KÜLTÜR SANAT - 10 Ocak 2026 Cumartesi 08:57

Uzungöl’e ‘Kış Festivali’ dopingi

A
A
A

Uzungöl, 23-25 Ocak 2026 tarihlerinde ilk kez düzenlenecek Uzungöl Kış Festivali ile turizmde yeni bir döneme hazırlanıyor.

Trabzon’da ilk kez düzenlenecek olan Uzungöl Kış Festivali, 23-25 Ocak 2026 tarihleri arasında doğa, kültür ve eğlenceyi bir araya getirecek. Uzungöl’de üç gün sürecek festivalde katılımcılar kış sporları, yöresel lezzetler ve kültürel etkinlikler sunulacak. Etkinlikler kapsamında ayrıca 6 bin 161 kişinin katılımıyla rekor horon denemesi yapılacak.

Festival öncesi bölgede turizm hareketliliği de başladı. Organizasyon kapsamında otellerde sabit fiyat uygulamasına geçilirken, konaklama tesislerindeki doluluk oranlarının yüzde 50-55 seviyelerine ulaştı. Uzungöl’ün kış turizmi potansiyelini artırması hedeflenen festivalin, bölge ekonomisine ve tanıtımına önemli katkı sağlaması bekleniyor.

Uzungöl Kış Festivali Komite Başkanı Yavuz İnan, çok yoğun bir katılımın olacağını belirterek hazırlıkların sürdüğünü söyledi. Uzungöl için yıllardır böyle bir festivalin beklendiğini kaydeden İnan, "Uzungöl için böyle bir festival bekleniyordu onun için çok önemsiyoruz. Çok güzel bir festival ile insanlara o bekledikleri festivalin cevabını vereceğiz. Festivalde yerel ve ulusal sanatçılarımız olacak. Bu isimler katılımcılar için sürpriz olacak. İnsanlar doyasıya eğlenecek. DJ performansları ve geniş katılımlı bir horon rekoru denememiz olacak. 6 bin 161 kişilik bir horon halkası denemesi yapacağız. İnşallah bir ilk olacak. Festivalde gölde su jeti gösterileri ve çocuklara yönelik gösterimiz olacak. 260 metrelik bir kayak pisti olacak. İstiyoruz ki herkes şambrellerini alsın gelsin. Heyecanlı ve uzun soluklu bir etkinlik olmasını istiyoruz. Ücretsiz yemek hizmetimiz olacak. Beklenen bir festivalin karşılığını inşallah güzel bir şekilde karşılık vereceğiz" dedi.

30 bin kişilik bir katılım beklentisi olduğunu vurgulayan İnan, "Festivale gelecek misafirlerimize otoparklar ücretsiz olacak. Otel fiyatlarında da sabit fiyatlar belirledik. İnsanların bütçelerine uygun bir festival hayal ettik. Kontrollü bir şekilde trafik akışı sağlanacak. Festivale katılım sayısını 30 bin kişi olarak hesapladık. Devlet yetkililerinin desteğiyle trafik ve otopark konularında sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyoruz. Yoğun kar olmasına karşın Ulaştırma ve Altyapımızı Bakanımız ile görüştük. Bu konuda yardımcı olacaklar. Yollarımız açık olacak" ifadelerini kullandı.

