KÜLTÜR SANAT - 02 Eylül 2024 Pazartesi 14:33

3. kuşak zurna imalatçısı, çocukları ilgi göstermeyince mesleğinin son temsilcisi oldu

A
A
A

Tokat’ta yaşayan Oktay Dursun, dedesinden miras kalan zurna yapımını sürdürüyor. 3. kuşak zurna yapımcısı olan Dursun, çocuklarının mesleğe ilgi göstermemesi ve çırak bulamaması nedeniyle mesleğin son temsilcisi.

Tokat’ın kültürel miraslarından biri olan zurna yapımı, 47 yaşındaki Oktay Dursun tarafından yaşatılmaya devam ediyor. 36 yıldır atölyesinde zurna ve davul imal eden Dursun, 11 yaşında dedesiyle başladığı mesleğin artık son temsilcisi. Diğer zurnalar günde 5 adet üretilirken, Tokat zurnasının birinin tornadan geçirilmesi, deliklerinin açılması, tel takılması ve boyanması işlemleri 3 gün sürüyor. Dursun’un zurna yapımında karşılaştığı zorluklar sadece zaman ve malzemelerle sınırlı kalmıyor. Dursun’un çırak bulamaması ve çocuklarının mesleğe ilgi göstermemesi, mesleğini tek başına yaşatmasına neden oldu. 3’üncü kuşaktan öğrendiği bu geleneksel sanat dalında zamanla yarışan Dursun, zurna yapımındaki ustalığıyla kültürel açıdan örnek teşkil ediyor.

3. kuşak zurna imalatçısı, çocukları ilgi göstermeyince mesleğinin son temsilcisi oldu

“Dedem telli zurnaya 60 yılını verdi”

Zurna çalmayı bilmese de 36 yılda yüzlerce zurna imal eden Oktay Dursun; “Dedem zurna yapıyordu. Benim de ustamdı. İlkokul 4’üncü sınıftan ayrıldıktan sonra dedemin yanında aktif bir şekilde çalışmaya başladım. 36 yıldır bu mesleği yapıyorum. Dedemden öğrendiğim şekilde zurna ve davul yapıyorum. Dedem 2002 yılında vefat ettikten sonra bütün iş bana kaldı. Dedemin yanında çıraklığım ve kalfalığım geçti. Dedem öldükten sonra da ustalığı sırtlanarak bu görevi devraldım. Dedem Tokat telli zurna yapıyordu. Telli zurnaya dediğimiz bir model için 60 yılını vermiş bir ustaydı. Şimdi dedemden öğrendiklerimle Türkiye’nin tamamına zurna yapar vaziyetteyim. Ben zurna çalmayı bilmiyorum. Dedem hem çalıyor hem de imalatını yapıyordu. Ben sadece imalatı ile meşgulüm” dedi.

3. kuşak zurna imalatçısı, çocukları ilgi göstermeyince mesleğinin son temsilcisi oldu

“Babadan oğula geçmedi”

Kendisinden sonra bu mesleğin noktalanacağını söyleyen Dursun; “Ben bu işi dedemden devraldım. Yani bizde babadan oğula geçmedi. Dedem de dedesinden devralmış. Ben soyumda 3’üncü göbeğim. Benden sonra büyük bir ihtimalle noktalanacak. Çocuğum ilgi göstermedi. Kendi tercihidir. Yapacak bir şeyim yok” diye konuştu.

3. kuşak zurna imalatçısı, çocukları ilgi göstermeyince mesleğinin son temsilcisi oldu

“Tokat zurnası 3 gün sürüyor”

Dursun, “Tokat telli zurnanın yapım aşaması 3 gündür. 12 saatte 4 veya 5 adet Sivas tipi zurna elinin hızı ve pratikliğine göre atabilirsin. Tokat zurnasını mümkün değil çıkartamazsın. Tokat telli zurnasının aşamalarında yağ sürüyorsun, 5 saat çekmesini bekliyorsun. Çektikten sonra ‘gomalak cila’ diye adlandırdığımız el yapımı cilayı 5 saatte bir cila işlemini tekrarlıyoruz. Yapımı üç gün sürüyor” şeklinde konuştu.

3. kuşak zurna imalatçısı, çocukları ilgi göstermeyince mesleğinin son temsilcisi oldu

