- 20 Temmuz 2022 Çarşamba 11:24

Çocuklarına örnek olmak için yola çıkan balıkçı iki üniversite kazandı

A
A
A
Çocuklarına örnek olmak için yola çıkan balıkçı iki üniversite kazandı

Tunceli’nin Çemişgezek ilçesine bağlı Sakyol köyünde yaşayan Mustafa Güler, çocuklarına iyi örnek olup okumaları amacıyla teknesiyle bir yandan balık tutup diğer yandan da ders çalıştı.

Tunceli’nin Çemişgezek ilçesine bağlı Sakyol köyünde yaşayan Mustafa Güler, çocuklarına iyi örnek olup okumaları amacıyla teknesiyle bir yandan balık tutup diğer yandan da ders çalıştı. 27 yıl içinde iki üniversite kazanıp birinden mezun olan, diğerini de okumaya devam eden Güler’in en büyük hedefi elektrik ve elektronik bölümünü kazanmak.


2 çocuk babası Mustafa Güler (49, 35 yıl önce baba mesleği balıkçılık işiyle uğraşmaya başladı. Güler, balık sezonu biten dönemlerde ise tarım ve hayvancılıkla uğraştı. Tekne üzerinde bir yandan ders çalışıp bir yandan da balık tutan Güler’in zorlu işi, okuma azminin önüne geçemedi. İleride çocuklarına ve etrafındaki gençlere iyi örnek olmak isteyen Güler, 27 yıl önce Fırat Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü’nü kazandı. Buradaki eğitimini tamamlayan Güler, daha sonra evlenip dünyaevine girdi. Çalışmaya devam eden Güler’in 2 çocuğu oldu. Evlilik öncesinde okuma hayalinin bir bölümünü gerçekleştiren Güler, yaklaşık 4 yıl önce de üniversite sınavına girip Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Bölümü’nü kazandı. Hayatının her döneminde çocuklarına örnek bir baba olmak için var gücüyle hem çalışıp hem de okuyan Güler’in en büyük hedefi ise elektrik ve elektronik bölümünü kazanıp bu eğitimi de almak.



Balık sezonu ile birlikte yeniden tekneye çıktı


4 yıldır ilahiyat bölümünü okuyan balıkçı Mustafa Güler, alttan kalan üç dersini de vermesi halinde mezun olacak. Balık sezonunun açılmasıyla birlikte sabahın ilk ışıklarında balık tutmak için teknesine binen Güler, teknesinde bir yandan da ders çalışarak hayali olan elektrik ve elektronik bölümüne hazırlanıyor. Öğrenmek dışında başka bir hedefinin olmadığını belirten Mustafa Güler, "Asıl amacım, eğitim hayatlarını sürdüren iki oğluma ve gençlere örnek olmaktır” dedi.