Ozan Köse

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Kurban Bayramı’nda sofraların gözdesi Kahramankazan kavurması Ankara’da 1956’dan bu yana aynı yöntemle hazırlanan ve bayram sofralarının meşhur kavurması olan Kahramankazan kavurmasında Kurban Bayramı öncesi yoğun mesaiye başlandı. Kurban Bayramı öncesi Kahramankazan ilçesinde 1956’dan bu yana aynı bakır tencerede ve meşe odunlu özel sobada pişirilen meşhur Kahramankazan kavurması için hazırlıklar başladı. Kuşaktan kuşağa aktarılan lezzetin püf noktaları arasında dananın kol eti, ince doğrama tekniği ve kısık ateşte uzun süre pişirme yer alıyor. Saraykent’te şubesi bulunan usta Ali Özarslan, Kahramankazan kavurmasının yapım sürecini İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine anlattı. "Kavurmamız, Karamankazan’da ünlü bir kavurmadır" Toplam 4 şubenin olduğunu, 3’üncü ve 4’üncü kuşak olarak kavurmacılığı devam ettirdiğini belirten Ali Özarslan, "Meşhur kavurmamız, Karamankazan’da ünlü bir kavurmadır. Bizim kavurmamız dananın koludur. Kolu yumuşak, lokum ettir. Kolu ince ince derisinden ayıklarız. Ayıkladıktan sonra sinirlerini alırız. Aldıktan sonra lokum eti haline ince ince getiririz. Sonra bizim 1956’dan beri olan bakır tenceremiz var. Bakır tenceremizde bunu yağ ile beraber harmanlarız. Harmanladıktan sonra içine olmazsa olmaz soğanımız var. İnce ince soğanlardan kıyarız. Soğanlarımız 2 saat içinde yavaş yavaş eriyerek görünmez hale gelir. Görünmez hale geldikten sonra servise hazır olan kavurmamızı sunarız" dedi. "Sobamızın üzerinde 1956’dan beri olan bakır dövme tencerelerimiz var" Bakır tencere ve özel yapım sobanın yapımı ile hikayesini anlatan Özarslan, "Bizim sobamız Bursa yapımıdır. Allah rahmet eylesin sobayı yapanlarımız öldü, şu anda yapanları yok. Sobamızın içinde meşe odunu vardır. Sobamızın üzerinde de 1956’dan beri olan bakır dövme tencerelerimiz var. Bu bakır dövme tencerelerimizde kavurmamız lokum eti haline gelir. Normalde tüpte pişirmeyiz. Tüpte pişse bu kavurmamız 1 saat içinde falan olur ama sobanın üzerinde olduğu için yaklaşık 2 saatte kavurmamız yenecek hale gelir" ifadelerini kullandı. "Doğrama şekline kelebek et deriz" Kahramankazan kavurmasının yaprak halinde doğranmasını anlatan Özarlsan, "Kavurmamızın eti buttan olursa butlar genellikle küp küp olur. Ama dananın kolu olursa, kolu yumuşak bir ettir. Etin de doğrama şekline kelebek et deriz biz. Kelebek şeklinde kesersek lokum eti haline geliyor" diye konuştu. "Soğanı koyduktan sonra kısık ateşte kavurmamızı pişireceğiz" Kavurmanın püf noktasına değinen Özarslan, "Dananın kolunu kullanacağız. Dananın kolunu kullandıktan sonra bakır tenceremiz varsa bakır tenceremiz daha güzel olur kavurma için. Diğer tencerelerde olmaz mı? Olur. Bakır tencerede daha iyi bir şekle gelir. İnce ince doğranmış soğan koyacağız. Soğanı koyduktan sonra kısık ateşte kavurmamızı pişireceğiz. Çok ateşe atarsak kavurmamız bir anda yağa biner ve kavurmamız özelliğini kaybeder. Kısık ateşte yaparsak yaklaşık 2 saat içinde lokum eti haline gelir" şeklinde konuştu. "İlk başta tuzu kuzuya atabilirler ama danaya başta tuz atılmaz" Aynı zamanda Kurban Bayramı’nda kavurma yapacak vatandaşlara öneride bulunan Özarslan, "Lokum et haline gelene kadar karıştırsınlar. Biz üzerine yağ binmesi deriz. Pişip pişmediğini oradan anlarız. Tuzunu da en son atsınlar. Bazıları tuzu ilk başta atıyor. İlk başta attıkları için kavurmanın eti sert olur. İlk başta tuzu kuzuya atabilirler ama danaya başta tuz atılmaz. En büyük yanlışlardan birisi bu. Tuz atarlarsa tuz pişirmez" dedi. "Kesim tarzı farklı olduğu için daha yumuşak, etin aroması daha iyi hissediliyor" İşletmeye yakın bir muhitte çalıştığını söyleyen İsa Ekmen, "Öğle araları zaman zaman gelip kavurmanın lezzetini tadıyoruz. Eti farklı olsa gerek. Kesim tarzı da farklı olduğu için daha yumuşak ve etin aroması daha iyi hissediliyor. Onun için tercih ediyoruz. İzin gününde özellikle gelip yemek için uğramak istedik" ifadelerine yer verdi.
