SAĞLIK - 01 Kasım 2024 Cuma 10:25

Kış diyetlerinde bağışık ve vücut direncine dikkat

A
A
A
Kış diyetlerinde bağışık ve vücut direncine dikkat

Kış aylarında havalarında soğumasıyla birlikte hastalıklara karşı vücut direncinin düşmesine dikkat çeken uzmanlar, vücut direncini korumak için vitaminler, meyveler ve Omega-3 gibi besin kaynaklarının tüketilmesini öneriyor.



Bağışıklık sisteminin kalesini bağırsakların olduğunu belirten Diyetisyen Nurefşan Yıldız, “Havaların soğumasıyla birlikte, bağışıklığı güçlendirmek ve vücudu korumak için beslenmede dikkat etmemiz gereken konular var. Öncelikle eğer kilo verme gibi bir hedefimiz varsa kısıtlı diyetlerden uzak durmanız gerekiyor. Vücudun besin ögelerini tam olarak karşılayabileceğiniz daha besleyici programları takip etmeniz gerekir. Bununla birlikte özellikle tabağımızın yarısı sebzelerle dolu olsun istiyoruz. Maydanoz, marul, roka gibi yeşil yapraklı sebzeler ve karnabahar, brokoli, pancar gibi antioksidan içeren yüksek sebzeleri mutlaka diyette tüketmemiz gerekiyor. Bir önemli konu ise bağırsak sağlığı. Bağışıklık kalesi bağırsaklar diyoruz. O yüzden bağırsaklardaki yararlı bakterileri besleyen aynı zamanda probiyotik etki oluşturabilecek ev yapımı turşular, yoğurt ve sirke gibi besinlere de mutlaka yer vermeniz gerekiyor” diye konuştu.



Kış aylarında havaların soğuması birlikte sporla beraber diyet yapan insanların daha az su tükettiğini, ama aslında kış aylarında hem diyet için hem de vücut direncin düşmemesi için su tüketimin olmasını gerektiğini aktaran Diyetisyen Yıldız, “Kış aylarında havaların soğumasıyla birlikte su tüketimlerinde ciddi azalmalar görüyoruz. Ama vücudumuzun her zaman suya ihtiyacı var, su bizim için olmazsa olmaz. Dolasıyla günde 2-2,5 litre su tüketimini öneriyorum. Bunun yanında ıhlamur, ada çayı ve kuşburnu gibi bitki çaylarıyla birlikte hem sıvı alımını hem de bağışıklığı çok güzel destekleyebiliyoruz” dedi.



Metabolizmayı harekete geçirmeye ve hastalıklardan korunmak için kış aylarında Omega-3 yağ asitlerinin önemini aktaran Diyetisyen Yıldız, “Bir diğer önemli konu ise Omega-3 yağ asitleri. Hem metabolizmayı çalıştırmak için rolü hem de hastalıklara karşı koruyucu rolü ile çok ön planda. En iyi kaynakların balıklar olduğunu biliyoruz. Hafta 1-2 kez mutlaka ızgara, fırın ve buğulama şeklinde balık tüketimini öneriyorum. Bunun yanında keten tohumu, chia tohumu ve ceviz gibi diğer Omega-3 kaynaklarını da yer vermek çok faydalı olacaktır” diye konuştu.



Kış aylarında güneş ışınlarına maruziyetin azalmasının D vitamini seviyelerinde düşüşlere sebep olabileceğine dikkat çeken Diyetisyen Yıldız, şu tavsiyelerde bulundu:


“Bağışıklık için en gerekli vitamin D vitamini. Özellikle yine kış aylarında çok ciddi düşüşler görebiliyoruz. İlk yapmamız gereken kan tahlili yaptırarak D vitamin seviyelerine baktırmak. Daha sonra her hangi bir eksiklik veya yetersizlik görüldüğü takdirde doktor önerisiyle takviyeleri düzenli bir şekilde kullanmak olmalı. Bunun yanında bir diğer vitamin ise C vitamini. Özellikle kış aylarında portakal, nar ve kivi gibi meyvelerde bolca bulunur. Bu meyveleri günde 2-3 porsiyon olacak şekilde tüketmeye özen gösterebiliriz. Kış aylarında vücut direncini artırmak için anitinflamatuar özellikle baharatların kullanılması gerektiğini aktaran Diyetisyen Yıldız, “Zerdeçal, zencefil ve karabiber gibi baharatlar için anitinflamatuar özellikleri sayesinde vücut dirençleri artırıcı rolleri çok fazla var. O yüzden bunları da diyetimize eklememiz gerekiyor. Peki nasıl ekleyebiliriz. Benim bir tarifem var ismine biz ‘Altın Süt’ diyoruz danışanlarımla. 1 bardak sütün içeresine 1 çay kaşığı zerdeçal, karabiber ve toz tarçın ekliyoruz. Bunları kısık ateşte pişirip ocaktan alıyoruz. Ilıdıktan sonra bal ilave ederek karıştırıyoruz. Günde bir bardak bu karışımı tüketebilirsiniz.