Yıllardan beri Keban Baraj Gölü’nde balıkçılıkla uğraştığını aktaran Mustafa Güler, "Fırat Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü’nü bitirdim. Şu anda Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Bölümü son sınıfta okumaktayım. Alttan 3 dersim kaldı sadece. İş yoğunluğundan dolayı derslere katılamıyorum. İnşallah en kısa zamanda fırsatını bulursam kalan 3 dersimi de vereceğim. Okumanın yaşı yoktur. Ben üniversiteyi bir yere gelmek için okumuyorum. Gençlerimize örnek olsun diye okuyorum. Gençlerimize tavsiyem okusunlar. Bir şeyler öğrenmek için okusunlar, sınıflarını geçmek için değil. Ben çocuklarıma örnek olmak için üniversiteye gidiyorum. Küçük çocuğum beni örnek alıp benimle birlikte ders çalışıyor. Çocuklarım Elazığ merkezde okuyor, ben de işlerimden dolayı köyde kalıyorum. Merkeze çocuklarımın yanına gittiğim zaman küçük oğlum Furkan ile birlikte oturup ders çalışıyoruz. Ben okuduğum zaman o da bana bakıp okuyor. Çok uzun yıllardır balıkçılık ile uğraşıyorum. Günümün çoğu gölün üstünde geçiyor. Balık sezonu bittiği zaman benim kuzular var, onların çobanlığını yapıyorum. Bu uğraşların içerisinde de mutlaka okumaya zaman ayırıyorum. Günde 2 saat de olsa kitap okurum. Gençlere tavsiyem zamanları varken okusunlar, bizim yaşımıza geldikleri zaman fırsat bulamıyorlar" diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Zonguldak 11 kadına istihdam sağladı, iki çocuğa annelik yaptı Zonguldak’ın Devrek ilçesinde eşiyle birlikte kurdukları restoranda 11 kadına istihdam sağlayan 50 yaşındaki Yadigar Benli, çalışan bir anne olmanın zorluklarını eşinin desteği ve kadın dayanışmasıyla aştı. Anneler Günü dolayısıyla deneyimlerini paylaşan iki çocuk annesi Benli, iş hayatında kadın olmanın zorluklarını, ailesi ve çalışanlarının destekleriyle nasıl aştıklarını anlatarak kadın gücü ve aile dayanışmasının önemine dikkat çekti. "Kadın olmak ve iş kadını olmak gerçekten zor" İşletmelerinde kadın istihdamına büyük önem verdiklerini belirten Yadigar Benli, "İki çocuk annesiyim. Ailece işletiyoruz eşimle beraber. Şu an yanımda 11 çalışan kadın arkadaşım var. Onlarla bu yolda ilerlemeye çalışıyoruz" diyerek kadın dayanışmasının altını çizdi. İş hayatında karşılaştıkları zorluklara değinen Benli, "Zor günlerimiz çok oldu, kolay gelmedik tabii ki buralara. Hem çocuk, hem ev, hem aile, iş tabii ki bizi zorladı. Ama eşimle beraber ve çalışan arkadaşlarımla beraber buralardayız" ifadelerini kullandı. Yoğun bir çalışma temposu içinde olduklarını ifade eden Benli, mesai saatlerini şu sözlerle anlattı: "Mesaimiz sabah saat 6’da başlıyor. Çorbalarımızla beraber yemeklerimize geçiyoruz. Sonrasında öğlen aramız başlıyor. Günün en yoğun saatimiz öğlen arasıdır. Gün içerisinde akşam 9’a kadar devam etmekte. Akşam saat 9 gibi iş yerimizi kapatıyoruz. Buradan çıktığımızda da evimize gidiyoruz." İş ve ev arasındaki dengeyi sağlamanın yorucu olduğunu dile getiren Benli, çalışan bir anne olmanın zorlu süreçlerini şu sözlerle aktardı: "Gün içerisinde zaten çok yorgun oluyoruz. Çocuklarımıza vakit ayırıyoruz belli saatlerde. Bu şekilde devam ediyoruz. Tabii evin işi hiçbir zaman bitmiyor. Hanımlar bunu daha iyi bilirler. Kadın olmak zor. Hem iş kadını olmak hem hayatta kadın olmak gerçekten zor. Onları (çocukları) evde yalnız bırakıp gelmek, gün içerisinde çocuklarımla uzunca zaman vakit geçirememek, sadece onlara ayırdığım