GÜNDEM - 23 Temmuz 2025 Çarşamba 16:59

Van’ın tek gümüş kakma ustası mesleğini yaşatıyor

A
A
A
Van’ın tek gümüş kakma ustası mesleğini yaşatıyor

Van’da el sanatları ustası Berke Tomar, 10 yıl önce hobi olarak başladığı gümüş kakma işçiliğini mesleğe dönüştürdü.


Yaklaşık 10 yıl önce tamamen kendi ilgisiyle başladığı gümüş kakma sanatını zamanla geliştirerek profesyonel hale getiren Berke Tomar, edindiği bilgi ve tecrübelerle Van’da özel bir atölye kurdu. Sabır ve incelik gerektiren bu geleneksel mesleği tutkuyla sürdüren genç usta, kehribar taşına hem makineyle hem de el emeğiyle küçük oyuklar açıyor. Ardından bu oyuklara yerleştirdiği gümüş kakma taneleriyle, her biri sanat eseri niteliğinde tespihler ortaya çıkarıyor.


Tomar’ın elinden çıkan ürünler, yerli ve yabancı koleksiyoncuların ilgisini çekerken, Van’ın kültürel mirasını yaşatma çabası da takdir topluyor. Geleneksel el sanatlarını geleceğe taşımayı hedefleyen Tomar, kaybolmaya yüz tutmuş bu mesleği yaşatmak için çalışmalarını sürdürüyor.


İHA muhabirine konuşan gümüş ustası Berke Tomar, gümüş kakma sanatının büyük bir sabır, ilgi ve sevgi istediğini belirtti. Ürettiği her tespih boncuğunda emeği olduğunu ifade eden Tomar, "Günümüzde teknolojiden de yararlanarak bu işlemeleri yapıyoruz. Kehribarın üzerine çizim yaptıktan sonra oyma işini tek tek el emeğiyle yapıyoruz. Ardından gümüş tel ile kakma işlemini gerçekleştiriyoruz ve sonrasında zımpara ile cilalama yapıyoruz. Tüm bu işlemler sonucunda kehribar taşlı tespihler bir sanat eserine dönüşüyor" dedi.


Gümüş kakma işleminin oldukça zahmetli olduğunu vurgulayan Tomar, "Günlük olarak bir tespihi zor tamamlayabiliyorum. Bu nedenle mesleğe çırak bulmakta zorluk çekiyoruz. Gençler zorlukları görünce hemen bırakıyor. Bazen bir boncuk tanesine 360 oyuk açabiliyoruz. Bu oyukların kakması ise oldukça zaman alıyor. Bu işçiliği Van’a biz kazandırdık ve alnımızın teriyle icra etmeye çalışıyoruz" diye konuştu.



Van’ın tek gümüş kakma ustası mesleğini yaşatıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa "Makyaj yaparken göz sağlığınızdan olmayın" Yanlış ve bilinçsiz kozmetik ürün kullanmanın ve makyajda hijyene dikkat etmemenin, göz sağlığı açısından büyük risk oluşturduğunu belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Şermin Ünal İpçioğlu, bilinçsiz göz makyajının alerji, göz enfeksiyonları ve tahrişe bağlı cilt hastalıkları gibi pek çok soruna yol açabildiğini söyledi. Makyaj malzemeleri kişiye özel olması gerektiğini, ürünlerin açıldıktan sonra genellikle 3-4 ay içinde tüketilmesinin önemli olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Şermin İpçioğlu, "Aksi halde bakteriler oluşabilir. Göz makyajı yapılırken, eyeliner ve göz kalemi gibi ürünler gözün iç kısmına sürülmemelidir. Kozmetik ürün kullanımında pek çok hata yapılıyor. Bunlardan biri de makyaj malzemelerinin başkalarıyla paylaşılmasıdır. Göz enfeksiyonu geçirmekte olan bir kişiye makyaj malzemenizi verirseniz, gözünüz enfeksiyon kapabilir. Mağazalarda veya ortak kullanım alanlarında