ÇEVRE - 23 Ekim 2025 Perşembe 12:15

Van Gölü kıyısında yosun tabakası oluştu

A
A
A
Van Gölü kıyısında yosun tabakası oluştu

Van’ın Erciş ilçesinde Van Gölü’nün kıyıya yakın bazı noktalarında yosun tabakası oluştu.


Sahilkent Mahallesi’nde göl yüzeyinin yosunlarla kaplandığı görüldü. İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, Van Gölü’nün yapısına dikkat çekerek gölün kirliliğe karşı oldukça hassas olduğunu söyledi. Akkuş, "Van Gölü’nün en büyük özelliklerinden birisi kapalı bir göl olması. Yani gölden dışarıya herhangi bir su çıktısı yok, dışarıdan da göle herhangi bir su girdisi yok. Gölün rakımı 1.650 metre. Diğer göllere göre çok yüksek bir göl" dedi.


Akkuş, gölün bulunduğu yüksek rakım ve sert iklim nedeniyle biyolojik döngünün yavaş olduğunu belirterek, "Bu durum Van Gölü’ndeki biyolojik döngünün yavaş olmasına sebebiyet veriyor. Yani Van Gölü kirliliğe karşı aslında çok kırılgan bir yapıya sahip. Yüzey alanı büyük fakat bulunduğu rakım ve iklim şartlarından dolayı kirliliğe karşı çok kırılgan" ifadelerini kullandı.



"Van Gölü’ne gelen her bir damla kirlilik gölde hapsoluyor"


Van Gölü çevresinde 1 milyondan fazla insanın yaşadığını hatırlatan Akkuş, artan nüfusun göl üzerindeki baskısını şöyle anlattı:


"Belki de tarihten beri Van Gölü’nün etrafında hiç bu kadar kalabalık bir nüfus olmamıştı. Artık tüketim toplumuna dönüşmüş durumdayız. Van Gölü etrafındaki 1 milyon insanın atıklarını düşündüğümüzde bu çok devasa bir miktar ediyor. Kapalı bir göl olması sebebiyle Van Gölü’ne gelen her bir damla kirlilik gölde hapsoluyor. Göllerin belli bir özümseme kapasitesi var ancak Van Gölü şu anda absorbe edeceğinden çok daha fazla kirlilik yükü alıyor."



"Göller aslında bize bazı mesajlar verir"


Gölün verdiği sinyallerin kirlilik yükünün arttığını gösterdiğini vurgulayan Akkuş, "Göller aslında bize bazı mesajlar verir. Bunlardan en barizi yosunlaşmanın veya ötrofikasyon dediğimiz hadiselerin görülmesidir. Geçmişte Van Gölü kenarında büyük yosun adacıkları görmezdiniz, taşlar kaygan ve yosunlu olmazdı. Ancak son 2-3 yıldır göl kenarında gezdiğinizde yosun adacıkları ve tamamen yosunla kaplanmış taşlar görüyorsunuz" diye konuştu.



"Kirli suların gölün absorbe kapasitesini aştığını gösteriyor"


Erciş ilçesi kıyısında son günlerde oluşan yoğun yosun tabakasına dikkat çeken Akkuş, "Van Gölü’nün kuzeyinde, Erciş’in önünde sahili boydan boya kaplayan ve kıyıdan yaklaşık 700-800 metre açığa kadar uzanan devasa bir yosun adası oluştu. Bu, göle gelen kirli suların gölün absorbe kapasitesini aştığını gösteriyor. Azot ve fosfatça zengin atık suların göle karışması sonucu göl bu şekilde tepki veriyor" ifadelerini kullandı.



"Van Gölü için tek bir damla kirli su dahi çok fazla"


Kirliliğin devam etmesi halinde gölde ciddi ekolojik sorunların yaşanacağını belirten Akkuş, "Eğer bu kirli sular göle bu şekilde karışmaya devam ederse, zaten kirliliğe karşı kırılgan bir yapıda olan göl için iyi şeylerden bahsetmemiz mümkün değil. Özellikle kıyı kesimlerde bir süre sonra kötü kokular oluşacak ve buradaki su kuşları ile inci kefalleri bu durumdan olumsuz etkilenecek. Bu saatten sonra Van Gölü için tek bir damla kirli su dahi çok fazla" dedi.