zamanın akşam 1-2 saat olması, bizim için zor süreçler oldu. Bu güçlüklerle birlikte onları da yetiştirdik, bugünlere getirdik çok şükür." "Annelerimiz baş tacımız" Anne olmanın tarif edilemez bir duygu olduğunu söyleyen Yadigar Benli, sözlerini Anneler Günü mesajıyla tamamladı: "Anne olmak tabii ki çok güzel bir duygu. Çocukların varlığı ayrı bir güzellik bizim için. Tabii biz de onlara karşı olan sorumluluklarımızı elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışıyoruz. Annelerimiz başımızın tacı. Onların hakkı bir gün değil, bir ömür ödenebilecek bir şey değil bana göre. Hakları hiçbir zaman ödenmez. Anneler Günü’nde başta kendi annem olmak üzere, kendim de bir anne olarak bütün annelerin Anneler Günü’nü kutlarım. Annelerimiz baş tacımız. Anneler günümüz kutlu olsun." "Kadının elinin değdiği her şey güzeldir" Yadigar Benli’nin eşi 50 yaşındaki Atilla Benli ise eşinin ticaretteki azminden övgüyle bahsetti. Geçmişte farklı sektörlerde de faaliyet gösterdiklerini söyleyen Atilla Benli, "Eşimle beraber bizim farklı sektörlerimiz de oldu. Sadece bu sektör değil; 16 yıl başka bir sektör, 4 yıl başka bir sektör, son sektörümüz bu. Eşimle tanıştığımızdan bu yana kendisi değişik ticari faaliyetlerde bulunmaya çalıştı, ticarete yönelik katkıları oldu sürekli" dedi. Eşinin iş hayatındaki güçlü karakterine dikkat çeken Benli, "Hatta kendi yerinden kendi dükkan sahibini kovmuşluğu da olmuştur. İnatçıdır ticarette, o kadar güçlüdür. Onun kararlı duruşları sayesinde, beraber aldığımız kararlar doğrultusunda bu günlere geldik" şeklinde konuştu. Başarılarının temelinde aile içi dayanışmanın yattığını belirten Atilla Benli, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerine atıfta bulunarak duygularını şu şekilde ifade etti: "Yani ’birlikten kuvvet doğar’ dedikleri bu olsa gerek. Bir iki kelimeyle ölçülebilecek bir durum değil. İnsanların, tabii bizim yaşadığımız veya çoğu insanın yaşadığı bir durum da vardır. Lakin ’kadının elinin değdiği her şey güzeldir’ cümlesiyle, ’Dünyadaki bütün güzellikler varsa bunlar kadının eseridir’ diyen Atatürk’ün bir cümlesi vardı, onunla noktalamak isterim. Bazı kelimeler yetmiyor bazen anlatmaya bazı durumları." İşletmede anne olan personellerle çalışmaya özen gösterdiklerini belirten Benli, "Şimdi torunumuzla uğraşıyoruz. O da ayrı bir duygu, ayrı bir güzellik. Ne diyelim, inşallah onun da anne olduğu günleri görürüz. Ekip arkadaşlarımız da var. Hepsi de birer anne, bir iki tane genç arkadaşımız var. Sorumluluklarını bilen insanlarla çalışmaya çalışıyoruz." "Çalışan bir kadının çocuğu olmak çok büyük bir avantaj" Çalışan bir annenin çocuğu olarak büyümenin kendisine kattığı değerleri anlatan 28 yaşındaki Neslişah Gemici, annesinin güçlü figüründen ilham aldığını söyledi. Zorlukların üstesinden ailece geldiklerini belirten Gemici, "Elbette çok zor ve daha güçlü olmanız gereken bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ben çoğu zaman annemin yanında, anneme yardım ederek, annem ve babamla birlikte hep çalışarak onların yanında oldum. Annem hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, ne kadar çalışırsa çalışsın" ifadelerini kullandı. Kardeşiyle olan dayanışmasını anlatan Gemici, "Kız kardeşim de vardı. Ona ben annelik etmek zorunda kaldım. Çünkü onun yaşı daha küçüktü. Sabah okula giderken onu ben giydirdim, saçlarını ben topladım. Dediğim gibi çünkü çalışan