bulunan deneme ürünleri de göz sağlığınızı tehdit edebilir" dedi. "Kullanım süresi dolan makyaj ürünü bitmese bile atılmalı" Her kozmetik ürünü gibi makyaj malzemelerinin de belirli bir kullanım süresi olduğuna dikkat çeken Op. Dr. İpçioğlu, "Makyaj malzemeleri açıldıktan sonra belli bir süre içinde kullanılmalıdır. Bu süre genel olarak 3 ya da 4 ay olarak kabul edilmekle birlikte, makyaj malzemesinin özelliğine göre süre değişebilir. Kullanım süresi dolan malzeme bitmese bile atılmalıdır. Çünkü süresinden daha fazla kullanılan makyaj malzemelerinin hemen hemen hepsinde bakteri ürediği kanıtlanmıştır" diye konuştu. "Gözdeki yağ bezleri tıkanabilir" Makyaj malzemelerinde bulunan etkin ve koruyucu maddelerin alerjik bünyesi olan kişilerde göz alerjisine neden olabileceğini vurgulayan Op. Dr. Şermin Ünal İpçioğlu, şu bilgileri verdi: "Alerjik bir bünyeniz varsa ve birden çok kozmetik ürünü aldıysanız, bunları sırayla denemeli ve alerji yapmadığına emin olduğunuz ürünleri kullanmaya devam etmelisiniz. Kirpik diplerinde göz sınırlarını belirgin hale getirmek için eyeliner veya göz kalemi kullanırken, kirpiklerin göze yakın olan iç kısmına değil, dışına sürmeye dikkat etmelisiniz. Çünkü kirpiklerin göze yakın olan iç kenarlarında gözyaşına katkıda bulunan Meibomean yağ bezleri bulunur. Bu bezler, makyaj yapılırken tıkanırsa gözyaşı kalitesizleşir ve gözde batma, yanma, kızarma gibi rahatsızlıklara sebep olabilir. Hatta göz kapağında arpacık gibi enfeksiyonlar gelişebilir. Rimel, kalem, far gibi göz makyajı ürünlerini uygularken, uygulama yönü gözden dışarıya (uzağa) doğru olmalıdır. Böylece ürünleri sürmek için kullandığınız fırça, kalem gibi araçların saydam tabakaya (kornea) batma ihtimali azalır. Makyaj yaparken bir ürün gözünüze batarsa önce bol suyla yıkamalı, gözde rahatsızlık devam ederse göz hekimine danışılmalıdır."
Antalya 15 yıldır kayıp kızının izini süren gözü yaşlı anne: "Gülistan Doku dosyası ile umutlandık, bir mezar bile insana umuttur" Ankara’nın Sincan ilçesinde 15 yıl önce kaybolan 14 yaşındaki Melike Toyguncu’nun annesi Fatma Toyguncu, kızının akıbetinin aydınlatılması için yıllardır verdiği mücadeleyi sürdürürken, faili meçhul dosyalar için kurulduğu açıklanan birimin kendilerine umut olduğunu söyledi. Toyguncu, "Adalet Bakanımız bir birim kurmuş, çok mutlu oldum. Faili meçhul cinayet kalmayacak, hepsi çözülecek diyor. Yıllardır kızımın hayaliyle yaşadım, artık yavrumu ölü ya da diri bağrıma basayım, mezarında toprağına sarılayım Bir mezar bile insana bir umuttur" sözleriyle kızının ölü ya da diri bulunmasını istedi. Ankara’nın Sincan ilçesinde 18 Ocak 2011 tarihinde henüz 14 yaşındayken ablasına YGS formu almak için evden çıkan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Melike Toyguncu’nun ailesinin 15 yıllık bekleyişi sürüyor. Kızının kaybolduğu günden bu yana mücadeleyi bırakmadığını söyleyen anne Fatma Toyguncu, sorumluların gereken cezayı almasını ve Melike’nin akıbetinin ortaya çıkarılmasını istedi. Melike Toyguncu, 2011 yılında üniversite sınavına hazırlanacak ablası Şerife’ye form almak için evden ayrıldı. Ailesinin başvurusu üzerine olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Yapılan incelemelerin ardından dört sanık hakkında dava açıldı. 