Yasin Kıras - Yunus Çiftci

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Aldemir: "Limon ithalatında vergi düzenlemesi hem üreticiyi hem tüketiciyi koruyacak" AK Parti Mersin İl Başkanı Adem Aldemir, Ticaret Bakanlığı tarafından limon ithalatında uygulanan gümrük vergisine yönelik yapılan yeni düzenlemenin, hem üreticiyi hem de tüketiciyi korumayı amaçladığını söyledi. Başkan Aldemir yaptığı açıklamada, tarım ve gıda ürünlerinde arz güvenliğinin sağlanması ve piyasada oluşabilecek spekülatif fiyat hareketlerinin önüne geçilmesi amacıyla Ticaret Bakanlığının önemli bir adım attığını belirtti. Bu kapsamda limon ithalatında uygulanan gümrük vergisinin 31 Temmuz 2026 tarihine kadar geçerli olmak üzere yüzde 10 olarak yeniden düzenlendiğini ifade etti. Mersin’in, Türkiye’nin en önemli limon üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Aldemir, düzenlemenin hem piyasa dengesi hem de üreticinin korunması açısından önemli olduğunu dile getirdi. Aldemir, "Bilindiği üzere Mersin ilimiz Türkiye’de limon üretiminin merkezi konumundadır. Devletimiz üreticimizin emeğini korurken aynı zamanda tüketicimizin de uygun fiyatlarla ürüne ulaşmasını sağlamak adına dengeli bir politika yürütmektedir. Limonun hasat dönemi de dikkate alınarak 1 Ağustos 2026 tarihinden itibaren ithalatta gümrük vergisi tekrar yüzde 54 seviyesine çıkarılacaktır. Bu uygulama yerli üreticimizin korunmasına katkı sağlayacaktır" dedi. Hükümetin tarım ve gıda piyasalarını yakından takip ettiğini belirten Aldemir, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hükümetimiz, hem üreticimizin emeğini hem de vatandaşımızın alım gücünü koruyacak politikaları kararlılıkla uygulamaya devam etmektedir. Tarım ve gıda ürünlerinde fiyat istikrarını sağlamak, piyasayı dengede tutmak ve üreticimizi desteklemek adına gerekli tüm adımlar atılmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
Eskişehir "Okullarda Şiddet ve Akran Zorbalığı" Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, akran zorbalığını yalnızca iki öğrenci arasındaki bir sorun olarak değil, okul, aile ve öğrencilerin birlikte ele alması gereken bir sistem sorunu olarak değerlendirmek gerektiğini belirtti. "Okullarda Şiddet ve Akran Zorbalığı" konusunu ilgili değerlendirmelerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, akran zorbalığında seyirci kalmanın çoğu zaman sessiz kalmak olmadığını, zorbalığın sürmesine katkıda bulunmak olduğunu belirtti. Akran zorbalığının yalnızca iki öğrenci arasında yaşanan bireysel bir çatışma olarak görülmemesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, zorbalığın tekrarlayıcı bir niteliğe sahip olduğunu ve taraflar arasında güç eşitsizliğinin bulunduğu durumlarda sistematik bir sorun haline geldiğini ifade etti. Zorbalıkla mücadelede yalnızca zorbayı cezalandırmaya ya da mağdura yönelik bireysel müdahalelere odaklanmanın yeterli olmayacağını vurgulayan Şahbudak, okul ortamı, aileler ve öğrencilerin dâhil olduğu bütüncül bir yaklaşımın önemine dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: "Akran zorbalığı dediğimiz zaman aslında birebir bir çatışmadan ya da bir akran tartışmasından bahsetmiyoruz. Bu sürecin kronik olması, tekrarlayıcı zeminde olması önemli. Taraflar arasında güç eşitsizliğinin olması önemli ve sistematik bir hale geldiğinde akran zorbalığı diyoruz. Akran zorbalığı dediğimiz zaman müdahale sırasında sadece zorba ya da sadece mağdura yönelik bir müdahaleden değil, aslında sisteme yönelik bir müdahaleden bahsetmek mümkün. Zorbanın okuldan uzaklaştırılması ya da sadece mağdura yönelik bir müdahaleden bahsetmiyoruz. Orada bir sorun var ve bu sorun aslında ailelerin de dahil edildiği bir sistem sorunu olarak görülür ve okul içerisinde ele alınırsa o zaman çözüm çok daha kolay oluyor. "Sessiz kalmak zorbaya yardım etmektir" Çözüm dediğimizde aslında öğrencilerin de içine dahil edildiği, öğretmenlerin ve ailelerin de içine dahil edildiği çözümden bahsediyoruz. Söylediğimiz şey aslında seyircilerin de ortamdaki zorbalığa müdahil olması. Çünkü seyirci kalmak demek aslında sessiz kalmak demek değil. Aslında zorbaya yardım etmek demektir. Ve zorbanın okuldan uzaklaştırılması çoğu zaman bir çözüm olmuyor. Aksine bir sistem sorunu olarak ele alırsak eğer bir süre sonra mağdurun da zorlu olabileceğini düşünmemiz gerekiyor ve bunu bu şekilde ele alırsak aslında hepimizin üzerine düşen sorumluluklar var. Bir zorbayı cezalandırmaktansa hem akan zorbalığı yapan kişinin hem de mağdurun ruhsal olarak güçlendirilmesi ve değerlendirilmesi, mutlaka sisteme ailelerin de dahil edilmesi ve ailelerin de bu konuda sorumluluk alması önemli. Aslında öğrencilerin kendisine de adalet duygusunu sağlamak üzere bir sorumluluk verilmesi önemli. Seyirci kalmıyoruz. O sırada akran zorluğuna uğrayan kişiye hemen müdahale edemesek bile sonradan müdahale etme şansımız var ve bunu özellikle değerlendirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Bunu bir sistem sorunu olarak ele alırsak çözüme ulaşmak çok daha kolay. Çünkü orada birebir bir zorbayı cezalandırdığımızda aslında sistemin çarkları dönmeye devam ediyor. "Hem zorba, hem mağdur için ruhsal yardım mümkün" Ergenlik döneminde akran ilişkileri oldukça önemli. Bu akran grubunda kabul görmek, dışlanmama ihtiyacı aslında kişiliğin de belirleyici yanlarından biri oluyor. Kimlik gelişiminde bunlar da önemli. Hem zorba için hem mağdur için aslında bir ruhsal etkilenme varsa yardım arayışında olmak sadece okul ikliminde çözülebilen sorunlardan bahsetmiyoruz. Aileler de bu konuda sorumluluk alarak ruhsal yardım ihtiyaçlarını görmezden gelmemeli ve bununla ilgili destek almalı. Hem zorba hem mağdur için ruhsal yardım mümkün ve aslında bu çocukların her birini suça sürüklenen çocuk ya da zorba çocuk olarak etiketlemeden önce onlar, bizlerin çocukları ve mutlaka yardımla değiştirebileceğimiz şeyler var. Bu umudu aşılayarak bitirmek istiyorum. Çünkü özellikle yardım alırsak değiştirebileceğimiz çok fazla şey var."