KÜLTÜR SANAT - 18 Temmuz 2025 Cuma 17:39

⁠Urartu’nun göz bebeği Haldi Tapınağı adım adım gün yüzüne çıkarılıyor

A
A
A
⁠Urartu’nun göz bebeği Haldi Tapınağı adım adım gün yüzüne çıkarılıyor

Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı, Ayanis Kalesi’ndeki Tapınak Kompleksi ve Haldi Tapınağı’nın Anadolu arkeolojisinin ve Urartu’nun incisi durumunda olduğunu belirterek, "Onun için bütün çabalarımız Haldi Tapınağı’nı korumak, insanlığın kültürel mirası olarak geleceğe aktarmaktır" dedi.


Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı başkanlığında Urartu Kralı Argişti oğlu Rusa tarafından Van Gölü’ne hakim tepeye yaptırılan Ayanis Kalesi’nde yürütülen kazı çalışmaları bu sene de devam ediyor. Bu sene 37. yılına giren ve kesintisiz olarak süren bu kazılar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izin ve desteklerinin yanı sıra Van Valiliği, Tuşba Kaymakamlığı, Van İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Van Müzesi’nin iş birliğiyle sürdürülüyor.



25 kişilik ekip, bir aylık yoğun hazırlık


Gazetecilere açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Mehmet Işıklı, bu sezon çalışmalara yaklaşık bir ay önce başladıklarını ifade ederek, "Bu sene 37. yılımızı gerçekleştiriyoruz ve bu sezon çalışmalarımıza yaklaşık bir ay önce başladık. Genel bir temizlik yaptık. 15 kişilik uzman bir ekibimizle birlikte yaklaşık 10 da işçimiz var. Bu şekilde kazılarımızı büyük bir heyecanla başlatmış bulunuyoruz. Doğu Anadolu coğrafyası çok sert kış iklimine sahip. O nedenle kış boyunca var olan yağışlar nedeniyle birçok alanda kerpiç mimari akıntılar nedeniyle tahribata uğruyor. O nedenle büyük bir aylık sürenin büyük kısmını temizlikle geçiriyoruz. Daha sonra kazılara başlıyoruz" dedi.



Çalışmalar Tapınak Kompleksinin kuzey kanadında sürüyor


Son dört yıldır kazıların odağında yer alan Tapınak Kompleksi’nin kuzey kanadındaki büyük anıtsal odaların bu yıl da kazı programının merkezinde yer aldığını ifade eden Mehmet Işıklı, konuşmasını şöyle sürdürdü:


"Kazılarımızı özellikle son 4 yıldır büyük oranda şu an bulunduğumuz tapınak kompleksinin kuzey kanadındaki odalarda sürdürüyoruz. Ayanis’teki kültürel varlıkların başında gelen en önemli zenginlik, göz bebeği ve nazar boncuğu Tapınak Kompleksi ve Haldi Tapınağı’dır. Haldi Tapınağı gerçekten Anadolu arkeolojisinin ve Urartu’nun incisi durumundadır. Onun için bütün çabalarımız onu korumak, insanlığın kültürel mirası olarak geleceğe aktarmaktır. Tabii bu tek başına bir yapı değil, bir yapı kompleksinin önemli bir parçasıdır. Aynı zamanda son dönemde devam eden kazılarımızda kuzey kanattaki büyük anıtsal odaları açıyoruz. Yaklaşık son 4 yıldır bütün eforumuzu buraya verdik. İnşallah bu sene buradaki 4 odayı tamamlayacağız ve yapıların mimari problemlerini çözeceğiz. Şu an gördüğünüz gibi bulunduğumuz oda ilk oda. Burada 3 sezondur kazılarımız devam ediyor. Yaklaşık 6 metre derinlikteyiz. 2-3 metre kalınlığında, hatta bazı yerlerde 4 metreye ulaşan kalınlıkta anıtsal kerpiç duvarlarımız var. Bu kerpiç duvarlarının açıldığı başka odalar var."