2015 yılında karara bağlanan dava, Yargıtay tarafından bozuldu ve 2018 yılında yeniden görülmeye başlandı. Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanıklar, "kasten öldürme", "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma", "uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanma", "çocukları fuhuşa teşvik etmek veya yaptırmak" ve "çocuğun nitelikli cinsel istismarı" suçlamalarıyla yargılandı. Sanıklardan 9 yıldır cezaevinde bulunan 2’sine geçen yıl yapılan karar duruşmasında 6 yıl 3 ay hapis ve 4 bin TL para cezası verildi. Yargılama sürecinde tutuklu kaldıkları süre cezalarına sayıldığı için Melike’yi evinde sakladığı öne sürülen sanık C.Y. 4 ay önce tahliye edilirken, kaçırdığı iddia edilen M.A. ise cezaevinde bulunuyor. Diğer iki sanık ise delil yetersizliği nedeniyle serbest bırakıldı. "O gün bugündür ne yavrum beni gördü, ne ben yavrumu gördüm" Kızının kaybolduğu günü anlatırken gözyaşlarına hakim olmakta zorlanan anne Fatma Toyguncu, Melike’nin kaybolduğunda henüz 14 yaşına yeni girdiğini belirterek, "Melike’m 14 yaşına yeni girmişti. 2011 yılının 18 Ocak tarihinde ablasına YGS formu almaya gitti. Ekmeği, formu almış. O gün bugündür ne yavrum beni gördü, ne ben yavrumu gördüm. Dört kişi tarafından benim yavrum alıkonuldu. Bir binanın bodrum katına kapatıldı. Aylarca işkencelere maruz kaldı. Yasaklı madde kullanan kişilerin arasında kaldı. Orada çok kötülükler yaşandı. Ev 6 ay sonra bulundu. O evde yavrumun saç telleri, tokası, tişörtü bulundu. DNA’ları bizimdi. Ben o gün bugündür 15 yıldır yavrumun arkasındayım. Hiçbir zaman mücadelemi bırakmadım" diye konuştu. "Yavrumun akıbeti belli olmadan bu insanlar dışarı nasıl çıkarılıyor" Yargılama sürecinde bazı sanıkların tahliye edilmesine tepki gösteren anne Toyguncu, kızının akıbeti bilinmeden verilen kararların kendisini daha da yaraladığını söyledi. Toyguncu, "Günü geldi mahkemeler kuruldu. Sanıklardan ikisi cezaevine atıldı. C.Y. adlı kişi 4 ay önce serbest bırakıldı. Daha benim yavrum bulunmadan, yavrumun akıbeti belli olmadan bu insanlar dışarı nasıl çıkarılıyor? Belki M.A. da çıkarılacak dışarı. Benim yavrumun nerede olduğu öğrenilmeden, bulunmadan, benim yavrum bana teslim edilmeden neden çıkarılıyor? Kaç tane daha Melike’nin canı yanacak? Kaç tane daha Melike yok olacak, ziyan olacak? Ben şimdi bunun peşindeyim. Allah evlat acısını hiçbir anneye tattırmasın. Düşmanıma dahi tattırmasın diyorum. Biz çok acı çektik. Mücadelemizi hiç bırakmadık. Yine de bırakmamaya kararlıyım" dedi. "Faili meçhul cinayet kalmayacak denmesi beni umutlandırdı" Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, bakanlık olarak faili meçhul dosyalarla ilgili bir birim kurulduğunu açıklamasının ardından yeniden umutlandığını söyleyen Fatma Toyguncu, bu adımın yalnızca kendi ailesi için değil, evlatlarının akıbetini