Kış diyetlerinde bağışık ve vücut direncine dikkat

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Uzmanı uyardı: "Dikkat edilmezse mide kanaması geçirebilirsiniz" Ramazan ayında bilinçsiz ve ani yemek tüketiminin sindirim sistemini zorladığına dikkat çeken Sivas Medicana Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça, geçmişinde mide rahatsızlığı bulunan kişilerin mide kanaması riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Ramazan ayında değişen beslenme düzeni, sindirim sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturuyor. Gün boyu süren açlığın ardından iftar sofralarında birden ve fazla miktarda yemek tüketilmesi mide ve bağırsak sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Özellikle sahurun atlanması durumunda, uzun süre aç kalan mideye bir anda yüklenilmesi ciddi sindirim problemlerine neden olabiliyor. Uzmanlar, işlenmiş ve ağır yağlı gıdaların özellikle iftar sofralarında sınırlandırılması gerektiğini ve bunun yerine sebze ağırlıklı ve hafif beslenmenin sindirim sistemini rahatlattığı aktarıyor. İftar ile sahur arasında su tüketiminin kademeli olarak artırılması da önem taşıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça eğer oruç tutan hastanın geçmişinde mide rahatsızlıkları varsa iftar zamanı yemek yerken dikkat etmesi gerektiğini söyleyerek, "Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir" dedi. "Ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır" İftarda yemek yerken hafif gıdalar ile başlanması gerektiğini söyleyen Kurtça, "Şu anda on bir ayın sultanı Ramazan ayının içerisindeyiz. Bu ayda da dikkat etmemiz gereken hususlar var. Çünkü yaşam tarzımız ve beslenme alışkanlıklarımız değişmektedir. Burada da uzun süre aç kalmaktayız. Özellikle sahur yapılmadığı dönemlerde oruç tutan hastalarımızda ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır. Bu konuda da dikkatli olmalıyız. Uzun süre aç kalıp daha sonra birden yemek yenildiği zaman midenin de bir sindirim hacmi bulunuyor. Eğer bu hacminin üzerinden fazla bir giriş olursa da sindirim problemleriyle karşılaşmaktayız. Bunu açısından da önce bir ılık bir çorba içilmesi, su içmeyi unutmamak çok önemli. Hafif bir yemekle başlanmalı, ağır bir yağlı yiyecek, kızartmalardan da uzak durmamız gerekiyor. Ön planda kızartma yediğimiz zaman mide olduğundan aşırı bir tepki vermektedir. Bununla beraberde midedeki asit salgısı artmaktadır. Bu da hasta tarafından, oruç tutanlar tarafından aşırı bir yanma, hazımsızlık, şişkinlik rahatsızlık hissi oluşturmaktadır. Özellikle böyle işlenmiş gıdalar, yağlı gıdalar, kızartılmış besinlerden uzak durulması gerekiyor" dedi. "Kanamaya yol açabilir" Bol miktarda su tüketilmesi gerektiğini belirten Kurtça, "Ramazan ayı boyunca sahuru olabildiğince yapmamız gerekiyor. Çünkü en azından iki öğün yemiş oluyoruz. Bununla beraber de bol miktarda su tüketilmeli. Yani bizim iftar zamanımızdan başlayıp sahur zamanımıza kadar kademeli olarak su tüketmemiz gerekiyor. Yeşil gıdalar ile beslenip, hafif şeyler tüketmemiz gerekiyor. Bir de elimizden geldiğince bir hareket katmalıyız. Eğer oruç tutuyoruz diye hiç hareket etmezsek bu sefer kendi vücut metabolizmamız da yavaşlar ve sindirim sistemimiz de yavaşlar. Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir. Sahurda da böyle çok hızlı yemek yemeden, suyumuzu tüketerek, sıvı gıdamızı alarak bir kendimize de sindirim zamanı sağlamamız açısından da çok önemli. Bu süre zarfında susuz kalmaktayız. O onun için su alma miktarımız da saatimizi de ne kadar arttırırsak vücudumuzun sindirim sistemine de o kadar yardımcı oluruz" diye konuştu.