bir annemiz vardı. Ve biz kardeşimle birbirimizin eksiklerini daima tamamlamaya çalıştık" şeklinde konuştu. Çalışan bir anneyle büyümenin kendisine özgüven kattığını vurgulayan Gemici, annesiyle duyduğu gururu şu sözlerle dile getirdi: "Ama şöyle bir gerçek var ki; çalışan bir annenin kızı olmak iyi mi kötü mü? Kesinlikle çok iyi bir duygu. Çünkü ’daha ne kadar güçlü olabilirim, daha ne kadar kendim başarabilirim’ duygusunu en yakınınızdan aldığınızda o güç zehirlenmesini yaşıyorsunuz zaten. Ve bizde de öyle oldu. Kardeşim de ben de hiçbir zaman hiçbir zorluktan korkmayan, daima bütün zorlukları aşabileceğine inanan iki kadın olarak bu yaşa geldik. Ve bundan da hiçbir zaman pişman olmadık." Bu durumun sosyal hayatına ve hayata bakışına olumlu yansıdığını ifade eden Gemici, "Bunun avantajları da çok oldu. Bakış açınız bile çalışan bir anneye sahipseniz daima daha geniş oluyor. Daha anlayarak, anlamlı bakabiliyorsunuz hayata. Çünkü dört duvar arasına sıkışmış olmuyorsunuz. Sadece bir evde büyümenin de vardır avantajları ama siz küçük yaştan itibaren kalabalığa, ortama, insanlarla konuşmaya, farklı konuşmalara şahit olmaya başlıyorsunuz. Ve bu yüzden iyi ki annem çalışan bir anneymiş, çalışan bir kadınmış. Annemle gurur duyuyorum. Ve çalışan, çalışmayan, izleyen, izlemeyen bütün kadınlarla da gurur duyuyorum. Kadın olmak çok güzel bir duygu" dedi.
Eskişehir Kamu yönetimine Yunus Emre’den dersler Eskişehirli genç araştırmacı yazar Meryem Ülkü Aygül, Yunus Emre’nin bilinen ‘Divan’ı dışındaki tek eseri olan ‘Risâletü’n Nushiyye’ kitabını kamu yönetimi bağlamında değerlendiren bir makale hazırladı. Bir ilk olan makale, "17. Uluslararası Akademik Araştırmalar Kongresi’nde (ICAR) yayınlanırken, Felemenkçe yayınlanan ‘Yunus’un İzinde Adım Adım’ kitabında da yer aldı. Makale, yazarı tarafından Yunus Emre Haftası kapsamında Eskişehir Büyükşehir Kent Konseyi ve Emirdağ Federasyonu’nun hazırladığı "Yunusça Sevmek" panelinde de anlatıldı. Eser ilk defa kamu yönetimi açısından ele alındı Anadolu’da yetişen tasavvuf ehli ve halk şâiri Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye, ‘Nasihatlar Kitabı’ isimli eseri, kamu yönetimi açısından ilk defa Meryem Ülkü Aygül tarafından ele alındı. Yaklaşık 562 beyitten oluşan ve orijinal nüshası Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Fatih Kitaplığı bölümünde bulunan eser başta dil bilim olmak üzere eğitim ve din alanları dışında ilk defa kamu yönetimi açısından ele alındı. Batı Türkçesinin ise ilk mesnevisi Yaptığı çalışmayla ilgili bilgi veren Meryem Ülkü Aygül, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu olduğunu, hâlen Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ana bilim dalında yüksek lisans yaptığını anlattı. Çalışmalarını, ‘Afet yönetimi’ ve ‘Yaşadığı şehre bir vefa borcu olduğunu düşündüğü Eskişehir tarihi’ olarak iki kanatta ilerlettiğini anlatan Aygül "Çalışmamın konusu Yunus Emre’nin Risâletü’n Nushiyye adlı öğüt kitabıdır. Yunus Emre’nin 1307 yılında yazdığı Risâletü’n Nushiyye eseri ise bilindiği kadarıyla Kutadgu Bilig’den sonra Türk edebiyatının üçüncü, Batı Türkçesinin ise ilk mesnevisidir Moğol istilası, isyanlar, şehzadeler arasındaki mücadeleler ile devletin karışık durumu ve devlet idaresinde bulunanların keyfî tutumlarına şahitlik eden Yunus, nasihat dilinin konuştuğu bu eseriyle gördüğü eksiklikleri ve bozuklukları dile