"Doğal kaynakların parayla bir karşılığı yok"


Van Gölü’nün korunması için arıtma tesislerinin tam kapasiteyle çalıştırılması gerektiğini vurgulayan Akkuş, "Doğal kaynakların parayla bir karşılığı yok. Van Gölü’nün maviliğini, güzelliğini parayla alamazsınız. Bu yüzden ülkemizin nazar boncuğu olan Van Gölü’nün korunması için her türlü tedbirin alınması ve arıtmaların tam kapasiteyle çalıştırılması gerekiyor" şeklinde konuştu.



Van Gölü kıyısında yosun tabakası oluştu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Konyaspor ile Trabzonspor 50. randevuda Konyaspor, Trendyol Süper Lig’in 31. haftasında sahasında karşılaşacağı Trabzonspor ile 50. kez rakip olacak. Bordo-mavililerin 25’e 12 galibiyet üstünlüğü bulunuyor. Trendyol Süper Lig’in 31. haftasında Konyaspor, yarın saat 20.00’da Konya Büyükşehir Stadı’nda Trabzonspor ile karşı karşıya gelecek. Ligde yeşil-beyazlılar 9 galibiyet, 10 beraberlik ve 11 mağlubiyetle topladığı 37 puanla 9. sırada yer alıyor. Bordo-mavililer ise 19 galibiyet, 8 beraberlik ve 3 mağlubiyetle aldığı 65 puanla 3. sırada bulunuyor. Süper Lig’de 50. randevu Konyaspor ile Trabzonspor, Süper Lig’de 50. kez karşı karşıya gelecek. İki takım arasında daha önce oynanan 49 maçta Konyaspor 12 kez sahadan galip ayrılırken, Trabzonspor 25 defa rakibini mağlup etti. İkili arasındaki 12 karşılaşmada ise kazanan taraf çıkmadı. Söz konusu maçlarda Konyaspor 58 kez gol sevinci yaşarken, Trabzonspor 80 defa rakip fileleri havalandırdı. İki takım Konya’da 24 kez karşı karşıya geldi. Konyaspor bu maçlarda 6 kez kazanırken, 8 müsabakadan yenilgiyle ayrıldı. 10 mücadele ise beraberlikle sonuçlandı. Konyaspor sahasındaki maçlarda 27 kez gol atma başarısı gösterirken, Trabzonspor 28 defa gol sevinci yaşadı. Ligin ilk yarısında Trabzon’da oynanan karşılaşma 3-1’lik Trabzonspor’un galibiyeti ile sonuçlanmıştı. Konyaspor, evinde 9 maçtır kaybetmiyor Konyaspor, Trendyol Süper Lig’de evinde 9 maçtır kaybetmiyor. Konya temsilcisi bu süreçte 3 galibiyet, 6 beraberlik elde ederken, evinde son mağlubiyetini 11. haftada Samsunspor’a karşı 3-1’lik skorla almıştı. Yeşil-beyazlı ekip son olarak Ziraat Türkiye Kupası Çeyrek Final maçında Fenerbahçe’yi eleyerek adını yarı finale yazdırdı. Halil Umut Meler düdük çalacak Konyaspor ile Trabzonspor arasında oynanacak karşılaşmayı hakem Halil Umut Meler yönetecek. Meler’in yardımcılıklarını Murat Tuğberk Curbay ve Osman Gökhan Bilir yapacak. Karşılaşmanın dördüncü hakemi ise Yusuf Adnan Kendirciler olacak.
Gaziantep Bulaşıkçıydı, patron oldu Gaziantep’te 4 çocuk annesi Fatma Kalkan, aşçı olan eşine destek amaçlı başladığı restoranda kendi işinin patronu oldu. Fatma Kalkan’ın eşi Abdullah Kalkan 7 yıl önce aşçı olarak çalıştığı iş yerinden ayrılarak kendi iş yerini açmaya karar verdi. Şehitkamil ilçesindeki KÜSGET Sanayi Sitesi’nde Gaziantep’in yöresel yemeklerini yapıp sattığı restoranı tek başına çalıştırmakta zorlanan eşine destek amacıyla iş yerinde çalışmaya başlayan 35 yaşındaki Fatma Kalkan, ilk önce temizlik ve yemek işlerini yaptı. Daha sonra eşine yemek yapımında yardım etmeye başlayan Kalkan, erkek egemen bir sektör olarak bilinen yemek sektöründe gösterdiği başarıyla adından söz ettirmeye başladı. Firik pilavı, yuvalama, içli köfte, malhıtalı köfte ve dolma gibi yöresel yemekleri de mevcut olan menüye ekleyen Kalkan’ın yaptığı yemekler büyük bir ilgi görünce restorandaki tüm yemekleri kendisi yapmaya başladı. Kadınlara