öğrenmek isteyen tüm aileler için önemli olduğunu ifade etti. Toyguncu, "Adalet Bakanımız bir birim kurmuş, çok mutlu oldum. Faili meçhul cinayet kalmayacak, hepsi çözülecek diyor. Çocuğum için 15 yıldır mücadele veriyorum. Çocuğum bulunamadı diye yaşamış mı oluyor? Ne olduysa o evde oldu. Sakladıkları o izbe, hücra evde oldu. Dört kişinin arasında benim yavrum yok oldu. O evde benim çocuğuma ait eşyalar bulundu. Ne kadar delil olacaktı? Hep çelişkili ifadeler verildi. Biri diğerinin üzerine attı. Benim yavrum bulunmayacak bir çocuk değildi. Neden bulunmadı? Neden hem evladıma hem bize 15 yıl bu acı yaşatıldı" şeklinde konuştu. "Devletimden, Adalet Bakanımızdan, İçişleri Bakanımızdan olayımızın çözülmesini istiyorum" Kızının dosyasının yeniden ele alınmasını isteyen Toyguncu, yetkililere çağrıda bulunarak, Melike’nin başına ne geldiğinin açıklığa kavuşturulmasını talep etti. Toyguncu, "Ben artık devletimden, Adalet Bakanımızdan, İçişleri Bakanımızdan, yetkililerden olayımızın çözülmesini istiyorum. Melike’miz gibi kızlarımızı hep takip ediyorum. Yavrularımız yok olup, solup gitmesin. Gereken cezalar verilsin" dedi. Kızının adını duyduğunda dahi nefesinin kesildiğini söyleyen Toyguncu, başka kayıp dosyalarında yaşanan gelişmelerde kendi evladından haber almış gibi sevindiğini ancak Melike için aynı mutluluğu yaşayamadığını dile getirdi. Toyguncu, "Melike deyince benim artık kalbim duruyor. Melike deyince benim nefesim kesiliyor. Bir olay çözüldüğü zaman Melike’m bulunmuş gibi seviniyorum. Ben sevinemedim, bu mutluluğu yaşayamadım. Ne ölüsünü bulabildim ne dirisini bulabildim. Kendi imkanlarımla çok savaştım. Artık benim yavrum, çocuğum bulunsun" ifadelerini kullandı. "Gün geldi, bir kemiğine razı oldum" 15 yıldır kızının bir fotoğrafına bakarak yaşadığını belirten Toyguncu, artık yalnızca Melike’nin akıbetini öğrenmek istediğini söyledi. Acılı anne Toyguncu, "Sadece resimlerine baktım yıllarca, resimleriyle avundum. Benim yavrum bulunsun. Ben artık rica ediyorum, yalvarıyorum bir anne olarak. Bu acı çok zor. Bu kadar delilin içinde kaçıranı, götüreni, saklayanı belli olup da bulunamaması çok zor. Adalete güvenmek istiyorum. Bu adalet bir tek bana lazım değil, adalet herkese lazım" dedi. Kızının hayatta olup olmadığını bilmeden yaşamanın iki ayrı acı arasında kalmak olduğunu dile getiren Toyguncu, şöyle devam etti: "Benim yavrum bulunsun. Gün geldi, bir kemiğine razı oldum, bir parça kemiğine razı oldum. Yaşıyorsa yaşıyor, ölüyse ölü. Bu ne kadar zor, iki acının ortasında. Dile kolay, 15 senedir yavrumla ben ayrıyım. Sarılamadım, öpemedim, koklayamadım bu dünyada. Bir kere göreyim, bir kere sarılayım yavruma. Akıbetini öğreneyim. Benim yavrumun bulunamamış olması, yavrumun hayatta olduğunu göstermez. Bu cinayete kurban gitmemiş olduğunu göstermez. Benim yavrumu nereye gömdülerse, ne yaptılarsa konuşsunlar. Benim Melike’min hakları yok muydu? O bu vatanın evladı değil miydi?" "Biz neyin cezasını çektik" Kızının dosyası için yıllardır adliye koridorlarında mücadele ettiğini belirten