getiren bir tenkitçi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yunus’un ve eserinin önemine rağmen yaptığımız literatür taramasında esere yeterli ilginin gösterilmediği anlaşılmaktadır. Eserle ilgili şimdiye kadar yapılan çalışmalar ise başta dil bilim olmak üzere eğitim ve din alanlarındadır. Yunus’un genel olarak şiirlerine dair sosyal bilimler kapsamında tezler, kitap ve makaleler bulunmakla birlikte kamu yönetimi bağlamında bir çalışmaya ulaşılmamıştır." dedi. "Terörle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği hususunda Yunus Emre bizlere önemli dersler veriyor" Meryem Ülkü Aygül, Risâletü’n Nushiyye gibi kamu yönetiminin temel unsuru olan "İnsan"a nasihatlerde bulunan kitapların, sadece edebî eser olarak değerlendirilemeyeceğini anlattı. Bu tür eserlerin, döneme dair bilgiler sunarken bir zihniyeti, bir anlayışı, bir kültürü ortaya koyduğunu belirten Aygül, şunları belirtti: "Araştırmada, ‘Risâletü’n Nushiyye, kamu yönetimi bağlamında okunduğunda Yunus Emre, bizlere neler sunacaktır?’ sorusuna cevaplar aranmıştır. Eseri incelediğimde tasavvufi öğütlerin sembollerle yüklü bir dil ile hikâyeleştirilerek anlatıldığı Risâletü’n Nushiyye’nin kamu yönetimi bağlamında da ele alındığında sosyal ve siyasi yapı, ideal yönetici ve yönetim anlayışı bakımından önemli bulgular sunduğunu gördüm. İyi bir yöneticinin özellikleri, kamu düzeninin nasıl sağlanacağı ve günümüzde kullanılan terimle ifade edecek olursak terörle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği hususunda Yunus Emre bizlere önemli dersler vermektedir. Sembollerin ardındaki yönetim anlayışında ise kamu düzeninin esas alındığı görülmektedir. Devletin temel varlık nedenlerinden biri olan vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanmasında Yunus, somut tedbirler önermektedir. Suça, suçluya göz açtırmayan bir yaklaşım söz konusudur. Terörle mücadelede ise askerî operasyon ve sınır dışı etmekten bahsetmektedir. Devlete bağlılığın sağlanması ve devlete sadakatin pekiştirilmesi esastır. Göktürk Kitabelerindeki "başlıya baş eğdirmek, dizliye diz çöktürmek" deyimiyle ifadesini bulduğu üzere Yunus Emre’ye göre devletin ihtişamı ve gücü gösterilmelidir. Hatta silahlı mücadele dışında kalanların da, yani teröre destek verenler de statüsü ne olursa olsun seçkin bir kesime mensup olsalar bile onların kamu hizmetlerinden, belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması gerektiği işaret edilir. Ancak terörle mücadelede sapla samanın ayrılması gerektiği yönünde de bir uyarı mevcuttur. Meşru otoriteye başkaldıran, yasayı çiğneyen, hakkı olmayana el uzatanlar sıfır toleransla ağır bir şekilde cezalandırılırken "suçu olmayan kişinin eli bağlanmaz". "Eser, günümüz yönetim düşüncesine ve kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayacaktır" Risâletü’n Nushiyye’nin; devlet kurma geleneğine sahip Türklerin yönetim anlayışına dair mirasını devam ettirdiğini anlatan Meryem Ülkü Aygül "Bu köklü mirasa ve dönem itibarıyla Türkçeyle kaleme alınması bakımından yüksek öneme sahip olan eserden istifade edilmesi günümüz yönetim düşüncesine ve kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Türk devlet geleneğinin neşvünema bulması Yunus gibi değerlerimizin öğütlerine kulak vermek ve bunu titizlikle hayata geçirmekle mümkündür" diye anlattı. Çalışmayı tanıtmak için yapılan faaliyetler Aygül, "Bu çalışmam, "17. Uluslararası