Trabzon Karadeniz’in doğal mirası "komar çiçeği" ve "deli bal" için coğrafi değer ve bilinçli tüketim uyarısı Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, Karadeniz’in doğal florasında önemli bir yere sahip komar çiçeklerinden elde edilen ’deli bal’ın bölgenin kültürel ve ekonomik değerleri arasında yer aldığını belirterek, bu balın bilinçsiz tüketiminin oluşturabileceği sağlık sorunları konusunda uyarıda bulundu. Gündüz, halk arasında komar, zifin veya orman gülü olarak bilinen Rhododendron türü bitkilerin Doğu Karadeniz’in doğal ekosisteminin en önemli parçalarından biri olduğunu kaydederek bölge için coğrafi değer taşıdıklarını söyledi. Komar çiçeklerinin yalnızca görsel açıdan değil, bölgenin arıcılık kültürü bakımından da önemli bir biyolojik zenginlik oluşturduğunu ifade eden Gündüz, bu çiçeklerden elde edilen ve halk arasında "deli bal" olarak bilinen ürünün yüzyıllardır Karadeniz kültürünün bir parçası olduğunu dile ifade etti. Prof. Dr. Gündüz, deli balın yalnızca tıbbi ve toksikolojik yönüyle değil, kültürel ve gastronomik yönüyle de dikkat çektiğini belirten Gündüz, "Bu ürün Karadeniz’in özgün değerlerinden biridir. Deli bal, bölgenin doğal ve kültürel kimliğiyle bütünleşmiş önemli bir marka değeri niteliği taşımaktadır" diye konuştu. "Coğrafi işaret çalışmaları önemli" Komar balının coğrafi işaret ve tescil süreçleriyle korunmasının önem taşıdığını vurgulayan Gündüz, bu tür ürünlerin geleneksel üretim kültürünü yaşattığını ve bölgesel kalkınmaya katkı sunduğunu söyledi. Deli balın içerdiği ’grayanotoksin’ maddesi nedeniyle kontrollü tüketilmesi gerektiğine dikkat çeken Gündüz, kontrolsüz fazla miktarda tüketimin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, "Komar balı içeresindeki grayanotoksin maddesi ne kadar çoksa veya grayanotoksin içeren baldan çok fazla tüketilirse zehirlenme ihtimali artar" dedi. Deli bal tüketimi sonrası tansiyon düşüklüğü, nabız yavaşlaması, baş dönmesi, baygınlık ve ritim bozukluğu görülebileceğini ifade eden Gündüz, komar çiçekleri ve deli balın yalnızca bir gıda ürünü değil, aynı zamanda Karadeniz’in biyolojik çeşitliliğini, geleneksel arıcılık kültürünü ve yerel üretim hafızasını temsil ettiğini kaydetti. Gündüz, "Komar çiçeği ve deli bal, bu bölgenin kültürel mirası, kültürel değeri ve coğrafi değeridir. Komar çiçekleri, Karadeniz’in denize bakan yamaçlarında yetişen doğal ve bu bölgeye özgü bir bitkidir. Bu nedenle bölgenin önemli coğrafi değerlerinden biridir. Kültürel miras, kültürel değer ve coğrafi değer olarak komar çiçeklerini çok önemsememiz, onları ön plana çıkarmamız gerekiyor. Bu aylarda, komar çiçeklerinin yoğun olduğu bölgelere yakın alanlara petekler yerleştirildiğinde, bu çiçeklerden bal üretiliyor. Komar çiçeğinin içerisinde, "grayanotoksin" adı verilen ve zehirlenme potansiyeli taşıyan bir toksin bulunuyor. Eğer bu çiçeklerden yoğun şekilde bal üretilir ve insanlar bu balı fazla miktarda tüketirse, zehirlenme ihtimali ortaya çıkabiliyor. Ancak bunun tedavisi bulunmaktadır. Öte yandan, bu bal yüzyıllardır bölgede şifa amacıyla da kullanılmaktadır. Tansiyon düzenleyici, ağrı kesici ve enerji artırıcı etkileri olduğuna inanılan doğal bir ürün olarak birçok hastalıkta tercih edilmektedir. Bu yönüyle de bölgemiz için önemli bir kültürel değerdir. Hem komar çiçeği hem de komar balı, yani halk arasında bilinen adıyla deli bal, Karadeniz Bölgesi’nin vazgeçilmez iki önemli değeridir. Bunların gerek tescil süreçleriyle