Toyguncu, "31 mahkeme oldu. Bir tanesine gitmemezlik yapmadım. Her mahkemesine gittim. Niye biz bu kadar süründük? Biz neyin cezasını çektik? Onlar işlediği suçun cezasını bile çekmezken cezayı çeken biz olduk. Cezayı çeken benim kızım oldu. Yeter artık, ben dayanamıyorum. Ben gerçekten adalet istiyorum. Adalet aradım ben bu ülkede. Yıllarca adalet arayışı içine düştüm" dedi. "Bu birimin kurulması bütün faili meçhul dosyalara ışık oldu" Faili meçhul dosyalar için kurulan birimin kendisi gibi bekleyiş içinde olan ailelere umut olduğunu vurgulayan anne Toyguncu, "Bu birimin kurulması hepimize, bütün faili meçhul cinayetlere ışık oldu. İnşallah benim gibi bekleyişte olan bir sürü anne var. Hepsini takip ediyorum. Allah onların da acılarını dindirsin. Kimse kendi başına kayıp olmaz. Onun arkasında mutlaka bir kaybeden vardır. Çocuklarımız ziyan olmasın. Çocuklarımızı yok eden kirli eller elini kolunu sallayarak gezmesin. Gereken cezayı alsın. Kayıplar bulunsun" ifadelerini kullandı. Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeleri de yakından takip ettiğini söyleyen Toyguncu, "Gülistan Doku açığa çıkarıldı, ona da çok sevindim. Allah annesine, babasına büyük sabırlar versin, dayanma gücü versin. Hep bu ailelerle biz zaten aynı durumdayız. Çok sevindim, çok mutlu oldum. Kendi evladım bulunmuş kadar sevindim" dedi. "Bayram geliyor, benim evime bayram mı giriyor" Kızının kaybından sonra bayramların ve Anneler Günü’nün kendisi için acıya dönüştüğünü söyleyen Toyguncu, "Benim yavrum çocuktu daha, 13 yaşı yeni bitmişti. Son doğum gününü yaptım. Bayram geliyor, benim evime bayram mı giriyor, girmedi. Hiçbir bayramı ben daha yaşayamadım. Anneler Günü geliyor, ben her Anneler Günü kahroluyorum. İki evladım daha var, hep onlardan kaçtım. Keşke anne olmasaydım, annelik çok zormuş" diye konuştu. Kızının nerede, ne halde olduğunu bilmeden yaşadığını belirten anne, "O bensiz nasıl yaşadı Bir anneyi evladından ayırdılar. Nerede, ne halde, ne durumda. Madde bağımlısı mı oldu. Öldürüp yok ettiler belki. Benim yavrum bulunsun, yalvarıyorum. Benim dosyam artık çözülsün. Ben bunu istiyorum. Bir anne olarak yalvarıyorum. Benim gibi anneler haykırmasın, dosyaları çözülsün, evlatlarına kavuşsun, umutları olsun" dedi. "Bir mezar bile insana umuttur" Kızının ölü ya da diri bulunmasını isteyen Toyguncu, artık karanlıkta beklemek istemediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir mezar bile insana bir umuttur. Gider başında ağlarsın. Ama böyle kör bir karanlık. Hayatta mı, öldü mü, yaşıyor mu. İki ateşin ortasında. Denizlerin suyunu benim üstüme boşaltsalar, bu ateş sönmüyor. İlk günkü gibi acı. Devletim duysun, acımı dindirsin. Yok muydu bu olayı çözecek, benim yavrumun akıbetini ortaya çıkaracak, sonuçlandıracak kimse. Belki olmadı, ihmaller oldu, her şey yaşandı. Çok koştum, sonuç alamadım. Ama artık istiyorum ki bugünden sonra bir şey olsun. Yaşadığım bütün acılarımı geride bırakayım. Kızımın hayaliyle yaşadım, artık yavrumu ölü ya da diri bağrıma basayım, mezarında toprağına sarılayım."
