık Nizam Kıvanç ise "Suçlamaları kabul etmiyorum. Çocuğumu orakla darp etti. Onun elinden kurtulup bana doğru geldi. Azmettirmedim, yapacak olsam kendim yapardım" şeklinde konuştu. Karar Mahkeme heyeti, sanık Bedirhan Kıvanç’ı "kasten öldürme" suçundan haksız tahrik indirimiyle 11 yıl 8 ay, Nizam Kıvanç’ı ise "suça yardım etme" suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırdı.
Isparta Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor Isparta’da Tuz Gölü Havzası’nda yetişen halofit bitkilerin tuzlu toprakların ıslahında kullanılıp kullanılamayacağı araştırılıyor. Bu bitkilerin biyokimyasal içerikleri de incelenerek, tıp, eczacılık, kozmetik ve gıda gibi alanlarda yüksek değerli bileşenlere dönüştürülme potansiyelinin yanı sıra antikanser özelliklerinin belirlenmesi hedefleniyor. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar yürütücülüğündeki "Tuz Gölü Havzası’nda Yetişen Bazı Halofit Bitki Türlerinin Tuzlu Toprakların Islahı ve Yüksek Değerli Metabolit Kaynağı Olarak Değerlendirilme Potansiyellerinin Belirlenmesi" adlı çalışma, TÜBİTAK’ın bu yıl desteklediği projeler arasında yer aldı. Projede Tuz Gölü Havzası’na doğal olarak uyum sağlamış halofit bitki türlerinin topraktaki tuzu bünyelerine çekme kapasiteleri araştırılarak, tuzlanma nedeniyle verimliliği düşen tarım alanlarının bitkisel yöntemlerle yeniden üretime kazandırılması amaçlanıyor. Ayrıca bu bitkilerin tuz stresine karşı geliştirdiği fizyolojik ve biyokimyasal adaptasyon mekanizmaları da detaylı olarak incelenecek. Halofit bitkiler yüksek katma değerli ürüne dönüştürülecek Halofit bitkiler, yüksek tuz içerikleri nedeniyle gıda veya hayvancılıkta doğrudan kullanılamıyor. Bu nedenle proje, bu bitkilerin biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesine ve tıp, eczacılık, kozmetik, gıda ve parfümeri gibi alanlarda doğal katkı maddesi, antioksidan, antimikrobiyal ya da antikanser bileşen olarak kullanılabilirliklerinin değerlendirilmesine odaklanıyor. Kanser tedavisinde kullanılabilecek bitkisel bileşenlerin antikanser potansiyeli de bilimsel yöntemlerle incelenecek. Elde edilecek verilerle halofit türlerinin tarımsal atık olmaktan çıkarılarak, yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi hedefleniyor. Tuzlanmış tarım alanları yeniden üretime kazandırılacak Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar, "Yaklaşık 3 yıllık bir süreci kapsayacak olan bu proje, Aksaray Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve mensubu olduğum Üniversiteden değerli akademisyen arkadaşlarımızla birlikte yürütülecektir. Multidisipliner bir anlayışla hazırladığımız bu projenin temel amacı, doğal ya da insan kaynaklı yanlış uygulamalar sonucu tuzlanarak tarım toprağı özelliğini yitiren alanların ıslah edilerek yeniden tarıma kazandırılmasıdır" dedi. "Bitkilerle tuzlu toprakları iyileştirmeyi hedefliyoruz" Prof. Dr. Baydar, halofit bitkilerin topraktaki tuzu bünyelerine çekme gücüne dikkat çekerek, "Bu kapsamda toprak ıslahında bitkileri kullanmayı planlıyoruz. Çünkü bazı bitkiler, topraktaki tuzu absorbe ederek bünyelerinde biriktirme kapasitesine sahiptir. Biz de bitkilerin bu özelliklerinden yararlanarak tuzluluk gibi önemli bir stres faktörüne karşı topraklarımızı iyileştirmeyi ve yeniden tarıma kazandırmayı hedefliyoruz. Çalışmamızda özellikle Tuz Gölü Havzası gibi ekstrem ve tuzlu toprak