ilham kaynağı oluyor Temizlik ve yemek yapmak için eşinin yanında çalışmaya başladığı restoranın patronu olmanın büyük mutluluğunu ve gururunu yaşayan Kalkan, kadınların istedikten sonra başaramayacakları hiçbir işin olmadığını söyledi. "Tezgahımızda kendi kültürümü yansıtmak istedim" Aşçı olan eşine destek olmak amacıyla adım attığı sektörde yükselişinin diğer kadınlara örnek olmasını dileyen Kalkan, "Eşim aşçıydı, aşçılığı bıraktıktan sonra ‘kendi iş yerimizi açalım’ dedik. Eşim kendi işini kurduktan sonra ‘bana destek olur musun?’ dedi. Ben de eşime ‘sana her türlü destek olurum’ dedim. Bu şekilde başladık. Gaziantep’imizi daha iyi temsil etmek için bize ait yöresel yemeklerimizi yapmaya başladım. Normalde toplu yemek yapıyorduk. Sonra yöresel yemek satışı yapıp satan restoran olarak devam etmeye başladık. Gaziantep’imizi tanıtmak istedim. Ben Baraklı’yım ve tezgahımızda da kendi kültürümü yansıtmak istedim" dedi. "Ev hanımlığından geliyorum" Çocukluğundan beri yemek yapmayı sevdiğini belirten Kalkan, "İlk yola çıktığımızda çok zorluklarla karşılaştık. Ben ev hanımlığından geliyorum. Çok küçük yaşta evlendim, hep yemeğin içerisindeydim. Dolayısıyla eşin de aşçı olunca daha çok yemeğin içerisinde oluyorsun. 4 çocuk annesiyim. İlk iş yerimi açtığımızda küçük kızım 9 aylıktı. Kızımı da kendimle iş yerime getiriyordum. O dönem daha çok stok olarak çalışıyordum. İçli köftemi, yuvalamamı, mantımı ve mercimekli köftemi stok halinde yapıyor ve satıyordum" şeklinde konuştu. "Yapamazsın diyenler çok oldu" Yakınlarının ve çevresindekilerin "Kadınsın, yapamazsın, çok zorlanırsın" demesine rağmen yılmadan azim ve kararlılıkla yoluna devam ettiğini belirten Kalkan, "Ben bir kadınım diye bana çok zorbalık yapan da oldu. ‘Yapamazsın’ diyenler çok oldu. Çevremden o desteği pek fazla göremedim. Annem ve babam bana çok destek oldu. ‘Ben bu işe başladım ve bu işi devam ettireceğim’ dedim. Azim, hırs ve kararlılıkla işimi devam ettirdim. Bu yolda batmak da var, yükselme de var’ dedim. Rabbim yardımcı oldu. Allah’a şükür iyi yerlere geldiğimizi düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Yemeklerin hepsini ben yapıyorum" Eşine destek olmak amaçlı çıktığı bu yolda patron olduğunu belirten Kalkan, "Ben hep kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalıştım. İş yerimin bütün kontrolünü elime aldım. Buradaki bütün her şey benim kontrolümdedir. Dışarıdan asla kesinlikle bir ürün almıyorum. Yemeklerin hepsini ben yapıyorum ve yemeklerde kullandığım salça, baharat ve zeytinyağını da ben yapıyorum. Hem ev hanımı olarak hem de çalışan bir bayan olarak yoluma devam etmek istiyorum. Çünkü benim geçmişim ev hanımlığından geliyor. 7 senedir çalışma hayatının içerisindeyim. Eğitimimi sonradan tamamladım" dedi. "Güçlü bir kadın olmak için bu yola girdim" Temizlik ve yemek yapmak için eşinin yanında çalışmaya başladığı işini şimdilerde ise patron olarak sürdürdüğünü söyleyen Kalkan, "Kendi ayakları üzerinde durmak isteyen her kadın bunu başarır. Ev hanımlığını da yaşadım. Kendi ayaklarım üzerinde de durdum. Gerçekten bir kadının kendi parasını harcaması gibisi yoktur. Kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olmak, güçlü bir kadın olmak kadar güzel bir şey yoktur. Birisinden bir şeyler istemek çok zor. Ama kendi ayaklarının üzerinde durursan, kendi paranı kazanırsan daha güçlü olursun. Kendi ayakları üzerinde durmayı başaran kadınlar daha güçlü olur diye düşünüyorum ve daha değer görür" diye konuştu.