Akademik Araştırmalar Kongresi"ne (ICAR) kabul edildi, Kongre Kitabı’nda da tam metni yayınlandı. Çalışmamın bir versiyonu da Felemenkçeye çevrildi ve ortak yazarlı kitapta Avrupa’da okurlarla buluşuyor. Kitabın adı "In Yunus’ voetsporen stap voor stap" (Yunus’un İzinden Adım Adım). Ayrıca bu yıl Yunus Emre Haftası kapsamında Eskişehir Büyükşehir Kent Konseyi ve Emirdağ Federasyonu’nun hazırladığı "Yunusça Sevmek" paneline konuşmacı olarak davet edildim ve konu hakkında konuşma yaptım" diye anlattı. "Yaşadığım şehre vefa borcum olduğunu düşünüyorum" Eskişehirli genç araştırmacı yazar Meryem Ülkü Aygül, yaşadığım şehre bir vefa borcu olduğunu düşündüğünü de anlatarak, "Mesela mezuniyet tezim, bir kitap bölümü olarak yayınlandı. 1956 Eskişehir depreminde afet yönetimini ele aldım. Yine köklü bir sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocaklarına ilk kez Eskişehir’den baktık. Eskişehir Türk Ocaklarının Osmanlı döneminden itibaren tasfiye edildiği 1931 yılına kadar faaliyetleri, teşkilatlanması arşiv belgelerinden, dönemin basınından ve özel koleksiyonlardan elde ettiğimiz bulguları önce uluslararası kongreye sunduk, kabul edildi, hatta tam metni de yayınlandı. Akabinde bu çalışmayı genişleterek ortak yazarlı kitap olarak yayımladık. Aslında benim Eskişehir’e dair araştırmalarım lise yıllarıma dayanıyor. Osmanlı döneminde 1911-1912 yıllarında Eskişehir’de çıkan "Hakikat-Anadolu Sesleri" gazetesinden şehrin tiyatro, tıp, sanayi ve iş dünyasına dair ilanlarını analiz ettim. Hatta 2017 yılında TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’na sunmuştum, kabul edilmemişti ancak yaşadığım şehrin tarihine ait daha önce ortaya konmamış bilgileri kazandırmak, kabul edilmekten daha önemliydi benim için" dedi.
Bursa Otomobilin devirdiği elektrik direğine motosiklet çarptı: 4 yaralı Bursa’nın Orhangazi ilçesinde İznik yolu üzerinde seyir halindeki bir otomobil kontrolden çıkarak yol kenarına savruldu. Elektrik direğine çarpan ve otomobil tarlaya devrildi. Devrilen elektrik direğine ise aynı yönde ilerlemekte olan bir motosiklet çarpıp savruldu. Kazada otomobildeki iki kadın ile motosikletteki iki kişi yaralandı. Yaralılardan otomobil sürücüsünün durumu ağır. Kaza sabah 06.00 sıralarında Orhangazi-İznik Karayolu üzerinde meydana geldi. Alınan bilgilere göre İznik istikametinden Orhangazi istikametine doğru gitmekte olan Eda K. (23) idaresindeki 34 GB 0642 plakalı otomobil virajda kontrolden çıkarak savruldu. Yol kenarındaki elektrik direğine çarpan otomobil tarlaya uçtu. Otomobilin çarptığı elektrik direği ise yola devrildi. Motosiklet elektrik direğine çarptı Kazanın hemen ardından aynı istikamette gitmekte olan Berkan E.P. (24) idaresindeki 16 BFG 616 plakalı bir motosiklet yol ortasına devrilen elektrik direğine çarparak savruldu. Kazada otomobil sürücüsü Eda K. ile yanında yolcu olarak bulunan Nida G.U.(18), motosiklet sürücüsü Berkan Eray P. İle arkasında yolcu olarak bulunan Oktay E.(35) yaralandı. İhbar üzerine olay yerine ambulanslar sevk edildi. İlk müdahaleleri olay yerinde yapılan yaralılar ambulanslarla Orhangazi Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak burada tedavi altına alındı. Yaralılardan otomobil sürücüsü Eda K.’nin durumunun ağır olduğu belirlendi. Kazada yola devrilen elektrik direği nedeniyle Orhangazi-İznik karayolunda trafik akışı bir süre tek şeritten sağlandı.