koşullarına adapte olmuş türleri değerlendirmeyi amaçlıyoruz. İçerisinde endemik türlerin de bulunduğu 10 farklı bitki türünün topraktaki tuzu bünyelerine alma ve biriktirme kapasitelerini inceleyerek, bu türlerin tuzlu toprakların ıslahında ne derece kullanılabilir olduğunu belirlemeye çalışacağız" şeklinde konuştu. "Tarımsal atığı yüksek katma değerli ürüne dönüştürmeyi planlıyoruz" Halofit bitkilerin ekonomik değerine yönelik çalışmaları anlatan Baydar, "Bu bitkiler yüksek tuz içeriğine sahip olduklarından insan veya hayvan beslenmesinde doğrudan kullanılamamaktadır. Bu nedenle toprak ıslahı için kullandığımız bitkileri hasat sonrası tarımsal atık olmaktan çıkarıp ekonomiye kazandırmaya yönelik çalışmalar da planladık. Bu kapsamda üzerinde çalışacağımız bitkilerin şimdiye kadar biyokimyasal açıdan detaylı bir analizinin yapılmadığını gördük. Öncelikle bu türlerin biyokimyasal içeriklerini ortaya çıkaracağız. Ardından tıp, eczacılık, gıda, kozmetik ve parfümeri gibi alanlarda yüksek katma değerli metabolit kaynağı olarak kullanılabilme potansiyellerini değerlendireceğiz. Tıp ve kozmetikte kullanılan hammaddelerin büyük çoğunluğunun bitkisel kökenli olduğu bilinmektedir. Biz de bu bitkileri tarımsal atık olmaktan çıkararak doğal katkı maddesi, doğal antioksidan kaynağı ya da değerli bileşenler olarak kullanılabilir hale getirip getiremeyeceğimizi araştıracağız. Ayrıca insan patojenlerine karşı etkilerini belirlemek için antimikrobiyal analizler yapacağız. Günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri olan kansere yönelik olarak da, kolay ulaşılabilir, ekonomik ve etkili bileşenlere sahip bitkilerin antikanser potansiyelini değerlendireceğiz. Bunun yanı sıra, hem tıp hem de kozmetik alanında kullanılmak üzere bu bitkilerden elde edilen ekstraktların yara iyileştirici ve cilt üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik analizler gerçekleştireceğiz" ifadelerini kullandı. Tuz toleransının sırları araştırılacak Projenin bilimsel hedeflerini özetleyen Prof. Dr. Baydar, "Projemizin bir diğer önemli amacı ise tuz stresine karşı bitkisel adaptasyon ve toleransın altında yatan fizyolojik ve biyokimyasal mekanizmaları ortaya çıkarmaktır. Özetle tuzlu toprakları bitkiler aracılığıyla ıslah edebilir miyiz ve ıslah için kullanılan bu bitkileri ekonomiye kazandırabilir miyiz? Çalışmamızın temel amacı bu sorulara bilimsel yanıt üretmektir. Yaklaşık 3 yıl sürecek olan projemizin sözleşmesinin önümüzdeki birkaç ay içinde imzalanmasını öngörüyoruz" diye konuştu. Genç araştırmacılar için büyük bir deneyim fırsatı Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü’nde doktora eğitimi gören İlknur Albayrak, "Biz, daha önceki proje çalışmalarında olduğu gibi Nilgün hocamızın danışmanlığında birçok projede yer alma fırsatı bulduk. Şu anda desteklenmeye hak kazanan bu projede de hem yazım aşamasında hem laboratuvar çalışmalarında hem de sonuçların raporlanması sürecinde hocamızın bize yer vermesi, bizim için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu projede daha çok laboratuvar analizlerinde hocamıza destek olmak amacıyla bulunuyoruz. Bu süreç, bizim için çok değerli bir deneyim niteliği taşıyor. Proje disiplinini, laboratuvar çalışmalarını ve araştırma kültürünü öğreniyor olmayı, akademik hayata adım atmadan önce bizim açımızdan büyük bir şans olarak değerlendiriyorum" şeklinde konuştu.