Aydın Didim 2. Ege Lezzetleri Festivali sürüyor Ege mutfağının köklü geçmişi ve zengin tatlarını bir araya getiren 2. Didim Ege Lezzetleri Festivali, renkli görüntülere sahne olmaya devam ediyor. Didim Belediyesi tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenen festival, eşsiz lezzetleri ve kültürel zenginlikleriyle katılımcılardan büyük ilgi görüyor. Festivalin ikinci gününde Türkiye’nin dört bir yanından gelen ziyaretçiler ve üreticiler bir araya gelirken, stantlarda sergilenen yöresel ürünler ve geleneksel tarifler büyük beğeni topladı. Etkinlik boyunca düzenlenen tadım etkinlikleri, atölyeler ve gösteriler, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunuyor. Etkinliğin 2.gününde gerçekleştirilen, Michelin Anahtar Sahibi Ömer Özcan ve Şef Orçun İdiz eşliğinde Mavraki: Didim’in Gizli Balığı Sahneye Çıkıyor isimli Workshop, Prof. Dr. Hasan Yıldırım ve Nihal Kadıoğlu Çevik tarafından gerçekleştirilen Kökten Geleceğe: Gelenek mi, Gelecek mi? isimli Workshop, Prof. Dr. Hüseyin Üreten, Doç. Dr. Sedat Akkurnaz, Dr. Fatma Buse Akkurnaz tarafından gerçekleştirilen Workshop - Miletliler Ne Yerdi? Merveilleux Patisserie & Shortcut Artisan Şef Merve Burcu Akbulut eşliğinde Workshop - Bugün Bir Tatlı Yapmıyoruz Sadece Onu Bu Coğrafyanın Kimliğine Dönüştürüyoruz, Şef Damla Uğurtaş eşliğinde Akköy’den Michelin Çıkar mı? ve Ege Otu ve Gurme Restoran İkilemi isimli workshop katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü Festival alanında Ege’nin birbirinden özel yemekleri, zeytinyağlıları, ot yemekleri ve deniz ürünleri ziyaretçilerin beğenisine sunulurken, yerel üreticiler de ürünlerini tanıtma fırsatı buluyor. Katılımcılar hem lezzet yolculuğuna çıkıyor hem de Ege kültürünü yakından tanıma imkânı elde etti. Festival Göz Dolduruyor Didim Ege Lezzetleri Festivali, sadece gastronomi tutkunlarını değil, aynı zamanda kültür ve sanat meraklılarını da kendine çekiyor. Renkli görüntüler, samimi atmosfer ve zengin içerik, festivali bölgenin en dikkat çekici etkinliklerinden biri haline getiriyor. Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay yaptığı açıklamada, festivalin her geçen yıl büyüyerek daha geniş kitlelere ulaştığını vurgulayarak, "Ege’nin eşsiz mutfak kültürünü ve yerel değerlerimizi tanıtmak amacıyla hayata geçirdiğimiz Didim Ege Lezzetleri Festivali’nin ikinci yılında da yoğun ilgi görmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Bu festival sadece lezzetleri buluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda üreticilerimizi destekliyor, kentimizin tanıtımına katkı sağlıyor. Halkımızı bu güzel atmosferi paylaşmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı. Ege’nin bereketini ve misafirperverliğini en iyi şekilde yansıtan festival, Didim’in tanıtımına da önemli katkı sağlarken, katılımcılara unutulmaz anlar yaşatmaya devam ediyor.
İstanbul İTO Başkanı Avdagiç, iş dünyasının gündemini değerlendirdi İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "Ekonomi yönetimi başarılı bir kurgu ve risk yönetimi yaptı. Kazanımlarımızı yok saymak mümkün değil. Gelinen aşamada ise savaşın getirdiği şartlarla birlikte iş dünyasının beklentileri de dikkate alınarak bugüne kadar finans ağırlıklı, rezerv ağırlıklı, baskılanmış kur ağırlıklı sürdürülen politikaya birkaç noktada güncelleme gelmesi gerektiğini düşünüyoruz" değerlendirmesinde bulundu. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, gazetecilere yaptığı açıklamada iş dünyasındaki güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Avdagiç, ekonomi yönetiminin üç yılı aşkın bir süredir başarılı çalışmalarıyla Türkiye’nin döviz rezervlerinde sıkıntılı bir tablodan oldukça makul bir noktaya gelindiğini, dışarıdan fon tedarik konusunda önemli bir hedefe ulaşıldığını vurguladı. Savaşla ortaya çıkan gelişmelerle birlikte meseleye geniş bir çerçeveden bakılmasının doğru olacağı görüşünü dile getiren Avdagiç, "Biraz daha büyük resme bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Ekonomik programın hedeflerini realize etmek için iş dünyası olarak elimizden gelen katkıyı vermeye çalıştık. Bunun için ciddi bir bedel de ödedi iş dünyası" ifadesini kullandı. "Savaş dengelerde değişikliklere yol açtı" Avdagiç, 2026’nın ikinci yarısına doğru daha makul bir döneme geçilmesinin öngörüldüğü bir sırada çıkan bölgesel savaşın yurt içi ve yurt dışı dengelerde değişikliklere yol açtığını söyledi. Şekib Avdagiç, "Buna dikkat etmek lazım. Konuya sadece basit bir faiz artışı ya da sabit kalması zaviyesinden bakmanın çok doğru, gerçekçi ve sonuç odaklı olacağını öngörmüyorum. Bütüncül olarak ekonomi süreçlerinin, iş dünyasının sürdürülebilirliği açısından gözden geçirilmesi gereken bir döneme girdiğimizi öngörüyorum" değerlendirmesini yaptı. Avdagiç, şöyle devam etti: "Ekonomi yönetimi başarılı bir kurgu ve risk yönetimi yaptı. Kazanımlarımızı yok saymak mümkün değil. Gelinen aşamada ise savaşın getirdiği şartlarla birlikte iş dünyasının beklentileri de dikkate alınarak bugüne kadar finans ağırlıklı, rezerv ağırlıklı, baskılanmış kur ağırlıklı sürdürülen politikaya birkaç noktada güncelleme gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şüphesiz program dinamik bir süreç içeriyor. Evet burada enflasyonla mücadeleyi kenara koymayacağız ama bir ince ayar ile programdaki kur politikasını, ihracat rejimini, ithalat rejimini gözden geçirmemiz lazım. Hepsini içeren bir süreci kurgulayıp çok hızlı hayata geçmemizin gerektiğini düşünüyorum." "Türkiye’deki mal ihracatı, ithalatın yüzde 75’inin altına düşmemeli" Avdagiç, Türkiye’nin ithalatın cazip, ihracatın zorlaştığı bir konumda bulunduğunu belirterek, "Türkiye’deki mal ihracatı ‘asla ve asla’ ithalatın yüzde 75’inin altına düşmemeli. 2026’da yüzde 69 seviyesinde bulunuyor" uyarısında bulundu. İTO olarak döviz kuru ile enflasyon arasındaki korelasyona uzun süredir dikkat çektiklerine işaret eden Şekib Avdagiç, sadece yılın ilk çeyreğinde döviz kurunda yaklaşık yüzde 3’lük artışa karşılık enflasyonda kümülatif yüzde 10’luk bir artış yaşandığını aktardı. Avdagiç, "Geriye doğru gittiğiniz zaman bu makasın daha da arttığını ve ihracatın zorlaştığı, ithalatın kolaylaştığı bir döneme girdiğimizi görüyoruz" dedi. Avdagiç, 2026 için mal ve hizmet ihracatında ortaya konulan 410 milyar dolarlık hedefe dikkat çekerek, "Bu hedefe ulaşmamız çok önemli, değerli ve başarılması gereken bir hedef. Bunu çok önemsemeliyiz" ifadesini kullandı. "Teşviklerin tabanı genişletilmeli" Sanayide dönüşümün dünyanın hiçbir ülkesinde kısa vadede sağlanamayacağına işaret eden Avdagiç, yatırım kararından ürünün piyasaya sunulmasına kadar geçen sürenin 1,5 ile 3 yıl arasında değiştiğini vurguladı. Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) ve HIT30 gibi teşvik paketlerinin ülke menfaati açısından doğru çalışılmış konular olduğunu, uygulamada ise büyük oranda en üst ölçeğe odaklandığını ifade eden Avdagiç, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na KOBİ’lerin OBİ’lerine (orta-büyük işletmeler) yönelik bir düzenleme önerisinde bulunduklarını aktardı. Avdagiç, "Bu gelir paketinin yüzde 30’unu OBİ’lere vererek orta ölçek firmalara yönelmek yararlı olur. Sadece en büyükler üzerine kurgulanmış bir yapıyla bu konuda netice almak çok uzun zaman alacaktır. Tabanın genişletilmesi doğru olacaktır" diye konuştu. "Gümrük Birliği’nin güncellenmesi vizeden de önemli" Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde "Made in EU" düzenlemesinde 3 aşamalı bir sürecin ilk aşamasının olumlu geçildiğini belirten Avdagiç, "Ticaret Bakanlığımız bu konuda titiz bir çalışma gerçekleştirdi ve önemli bir başarı elde etti. Bununla birlikte daha önümüzde epey meşakkatli, zor bir yolumuz olduğu da muhakkak" dedi. Gümrük Birliği güncellemesinin kritik önem taşıdığını vurgulayan Avdagiç, bu konunun vizeden de önemli olduğunun altını çizdi. Avdagiç, Türkiye’nin ithalat tarafında AB rejimine tabi olduğunu ancak ihracat tarafında AB’nin sahip olduğu avantajlardan yararlanamadığını aktardı. Avdagiç, "AB Hindistan’la anlaşma yaptı. Biz Hindistan’ın Avrupa Birliği’ne sattığı şartlarla Türkiye’ye ithal etmek zorundayız. Ama AB’nin Hindistan’a sattığı şartlarla Hindistan bizden mal almak zorunda değil. Türkiye’nin mutlaka ithalat ayağında AB regülasyonlarına tabi olduğu gibi ihracat tarafında da tabi olması lazım" dedi. Savunma sanayii ve enerjide yerli üretim vurgusu Savaş sürecinin çok dinamik ilerlediğini belirten Avdagiç, yaşananların ABD-Çin arasındaki rekabetin bir yansıması olarak okunmasının daha doğru olabileceğini söyledi. Türkiye’nin enerjide çeşitlendirme ve yerli üretim konusunda aldığı mesafeye dikkat çeken Avdagiç, "Yurt içinde güneş enerjisine, rüzgar enerjisine yapılan yatırımlarda Avrupa’da biz en önde gelen ülkelerin başında geliyoruz. Güneş panelleri üretiminde ve rüzgar türbini kanatları üretiminde yerli üretim önemli bir aşamaya geldi. Bazı günler yenilenebilir enerji yüzde 50’yi geçti. Çok ciddi bir rakam" dedi. Avdagiç, doğalgaz ve petrolde yerli üretimin belli bir miktara ulaşıldığını belirterek, enerjide birçok ülkede konuşulan felaket senaryolarının Türkiye’de gündeme gelmediğini kaydetti. Avdagiç, Almanya’da benzinin son dönemde euro bazında yüzde 40’a varan oranda arttığını hatırlatarak, Türkiye’de eşel mobil uygulamasının domino etkisini önlemesi bakımından psikolojik olarak çok önemli olduğunu vurguladı. Savaşın, harp konseptini de değiştirdiğini dile getiren Avdagiç, "Bu savaştan sonra dünya harp konsepti çok ciddi bir dönüşüme uğrayacak. Savunma sanayinde yaptığımız yatırımların ne kadar önemli ve değerli olduğu ortaya çıktı. Şirketlerimiz hemen gaza basmaya başladı. Birikmiş bir altyapı var. Üretim kabiliyeti var" dedi. "Asgari ücrette mevcut sürecin muhafaza edilmesi makul olur" Büyüme dinamiklerinde iki ana kaleme dikkat çeken Avdagiç, ihracatın ve yatırımların büyümeye katkısının belirleyici olduğunu belirtti. Savaş şartları nedeniyle Körfez ülkelerine yönelik ihracatta azalma yaşandığını ve bu kaybın savaş sona erse dahi kısa sürede yerine gelmeyeceğini belirten Avdagiç, dünya genelinde tüketim ve zaruri olmayan mal alım kararlarının ötelendiği bir dönem yaşandığını söyledi. Avdagiç, asgari ücrette ara zam beklentilerine ilişkin bir soruyu da "Asgari ücret yılda bir defa düzenleniyor. Şu anda mevcut sürecin muhafaza edilmesi makul olur" yanıtını verdi.