"Urartu, mimari açıdan şaheser bir uygarlık"


Mehmet Işıklı, Urartu’nun mimari açıdan şaheser bir uygarlık olduğunu da belirterek, "Çok güzel kullanmış topografyayı. Bu topografyada da birbirine bağlantılı odaları çok güzel bir şekilde inşa etmiş. Kerpiçte ve taşta inanılmaz ustalar. Şu anda gördüğünüz gibi bulunduğumuz yapı kompleksinin içerisinde bu özellikleri rahatlıkla izleyebiliyoruz. İki tane ayrı kapı bulduk. Bu kapılar nereye açılıyor, hangi mekanlardan oluşuyor tabii ilerleyen kazılar onu gösterecek. Yapılar çok ciddi bir yangın da geçirmiş" diye konuştu.



Bronz eserler, mühürler ve insan iskeleti bulundu


4 yıldır kazıların sürdüğü alanda şimdiye dek çok sayıda önemli eserin de gün yüzüne çıkarıldığını vurgulayan Işıklı, "Burada bronz silahlarımız çıktı. Daha öncesinde bronz süsleme elemanları, bronzdan bir tane mangal çıktı ve ilk defa geçen senelerden hatırlıyorsunuz üzerinde yanık olarak dokuları kalmış bir insan iskeleti bulduk. Onun dışında bir sürü bronz obje ve demir obje bulduk. Yazılı belgeler bulduk. Mühürler bulduk. Yazıt parçaları bulduk. Bu odanın çok özel olduğunu, krala ve dini amaçlara hizmet ettiğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu sene de diğer alanlarda kazılarımız devam ediyor. İnşallah mekanların hepsini açığa çıkarıp kerpiç korumaları onardıktan sonra bu alanın tümünün üstünü geçici olarak da olsa koruma altına almaya hevesindeyiz. İnşallah bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığımız ve Genel Müdürlüğümüz destek oluyorlar. Yine valiliğimiz sağ olsun bu konuda destek oluyor" dedi.



Anıtsal odanın ilkinde küvet ve iki kapı bulundu


Mehmet Işıklı, kuzey kanattaki büyük anıtsal odaların ilkine ‘bir numara’ dediklerini söyleyerek, "Bir numaralı odanın aslında biz zemin katındayız. Bunun üzerinde bir kat daha olduğunu hayal edin. Görkemli ve güçlü bir kerpiç mimarı vardır. Zemin katta biz doğal olarak üst katların yıkılması ile aşağı inen buluntulara da ulaştık. Şu an bir nolu odanın zemindeyiz. İki tane giriş odası, bir de geçen sene kısmen çıkardığımız ve bu sene de kalanını çıkardığımız pişmiş topraktan yapılmış küvet var. Bu küvetin benzerini önceki yıllarda da bulmuştuk. Bu tür küvetler aslında bir depolama amacıyla kullanılıyor. Su depolaması, sıvı herhangi başka bir şey olabilir. Mayalama için kullanıldığını önerenler var. Ancak içerisinde organik bir doku ele geçirilemedi, eğer ele geçirilirse onun analizini yaptığımızda bunun ne amaçla kullanıldığını daha net söyleyebiliriz. Şu an büyük ölçekli bir küvetimiz var diyebiliriz" şeklinde konuştu.



Garibin Tepe kazıları da hızlanacak


Ayanis dışında yürütülen bir diğer önemli kazı alanı olan Garibin Tepe’de de bu yıl ciddi projeler hayata geçirilecek. Söz konusu çalışmalar tamamlandığında, Doğu Anadolu ve Urartu arkeolojisine yeni bir ivme kazandırılması hedefleniyor.