Kırıkkale TEKRAR Toprak kayması meydana gelen köyde 9 yapı zarar zarar gördü Kırıkkale’nin Delice ilçesine bağlı Derekışla köyünde kuvvetli yağışın ardından meydana gelen heyelanda 9 yapı zarar gördü. Evi kullanılamaz hale geldiği için güvenli alana yerleştirilen yaşlı kadın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ederek, "Bizi buraya taşıdılar, soba koydular. İyilik unutulur mu" dedi.Olay, Kırıkkale’nin Delice ilçesi Derekışla köyünde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, etkili olan kuvvetli yağışın ardından toprak kayması meydana geldi. Yaşanan toprak kayması sebebiyle 9 yapı zarar gördü.İhbar üzerine bölgeye AFAD ve jandarma ekipleri sevk edildi. Heyelan sebebiyle Kemal Karaburçak (73) ve eşi Döndü Karaburçak’ın (72) yaşadığı kerpiç evin duvarlarında çatlak ve yarılmalar oluştu. Kullanılamaz hale gelen ev, ekiplerin incelemesinin ardından tahliye edildi. Yaşlı çift, Delice Kaymakamlığı tarafından geçici olarak köyde bulunan sağlık evine yerleştirildi. Hasar gören diğer 8 yapıda ise ikamet eden vatandaşın bulunmadığı öğrenildi."Allah, Erdoğan’dan bin kat razı olsun"Evinden tahliye edilen Döndü Karaburçak, "Evler yarıldı. Sabah muhtara bildirdim. Muhtar geldi, jandarmayı aradı. Allah Cumhurbaşkanımız Erdoğan’dan, jandarmadan ve Kaymakamdan bin kez razı olsun. Bizi buraya taşıdılar, yardım ettiler. ‘Şurada durun’ dediler, soba koydular. İyilik unutulur mu" dedi.Kemal Karaburçak ise sabah evinin çevresindeki yarıkları fark ettiğini belirterek, "Sabah uyandığımda evin arka tarafının yarıldığını gördüm. Aşağı indim, baktım aşağı taraf yarılmış. Muhtarı aradık. Yanına gidip durumu söyledim. O da jandarmayı aradı. Kaymakam geldi, AFAD’dan ekipler geldi" diye konuştu.Derekışla köyü muhtarı Kenan Çakıltepe, heyelanı fark etmelerinin ardından kısa sürede ilgili kurumlara bilgi verdiklerini ifade ederek, "Kemal Karaburçak’ın evinin acil olarak boşaltılması gerektiği belirtildi. Vatandaşımızı köyümüzde sağlık evi olarak kullanılan boş bir yere tahliye ettik. Sobasını yaktık, eşyalarını taşıdık. Jandarmamız da yardım etti, Allah hepsinden razı olsun. Biz müteşekkiriz. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Allah hepsinden bin kat razı olsun. Her zaman onların yanında olduk, onlar da bizim yanımızda oldu" şeklinde konuştu.Köy sakinlerinden Haydar Demirtaş ise, "Allah devletimize zeval vermesin. Devletimiz şimdiye kadar her zaman bizim yanımızda oldu" ifadelerini kullandı.
Antalya Tramvayın altına giren yavru kedi, yolcuları ve durak görevlilerini alarma geçirdi Antalya’da duraktaki tramvayın altına giren ve vatman tarafından fark edilen yavru kedi için hem görevliler hem yolcular seferber oldu. Ellerinde fırça sapları ve sopalar ile tramvayın altındaki kediye ulaşmaya çalışan görevliler ve yolcuların çabalarıyla yaklaşık 20 dakikanın sonunda yavru kedi tramvayın altından koşarak çıkmasının ardından sefer yeniden başladı. İlginç olay, Antalya kent merkezi İsmetpaşa tramvay durağında yaşandı. Tramvay durağa yanaştığı anda vatman, kamera ve aynalardan tramvayın altına yavru kedi girdiğini fark etti. Hemen duraktaki görevlileri uyaran ve yolculara durumu anlatan vatman ile birlikte vatandaşlar ve durak görevlileri yavru kediyi tramvayın altından çıkarabilmek için harekete geçti. Durumu fark eden çevredeki esnaf da ellerinde fırça sapları ile tramvayın altındaki kediye ulaşarak çıkmasını sağlamaya çalıştı ancak sonuç alınamadı. Cep telefonundan kedi sesi açtılar Bu arada bazı yolcular cep telefonlarından kedi sesi açarken bazıları da kedi maması getirdi ama bu çabalar da sonuç vermedi. Yere yatarak kedinin hareketlerini gözlemleyen, ses ve sopa ile yavru kediyi uzaklaştırmaya çalışan görevliler ve esnaf çaresiz kalınca itfaiyeye haber verilmesi kararlaştırıldı. Bu sırada son çare olarak vatman kontrollü bir şekilde tramvayı birkaç metre hareket ettirdi. Tramvayın hareket ettiğini fark eden yavru kedi bir anda tramvayın altından fırlayıp içecek otomatına girdi. Görevliler ve yolcular rahat bir nefes alırken yaklaşık 20 dakikanın ardından seferler kaldığı yerden devam etti.