Denizli Düğün masrafını düşürmek için damatlığını reklam panosuna çevirdi Denizli’de dünya evine giren damat, düğün masraflarını hafifletmek için uyguladığı sıra dışı yöntemle davetlileri hayretler içerisinde bıraktı. Damatlığına yaklaşık 20 firmadan reklam alan Ramazan Bekrek, bu yöntemle düğün masraflarının dörtte birini karşılamayı başardı. Denizli’de hayatlarını birleştiren Ramazan Bekrek ve Pınar Abas çiftinin düğününe, damadın reklam panosunu andıran damatlığı damga vurdu. Düğün maliyetlerinin artması üzerine çözüm arayışına giren damat Bekrek, yurt dışında gördüğü bir uygulamadan esinlenerek kendisine sponsor bulmaya karar verdi. Çevresindeki işletmelerle görüşerek yaklaşık 20 firma ile el sıkışan Bekrek, firmaların isimlerini damatlığının üzerine yerleştirdi. Genç çiftin alkışlar eşliğinde salona girişi sırasında damat Ramazan Bekrek’in üzerindeki yazılar, ilk anda davetliler tarafından anlamlandırılamadı. Ancak çift yaklaştıkça damatlığın ön, arka ve kol kısımlarında farklı sektörlerden firmaların isimlerinin yer aldığı fark edildi. Şoke olan birçok davetli, cep telefonlarına sarılarak bu anı ölümsüzleştirmek için birbiriyle yarıştı. Damatlığının her santimetresini birer ticari alana çeviren Ramazan Bekrek, bu sıra dışı fikir sayesinde düğün masraflarının dörtte birini finanse etmeyi başardı. Yurt dışındaki örneği Denizli şartlarına entegre eden genç damadın bu hamlesi, sadece ekonomik bir kolaylık sağlamakla kalmadı, aynı zamanda düğünün en çok konuşulan detayı haline geldi. "Gülen var, ilginç bulan var" Sıra dışı fikriyle düğünü ucuza getiren damat Ramazan Bekrek, "Bu fikir ilk önce yurt dışında yapılmış, bir denemesi var. Türkiye’de bildiğim kadarıyla hiç yapılmadı. Türkiye’de de yapılabileceğini düşündüm. Toplam 20 kadar firma sponsoru olduğu üzerime düğün masraflarımızın da yaklaşık 4’te 1’i kadar karşıladı. Ayrıca çok dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Bir fikir de olarak da güzel o yüzden yaptım. Yani eşim ilk önce ‘10 firma olmadan bunu yapma’ dedi. ‘10 firma olursa yapabilirsin. Ben de destekliyorum’ dedi. Yani gülen var, değişik bulan var, ilginç bulan var, farklı tepkiler var. Tabi ki ailem destekledi, hepsi arkamdaydı. Özellikle eşim başta olmak üzere. O olmasaydı zaten bu projeyi yapamazdık. Doğal olarak en azından bir bütçe olarak katkısı sağladı" dedi. "Garip ve mutlu hissedeceğim" İlk duyduğu anda fikri farklı bulduğunu ifade eden gelin Pınar Abas ise "Sonra "Neden yapılmasın ki?" dedim ve destek verdim. Arkadaşlarım şaşırdılar, "Olmaz" diye konuştular ama ben de ‘Neden olmasın’ dedim ve eşimin yanında durmayı tercih ettim. İyi ki de durmuşum. Bence güzel, farklı, orijinal bir şey. Yani garip ve mutlu hissedeceğim. Belki de bunun eşim öncüsü olduğu için de ‘Babanız bunun öncüsü ve iyi ki böyle bir şey yapmış’ diyeceğimi düşünüyorum. Hani sonuçta