⁠Urartu’nun göz bebeği Haldi Tapınağı adım adım gün yüzüne çıkarılıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul "Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir" Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomun sessiz ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, "Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir. Özellikle 40 yaş sonrası ve risk gruplarındaki kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir" dedi. VM Medical Park Pendik Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Glokomun göz içi basıncının artışıyla göz sinirine zarar veren ve tedavi edilmezse görme kaybına yol açabilen kronik bir hastalık olduğunu belirten Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, "Glokom halk arasında göz tansiyonu olarak bilinir. Hastalık çoğu zaman sinsi şekilde ilerler ve erken dönemde hastalar herhangi bir belirti fark etmeyebilir. Bu nedenle glokom ‘sağlıklı gözün sessiz hırsızı’ olarak adlandırılır" dedi. ’’Görme kaybı geri döndürülemez’’ Glokomun retina ve optik siniri etkilediğini anlatan Op. Dr. İçağasıoğlu, hastalığın mekanizmasını şu sözlerle açıkladı: "Hastalık genellikle önce çevresel görmeyi etkiler. Başlangıçta hastalar görmelerinin iyi olduğunu düşünebilir, bu yüzden çoğu fark etmez. Ancak ilerledikçe görme alanı daralır ve ileri evrede tünel görme gelişebilir. Glokomda kaybolan retinal ganglion hücreleri ve optik sinir lifleri geri gelmez. Tedavinin amacı kaybedilen görmeyi geri kazandırmak değil, hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmaktır." Göz içi basıncının dalgalanmalarının da hastalıkta önemli rol oynadığını dile getiren Op. Dr. İçağasıoğlu, "Sadece ortalama basınç değil, gün içi dalgalanmalar ve özellikle gece yükselmeleri de sinir hasarını hızlandırır. Bu yüzden düzenli damla kullanımı ve takip hayati önemdedir" dedi. ’’Düzenli takip kritik önemde’’ Glokom tedavisinde düzenli kontrollerin ve ilaç uyumunun büyük önem taşıdığını belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, hastaların çoğu zaman kendilerini iyi hissettikleri için tedaviyi aksatabildiğini ifade etti. Op. Dr. İçağasıoğlu, "Glokom kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Göz içi basıncı kontrol altında tutulmazsa, sinir hasarı sessiz şekilde devam eder. Düzenli takip, OCT ve görme alanı testleri ile hastalığın ilerlemesini izlemek gerekir. Tedavi planı buna göre ayarlanır" şeklinde konuştu. ’’40 yaş sonrası göz muayenesi ihmal edilmemeli’’ Glokomda erken tanının görmenin korunmasında en önemli faktör olduğunu kaydeden Op. Dr. İçağasıoğlu, "Glokomda erken tanı görmenin korunmasında en önemli faktördür. Özellikle 40 yaşından sonra düzenli göz muayenesi ihmal edilmemelidir. Ailede glokom öyküsü bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Bu yüzden bu kişilerin daha erken yaşlardan itibaren düzenli göz muayenesi yaptırmaları gerekir" dedi. ’’Sağlıklı yaşam alışkanlıkları göz sağlığını destekliyor’’ Günlük yaşam alışkanlıklarının göz sağlığı üzerinde etkili olduğunu vurgulayan Op. Dr. İçağasıoğlu, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı önerilerini şöyle paylaştı: "Tempolu yürüyüş, hafif koşu ve yüzme gibi aerobik egzersizler göz içi basıncını birkaç birim düşürebilir ve gözün kan dolaşımını artırabilir. Ancak çok ağır kaldırma gibi basıncı artırabilecek egzersizlerden kaçınılması gerekir. Ayrıca uyku pozisyonu da önemlidir; yüzüstü uyumak veya sürekli aynı göz üzerine yatmak basıncı artırabilir. Bazı yoga hareketlerinde yapılan baş aşağı duruşlar da dikkatli uygulanmalıdır. Çok fazla kahve veya su, göz içi basıncını geçici olarak yükseltebilir. Sıvı tüketimini gün içine yaymak daha sağlıklıdır. Antioksidan açısından zengin beslenme ve sigaradan uzak durmak göz sinirini korumaya yardımcı olur." ’’Bebeklerde de görülebiliyor’’ Glokomun nadir de olsa bebeklerde görülebileceğini belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, konjenital glokom hakkında şunları söyledi: "Konjenital glokomda göz içi sıvısının dışarıya akmasını sağlayan yapıların gelişiminde bozukluk olur. Bu durum göz içi basıncının yükselmesine ve göz dokularında hasara yol açabilir. Bebeklerde aşırı göz sulanması, ışıktan kaçma, gözleri sıkma ve kornea bulanıklığı en sık görülen belirtilerdir. Ayrıca göz büyüklüğünde artış ve korneada ödem görülebilir. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır." Tedavinin genellikle cerrahi yöntemlerle yapıldığını söyleyen Op. Dr. İçağasıoğlu, "Erken dönemde yapılan müdahale ile görme büyük oranda korunabilir. Geç kalınırsa optik sinir hasarı kalıcı olur" dedi. Dünya Glokom Haftası mesajı Op. Dr. İçağasıoğlu, toplumda farkındalık oluşturmanın önemine değinerek şunları paylaştı: "Glokom sessiz ilerleyen bir hastalıktır. Belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir. Özellikle 40 yaş sonrası ve risk gruplarındaki kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir."
Samsun OMÜ’de "Cumhuriyet ve Kadınların Siyasal Temsili" söyleşisi Samsun Ondokuz Mayıs üniversitesi (OMÜ) Merkez Kütüphanesi’nde "Cumhuriyet ve Kadınların Siyasal Temsili" adlı söyleşi düzenlendi. Düzenlenen söyleşide; İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nuray Ertürk Keskin ve Eğitim Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Aydın konuşmacı olarak yer aldı. Türkiye’de kadınların ulusal ve yerel siyasetteki konumunu sayısal verilerle değerlendiren Prof. Dr. Nuray Ertürk Keskin, kadınların siyasi olarak güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksinin 2025 verilerini paylaşan Keskin, kadınların siyasal temsilinin önündeki engelleri sıralayarak bu engellerin aşılmasına yönelik önerilerini dile getirdi. Keskin, kadınların siyasette yer almaları kadar kamu politikalarına ilişkin talep ve program sahibi olmalarının da önemli olduğunu belirtti. Söyleşinin diğer konuşmacısı olan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Aydın ise Türk tarihinde ve toplumunda kadının yeri ile ilgili genel bir değerlendirme yaptıktan sonra Samsun’un ilk kadın milletvekili Ayşe Meliha Ulaş’tan bahsetti. 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün ardından düzenlenen söyleşide tarihe adını ilklerle yazdıran, siyasal temsilci ve milli mücadele döneminde etkin bir faal gösteren kadınlar konuşuldu. Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi destekleriyle düzenlenen söyleşi, teşekkür belgesi takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Manisa Köprübaşı Çileği altın sezonunu yaşıyor Mart ayında kilosu 200 liraya alıcı bulan coğrafi işaretli Köprübaşı Çileği, dört mevsim süren hasadı ve yoğun talebiyle hem üreticinin yüzünü güldürüyor hem de ilçe ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Manisa’nın en küçük ilçesi olan Köprübaşı’nda coğrafi işaretli çileğin üretimi dört mevsim aralıksız devam ediyor. Tadı, aroması ve kalitesiyle dikkat çeken tescilli Köprübaşı çileğinin mart ayında kilosu 200 liradan alıcı bulması ise üreticinin yüzünü güldürdü. Tarlaya gelen bazı alıcıların çilekleri kendilerinin toplaması ise dikkat çekti. İlçede yaklaşık 4 bin dekar alanda yetiştirilen Köprübaşı çileği, yaz ve kış aylarının ardından bahar ayında da hasat edilmeye devam ediyor. Büyük emekle toplanan çilekler, Manisa’nın yanı sıra çevre il ve ilçelerdeki pazarlarda tüketiciyle buluşuyor. Mart ayında da üretimini sürdüren çilek üreticisi Selçuk Kayacan, örtü altında 6 dekar, açık alanda ise 4 dekar olmak üzere toplam 10 dekarda üretim yaptığını belirtti. Kayacan, Köprübaşı çileğinin hem açık arazide hem de sera altında yetiştirilebildiğini ifade ederek, fiyatların üreticiyi memnun ettiğini söyledi. Çileğin kilosunun 200 liradan başladığını dile getiren Kayacan, "Toptancıların ilgisi güzel. Hatta bazı alıcılar tarlaya gelip çileği kendileri topluyor. Yüzümüz gülüyor, cebimiz para görüyor. İlçemizde dört mevsim çilek hasadı yapılabiliyor. Köprübaşı çileği artık markalaşmış bir ürün" dedi. Kayacan ayrıca Köprübaşı çileğinin Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret belgesiyle tescillendiğini hatırlatarak, ürünün yıl boyunca aranır hale geldiğini vurguladı. Köprübaşı’nda yaklaşık 500 üreticinin 4 bin dekarlık alanda çilek yetiştirdiği öğrenilirken, kış sezonunda üretimi artırmak için tünel sera çalışmalarının sürekli artarak devam ettiği bildirildi.