gerekse kültürel miras kapsamında ön plana çıkarılması büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu. "Deli bal zehirlenmeye yol açsa da, bu durum kontrol altına alınabilir" "Deli balın zehirlenmeye yol açabilen bir yönü olsa da, bu durum kontrol altına alınabilir" diyen Gündüz, "Deli bal zehirlenmelerinde; tansiyon düşüklüğü, nabız yavaşlaması, kusma, bilinç değişikliği, göz kararması ve bayılma gibi belirtiler görülebilmektedir. Bu durumlarda gerekli tedavileri uyguluyoruz. Deli balın zehirlenmeye yol açabilen bir yönü olsa da, bu durum kontrol altına alınabilir. Hem komar çiçekleri hem de komar balı, bu bölgenin önemli kültürel ve coğrafi değerleridir. Bunların daha fazla ön plana çıkarılması ve şehrimizin önemli bir değeri olarak değerlendirilmesi gerekmektedir" uyarısında bulundu.
Bursa "Kuraklık" değişkeni devre dışı kaldı; buğdayda rekor geliyor Ulusal Hububat Konseyi tarafından hazırlanan "2025-2026 Sezonu Hububat Rekolte Tahmin Raporu" yayımlandı. Raporda, mevcut üretim sezonunun hububat tarımı açısından son yılların en dikkat çekici iklim dönemlerinden biri olduğu ve bitki gelişiminin hava şartlarından olumlu etkilendiği belirtildi. Türkiye genelinde nisan ayında kaydedilen yağış miktarının, bitkinin sapa kalkma ile başaklanma evrelerindeki su ihtiyacını en üst seviyede karşıladığı vurgulanan raporda, rekolte tahminlerinde kuraklık değişkeninin tamamen devre dışı kaldığı bildirildi. Raporda, nisan ayı yağış ortalamasının 86,5 milimetre ile uzun yıllar ortalamasının yüzde 50 üzerinde gerçekleştiği aktarıldı. İl bazlı verilerde Siirt’in 229,3 milimetre ile en çok yağış alan kent olduğu, Antalya, Osmaniye ve Rize’de ise 66 yıllık meteorolojik kayıtların yenilendiği bilgisine yer verildi. Akdeniz’in son 24, İç Anadolu’nun ise son 23 yılın en yağışlı nisan dönemini geride bıraktığı; 1 Ekim 2025 - 30 Nisan 2026 dönemini kapsayan kümülatif yağışların ise 555,3 milimetreye ulaşarak son 66 yılın en yüksek su yılı seviyesine çıktığı kaydedildi. Türkiye’nin buğday ekim alanlarının yüzde 37’sini barındıran İç Anadolu Bölgesi’nde nisan ayı yağışlarının normalin yüzde 34 üzerinde seyretmesinin; Konya, Ankara, Eskişehir, Kırşehir ve Yozgat başta olmak üzere geniş alanlarda güçlü ve homojen bir bitki gelişimini beraberinde getirdiği ifade edildi. Konya’da son 21 yılın en yüksek nisan ayı yağışının kaydedildiği, yeterli toprak neminin kıraç alanlardaki verim beklentisini yükselttiği aktarıldı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde nisan ayında normalin yüzde 99 üzerinde gerçekleşen yağışların Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin ve Gaziantep çevrelerinde hububat gelişimini güçlü şekilde desteklediği, yoğun nem nedeniyle oluşan fungal hastalık risklerine karşı önlemlerin sürdüğü belirtildi. Akdeniz Bölgesi’nde de yağış rejiminin olumlu seyrettiği, Hatay’daki bazı alanlarda dekar başına 700 ila 800 kilogram seviyelerine ulaşabilecek verim potansiyeli öngörüldüğü açıklandı. Marmara, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde de düzenli yağışlar sayesinde üretimin geçen yıla kıyasla güçlü ilerlediği, Trakya’da ise zamanında yapılan tarımsal mücadele ile bitki sağlığının korunduğu vurgulandı. Saha gözlemleri, bölgesel fenolojik değerlendirmeler ve iklim verileri doğrultusunda mayıs ayı içinde ekstrem bir olumsuzluk yaşanmaması halinde, Türkiye’nin 2026 üretim sezonunda yaklaşık 23 milyon ton buğday, 8,7 milyon ton arpa rekoltesine ulaşabileceğinin tahmin edildiği duyuruldu. Nihai üretim miktarlarında önümüzdeki süreçte dane dolum dönemindeki sıcaklık seyrinin ve mayıs yağışlarının dağılımının belirleyici olacağı, gıda arz güvenliği kapsamında gelişmelerin yakından takip edildiği bildirildi.