Tunceli Uzman desteğiyle sağlıklı yaşam: 36 kilo verdiler Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi’nde yürütülen multidisipliner program kapsamında iki hasta, beslenme düzeni ve fiziksel aktivite desteğiyle toplam 36 kilo verdi. Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi’nde obeziteyle mücadele kapsamında yürütülen multidisipliner çalışmalar, hastaların yaşam kalitesini artırmaya devam ediyor. Merkezde görevli Diyetisyen Ezgi Böler, obezitenin yalnızca kilo fazlalığından ibaret olmadığını, birçok sistemik sağlık sorununa yol açabildiğini belirterek tedavi sürecinde bütüncül yaklaşımın önemine dikkat çekti. Diyetisyen, fizyoterapist ve psikologlardan oluşan ekiplerin birlikte yürüttüğü programlarda hastaların beslenme alışkanlıkları düzenlenirken fiziksel aktivite düzeyleri artırılıyor, sürecin psikolojik boyutu da yakından takip ediliyor. Dahiliye hekimi yönlendirmesiyle merkeze başvuran hastalardan Ezgi Tuğral 3 ayda 16 kilo, Aynur Cesur ise 5 ayda 20 kilo vererek sağlıklı yaşam yolculuklarında önemli bir başarı elde etti. 5 ayda 20 kilo veren Aynur Cesur, "Kilolarımdan rahatsız olunca zayıflamaya karar verdim. Bunun için özel bir diyetisyene ücret ödemektense devletimizin bize sunduğu imkanların olduğunu bildiğim Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldim. Hocamızın desteği ve kendimin de azmiyle 5-6 aylık süreçte 20 kilodan fazla verdim. Daha vermeye devam edeceğim" dedi. 29 yaşında ve kısa sürede yaklaşık 16 kilo zayıflayan Ezgi Tuğral "Buraya başlama sürecimde kendimi bayağı yorgun, halsiz, bitkin hissediyordum. Normal kilomun oldukça üstündeydim. Bu da yaşantımı kısıtlıyordu. Dahiliye polikliniğine gidip kan tahlili yaptırdım, insülin direncimin yüksek olduğunu söyledi. Onların yönlendirmesiyle Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdum. Ağustos ayından ekim ayına kadar yaklaşık 16 kilo verdim. Hayat düzenim güzelleşti. Bol bol yürüyüş yapıyorum, sağlıklıyım, kendimi daha dinç hissediyorum. Arkadaşlarım da inanamadı bu halime" şeklinde konuştu. Diyetisyen Ezgi Böler, "Obezite vücutta aşırı yağ birikimi demektir. Günlük alınan kalorinin harcanan kaloriden fazla olmasıyla beraber ortaya çıkar. Obezitenin neden olduğu durumların başında hastalıklar geliyor. Kronik hastalıkların en bilindik nedeni maalesef obezite. Kalp rahatsızlığı, troid fonksiyon bozuklukları şeker hastalığı gibi birçok hastalığın başında obezite problemi geliyor. Obezite bir irade rahatsızlığı değil, maalesef kronik bir rahatsızlık haline geldi. Vücut kitle indeksi yüzde 30’un üzerinde olan bireylere obezite tanısı koyabiliyoruz. Obezite tedavisi için dahiliye hekimine gidip kan tahlili yaptırdıktan sonra Sağlıklı Hayat Merkezi’nde diyetisyene başvurup detaylı yağ-kas ölçülerini yaptırıp dengeli bir beslenme programıyla obezite sorunundan kurtulabilirsiniz" diye konuştu.
Manisa Selendi’de tütün üreticisinin zorlu mesaisi başladı Manisa’nın Selendi ilçesinin geçim kaynağının başında gelen tütünde yeni sezon hazırlıkları başladı. Geçtiğimiz yılın mahsulü evlerde beklerken üreticiler, 2026 hasadı için fide ocaklarını kurup tohumları toprakla buluşturdu. Selendi ilçe ekonomisinin temel taşlarından biri olan tütün üretiminde, 2025 yılı mahsulünün teslimat süreci devam ederken üreticiler gelecek yılın hazırlıklarına koyuldu. Üretimin en zahmetli aşamalarından biri olan fide yetiştiriciliği kapsamında, çiftçiler hazırladıkları ocaklarda tohumları naylon örtü altında toprakla buluşturuyor. İlçede hummalı bir çalışma sürerken, bazı bölgelerde ekilen fidelerin toprak yüzüne çıktığı görüldü. Ancak son günlerde Selendi genelinde etkili olan sağanak yağışlar nedeniyle bazı çiftçilerin ekim işlemlerine zorunlu olarak gecikmeli başladığı öğrenildi. Selman Hacılar Mahallesi’nde çiftçilik yapan Süleyman Zeybek, tütünün bölge insanı için hayati önem taşıdığını vurguladı. Zeybek, süreci şu sözlerle anlattı: "Geçtiğimiz yıl yetiştirdiğimiz tütünler henüz evlerimizde beklerken, biz yeni sezonun hazırlıklarına başladık. Tütün fidesi yetiştirmek için ocaklarımızı titizlikle kuruyoruz. Bu fideler yeterli büyüklüğe ulaştığında tarlalara dikeceğiz. Rabbim yardımcımız olsun, inşallah tüm üreticilerimiz için bereketli bir yıl olur". Fide döneminin sorunsuz atlatılması durumunda sezonun verimli geçmesini bekleyen Selendili üreticiler, tütünün ilçe ekonomisindeki yerini koruması için yoğun mesai harcamaya devam ediyor.