belirli kalıplar var ama ailelerimiz sonrasında bize destek çıktılar. Çünkü gerçekten maddi olarak belli şeyleri karşıladığı için de bizi de rahatlattı" diye konuştu. "Daha önce böyle bir teklif gelmemişti, iyi ki geldi" Damada sponsor olan arkadaşlarından Burak Özenir, "Damada sponsor oldum. Daha önce böyle bir teklif gelmemişti, iyi ki geldi. Hemen severek kabul ettim. Sözlü sözleşme yani bir yazılı sözleşmemiz yok. Karşılıklı güvene dayalı. Buradan da söyleyeyim, çocukları olduğunda hayatı boyunca giyecek kıyafetler bizim markamızdan ücretsiz olarak verilecektir" ifadelerini kullandı. Bir diğer sponsor İsmail Anatürk, "Nakit karşılığında sözlü bir anlaşma yaptık. Gece boyunca ceketinde bizim firmalarımızın adını taşıyacak. Gayet keyifli olacağını düşünüyorum. Daha önce böyle bir sponsorluk anlaşması yapmadım. Hemen kabul ettim" diye konuştu.
Manisa Minik satranççılar Manisa’da yarıştı Manisa’da düzenlenen satranç turnuvasında yüzlerce minik sporcu zekâ dolu hamleleriyle kıyasıya mücadele etti. Organizasyon sonunda dereceye giren sporcular ödüllerine kavuştu. Manisa Büyükşehir Belediyesi Çocuk Kültür ve Sanat Merkezi (ÇKSM) ile Türkiye Satranç Federasyonu iş birliğinde düzenlenen 7-8-9-12 Yaş Şah Mat Yolculuğu ÇKSM Satranç Turnuvası, Manisa Gediz Spor Salonu’nda başladı. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun destekleriyle gerçekleştirilen organizasyonda farklı yaş kategorilerinden sporcular kıyasıya mücadele etti. Manisa’da satranç sporunun gelişimine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen turnuvaya çocuk sporcuların yanı sıra aileler de yoğun ilgi gösterdi. Gediz Spor Salonu’nda gerçekleştirilen organizasyonda minik satranççılar zeka dolu hamleleriyle dikkat çekti. Geleceğin satranççıları hünerlerini sergiledi Manisa Büyükşehir Belediyesi Çocuk Kültür ve Sanat Merkezi tarafından organize edilen turnuvada 7, 8, 9 ve 12 yaş kategorilerindeki sporcular centilmence mücadele etti. Turnuva boyunca çocukların stratejik düşünme, planlama ve dikkat becerilerini ortaya koyduğu gözlenirken, organizasyonun çocukların sosyal gelişimine katkı sağlaması ve satranca olan ilgiyi artırması hedeflendi. Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanı Ural Sevener, satrancın çocukların zihinsel gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, erken yaşta satrançla tanışmanın önemine dikkat çekti. Sevener, Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin çocukların kültürel ve sportif gelişimine katkı sağlayan organizasyonlara devam edeceğini ifade etti. Dereceye giren sporcular ödüllendirildi Çeşitli yaş kategorilerinde düzenlenen satranç turnuvasının sonunda dereceye giren sporculara ödülleri protokol üyeleri tarafından takdim edildi. Madalya ve ödüllerini alan minik sporcular büyük sevinç yaşarken, yeni turnuvalar için heyecanlarını dile getirdi.